Stresten En Çok Etkilenen Organlar

Stres vücudunuzun değişik durumlara ve duygulara karşı verdiği fiziksel ve duygusal gerginliklerin bütünüdür, genellikle hayal kırıklığı, sinir veya kızgınlık ile tetiklenebilir.

Belli bir seviyeye kadar stres pozitif bir şey olarak algılanabilir çünkü stres vücudun tehlikelerden ve risklerden kaçınmasına yardımcı olan doğal bir reaksiyondur.

Fakat bir çok insan hayatlarının belirli bir döneminde yüksek stres seviyelerine maruz kalmıştır, bu da fiziksel ve duygusal sağlık açısından ciddi problemler teşkil etmektedir.

Günümüz dünyası çok komplike ve talepkar olduğu için, insanların yüksek strese maruz kalma olasılığı artmaktadır, ve bir insan stresi daha fazla tecrübe ettikçe kontrol etmesi daha da zorlaşan bir hal alır.

En endişe verici nokta şudur ki, stresten muzdarip olan insanlar bunu azaltmak için pek bir şey yapmazlar ve bu da stresin sağlıklarının önündeki en büyük engel haline gelmesine sebep olur.

Son dönemlerde Amerikan Psikoloji Birliği (APA) tarafından yapılan bir çalışmastrese maruz kalan yetişkinlerin %40’ının uyumakta zorlandığını göstermiştir.

Buna ek olarak, stresin vücudunuzdaki belli başlı organların fonksiyonunu değiştirmesine yol açtığını ve bu şekilde hayat kalitenizi azalttığını biliyor muydunuz?

Stresin hayatınızı nasıl etkilediği hakkında daha iyi bilgi verebilmek için, bugünkü yazımızda bu problemden etkilenerek en çok hasara uğrayan 8 organdan bahsedeceğiz.

Cilt

akne

Stres vücudunuzun enflamatuvara uğramasına sebep olur, bu da cildinizin gözeneklerinin kapanması ile sonuçlanır. Bu kapanma ciltte kırmızılıklar ve iritasyon oluşturur, ciltte yağın birikmesine sebebiyet verir.

Toparlamak gerekirse, stres aknenin temel sebeplerinden birisi olabilmektedir.

Akciğerler

Akciğer fonksiyonunuz stres tarafından zayıflatılabilir, bağışıklık sisteminiz de çeşitli dışsal faktörlere cevap vermekte zorlanarak zayıflayabilir.

Brezilya’daki Sao Paolo Üniversitesi, astım ve stresin arasında bir ilişkinin olabileceğini ve sonuç olarak bunun akciğerlerinizin fonksiyonunun zayıflamasına yol açabileceğini bulmuştur.

Kalp

Yüksek stres seviyesinden oluşan gerginliğin devamı, kolesterolünüzü, kan basıncınızı ve kan dolaşımınızdaki trigliserit seviyesini arttırabilir.

Ulusal İlaç Kütüphanesi tarafından yayımlanan bir makalede, kronik stresten muzdarip olan insanların sağlıklı bir kalp atış hızı edinmekte zorlandıklarının görüldüğü açıklanmıştır.

Gözler

goz

Baverya Klinik – Avrupa Göz Enstitüsü tarafından yürütülen bir çalışmada aşırı seviyedeki fiziksel ve duygusal stresin gözlerin etrafında titremeye yol açtığı söylenmiştir çünkü stres göz kapaklarını açıp kapatmaya yarayan küçük bir kas grubunu tetiklemektedir.

Buna ek olarak, stres gözlerin etrafındaki iltihaplanma (enflamatuvar) ve flu görüş ile de ilişkilendirilmektedir.

Karaciğer

Stres hormonlarının birikmesi karaciğer tarafından üretilen ve görevi karaciğerhastalığına yol açan karaciğer gözelerini yok etmek olan hücreleri değiştirebilir.

Beyin

Aşırı stres vücudun kortizol olarak bilinen hormonunun üretiminin artmasına yol açar. Aşırı kortizol seviyesi ise beynin frontal korteksini etkileyebilir, beynin bu bölümü de karar verme ve hafıza ile sorumludur.

Böbrekler

böbrek

Kortizol seviyesi stres yüzünden arttığında, böbrekleriniz fosfat salgılar, bu da kas zayıflığına, raşitizm gibi kemik hastalıklarına ve daha fazlasına yol açabilir.

Bağırsaklar

Bağırsaklarınızın sağlığı vücudunuzun genel sağlığı ile doğrudan bağlantılıdır,bu yüzden de bağırsağınıza ve bütün sindirim sisteminize yeterince özen göstermeniz gerekir.

Stres olduğunuzda, bağırsaklarınızda oluşan problemler gaz, kas ağrıları ve enflamasyona sebep olur.

Aşırı stres ile nasıl savaşırsınız?

yürüyüş

Günlük hayatınızın bir parçası haline gelen stresle savaşmak için, aşağıdaki önerileri uygulamayı deneyin. Bu şekilde stresin sağlığınızı negatif etkilemesinden kaçınabilir, stres seviyelerini azaltabilirsiniz.

 

Eğer yüksek seviyedeki stresten şikayetçi yüzlerce insandan biriyseniz, aşağıdaki önerilerden bir ya da bir kaçını denemekten korkmayın:

  • Yoga, dans, yüzme gibi rahatlama tekniklerini veya aromaterapiyi deneyin.
  • Her gün biraz da olsa spor yapın.
  • Aktivitelerinizi gerçekten size göre olan, uygun zaman dilimleri çevresinde planlayın.
  • Çalışırken, esneme hareketleri veya birazcık temiz hava almak için molalar verin.
  • Kendinizi şımartmaya zaman ayırın ve hoşlandığınız, zevk aldığınız şeyleri yapın.
  • Negatif insanlardan uzak durmaya özen gösterin.
  • Beslenme düzeninizde olumlu değişimler yapın.
  • Daha fazla su içmeye özen gösterin.
  • Tütün kullanımı veya aşırı alkol tüketmek gibi kötü alışkanlıkları bırakın.
  • Reiki yapın
  • Sevdiğiniz arkadaşlarla görüşün
  • Ilık duş alın
  • Access bilinçaltı temizliği yapın
  • kaynak: sağlığa bir adım
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bahar Alerjilerine Karşı Alınabilecek 10 Önlem…

  • Neye karşı alerjiniz olduğunu öğrenin
  • Dışarıda mutlaka polen maskesi takın
  • Ev ve ofisinizi sabah saatlerinde değil, öğleden sonra havalandırın
  • Otomobil camlarını gerekmedikçe açmayın ve polen filtrelerini değiştirmeyi unutmayın
  • Gözlerin yanını da örten güneş gözlükleri kullanın ve sık sık gözlüklerinizi polen yapışabileceği için yıkayın
  • Eve geldiğinizde kıyafetlerinizi değiştirin, burnunuzun içini temizleyin, duş alın
  • Polen mevsiminde açık havada spor yapmayın
  • Yıkanan çamaşırları mümkünse kurutma makinasında kurutun. Nem, ev içi alerjenlerin gelişimini tetikleyebileceğinden yatak-oturma odalarında çamaşırlarınızı kurutmayın
  • Evcil hayvanlarınızı yattığınız odaya almayın
  • Özellikle bu dönemde toz, sigara dumanı, boya kokusu, parfüm gibi etkenlerden uzak durun
  • kaynak: medical akademi
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Balkonunuzu Sebze ve Meyve Bahçelerine Çevirecek 10 Doğa Dostu Bilgi

Keşke hepimiz şöyle devasa bahçeli evlerde otursak da gönlümüzce meyve sebze yetiştirebilsek, onları dalından koparıp taze taze yemenin tadına varabilsek. Ama ne yazık ki pek çoğumuzun böyle bir şansı yok.

Şansımız olmadı diye hemen isteklerimizi bir kenara mı bırakıyoruz peki? Elbette hayır. Alıyoruz toprağımızı, saksılarımızı artık ne gerekiyorsa, koyuluyoruz işe. Balkonumuz varsa balkonumuzu yoksa güneş gören, bitki yetiştirmeye müsait nasıl bir yer bulabilirsek orayı, yemyeşil bir bahçeye dönüştürüyoruz.

Çünkü hayat onlarla çok daha güzel. Hem belli mi olur sağlığın yanında bize şans da getirirler, kocaman bahçelerimiz olur belki.

İlk bilmeniz gereken: Saksı ve toprak seçimine özen gösterin

yerlitohum

Balkonda sebze yetiştirmeye karar verdiyseniz ilk önce, alacağınız saksı ve toprağa önem vermelisiniz. En az 40 santimetre genişliğinde bir saksı almaya, saksının altında deliklerin mutlaka bulunmasına ve saksıyı koyabileceğiniz yüksek bir yer olmasına özen gösterin. Saksının plastik olması da hem hafifliği hem de nemi daha uzun süre tutması nedeniyle işinizi kolaylaştıracaktır, bizden söylemesi.

Aynı şekilde, saksıya koyacağınız toprak da alelade bir toprak olmamalı. Poşetlenerek satılan ve sebze yetiştirmeye uygun olan özel toprakları tercih etmelisiniz.

Salkım salkım: Saksıda domates yetiştirme

nebatlar

Sulu sulu, mis kokulu domatesleri bulmak gün geçtikçe zorlaşırken kendinize bir güzellik yapın, domatesinizi evde yetiştirin istedik. Domatesin içindeki çekirdekleri biriktirerek yapabileceğiniz bu uygulamada, çekirdekleri nemli bir bezde bir gün kadar bekletin.

Ardından, aldığınız toprağı saksıya koyun, üzerine organik bir toprak türü olan torfekleyin ve çekirdekleri gelişigüzel serpiştirin. Üzerine yeniden torf ekleyin ve sulayın. Çabuk çimlenmesi için üzerini siyah bir poşetle kapatabilirsiniz. Çimlendikten sonra saksıya her gün düzenli olarak su verin ve güneş ışığına doğrudan maruz kalmayan ama aydınlık bir alanda domateslerinizin yetişmesini bekleyin.

Kolaycılık önerisi: Çekirdek biriktirmek ya da tohum aramak zor geliyorsa basit bir önerimiz de var. Domatesleri yuvarlak dilimler haline getirin ve doğrudan toprağa koyun, üzerine yine bir miktar organik toprak ekleyin ve tamam.

Bibersiz asla diyenlere: Saksıda biber yetiştirme

dekoryasam

Hazır bahar gelmişken evi biberlerle doldurmak lazım. Biber tohumlarını da tıpkı domates çekirdekleri gibi toprağa ekebilirsiniz. Daha hızlı bir çimlenme yakalamak istiyorsanız ekim sırasında toprağınızın soğuk değil, ılık hatta sıcak olmasına da özen gösterebilirsiniz. Çimlenme sonrasıysa kesinlikle güneşin doğrudan etkisi altında olmayan bir yerde tutmalısınız.

Bitkinizin dallanması için fidenin tepelerinden minicik parçalar koparabilirsiniz. Ama dikkat, tekniğini iyice öğrenmeden bu işe girişmeyin, biberleriniz ziyan olmasın.

Adeta dekoratif süs: Saksıda çilek yetiştirme

gastrorganik

Çilekler çıktı ama pahalılığından el sürülmüyor. O zaman evde yetiştirsek, mis gibi kokusuyla tüm balkonumuzu sarsa, sulu sulu yesek ya dedik. Tohum ya da fide olarak bulabileceğimiz çilekleri saksılara tıpkı diğer ekimlerde yaptığımız gibi ektik. Ancak iş bu kadarla bitmiyor. Çilek biraz emek istiyor.

Toprağın sürekli nemli olması gerekiyor mesela. Bunun için de sulamayı ihmal etmemek gerekiyor. Ama altında da fazla su birikmemesi gerekiyor çünkü birikirse kökleri hızla çürümeye başlıyor. Suyuna dikkat edip güneşini de esirgemeyince her şey çok güzel oluyor. Misler gibi çilekleriniz dallardan sarkmaya, kıpkırmızı olmaya başlıyor. Sonra da afiyetle yeniyor tabii.

Her eve lazım: Saksıda soğan ve sarımsak yetiştirme

dekoryasam

Neredeyse her yemekte kullandığımız soğan ve sarımsakları taze taze yemeye ne dersiniz? Sapını ayrı, gövdesini ayrı sevdiğimiz bu muhteşemleri en kolay taze sarımsak ve soğanları alıp filizlendirerek ya da doğrudan filizlenmiş hallerini kullanarak yapabilirsiniz. Toprağa ektikten sonra suyunu eksik etmemeyi ve güneş gören ama çok da sıcak olmayan ortamlarda tutmanız gerektiğini unutmayın, yeter.

Kütür kütür yenir: Saksıda salatalık yetiştirme

hobifikir

Diyetlerin yıldızlarından olan salatalıklar da saksıda yetiştirebileceğimiz güzelliklerden. Çeşit çeşit salatalıklardan ister turşu yapmak için ister de kütür kütür yemek için ekebilirsiniz. Tohumlarını toprağa koyduktan sonra üzerlerini eşit olacak şekilde ince bir toprak tabakası ile kapatın. Sulamasınıysa yağmurlama şeklinde yapın. Sonra da afiyetle tüketin.

Yazın biriciği: Saksıda karpuz yetiştirme

sibel-ish.blogspot

Yaz gelse de karpuz peynir yesek diye konuşmaya başladık bile. O zaman “Karpuzu kendimiz yetiştirsek de bir an önce olsa ya” dedik. Yazın evin her köşesinden fırlayan karpuz çekirdeklerini toprakla buluşturduk, suyunu da eksik etmedik. Biraz büyükçe bir saksının içinde mutluluğu buldu, nur topu gibi oldu. Elbette dışarıdan aldığınız karpuzlar kadar büyük olmasını beklemeyin çünkü bunlar doğal ve saksıda yetişti.

Çok minnoş çok mayhoş: Saksıda limon yetiştirme

ilansokagi

Hiçbir limon evde kendi yetiştirdiğiniz gibi olmaz. Öyle minnoş öyle güzeller ki yemeye bile kıyamazsınız bunları. Limon çekirdeklerini çıkarıp nemli pamukta tıpkı çocukluğumuzda fasulyelere yaptığımız gibi filizlendiriyoruz. Ardından filizlenen limon çekirdeklerini saksıya taşıyoruz. Saksının yerini çok değiştirmeyip suyunu da toprak hep nemli kalacak şekilde verince mis kokulu limonlarımız yüzünü gösteriyor.

Mis gibi yemekler için: Saksıda patlıcan yetiştirme

jeyyu

Karnıyarıktan imam bayıldıya çeşit çeşit yemeğiyle bizi mutlu eden patlıcanı da evde, hatta saksıda yetiştirebilirsiniz. Patlıcan tohumlarını alıp toprağa ektikten sonra 10 gün kadar oda sıcaklığında bekletin. Çimlendiğini gördükten sonra saksıyı daha aydınlık ve serin bir yere taşıyın. Arada toprağını havalandırın ve suyunu düzenli olarak verin. Patlıcanlarınız yakın zamanda yemek olmaya hazır hale gelecektir.

kaynak: yemek.com

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Doğduğunuz Mevsime Göre Kişiliğiniz

 

Yapılan araştırmalara göre (burç yorumları dışında) doğduğunuz mevsimin kişiliğiniz üzerinde büyük etkileri var.

İLKBAHAR İNSANI

Herşeyin ortasını bulabilen, sevecen insanlardır. Çoğu kış ayındaki dondurucu soğuğu ve yazın kavurucu güneşini sevmez. Genel olarak psikolojik mesleklere yatkın ve içi kıpır kıpır olan insandır. Monotonluktan hoşlanmaz, hareket etmez. Muhabbeti bazen sıkıcı olur. Diğer insanlara oranla güneşin batışını seyretmeyi daha çok sever. Genel olarak pozitif düşünmeye çalışır. İlkbahar insanı olarak bir bayanın (diğer kadınlara oranla) en çok hoşlanacağı hediye çiçektir. Papatyaları ve çimlere uzanıp kafa dinlemeyi severler.  Sevdiği meyveler arasında incir, elma ve üzüm ön sırada olur.

KIŞ İNSANI

Sobanın üzerindeki kestane en sevdiği şeydir. Kışın soğuk anları onu katı bir kişiliğe sahip kılsa bile aslında içinde yumuşak huylu bir insan yatmaktadır. Şömine sesi ona her zaman huzur verir, sıcak tutan giyecekler ve giysiler her zaman favorisidir. Genelinin yüzü bembeyazdır ve etrafından “peynir gibisin” tepkisini alabilirler :) Kardan adam yapmak favori eğlencesidir. Yaz aylarında gördüğü kar tanesi veya kardan adam gibi ufak süslemeler onu mutlu edebilir. Sevdiği hediyeler genel olarak ufak biblolar veya kalın tarz giysilerdir. Kış kadınının en büyük sorunu da kalın kıyafetlerin onu şişman göstermesi olsa bile bunu kış sevgisi uğruna görmemezlikten gelebilir. En sevdiği meyveler arasında elma, nar ve kivi bulunur.

YAZ İNSANI

İçi nutella gibi tatlı ve yumuşaktır :))  Kış/sonbahar aylarında havanın en ufak bir derece artışında şort giyme meraklısı olurlar (genellikle kadınlar). Güneşi görmesi içindeki o şen şakrak insanın belli olması için yeterlidir. Terlemek onun kitabında yazmaz. Mayo ve bikinilerinin yanında plaj havlusu 4 mevsim hazırdır. En sevdiği şey de şezlong da uzanıp, güneşlenmektir. Dolabının %50 sinden fazlası yaz kıyafetleri ile dolu olur. Her zaman yaz gelse de havuz başında/ sahilde meyve kokteyli içsem diye bekler :) Soğukluk namına sevdiği tek şey karpuzdur. Kış alarında her zaman bir tarafı eksik gibi hisseder ve kişilik olarak da çok şefkatli ve cana yakın olurlar. Hediye olarak da orjinal fikirler taşıyan farklı tarzda eşyalar severler.

SONBAHAR İNSANI

Sonbahar insanının istisnasız hepsi hüzne ve şömine başında içilebilecek kahveye aşıktır. Yalnız kalmayı sever, gelecek hakkında çok fazla hayal kurarlar. Bir çoğunun kalbi şefkat doludur. Dışarıda esip saçlarına dolanabilecek en ufak bir meltem onları mutlu edebilir. Sade bir kişiliğe sahiptir. 6. hisleri diğer insanlara göre çok daha kuvvetli olur. Yazın bitimi ve kışın gelişi arasında kalan bu insanlar mükkemmel bir anın bile sonunu fark edebilir ve ona göre yaşarlar. Geneli çok sakin ve sessiz olur. Sessizlikleri aslında onlar için çok şey ifade ederken, diğer insanların onları anlaması (genel olarak) pek mümkün olmaz. Sessiz olabilirler ama iç dünyalarında istedikleri bir şey varsa onu kazanabilmek için çok fazla çaba sarf ederek, inat ederler. En sevdiği meyveler arasında mandalina, muşmula ve kızarmış sulu armut bulunur. Genel olarak sade ve küçük hediyelerden hoşlanır, en ufak bir şeyde mutlu olurlar :)

kaynak: oanada bak

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

DUYGUSAL ÇÖPLERİNİZİ BOŞALTMA TERAPSİ

 

İşinize yarayan ne varsa bilgisayarınızda saklar; işe yaramayan, güncelliğini yitirmiş ne varsa bu kutuya atarsınız. Olmazsa, geri dönüşüm kutusunu da boşaltır, tüm işe yaramaz şeyleri bir defada uzay boşluğuna gönderiverir, bir daha yüzünü bile görmezsiniz.

Peki, yaşanmış, bitmiş, güncelliğini kaybetmiş, artık üzerinizde hiçbir etkisi kalmamış ya da sadece olumsuz tortularını taşıdığınız duygularınızdan ne haber? Yaşadığınız anda bile hoşlanmadığınıza karar verdiğiniz anılar… Eski aşklarınızı ne yaptınız mesela? Yoksa yaşanıp bittikten, üzülüp bunalıp stresini çektikten sonra onları ahde vefa olsun diye kaldırıp beyninizin en kıymetli yerindeki duygusal çöplüğünüze mi attınız? Attınız, buraya kadar güzel. Acaba onlar şimdi o çöplükte, canınız ne zaman sıkılmak ve kendinize bunalım yaratmak isterse çıkarıp çıkarıp kullanılmak üzere emre amade mi bekliyor?

Sizi Üzen Duyguları Artık Yanınızda Taşımayın!

Bazen şöyle bir cümle söylendiğini duyarım da, kanım mı donsun, kahkahalarla güleyim mi şaşırır kalırım. Mesela kimi arkadaşlar der ki; “Ben eski aşklarımın hiçbirini unutmadım, yaşadığım ne varsa anılarımda, aklımda.”

Aferin. Bu kadar vefalı olduğunuz için kendinizi tebrik edebilirsiniz; bir de tenekeden madalya takın bari! Zihninizde kaç tane yaşanıp bitmiş aşk, yaşanmış ama kötü bitmiş ilişki, ne bileyim kazık atmış, sizi üzmüş arkadaşlarınızla ilgili anılar, kısaca canınızı sıkıp sizi üzebilecek ne varsa sakın bir yere göndermeyin. Ömrünüzün sonuna dek beraber yaşayın!

İnkar edemem; aşk güzel bir duygudur. Bizi mutluluktan bebekler gibi zıplatır, kış ortasında bahar yaşatır, mutlu olmamızı sağlar.

Vefa da güzeldir. Yaşanılmış olayları, insanları, ilişkileri, aşkları unutmamak gerekir. Peki ama biz? Kendimize olan vefa borcumuz? Kendimize karşı yerine getirmemiz gereken görevlerimiz ve sorumluluklarımız?

İçimizdeki duygu çöplüğü bana göre gerçek bir bomba gibidir. Nasıl ki bir çöp bidonu, içine tehlikeli maddeler atıldıkça sessiz sakin şişer, dolduğunda da patlar; içimizde taşıdığımız ve hoşlanmadığımız ne varsa doldurduğumuz ‘Duygu Çöplüğü’ de işte böyle tehlikeli bir bölgedir.

Aşk güzeldir elbet. Doğar, büyür, yaşar. Ama unutmamak lazımdır ki bir gün mutlaka biter. Doğası gereği bitmek zorundadır. Tarihe mal olmuş ünlü aşklara baktığınızda göreceksiniz ki, ya kadın ölmüştür, ya erkek… Aşkları da araya ölüm engeli girip bitmeye fırsat bulamadığından, tarihe mal olmuştur. Son aşama hep bitiştir; bu kaçınılmaz. Bitişlerden sonra da zavallı ruhumuzda iyiler yanında kötü olayları da mı tutacağız? Bize kendimizi kötü hissettiren olayları zihnimizde, duygu çöplüğümüzde neden barındıralım?

Zihnimizi Çöplerinden Kurtarma Aşamaları

Gelin isterseniz bugün beynimizin “Duy-gu Çöplüğü” bölümünde bir tarama çalışması yapalım. Bizi üzen, bunaltan, mutsuz eden, süründüren ne varsa onları aklımızdan çıkarıp uzayın boşluklarına bir daha buluşmamak üzere gönderelim. Bunu başarmak için de şu sıralamayı takip edelim:

Öncelikle evimizin içinde kendimize sakin bir yer bulalım. Mekan seçimi size ait olup ses ve gürültüden etkilenmeyeceğiniz, rahatsız edilmeyeceğiniz bir yer olması gerekmektedir.

Terapimizi yapacağımız mekanın renkleri ise rahatlatıcı, pastel renklerden seçilmiş olmalı. Renk seçim imkanımız yok ise, hiç olmazsa oturduğumuz yere yeşil, mavi, pembe, sarı gibi renklerin pastel tonlarından oluşmuş veya bu da bulunamıyorsa beyaz bir örtü örtmek yeterli olacaktır.

Mekan seçimini yaptıktan sonra yanımıza bir adet kalem ve bol miktarda küçük kağıt (hatırlatma kağıtları boyutunda olması yeterli), bir adet kutu, bir de kulaklıkla hareketli bir müzik dinlememize imkan verecek herhangi bir alet alarak, yalnız kalabileceğimiz ve rahatsız edilmeyeceğimizden emin olduğumuz anda mekanımıza çekilelim.

Rahatça oturabileceğimiz bir pozisyonda yerimize yerleşip kendi içimize dönerek duygu çöplüğümüzde tarama yapmaya başlayalım. Bu taramayı yaptıkça aklımıza gelen her olay bir diğerini çağıracak, birbiri ardına kötü anılarımız yavaş yavaş sıraya dizilmeye başlayacak.

Her bir kağıdın üzerine ayrı ayrı canımızı sıkan, bizi üzen, bunaltan hangi anımız varsa onları kısa notlar halinde yazalım.

İçimizde varolanları bitirdiğimize ve hepsini kağıda döktüğümüzü düşündüğümüz anda yazma işlemine son verelim.

Kağıtlarımızı sıraya koyalım. Mekanımıza çekilirken yanımıza almış olduğumuz kutuyu yakınımızda bir yerlere koyalım. Müziğimizi dinlemek üzere kulaklıklarımızı takalım. Dinlemek üzere seçtiğimiz parçaların hareketli bir tempoda olmasına özen gösterelim; çünkü ağır ritimli parçalar bizim dağılıp anılarımıza dalmamıza neden olur.

Sıraya koyduğumuz kağıtları teker teker alıp okuyalım (tercihen sesli), okuyup bitirdikten sonra da buruşturup çöp sepetine atalım. Bu işlemi yaparken gözlerimizi kapatalım. Bu arada bu olayın beynimizin içinden dertop olup kağıdımızı attığımız kutuya düştüğünü hayal edelim.

Yazdığımız kaç adet kağıt varsa hepsi için aynı işlemi uygulayalım. Tüm kağıtlarımız bittiğinde, bunları doldurduğumuz kutuyu da alıp hepsini akan bir suya keyifle boşaltalım. Akar su hiçbir zaman kir barındırmaz, kötü anılarımıza da layık oldukları finali yaşatacaktır

Bu terapiyi, olumsuz hisler bizi ne zaman rahatsız ederse tekrar uygulayabiliriz. Lütfen unutmayın, bunu vefasız olduğumuzdan veya insanlara değer vermediğimizden değil, sadece karmakarışık hislerle baş başa kalmak yerine, biraz olsun ferahlamak ve ruhumuzu rahatlatmak için yapıyoruz. Önce de söylediğim gibi aşk güzeldir; yaşanılanlardan ise sadece güzel olanlar muhafaza edilmeye layıktır. Bizi rahatsız eden ne varsa uzaya yollayıp hem rahatımızı kaçırmayalım, hem de yeni ve güzel duygulara gerekli yeri açabilelim.

Sevgiyle kalın.

Alıntıdır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ÖFKE KARACİĞERİ, KIRGINLIK KALBİ VURUYOR

 

Hastalıkların temelinde yatan nedenler çoğunlukla beslenme, düzensiz yaşam gibi faktörler olarak bilinse de aşırı olumsuz duygu ve düşünceler de organları yorarak hastalıklara davetiye çıkarabiliyor. Bunların başında da öfke ve kırgınlık geliyor.

Duygular sadece saklandıkları zihinde değil iç organlarda da önemli hasarlara neden olabiliyor. Hatta en güzel duygulardan biri olan neşenin aşırısı bile kalbi yorabiliyor. Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Birsel Kavaklı, duyguların organlar üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.

Aşırı öfkenin karaciğere zarar verdiğine dikkat çeken Kavaklı, olumsuz duyguların hastalık yaratmasındaki sebebin, stres hormonlarının artarak organların işlevlerini kaybetmesi olduğunu söyledi.

Kronik hastalıkların temelinde öfke, üzüntü gibi olumsuz duygular yatabildiğine değinen Kavaklı, duyguların organlar üzerinde ki etkileri hakkında şunları aktardı:

“Aşırı alkol kullanımı, bilinçsiz ilaç kullanımı nasıl karaciğeri tahrip edebiliyorsa aşırı öfke ve kızgınlık gibi duygular da karaciğere zarar verebilmektedir. Aşırı öfke durumlarında mide bulantısı, kramplar, baş ağrıları görülebilmektedir.

Güzel duyguların organları etkileyerek işleyişine katkıda bulunduğu kötü duyguların da işleyişini negatif yönde etkilediği bilinmektedir. Aşırı panik, nefret, kırgınlık, neşe gibi duygular kalp ritmini etkilemektedir. Kaygı ve stres anında kalp ritmi de artar ve vücuda daha fazla kan pompalanmaya başlanır.

Neşeli olmak gayet güzeldir ve bu duygu normal şartlarda insana son derece faydalıdır. Kan dolaşımının düzgün olmasını da sağlar; ancak bu duygunun aşırı olması durumunda kalp de zarar görebilmektedir. Bunun sebebi, yine önceden bahsettiğimiz stres hormonlarının kanda artmasıdır.

Üzüntü ve keder gibi olumsuz duygular akciğerin işlevlerini olumsuz etkileyebilmektedir. Yaşanan üzüntünün sürekliliği akciğeri etkileyerek göğüste baskı, ağırlık hissedilmesine yol açabilir, hatta depresyona kadar sürükleyebilmektedir. Bunun için depresyona giren kişilere açık hava yürüyüşleri, derin nefes almaları önerilir. Üzüntülü olduğunuz zamanlarda açık havaya çıkın ve birkaç kez derin derin nefes alın. Bu hem psikolojinizin hem de akciğerlerinizin rahatlamasını sağlayacaktır.

Aşırı üzüntü ayrıca bağışıklık sistemini de zayıflatabilmektedir. Eskiden kullanılan “üzüntüden verem oldu” gibi bir tabirin de aslında bu anlamda gerçek bir mantığa yattığını söylenebilir.

Organlara olumsuz etki eden duygulardan biri de korkudur. Aşırı korku, böbrekler üzerinde büzülme etkisi yaratarak işleyişini etkiler. Böbreklerin işleyişindeki bir olumsuzluk ise yine daha fazla korku duygusu olarak kişiye geri dönmektedir. Kişi organlarındaki zayıflama sonucunda daha çok korku hissedebilmektedir.

Bir şeyi dert etmek, takıntı yapmak ise en çok mide-bağırsak sistemini vuruyor. Dalgınlık, aşırı düşünce, zihinsel çalışma, kaygı, endişe gibi duygular da direkt dalağı etkilemektedir.

Sağlıklı beslenerek, spor yaparak kendinize iyi baktığınız gibi iyi duygular taşıyarak da sağlığınızı korumalısınız. Mümkün olduğunca stresten, korku, endişe vb. duygulardan uzak durarak, bir sorunu takıntı haline getirmeyerek hastalık ve rahatsızlıkları kendinizden uzak tutabilirsiniz. Hissedilen duyguların aşırılığı ve yoğunluğundan organların olumsuz etkilendiğini, bunun sonucunda oluşan fiziksel işlev bozukluklarının da yine kişilere olumsuz düşünce olarak geri döndüğünü ve tamamen sağlıksız bir döngü içine girilmiş olacağını unutmayın.

msnden alıntıdır…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

GÖKYÜZÜ FRENE BAS DİYOR : 17 NİSAN- 30 HAZİRAN MARS RETROSU

Mars-Retrograde

Astrolojik olarak Mars enerji ve eylemlerimizi açıklar.Savunma güdümüzü, zorluklar karşısında cesaret gösterip mücadele etme yeteneğimizi ifade eder.Haritalarda tehlikeli konumlanmış bir Mars her zaman dikine gitme eğilimi gösteren ,saldırgan,gergin ve agresif bir kişiyi betimler. Ya da zayıf konumlanmış bir Mars ise kişiye yeterince motivasyon akıtamadığından daha pasif,her söylenene boyun eğen,mücadeleden kaçan bir yapı verecektir. Tutkularımızı ve enerjimizin yapısını Marsın konumlandığı burca göre anlarız harita yorumu yaparken.Mars enerjisi oldukça dinamiktir,dolayısı ile kazalar,yaralanmalar,ameliyatlar,öfke ve kavga gibi en ilkel duygularımızı da yönetir.  Mars bir kadın haritasında ise hayatındaki erkekle olan ilişkisini de anlatır.  Kısaca Mars kişiye cesaret,motivasyon,arzu,öz güven ve dayanıklılık  enerjisi veren önemli bir gezegendir. Bugün Yay burcunda geri hareketine başlayacak,Akrep burcunda bu hareketine devam edecek ve 30 Haziran tarihinden itibaren de düz harekete başlayacak.

MARS GERİ HAREKET EDİNCE NE OLUR ?

Harekete geçmekte zorlanırız.Enerjimiz düşer ve depresyona daha açık hale geliriz.Yapmamız gereken işleri erteleme eğilimimiz artar.

Rekabet gerektiren ortamlarda atak olmakta zorlanabilir,gücümüzü etkin olarak ortaya koyamayabiliriz.

Başalayan ve devam eden projelerimiz varsa kararlılıkla devam etmekte sorun yaşayabiliriz.

Mantıksız ve gereksiz eylemler içerisinde bulabiliriz kendimizi.İçimizde kabaran öfke ve saldırgan duygularımızı engellemekte başarısız olabiliriz.

Fiziksel olarak bizi yavaşlatacak,enerjimizi zayıflatacak hastalıklara yakalanma ihtimalimiz artar.

Bilinçaltımızda bastırdığımız öfke,gereksiz endişe,korku gibi negatif duygular bu dönemde aniden patlayabilir.Ve daha öncesinde kontrol ettiğimiz bu duyguları bu sefer kontrol etmekte zorlanabiliriz.

Mars cinsel enerjimizi ,libidomuzu da kontrol ettiğinden retro hareketi süresince bu anlamda problemler yaşayabiliriz.Sağlıksız,düzensiz ilişkilerin,gelip geçici arzularımızın esiri olabiliriz.

Mars kazaları da yönetir,retro dönemleri kazalarda artışlara,yolculuklarda sıkıntılara yol açabilir.Yay burcu  yurtdışı yolculukları ifade ettiği için bu dönemde bu tür seyahatlerimizde bizi sinirlendirecek ertelenmeler,geçikme ve kayıplar yaşatabilir.

Astrolojik olarak ameliyatları da Mars gezegeni anlatır.Temmuz ayına kadar olan bu dönemde mümkünse ameliyat ve diş operasyonlarından kaçınılmalı,bu tür işlemler için Temmuz ayı sonrasına tarih alınmalıdır.

MARS RETROSUNDA NE YAPALIM ?

Bu dönem gökyüzü retro gezegenlerin enerjisini yansıtıyor olacak. Hangi burçtan olursak olalım her birimiz için bu dönem çok kolay atlatılacak bir dönem değil maalesef.

Özellikle 28 Nisan ve 10 Mayıs arasında gökyüzünde 5 önemli gezegen retro yapacak. Merkür aklımızı ve iletişimimizi,Mars enerji ve cesaretimizi,Satürn görev ve sorumluluklarımızı,Jüpiter inanç ve güven duygumuzu,Pluton ise değişim ve dönüşüm arzumuzu yeniden gözden geçirmemizi söyleyecek .

Bu günden başlayarak yaz ayları boyunca riskli işlerden kaçınmalı,yeni bir şeylere başlamaktansa elimizdeki işlere odaklanmalı,aklıselim ve sağduyu ile hareket ederek bu zor günlerin de geçeceğine olan inancımızı daima diri tutalım.

Retro Mars döneminde olayları kazasız belasız atlatmanın anahtarı şu aslında : İçine dön ve bak bakalım ruhunun ihtiyacı ne ?

Saldırganlık, öfke ve tartışmalardan uzak kalmalı, olabildiğince içimize dönüp kendi içsel hesaplaşmalarımızı kendimizle yapmalıyız öncelikle. Ancak içimize dönerken de kendimize dürüst davranmalı iğneyi önce kendimize sonra başkalarına batırmalıyız. Burada da dengeyi korumak gerekiyor : ne kendimizi yerin dibine sokacağız ne de egomuzun tuzağına düşüp onu cilalayacağız.Dürüstçe hatalı olduğumuz konuları gözden geçirip,içimizdeki sonsuz yaratıcı güçten cesaret alarak etrafımıza olabildiğince sakin ve dingin bir enerji yansıtmalıyız.

Meditasyon yapmak, doğada vakit geçirmek,dua etmek,müzik dinlemek yani özümüze dönerek ruhumuzu beslemek için bu retro sürecinden olumlu anlamda yararlanabiliriz.Her türlü olumsuz duygudan arınıp,intikam duygularının girdabına katılmadan bu dönemi sağlıklı ve kazasız belasız atlatabilmeyi hepimiz için tüm kalbimle diliyorum.

Sevgi,Umut ve Işıkla….Gökyüzü rehberimiz olsun….

Hülya DEĞER dip.ASA 2016

kaynak: astrorehber.wordpress.com

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

19 Nisan Salı 11.00-15.00 Arası Reiki 2. Seviye Son Bir kişi…

944314_920429661403350_4437319030190561048_n[1]

 

REİKİ 2. SEVİYE HAFTA İÇİ SINIFI İÇİN SON BİR KİŞİ…GEÇMİŞ TRAVMALARA , GELECEKTEKİ ÖNEMLİ GÖRÜŞMELERE, DİLEKLERE, UZAKTAKİ BİRİNE ŞİFA GÖNDERMEK İSTEYENLER DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN…ŞİFACILIĞINI GÜÇLENDİRMEK İSTEYENLER BURAYA…

Reiki 2. Aşama Eğitimi Neleri İçerir
Reiki 2. Aşamaya Ait 3 Sembolün Detaylı Anlatımı Ve Uygulaması Yapılır
Reiki Enerjisinin Şifa Gücü Ve Odaklanması Arttırılır
Geçmişte Kırgınlık Yaşanan Olaylara Reiki Gönderilir
Gelecekte Yapılacak Ameliyat, Randevu Ve Toplantılara Reiki Gönderilir
Reikiy’le Öğrenme Gücünü Arttırma Alıştırması Yapılır
Evi, Arabayı, İşi Negatif Enerji ve Duygusal Yüklerden Arındırma Çalışması Yapılır
Tartışma Yaşadığımız İnsanlardan Kendimizi Reikiyle Nasıl Korunur
İki kişi Arasındaki İlişkiye Tarafların En Yüksek Hayrına Olacak Şekilde Şifa Verilir
Dileklerimize Enerji Gönderme Uygulaması
Uzakta Yaşayan Sevdiklerimize Şifa Enerjisi Gönderme Çalışması
Bu Seviyede Şifacı Olmanın Sorumlulukları Ve Gizlilik İlkesi Anlatılır
Toplu Şifa Gönderme Çalışması Yapılır
Ödev

Rez. Tel: 0536 798 68 68 Anette

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Eğer insanları incitirseniz, bu size geri gelecektir.

 

 

Yaşamanın temel kuralı şudur: ne yaparsanız o size aynen geri gelir.

Eğer sert sözcükler kullanırsanız geri geleceklerdir.
Eğer insanları incitirseniz, bu size geri gelecektir.

Bir defasında bir kaç arkadaşımla Matheran’daydım. Yankı Noktası denilen bir yeri gezmeye gittik. Bizimle beraber olan bir adam köpek gibi havlamaya başladı ve etraftaki tüm vadiler ve dağlar sanki oralarda binlerce köpek varmış gibi havlamaya başladı.

Adama şöyle dedim, “Neden bir şarkı söylemiyosun? Çünkü bu dağlar sadece verdiğini geri veriyorlar. Eğer bir köpek gibi havlarsan onlar da köpek olur.
Neden bir şarkı söylemiyorsun? Ve adam bir şarkı söylemeye başladı…ve üstümüze onun bu güzel şarkısı yağdı. Tüm vadilerden ve dağlardan bu şarkı bize geri gelmeye başladı.”

Oradaki insanlara yaşamın da bir yankı noktası olduğunu söyledim.

Size onu geri verir. Daha önce ektiğiniz ürünü biçmelisiniz. Zehir tohumları ekerek nektar biçmeyi ummayın; zehir tohumlarıyla nektar elde edemezsiniz.

Zehir daha çok zehir getirecektir. Nektar tohumları ekin ve nektar biçin.
Her durumda onu sevebileceğiniz yollar ve vasıtalar bulun,

Size çok iğrenç gelen birinin bile onda sevebileceğiniz birşeyi vardır.

* Osho

TOPRAKLANMA TEKNİKLERİ

Büyüyen Kökler Tekniği; Ayaklarınızdan ve kök çakranızdan yeryüzüne doğru büyüyen kökler hayal edin. yeryüzünün enerjisini içinize doğru çekerken, içinizde olduğunu hissettiğiniz negatif enerjileri de dışarı atın. Negatif enerjinin nefesinizle birlikte vücudunuzu terk ettiğini hissedin. Bunu, tüm negatif enerjilerin vücudunuzu terk edip yerini tazeleyici yeryüzü enerjisi doldurana kadar tekrarlayın. Bu uygulamanın değişik bir varyasyonu da, negatif enerjiyi köklerinizden yeryüzüne doğru atarak yapılabilir. 

Boya Tenekeleri Tekniği; Her bir çakranızda kendi rengine uygun (kök çakra için kırmızı, kuyruk sokumu çakrası için turuncu, solar pleksus için sarı, kalp çakrası için yeşil ya da pembe, boğaz çakrası için mavi, alın çakrası için lacivert ve taç çakra için de eflatun/beyaz) bir boya tenekesi bulunduğunu hayal edin. Kök çakradan başlayarak mevcut tenekede bir delik açın. Kırmızı boyanın vücudunuzu temizlediğini ve daha sonra bunun yeryüzü tarafından emildiğini görün. Bunu diğer çakralar için de uygulayın. Bu uygulama her bir çakrayı ayrı ayrı topraklayacak ve sonunda kendinizi çok daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.

Işık Huzmesi Tekniği; Muhteşem bir ışık huzmesinin sonsuzluktan gelip auranıza vücudunuza nüfuz ettiğini hayal edin. Bu ışığın enerjisini vücudunuz boyunca her bir çakranızda ayrı ayrı hissedin ve en sonunda da bu enerjinin yeryüzü aracılığıyla tekrar sonsuzluğa bağlandığını hissedin. Bu enerjinin sizi temizlerken tüm negatif enerjileri de ayaklarınıza ve oradan da yeryüzüne doğru yıkadığını hayal edin.

Kristal Tekniği; Her bir çakranızın üzerine kendi rengiyle uyumlu bir kristal yerleştirin. Kendinizi beyaz ışığı teneffüs ederken ve bu kristallerin ışığı renklendirip çakralarınızı beslediğini hayal edin. Daha sonra bu enerjinin bir gökkuşağı şeklinde ayaklarınıza ve oradan da yeryüzüne doğru hareket ettiğini hissedin. Bu uygulama çakralarınızı dengelerken enerjiyi de topraklayacaktır. Eğer uygulama sonunda kendinizi tamamiyle topraklanmış olarak hissetmezseniz, kök çakradaki kırmızı kristal dışındakileri kaldırarak aynı uygulamayı sadece kök çakranızla tekrar edin.

Ağaç Kucaklama Tekniği; Gidin, bir ağacı kucaklayın ve onun enerjisi ile kendi enerjinizin kaynadığını, bir araya geldiğini hissedin. Ondan, kökleri aracılığıyla sizi topraklamasını ve enerjisini sizin enerjinizle birleştirmesini isteyin. Ağaçla bir olun ve onun köklerini enerjinizi taşıyıp sizi topraklaması ve temizlemesi için kullanın. Daha sonra ağaca teşekkür etmeyi unutmayın.

Alıntı

İÇ ORGANLARDAKİ ZEHİRLİ MADDELER NASIL ATILIR ?

 

İnsan vücudundaki iç organlarda zehirli maddeler var mı? Bedensel sorunlara bu zehirli maddeler mi yol açar?

Çin tıbbına göre, insan vücudundaki beş iç organda zehirli maddeler birikir, bu zehirli maddelerin birikmesi, vücutta belirtiler bırakır. Şimdi zehirli maddelerin saklandığı yerleri bulalım ve bu zehirli maddeleri yok etme yöntemleri öğrenelim.

Eğer dalakta zehirli maddeler birikirse, yüzde benekler görülür. Yüzünde benekler olan bir kadının sindirim sistemi nisbeten zayıflar; beyazımtırak akıntısı fazla olur; yağ birikir.

Çin tıbbına göre, dalaktaki sindirim iyi olmadığı takdirde, zehirli maddeler zamanında dışarı boşaltılmaz. Bu nedenle kilo vermek isteyen bir kişi, öncelikle dalağının ve midesinin işlevini normalleştirmeli; dalağında zehirli maddeler bulunan kişide ağız kokusu olur, ağız ülseri görülür.

Şimdi dalaktaki zehirli maddeleri boşaltma yöntemlerine geçelim.

1. Dalaktaki zehirli maddelerin boşaltılmasına ekşi yemekler iyi gelir. Ekşi yemekler, bağırsak ve midenin sindirim işlevini pekiştirir, yemeklerdeki zehirli maddelerin en kısa sürede boşaltılmasını sağlar; ayrıca ekşi yemekler dalağı güçlendirir.

2. Dalaktaki zehirli maddelerin boşaltılması için Shangqiu adlı akpunktur noktasına basılabilir. Bu akpuntur noktası, iç topuk kemiğinin altındaki çukurun ortasında bulunur. Bir parmakla bu noktaya, azcık acı hissetecek şekilde basabilirsiniz. Bu basma bir defasında üç dakika sürerse, yeterli olur.

3. Yemekten sonra yürüyüş yapmak. Spor, dalağa ve mideye yardımcı olur. Bu yöntem azimle uygulanmalı.

Yemek sonrası, zehirli maddelerin en kolay oluştuğu zaman dilimidir. Yemeklerin zamanında sindirilmemesi veya emilmemesi halinde zehirli maddeler birikir. Bu nedenle yemekten sonra yürüyüş tavsiye edilir. Ayrıca yemekten bir saat sonra bir meyve yenebilir.

******

Karaciğer, insanın diğer önemli iç organlarından biridir. Karaciğerde zehirli maddeler birikirse, tırnak üzerine çıkıntılı çizgi veya tırnak çökmesi görülür. Çin tıbbına göre, kirişler karaciğere bağlıdır, tırnak ise kirişlerden bir bölümüdür. Bu nedenle karaciğerde zehirli maddeler biriktiği takdirde, tırnak üzerinde belirgin işaret olur.

Karaciğerde zehirli maddeler bulunursa, kadında mastit görülür; deprasyon başgösterir. Çünkü karaciğer insan vücudunda duyguları ayarlayan iç organdır. Eğer içindeki zehirli maddeler zamanında boşaltılmazsa, Qi dolaşımı engellenir, bu da depresyon duygusuna neden olur. Ayrıca yarım baş ağrısı ve aybaşı ağrıları gibi belirtiler görülür. Yüzün iki yanağı ve göbek, karaciğer ve safra kesesinin “etki alanı”dır. Eğer karaciğerde zehirli maddeler varsa, yüzde ve göbekte mutlaka belirti gözükür.

Karaciğerdeki zehirli maddelerin boşatılması için, yeşile çalan mavi renkli yemekler tüketilmeli. Örneğin portakal veya limon suyu, karaciğere iyi gelir; karaciğerle bağlantılı akpunktur noktasına basmak iyi gelir. Basılacak nokta, birinci ve ikinci ayak parmaklarının buluştuğu noktanın önündeki çukurun ortasında yer alır. Ağlama, zehirli maddelerin boşaltılmasına yardımcı olur. Kadınların erkeklerden daha uzun yaşamasının gözyaşlarına bağlı olduğu, hem Batı tıbbınca, hem de Çin tıbınca doğrulandı. Gözyaşları gerçekten insan vücuduna zararlı maddeler içerir. Bu nedenle istediğiniz zaman ağlayabilirsiniz.

******

İnsan kalbinde zehirli maddeler birikirse, dil ülseri olur, alnında kabarcıklar oluşur, uykusuzluk ve kalp rahatsızlığı meydana gelir.

Çin tıbbına göre, kalple en yakın ilişkili organ dildir. Bu nedenle ülser dilde görülür. Alın, kalbin “nüfuz alanı”dır. Eğer kalpte “ateş” varsa, alın “yanar”, kabarcıklar ortaya çıkar.

Kalpteki zehirli maddelerin boşaltılması için, nilüfer tohumları gibi, acı yemekler tavsiye edilir; kalbi simgeleyen Shaofu adlı akpunktur noktasına basılır. Shaofu, insanın yumruğunu sıktığı zaman, avuçta yüzük parmağı ve küçük parmağının tırnaklarının değdiği yerdir. Bu noktaya güçlü bir şekilde basılır. Yeşil fasülye, zehirli maddelerin idrar yoluyla boşaltılmasına yardımcı olur.

Çin’de yaz mevsiminde hemen hemen her ailede yeşil fasülye suyu içilir. Siz de deneyebilirsiniz.

******

Akciğerde zehirli maddeler birikirse, insanın cildi pas renginde olur, kabızlık çekilir, duygusal durumunda hassasiyet meydana gelir.

Çin tıbbına göre, akciğer, tüm cildi yönetir. Cildin iyi olup olmaması, akciğerin sağlıklı olup olmamasına bağlıdır. Akciğerdeki zehirli maddelerin miktarı fazla olursa, bu zehirli maddeler akciğerin çalışmasıyla cilde yansır; ayrıca akciğer ve kalın bağırsak tek bir sistemdir. Yukarıda akciğerde zehirli maddeler varsa, aşağıdaki bağırsak içinde de anormal birikim olur, kabızlık çekilir; akciğerdeki zehirli maddeler de Qi ve kan dolaşımını engeller.

Turp, akciğere en iyi gelen yiyecektir. Çin tıbbına göre, kalın bağırsak ile akciğer arasında yakın ilişki vardır. Akciğerdeki zehirli maddelerin ne kadar boşaltılacağı, kalın bağırsağın iyi çalışıp çalışmamasına bağlıdır. Turp kalın bağırsağın dışkıyı boşaltmasına yardım eder. Turp çiğ de yenir.

Ayrıca akciğeri temsil eden akpunktur noktasına basmak da yararlıdır. Hegu adlı nokta, el sırtında, parmakların arasında bulunur.

Terlemek, akciğere iyi gelir; çünkü terle vücuttaki zehirli maddeler atılır; sıcak duş ve derin nefes da benzer sonuç verir.

Akdiğerdeki zehirli maddelerin boşatılması için en uygun zaman dilimi sabah 7:00 ile 9:00 arasıdır. Bu zaman içinde bol oksijen almayı sağlayan spor yapılırsa, çok iyi olur.

******

Böbrek içinde zehirli maddelerin biriktiği zaman, aybaşı miktarı az, süresi kısa ve rengi koyu olur. Aybaşının oluşması ve kaybolması, böbrek işlevinin güçlü olup olmamasına bağlıdır; böbrekteki zehirli maddeler, hidronkusa neden olur, altçenede kabarcıklar oluşur, yorgunluk çekilir.

Böbreği simgeleyen akpunktur noktası Yongquan’dır. Bu nokta, insan vücudundaki en alçak akpunktur noktasıdır. Yongquan, ayak tabanının üçte birinin ilerisinde bulunur. Bu nokta hassas olduğu için fazla güçlü basılmamalıdır. Beş dakika yeterlidir.

Böbrekteki zehirli maddelerin boşaltılması için en iyi zaman dilimi sabah 5:00 ile 7:00 arasıdır. Bu nedenle sabah kalkınca bir bardak su içilmesi çok iyi olur.

* Alıntı

___________

Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar Romanından 17 Muhteşem Söz…

“Çok yükseğe çıkamam; bende yükseklik korkusu var. Kimseyi yarı yolda bırakamam; bende ‘alçaklık’ korkusu var."

 

Oğuz Atay’ın ilk romanı olan Tutunamayanlar 1970 yılında Trt Roman Ödülü’nü kazanmıştır.

Tutunamayanlar Konusu: Turgut Özben ihmal ettiğini düşündüğü arkadaşı Selim Işık’ın intihar ettiğini öğrenir. Turgut Özben arkadaşının geçmişinin izini sürmeye ve arkadaşı Selim’in tanıdığı insanlar aracılı ile onu daha iyi tanımaya çalışır.

Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı romanından en güzel sözler 

1.Çok şey vardı anlatılacak.

O yüzden sustum.

Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.

Sen duydun mu sustuklarımı?

2. Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim.”dedi. “Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek; seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda.

 

3. Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa. Ben kurşun kalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım.
4″Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire: “Buraya kadar!” dediler. Oysa, bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencereden görünen hiçbir ağacı, hiçbir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin. Üstelik, “daha önce haber vermiştik” derler. “Her şeyin bir sonu olduğunu genel olarak belirtmiştik. Yaşarken eskidiğini ve eskittiğini söylemiştik.” 
5.”Alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna. Tedirgin etme beni. Bu sefer geride bir şey bırakmadım. Tasımı tarağımı topladım geldim. Neyim var neyim yoksa ortaya döktüm. Beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim. Bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim. Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. “
6.Kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiç bir sorunu çözemez.
7. “Kelimenin bittiği yerde başladı; kelime söylenemeden önce başladı.. Kelimeler, yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde.. Kelimeler, yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde eriyip kayboldu.. Yalnız kelimeler acıyı dindirdi ve kelimeler insanın aklına geldikçe, yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.”
8. “Sen acıyı biriktirmeyi seversin Olric. Sen biriktirmeyi seversin.””Hadi devam et şimdi… kuru yaprakları… deniz taşlarını… gözyaşını… sorulamamış soruları… senden kalan sesleri… yaşanamamış paylaşılmışlıkları… birlikte harcamak üzere kalbinde biriktirilmiş zamanları ve hüznü… ve özlemi biriktirmeye.
9. Korkuyoruz. Düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. İnsan olmaktan korkuyoruz.
10.  Hayatta silgim hep kalemimden önce bitti. Çünkü kendi doğrularımı yazacağım yere, tuttum başkalarının yanlışlarını sildim. Beklenen hep geç geliyor; geldiği zaman da insan başka yerlerde oluyor. Kimseye göstermem üzüntümü. Gündüz gülerim, geceleri yalnız ağlarım.
11. Çok yükseğe çıkamam; bende yükseklik korkusu var. Kimseyi yarı yolda bırakamam; bende ‘alçaklık’ korkusu var.
12. Sevmek zor geliyor. Alışmamışım yoruluyorum. Her an sevdiğimi düşünemiyorum. Bazen atlıyorum. Boşluklar oluyor. Bunları boş sözlerle doldurmaya çalışıyorum.””Oysa ben her an sana bakmak, bir sözünü kaçırmamak; bir kıpırdanışını, yüzünün her an değişen bütün gölgelerini izlemek, her an yeni sözler bulup söylemek istiyorum. Her mevsimde, her gittiğimiz yerde, insanlarla ve insanlarsız, aşkın değişen yansımalarını görmek istiyorum. Bütün bunlar beni yoruyor. Sen orada duruyorsun ve beni seyrediyorsun sadece. Senin için sevmek, su içmek gibi rahat bir eylem. Ben, her an uyanık olmalıyım.
13. Hayatım ciddiye alınmasını istediğim bir oyundu.
14. Ne istiyorlardı senden Selim? Belki sen çok şey istiyordun onlardan. Verdiğinin hiç olmazsa küçük bir parçası kadar birşeyler istiyordun. Sonunda kaçıyorlardı.””Hayır, sen kaçıyordun. Hayır kaçmıyordun: insana ihtiyacın vardı. İnsanı arıyordun canım kardeşim. Bunda utanacak ne vardı?

15. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.

16.Başkalarına söyleyecek bir sözüm olabilmesi için önce kendime söz geçirmem gerektiğine inanıyorum.
17. En kötüsü, hayır demeyi öğrenemedim. Yemeğe kal, dediler: kaldım. Oysa kalınmaz. Onlar biraz ısrar ederler; sen biraz nazlanırsın. Sonunda kalkıp gidilir. Her söylenileni ciddiye almak yok mu, şu sözünün eri olmak yok mu; bitirdi, yıktı beni.
Değişik kaynaklardan tarafımca derlenmiştir Anette

Organlarla Sebzeler Arasındaki İlişki…

MUTLAKA OKUMALISIN !

* Havuç dilimi insan gözüne benzer. Bilimsel araştırmalar havucun gözlerin kan akışını ve işlevini iyileştirdiğini göstermiştir.

* Domateste kalpte olduğu gibi dört odacık vardır ve kırmızı renklidir. Bütün araştırmalar domatesin kalp ve kan için faydalı olduğunu göstermiştir.

* Üzüm salkımı kalp şeklindedir, her bir üzüm tanesi kan hücresi gibi görünmektedir ve araştırmalar üzümün ciddi kalp ve kan canlandırıcı bir gıda olduğunu göstermiştir.

* Ceviz küçük bir beyin görünümündedir. Beyin fonksiyonlar için faydalıdır.

* Fasulya böbrek görünümündedir ve böbrek fonksiyonlarını iyileştirir.

* Sap kereviz, Çin lahanası ve Rhubarb kemiklere benzer. Bu gıdalar kemikler için faydalıdır, sodyum oranları eşit ve %23 dür. Gıdanızda yeterli sodyum yok ise vücut kemiklerden çeker ve kemikler zayıflar. Bu gıdalar iskeletinize faydalıdır.

* Patlıcan, avokado ve armut kadınların rahim ve serviks sağlığı ve fonksiyonlarını hedefler ve görünümleri bu organlara benzerler. Araştırmalar kadınların haftada bir avokado yemeleri halinde hormonları dengelediğini, istenmeyen doğum sonrası kilolarını azalttığını ve serviks kanserini önlediğini göstermiştir.

* İncir tohum doludur ve ağaçta ikili olarak asılarak büyür. İncir sperm sayısını ve hareketliliğini arttırır ayrıca erkek kısırlığını önler.

* Tatlı patatesin görünümü pankreasa benzer ve şeker hastalarının glisemik indeksini dengeler.

* Zeytin yumurtalıkların sağlığına ve fonksiyonuna yardımcı olur.

* Greyfurt, portakal ve diğer narenciye meyveleri kadın göğüsüne benzer ve bunların sağlığına ve lenfin hareketine yardımcı olur.

* Soğan vücut hücreleri görünümündedir. Bütün vücut hücrelerinden atık maddelerin temizlenmesine yardım eder. Hatta gözlerin epitelyal katlarının yıkayan gözyaşlarına bile sebep olur.

BİLGİLENDİRMEK İÇİN PAYLAŞALIM LÜTFEN

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yüz Yogası Hareketleri

Nasıl ki bedenimizi şekillendirmek için egzersiz hareketlerine ihtiyaç duyuyorsak, yüzümüzü şekillendirmek için de yüz kaslarını çalıştıran egzersiz hareketlerine ihtiyaç duyarız. Ve nasıl ki kol kaslarımızı çalıştırdığımızda kollarımız toparlanır, bacak kaslarımıza yönelik egzersizlerle bacaklarımız sıkılaşıp toparlanırsa, yüz kaslarımızı çalıştıran yüz yogası egzersizleri ile de yüzümüz, ilerleyen yaşımıza rağmen biçimli, genç ve sımsıkı kalır.

Yüz yogası sayesinde hem ağız kenarı ve göz çevresindeki ince çizgileri hafifletmek hatta yok etmek, hem de gevşeyen ve sıkılığını kaybeden cildi yeniden toparlamak mümkün olacaktır.

Yüz yogası egzersizlerini uygulamak kolaydır ve tamamen doğal yöntemler olduğu için zararsız ve maliyetsizdir.

Yüz Yogası Nasıl Yapılır?

Size bu yazımızda anlatacağımız yüz yogası egzersizleri ile kısa süre içinde fark edilecek bir sıkılaşma yaşayabilir, daha genç bir görüntü elde edebilirsiniz.

İşte size yüz yogası egzersizlerinden örnekler:

  • Yüz yogası Egzersiz 1:
    • Bu yüz yogası egzersiziyle ağız etrafındaki kaslar, elmacık kemiği kası ve iç kulak salyangoz kemiği kası çalıştırılır.
    • Ağzınızı kapatın dudaklarınızı bastırarak üst dudağın altından 10’a kadar sayarak üfleyin.
    • Ağzınızı şişirin ve havayı sol yanağınıza geçirin 10’a kadar sayın.
    • Havayı bu kez de sağ yanağınıza geçirin ve yine 10’a kadar sayın.
    • Havayı bir yanağınızdan diğerine 10-15 kez geçirerek hareketi tamamlayın.

Yüz-Yogası-Hareketleri6

  • Yüz Yogası Egzersiz 2:
    • Yüzdeki fazla kiloları azaltmak, sıkı ve şekilli yüz kaslarına sahip olmak için
    • Ağzınıza hava alın ve havayı, sanki ağzınızı çalkalarken suyu bir yanağınızdan diğerine geçiriyormuş gibi geçirin.Yüz-Yogası-Hareketleri
  • Yüz Yogası Egzersiz 3:
    • Dudaklarınızı “O” biçiminde açın ve ağzınızdan hava üfleyin.
  • Yüz Yogası Egzersiz 4:
    • Gülen balık yüzü egzersizi için;
    • Yanaklarınızı içinize çekin ve dudaklarınızı balık ağzı biçimine getirerek gülümseyin.
    • 5-10 saniye bu şekilde kalın ve hareketi 5 kez tekrarlayın.

Yüz-Yogası-Hareketleri1

  • Yüz Yogası Egzersiz 5:
    • Bu egzersiz ile çene kaslarınızda ve alt çenenizde gerginlik oluşur. Çene kaslarınız kuvvetlenir, gıdık oluşumunu engellersiniz.
    • Alt dudağınızı yukarı doğru ittirin, hatta burnunuza yaklaştırmaya çalışın.
    • 15 saniye bu pozisyonda kalın.
    • Egzersizi her gün 10 kez tekrarlayın.

Yüz-Yogası-Hareketleri2

  • Yüz Yogası Egzersiz 6:
    • Ağzınızı açabildiğiniz kadar açın ve öyle durun.
    • Tüm yüz kaslarınızın gerildiğini hissedeceksiniz.
  • Yüz Yogası Egzersiz 7:
    • Yanaklarınızı içinize çekin ve ağzınızın iki tarafındaki kasların içeri girdiğini hissedin.
    • 15 saniye boyunca böyle kalın.
    • Hareketi 10 kez tekrar edin.
  • Yüz Yogası Egzersiz 8:
    • İşaret ve orta parmaklarınızı her iki yanağınızın üzerine koyun.
    • Elmacık kemiklerinizin üzerine denk gelen deriyi gözlerinize doğru çekin.
    • Ağzınızı açın.
    • Bu şekilde 10 saniye durun ve elmacık kemiği derilerini serbest bırakın.
    • Biraz ara verip hareketi tekrar edin.
  • Yüz Yogası Egzersiz 9:
    • Çene hatlarınızı belirginleştirecek, yanaklarınızı daha ince ve biçimli gösterecek bu egzersizde
    • Yüzünüzü yukarı doğru kaldırın ve tavana bakın.
    • Bu pozisyonda iken ağzınızdan hava üfleyin.
    • Pipetle bir şeyler içerken de bu egzersizi yapabilirsiniz. Pipet kullandığınızda yanaklarınızı içeri doğru çekilir. Bu hareket, yanaklarınızdaki yağ oranını azaltır ve elmacık kemiklerinizi belirgin hale getirir. Hareketi her gün düzenli olarak tekrar edin.
  • Yüz Yogası Egzersiz 10:
    • Bu hareket, ince hatlı yanaklara ve sıkılaşmış çene kaslarınıza kavuşmanıza yardımcı olacaktır.
    • Ağzınıza doldurabildiğiniz kadar hava doldurun.
    • Ağzınızı açmadan havayı içinize doğru çekin.
    • Yanaklarınız içeri doğru çekilecektir.
    • Sonra yavaşça havayı ağzınızdan bırakın.
  • Yüz Yogası Egzersiz 11:
    • Rahat bir pozisyonda oturun ve derin nefes alın.
    • Avuçlarınızı yumruk yaparak sıkın.
    • Yüz kaslarınızı acıyacak biçimde ve sert bir şekilde gözlerinizi sımsıkı kapatın.

Yüz-Yogası-Hareketleri3

  • Yüz Yogası Egzersiz 12:
    • Ağzınızın içindeki havayı serbest bırakın.
    • Dilinizi uzatabildiğiniz kadar dışarı uzatın.
    • Avuçlarınızı ve gözlerinizi açın.
    • Hareketi 3-4 kez tekrarlayın.
    • Bu hareket 11 numaralı egzersizin devamı niteliğindedir.

Yüz-Yogası-Hareketleri4

  • Yüz Yogası Egzersiz 13:
    • İşaret parmaklarınızı gözlerinizin iki yanına, baş parmaklarınızı da ağzınızın iki yanına koyun.
    • Derinizi parmaklarınızın yardımıyla, yüz kaslarınız gerilecek biçimde yukarı doğru çekin.
    • Biraz dinlendikten sonra hareketi yineleyin.

Yüz-Yogası-Hareketleri5

  • Yüz Yogası Egzersiz 14:
    • Gözlerinizi iri iri açın ve kaşlarınızı kaldırın.
    • 10 saniye boyunca bu şekilde kalın.
    • Tek bir noktaya odaklanın.
    • Hareketi 5 kez tekrarlayın.

Yüz yogası egzersizlerini her gün düzenli olarak tekrarladığınızda, yüzünüzdeki genç ve diri ifade sizi ve etrafınızdakileri hayran bırakacak..

Unutmayın.. Çalışan kas diri kalır ve sizi asla yarı yolda bırakmaz…

kaynak: püf noktaları

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İÇİMİZDEKİ SESLER

içimizdeki sesler

 

Yaşamımız boyunca en çok kimle konuşuruz, hiç düşündünüz mü?

Gece-gündüz demeden, karşımızdakinin keyifli olup olmadığına bakmadan sürdürdüğümüz sohbetin muhatabı, aslında çok da yabancı olmayan birisi: Kendimiz!

Bazen bu konuşmalar sırasında, kendimizi sakinleştirmeye çalışırız:

”Telaşlanma! Sakin ol! Bu günkü sunumu başarıyla yapacaksın!”

Kimi zaman, kendi kendimize tavsiyelerde bulunuruz:

”Daha sade giyinmelisin! O parlak bluz olmaz; aşırı dikkat çekici olma!”

Nadiren de kendimizi kutlarız:

”Bravo! Bak herkes sana nasıl da hayran kaldı! Şahanesin!”

Ne yazık ki, bu konuşmaların en sık rastlanan konusu, kendimize yönelttiğimiz eleştiridir; üstelik başkalarına bile yöneltmeyeceğimiz dozlarda:

”Berbat görünüyorsun! Kendini doğru dürüst ifade edemiyorsun! Eğitimin yetersiz. Senden bir şey olmaz! Herkes seninle dalga geçecek!”

Kendimize saldırdıkça, kaygı ve korku, utanç ve suçluluk duyguları ile dolarız.

Ve bu konuşmalar, bizi motive etmek yerine, hayattan zevk alamaz hale getirir.

Özgüvenimizi yerle bir eder.

İyi olan hiçbir şeye hakkımız olmadığına inanmaya başlarız.

Eleştirel sohbetimizde içimizdeki sesler, farklı kimliklerle ortaya çıkar. Belli başlıları şunlardır:

• Mükemmeliyetçi iç ses:

Bu ses bize, gerçekleştirilmesi neredeyse imkânsız düzeyde bir kusursuzluk ölçütü koyar. Bu ölçüyü çoğu kez, önemli bulduğumuz kişilerin değerleri belirler.

Her şeyi hiç kusursuz yapmamızı ister ve yapamadığımız zamanlarda, eleştirinin dozunu arttırır.

Hoşgörüsüz ve yıkıcı yaklaşımıyla, bizi daha iyi olmaya yönlendirmeyi amaçlayan yapıcı eleştirel sesten farklıdır.

Mükemmeliyetçi iç sesin etkisiyle, giderek en basit şeyleri bile yapmaktan korkar oluruz.

• Suçlayıcı iç ses:

Bu ses, geçmişte yaptığımız davranışları, kurduğumuz ilişkileri ve seçimlerimizi yargılar. Çoğu kez, aile ve toplumun değerlerini esas alır görünür.

Geçmişi, o günün koşullarıyla ele almaz, anlamaya çalışmaz.

Yaşadığımız çevreyle uyum kurmamızı ve geçmiş hatalarımızdan ders almamızı amaçlayan yapıcı eleştirel iç sesten farklı olarak, acımasız yargısıyla bizde, suçluluk duygusu ve utanç yaratır.

• Yıkıcı iç ses:

İnsan olarak değerimizi hedef alan bu iç ses, bize varoluşumuzu sorgulatır. Yaşamaya bile hakkımız olmadığını hissettirir.

Kaynağı sıklıkla, çocukluk ve ilk gençlik yıllarıdır. Sevilmemiş, değer verilmemiş ve onaylanmamış bireyler, yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde, bu kötü deneyimleri bilinç dışı yollardan iç ses haline getirir.

Kendilerini sevmez, onaylamaz, yaşamaya layık görmez ve ‘’yok olmak’’ isterler.

• Cesaret kırıcı iç ses:

Toplumun belirlediği sınırların ötesine geçmeye kalkıştığımızda, bu iç ses bizi geri çeker. Nasıl mı?

Başaramayacağımızı, toplumun bizi reddedeceğini, her şeyi riske atacağımızı ve kaybedeceğimizi kulağımıza fısıldayarak.

Cesaret kırıcı iç ses, başkaldıran, yeni ufuklar arayan, yaşamı keşfetmek isteyen özgür ruhumuzu hedef alır.

Akılcı riskler almamızı tavsiye eden uyarıcı iç sesimizle karıştırılmamalıdır.

Listemize, daha farklı iç sesler de eklenebilir.

Yıkıcı iç seslerimizle başa çıkmada ilk yapmamız gereken şey, onları fark etmemizdir.

Çünkü,onları içimizde taşıyor, etkilerinde kalıyor ve hayatlarımızı berbat etmelerine izin veriyoruz ama yeterince tanımıyoruz.

İlk iş olarak, yukarıda yazdığım veya kendinize özgü biçimleriyle, sizi üzen, yoran, hayattan bezdiren iç seslerinizi tanıyın!

Onların, sizin içinizden çıktığını unutmayın!

İç seslerinizin her birinin, farklı amaçları var.

Dolayısıyla, bir anlamda sizden farklılar, bağımsızlar.

Aranızda çıkar çatışmalarının olması kaçınılmaz!

Size fısıldadıklarının amacını ve yararınıza olup olmadığını sorgulayın!

Bunun için, bir çizgiyle ortadan ikiye böldüğünüz kâğıdın, bir tarafına iç seslerinizin söylediklerini tek tek yazın!

Sonra dönüp okuyun!

Anlattıkları doğru mu?

Bu günün değerlerini mi yansıtıyor; yoksa geçmişe mi takılı,?

Özgürlüğünüzü, gelişiminizi engelliyor mu?

Dikkatle irdeleyin!

Çizginin diğer tarafına da, o söylemlere karşı duygularınızı ve düşünüp araştırarak geliştirdiğiniz düşüncelerinizi yazın!

Varsa iç seslerinizden öğrenebileceğiniz şeyler, dikkate alın!

Ve:

”Artık sus! Sana ihtiyacım yok! Kendim için en doğru olanın ne olduğunu biliyorum!” diyerek onları durdurun!

İsterseniz, zihninizde canlandıracağınız bir radyonun ses düğmesini kullanarak, içinizdeki yıkıcı sesleri kısıp kapatabilirsiniz!

Sonra da, beyninizin kuytu odalarından birine gizlenmiş olan, ”yapıcı” iç sesinizi bulup çıkarın!

Sevgi, hoşgörü ve şefkatle dolu bir anne gibi, size değer veren, yıkıcı etkilerden koruyan, hatalarınızı fark etmenize ve düzeltmenize yardımcı olan, cesaretlendiren,yaralarınızı saran, akılcı yollar gösteren o yapıcı sesi, beyninizin tam ortasına yerleştirin!

Ve kulağınızı ondan ayırmayın!

  • Doç. Dr. Şafak Nakajima-Sonsuz şifa sayfasından alınmıştır