Daha erdemli bir birey olmak için yapılması gereken 10 şey

 
Sorgulamaktan vazgeçmeyin

Akıl en değerli hazinenizdir. Size dayatılan şeyleri sorgusuz sualsiz kabul etmek yerine, aklınızın ve mantığınızın süzgecinden geçirin.

Cesur olun

Hayata sadece bir defa gelme hakkınızın olduğunu daima aklınızın bir köşesinde tutarak, ve elbette akıl ve deneyimlerinizin ışığında vereceğiniz kararlarda cesur olun. Akıl ve bilgi ile bir araya gelmiş cesaret güç demektir.

Daima cesur olun<img class=”size-full wp-image-64500″ src=”http://cdn.uplifers.com/wp-content/uploads/2016/01/Daima-cesur-olun.jpg?baf524″ alt=”Daima cesur olun” width=”630″ height=”400″ />
Daima cesur olun
Adaletli davranın

Her konuda adaletli davranın ve insanları davranışlarıyla yargılarken objektif olmaya çalışın. Çünkü adalet bir gün herkese lazım olabilir.

Herkese karşı dürüst ve şeffaf olun

Tüm etik ve dini felsefelerin ilk maddelerinden biridir doğruluk. Dürüst olmak son derece önemlidir çünkü söylediğiniz küçük bir yalan ya da sakladığınız bir gerçek, bir başka insanın yaşamını tümden değiştirebilir. Bu gerçeği asla aklınızdan çıkarmayın.

Kazandığınız paranın hakkını verin

Yaptığınız iş, icra ettiğiniz meslek ne olursa olsun; yapabileceğinizin en iyisini yapmak için çabalayın. İşinizden kazandığınız parayı son kuruşuna kadar hak etmek size verdiğiniz emeğin kutsallığını hatırlatacaktır.

Bir karınca kadar çalışkan olun<img class=”size-full wp-image-64503″ src=”http://cdn.uplifers.com/wp-content/uploads/2016/01/Bir-karınca-kadar-çalışkan-olun.jpg?baf524″ alt=”Bir karınca kadar çalışkan olun” width=”630″ height=”400″ />
Bir karınca kadar çalışkan olun
Yardıma ihtiyaç duyanlara yardım etmeye çalışın

Elinizden geldiği ölçüde, yardıma ihtiyacı olanlara yardımcı olmaya çalışın. Bunu bir sivil toplum kuruluşunda çalışarak da, evinizin önüne bir kap mama ve su koyarak da yapabilirsiniz. Önemli olan zor durumda olan birinin hayatına dokunabilmek.

Doğaya ve diğer canlılara karşı duyarlı olun

Ağaçlara, ormanlara, denize, toprağa, ırmaklara, göllere ve tüm hayvanlara şefkatle yaklaşın ve doğanın iyileştirici gücünü hafife almayın. Böyle davranmak, iç huzura giden yolda önemli bir adım olacaktır.

Doğanın bir parçası olduğunuzu asla unutmayın<img class=”size-full wp-image-64502″ src=”http://cdn.uplifers.com/wp-content/uploads/2016/01/Doğanın-bir-parçası-olduğunuzu-asla-unutmayın.jpg?baf524″ alt=”Doğanın bir parçası olduğunuzu asla unutmayın” width=”630″ height=”400″ />
Doğanın bir parçası olduğunuzu asla unutmayın
Hiçbir şeyi israf etmeyin

Elinizdeki her şeyin kıymetini bilin ve sakın israf etmeyin. Bunun yerine tüketebileceğiniz kadar satın almak ya da elinizde fazla olan şeyleri başkalarıyla paylaşmak ruhen aydınlanmanıza yardımcı olacaktır.

Hırsınızı ve öfkenizi kontrol etmeyi öğrenin

Hırs ve öfke aklın en büyük düşmanlarıdır. Bu yüzden canınızı sıkan durumlarda öfkenize sarılmak yerine durun ve bir nefes alın. Makul tepkiler vereceğinize inandığınız ana kadar sessiz kalın. Bu tavrınız en zor insanları bile etkileyecektir.

Tüm canlılara sevgi ve güvenle yaklaşın

Tüm canlılar dünyaya saf ve günahsız olarak gelirler. Ancak toplumsal kötülükler bu insanları karanlık tarafa doğru çeker. Siz, insanların özünde iyi olduklarını hiç unutmadan onlara sevgi ve iyilikle yaklaşın. Karşılığını almanız son derece olası.

All you need is love / İhtiyacımız olan tek şey sevgi<img class=”size-full wp-image-64501″ src=”http://cdn.uplifers.com/wp-content/uploads/2016/01/All-you-need-is-love-ihtiyacımız-olan-tek-şey-sevgi.jpg?baf524″ alt=”All you need is love / İhtiyacımız olan tek şey sevgi” width=”630″ height=”400″ />
All you need is love / İhtiyacımız olan tek şey sevgi

 

Kaynaklar:

plato.stanford.edu
kaynak: uplifrs

Aynalar Yalan Söylemez!.. Ders Alınacak Bir Hikaye…

kadinlar-arasinda-yeni-trend-ayna-orucu,KfQ3HZ7qJkK-b9UdJGcleQ[1]

Adamın biri, ilk defa gittiği şehrin tarihi çarşısına uğradığında, bir dükkana girerek; – Hatıra eşya almak istiyorum, demiş.Ne tavsiye edersiniz? Dükkan sahibi yaşlı zat,adamı tepeden tırnağa süzüp: …

– Buranın en meşhur malı, aynalardır evladım, demiş. Ama onları almaya güç ister. Adam, hiç düşünmeden:
– Ben, yaşadığım şehrin en zengin insanıyım, diye atılmış. Benim için para önemli değil. İhtiyar, dudak büküp: – İnşaallah gücün yeter, demiş. Çünkü padişahlar bile alamadı onları. Adam, ses tonunu iyice yükselterek: – Benim elde edemeyeceğim şey yoktur!..diye direnmiş. Fiyatları ne kadar? İhtiyar adam: – Seçeceğin aynaya bağlı, diye gülümsemiş. Günümüze ait aynaları normal fiyata alabilirsin. Fakat eski aynalar pahalıdır.
Hele hele antikalara gücün yetmez. Ama geleceğin aynası bedavadır, fakat onu görsen pek beğenmezsin. Adam, bu sözleri pek anlamamış. Ama merakından çatlayacak gibiymiş. Aynaları bir an önce görmek istediğinden, yaşlı adamın koluna girip,dükkanın arka bölümüne geçmiş. Yaşlı adam, elindeki baston ile işaret ederek: – Sana ilk önce günümüze ait aynayı göstereyim, demiş.Çerçevesi gümüştendir. Fiyatıysa sadece üç altındır. Adam, duvarda asılı duran kristal aynayı kısa bir süre incelemiş. Ve ona bakarak saçlarını düzelttikten sonra: – Bunun bir özelliğini görmedim, demiş. Evimde de bundan üç dört tane var. Yaşlı adam, seke seke ilerleyerek: – O halde bu aynaya bak!.. demiş. Çeyrek asır öncesine aittir. Çerçevesi bakırdandır.
Fiyatı ise yüz kese altındır. Adam: – Herhalde şaka yapıyorsunuz, diye gülümsemiş.Böyle basit bir ayna,on altın bile etmez. İhtiyar adam: – Ben sana söylemiştim!.. diye kızmış. İsterseniz vazgeçin. Adam, iş olsun diye aynaya baktığında, bağırmamakiçin kendini zor zaptetmiş. Gözlerini ovuşturarak baktığı aynadaki görüntü, onun yirmibeş yıl önceki haline aitmiş. Ne başının büyük bölümünü saran beyaz saçlar varmış bu görüntüde, ne de yüzünü kırış kırış eden derin çizgiler. Adamın aynaya takılan gözleri, biraz sonra fal tşı gibi açılmış. Çünkü aynadaki gençlik görüntüsünün hemen arkasından,sevdikleri geçiyormuş birer birer. Büyük bir dehşet içinde: – Aman Allah’ım!.. diye bağırmış.Bu geçen,kız kardeşim değil miydi? Hem de henüz kanser olmadan önce. Daha sonra, en sevdiği teyzesi ve dayısı da geçmişler, adamın görüntüsü ardından. Her ikisi de, çeyrekasır önceki halleriyle. Adam, dayanamayıp başını çevirmiş aynadan.
İhtiyar, ona sokulup: – Bu işten vazgeç!. demiş.Zaten bir çok insan da öyle yaptı. – Hayır!. diye itiraz etmiş adam. Kardeşimi özlemiştim, dayımla teyzemi de. – Peki!. demiş ihtiyar. Şu gördüğün bir antika aynadır. Çerçevesi ahşaptır. Değeriyse bin kese altın eder. Adam,oraya doğru ilerlerken,korkusundan vazgeçmiş. Ama merakını yenemeyip aynaya baktığında, küçük bir çocuk gibi çığlık atmış. Yedi sekiz yaşlarında bir çocuk duruyormuş karşısında. Soluk yüzlü, incecik, dişleri dökük ve saçları dağınık bir çocuk. – Aman Allah’ım!.. diye bağırmış. Bu benim çocukluğum. Cebimdeki sapan bile duruyor. Adam, biraz sonra sendeleyerek duvara tutunmak zorunda kalmış. Bu sefer, 30-35 yaşlarındaki halleriyle annesi ve babası geçiyormuş geriden. Daha sonra da, nur yüzlü dedesi. Annesi, her gün defalarca yaptığı gibi, öpüvermiş onu yanağından. Babası ise, er zamanki şakacılığıyla, ensesine bir şaplak atmış yavrusunun. Adam, kaçarcasına uzaklaşmış oradan. İhtiyarın yanına yığılmış ağlayarak.
Yaşlı adam: – Gerçek aynalar böyledir evladım!.. demiş. Bu yüzden de ulaşılmaz onlara. Adam, biraz olsun kendine geldiğinde, dükkandan atmak istemiş kendini. Fakat tam çıkacakken: – Bedava aynalardan söz etmiştiniz, demiş. Onu da merak ettim. İhtiyar adam: – Ona hiçbakma evlat!. diye atılmış. Bu gün çok fazla yoruldun, kalbin dayanmaz. – Mutlaka bakmalıyım!. diye ısrar etmiş adam. Gördüğüm şeylere artık alıştım. Yaşlı adam, çaresiz kabul etmiş ve duvarlara asılanlardan farklı olarak, dükkanın döşemesi üzerine indirilen bir aynayı gösterip: – İşte bu da geleceğin aynası!. demiş. Çerçevesi altından olup bedavadır. Ama onu hiç kimse almadı. Adam: – Geleceğin aynası ha!.demiş.Üstelik de altından ve bedava… İhtiyar, hiç sesini çıkartmamış.
Adam ise, emin adımlarla aynaya doğru ilerlemiş ve bakmak için yere eğildiğindei oracığa yığılıp kalıvermiş. Yaşlı adam: Geleceğin aynasında ne göreceğini tahmin etmen ve ona göre hazırlıklı olman gerekirdi evladım, demiş. Senin de gücün yetmedi demek ki… İhtiyar adam, müşterisinin cansız vücudunu kucaklarken, onun ayndaki görüntüsüne bakmış. Kuru bir iskelet görünüyormuş…
(HİÇ DURMAYIN, HEMEN AYNAYA BAKIN. NE GÖRÜYORSUNUZ ? HİÇ Bİ ŞEY Mİ ?…. O HALDE…… GEÇMİŞTE YAPTIKLARINIZI, ŞU ANDA YAPMAKTA OLDUKLARINIZI, KİMLERİ KIRDIĞINIZI, ÜZDÜĞÜNÜZÜ,”KIRMADIKLARINIZ ZATEN DUA EDECEKTİR ONLARI ES GEÇİN” DAHA NE KADAR ÖMRÜNÜZÜN KALDIĞINI, İNSAN OLARAK HAYATA İMZA ATIP ATMADIĞINIZI, GERÇEKTEN BİR ŞEYLER YAPABİLMİŞ MİSİNİZ ? YAPMAYI DÜŞÜNÜYORMUSUNUZ? AYNAYA BAKIN GÖREBİLİYOR MUSUNUZ İNSAN OLMANIN ERDEMLİĞİNİ, GERÇEK KİMLİĞİNİZİ… SIK SIK AYNAYA BAKIN, YUKARIDAKİLERE EKLEYECEK DAHA O KADAR ÇOK ŞEY VARKİ.. EKLEYECEĞİNİZ ARTILARI KAYDEDİN BİR KENARA. SİZ KAYDETMESENİZ DE ZATEN BİRİLERİNİN KAYDETTİĞİNİ UNUTMAYINIZ…BU DÜNYA BOŞ DEĞİL..)—
Alıntı

W.Alleni çok kafa bakın ne demiş: Hayatı tersten yaşamalıydık…

994713_1639257562992566_7647914373092835005_n[1]

Hayatı tersten yaşamalıyız.

Ölümle başlayıp ilk iş o meseleyi hayatımızdan çıkarmış oluruz. Bir yaşlılar yurdunda uyanıp her gün kendimizi daha iyi hisseder ve sonunda artık fazla sağlıklı olduğumuz için kapı dışarı edilirdik.

Bir yandan emekli maaşımızı alırken, etrafımızda bizi seven torunlar ve çocuklarımızla hayatı tattıktan sonra, iş hayatına atıldığımız birinci gün, adımıza verilen partide çeşitli hediyeler ve teşekkür paketi ile karşılanırdık.

40 yıl çalıştıktan sonra, emekliliğin tadını çıkarabilecek kadar gençleşmiş olurduk. Bir süre kafayı çeker, partiler ve önümüze gelenle yatar, sonra da okula başlardık.

Çocuk olur, hiçbir sorumluluğumuz olmadan oynar ve doğuma kadar da el üstünde tutulan, meme ile beslenen bir bebek olarak yaşardık.

Ve son 9 ayımızı da lüks spa koşullarını andıran, ılık ve yumuşak bir ortamda geçirip hayatı bir orgazmla noktalardık.

Eğer hasta olmak istemiyorsan duygularını anlat…*-*

12346524_1656307021311127_8654615569978307016_n[1]

 

Saklanan veya baskılanan heyecan ve duygular gastrit, ülser, bel fıtığı, bel ağrıları gibi hastalıklara yol açar.
Zamanla, duyguların bastırılması kansere dönüşür. Öyleyse, sırlarımızı, hatalarımızı birileriyle paylaşmalıyız! Diyalog, konuşma, kelime çok güçlü birer ilaç ve mükemmel birer terapidir!

Eğer hasta olmak istemiyorsan…

Karar vermelisin…*-*

Kararsız kişi güvensiz, endişe ve ıstırap içinde olur.
Kararsızlık, sorunları, endişeleri ve çatışmaları çoğaltır. İnsanlık tarihi kararlardan oluşur. Karar vermek, diğerlerinin kazanması için vazgeçmeyi ve avantajları kaybetmeyi kesinlikle bilmektir.
Kararsız kişiler mide rahatsızlığı, sinir hastalıkları ve cilt sorunlarının kurbanıdırlar.

Eğer hasta olmak istemiyorsan…

Olduğundan Farklı Yaşama…*-*

Gerçeği saklayan, rol yapan, her zaman mutlu olduğu görüntüsü veren, mükemmel görünmek isteyen kişi tonlarca ağırlığı biriktirmektedir. Ayağı kilden olan bronz bir heykeldir. Aldatıcı görünerek yaşamak kadar sağlık için kötü bir şey yoktur. Kaderleri ilaç, hastane ve acıdır.

Eğer hasta olmak istemiyorsan…

Kabullen…*-*

Reddedicilik ve kendine saygı eksikliği, kendimizi kendimize yabancılaştırır. Kendimizle barışık olmak sağlıklı yaşamın anahtarıdır. Bunu kabul etmeyenler kıskanç, taklitçi, aşırı rekabetçi ve yıkıcı olurlar.
Eleştirileri kabullen. Bu bilgelik, akıllılık ve terapidir.

Eğer hasta olmak istemiyorsan…

Çözümler bul… *-*

Olumsuz kişiler çözüm bulamazlar ve sorunları büyütürler. Üzülmeyi, dedikoduyu ve kötümserliği tercih ederler. Karanlığı kovmak için kibrit yakmalı.
Arı ufacıktır fakat var olan en tatlı şeylerden birisini üretir. Biz ne düşünüyorsak oyuz. Olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.

Eğer hasta olmak istemiyorsan…

Güven…*-*

Güvenmeyen kişi iletişim kuramaz, açık değildir, derin ve sağlam ilişkiler geliştiremez, gerçek arkadaşlıkları nasıl kurabileceğini bilemez. Güven olmadan, bir ilişki de olamaz. Güvensizlik sendeki inancın azlığıdır.

Eğer hasta olmak istemiyorsan…

Hayatı Üzgün Yaşama…*-*

Mizah. Kahkaha. Huzur. Mutluluk. Bunlar sağlığa güç verir ve daha uzun bir yaşam getirir. Mutlu kişi yaşadığı çevresini geliştirir. “İyi mizah bizi doktorun elinden korur”.
Mutluluk sağlık ve terapidir. **

HASTALIKLARIMIZI RENKLERİ KULLANARAK TEDAVİ EDELİM.

renkli-saksılar[1]
Hangi hastalıklarda, hangi renk kullanabiliriz,bu renkleri ne şekilde hayatımıza katıp sağlığımıza kavuşabiliriz.

Omurga, kemikler, bacaklar, kalın bağırsak, kan ve hücre üretimi rahatsızlıkları olanlar kırmızı rengi çok kullansınlar

Cinsel organlar, böbrekler, kan ve sindirim sorunları yaşayanlar turuncu rengi kullansın.

Sırtın alt kısmı, sindirim,karaciğer, dalak sorunları olanlar sarı rengi kullansın

Sırtın üst kısmı, kalp, göğüs, akciğer sorunları olanlar yeşil renk kullansınlar

Ciğerler, boğaz, ses telleri, ense, çene ve dişlerinde sorun olanlar mavi rengi kullansınlar

Beyincik, kulaklar, burun,gözler, sinir sistemi sorunları yaşayanlar mavi ile mor arası tüm renkleri kullanabilirler

Beyinle ilgili rahatsızlıkları bulunanlar beyaz rengi kullansınlar.

Hastalıklı bölge uygunsa rengimizi o bölgeye sarabiliriz.

Rengimize uygun saksıları evimizde kullanabiliriz.

Önerilen rengi üzerimizde taşıyabiliriz. Bu renk giysi ya da iç çamaşırı giyerek.

Meditasyon yaparken o rengi alıp verdiğimizi imgeleyebiliriz.

Bulunduğumuz ortamda bu renk dekoratif nesneler bulundurabiliriz.

Sorunumuz için önerilen renk yatak çarşafı seçebiliriz.

Nefesin Kanseri Yenmesi

531955_494284190610346_608513726_n[1]

Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg’un buluşunu öğrenir.
1930’lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini,
yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur.

Bu, o kadar önemli bir buluştur ki,
Otto Warburg’a Nobel Ödülü kazandırmıştır.
Otto Warburg’a göre kanserin bir temel sebebi vardır.

Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun,
oksijensiz -anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir.

Warburg’un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır?

Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır.
Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır.
Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir.

Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma (fermantasyon)
süreciyle metabolize olduğudur.

Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha büyüktür.
Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor:

Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır.
Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir.
Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar.
Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa. ..

Proteinlerden şeker Bu ziyan sendromuna kaşeksia (cachexia) denir.

Kaşeksia vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan
değil de, proteinlerden) “glükoneogenez” (yeniden glükoz yapımı) işlemiyle, şeker elde etmesidir.
Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker.
Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size?
Yani karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak? Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi
mevcuttur (işe de yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür.

Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez.
Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü şeker kanseri beslemektedir.

Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir?
Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir.
Belki Otto Warburg’un buluşunu duymuştur ama geri kalan parçaları tamamlayamamıştır.
Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir.

Aslında 1978’e kadar ABD’nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle
bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi!! !!

Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle
ortaya çıktılar. Bunlardan biri ‘Laetrile’dir.

Kaşeksialı hastaların yüzde 50’den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran
hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir.

Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir “akıllı bomba” üzerinde çalışmaktadır.
Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır.

İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar.
Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir.

Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır.
Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır.
Kanser, çiğ yiyeceklerdense, pişmiş yiyecekleri sever.
Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir.
Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın.
Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!

Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil
Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz.
Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı.

Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine
“Sağlığa zararlıdır.Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır.” ibaresinin
konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkileri
nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında.

(Editörün notu: Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir ibare yok).
Kaynak: International Wellness Directory

Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı?
İngiltere’de 1815’de 5 kg cıvarında olan kişi başına
yıllık çay şekeri tüketimi 1970’de 50 kg ‘ın üzerine çıkmıştır.
1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda
100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir.

Türkiye’deki durum da artık çok farklı değildir.
Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır.
Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.

Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;

* Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.

* Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.

* Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.

* Bol taze sebze ve meyve yiyin.

* Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı)

* Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.

* Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.

* Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin.Mümkünse manda sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.

* Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.

* Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.

* Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!!!! ).

* Stresten uzak durun.

* İyi uyuyun.

* Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.

* D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.

* Yeteri derecede egzersiz yapın!!!!

* Alkol kullanmayın.

* İşlenmiş soya ürünü yemeyin.

* Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.

* Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler !!!!

* Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin.
Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.

* Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.

Prof. Dr. Ahmet AYDIN
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD

Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı

Cesaretin Var Mı Aşka…

12400674_1181083915254223_6523916324730874843_n[1]

Doğum tarihinize göre hangi bitki olduğunuzu bulun

10348375_303369456490854_8345724017174342879_n[1]

Siz hangi bitkisiniz ?

Doğum tarihinize göre hangi bitki olduğunuzu bulun
Ocak 1 – 9 — Isırgan otu
Ocak 10 – 24 — Ebegümeci
Ocak 25 – 31 —Dereotu
Şubat 1 – 5 — Bildiğimiz ot
Şubat 6 – 14 —Çimen
Şubat 5 – 21 — Maydanoz
Şubat 22 – 28 — Kıvırcık
Mart 1 – 12 — Sarmaşık
Mart 13 – 15 —Dereotu
Mart 16 – 23 —Ebegümeci
Mart 24 – 31 — Bildiğimiz ot
Nisan 1 – 3 — Isırgan otu
Nisan 4 – 14 —Kıvırcık
Nisan 15 – 26 —Ebegümeci
Nisan 27 – 30 — Maydanoz
Mayıs 1 – 13 — Sarmaşık
Mayıs 14 – 21 —Çimen
Mayıs 22 – 31 —Dereotu
Haziran 1 – 3 — Ebegümeci
Haziran 4 – 14 —Maydanoz
Haziran 15 – 20 — Isırgan otu
Haziran 21 -24 —Sarmaşık
Haziran 25 – 30 — Bildiğimiz ot
Temmuz 1 – 9 —Ebegümeci
Temmuz 10 – 15 — Isırgan otu
Temmuz 16 – 26 —Çimen
Temmuz 27 – 31 — Bildiğimiz ot
Ağustos 1 – 15 — Sarmaşık
Ağustos 16 – 25 —Ebegümeci
Ağustos 26 – 31 — Maydanoz
Eylül 1 – 14 —Çimen
Eylül 15 – 27— Bildiğimiz ot
Eylül 28 – 30— Isırgan otu
Ekim 1 – 15 —Sarmaşık
Ekim 16 – 27 — Maydanoz
Ekim 28 – 31 —Kıvırcık
Kasım 1 – 16 — Dereotu
Kasım 17 -30 —Bildiğimiz ot
Aralık 1 – 16 —Isırgan otu
Aralık 17 – 25 — Sarmaşık
Aralık 26 – 31 —Çimen

Özellikleri :))

Isırgan otu

Çekici ve populersiniz.. Kolayca arkadaş edinebiliyorsunuz.. Kendinden emin tavirlarinizla grup  icinde liderlige yakışıyorsunuz. Eğer sizin liderliğinizi kabul etmiyorlarsa uygun bir yöntemle kabul ettiriyosunuz, yine olmazsa ısırıyosunuz…

Bildiğimiz ot

Utangaç ve sevimlisiniz. Tanımadığınız insanlarla  konuşmayı sevmez ama arkadaşlarınızla herşeyi  paylaşabilirsiniz. Arkadaş seçiminde oldukça  dikkatlisiniz. Sevilen birisiniz. Doğayı çok seversiniz öylesine bir otsunuz.

Sarmaşık

Yerinde duramayan birisiniz. Durmadan kıpır kıpırsınz Cok arkadaşınız var ve  sosyal yaşamınız cok renkli. Sizi taniyan sizin gibi biri daha
olmadığını düşünüyor. Dikkat çekmeyi çok seviyorsunuz…

Kıvırcık

Esrarengiz birisiniz. Ne zaman nasıl  davranacağınız pek belli olmuyor. Bazen herşeye salata oluyosunuz. Çoğu şeyden ilk sizin haberiniz oluyor bu yüzden cok ilgi  görüyorsunuz.

Ebegümeci

Sessiz sakin ama cok zekisiniz. Dost canlısı, sevilmeyi bekleyen tavırlarınuz ilgi çekiyor. Her yerde olmayan insan sağlığına yararlı bir kişiliğe sahipsiniz Kucuk  bir arkadaş grubu size yetiyor. Fazla popüler  olmasanız da yakınlarının el üstünde tuttuğu birisiniz

Dereotu

Siz lider olmak icin doğmuşsunuz. Ama yapacak birşey yok bazı organizasyonlarda sadece değişik tad bırakıyorsunuz o kadar. Sözünü dinleten,
dediğini yaptıran birisiniz. Kararlı tavırlarınız  çevrenizdekileri etkiliyor. İnsanlarIn arkadaş olmak  isteyebiliceği birisiniz.

Maydanoz

Uyumlu, herşeye maydanoz olmak burdan gelir sıcakkanlı birisiniz. Size nasıl  davranılmasını istiyorsanız siz de herkese öyle
davranıyorsunuz. Sadık ve dürüstsünüz, yapmacık  insanlara ve dedikoduya karşısınız.

Çimen

Cok hassas ve narinsiniz. (çimlere basmayın ) Kolay aşık oluyorsunuz. Ne çok utangac ne çok girişkensiniz. Arkadaş
grubunuzda kırılmaması için kollanan birisiniz..

Siz hangi bitkisiniz ?

İnsan Psikolojisini Merak Edenlere: Mutluluk Üzerine Yapılmış 10 Psikolojik Araştırma

Mutluluk, kimi için reçel kavanozunun içine düştüğü an olabilir, kimi için de kavanozun kapağını açtığı an.. Kim bilir belki de karınca için, kavanozun yere düşüp de, kırıldığı an’dır…

Peki, mutluluğun psikolojisi nasıldır?

1. Mutluluk tüm vücudumuzu kaplıyor.

Mutluluk tüm vücudumuzu kaplıyor.

Finlandiyalı araştırmacılar 701 katılımcıdan kızgınlık, korku, iğrenme, mutluluk, üzgünlük ve sürpriz gibi hisleri vücutlarında nerelerinde hissetiklerini boş vücut çizimlerinde boyamalarını istediler ve sonuçlar aşağıdaki gibi çıktı. Sarı duygularımızı en yoğun hissettiğimiz bölgeyi gösterirken, kırmızı daha azı, siyah hissizlik, mavi ve açık mavi ise çok düşük aktiviteyi gösteriyor.

İlginç olan ise insanlar mutlu hissettiğinde tüm vücutlarında aktivite olduğunu belirtmeleri. Belki de mutluluk bizi hayat için harekete geçiren bir şey!

2. Mutluluk genetik kodumuzu değiştiriyor.

Mutluluk genetik kodumuzu değiştiriyor.

Başkalarına yardım ederek mutlu olan insanların, antikor ve antiviral genleri daha etkin çalışıyor. Bu da başkalarına yardım eden insanların daha etkin çalışan bir bağışıklık sistemleri olduğu anlamına gelebilir!

3. Sosyal yardımlaşma insanları zor zamanlarda da mutlu ediyor.

Sosyal yardımlaşma insanları zor zamanlarda da mutlu ediyor.

Amerika’da 2009 krizinden sonra birçok ailede hem anne hem de baba işsiz kaldı, borçlar arttı ve her haneye daha az para girmeye başladı. Peki aileler bu çöküşle nasıl başa çıktılar? Amerika’da 225 aile ile yapılan bir araştırma gösteriyor ki, zor zamanlarda birbirlerine destekte bulunan mahallelerin mutluluğu (örn. birbirine borç veren, birbirinin çocuklarını kollayan) diğerlerine göre daha yüksek. Yani, sadece finansal kapital değil, sosyal kapital de insanları mutlu ediyor.

4. İçe dönük olsanız da dışa dönük davranın.

İçe dönük olsanız da dışa dönük davranın.

Amerika, Venezuela, Filipinler, Çin ve Japonya’da yapılan bir araştırmada, içe dönük ve dışa dönük kişilik tipindeki insanlardan bulundukları ortamda 10 dakika boyunca dışa dönük davranmalarını ve sonrasında nasıl hissettiklerini tarif etmeleri istendi. Sonuçlar gösterdi ki katılımcılar sadece 10 dakika boyunca dışa dönük davransalar bile sonrasında ruh durumlarını daha pozitif sözcüklerle tanımlıyorlar.

5. Mutluluk internette de bulaşıcı!

Mutluluk internette de bulaşıcı!

Facebook’un milyonlarca kullanıcının duygularını manipüle ettiği için tüm Dünya’da oldukça eleştirilen araştırmasının sonuçları gösteriyor ki, hem mutluluk hem de mutsuzluk online mecrada bulaşıcı. Hatta ve hatta, mutlu etkileşimler mutsuzlardan daha çabuk ve hızlı yayılıyor. Bu, şu anlama geliyor: Facebook sayfanızda mutlu içerikler paylaşan arkadaşlarınız daha çok ise, sizin de mutlu içerik paylaşmanız ve (belki de hissetmeniz) daha olası.

6. Yaşlandıkça sizi mutlu eden şeyler değişiyor.

Yaşlandıkça sizi mutlu eden şeyler değişiyor.

19 ve 79 yaşları arasında 200 kişi ile yapılan bir araştırma gösterdi ki, genç katılımcılar mutluluklarını belirleyici olarak daha çok ‘sıradışı’ aktiviteleri belirtirken, yaşı ilerlemiş katılımcılar günlük aktivitelerden daha mutlu olabildiklerini belirttiler. Bu günlük aktiviteler, başka birinin mutlu yüz ifadesinden mutlu olmak, parkta yürümek ve aileleriyle vakit geçirmek gibi kolayca ulaşılabilecek ve para haramadan yapılabilecek aktivitelerdi.

7. Materyalist insanlar neden mutlu olamıyor?

Materyalist insanlar neden mutlu olamıyor?
Para insanları mutsuz etmiyor, ancak materyalist bir zihin yapısına sahip olmak, paranız olsun olmasın, sizi mutsuz edecektir. Peki neden materyalist olmak insanları mutsuz ediyor?

Çünkü materyalist insanlar sürekli sahip olmadıkları bir şeyin onları mutlu edeceğine inanıyorlar, ve ellerindekinin değerini bilemiyorlar. Ayrıca son zamanlarda yapılan bir araştırma gösterdi ki, materyalist insanlar daha az şükran duyuyorlar, bu da onların genel olarak hayattan aldıkları tatmini düşürüyor.

Belki de hepimiz elimize kredi kartını alıp, bir sonraki harcamamızı yapmadan önce Epikür‘ün şu sözlerini hatırlamalıyız: “Sahip olamadıklarının acısını çekerek, sahip olduklarını mahvetme. Hatırla ki bugün sahip oldukların, bir zamanlar sahip olmak istediklerindi.”

8. İlişkilerin gücü.

İlişkilerin gücü.

Hepimiz lise yıllarımızı yad ederken unutulmaz arkadaşlıklarımızı hatırlarız. Yapılan bir araştırma gösteriyor ki, çocuk ve ergenler için de okul başarıları değil, okullarında kurdukları sağlam ilişkiler mutluluklarını belirliyor. Çocuğunuzun hem mutlu hem de başarılı olmasını istiyorsanız, akademik yönelim kadar kurduğu sosyal ilişkilere de önem verin.

9. Mutlu olmak için ne tür hedefler koymak gerekir?

Mutlu olmak için ne tür hedefler koymak gerekir?

İnsanlar aslında onları mutlu eden hedefler hakkında yanılıyorlar. Bir psikolojik araştırmada katılımcıların bir kısmından ‘bir başkasını mutlu etmeleri’, diğer bir kısmından ise, ‘bir başkasını güldürmeleri’ istendi. Sonuçlar gösterdi ki, kendilerine daha somut bir hedef atanan grup (bir başkasını güldürme), isteneni yerine getirdikten sonra daha mutluydu.

10. Sıradan anlardan mutluluk duyabilmek

Sıradan anlardan mutluluk duyabilmek

Bir araştırma 135 üniversite öğrencisinden bir zaman kapsülü yaratmalarını istedi. Bu zaman kapsülü, kapalı bir şişenin içine şunları koyarak yaratılıyordu:

  • Birisiyle yakın bir zamanda yaptıkları kısa bir sohbeti bir kağıt parçasına yazmak
  • En son katıldıkları sosyal etkinliği yazmak
  • Yakın zamanda yazdıkları bir ödevin bir parçasının kopyası
  • En sevdikleri 3 şarkının ismini bir kağıt parçasına yazmak

Araştırmacılar katılımcılara 3 ay sonra bu zaman kapsülünü açarken nasıl hissedeceklerini sorduklarında, katılımcıların çoğu bunu çok da önemsemediklerini belirtmişlerdi. Ancak 3 ay sonra kapsülü açmak için çağırıldıklarında, çoğu bir öncekine göre çok daha pozitif sıfatlarla hislerini tarif ettiler.

Bu araştırma gösteriyor ki, günlük olayların bizi ne kadar mutlu edebileceklerini oldukça azımsıyoruz.

Ve neden şimdiden kendi zaman kapsülümüzü yaratmayalım

Yeni Yılın İlk Yeniayında ( (9 Ocak 2016 ) Reiki 2. Seviye Eğitimini Mutlaka Almalısınız…

12401959_864659060313744_396884434191429383_o[1]

Evvttt bu hafta sonu geçmişteki travmalarına şifa göndermek isteyenlerle
Gelecekteki önemli bir ameliyatına, sınavına, toplantısına, iş görüşmesine enerji göndermek isteyenlerle
Uzaktaki yakınlarına şifa göndermek isteyenlerle

Kendisine ve sevdiklerine daha kuvvetli şifa göndermek isteyenlerle

Çocuklarını nazardan korumak isteyenlerle

Kendisine ve sevdiklerine daha kuvvetli şifa göndermek isteyenlerle
Bilmiyoduk, görmedik, duymadık demeyin… Katılın canlar:)))

Şifa enerjisi işinin derinliklerine girmek  isteyenlerle buluşuyoruz…

Eğitim Tarihi 9 Ocak 2016 saat 14.00-.18.00 arası

Eğitim Yeri: Psikocity Nişantaşı

Katılmak isteyenler Facebook sayfamdan bana ulaşabilirler…

Sevgiler…

Anette İnselberg