Hayatımız Seçimlerden İbaretse…

12369134_1520664908226307_8860478652034476005_n[1]

Ben mutlu olmayı seçiyorum

Ben huzurlu olmayı seçiyorum

Ben sağlıklı olmayı seçiyorum

Ben başarılı olmayı seçiyorum

Ben kendimi ifade etmeyi seçiyorum

Ben kendimi sevmeyi seçiyorum

Ben kendime değer vermeyi seçiyorum

Ben affetmeyi seçiyorum

Ben bolluk ve bereketi seçiyorum

Ben ilahi aşkı seçiyorum

Ben ilahi akışa güvenmeyi seçiyorum

Ben sağlıklı olmayı seçiyorum

Ben kalbimin rehberliğini seçiyorum

kaynak: akademika psikolojik danışmanlık

 

‘Göz Korkutucu’ Olarak Nitelendirilen Kadınların 10 Muhteşem Özelliği

Yaşlandıkça ve sizin dışınızda herkesin evlenip çocuk sahip olduğunu duydukça kendinizde bir terslik olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak belki de yanlışlık toplumun kadınlardan beklediklerindedir… İşte ‘göz korkutucu’ kadınları muhteşem kılan 10 özellik:

1. İstedikleri giysileri giyerler.

İstedikleri giysileri giyerler.

Dolapları, kendilerini iyi hissetmelerini sağlayan giysilerle doludur. Özgüvenlerini ve o gün nasıl hissettiklerini yansıtan kıyafetler giymeyi severler.

2. Tutku doludurlar.

Tutku doludurlar.

Her şeyi tutku ile yaparlar. Erkekler, bu kadınların yanında kendilerini ‘rahat’ değil, ‘canlı’ hissederler.

Birlikte oldukları erkeğe heyecan ve sürprizlerle dolu bir ilişki yaşatırlar. Eğer ‘vasat’tan yanaysanız, bu kadından uzak durun. Macera peşindeyseniz, onu takip edin!

3. Kurtarılmaya ihtiyaç duyan küçük bir kız gibi davranmazlar.

Kurtarılmaya ihtiyaç duyan küçük bir kız gibi davranmazlar.

Erkekler, “kahraman” olmayı severler; bu yüzden de çoğu erkek korunmaya muhtaçmış gibi duran kadınlarla birlikte olmayı tercih eder. ‘Göz korkutucu’ kadınlar ise kendilerinin kahramanı olmayı yeğlerler, çünkü kendilerini gerçekten koruyabilecek tek kişinin yine kendileri olduğunun farkındadırlar. Hesabı bir erkeğin ödemesine ihtiyaç duymaz veya onay isteğiyle hareket etmezler. Özgürlükleri onlar için en önemli şeydir ve bunu kabul etmeyecek biriyle birlikte olamazlar.

4. Dikkat çekerler.

Dikkat çekerler.

Özgüveni yüksek bir kadın, doğal olarak pek çok kişinin dikkatini çeker. Kim olduklarını bilen bu kadınlar, etrafa adeta ışık yayarlar. Kimse izlemiyormuş gibi dans eder ve şaka yapmaktan çekinmezler. Diğer kadınların aksine insanların onlar hakkında ne düşündükleri ile ilgilenmezler.

Eğer egosunun okşanmasını seven ve güvensizlikleri ile mücadele eden bir erkekseniz, böyle bir kadınla mutlu olamamanız yüksek ihtimal.

5. Açık ve nettirler.

Açık ve nettirler.

Kendilerini ifade etmek konusunda sıkıntı çekmez ve kim olduklarını gizlemezler. Onları oldukları gibi kabul etmediğiniz sürece, hayatlarına dahil olamazsınız. Çoğu insan oyun oynamaktan hoşlanmadığını söyler; ancak gerçekten açık sözlü insanlarla karşılaştıklarında da kaçmayı tercih eder.

6. Mücadelecidir.

Mücadelecidir.
 Geçmişleri, bugün oldukları kişiyi belirlediği için onlar için değerlidir.

Eğer yaraları olmayan birini istiyorsanız, bu kadın size göre değil. Bu tip kadınlar geçmişlerinin kendilerini güçlendirdiğini düşünür. Kaybettikleri şeyler, hayattaki her şeyin değerini bilmeyi öğretmiştir onlara. Onları üzmüş olan insanlar, aynı zamanda onlara affetmeyi öğretmiştir.

Yaraları onlar için bir yol haritası çizer. Bilge bir adamın bir zamanlar dediği gibi: “Zevkten öğrenebileceğimin çok daha fazlasını acıdan öğrendim.”

7. Sevgileri çok güçlü olur.

Sevgileri çok güçlü olur.

Gerçek aşka inanırlar. Kendilerini güçlü bir sevgiye açık olan insanlara adamayı tercih ederler. Sevdikleri için her şeyi yapar ve kendilerini ona teslim ederler. Karşısındakini olduğu gibi kabul eder ve olayları bir de onun bakış açısından görmeye çalışırlar. Ve en önemlisi, sevdikleri için savaşmayı asla bırakmazlar. Basit bir aşk arayan insanlar bu kadının aslında oldukça saf olan tutkusunu korkutucu bulabilirler.

8. Bencilliğe değil, fedakarlığa inanırlar.

Bencilliğe değil, fedakarlığa inanırlar.

Zaman zaman, sevdikleri insanlar için hayata dair planlarını değiştirmeyi tercih ederler. Başka insanları güçlendirmek onlar için önemlidir. Karşılaştıkları her insan onlara bir sey katmıştır ve her zaman her durumda onlara yardım etmeye hazırdırlar. Bu kadına ‘sahip’ olmayı beklemeyin; çünkü sevdikleri herkese aittirler.

9. Size bir şeyler öğretebilirler.

Size bir şeyler öğretebilirler.

Eğer egonuz büyükse ve bir kadının size bir şeyler öğretmesi ihtimalini erkekliğinize bir darbe olarak algılıyorsanız bu kadın size göre değil.

Bu gezegendeki kısa hayatı boyunca edindiği deneyim ve derslerle size pek çok şey öğretebilir.

10. ‘Göz korkutucu’ olsalar da onlar da insandır.

'Göz korkutucu' olsalar da onlar da insandır.

<a href=”http://img-0.onedio.com/img/2r0/5688420a90b2984033d907a4.jpg” target=”_blank”><img src=”http://img-0.onedio.com/img/bound/2r0/5688420a90b2984033d907a4.jpg”/></a>

Özgüveninin yerinde olması ve hayatını kontrol ediyor olması acı çekmediği anlamına gelmiyor. Dışarıya belli etmese bile reddedilmek, incitici sözler ve kandırılmak bu tip kadınların da canını yakar.

Son olarak bu kadınların bize öğrettiği şey şu:

Rahat bir hayattansa, tutku dolu bir hayatı tercih edin. Cesur ve farklı olun, kendinizi başkaları için değiştirmeyin. Sizi olduğunuz gibi kucaklamaya hazır insanları bulun. Toplumun yüzyıllar önce belirlediği kurallara uygun değil, kendi uygun gördüğünüz şekilde yaşayın. Çünkü siz… değerlisiniz.

Odaya Soyulmamış Soğan Koyduğunda…

944065_962518217148513_326374378832550768_n[1]

Soğanın mucize etkisi…!

Soğanın bu etkisini biliyor musunuz?

Mor soğanın faydaları. Yıllarca mutfaklarımızın kilerinde yer alan Mor soğanın faydaları saymakla bitmiyor. Belki içinizden şöyle diye bilirsiniz” ne soğanmış arkadaşım” ama tam olarak öyle. İşte sizler için hazırladığımız Mor soğanın faydaları…

Bir ailenin yaşadıkları soğanın önemini gözler önüne seriyor. “1919 yılında, dünyada 40 milyon kişi ‘grip’ten öldüğünde, bir doktor birçok çiftçiyi griple mücadelede yardım amacıyla ziyaret eder. Birçok çiftçi ve ailesi grip kapmıştır ve birçoğu ölürler.Doktor ziyaretlerine devam eder ve bir sürprizle karşılaşır, ziyaret ettiği bir çiftçi ve ailesi çok sağlıklıdır. Doktor böyle olabilmesi için aileye herkesten farklı ne yaptıklarını sorar ve cevaben çiftçinin hanımı odaya, bir tabak içine ‘soyulmamış’ bir ‘soğan’ koyduklarını söyler.Doktor buna inanamaz ve bu ‘soğan’lardan birini alarak laboratuvarda mikroskop altına koyarak inceler ve ‘soğan’ın içinde ‘grip’ virüsünü görür. Soğan’ açıkça ‘grip’ bakterisini absorbe etmiş (içine çekmiş) ve bu sayede de aile sağlıklı kalmıştır.Bu öyküden alınacak ders, bir miktar ‘soğan’ almanız ve evinizin çevresinde bir yerlere yerleştirmenizdir. Ne olduğunu görmek için onu deneyin.”

Mor Soğan suyu kalbi güçlendirmektedir, Taşıdığı esterler kanın pıhtılaşmasını önler.

-Boğaz iltihabı tedavisi sesin güzelleştirilmesi sinirsel rahatsızlıkların tedavisi öksürüğe bronşit ve boğaz ağrısına karşı en iyi ilaç soğan suyunun balla karıştırılarak yenmesidir. Bu maksatla hazırlanan macundan günde üç çorba kaşığı tüketilmeli.
-Kan yapımına yardımcı olur. Kalp çarpıntısını giderir. Kan basıncını (tansiyonu) düşürücü etkiye sahiptir.

-Safra kesesi salgısını artırır ve bunun sonucu olarak taş oluşumunu önler.

-Şeker hastalığına karşı bol miktarda mor soğan yenir. El ve ayak tırnaklarının çabuk kırılmasında, tırnakları sık sık mor soğan suyu ile ovmak gerekir.

-Kesik ve yanık yaralarının mikrop almaması için mor soğan suyu sürülür.

-Ayak bacak karın göğüs ve ellerdeki şişmelere karşı günde üç defa yemeklerden önce birer çorba kaşığı soğan suyu içilir.

-Burun kanamalarını durdurmak amacıyla soğan yumrusu ikiye kesilir yarısı burnun önüne bağlanır.

-Çıbanları olgunlaştırmak için soğan yumrusunu oluşturan yapraklar haşlanarak çıban üzene konur.

-Nasırları yok etmek için sirke içerisinde kaynatılan mor soğan nasır üzerine konarak bağlanır ve bu işlem birkaç kez tekrarlanır.

Dizanteri veya bağırsak iltihaplarına karşı çiğ yumurta sarısı taze tereyağı iyice ezilmiş kimyon tohumu ve fazla miktarda soğan suyu karıştırılıp günde üç defa birer çorba kaşığı yenir.

İdrar yolları ağrılarında taze kesilmiş ve ısıtılmış soğan sıcak sıcak ağrıyan yerin üzerine konur ve bu işlem birkaç kez tekrarlanır.

-Karın sancılarına ve mide kanamalarına karşı çok ince doğranmış soğan süt içerisinde kaynatılarak içilir.

Şalgam Suyunun Faydaları:

sal[1]
Şalgam suyunun tadından ve acılığından şikayet edenler aslında ön yargılı davranıyorlar, şalgam suyunu içtikten birkaç dakika sonra o acılık nefis bir lezzete dönecektir. Doğal vitemin ve minerallerle yüklü bu mucizevi içecek bir çok açıdan sağlık için faydalıdır.
Yabancılar şalgam suyunuTürklerin milli içeceği olarak görürler. Şalgam suyu tek başına tüketilmez, çok acı olur bu yüzden farklı sebzelerle karuştırılmkatadoır.
Şalgam suyunun hazırlandıktan hemen sonra taze olarak tüketilmesinde büyük fayda vardır. Başka sebzelerle birlikte karıştırıldığında mükemmel bir potasyum deposuna dönüşür. Bunun yanında şalgam suyu A ve K vitaminleri açısından da zengindir.
Günlük olarak tüketilen şalgam suyunun faydalarını şu şekilde sıralayabiliriz.
Şalgam suyu karaciğer ve mesane sorunlarını giderecek çok zengin besinler içermektedir, günde bir bardak tüketilmesi bu tür sorunları ortadan kaldırabilir.
Şalgam suyunun içerdiği bileşenler bünyede bulunan toksinlerin kolayca dışarı atılmasını sağlar bu işlem de kanserle mücadele gücünü arttırır.
Düzenli olarak şalgam suyu tüketimi obezite sorununu giderir.
Şalgam suyunun anemi hastalığına iyi geldiği söylenmektedir.
Yüksek miktarda C vitamini içermesi solunum yolu hastalıklarına iyi gelir, bronşları açar,astım ataklarının şiddetini azaltır.
Şalgam suyu vücutta terle ile meydana gelen kötü kokuları giderebilir.
Şalgam suyu kalp sağlığını korur, kan pıhtılaşmasına engel olabiliri damar sağlığı için önemli bir besin kaynağıdır.
Felç ve inme hastalıklarına yakalanma riskini azaltır.
Şalgam suyunun içerdiği zengin maddeler böbrek taşının düşürlmesine katkı sağlayabilir.
Şalgam suyu sinir sitemi üzerinde de önemli etkileri vardır, sinir sistemini güçlendirir, stresle mücadelede bünyeye yardımcı olur.
Bol miktarda potasyum ve kalsiyum içeren şalgam suyu kemik sağlığını da korumaktadır.
Flavonoid açısından da zengin olan şalgam suyu, kılcal damarların sağlığını korur, kanamalara karşı güçlendirir.
Kolon kanseri ve kolon tümörlerine alternatif tevai olarak kullanılabilir.
Şalgam suyu çeşitli cilt sorunlarını giderebilir.
Akneler karşı şalgam suyu etkili olabilir.
Kış aylarında soğuk aldınlığından kaynaklanan grip, nezle gibi sorunların önlenmesine veya bunların tedavisinin edilmesine ciddi katkılar sağlayabilir.
Şalgam suyunun faydalarından maksimum derecede faydalanmak için evde doğal yollarla hazırlamanızı öneririz. Marketlerde satılan şalgam suyunun ne kadar sağlıklı olduğu herkesin malumu, marketlerdeki şalgam suları belki çok sağlıklı ortamlarda üretilmiş olabilir ama uzun süre beklemesi özelliğinin bir kırmını yitirmesine neden olur. Bu yüzden en mantıklı, ucuz ve sağlıklı yöntem, şalgam suyunun evde hazırlanması.
Şalgamın Zararları: Şalgamın bazı durumlarda yan etkileri olabilir. Genelde aşırı tüketime bağlı olarak bazı sağlık sorunlarına neden olmasına rağmen genelde güvenle tüketebileceğimiz bir besin kaynağıdır.
————————————————-
Olası bazı zararları şunlardır.
Troid bezi sorunları olan kişiler kısıtlı olarak tüketmelidirler. Şalgamın içerdiği goitrogens adlı maddeler hasta olan troid bezlerine daha fazla zarar verebilir. Böyle sorunları olanlar şalgam tüketiminden kaçınmalıdırlar.
Kükürt bleşenleri içerdiği için şişkinlik ve hazımsızlık sorunlarına neden olabilir.
Mide sorunları olanlar, ülser gibi, tüketimine dikkat etmelidirler.
Tavsiyeler
Şalgam yılın her mevsiminde tüketilmesi mümkün besin kaynaklarındandır. Özellikle kış aylarında daha fazla tüketilmektedir. Bunu sebebi yüksek miktarda içerdiği C vitaminin soğuk algınlıklarına iyi gelmesi ve koryucu özelliğinin olmasındandır.
Şalgam suyu yorgun bir iş gününden donra bünyeyi dinlendiri, kasları ve sinir sitemini rahatlatır. Bu yüzden düzenli olarak tüketilmesinde fayda var.

Ermişsin ama adam olamamışsın…

11990629_1085267991483563_3732902767865228096_n[1]

Git De Karanlıkta Daha Rahat Yesin Seni…

10653535_1105231136153915_2226494561728465604_n[1]

Yeni Yılda Sağlığınız İçin 10 Maddelik Eylem Planı…

561412_572443736243180_2783480271094854577_n[1]

 

Mutlu yıllar! Yeni yılda yenilik kararları almak adettendir. Bu kararların genelde yerine getirilemediği biliniyor. Ancak yaşam stilinizi değiştirmek ve sağlığınızı korumak üzere aşağıdaki önlemleri alabilirsiniz.
1- Gazlı içecekleri bırakın.
Obezite, diyabet, kalp hastalığı, karaciğer hasarı, osteoporoz ve reflü gibi hastalıkların gazlı içecek tüketimiyle bağlantılı olduğu biliniyor. Bu içecekler yerine su, maden suyu, çay veya kahve gibi daha sağlıklı içecekleri tercih edin.
2- Günde 8 saat aralıklı 2 öğün beslenin.
Bu şekilde beslenmenin sağlık için pek çok yararı var. Kilo vermek, hastalıkların önlenmesi, insülin direncinin kırılması, mitokondriyal işlevlerin iyileştirilmesi ve hücrelerin hasar görmesinin önlenmesi bunlardan bazıları.
3- Her gece 8 saat uyuyun.
Uykusuzluk sağlığınızı birçok açıdan bozuyor. Öncelikle bağışıklık sistemi üzerinde olumsuz etkisi var ve bu nedenle kronik hastalık riski artıyor. Günde 6 saatten az uyumak yüksek tansiyon ve kalp krizinden ölüm riskini yükseltiyor, iştah kontrolünü zorlaştırarak ve leptin hormonunun üretimini azaltarak kilo alımına neden oluyor. Uykusuzluk melatonin hormonu üretimini azaltıyor. Melatoninin çeşitli görevlerinden biri de kanser hücrelerinin kendi kendilerini öldürmesi sürecini tetiklemek.
4- Sağlıklı yağ ve lif tüketimini arttırın.
Sağlıklı yağların içinde doymuş yağlardan olan tereyağı ve diğer hayvansal yağlar da var. Serbest dolaşan hayvanların sütünden yapılan yereyağı ve süt ürünleri sağlıklıdır. Kuruyemişler hem içerdikleri sağlıklı yağlar hem de lifli olmaları açısından tüketilmelidir. Ayrıca daha fazla lifli sebze tüketimi sağlığımız için önemli olan bakterilerimizi de besler.
5- Fermente sebze yiyin.
Fermente sebzeler doğal detoks maddeleridir. Probiyotik desteklerinden daha fazla sağlıklı bakteri içerdiklerinden bağırsak florasını iyileştirmek için çok yararlıdır. Ağır metalleri ve diğer toksinleri uzaklaştırmaya yardımcı olan bağırsak bakterileri B vitaminleri ve K2 vitamini üretimi ve emilimini de sağlarlar.
6- Daha az oturun daha fazla yürüyün, vücudunuzun esnekliğini arttırın.
Oturarak çalışıyor olsanız bile sık sık yerinizden kalkın. Esnekliği arttırmak için pilates, yoga gibi egzersizler yararlı olacaktır.
7- D Vitamininizi ölçtürün.
D vitamini eksikliği veya yetersizliği diyabet, insülin direnci başta olmak üzere pek çok sayıda önemli hastalığa nden olmaktadır. D vitamininizi ölçtürün ve yükseltmek için takviye edin.
8- Besin açısından yoğun olan protein tüketin.
Protein sağlığınız için esastır, enzimler, hücre reseptörleri gibi maddelerin ana bileşeni, kas ve kemiklerin yapı taşıdır. Protein tüketiminde kalite miktardan önemlidir. Serbest dolaşan, doğal biçimde yetişen hayvansal kaynaklardan olduğu gibi bitkisel kaynaklardan da kaliteli protein alınabilir.
9- Günde 5-10 dakika meditasyon yapın.
Stresle başa çıkmanın en iyi yollarından biri de meditasyondur. Stresin, pek çok hastalığın oluşumundaki rolü göz önüne alınırsa meditasyon, EFT (Emotional Freedom Technique) gibi stresle başa çıkma teknikleri sağlığımıza yardımcıdır.
10- Başkalarına yardım edin ve toplumda aktif olun.
Gönüllülük başkalarına yardım etmenin olduğu kadar kendinize yardım etmenin de bir yolu. Araştırmalar gönüllü çalışmaların çeşitli hastalıkları önleyerek yaşam süresini uzattığını gösteriyor. Bu aynı zamanda hayatınıza anlam ve amaç katmanın en iyi yolu.
Unutmayın, çoğu yeni yıl kararı şu veya bu nedenle uygulamaya geçmez. Bu sene daha sağlıklı yaşamak doğrultusunda hayatınızda değişiklikler yapın, bu size mutluluk getirecektir.

Kabullenme Ektim. Baş Eğme Değil. Olduğu Gibi Kabullenme…

 

12348006_1168920709792563_942044510667995076_n[2]

 

Temizlik yaptım bugün…
Hem de tüm benliğimde.

Bütün kaslarımı, sinirlerimi, kemiklerimi hatta kanımı bile temizledim. En küçük yerlerine, kıvrımlarına girmiş, sinmiş tüm pislikleri attım.
Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce.
Görmenizi isterdim…
Nasıl da çok yer kaplıyorlarmış, inanmazsınız.
Bağışlamayı yerleştirdim yerine özenle.
Titizlikle her birinin üstüne ektim tohumlarını.
Her yere, görebildiğim, göremediğim her yere serptim.

Atarken kırgınlıklarımı, bakmadım neydi onlar diye…
Geçmişimden de bir parça kalsın istemiyordum.
Gelecek geçmişten çok daha fazla yaşanası.
Bakmadım, merak da etmedim.
Bağışlamayı ekerken tekrar kırılmaktan korkuyordum belki.
Kıskançlığımı çıkardım.
Meğer ben ne az kıskançmışım.
Çok kolay oldu.
Sevindim…

Sanki kaybetmiş bir eşyamı bulmuş gibi oldum.
Çok şükür ki kin ve nefret yoktu yüreğimde.
Nasıl temizlerdim hiç bilmiyorum…

Sıra korkularıma gelmişti.
Çıkarmaya bile korktum önce.
Ne de çok alışmışım onlarla yaşamaya.
Bunca acı ve endişeye nasıl alışılır,
İçten içe bir sevgi nasıl duyulur anlayamadım.
Yerini, toprağını sevmiş mor bir menekşeydiler.
Eee… ne de olsa iyi bakmıştım onlara.
Her gün yeni yeni korkular ekleyip, endişelerimle sulamıştım.

Mutluluklarımı , ümitlerimi ne de çok ihmal ettiğimi anladım o an. Bu ilgiyi onlara verseydim, her gün onları düşünüp birer umut daha ekseydim, almadan verip, beklemeden sevseydim…

Her şeyden önce içimdeki gücün ve sevginin daha fazla farkında olsaydım, böyle bahar temizliklerine ihtiyacım kalmazdı.

Çok zorlandım korkularımla.
Birbirlerinin içine halkalar misali girmişlerdi.
Kenetlenmişlerdi adeta.
Ama onları da sevgiyle çıkardım.
Bir bebek şefkatiyle , öperek, severek, okşayarak…
Ve onları yaşamaktan, hem de bir zamanlar bir kabus gibi yaşamaktan,
pişmanlık duymadan çıkardım…

Kızsaydım onlara, bağırıp çağırsaydım.
Yine dönüp dolaşıp geleceklerini biliyordum.
Güzel kokular geliyor içimden…
Saçlarım hep parlak gibi dururdu ama parlak değilmiş.
Ellerim her zamankinden daha yumuşak,
Tenim hiç olmadığı kadar duru,
Bir su gibi sesim…

Temizlik yaptım bugün.
Bahar temizliği…

Neşe ektim, hoşgörü, güven, sevgi ektim…
Almadan vermeyi, sevilmeden de sevmeyi, paylaşmayı ektim.
Sağlık ektim, bol sıhhat.
Korkusuzlukları ektim alabildiğine.
Saatlerce ektim korkusuzluğu
Çılgınlık ektim, doğallık.
Sonsuzluk…

Bağışlama ektim.
Aşk ektim her hücreme.
Coşku, heyecan, sessizlik ektim.
Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana.
Kabullenme ektim.
Baş eğme değil.
Olduğu gibi kabullenme…

EDWARD MORRISON

Kaynak: Charlotte Gabay Facebook sayfası

Öfke ve Öfke Kontrolü

341700_cover[1]

Öfke ve Saldırganlık kavramları birbirleriyle karıştırılsa da temelde farklı kavramlardır. Öfke, kızgınlık ve ya sinirlilik denilince akla ilk gelen şey bir duygu durumudur. Oysa saldırganlık bir davranışı ifade eder.

Genel olarak öfke ve saldırganlık doğuştan gelir. Her insanda var olan normal bir duygudur. Fakat bunun ne şekilde dışa vurulacağı sonradan öğrenilir.

Bu bağlamda tanımlayacak olursak; “Öfke” zaman zaman her insanda ortaya çıkan doğal bir duygudur. Saldırganlık ise başkalarına fiziksel ve ya psikolojik zarar verme niyeti taşıyan tüm davranışları içerir.

Buradan da anlaşılıyor ki bu iki kavram birbirleriyle ilişkilidir. Öfke birçok saldırganlık biçiminin arkasında yatan dürtü ya da güdü olarak görülmektedir.

Yukarıda da değindiğimiz gibi öfke uygun ifade edildiğinde, son derece sağlıklı ve doğal bir duygudur. Kişiyi bireysel farklılıklar üzerinde çalışmak ve çatışmayla başa çıkmayı öğrenmek gibi yapıcı toplumsal etkileşimlere motive eder. Bu haliyle normal ve sağlıklıdır, duygusal dengelemeye katkı sağlar. Amaca yönelik olan bu öfke çoğunlukla toplumsal olarak kabul edilebilir biçimdedir ve uzun vadede kişiye yarar getirmesi mümkündür. Onların bazı içsel çatışmalarını çözmelerine yardımcı olarak, süregelen davranışı ortadan kaldırarak veya engelleyerek, benlik sınırlarının ve benlik saygısının korunmasını sağlayarak yaşamlarını kolaylaştırır. Aynı zamanda karşıdaki kişiyi uyarmak için bir işarettir ve başkalarıyla olan ilişkilerini düzenleyerek başkalarına olan olumsuz duyguların açıklanmasını kolaylaştırır.

Öfkenin ortaya konulması yapıcı ve yapıcı olmayan bir şekilde sözel ya da davranışsal bir biçimde olabilir. Ayrıca durumluk ve sürekli olmak üzere iki bileşenden oluşmaktadır. Durumluk öfke kas gerilimi ve otonom sinir sisteminin uyarılmışlık durumu tarafından eşlik edilen, hafiften şiddetliye doğru değişenöznel bir duygudur. Durumluk öfkenin şiddeti, algılanan haksızlık ile engellenmenin şiddetine bağlı olarak değişmektedir. Sürekli öfke ise, çok sayıda durumun can sıkıcı ya da engelleyici olarak algılama ve buna bağlı olarak sık durumluk öfke yaşama durumu olarak tanımlanır. Sağlık ve sosyal uyumla ilgili araştırmalarda daha çok sürekli öfke üzerinde durulmaktadır.

Ancak kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüşürse okul-iş hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açar. Pek çok kişisel ve sosyal problemlerin temelinde öfke vardır. Öfke hem dışsal, hem de içsel bazı olaylarla ortaya çıkar.

Arkadaşınız, anneniz, kardeşiniz, sokaktaki bir adam, öğretmeniniz gibi belli bir insana öfkelenebileceğiniz gibi; trafik sıkışıklığı, iptal edilen bir randevu gibi bir olaya da öfkelenebilirsiniz. Öfkelenmenizden kendi kişisel kuruntularınız sorumlu olabileceği gibi, daha önceden başınızdan geçmiş ve sizi öfkelendirmiş bazı olayların anıları da sorumlu olabilir.

Öfkenin birçok nedeni olabilir. Çoğu zaman kişi kendisini öfkelendiren nedenin bile farkında değildir. Çünkü öfke anında düşüncelerimize ve davranışlarımıza ilişkin farkındalığımız ciddi oranda düşer.

Genelde Ne Zaman Öfkeleniriz?

1. Bize karşı saldırıya geçildiğini düşündüğümüz zaman,
2. Kışkırtıldığımız zaman,
3. Hayal kırıklığına uğradığımız zaman,
4. Stres altında olduğumuz zaman,
5. Haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüz zaman,
6. Kendimizi ifade edemediğimiz zaman,

Peki, çocuklarda öfkeye sebep olan etkenler nelerdir. Birde onlara göz atalım;

Çocuklarda Öfkeye Sebep Olan Nedenler

– Öfkenin genetik yada fizyolojik bir nedeni olabilmektedir. Araştırmalarda bazı çocukların doğuştan daha sinirli, alıngan ve kolayca öfkelenebilen bir yapıda olduklarına dair kanıtlar vardır.

– Haksızlığa uğramak ve fiziksel cezaya maruz kalmak,

– İstekleri ve fiziksel ihtiyaçları karşılanmadığında engellenmenin yarattığı gerginlikten kurtulma isteği,

– Anne baba ve öğretmenlerin aynı durum ve davranışlar için tutarsız davranmaları, birinin taktir ettiği davranışı diğerinin cezalandırması,

– Evde ya da okulda fiziksel ve cinsel açıdan istismar edilerek benliğinin zedelenmesi,

– Kardeşi ya da diğer çocuklarla karşılaştırılması, çok sık eleştirilmesi ve çocuktan yapamayacağı şeylerin beklenmesi.

– Okul başarısızlığının yarattığı yetersizlik duygusu,

– Çocuk yakın çevresindeki büyüklerin sık sık öfkelendiklerini ve isteklerini bu yolla gerçekleştirdiklerini gördükçe kendisi de aynı yola başvuracaktır. Nitekim aşırı öfkenin normal sayıldığı öfkeli ailelerden gelen çocuklar, öfkelenmeyince kendilerinin dinlenmeyeceğini öğrenirler.· Ergenlik döneminde duygulanım değişimleri, bilişsel işlevleri olumsuz biçimde etkiler. Algı, dikkat, bellek, düşünme gibi bilişsel işlevlerin çalışma hızı ve verim düşer. Çalışmasının bozulmasıyla başarısı azalan ergen evde ailesi, okulda öğretmeniyle sorunlar yaşamaya başlar. “Daha çok çalış” uyarıları ve başarısızlık ergende kaygı ve öfke yaratır. Bu duygulanım durumlarının düzeyi yükseldikçe başarı şansı daha da azalır, ergeni ailesi ve okulu arasında gerginliğe yol açan kısır döngü içine sokar.

– Çağımıza iletişim çağı damgasını vuran baş döndürücü gelişmelere imza atılırken, insanlar arası iletişim de bunlardan payını almakta; okul, iş, aile, arkadaş ortamlarında yaşanan sosyal iletişim eksikliklerinin yol açtığı güçlükler ve bu güçlüklerden kaynaklanan duygu ve düşünceleri rahatlıkla anlatamama, gerginlik, huzursuzluk, engellenme, hayal kırıklıkları ve çatışmalar, korku ve kaygı gibi duyguların yanı sıra öfke ve saldırganlığa da yol açmaktadır.

Belirtiler:

· Her gün sınıf arkadaşlarıyla tartışıyor ve başkalarına vuruyorsa,
· Aynı yaştaki diğer çocuklara göre daha yoğun öfke gösteriyor ve sık sık ağlıyorsa,
· Yanlış yaptığında yada zorlandığında çoğu zaman öfkeleniyorsa,
· Beş dakikadan uzun süren öfke nöbetine benzeyen davranışlardan yorgun düşüyorsa,
· Yaşamın her alanında öfkelenecek bir şey buluyor ve belli bir kişi yada olay nedeniyle değil genel olarak kendini öfkelihissediyorsa,
· Bir iletişim kurma yolu veya sorunları çözme aracı olarak kullanıyorsa,
· Engellenmeye karşı toleransı düşükse,
· Olayları olduğu gibi kabullenmekte güçlük çekiyorsa,
· Küçük bir hatanın düzeltilmesi gibi başına gelen basit bir olayı bile kendisine yapılmış bir haksızlık gibi algılıyorsa
· Daha önce hiç sıkılmadan uğraştığı şeylere öfkelenmeye başladıysa, olaylarla baş etme yöntemlerinde önemli değişiklikler görülüyorsa,
· Çocuk kendini öfkelendiren kişi yada duruma karşı bir şey yapamayıp kendi kendine vurarak, kendimden nefret ediyorum şeklinde ifadeler kullanarak öfkesini kendine yöneltiyorsa, öfke bir sorun haline gelmiş olabilir.

Öfke Durumunda Vücut Tepkileri

Öfke, çok hafif bir tepkiden hiddete kadar farklı yoğunlukta yaşanan bir duygudur. dinlemeyi biliyorsak, vücudumuz bize öfkeli olduğumuz konusunda bilgi verir. Öfkenin fiziksel işaretleri vardır:
• Uyaran duyguyu harekete geçirir,
• Stres ve gerginlik başlar,
• Enerjiyi arttıran Adrenalin salgısı artar,
• Nefes alıp verme sıklaşır,
• Kalp atışları hızlanır,
• Kan basıncı artar,
• Vücut ve zihin “savaş ya da kaç” tepkisi için hazırdır.

Sağlığa Etkisi

Uzmanlar bastırılan öfkenin kaygı ve depresyona yol açtığını iddia ediyorlar. İfade edilmeyen öfke, kişiler arası ilişkileri bozabileceği gibi, zihinsel ve fiziksel problemlere de yol açabilir. Doğru ifade edilmeyen öfkenin yol açtığı fiziksel problemler arasında;

• Baş ağrıları,
• Mide rahatsızlıkları,
• Solunum problemleri,
• Cilt problemleri,
• Böbrek fonksiyonlarında problemler,
• Sinir sistemi rahatsızlıkları,
• Dolaşım sorunları,
• Varolan fiziksel rahatsızlıkların kötüleşmesi,
• Duygusal rahatsızlıklar,
• ve intihar sayılabilir.

İnsanların Öfke İfadeleri Neden Farklıdır?

1. Genetik Ya Da Fizyolojik Nedenler;

Bazı insanların doğuştan sinirli, alıngan ve kolayca kızabilen yapıda (huyda) olduklarına dair görüşler ortaya atılmaktadır.

2. Sosyo-Kültürel Nedenler;

Genelde toplumumuzda öfke olumsuz ve kabul görmeyen bir duygu olarak değerlendirilmektedir, bu nedenle küçük yaştan itibaren eğitimle duygularımızı kontrol etme becerisi kazanma eğitimini alamamaktayız ve genelde öfkemizi gelişigüzel dışa vurmaktayız.

Öfkemizi Boşaltmak İyi Midir?

Psikologlar artık bunun çok yanlış ve tehlikeli bir inanç olduğunu göstermişlerdir. Bazı insanlar bu inancı, diğer kişileri incitmek için verilmiş bir onay gibi algılamaktadırlar. Araştırmalar, kızgınlık duygusunun “boşaltılması”nın kızgınlık, öfke ve saldırganlığı daha çok arttırdığını ve sorunu çözmek için hiçbir yararı olmadığını göstermektedir. Onun için en iyisi, kızgınlığınızı neyin tetiklediğini bulmanız ve kendinizi kaybetmeden, bu nedenlerle başa çıkabileceğiniz stratejileri geliştirmenizdir.

Öfkemizin Kontrolünü Nasıl Sağlayabiliriz?

Kendini ortaya koyabilmek, diğer deyişle düşünce ve duygularınızı karşınızdakine açık, dolaysız bir şekilde aktarabilmek, saldırganlıktan, ısrarcılıktan, tacizkârlıktan, aşırı talepkârlıktan çok farklı bir davranıştır. Kendini açıkça ortaya koyabilmek demek, kendinize ve karşınızdakine saygılı olabilmek demektir.

İkinci yol, kızgınlığın bastırılıp, daha sonra olumlu duygulara ya da başka yöne yönlendirilmesidir. Kızgınlığınızı içinizde tutup, onu düşünmemeye çalışıyor ve dikkatinizi daha olumlu birşeylere yönlendiriyorsanız, bu yolu kullanıyorsunuz demektir. Amaç, kişinin kızgınlığını ketleyip bastırması ve daha yapıcı davranışlara dönüştürmesidir. Bazen işe yarasa da kızgınlık duygularına sürekli olarak bu şekilde yaklaşmak, çok sağlıklı olmayabilir. Bu yaklaşımdaki tehlike şudur: eğer açık bir biçimde ifade edilemezse, bir süre sonra bu duygu kişinin kendine döner ve hipertansiyon, psikosomatik rahatsızlıklar ya da depresyon gibi sorunlara yol açabilir.

İfade edilemeyen kızgınlık başka sorunlara da yol açabilir. Bunlardan biri bu duygunun dolaylı, pasif agresif yollarla (çeşitli yollarla intikam alma, zıtlaşma vb.) ifade edilmesi ya da sürekli olarak alay eden, düşmanca bir kişilik geliştirilmesidir. Diğerlerini sürekli olarak aşağılayan, herşeyi eleştiren ve alaycı ifadeleri sıkça kullanan kişilerin, kızgınlıklarını yapıcı bir şekilde ifade etmeyi öğrenmedikleri düşünülür. Bu tür kişilerin kişilerarası ilişkilerde çok başarılı olamamalarına hayret etmemek gerekir.
Kızgınlık yaşadığınızda kendinizi sakinleştirmeye çalışmak, üçüncü seçeneğinizdir. Bu da sadece dışsal davranışlarınızı değil, içsel tepkilerinizi de kontrol edebilmeniz anlamındadır. Yani nefes alıp verişlerinizi, kalp atış hızınızı kontrol ederek, kendinizi fizyolojik olarak sakinleştirip, içinizdeki kızgınlık duygusunu hafifletir, katlanılabilir hale getirebilirsiniz.

Şimdi isterseniz yukarıda bahsettiğimiz yöntemleri ayrı ayrı ele alıp biraz daha açalım.

ÖFKE KONTROL YÖNTEMLERİ

1- Bilişsel Yeniden Yapılandırma

Bu strateji en basit anlamıyla düşünme tarzınızı değiştirmek demektir. Kızgın insanlar düşüncelerini küfrederek, bağırıp çağırarak ifade etme eğilimindedirler.

– Kızgın olduğunuz zaman genellikle düşünceleriniz gerçeği yansıtmaktan çok,
olayların abartılmış ve çarpıtılmış bir şekilde algılandığını yansıtır. Bu tür düşünceleri fark edin ve yerine daha mantıklı olanları yerleştirin. Örneğin; kendi kendinize “Eyvah! Şimdi her şey mahvoldu!” gibi bir şey söylemek yerine, “Evet, çok can sıkıcı! Neden kızdığımı çok iyi anlıyorum. Ama dünyanın sonu değil ve buna kızmam, bu olayı olmamış hale getirmeyecek.” diyebilirsiniz. Her iki düşünceyi de zihninizden geçirerek deneyin. Kızgınlığınızın hangi düşünceyle arttığını ya da azaldığını görün.

– Farkında olmadan çok sık kullandığımız ve bizi kızgınlık duygularına hazırlayan, “asla!” ya da “her zaman!” gibi sözcükleri zihninizde yakalamaya çalışın. “Bu asansör asla çalışmaz!” ya da “Zaten her zaman telefon etmeyi unutursun!” gibi cümleler sadece hatalı değildir; aynı zamanda kızgınlık duygunuzda haklı olduğunuzu düşünmenize de yol açar ve siz durumla ilgili yargıyı vermiş olduğunuzdan, problemin çözümüne de katkıda bulunmaz. Örneğin, randevularına sürekli olarak geç gelen bir arkadaşınız olduğunu düşünelim. Hemen saldırmaya kalkmayın. Bunun yerine, neyi elde etmek istediğinizi, amacınızı düşünün. Sizin asıl istediğiniz arkadaşınızın randevuya sizinle aynı saatte gelmesi değil mi? O halde “Her zaman geç kalırsın! Tanıdığım en sorumsuz ve kayıtsız kişisin!” gibi yargılardan kaçının. Bu tür cümleler sadece arkadaşınızı incitmeye ve onun da kızmasına yol açacaktır. Ancak sorunun çözümüne katkıda bulunmayacak, hatta ilişkiyi bozarak zorlaştıracaktır. Bunun yerine; eğer bu arkadaşınız sizin için önemliyse, problemin ne olduğunu ortaya koyup her ikiniz için de işe yarayacak bir çözüm yolu bulmaya çalışabilirsiniz. Kendinize; öfkelenmenin hiçbir şeyi çözmeyeceğini, kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olmayacağını, hatta daha da kötü hissedebileceğinizi hatırlatın.

– Mantık öfkeyi yener, çünkü haklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mantık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğinizi hissettiğinizde mantığınıza sığının. Yıllarca dünyayı ve karşılaştığı olayları belli bir bakış açısıyla değerlendiren birine, yeni bir anlamlandırma biçimi kazandırmak uzun ve zorlayıcı bir çaba gerektirir. Sinirlendiğinizde tepki vermeden önce 5 kere nefes alıp verin ya da içinizden 10’a kadar sayın. Bu arada olaya olumlu bakma konusunda kendinizi uyarın. Hem karşınızdaki kişiyi ya da kişileri kırmamış olursunuz, hem de kendinizi öfkenin zararlı etkilerinden korumuş olursunuz.
“Öfkeyle kalkan, zararla oturur” sözü, bu yöntemin tarihinin ne kadar eski olduğunu bize gösteriyor. Tepki vermeden önce kendinize tanıyacağınız 15 saniyede hızlı bir değerlendirme yapabilirsiniz:

Nerdeyim?
Kimlerleyim?
Neler oluyor?
Zihnimden neler geçiyor?
Olaya nasıl bir anlam verdim?
Beklentilerim neler?
Neler yapıyorum?

Günlük yaşamda, zamanı dondurup kendimizi değerlendirmemiz mümkün değil kuşkusuz. Ancak bu soruların tümünü olmasa bile, hiç değilse 2-3 tanesini kendimize sorabileceğimiz 15 saniyelik bir mola, tepkilerimizi yumuşatacak ve daha az öfkeli olmamıza yardımcı olacaktır.

2- Problem Çözme

Sizi öfkelendiren bir durumla karşı karşıya olduğunuzda, bunu sadece bir problem olarak düşünüp bir isim koymaya çalışabilirsiniz. İsimlendirdiğiniz problemi çözmeye çalışmak, ad koyamadığınız ve duygusal boyutu ile mantıksal boyutunu ayrıştıramadığınız bir sorunu çözmekten daha kolaydır. Şimdi önce isim verme ve problemi tanıma sürecine bakalım:

1. Problemi Belirleme
2. Problem hakkında bilgi toplama,
3. Problemi alt problemlere indirgeme,
4. Problemin bir yönünü seçip somutlaştırma,
5. Bu neden bir problem?” sorusuna cevap arama,
6. “Kimin için bir problem?” sorusu üzerinde düşünme,
7. “Bu probleme benim katkım ne?” sorusu üzerinde düşünme,
8. “Başka kimin katkısı var?” sorusu üzerinde düşünme,
9. “İdeal çözüm ne olurdu?” sorusuna cevap arama,
10.“Nasıl bir sonuçla yetinebilirim?” sorusunu cevaplandırma.

İlk aşamada bu sorular üzerinde düşünerek, detaylarıyla birlikte problemin farkına vardıktan sonra ikinci aşamaya geçilebilir. Bu aşamaların tümünü mümkünse yazarak yapmak çok yararlı olacaktır. Sorunun tümüyle üstesinden gelene kadar yazdıklarınızı atmayın ve özellikle değerlendirme aşamasında tekrar onlara göz atın.

3- Seçenek Listesi:

– Tüm seçenekleri sıralama: Aklınıza gelen ve çözüme yararı olabilecek tüm seçenekleri (saçma bile olsa) düşünün ve kaydedin.

– Listenize “kaçma” (görmezden gelme) seçeneğini yazmayı unutmayın. Bu çok doğal bir tepki ve sizin hakkınız.

– Kabullenme seçeneği de listenizde bulunması gereken alternatiflerden biri. Bazı sorunlar (özellikle sizin dışınızdaki insanların kişilikleriyle ilgili olanlar) çözülemeyebilir ve bu noktada durumu olduğu gibi kabullenmek çok gerekli ve rahatlatıcı bir çözüm yolu olabilir.

– Tüm seçenekleri sıraladığınız yazılı bir listeniz olsun.

4- Plan Yapma:

– Seçenek listenizin tüm alternatiflerini inceleyin ve aklınıza yatan, içinize sinen bir tanesi üzerinde karar verin.

– “Karar verdiğim seçeneği nasıl gerçekleştirebilirim?” sorusunu sorun kendinize ve buna verdiğiniz cevapları yazın.

– İhtiyaçlarınızın listesini çıkarın. “Bu sorunu, bu yolla çözmek için ne(lere) ihtiyacım var?” diye sorun kendinize ve ihtiyaçlarınızı sıralayın.

– Plan yapma aşamasında karşılaşacağınız engelleri de tahmin etmeye çalışmak yararlı olacaktır. “Beni ne engelleyebilir?” sorusunu sorun kendinize ve engel olarak karşılaşma olasılığınız olan her noktayı yazın.

– Bunlardan sonra kendinize bir eylem planı oluşturun. Yapacağınız her şey, yazılı olarak, adım adım belirlenmiş olsun.

5- Mizah kullanın

Mizah, çeşitli yollarla öfkenizin yoğunluğunun azalmasına yardımcı olabilir. Her şeyden önce daha dengeli bir bakış açısı sağlar.

Birine öfkelenip de belli sıfatlarla etiketler takmaya başladığınızda, bir an durun ve o insanın gerçekten o “şey” ya da “öyle” olduğunu düşünün. Bu sahneyi gözünüzün önüne getirin. Örneğin birine, “muşmula” ya da “odun kafalı” gibi sıfatlarla saldırdığınızda, o kişiyi gerçekten bir muşmulaymış ya da odundan bir kafası varmış gibi hayal edin ve gündelik işlerini o şekilde yaptığını gözünüzün önüne getirin. Eğer karşınızdaki insanı benzettiğiniz şeyin ne olduğunu düşünerek kafanızda gerçekten öyleymiş gibi bir resim çizebilirseniz, öfkenizin azalmaya başladığını göreceksiniz. Çünkü mizah sırasında yaşanılan duygularla, öfkenin bir arada bulunması mümkün değildir.

Öfkesi çok yoğun olan kişinin davranışlarının altındaki temel mesaj, “Her şey benim istediğim gibi olmalı!” dır. Öfkeli insanlar kendilerinin ahlaken haklı ve doğru olduklarına inanırlar. Planlarını değiştirmelerine ya da engellenmelerine yol açan her türlü olay/durum, onlar için dayanılmaz bir aşağılanma gibi algılanır. Kendilerinin bu şekilde sıkıntı yaşamamaları gerektiğini düşünürler. Belki başka insanlar sıkıntı çekebilirler ama onlar değil!

Kendinizde de buna benzer bir duyguyu yakalarsanız, kendinizi tüm caddelerin, dükkanların, resmi dairelerin sahibi olan bir tanrı ya da tanrıça gibi hayal edin. Tüm insanların sizin önünüzde eğildiğini, eteğinizi öptüğünü düşünün. Bu hayali görüntülere ne kadar ayrıntı koyarsanız, ne kadar talepkâr olduğunuzu ve ne kadar mantık dışı davrandığınızı o kadar iyi anlayacaksınız. Ayrıca durum ve olayların gerçekte ne kadar önemsiz olduğunu da farkedeceksiniz.

Mizah kullanırken iki noktada çok dikkatli olmak gerekir. Öncelikle mizah kullanmanın, sorunlarınızı gülerek geçiştirmek demek olmadığını, tersine onlarla yapıcı bir şekilde yüzleşebilmeniz demek olduğunu bilmelisiniz.

İkincisi de mizah kullanayım derken, alaycı ve aşağılayıcı mizaha başvurmaktan kaçınmalısınız. Çünkü bu da sağlıksız öfke ifadesinin bir başka yoludur.

6- Çevrenizi değiştirmek

Bazen, sinirlenip öfkelenmemize yol açan “şeylerin” yakın çevremizde olduğunu farkederiz. Sorunlar ve sorumluluklar üzerinize öylesine yıkılır ki düştüğünüz tuzağa ve o tuzağı temsil eden insanlara karşı öfke ile kavrulursunuz.

Biraz ara verin. Gün içinde özellikle stresli olacağını bildiğiniz saatlerde, sadece kendiniz için kullanacağınız bir zaman ayırın. Örneğin çalışan bir anne, eve geldiğinde kendisine ayıracağı bir 15 dakikalık süre olursa, çocuklarının isteklerine, parlamadan daha iyi yanıt verebilir.

7- Değerlendirme:

– Planınızı uygulamaya başladığınız andan itibaren değerlendirme yapmanız yararlıdır. Arada durup “Durum ne yönde değişti?” sorusuna cevap arayın.

– Bulduğunuz çözümün size neye malolduğunu kendinize sormanızda büyük yarar var. “Bana neye maloldu? Kazançlarım, kayıplarım neler?” sorularına cevap bulmaya çalışın. Bu sorulara verdiğiniz yanıtlar olumluysa planınızı uygulamayı sürdürebilirsiniz. Ancak size çok şeye malolduğuna ve kaybettirdiklerinin kazandırdıklarından çok olduğuna karar verirseniz ikinci aşamaya geri dönüp, yeni bir çözüm yolu bulmakta yarar var demektir. Bu durumda yeni bir plan yapıp uygulamak uygun olabilir.

– Yaptığınız planı uygularken elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın, ama yanıtları hemen bulamıyor ve sonuca hemen ulaşamıyorsanız kendinizi cezalandırmayın. Eğer soruna iyi niyetle yaklaşır, çabalar, “ya hep, ya hiç” tarzı düşünmez, elinizden gelenin en iyisini yapmaya gayret ederseniz, sabrınızın taşma ihtimali de düşük olur.

– Bazen kızgınlık ve engellenmişlik duyguları, yaşamdaki gerçek ve kaçınılmaz sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. “Her problemin bir çözümü vardır!” şeklindeki kültürel inançlarımız da, çözüm bulamadığımızda bu engellenmişlik duygularını artırır. Kızgınlık duyguları böyle durumlarda yaşanan doğal ve sağlıklı duygulardır. Böyle durumlardaki en yararlı tutum, önce durumu değiştirip değiştiremeyeceğimizi araştırmaktır.

Değiştirebileceğimiz bir şeyse çözüm yolları araştırılabilir ve yukarıda anlatıldığı gibi bir planlamayla problem çözme teknikleri kullanılabilir. Değiştirilemeyecek bir durumsa, çözüm üzerinde odaklaşmak yerine, en iyi strateji, sorunla yüzleşmek ve kabullenmektir.

Anne-babaların karşılaştıkları en güç durumlardan biri de çocukları saldırgan davranışlar sergilemeye başladıklarında ve ya öfkeli oldukların da neler yapacaklarını bilmemeleri. Şimdi çocuklarımız öfkeli ve saldırgan davranışlar sergilemeden önce ve sergiledikten sonra neler yapabilir onlara bir göz atalım;

Anne Babalar İçin Öneriler:

– Öfke duygusuyla yapıcı bir şekilde başa çıkılmadığında ya dışa yönelik saldırganlık ve şiddete ya da kendisine zarar verme şekline dönüşebilir. İnsan doğasına özgü bir duygu olan öfkenin doğal yönü belirli sınırlar içinde kaldığı ölçüde karşılaşılan engeli aşmak ve hoş olmayan durumdan kurtulmak için bireye gerekli tutum ve davranışta bulunma olanağı verir. Dolayısıyla öfke kontrolünde amaç öfkenin dışa vurulmasını engellemek değil öfkenin nasıl uygun bir dille ifade edilebileceğini bilmektir.

– Yaşanılan bir çatışmayı çözümleme aşamasında öfkeyi etkili bir şekilde kontrol etmek, çocuğa asıl sorunun öfke olmadığını, ifade edilme biçimi olduğunu gösterebilir. Çocuğunuzun kuralları tartışmasını doğal karşılayarak, dilini ayarladığı müddetçe size itiraz etmesine hak tanırsanız hem sizi daha iyi anlamasını sağlamış, hem de hakkını aramasını öğretmiş olursunuz.

– Bebekken temel ihtiyaçlarının zamanında, düzenli olarak ve yeterli düzeyde karşılanması, rahat hareket edebileceği, enerjisini aktarabileceği ortamlar hazırlanması çok önemlidir.

– Anne-baba ve diğer yetişkinler çocuğa uygulanan eğitim ve gösterilen davranışlar konusunda ortak kararlar alarak, tutarlı olmalıdırlar.

– Öfke ne kadar şiddetliyse o kadar önemsenmeli, ancak çocuk öfkelenmesin diye de onun her istediğini yapması hoş görülmemelidir.

– Çocuğa yapabileceği işlerde sorumluluklar vermekten çekinmemelidir. Ancak verilen sorumlulukları yerine getirmesi eziyet verici bir hal alıyor ise, bu işi yapması için ısrar etmemelidir.

– Çocuk, anne babasının kendisine aldırış etmediğini düşünüyor ise sadece doğru davranışı gerçekleştirdiği zaman değil, beklemediği zamanlarda da onunla ilgilenerek, (beraber resim yaparak, gezintiye çıkarak, oyun oynayarak) sevildiği hissettirilebilir.

– Öfkeli olmadığı anlarda ya da az da olsa sakin kalarak zor bir durumla başa çıktığında çocuk takdir edilerek, olumlu davranışları ön plana çıkarılabilir

– Çocuk öfkelendiğinde etkin bir şekilde dinlemek, paniğe kapılmamak, hemen tepki göstermemek çok önemlidir. Biraz sakinleştiğinde, kendisini öfkelendiren problemi, nasıl tepkide bulunduğunu, bu tepkinin ne gibi sonuçlar doğurduğunu ve problemi halletmek için iyi bir yol olup olmadığını, neyin daha iyi olabileceğini düşünüp anlatması istenebilir.

– Öfkesi hakkında çocukla konuşarak, öfkenin uygun şekillerde ifade edilmesi desteklenmelidir. Öfkeyi kontrol ederek kendimize zarar vermeyi engellemenin elimizde olduğu hem anlatılmalı hem de örnek davranışlarla gösterilmelidir.

– Çocuğa kızmak kimi zaman uygun olabilir. Ancak kızgınlığı düşüncesizce ifade etmek hiçbir zaman uygun değildir. Çünkü anne baba ve diğer yetişkinler de en iyi modeli çocuktan beklediği gibi davranarak oluşturmalıdır.

– Anne babanın yerine getirmesi gereken önemli sorumluluklardan biri, çocuklarına duygularına nasıl yön verebileceklerini öğretmektir. Çocuğa kızgınlığını sağlıklı bir yolla ifade etme öğretilmezse, içinde birikenler bir gün patlamayla ortaya çıkabilir.

– Anne baba incindiğinde bu duygusunu paylaşarakçocuğa davranışlarının kendisi dışındaki bireyleri nasıl etkilediğini gösterebilir.

– Ergen için duygularının anlaşılması ve çözümlenmesi gereksinimlerini giderilmesi önemlidir. Ancak bu dönemde duyguların birçoğu toplumsal baskılar ve geleneklerden dolayı rahatlıkla ifade edilememektedir. Kişi duygularını kontrol altına alarak, kendi iç dünyasına ters düşse bile bazılarını bastırarak olduğundan farklı ifade etme çabasına girişebilir. Kişinin duygularını sürekli olarak bastırması yada çarpıtması duygusal sorunlara yol açabilir. Oysa duyguların anlaşılması etkili bir şekilde ifade edilmesi, psikolojik sağlığı ve bireysel gelişimi olumlu yönde etkiler. Genç birey öfkesini bastırmadığında bilinç düzeyinde yada bilinçaltında bir duygu birikimi olmayacağı, bu durumda kontrolsüz tepki ve düşmanca eğilimlerin oluşmayacağı düşünülse de bunun her zaman böyle olmadığı bilinmektedir. Önemli olan öfkenin yalnızca dışa vurulması değil, nasıl yönetileceği ve nasıl kontrol altına alınacağının da öğrenilmesidir.

– Kalabalık bir yerde bir çocuğun kapris yapması bir çok anne babayı, kendilerini kontrol mekanizmalarının ötesine iter ve sonuçta her iki tarafta -anne baba ve çocuk- çileden çıkar. Gerçekte ciddi öfke patlamalarının zaman zaman yaşanmadığı bir aile hayal etmek zordur. Ancak bu durumlardan bile olumlu sonuçlar çıkarılabilir. Olay geride kaldıktan sonra anne ya da baba çocuğa “Birbirimize gerçekten de çok kızdık, öyle değil mi?” diyebilir. Bu önemsiz bir şey olarak görünse de, çocuğun; öfkenin doğal ve kabul edilebilir bir insanı duygu olduğunu, bu duygunun dile getirilebildiğini ve üzerinde konuşulabildiğini, birbirlerini seven kişilerin aynı anda birbirlerine öfkelenebildiklerini, bu durumda sevginin azalmayıp tam aksine, uyum durumu geri geldiğinde bazen daha da güçlenebildiğini anlamasına yardım etmek için iyi bir yol olabilir.

Öfke ve saldırganlık yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi insana özgü normal bir duygu ve davranış halidir. Birçoklarımız için bu iki kavramı tehlikeli duruma getiren onları ifade ediş biçimimizdir. O halde öfkelendiğimiz zaman öfkemizin bizi kontrol etmesine fırsat vermeyip bizim onu kontrol etmemizi sağlamak için çalışmalıyız.

Alaaddin DEBGİCİ
Psikolojik Danışman

Yoğurt Suyu Mucizesi…

1915841_10208108299015284_1252737830922183626_n[2]

FELÇ GEÇİRMİŞ EL VE AYAKLAR İÇİN ÇÖZÜM

12239652_527504920746359_9029021211564452207_n[1]

Ailenizde veya etrafınızda felç,romatizma,kırık sonrası cansız kalan uzuv gibi hastalıklara sahip insanlar varsa size bir tarif …vereceğim. Bu tarif Almanya’da bir prof. tarafından 20 yıl kadar önce yapıldı ve felç geçirmiş ayak üzerinde uygulandı. Felç sebebi ile kasılan ve o şekilde kalan parmaklar tam olarak açıldı.
Saf zeytin yağı ve turşu tuzu ile yapılan basit bir karışım.

BİR LİTRE ZEYTİN YAĞI
YARIM KİLO TURŞU TUZU
Hepsi bu kadar.Tuzu ve zeytin yağını bir şişede kar…ıştırın.2,5 lt kola şişesinde karışımı hazırlamanız daha kolay olur. Bu şişeyi güneş alan bir yere koyuyorsunuz elinizin altında bir yer olursa iyi olur.Gün içinde fırsat buldukça çalkalayıp tekrar güneşe koyun.O tuz çalkalamanın etkisi ve güneşin ısısı ile yağın içinde eriyor ve dipte tortu haline geliyor. Mesela 25-30 derece arası ısıda 10 gün güneşlense yetişir.
Tuz eridikten sonra rahatsızlığı olan kişi güneşe uzanır ve güneş kremi gibi bu yağ şikayet olan bölgeye sürülür.Yağı sürmeden önce şişeyi mutlaka çalkalayın.Kişi ile birlikte diğer kişilerde görebilir zaten o macun sürüldüğü andan itibaren damarların açılmasını.Ciddi anlamda elektrik çarpıyormuş gibi garip hareketlere şahit olabilirsiniz.Yarım saat kadar güneşlenip ılık suyla masaj yaparak yıkayın. Bunu haftada 3 gün yapsanız dahi yeterli. Çok zor değil uygulayın derim.Heleki felç geçirmiş bir uzvun asla dönüşü olmayan bir tıbbı yanıltması benim çok hoşuma gitti

Şöhret Olgaç

EĞER BİR ÇOCUK..

944942_765070816971056_6882247147110284578_n[1]

* Eğer bir çocuk tenkitle yaşamışsa kınamayı öğrenir,
* Eğer bir çocuk kin ve düşmanlıkla yaşamışsa saldırganlığı öğrenir,
* Eğer bir çocuk alayla yaşamışsa, utangaç olmayı öğrenir.
* Eğer bir çocuk utanç ve yüzkarası ile yaşamışsa kendini suçlu hissetmeyi öğrenir ,
* Eğer bir çocuk teşvik ile yaşamışsa kendine güvenmeyi öğrenir,
* Eğer bir çocuk övgü ile yaşamışsa,takdir etmeyi öğrenir ,
* Eğer bir çocuk hakkaniyetle yaşamışsa dürüstlüğü öğrenir,
* Eğer bir çocuk güvence içinde yaşamışsa sadakat ve itimadı öğrenir ,
* Eğer bir çocuk tasdik edilerek yaşamışsa kendisini sevmeyi öğrenir,
* Eğer bir çocuk arkadaşlık ve onama ile yaşamışsa dünyayı sevmeyi öğrenir…

SEVDİKLERİNİZ İÇİN MUTLAKA PAYLAŞIN..!

Mandalina ve Mandalinanın Faydaları…!

3775_534785476688069_7501597765239861050_n[1]

Kış geldi çattı, tam kış aylarının ortasındayız. Tabii hal böyle olunca bizde yazılarımızda genellikle kış meyve ve sebzelerinden bahsediyoruz. Her zaman her sebzeyi ve meyveyi mevsiminde tüketmenizi öneririz. Mandalina da nadide, çok şifalı, vitamin kaynağı bir kış meyvesidir. Hele hele ağacını gördüğünüzde görüntüsüne bayılırsınız. Büyük bir mandalina ağacı uzaktan bile çok hoş bir görüntüye sahiptir. Çekirdekli ve çekirdeksiz çeşitleri mevcuttur.

Mandalinanın Yararları Nelerdir?

Yüksek miktarda çeşitli antioksidanlar içerir. Soğuk algınlığı ve grip, nezle gibi hastalıklara yakalanmamak için özellikle kış aylarında bolca tüketip vücuda C vitamini almakta yarar vardır. Hepatit, kolesistit gibi hastalıklara karşı faydalıdır. Susuzluğu giderir. Astım ve bronşit gibi hastalıklara karşı şifalıdır. Mide ve bağırsak florasını temizler. Vücuttaki pamukçuk ve tırnaklardaki mantarlara karşı iyileştirici etkiye sahiptir. İştah açar ve öksürüğün iyileşmesine yardımcı olur. Bolca fiziksel aktivite yapan sporcular da mandalinayı bol miktarda tüketmelidirler. Vücudun güçlenmesine yardımcı olur. Hipertansiyona karşı kullanılır yani tansiyonun düşürülmesine yardım eder. Sindirim sistemini düzenler, bağırsaklara fayda sağlar. Kabızlığı giderir. Kolesterolü düşürücü etki yapar. Mandalina vücudun savunmasını güçlendirir, hücrelerin erken yaşlanmasını engeller. Kalp sağlığını ve sinir sistemini korur. Diyabet yani şeker hastalığı ve kardiyovasküler hastalıklar için şifa sağlar. Doğal mandalina suyu tüketerek de mandalina faydalarıve şifalarından yararlanabilirsiniz. Vücuda enerji verir, yorgunluğu giderir. Böbreklerin düzenli çalışmasına yardım eder ve idrar söktürücü özelliğe sahiptir. Sakinleştirici özelliği sayesinde uykusuzluk çekenlere fayda sağlar. Özellikle akşam yemekten sonra mandalina tüketirseniz uykunuzun geldiğini fark edeceksiniz. Felç durumunda yararı görülebilir. Ayrıca çağımızın hastalığı olan kansere yakalanma riskini de düşürür.

Mandalina taze tüketildiği gibi suyu yada yağı da tüketildiğinde birçok rahatsızlığa iyi gelir. Özellikle mandalina yağı sivilce ve akne sorunlarını gidermeye yardım eder. Hücrelerin erken yaşlanmasını engellemesiyle birlikte mandalina kozmetik sanayinde de kullanılır. Duş jeli, krem ve saç besleyici jel yapımlarında mandalina özü bolca bulunur. Mandalina yağı tüm cilt tipleri için kullanılır. Kırışıklıklar için de şifa sağlar. Vücuttaki akne tedavisinde de bolca kullanılır. Selülitler de neredeyse tüm bayanların korkulu rüyasıdır. Fakat artık korkmanıza gerek yok. Çünkü mandalina yağı ile selülitlerden kurtulmanız mümkündür. Kan damarlarına da canlılık verir. Kanı temizleyici, yenileyici özelliği vardır. Damar hastalıklarına karşı koruma sağlar. Diş ve kemiklere olan yararı da mandalina faydaları arasındadır. Ayrıca pastaların üzerine de süslemek için birkaç parça koyabilirsiniz.

Mandalinanın çekirdekli çeşitlerindeki çekirdekler çıkarılarak tüketilmesinde fayda vardır. Meyvenin çekirdekleri yenilirse apandisit rahatsızlığına yol açabilir.

Mandalinanın Anavatanı ve Özellikleri

Erkenci mandalinanın ilk olarak Çin’de yetiştirildiği düşünülmektedir. Ülkemizde ise başta Ege ve Akdeniz bölgeleri olmak üzere Karadeniz bölgesinin de bazı kesimlerinde mandalina ağacı yetiştirilmektedir. Bu şifalı bitki gibi portakal,limon, greyfurt gibi narenciye ürünlerinin de hemen hemen aynı bölgelerde yetiştiriciliği yapılmaktadır. Bu şifalı meyvenin ağacı üzerinde meyveler çıkmadan önce beyaz çok hoş kokulu çiçekler açar. Daha sonra meyveler yetişir.

Turuncu kabukların altında parça parça dilimlenmiş meyveler vardır. Dünyanın birçok bölgesinde yetişir. Yüksek miktarda A ve C vitaminleri içerir. Özellikle C vitaminindeki askorbit asiti yüksek oranda bulundurur. Ayrıca karoten, lutein, hesperetin de içerir. 100 gramında 43 kalori vardır.

Çok Eski Bir Doğu Kültürüne Göre Başağrısına İlginç Çözüm…

936547_10203887067337299_6234421906327861287_n[1]

Burnumuzun neden 2 deliği var? Nefes alırken her iki deliği birden kullanırız. Sağ taraf sıcağı (güneşi), sol taraf soğuğs (ayı) temsil eder. Başınız ağrıyorsa sağ burun deliğinizi kapatın 5 dakika süreyle sol burun deliğinizden nefes alın. Kendinizi yorgun hissediyorsanız sol burun deliğinizi kapatın, sağ burun deliğinizden nefes alın. Zihninizi de açar. İnanmıyor olabilirsiniz. Çok eski bir doğu kültürüdür. Deneyin, farkı görün.

KİREÇLENMEYE KARŞI ÇINAR KÜRÜ

10579995_764760320335439_3078109837137839965_n[1]

Çınar yaprağı kürü, vücudun her bölgesinde oluşan kireçlenmelerin azalmasına yardımcı oluyor. Bitkisel ürünlerin birçok hastalığın tedavisinde destek olduğuna dikkat çeken uzmanlar, çınar yaprağının kireçlenmeye iyi geldiğini belirtti. Çınar yaprağı kürünün vücudun her bölgesinde oluşan kireçlenmelerin azalmasında büyük fayda sağladığını belirten uzmanlar, eklem ağrılarının günümüzde oldukça yaygın bir hastalık olduğuna dikkat çekti.

Çınar yaprağı kürü ile Eklem ağrılarına destek

Her insan vücudunda romatizma kireçlenme gibi eklem rahatsızlıklarının mevcut olduğunu dile getiren uzmanlar, kireçlenme ve romatizma hastalığından dolayı bacakları bükülmeyen, yürümekte zorlanan, merdiven çıkamayan ve ağrı çeken insanlar, normal tedavileri dışında bitkisel çözümleri de kullanabileceklerini belirtiyor.

Çınar yaprağı kürü ne işe yarıyor?

Çınar yaprağı kürü, vücudun her bölgesinde oluşan kireçlenmelerin azalmasında büyük fayda sağlıyor. Hareketsiz bir yaşam süren ve oturarak çalışan günün artı kalan kısımlarında da hareketsiz ve sporsuz geçiren kişilerin bu rahatsızlıklara yakalanma olanağının ise çok yüksek olduğu belirtiliyor. Bu rahatsızlıktan mustarip kişilerin sürekli ağrılardan yakındıkları belirtilirken, doğal ve bitkisel olan yöntemlerle romatizma ve kireçlenme gibi hastalıklarla başa çıkılabileceğini ifade ediliyor.

Çınar yaprağı şifa için nasıl kullanılır?

Çınar yaprağı kürünün düzenli bir şekilde kullanıldığı zaman şikayetlerde azalma sağlayacağını belirten uzmanlar, bitkinin kullanımını şu şekilde olması gerektiğini belirtiyor:

“2 adet büyük boy taze ya da kurutulmuş çınar yaprağını soğuk suda yıkayın ve parçalara ayırın. Bir su bardağı klorsuz suyu kaynattıktan sonra yaprakları ilave edin ve kısık ateşte ağzı kapalı olarak 1 dakika kaynatın. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra sıcakken süzün. Ilıyınca akşam yemeklerinden önce ve gece yatarken için. 2 içim arasında en az 3 saat fark olmalıdır. 15 gün kullanıp 3 gün ara verin ve tekrardan bir 15 gün daha kullanarak 30 güne tamamlanabilir. Her defasında taze olarak hazırlanmalıdır. Hastalıkları nedeniyle çok fazla ilaç alanların ise bitkisel bir ürün kullanmadan önce mutlaka hekimlerine danışmaları gerekiyor.”

Çınar yaprağının sağlığa diğer yararları

Çınar yaprağının eklem ağrıları dışında insan sağlığa daha birçok faydası da bulunuyor. Çınar yaprağı kemik ve eklem sağlığını korumanın yanı sıra özellikle kireçlenme sıkıntılarından kaynaklı ağrıları rahatlatıyor. Diş ve diş eti sağlığını koruyan çınar yaprağı aynı zamanda yanık ve yanık yaralarının iyileştirilmesinde de kullanılıyor. Vücuttaki ödem ve şişliklerin giderilmesine de yardımcı olan çınar yaprağı, mide bulantısına da iyi geliyor.

SEVDİKLERİNİZ İÇİN MUTLAKA PAYLAŞIN..!