Renkler İnsanda yedi beden veya yedi şuur seviyesi olmasına benzer şekilde, yedi şakra ve başlıca yedi ışın vardır.
kozmik enerji, ışık ışınları tarzında, şakra veya güç merkezleri tarafından bedene çekilir, omurilik boyunca dağıtılır ve bedene, bir baştan bir başa, canlılık vererek dolaşır. Herhangi bir sebeple, bu enerinin serbestçe dolaşımı engellenirse, beden gücünü yitirir ve hastalık peyda olur.
Renkle tedavi, belirli renklere olan ihtiyacın her bireyde ayrı ayrı olduğu, beden ve zihin sağlığının bedene gereksinimler doğrultusunda, dengeli bir enerji akışının sürüp gitmesine dayandığı fikirlerini temel almıştır. Bu, bedenin sağlığını koruması, hastalanmaması için ona yeniden yapmak, onarmak ve her organa durmadan yeniden hayatiyet kazandırmak kudretini vermeye yeterlidir.
Kırmızı Kozmik Işın
Fiziksel bedenimize enerji ve canlılık sağlayan ışındır. Omurganın ucundaki kök şakrası tarafından emilir. Kuyruk kemiği veya eşeylik organı merkeziyle alâkalıdır. Fiziksel bedenin, özellikle yapıcı, üretici ve onarıcı fonksiyonların hayatiyeti, doğru ve yeterli kırmızı ışın alımına bağlıdır.
Bedene kırmızı ışın uygulanırsa, bu merkez harekete geçer. Bu renk, duygulan ateşlendirip beden ısısını artırır, kan dolaşımını hızlandırır ve adrenalin salgılanmasına yol açar. Yorgunluk ve atalet duygusunu olduğu gibi, kronik soğuk algınlığı veya nezleleri de geçirir; daima genişletici bir etki yapar. Kırmızı ışınların etkisine yardımcı olmak amacıyla düzenlenmiş bir yemek rejimi, pancar, turp, siyah kiraz, mürdüm eriği, erik, ıspanak, tereotu, kuş üzümü vb. yani bileşiminde demir bulunan sebze ve meyveleri içermelidir. Şifacılar sık sık hastaya, kırmızı ışın uygulanmış sudan bardaklar dolusu içmesini önerirler. Bu, kırmızı bir ekran yardı¬mıyla güneş ışınından süzülmüş kırmızı ışını absorbe etmiş sudur. Kırmızı ışının, psikolojik olarak sinir sistemi üzerindeki etkisi her zaman güçlendirici ve yükseltici yöndedir; kişisel güven ve girişimciliği artırır, irade gücünü ve cesareti teşvik ederek, depresyon ve ataletin üstesinden gelinmesine yardımcı olur.
Anemi, inme, kan dolaşımı bozukluğu, canlılığın azaldığı veya depresyon, korku, üzüntü gibi bir halet doğuran kan hastalıklarında kırmızı ışın, teknik bir tabirle endikedir.
Turuncu Kozmik Işın
Turuncu ışın ikinci şakrayı ya da dalak merkezini kontrol eder ve bedenin toplayıcı, dağıtıcı ve dolaşımsal süreçlerine yardımcı olur. Güçlü bir kuvvet verici etkisi vardır; zihinsel ve bedensel fonksiyonları serbestleştirir, fiziksel enerji verir ve mantal yapıyı uyarır. Sıklıkla bilgelik ışını olarak adlandırılır. Fiziksel kırmızı ışın ve mantal sarı ışın arasında bulunması nedeniyle hem fiziksel canlılık, hem de zihin üzerinde etkisi vardır. Turuncu ışınların etkisine yardımcı olmaya yönelik bir rejimde portakal, mandalina, kayısı, mango, (hint kirazı), şeftali, kantulup kavunu, havuç, sarı şalgam gibi turuncu sebze ve meyvelerle turuncu ışın uygulanmış bir veya iki bardak su bulunur.
Portakal ve kırmızı renkli ışınların her ikisi de çok güçlüdür ve asla körü körüne kullanılmamaları gerekir. Her hasta biricik ve kendisine özgüdür ve ona göre muamele görmelidir.
Psikolojik yönden, turuncu ışın zihinsel bastırmaların ve çekingenliklerin giderilmesinde birebirdir, zihinsel genişlik kazanmak ve yeni fikirlere açık olmak için yardımcı olur. Akılcı yaklaşım gerektiren durumlarda, mantal seviyenin yükseltilmesi açısından büyük faydası dokunabilir. Zihinsel genişlik kazandırdığından, anlayışı ve hoşgörüyü artırır. Kırmızı ışın gibi cesaret ve yaşamla başa çıkabilme gücü verir.
Turuncu ışın, dalak merkezi tarafından emildiğinden, dalak rahatsızlık ve enfeksiyonlarının, ayrıca da böbrek hastalılarının tedavisinde kullanılabilir. Bronşit ve diğer göğüs hastalıklarına turuncu ışınla tedavi uygulanabilir. Hissî kökenli inmeler gibi, safra kesesi taşlan da turuncu ışın tedavisine hasta yönünden olumlu cevap verirler.
Sarı Kozmik Işın
Beyazdan sonra en fazla ışık veren bu ışındır. Tüm sinir sistemi için gerçekten çok önemli bir merkez olan, aynı zamanda da sindirim süreçlerini kontrol eden üçüncü şakra veya solar pleksüs tarafından emilir. Karaciğer ve bağırsak üzerinde temizleyici bir etkisi vardır. Bu yüzden, öncelikle güçlü tedavi edici tesirler gösterebildiği deri için olmak üzere tüm sistem için bir antıcı vazifesi görür. Bu, mantal bir ışındır ve zihinsel melekeleri harekete geçirir. San ışının etkisine yardımcı olacak bir yemek rejimi, esas olarak limon, muz greypfrut, ananas ve tatlı mısır gibi sarı derili meyve ve sebzeleri içerir. Renk tedavisi uygulayıcılarının bir çogu gûneşe koydukları suyu sarı bir filtre yardımıyla “yükler” (sarı ışına maruz bırakır) ve hastalarına verirler.
Psikolojik etkilerine gelince, san ışın mantıksal zihni ve muhakeme güçlerini çalıştırır. Yüksek melekeleri harekete geçirerek, kişinin kendini kontrol etmesine yardımcı olur. Sarı ve turuncuya sadece bakmak bile bizi canlandırır ve moralimizi yükseltir, çünki bedenlerimizin şiddetle arzu ettiği sevgili altın renkli güneş ışınlarım en çok andıran renkler bunlardır. San, denge ve iyimserlik sağlayarak, sizi hayata karşı uyumlu bir tavır içine sokan bir renktir.
Sinir zayıflığı (nevrasteni), deri ile ilgili sorunlar, hazımsızlık ve buna bağlı peklik şikayetleri, karaciğer rahatsızlıkları, şeker hastalığı durumlarında sarı ışın kullanımı faydalı olabilir.
Yeşil Kozmik Işın
Yeşil, doğanın, dengenin, barış ve uyumun rengidir. Şehirlerde yaşayan bizler ferahlamak, hoşnutluk duymak istediğimizde, sadece pazar günleri birkaç saat için de olsa kırlara, sayfiye yerlerine gideriz. Kırlardaki yeşilin gücümüzü yerine getireceğini, bizi teskin edeceğini içgüdüsel olarak biliriz. Bu, ısı titreşimleri şuuru ile elektrik titreşimleri şuuru arasında kalan renk tayfının ortasına düşen bölgenin belirtisidir.
..Bu ışın, kalp şakrası tarafından emilir ve kalp merkezini kontrol eder. Yeşil, mavi ve sarının bir karışımıdır ve kalp ile tansiyonun üzerinde önemli etkisi vardır. Bitkilerce üretilen klorofil, günümüzde kimyasal olarak elde edilebilmekte ve kalp faaliyetini destekleyici özelliğinden dolayı imal edilip pazarlanmaktadır. Ayrıca, bu rengin sinirler üzerinde fevkalâde bir sakinleştirici etkisi vardır. Ve modern mimarlar tarafından dizayn edilen yerleşim bölgeleri ve beton ormanlarındaki eksikliği, olasılıkla; yükselen suç ve cürüm dalgasının asıl sorumlusudur. Asit veya alkali reaksiyonu göstermeyen yeşil sebze ve meyveler, yeşil ışının etkisine yardımcı
olur.
Psikolojik bakımdan yeşil ışın, ilkbaharın gelişini hatırlatacak biçimde bir yenilenme, tazelik, zekâ ve uyanıklık, yaşama yeniden başlamışlık duygusu verir. Bu ışın, sadece fiziksel kalbi değil, fakat kalp krizine yol açan hissî problemleri ve zihinsel bastırmaları da kontrol eder. Bunlar sıklıkla verme korkusundan, olaylara karışma ve zarar görme veya incinme korkusundan kaynaklanır. Bu duygusal ve psikolojik sorunlar uzun süre devam ederse, yüksek tansiyon ve kalp krizine sebep olmaları şiddetle muhtemeldir.
Şehrin gürültü patırtısından uzaklaşarak, kırlarda veya en azından bahçenizde haşır neşir olduğunuz yeşil ışın, kalp için ve ayrıca tansiyon ve ülserler için harika bir “yapıcı, yükseltici” ve “onarıcı”dır. Baş ağrısı ve gribi hafifletmek için de kullanılabilir. Kanser, hücrelerdeki bir uyumsuzluk, dengesizlik olduğundan, ahenk ve denge kurucu olması sıfatıyla yeşil, habis hücrelerdeki çok şiddetli düzensizliğe bir karşıt güç oluşturmak, sinir sistemini (yeniden) dengeye kavuşturmak ve bedeni bütünüyle “akort etmek” için kullanılabilir.
Mavi Kozmik Işın
Bir genişletici ve canlandırıcı olan kırmızı ışının aksine mavi ışın, önceki kırmızı, turuncu, san ışınlar grubu ile olan ilişkisi dikkate alındığında, bir daraltıcı ve kısıtlayıcıdır. “Dinginlik kazandırıcı-yükseltici” bir etkisi vardır ve vücut ısısında yükselmeye yol açan enfeksiyonlu hastalıklarla mücadele etmek için vücut olaylarım yavaşlatır. Antiseptik karakteri en önemli özelliğidir. Işığı, sakinleştirici ve damar ve dokuları büzücü bir etki yapar. Mayi, gırtlak merkezinin rengidir. Şu merkez, insanın en gelişkin kendini ifade etme melekesini, kavuşmayı idare eder. Mavi ışının etkisine yardımcı bir yemek rejimi, üzüm^çoğunlukla koyu mavi renkte olan böğürtlen, mavi erik, çay üzümü gibi bütün mavi sebze ve meyvelerden ve günde maviyle “yüklenmiş” birer bardak kadar sudan oluşur.
Psikolojik bakımdan mavi ışın, özellikle sinir bozukluğuna çok yaklaşmış kişilerdeki gibi aşın uyarılma veya heyecanlanma durumlarında, zihne sükûnet ve huzur getirebilir. Dinginleştirici etkisi fazlaya da kaçabilir, öyle ki, melânkolik ya da aşın karamsar bir halet, mavi oranının aşırılığına ve bir parça “gayrete getirici” kırmızı veya turuncuya olan gereksinime işaret edebilir.
Mavi ışın, her türlü boğaz rahatsızlıktan, ateş, kızamık ve kabakulak gibi çocuk hastalıkları, birçok iltihaplanmalar, spazmlar, böcek sokmaları, kaşıntı ve baş ağrıları gibi çok çeşitli rahatsızlıktan yatıştırmak veya hafiflemek için kullanılabilir. Şoklar, uykusuzluk ve dönemsel ağrılar için de yararlıdır.
Çivit Mavisi Kozmik Işın
Çivit mavisi ışın, alnın arkasındaki, sık sık üçüncü göz ismiyle anılan şakra tarafından emilir ve dolaştırılır. Bu ışının epifiz bezini kontrol ettiği söylenir, ayrıca kan akımını mükemmel bir şekilde temizler. Turuncu ışın gibi zihnin genişlik kazanmasına yardımcı olur, onu korkulardan ve çekingenliklerden kurtarır. Çivit mavisi, koyu mavi ve az miktarda matlaştırıcı etki yapan kırmızı karışımı bir renktir.
Epifiz, insanın sinirsel, zihinsel ve psişik gizli güçleriyle ilgilidir; örneğin görme ve duyma organları çivit mavisi ışının etkisi altındadır. Belki de bu nedenle, çivit mavisi ışın güçlü bir anesteziktir (uyuşturucu) ve şuuru uyanık tuttuğu fakat ağrıya karşı tam bir duyumsuzluk sağladığı için, bu ışının kullanımı çok güvenli bir anestezi yoludur. Çivit mavisi ışının etkisine yardımcı bir yemek rejimi, mavi ışın bahsinde sayılan ve mor ışınla ilgili olarak sıralayacağımız yiyecekleri içerebilir.
Bu ışının psikolojik etkilerine gelince, bedendeki psişik akımları temizler ve ortadan kaldırır. Obsesyon ve diğer psikoz çeşitleri gibi ciddî zihinsel şikâyetler üzerinde güçlü bir etkisi vardır. Çivit mavisi ışın, korku ve zihinsel bastırmaların ciddî mantal şikâyetlere yol açtığı durumlarda, arındırıcı ve delgeleyicidir.
Çivit mavisi ışın, tedavi amacıyla her türlü göz, kulak ve burun rahatsızlığında, akciğer hastalıklarında, astım ve hazımsızlık vakalarında kullanılabilir. Sağırlık, bazen muzdarip kişinin vicdanına, içten gelen aydınlatıcı tesirlere veya sadece yakınlarının sözlerine kulak tıkanmasının bir sonucu olabilir. Bunun yerine, dikkatin yüzeysel bir biçimde kişinin kendisine yöneltilmesi söz konusudur. Elbette ki, her zaman böyle olmayabilir, fakat her halükârda çivit mavisi ışın, bütün kulak, burun, boğaz rahatsızlıklarında büyük faydaları dokunabilecek bir yardımcıdır.
Menekşe Kozmik Işın
Bu, tayfın kozmik enerji ışınları içinde en yüksek titreşime sahip olanıdır. Başın içindeki Taç şakrayı kontrol eder ve sezgisel ve ruhsal anlayışın bir merkezi olan hipofizle alakalıdır. Menekşe ışın bugün pek bol olan yıpranmış sinir sistemleri üzerinde fevkalâde teskin edici, yatıştırıcı bir etki yapar. Fakat, kullanımı tedaviye cevap alması açısından sadece, sinirli ve çok hassas yapıda olan kişilerle sınırlıdır: Sanatçılar, oyuncular ve müzisyenler… Bunlar sık sık kişilik sorunlarından dolayı sıkıntı çekerler ve onlara tekrar huzur ve dinginlik getirecek olan mor ışındır.
Kullanılabilecek yiyecek maddeleri, ışın yüklenmiş suyla, çivit mavisi ışın için önerilenler; patlıcan, mor üzüm, böğürtlen, mor lahana ve pancardır.
Psikolojik bakımdan bu ışın, ışık ışınıdır ve her türlü nevroz ve nevrotik belirtiler üzerinde harika bir tedavi edici etkisi vardır. Ruhsal, sezgisel melekelerin geliştirilmesine yardımcı olarak kullanılabilir. Meditasyona veya konsantrasyon egzersizlerine başlamadan önce, bu rengin tasavvur edilmesi yararlı olabilir veya psişik ve ruhsal melekelerin canlanmasına yardımcı olması için önünüzdeki bir masaya bu renkte küçük bir parça kumaş koyabilirsiniz.
Tedavide menekşe, bütün zihinsel rahatsızlıklarda ve sinir hastalıklarında, romatizma, çarpmadan ileri gelen sarsıntılar, tümörler ile beyin omuru menenjitinde, ayrıca böbrek ve mesane hastalıklarında kullanılabilir.
Kadim Bilgelik bize, renk isimlerinin ve her bir şakra ve ışına ait numaraların, tüm görünümlerin ardındaki En Üstün Güç’ten yayılan büyük kuvvetlerin sembolleri olduğunu öğretmektedir. Yedi ışının her biri, insanlığın geçmesi gereken büyük tekâmül basamaklarından birine tekabül etmektedir. Bütün varlık, merkezî bir noktadan çıkıp yayılan bu kozmik ışımaya tâbidir. Sadece dünyamız değil, fakat kâinatı oluşturan tüm görünebilir esîrî, astral, mantal ve ruhsal plânlar, hepsi bu aynı kozmik ışık gücüne bağımlıdır.
Yedi ışın, tekâmülün aşamalarını simgelemektedir. İlk üç ışın, kırmızı, turuncu ve sarı şimdiden geride bırakılmıştır. İnsanlık şimdi yeşil ışına karşılık gelen tekâmül dönemi içindedir, burası orta bölge ve maddeye batmışlığın en şiddetli hâllerinin yaşandığı bir dönemdir. İleriye dönük olarak, manzara daha parlaktır: İnsanlığı, daha yüksek ve uyumlu mavi ışına doğru ilerleyeceği bir gelişme dönemi beklemektedir; soma da çivit mavisi ve menekşe moru ışınların daha süptil hâllerine doğru yol alacaktır.
Bu ışınlar ve numaraları, günlük yaşantımızda bizi kuşatan büyük kuvvetlerin sembolleri olduğu gibi, her birimizin, maddî ve yaratıcı basan açısından gelişmesini sağlayabilecek potansiyelinin bir parçası olan belli yetenekleri vardır. Bunu, müzik, renk ve sayıların hayatımızdaki yerini incelemeye ayırdığımız ilerdeki bir bölümde göreceğiz.
Dr. Edwin D. Babbitt, Işık Ve Renk Yasaları isimli klasikleşmiş eserinde (1878’de yayınlandı), renkle tedavi ile ilgili yıllarca süren araştırmalarından sonra, çevresinde, ışıltılar içindeki büyük bir ışık okyanusunun ortasında anaforlar yapan renkleri görmesini sağlayan bir iç görüş melekesini nasıl geliştirdiğini anlatıyor ve bu deneyimlerin inanılmayacak lezzette olduğunu ifade ediyor. Her şey, tüm nesnelerin içine doğru, içinden ve dışına doğru anaforlar yaparak akan parlak ışın yığınlarına dönüşmekteydi. Ne türde olursa olsun tüm şifanın kaynaklandığı temel bir ruhsal kuvvet olduğu sonucuna vardı. Değişen, sadece şifa etkisini sağlayabilmek için kullandığımız kanallardır.
( Renklerle Tedavi – Mary Anderson )
Her rakam bir pozitif etki taşır. Bu etki, rakamın potansiyelini tam olarak kullandığımızda gerçekleştirdiğimiz durumdur. Oysa bir takım zorlayıcı şartlar olmasa kendimizi değiştirmeye yönelmeyiz. O yüzden “zorlayıcı etkiler” her ne kadar önce olumsuz görünse de bizi yönlendirdiği durumlar olumludur. Yani, “1” deki tıkanmışlık hissi ya da hayal kırıklığı sayesinde yeni yollar, yeni yöntemler bulmaya çalışırız, yeni fikirlerin tohumları atılır, yeni başlangıçlar hayatımıza girer.
Her adımda hep beraber öğreniyoruz, gelişiyoruz, değişiyoruz. Bu döngünün sonundaki 9 senesine detaylı bir şekilde bakalım şimdi:
9 rakamı Evrensel Sevginin, inancın, insanlığa hizmetin, evrensel yasaların, ruhani aydınlanmanın ve uyanışın rakamıdır. Olumlu örnek olarak yaşadığımız, doğal liderlik yaptığımız, olaylara bakış açısının olabildiğince yüksekten gerçekleştiği, ruhumuzun güvenle serpildiği, sezgilerin güçlü bir karakter eşliğinde kullanıldığı dönemleri simgeler.
9 senesi bütüne ulaşma, tamamlanma senesidir. “Sonun başlangıcını” işaret eder. 9, büyük değişiklikler senesidir ama bunu 9 senesini yaşarken fark etmeyebilirsiniz. Bu sene, son döngüde ektiklerinizin hasadını yaptığınız, bağışlandığınız ya da bağışladığınız, eski hesapların kapandığı bir yıl olabilir. Bütün deneyimleriniz, öğrendikleriniz, geliştirdiğiniz yeni alışkanlıklar, yeni davranış kalıpları ve yetenekleriniz bu yıl işleme girebilir. 9 senesinde çok güçlü bir insancıl anlayış, insanlığın bütününe olan bir sorumluluk duygusu, hoşgörü ortaya çıkabilir.
Küresel bakış açısıyla, 9 senesi değişimi sevmeyenlere oldukça rahatsızlık verici gelebilir. Eskiden popüler olan konular, kişiler, durumlar artık kolektifin ilgisini çekmediğinde, onların yerine yepyeni ilgiler ortaya çıktığında huzursuzluk yaşanabilir. Eğer severek ve isteyerek geçmişi geçmişte bırakmak taraftarı değilseniz, sizi buna iten sıkıcı durumlar ortaya çıkacaktır. Eski düzeni sevenler, muhafazakârlar, eski kalıplara bağlı kalmakta ısrar edenler bu yıl fikirlerini değiştirmek için defalarca zorlanacaklar.
Global platformda, ülkeler, toplumlar, endüstriler, kurumlar eskiyi tamamen bırakıp çok farklı ve yeni yönlere gidebilirler.
Bir başka 9 senesi olan ve 2016’nın Satürn-Neptün Kare açısının tohumlarını bırakan Satürn-Neptün birleşmesinin yaşandığı 1989 senesine bakarsak, belki söylemek istediklerimi daha iyi anlatabilirim.
1989 da Doğu-Batı blokları kutuplaşmasının sonu geldi, Polonya Doğu blokundan kopmayı ve serbest ekonomiye geçişi onayladı, Romanya bir isyanla Çavuşesku diktatörlüğünü sona erdirdi, Çekoslovakya komünist rejimi tanımadığını ilan etti, Macaristan bunu takip etti, Estonya, Litvanya ve Latviya Sovyet işgalini sona erdirmek üzere 600kmlik insan zinciri oluşturdular, Çin Tiannamen meydanı protestoları Çin’in insan hakları konusunda yavaş ama önemli değişikliklere gitmesine yol açtı, Şili ve Brezilya onlarca yıl sonra ilk özgür seçimlerini yaptılar, Berlin duvarı halk tarafından yıkıldı, Sovyetler Afganistan’dan çekildi, dünya çapında internet hizmeti için ilk planlar yapılıp sunuldu, Nintendo ilk Gameboy’u piyasaya sürdü… Arkadaşlar, 1989 Neptün-Satürn etkisiyle de öyle önemli bir seneydi ki buraya yazmaya sığmıyor. İsterseniz, siz de internette bir tarama yapın ve benim sadece birkaç önemli olayına dokunabildiğim bu 9 senesine bir bakın. Özgürlük, demokrasi ve eşit haklar konusunda ne kadar çok ilerleme kaydedildiğini göreceksiniz.
1989 da bitirilen eski döngüler ve bir anlamda bununla başlayan yeni döngüler sayesinde şu anda çok farklı bir dünyada yaşıyoruz. İnternetin olmadığı, iletişimin kısıtlı olduğu bir hayat düşünemiyoruz bile. Seyahat özgürlüğü sayesinde onlarca yıl ayrı kaldığımız eski Sovyet ve Doğu Bloku ülkelerine gidip geliyoruz, Çince öğrenmeye çalışıyoruz, bütün bu insanlarla ticaret, sanat, kültür ve sevgi alışverişi yaparken aramızda bir fark olmadığını, hepimizin bir bütünün parçası olduğunu görüyoruz ve hissediyoruz. Bu, tam potansiyeli ile yaşanmış bir 9 senesi etkisidir! Aradan geçen yıllar bu etkiyi azaltmamış, aksine güçlendirmiştir.
Şimdiye kadar herhangi bir senenin numerolojisi hakkında çok yazmadım. Ancak sezgilerim bana, 2016’nın 1989 kadar önemli olacağını söylüyor ve o yüzden bu senenin değeri üzerinde özellikle duruyorum. Belki bu sefer değişim yöntemleri farklı olabilir ama etkisinin 1989 kadar geniş ve evrensel olma potansiyeli taşıdığı bir gerçek.
Aradan 26 yıl geçti, ’89 doğumlular birer yetişkin oldular ve kendi “9” yıllarına da girmek üzereler. O dönemin tohumlarını ise genlerinde taşıyorlar. Bu kuşağa özellikle dikkat etmenizi de öneririm. Satürn-Neptün birleşmesinin etkisi altında doğan bu çok özel ruhlar, tam potansiyelleriyle yaşadıklarında, hem tabiatın sırlarını, onun bize ilettiği bilgileri çözümleyecekler, bu bilgileri teknolojiyle sentezleyecekler, hem de bedenlerimizle bilincimizi bağlantıya geçirerek hayatımızı yepyeni prensiplerle yaşamamız konusunda bize öğretmenlik yapacaklar. 2016 da bu kuşağın ışığının hepimizi aydınlatmasını umuyorum. Ama bütün iş, bütün sorumluluk onların değil tabii. Burada sorumluluk hepimizin.
9 senesi bir dönemin bitişini de gösterdiğinden, arınma senesidir. Genel olarak beslenmenizde, yaşadığınız ortamda, sosyal bağlantılarınızda ve ilişkilerinizde bir arınma ihtiyacı hissedebilirsiniz. Şişkinlik yapan, fazlalık olduğunu hissettiğiniz, ihtiyacınız olmayan her şeyi elemenizi öneririm. Evlerinizdeki okunmayan kitaplardan, kullanmadığınız her türlü alete ve artık size hitap etmeyen geleneklere kadar… Bu konuda size Başak’taki Ayın Kuzey Düğümü ve Jüpiter de yardımcı olacaktır.
Bu sene olgunluğumuzun keyfini çıkaralım. Birliktelik Bilincini gündelik hayatımıza uygulamamız, iç bilgeliğimizle hareket etmemiz, bütün bunların sadece sözde kalmayıp hareketlerinize de yansıması 2016’yı her birimiz ve kolektif için harika bir yıl haline getirebilir.
Evet, son 8 yılınıza bir bakın, bir de bulunduğunuz andaki kendinize bakın. Öğrendiklerimizi sergileme, ektiğimizi biçme zamanı şimdi! 2016’da huzur ve uyumu hayatımızın her köşesinde yaratabiliriz. Bu iki varoluş niteliği bu sene ve ilerideki yıllardaki mutluluğumuz için vazgeçilmez hale geliyor.
2016 yılında, 9 rakamının simgelediği evrensel ve koşulsuz sevgiyi hepimizin kalplerinde bulmasını diliyorum.
©Mor Alev 2015
En büyük organlardan biri olan karaciğerin, besinlerle birlikte alınan vitamin ve minerallerin emilmesi, vücutt…aki zararlı maddelerin temizlenmesi gibi hayati görevleri bulunmaktadır. Düzenli alkol kullanımı ve aşırı yağlı gıdaların tüketimi karaciğer yağlanması, hepatit ve siroz gibi karaciğer hastalıklarına yol açabilmektedir. Karaciğer sağlığında ilk adım, tüketilen gıdaların dikkatle seçildiği bir dengeli beslenme programı olmalıdır. Doğru yiyecekler antioksidan etkileri ile karaciğeri temizler ve korur.
4 ay boyunca her sabah kahvaltıdan sonra 1 yemek kaşığı sızma zeytin yağ içersine 3 damla limon damlatılıp içilir . Bu sayede karaciğeriniz eski sağlıgına kavusacaktır…
Sirkeyi sadece salata sosu olarak kullanıyorsanız, çok şey kaybediyorsunuz! Çünkü sirke, soğuk algınlığından, iştahsızlığa, böbrek taşından kansızlığa kadar birçok derde deva olabilir
Belki siz de herkes gibi arada sırada sirkeyi tencerelerinizi ovmak ve kireç tabakalarını yok etmekte kullanıyorsunuz. Hatta büyükanneniz size, saçlarınızı sirkeyle durulamanın en pahalı saç kremlerinden daha iyi parlattığını ya da sivrisinek ısırıklarına iyi geldiğini öğretmiş olabilir.
Fakat, sirkenin faydaları bu kadarla sınırlı değil. Sirke, özellikle de elma sirkesi, sağlığınızın dostu ve en değerli yardımcısıdır. Sayısız faydaları, onu her derde deva yapar ve sirke, bu nitelikleriyle evdeki doğal eczaneniz de hatırı sayılır bir yeri hak eder. Sirke, kil ve magnezyum klorürle beraber sağlığınız için çok etkili bir sinerji yaratır.
ADAÇAYI SİRKESİ
150 gr. adaçayı 1 lt. sirke. Adaçayını sirkenin içine ekleyip bir ay boyunca dinlendirin. Bu sirke diyabete, hormonal sorunlara, yorgunluğa, aşırı terlemeye, mide ağrılarına, depresyona ve sıcak basmasına karşı bire birdir.
ON AROMALI SİRKE
Salatanızı tatlandırmak için kullanılabile-ceğiniz gibi sağlığınıza da çok iyi gelecektir. Bu karışımı üç hafta demlenmeye bırakın. Sonrasında salatanızı çeşnilendirmek için normal sirkeyle beraber ufak miktarlarda kullanabilirsiniz
15 gr. kıyılmış sarımsak
10 gr. kıyılmış soğan
30 gr. Pelin otu
15 gr. biberiye
15 gr. sedef otu
15 gr. adaçayı
10 gr. lavanta
8 gr. tarçın
3 gr. muskat
1 lt. beyaz üzüm veya elma sirkesi
Tamago-Su
Samurayların sihirli içeceği
Bu sihirden siz de faydalanmak ister misiniz? Bundan daha kolay bir şey yok. Tek problem, esmer pirinç sirkesi bulmakta. En kuvvetli doğal reçete olarak kabul edilen Tamago-Su veya yumurtalı sirke, aşağıdaki şekilde hazırlanıyor:
– Taze bir yumurtayı esmer pirinç sirkesi dolu bir bardağın içine tamamen batacak şekilde bir hafta bırakın. Sirke, kabuğu dahil tüm yumurtayı tamamen çözüp eritecektir. Geriye sadece kabuğu iç taraftan saran zar kalacaktır.
GRİBE KARŞI SİRKE
Sirke eski zamanlarda vebadan korunmak amacıyla kullanılırmış. Veba salgını sırasında cepte bulundurulacak bir şişe sedefotu sirkesini ara sıra koklamak vebadan koruduğu gibi hastaları da tedavi edermiş. Aynı zamanda hasta ile tedavi eden kişi arasında bulunan ateşe bir miktar sedef otu sirkesi damlatılırmış.
2 lt. kuvvetli bir beyaz veya kırmızı üzüm sirkesi
1 avuç deniz tuzu
1 avuç ardıç üzümü
1 avuç sedefotu yaprağı
3 baş sarımsak (ufak doğranmış)
30 gr. dövülmüş karanfil
45 gr. doğranmış melekotu kökü
Özellikleri Bu karışımı kalın camlı bir damacananın içine boşaltın. En az 15 gün güneşte dinlenmeye bırakın. Sonra süzün. İstenirse içine, lezzetlendirici ve gazı yok edici olarak ahududu veya mürver çiçeği eklenebilir. Bu sirke, grip vs. salgınında çok etkilidir. Sabahları bir yudum içilmeli, arada sırada ellere sürülmeli ve buruna çekilmelidir.
Hastalık hissedildiği anda çabucak iki yemek kaşığı içilmeli, sonra ılıtılarak ağrıyan yerlere kompres yapılmalıdır. Bu kompresi dört saatte bir değiştirin ve değiştirdiğiniz kompresi ateşte yakın ki içine çektiği zehir yok olsun.
İşte mükemmel bir dezenfektan olan karışım. Sirkeyi aşağıda listesi olan malzemeler ile karıştırıp en az on gün bekletin, sonra da süzün:
-40 gr. acı Pelin otu
– 40 gr. Pelin otu
-40 gr. karabiberli nane
-40 gr. biberiye
– 40 gr. Sedefotu
– 40 gr. adaçayı
– 40 gr. lavanta
– 30 gr. küçük hindistan cevizi,
30 gr. eğir
30 gr. tarçın
30 gr. kane karanfil
30 gr. sarımsak
2.5 lt. beyaz şarap veya elma sirkesi.
Diğer taraftan 10 gr. kafur bitkisini asetik asit içinde eritip, sıvıyı yukarıdaki karışımı süzmeden birkaç saat önce içine ekliyoruz. Oluşan sıvıyı ağzı tamamen kapalı, hava almayacak bir şekilde şişelerde saklıyoruz.
Özellikleri
Boğaz ağrısına, bademcik şişmesine, gribe, nezleye, öksürüğe ve tüm bulaşıcı hastalıklara karşı aç karına bir tatlı kaşığı içilir. Tuzlu sıcak kaynar suya karıştırılıp gargara yapılır veya solunursa, kor haldeki kömürün üzerine dökülürse veya sıcak metal plakanın üzerine serpilirse bulunduğu odanın havası dezenfekte ederek, antiseptik özelliğini gösterir.
BAL SİRKESİ
Hazırlaması keyifli başka bir sirke tarifi: -İki litre kaynar suyu bir kilo balın üzerine dökün. Bal iyice eriyinceye kadar karıştırın. Mayalanmayı hızlandırmak için karışıma bir bardak taze meyve suyu eklerseniz, sonuç çok daha iyi olacaktır.
-Bir çorba kaşığı ılık suyun içinde bir miktar mayayı karıştırın.
-Bu mayayı ballı suyun üzerine koyacağınız bir dilim ekmek içi üzerine yayın.
-Kabın üzerini bir tülbentle örtüp, on beş gün kadar dinlendirin.
-Ardından üzerindeki ekmek dilimini alıp, köpüğü temizleyin ve süzün.
-Elde ettiğiniz sıvıyı üzerine tülbent örtülü olarak açık havada sirkeleşinceye kadar yaklaşık bir ay boyunca dinlenmeye bırakın.
FRAMBUAZ SİRKESİ
Nefis ve hazırlaması çok kolaydır. Tek zorluğu bol miktarda frambuaz gerekmesidir.
– İki litre suyu dört bardak taze frambuazın üzerine döküp bir gece boyunca bekletin. Ardından süzüp posasını atın.
– Aynı işlemi bir önceki adımda elde ettiğiniz sıvı ve yine dört bardak frambuazla tekrarlayın ve bütün bir gece bekletin. Bu işlemi, toplamda beş defa tekrarlamak gerekiyor. -Elde edilen frambuaz suyuna 500 gr. rafine edilmemiş şeker ilave edin. Üzerine tülbent örtüp, sıvıyı yaklaşık 25 derecede iki ay boyunca bekletin. Son olarak süzün.
HER DERDE DEVA ALKOLİZM / SARHOŞLUK
Eski bir tarife göre, her yarım saatte bir, bir tatlı kaşığı sirke bir miktar sıcak suyla seyreltilip içirilir.
MİKROP ÖLDÜRÜCÜ
Tüm sirkeler salmonella, streptokok gibi bakterileri tek bir temasla öldürebilecek kadar güçlüdür. Bu nedenle bazı Amerikan hastaneleri hastane bakterileriyle savaşırken kullandıkları diğer dezenfektan ürünlerin yerine sirke kullanmaya başlamışlardır. Aynı zamanda buğulama, kompres, lavman ve diğer yöntemlerle uygulanan ‘Dört Hırsız Sirkesi’nin dahili ve harici kullanılabileceği belirtilmektedir
İŞTAH AÇICI
Sirke içeceği (su, sirke ve bal karışımı) iştah açıcı ve hazmı düzenleyicidir. İştahsız insanlar, ana öğünlerden yarım saat önce bu içeceği içmelidirler.
BÖBREK TAŞI
Sütlü ürün (süt, peynir) tüketiminizi azaltmanız gereklidir. Bolca az mineralli (yumuşak) su için. ayrıca günde iki-üç defa bir çorba kaşığı elma sirkesini ılık suyla karıştırıp için.
ASTIM ve SOLUNUM HASTALIKLARI
Tüm vakalarda bal (doğal, işlenmemiş ve ısıtılmamış olmalı) ve elma sirkesi karışımı iyi sonuç vermektedir. Buğday balı daha etkili olabilmektedir. -Bir kaşık sirke bir kaşık balla karıştırılıp ılık suya eklenir. Günde 3-4 defa içilir. ABD’de sıklıkla uygulanan yöntemde, bir mendil veya tülbent sirkeye batırılıp, bileklerin iç tarafına yerleştirilir ve bir bantla sabitlenir.
BRONŞİT
En iyi sonucu mürver meyvesi sirkesi veriyor gibi görünse de normal sirke de iyi sonuçlar vermektedir. Ballı sıcak suyun içine bir tatlı kaşığı sirke eklenir, ihtiyaca göre günde üç kez veya daha fazla tüketilir.
BULAŞICI HASTALIKLAR
-Bir tatlı kaşığı saf sirkeyi (sirke özü) aynı miktarda balla karıştırıp gün içinde iki defa çiğnemek sizi salgınlardan koruyacaktır. Eğer hastalığa yakalanırsanız bu karışımı günde 3 veya 4 defa çiğneyiniz.
-3 çorba kaşığı ‘dört hırsız sirkesi’ni, biraz deniz tuzu eklediğiniz bir kap sıcak suyun içine ekleyin. Bu karışımla gargara yapın.
-Bu sirkeyle evinizi havalandırabilirsiniz. Ayrıca sirkeyi bir mendile emdirerek gün içinde belirli zamanlarda koklayabilirsiniz
ARTERİT (İLTAHAP)
Sirke, arterit gelişimini yavaşlatabildiği gibi acılarını da dindirir. İki günde bir geleneksel sirke içeceği (1 tatlı kaşığı sirke, ılık su, 1 tatlı kaşığı bal karışımı) yeterli olacaktır. Sabırlı olun, sonuçlar genellikle birkaç hafta sonra kendisini gösterir.
KANSIZLIK
Sirke, anemiye karşı bire bir olan demir, B12 vitamini ve folik asidi, vücudun kolayca emebileceği bir formda barındırır. Sirke, çoğunlukla çok asitli olduğundan yan etkilerinden kaçınmak ve en iyi sonucu almak için günde bir defa ılık ballı suyun içine bir tatlı kaşığı elma sirkesi koyup içmek yeterlidir.
AŞIRI KANAMA
Sirkenin kan pıhtısına karşı kanı sulandırıcı özelliği ile bilinmesinin yanı sıra bununla tamamen zıt olarak aşırı kanamayı engelleyici özelliği de bulunur.
-Aşırı adet kanaması veya hemoroit kanamalarına karşı yemeklerden önce ılık ballı suya bir tatlı kaşığı sirke ekleyip içilmesi tavsiye edilir.
Burun kanamasında sirkeye batırılmış tampon uygulamak yeterlidir…
Kurban rolü, keyifli bir roldür. Bu rolü oynadıkça içinizde, daha çok oynama isteği duyarsınız. Bu rolü oynayarak; hayatınızın, eylemlerinizin ve seçimlerinizin sorumluluğunu üstünüze almazsınız. Bu durumda olmanıza, hep insanlar sebep olur ve böyle kötü şeyler hep sizin başınıza gelir…
Yaşadığımız anda endişesiz, pozitif, hayata karşı meraklı kalırsak yaşadığımız anı yüceltmiş oluruz. İçsel olarak geliştikçe ve kendimizi pozitif yönde değiştirdikçe, dış dünyamız da olumlu şekilde değişecektir.
Bizi gerçekten hataya düşüren şey, yanlış seçimler yapmaktan çok kurban rolünü oynamaktır. Böyle bir bakış açısı, kendimizi merkezimizden uzaklaştırarak, bizi düşük bir enerji frekansına çeker. ‘Kurban’ olduğumuzu düşündükçe, bir süre sonra “Neden ben?” diyeceğimiz daha fazla olumsuz insanı ya da olayı hayatımızda buluruz. Hatalarımızda, üzüntülerimizde ve hayal kırıklıklarımızda kurban rolünü oynamak yerine ilerlememizi engelleyen tüm düşüncelerimize, alışkanlıklarımıza ve inançlarımıza bir son vermeliyiz.
Bizi kurban rolünden uzaklaştırıp mutluluğa yaklaştıracak olan seçim, hayata karşı açık olmaktır. Hayata karşı açık olduğumuzda insanlara, olaylara veya dünyaya direnmek yerine yaşamla “bir” oluruz ve yaşamla uyum içinde, anda akarız. Şikâyet etmek bir anlamda, olana direnmek ve olanı kabul etmemektir. Yakınmak, düşük frekanslı bir düşünce şeklidir. Hayattan ya da yaşadıklarınızdan şikâyet ettikçe, kendimizi kurban rolüne daha çok açarız. Hiçbir eylemde bulunmadan sadece yakınmak, kurban rolünün en tipik davranışıdır. Bir şeylerden sürekli şikâyet ederek, enerjimizi düşürmek yerine ya var olan mevcut durumumuzu değiştirmek için bir şeyler yapmalıyız ya da hiçbir şey yapamıyorsak durumumuzu olduğu gibi kabullenip, olana direnç göstermemeliyiz.
Kurban rolü, keyifli bir roldür. Bu rolü oynadıkça içinizde, daha çok oynama isteği duyarsınız. Bu rolü oynayarak; hayatınızın, eylemlerinizin ve seçimlerinizin sorumluluğunu üstünüze almazsınız. Bu durumda olmanıza, hep insanlar sebep olur ve böyle kötü şeyler hep sizin başınıza gelir…
Bu yolculuğa öğrenmediğimiz şeyleri öğrenmek, derslerimizi almak ve gelişmek için çıktık. Yaşamda yolculuk ederken öğrenmemiz gereken şey bağışlamaksa; kusursuz planların kusursuz tasarımcısı evren, bunun için karşımıza en uygun kişiyi çıkarır. Örneğin bize ihanet edecek birisini… Biz bu kişi tarafından ihanete uğradığımızda, bundan nasıl bir ders almamız gerektiğinin farkına varmayıp; tüm suçun o kişide olduğunu, bu durumun bizimle hiç ilgisi olmadığını düşünürsek -yani kurban rolünü oynarsak- buna benzer kişi ve olayları hayatımıza çekmeye devam ederiz; ta ki o dersi öğrenip, o dersten geçene kadar… Öğrenmemiz gereken dersi öğrenmemeye ne kadar direnirsek, yaşayacağımız olaylar giderek daha zor ve daha acı bir hal almaya başlar. Yaşamımızdaki sonuçları beğenmiyorsak, kendi yaşamımızın sorumluluğunun sadece bizde olduğunu kabul edip, kendimiz için istediğimiz sonuçlara en uygun senaryoyu baştan yazmalıyız. Davranışlarımız ve düşüncelerimiz değiştiği zaman, bir olay hakkında artık eski tepkileri vermediğimiz ve eskisi gibi düşünmediğimiz zaman bir dersi öğrenmiş oluruz.
Sizin için kötü olan bir durumun içinde bulunduğunuzda ve kendinizi kötü hissettiğinizde kendinizi o an, o olayın dışındaymışsınız gibi düşünmeniz durumunuzla ilgili daha sağlıklı kararlar almanızı sağlayacaktır. Böylelikle, olayları daha objektif olarak değerlendirebilirsiniz.
Daha dengede kalabilmek ve sağlıklı çıkarımlarda bulunabilmek için kendimize şu soruları sorabiliriz;
Burada amaç sorunlarımızı görmezden gelmek değil, olaya doğru bir ruh haliyle yaklaşarak; yaşamımız için faydalı bir çözüm yaratabilecek bir bakış açısı geliştirebilmektir. Kontrol edemedikleri ve sonucu değiştiremeyecekleri negatif duygulara odaklanan insanlar, güçsüzleşirler. Sağlıklı bir ruh hali ve bakış açısı içinde, kendimiz için daha faydalı çözümler üretebiliriz. Gerçek bir çözüm için soruna değil, çözüm yollarına odaklanmalıyız. İçinizde mutsuzluk hissi varsa, o duygunuzu yadsımayın. Onu gönderebilmeniz için önce onun varlığını kabul etmeniz gerekir. Ancak, kendiniz için “mutsuzum” ifadesini de kullanmayın. Böyle yaparsanız, mutsuzluğu kendinizle özdeşleştirmiş ve onu bir anlamda kişiliğinizin bir parçası haline getirmiş olursunuz. ‘Mutsuzum’ demek yerine şöyle söyleyin; “İçimde bir mutsuzluk duygusu var…” Mutsuzluğumuzun asıl nedeni yaşadığımız olay, sözler ya da durumumuz değil; durumumuzla ilgili değerlendirmelerimizdir. Bu yüzden düşüncelerimizin farkında olmak ve düşüncelerimize hakim olmak önemlidir. Kendinizi düşünceleriniz ya da duygularınızla tanımlamak yerine, düşüncelerinizi her zaman gözlemleyin ve onların farkında olun. Düşüncelerinizin size ve yaşamınıza hükmetmesine izin vermeyin. Bilinçsizlik, sizin gelişiminizi engelleyen en önemli sorundur.
Bağışlayıcı olduğunuzda ve bağışladığınızda kurban kimliğiniz yok olur ve gerçek gücünüz ortaya çıkar. Böylece yağmuru, soğuğu, insanları, karanlığı suçlamazsınız. Bütün durumların geçici olduğunu idrak ettiğinizde, kendinizi durumlarla daha az bağlarsınız ve böylelikle dengede kalırsınız. “Her şey gibi bu da değişecek” diye düşünmeniz, sizi olaylardan bağımsız kılacaktır. Bir duruma duygusal tepki vermek yerine ‘olanla’ bir olduğunuzda çözüm kapısı kendiliğinden açılmış olur. Her şeyin ‘olduğu gibi’ olduğunu kabul edin ve hiçbir konuda “olumlu” ya da “olumsuz” diye bir yargıda bulunmayın. Hayatınızın yargıcı olmak yerine, hayata dair yargısız bir gözlemci olun. Bu farkındalık düzeyi, hayatınızı daha güzel yaşamanızı sağlayacaktır. Bazı olaylar dışarıdan çok olumsuz gibi gözükebilir ama bir zaman sonra hayatınızda daha önceden açılmış olan o boşluğa yeni ve güzel bir şeyin geldiğini görürsünüz. Bilinmeyene karşı önyargısız ve yargısız kalabildiğinizde, şimdi ve gelecek için endişelenmeyi bıraktığınızda; istemediğiniz durumlar yerine, hayatınıza güzel olasılıkları çekebilirsiniz.
Figen Karaaslan
kaynak: indigo dergisi
Batsheba güçlü kadın olma , kadınlardan dinlediğin hikayelerdeki erkeklerden nefret ederken sen , erkek gibi kız olmaya özenme
– Peki kralim , ev temizleyerek, çamaşır yıkayarak, evde oturarak mi kadin olayım
– Hayır Bathsheba !
Bunların karşılığinda eşinin seni çok seveceğine ınanma ! içinde sevgiye muhtac bir kız çocuğu olduğunu unutma
– Peki kralim bu kiz cocugunu unutmazsam babamin oksamadigi kafami oksayacak , gogsune yatip cocuksu hayallerimi anlatacagim bir kocam mi olacak yada filmlerdeki gibi birbirine agaclarin arkasindan ce diyen sevgililer gibi mi olacağız !
– Hayır Bathsheba …
– Ya ne yapacağım kralim .. Kadın olmak uğruna leoparli giysilerle Ahu Tuğba pozları mi vereceğim
– Hayır bathsheba ruhunu kadın yapmadan dışını kadın yapamazsın
– Ya ne yapacağım kralim ! – Sadece güçlü ve sert olma ! “Esine karşı ne kadar sert isen o kadar çok kırılırsın ve ne kadar güçlü isen o kadar çok acı çekersin. Güçlü olmak onun rolü, hırsızlık yaparsan seni sevmez
– Peki kralim o gücünü gösterirken ben zayıf mi olayim ..
– Hayır bathsheba ..
Bilebilirsen eğer,
Sana kimsenin kadın nasıl olunur öğretmediği gibi ona da erkek nasıl olunurun bir kadinla yatmak olarak öğretildigini ..
Fark edebilirsen eğer,
Onun da çocuklugünün zor olduğunu, erkek olmanın ağırlığını taşımaktan yoruldugünü bile soyleyemedigini ..
Onca yarisin icinde seninle yarışmak zorunda kalmaktan ne cok yoruldugunu
Duyabilirsen eğer,
Sende bir kadın bulamamanın erkeksi sessiz çığlıklarını,
Yapabilirsen eğer,
Eleştirmesen, yargılamasan değiştirmeye uğraşmasan, Hükmetmeye çalışarak onu aciz hissettirmesen . Her kirildigindan “Erkeklikte başarısızsın” .. mesajını vermesen..
Hak verebilirsen eğer,
Ona patronluk ya da annelik etmekten ziyade öncelikle bir kadın olmanı istemesine…
Affedebilirsen eğer,
İçinde öfke biriktirmeden , gözlerinden nefret sızmadan , gururunun yerine bağışlamayi koyabilirsen..
İtiraf edebilirsen eğer,
Kadın olmayi nasil becerecegini bilmediğini, onun yardımına ihtiyacın olduğunu…
Bilebilirsen eğer ,
Gerçek gücünün yumuşaklığında oldugunu , Onun senin gülen yüzüne, neşene, çocuksuluğuna ihtiyacı olduğunu… Onun ağırlığının senin nesende hafifleyeceğini…
Seçebilirsen eğer…
Ne özgürlükçü ne de gelenekçi olmaktan öte mutlu bir kadin olmayı .. Ve diyebilirsen eğer ,
Senin kadar gucsuzum bende sensiz ayaklarımın üzerinde durabilirim ama kalbimin ağırlığıni taşıyabilmek için sana ihtiyacım var, tut elimden bırakma beni … işte bunu duyan tüm adamlar kral olur .. _ Ya kral çıplak ise Kralim ! – Olsun Bathshebam sen yine de prenses gibi yaşarsın !!!
Kaynak: Psikocity- Pito Baran
MUTLAKA OKUYUN..
Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer.
Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır.
En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu v.e kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine kararverir.
Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek neolduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser.Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silke leyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır.
Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır!
Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü pislik ile.Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir.
Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz.Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın.
Mutluluğun 5 basit kuralını unutmayınız:
1. Kalbinizi nefretten arındır ın – Affedin.
2. Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın – Çoğu zaten hiç gerçekleşmez.
3. Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin.
4. Daha çok verin.
5. Daha az bekleyin..
YENİ YIL DİLEĞİ
İnsanların ilişkilerinde üç tür varoluş tavrı görüyorum;
1- Kendini güçsüzleştirerek, değersizleştirerek, yok ederek diğerini güçlü kılan, değerli hale getiren, var eden “SENCİ” ler;
2- Diğerini güçsüzleştirerek, değersizleştirerek, yok ederek kendini güçlü kılan, değerli hale getiren, var eden “BENCİ” ler;
3- Aynı zamanda hem kendini hem diğerini güçlü kılan, değerli hale getiren, var eden “BİZCİ” ler.
Aklı ve gönlü zengin “BİZCİ” lerin bol olduğu bir 2016 dilerim.
kaynak: Doğan Cüceloğlu
Bağışıklık Sistemini Geliştirir
Sabrımızı Arttırır
Stres ve Endişeye Karşı Birebirdir
Özellikle Çocuklarda Özgüveni Geliştirir
Motivasyon ve İyi Hislerin Kaynağı Olan Dopamin Salgılar
Acılı Ve Stresliyken Bize Yardım Eder
Bize Mutluluk Veren Oksitoksin Salgılatır
Bi şey Söylemeden Bir Çok Duyguyu Gösterir
Sinir Sistemini Dengeler
Sevgi Ve Desteğin Dev Bir Göstergesidir
İyi düşünün…
Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi?
Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?…
Bu yıl, hiç gün ışığı ile uyandınız mı?
Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz?
Bir neden yokken, kaç kişiye hediye aldınız?
Kaç sabah, yolda bir kediyi okşadınız?
Bu yıl, yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç?
Ve siz onu hiç kokladınız mı?
Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı?
Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız?
Kaç kez gözlerinizden yaş gelene kadar güldünüz?
Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl?
Çimlere uzandığınız oldu mu?
Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?
Hiç taş kaydırdınız mı bu yıl?
Kaç kez kuşlara yem attınız?
Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı?
Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz?
Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı?
Kaç kez mektup aldınız bu yıl?
Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?
Kimseyle barıştınız mı bu yıl?
Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez fark ettiniz bu yıl?
İyi bir yılın, bunlar gibi birçok ‘‘küçük şey’’ e bağlı olduğunu,
Hiç düşündünüz mü bu yıl?
Yayılın çimenlerin üzerine…
Acele edin!
Er ya da geç,
Çimenler yayılacak üzerinize…
JACQUES PREVERT
Kaynak: Charlotte Gabay’ın Facebook Sayfası