Meridyenler ve ilgili organları

adsc4b1zkkkkkkk[1]

AKCİĞER MERİDYENİ: Havadaki Ch’i enerjisini alıp, vücuda dağıtmasından sorumludur.
Akciğer meridyenindeki dengesizlik; astım, öksürük, göğüste tıkanıklık gibi solunum yolları rahatsızlıkları olarak tezahür eder.

KALIN BAĞIRSAK MERİDYENİ: Bedene giren besin maddelerinin işlendikten sonra atılmasını arındırılmasını sağlar. Bu meridyendeki tıkanıklık mide ağrısı, kabızlık, ishal, gaz, parmak uçlarında soğukluk olarak tezahür edebilir. Kalın bağırsak meridyenindeki tıkanıklık kişiyi psikolojik olarak rahatsız eder ve sık soluk alıp verme motivasyon kaybı gibi durumlar yaşanabilir.

İNCE BAĞIRSAK MERİDYENİ: Dışarıdan bedene giren besin maddelerini alır ve bunları kullanılabilir duruma getirir. Kalp meridyeninin enerjiyi karnın alt bölgesine tutmasına yardım eder. Öfke, şok, keder gibi duygular da karnın alt kısmında toplanır. Bu durumda sırtın alt bölgesinde ağrı baş gösterir ve kadınların ayakları üşür. Bu meridyen yumurtalıkların çalışmasıyla ve ay halinin düzenli olmasıyla ilişkilidir.

MİDE MERİDYENİ: Mide hazımdan sorumludur. Bu meridyendeki tıkanıklık, yorgunluk zayıflık tiroid problemleri, göğüste kist, fıtık, kabızlık, apandisit, pankreas dalak safra kesesi sorunları yumurtalık sorunlarına yol açabilir. Bacak ağrıları varis boyun ve omuzun sertleşmesi, bacakların ağır gelmesi, diz altının üşümesi, çok esnemek ve çabuk yorulma olarak tezahür edebilir.

DALAK-PANKREAS MERİDYENİ: Dalak kanın oluşumu ve düzgün akışından sorumludur. Kullanılmış kırmızı kan hücrelerini yok edip zararlı bakterileri nötralize eden yapılar oluşturur. Bu organdaki dengesizlik, zayıf adaleler, renksiz ve kuru dudaklar, göğüste kist, kol altı lenflerinde şişmesi, mide ağrısı, rahimde kist, aybaşı sorunları, fıtık, bacak ve diz ağrıları gibi rahatsızlıklara neden olabilir. Dalak meridyeni vücuttaki sıvının dengesinde rol oynadığı için, ödem yani fazla sıvının vücutta birikmesi bu meridyenin tıkanıklığından kaynaklanabilir. Psikolojik olarak kişi çok düşünür ve endişeye kapılabilir ve açlık hissedebilir.

KALP MERİDYENİ: Kalp ve ince bağırsak meridyenleri eş meridyenlerdir. Kalp kanı ve damarları idare eder, kan dolaşımını düzenler. Kalp meridyenindeki dengesizlikler sinirsel gerilim olarak ortaya çıkar. Bu meridyendeki tıkanıklık; kolun iç tarafından ağrı, uyuşma, el küçük parmağında ağrı veya tutukluk, uykusuzluk unutkanlık mantıksız hareketler gibi sorunlara yol açabilir.

MESANE MERİDYENİ: Mesane meridyeni böbrekleri uyarmada ve düzenlemede sorumludur. Mesane meridyenindeki dengesizlikler baş gösterdiğinde büyük sinirsel gerginlik yaşanır ve kişi aşırı tepkiler verebilir. Sırtın altındaki kaslar genellikle sertleşir. Bu meridyendeki tıkanıklık baş ağrısı, omurilikte tutukluk, ense ve bel ağrıları, varis, bacaklarda kramp ve adalelerde kasılma gibi durumlar yaşanabilir.

BÖBREK MERİDYENİ: Böbrekler Ch’i enerjisinin depolandığı yerdir. Bu enerji vücuda hayati faaliyet ve canlılığı sunar. Böbreklerin iyi çalışmaması toksinlerin birikmesine kan dolaşımının iyi yapılmamasına sebep olur. Bu meridyendeki tıkanıklık yüksek tansiyon, akciğerlerde tıkanıklık, mesane sorunları, kasıklarda egzama ve mantar, cinsel sorunlar, kısırlık, varis, şiş ayak bilekleri durumlarına yol açabilir.

KARACİĞER MERİDYENİ: Bu organ Ch’i enerjisini ve kanı her yöne yollar. Bu meridyen sinir sistemini kontrol ettiğinden, enerji meridyenindeki dengesizlik; depresyon kızgınlık gibi psikolojik sorunlara yol açabilir. Hayata gösterilen ilgi ya da ilgisizlik bu meridyenle ilişkilidir. Karaciğer meridyenindeki dengesizlikler sonucunda güç kaybı, aşırı yorgunluk huysuzluk, aşırı duygusallık, baş gösterebilir. Gözler parlaklığını kaybeder. Prostat, testis sorunlarına yol açabilir.

SAFRA KESESİ MERİDYENİ: Bu meridyendeki tıkanıklık şakaklarda ağrı, boyunda ağrı ve tutukluk, omuz ve kasıklarda ağrılar, diz sorunları, kalçadaki artrit ağrısı gibi sorunlar oluşabilir.

HORMON MERİDYENİ: Çinlilere göre bütün organlar bu meridyen tarafından korunduğu gibi, vücut sıcaklığı dengesi bu meridyenin görevlerinden biridir. Bu meridyendeki tıkanıklık, gözün arka kısmında ağrı, kulaklarda sorunlar, omuz ağrısı, kollarda tutukluk ve ağrı gibi rahatsızlıklara yol açabilir.

KAN DOLAŞIMI/ PERİKARD MERİDYENİ: Bu meridyenin görevi, kalbi fazla yorulmaktan korumaktır. Stresin etkileri kalbe gitmeden önce bu zarda kendini belli eder. Bu meridyendeki zayıflık, kol altlarında acı ve şişkinlik, dirseklerde egzama, siğil ve beyaz lekelere neden olabilir.

Bir meridyendeki enerji dengesi bozulduğunda, başka meridyenlerden enerji çekilimi olduğu için, bu diğer meridyenlerin dengesine de etkiler. Kişisel düzeyde fiziksel sağlığımız için, reiki, yoga, meditasyon, dua, zikir çalışmaları yapabiliriz. Kozmik bilim açısından namaz da enerji bedenimiz için gerekli enerji takviyesi yapma amaçlıdır.

Batı Tıbbı, enerji meridyenleri kapsamındaki bilgileri ‘akupunktur’ ve ‘refleksoloji’ tedavilerinde kullanmaktadır.

Kaynaklar:

Ruhsal Gelişim ve Kader, Ender Saraç

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Duyguların enerji bedene etkileri

aura-225x300[1]

Coşku kalp ile bağlantılı bir duygudur. Coşku duygusunun tam tersi duygular kalp ve akciğer fonksiyonlarını etkileyebilir. Kalp sorunlarının olası zihinsel nedenleri arasında, çoğunlukla sevgi alış verişinin engellenilmesi, kalbin endişe keder gibi duygularla yorulması gibi etkenler yer alır. Coşku duygusu negatif iken, zihinsel dağınıklık oluşur.

Dehşet duygusu ve beraberinde panik duygusu kalbi etkiler. Hızlı kalp atışı zihinsel telaş ve soğuk ter belirgin özellikleridir. Psikiyatride panik bozukluk ‘panik atak’ olarak tanımlanır.

Endişe duygusu dalak üzerinde etkisini gösterir. Bu problem üzerine aşırı düşünmek sıkıntı hissetmek dalak enerjisini bloke eder. Depresyon huzursuzluk iştah azalması, yorgun kol ve bacaklar, karın şişliği ve bayanlarda adet dönemi bozuklukları olarak ortaya çıkabilir.

Üzüntü ve Yas akciğerlerin enerjisini bozar ve solunum sıkıntıları ortaya çıkabilir. Örneğin bronşit, astım gibi sorunlar sevilen birinin kaybedilmesiyle ilişkilendirilebilir. Ve bireyin kendisini bastırılmış boğulmuş hissetmesi, bireysel bağımsızlığını hissedememesi durumlarında ortaya çıkabilir. Göğüsten gelen derin öksürükler mutsuzluğun göstergesi olabilir çünkü ciğerlerdeki enerji sıkışmıştır.

Korku böbreklerin temsil ettiği bir duygudur ve sırt ağrıları idrar yolları problemlerine yol açabilir ve yalnızlık duygusunu körükler.

Öfke karaciğerin enerjisini bozar. Baş ağrıları, baş dönmesi, sırt ağrıları şeklinde etkisini gösterebilir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnanılmaz Doğru Bir Test… 100 Kişiye Yaptım Hepsi Doğru Çıktı… Şeklini Seç Mesajını Oku…

55fc3851116d5aac5a8e1cf2[1]

Şekle Baktığınızda Ne Görüyorsunuz…

A-Elma

B- Kelebek

C- Bıçak

Elma Görenler: Sizler ayağı yere sağlam basan, arada dengeyi kaybetseniz bile kolaylıkla dengeye gelebilen insanlarsınız. Çevrenizdekiler size danışırlar, sizi dinlerler. Daime kendinizi geliştirmeye çalışırsınız, yanlış yapsanız da telafi etme yoluna gidersiniz. Sorunlardan kaçmak yerine onları nasıl çözerime odaklanırsınız.  Gerçekten çok güvenilir insanlarsınız .Kendinizi sürekli kontrol altında tutarsınız ama arada bir eğlenin kendinize akışa bırakın. Olur mu???

Kelebek Görenler: Sizi gidi çocuk ruhlular sizi. Bu dünya bazen size zor geliyor. İçinizdeki, iyilik, sevecenlik o kadar yüksek ki, nefreti, kızgınlığı, öfkeyi anlayamıyorsunuz. Hele ki bu duygular size yönlenirse ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz ve hak etmediğinizi düşünüyorsunuz. Gerçekten de hak etmiyorsunuz. Sizler o kadar naifsiniz ki. Hiç bir canlıyı incitemezsiniz, bilerek isteyerek hiç kimseyi üzemezsiniz, siz üzülürsünüz, kırılırsınız da , başkalarını kırmazsanız. Siz gidin çimlerde yuvarlanın, salıncaklarda sallanın. Aynen böyle kalın emi:)))

Bıçak Görenler: Sizler çok iyi insanlarsınız ama geçmişte çok kırılmışsınız. Zamanında size yapılan tüm haksızlıklar içinize işlemiş ve karnınızda bir bıçak yarası var gibi hissediyorsunuz. Zaman zaman bunları unutuyorsunuz ve ışıltınızla çevrenizi büyülüyorsunuz, dışarı çıkıp eğleniyorsunuz, hayatın tadını çıkarıyorsunuz, zaman zaman da eve kapanıp yaralarınızı sarmaya çalışıyorsunuz. Aman boş verin ne olduysa oldu bitti, siz bu dünyaya lazımsınız. Bu andan itibaren geçmişi affedin ve hayata dört elle sarılın emi…

Anette İnselberg

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 4 Comments »

Bağlanma Korkusu -Artık Hangimizde Yok Ki !!!

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

Geçen gün bir dost meclisinde sevdiğim insanlarla beraberdim. Konu döndü dolaştı ve tabi ki ilişkilere geldi. Arkadaşım fena halde dertliydi, şimdiye kadar bir nişan attığını ve evlenmeyi beceremediğini anlatıyordu. Ben de dayanamadım sordum kalbinle-mantığınla olabilecek ilişkilere mi giriyorsun yoksa olamayacak ilişkilere mi giriyorsun? (Yani artık belli bir yaş ortalamasını tutturunca ortalama üç ayda o ilişkinin nereye gidebileceğini insan hissediyor).

Arkadaşım ‘’Nevin’’ diyelim bana döndü uzun uzun baktı aaa nerden anladın ki Anette? Ben de uzun zamandır bunu sorguluyordum dedi. Nerde o kadar bana uymaz adam onların peşindeyim, ilişkiyi sürdürmek için de uğraşıp duruyorum. Sonra da yıpranmış bir şekilde kendimi nadasa ayırıyorum. İyileşince de yine olur ilişkinin peşinden değil olmazın peşinden gidiyorum.

Eh geçmiş olsun mu diyeyim, kocaman bir kulübe hoş geldin mi diyeyim bilemedim. Sen de bağlanma korkusu var. Ay inanmıyorum dedi bunun adı da mı var. Ayol dedim üstüne kitaplar bile yazıldı. O kadar tipik ve şematik davranıyorsun ki artık 1000 km öteden bunun kokusunu alabiliyorum. Sen şimdi diyeceksin ki bunun sebebi ne: Kötü bir evliliğin içinde büyümek, aldatılmak, yaşadığın tatsız ilişkiler, gözü dışarda ya da yalancı partnerlerle kurulan birliktelikler falan filan. Ama kafayı buna değil çözüme odaklamalısın. Yani diyor?

Yani DEĞİŞMELİSİN…

Peki nasıl???

Öncelikle diyorum hani olmayacak ilişkiler var ya onların peşinden gitmeyi bırakmalısın. Nispeten bu işin kolay tarafı. Peki zor tarafı ne? diye soruyor Nevin’im. ‘’Olabilecek ilişkileri yürütme cesaretini göstermelisin’’ diyorum. Korkmadan, kaçmadan, boğulur gibi olma hissine aldırmadan.

‘’Cık cık’’ dedi bu zor. ‘’Eh’’ dedim ‘’hayat senin seçim senin’’. Ama ne yaptığının farkında ol ve evlenemiyorum diye şikayet etmeyi kes artık. Çünkü sen evlenemiyor falan değilsin sen düpedüz EVLENMEK İSTEMİYORSUN. Başkalarının ve kendinin gözünde temize çıkmak için de bakın uğraşıyorum ama olmuyor diyorsun.

Kalkıp masadaki çayları tazeliyorum, elciklerimle yaptığım vişneli çikolatalı pastadan bir dilim kesip Nevin’e ikram ediyorum. Hadi diyorum çikolata her derde deva ye rahatla. Ama diyorum sana bu konuyla ilgili diyebileceğim birkaç cümlem var. ‘’Nedir’’ diyor bir tanem.

Psikonet yayınlarından çıkmış bir kitap var adı ‘’Hayatını Yeniden Keşfet’’. İçinde birçok test var. Testler senin hayatta hangi döngüleri tekrar ettiğini anlamana yardımcı olacak. Sen de “Bağlanma Korkusu” çıkacağını şimdiden biliyoruz. Bunu aşman için sana olumlamalar ve ödevler veriyor. Hangi erkek tipini görünce kaçmalısın sana bu konuda hatırlatmalar yapıyor ve en önemlisi olabilir bir erkekle tanıştığında ve o kaçma duygun geldiğinde kendini yatıştırman için neler yapabileceğinle ilgili  ödevler veriyor. Bence dene ve ödevlerini yap diyorum.

Arkasından konu kapanıyor ve hafta sonu ne yapacağımızı planlamaya başlıyoruz. Değişik önerilerin arasında kaybolup giderken hepimize korkularımızı yenebildiğimiz bir hayat diliyorum.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Göz Renginiz Hangi Hastalıklara Yatkın Olduğunuzu Söylüyor… Bu Yazıya Mutlaka Göz Atın…

Eye-color[1]

İridoloji gözlerimizin irisleri üzerine çalışan bilim dalıdır ve göz rengimizden hangi sağlık sorunlarına ve hastalıklara  yatkınlığımız olduğunu saptamak için kullanılabilir.

İridolojistler gözün verdiği tüm sinyaller üzerinde detaylı testler yapan doktorlardır ama göz renginiz çeşitli durumlar hakkındaki şüphelerinizi onaylayabilir veya sizi şaşırtacak şeylerin farkına varmanızı sağalayabilir.

İridolojiye göre, irisinizin rengi doğuştan gelen sağlık durumu yatkınlıklarınızı gösterir ve gelecekte ne şekilde kendinize bakmanız ve neler yemeniz gerektiği konusunda öngörüde bulunabilir. Yani, irisiniz kesin olarak durumu belirtmekten çok, daha sağlıklı olmak için neler yapabileceğiniz konusunda sizi yönlendirir. Bu yüzden eğer bir sağlık sorununuz varsa veya bu emin değilseniz bir iridolojiste danışabilirsiniz.

Bu yazımızda size üç grup altında göz renklerinin genetik karakteristiklerinden bahsedeceğiz.

Mavi ve gri gözler

Mavi veya gri gözü olan kişilerin boğazları, burun ve kulakları zayıf noktalarıdır. Katarakt veya solunum yolu problemleri, sindirim mukoz tabakasının iritasyonu, böbrek ve eklem sorunlarıyla karşılaşabilirler.

Eğer iriste beyaz çizgiler varsa, bu sinir sistemindeki değişikliklerin işareti olabilir ve ilerde sinir veya anksiyete bozuklukları, kas spazmları ve bu ruh hallerinin fiziksel sorunlarla olan karışımları ortaya çıkabilir. Bu durumda kendinize, sık egzersiz yaparak, Bach çiçekleri ve diğer sakinleştirici ve rahatlatıcı şifalı bitkilerle yardımcı olmalısınız.

blue-eye-Jenn-Durfey

Koyu ve kahverengi gözler

Bu gruba açık kahverengiden koyu kahverengiye, hatta siyaha kadar olan göz renkleri dahildir.

Genel olarak, bu kişilerde kan veya metabolizmadaki kalsiyum, demir ve sülfür gibi  minerallere dayalı dengesizlikler görülmektedir. Bu yüzden dolaşım sistemlerine özellikle de karaciğer, kemik iliği ve omurgalarına dikkar etmelidirler.

Zaman içerisinde bu kişilerde obezite, tiroid sorunları, endokrin değişiklikler ortaya çıkabilir. Hem bu durumların önlenebilmesi, hem de tedavi edilebilmesi için karaciğer sağlığı çok önemlidir.

Bu gruptaki kişilerde genelde sağlık sorunları 25-30 yaşından sonra ortaya çıkar ve kan testleri sayesinde yüksek kolesterol, anemi gibi sorunların erken teşhis edilmesi sağlanabilir.

Gözleriniz bu renkse, sağlığınıza dikkat etmeye erken yaşta başlamalısınız çünkü bu gruptaki kişilerde gençken sağlık sorunu görünmese de dengesiz beslenmeye yatkınlardır.

Ayrıca dolaşım sisteminizin dengeli olması için düzenli olarak egzersiz yapmanızı öneriyoruz. Ve belirli destek ürünlerini kullanmak sizin için faydalı olacaktır.

Ela tonu gibi açık renk kahverengi gözlüler ise sindirim ve solunum yolu sorunlarına daha yatkındır. Bu yüzden sağlıklı beslenmeleri ve düzenli aralıklarla bedenlerini toksinlerden arındırmaları çok önemlidir.

brown-eye-starbooze

Yeşil ve karışık renkli gözler

Bu gruba yukarıda bahsettiğimiz renklerin arasında kalan tüm tonlar ve yeşil ve kahverenginin karışımı olan göz renkleri dahildir. Ayrıca tamamen yeşil gözler de bu gruptadır. Neye yatkınlığınız olduğunu öğrenmek için göz renginizin açık mı koyu mu bir ton olduğuna bakmalısınız. Bu sayede yukarıda saydığımız gruplardan hangisine daha yakın olduğunuzu belirleyebilirsiniz.

eye-neuroticcamel1

Kanıt

Bu teşhis koyma yönteminin ne kadar güvenilir olduğunu test etmek için kendinizi sizinle aynı göz rengine sahip aile bireyleri ile karşılaştırabilirsiniz. Yazımızın başında da demiş olduğumuz üzere, çeşitli hastalıkların ortaya çıkıp çıkmaması, kendinize nasıl baktığınıza bağlıdır.

Zaman içerisinde göz renginizin değiştiğini fark edebilirsiniz, genelde yeşil gözlerin rengi koyulaşır. Bunun nedeni zaman içerisinde bedenin “daha kirli” hale gelmesidir.

Her durumda, bu yöntem işinize yarayabilir ve eğer konu hakkında daha detaylı bilgi edinmek isterseniz, irisinizi inceleyerek size daha net açıklamalar yapabilecek bir uzmana danışabilirsiniz.

Resimler neuroticcamel, Jenn Durfey ve starbooze’un izniyle kullanılmıştır.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tırnak Mantarı İçin Doğal Tedaviler

tirnakmantari[1]

Mantar çoğunlukla ayak tırnaklarınızda olur ancak el tırnaklarınızda da çıkabilir. Tedavi edilmesi, göze hoş görünmemesinin yanısıra, sağlık açısından da önemlidir. Sarımsı, yeşil veya kahverengi tırnaklarınız varsa, mantar için hazırlanan ev yapımı ilaçlara mutlaka bir göz atın.

Tırnak Mantarının Özellikleri

Tıbbi adı onkomikoz olup genelde tırnak mantarı olarak isimlendirilir. Özellikle erkeklerde ve büyük tırnaklarda daha sıktır. Ellerinizde de çıkabilir. Bu durumdan kadınlar daha sık etkilenir.

Bir tırnak mantarla enfekte olur olmaz diğer tırnaklara da kolayca yayılır ama hep hastalık aynı uzuvda olur. Bu demektir ki aynı elin veya ayağın tırnaklarında olabilir veya hatta bir ayaktan diğerine veya bir elden diğerine sıçrayabilir. Ayaktaki mantarın ellerinize yayılması olasılığı pek nadirdir.

Mantar genelde çevreyle ilgili faktörlere bağlı olarak oluşur; örneğin nemlilik, yüksek sıcaklıklar, uzun saatler boyu kapalı ayakkabı giymek, havuzda çok vakit geçirmek gibi. Bulaşık yıkama, ev temizleme gibi işler yaparak sürekli suyla temas halinde olan kişileri ve 60 yaş üstü diyabeti olan, kan dolaşımı bozukluğu olan veya bağışıklığı zayıf kişileri de etkileyebilir.

Mantar tırnağa yerleştiğinde tırnak kalınlaşmaya ve sarı görünmeye başlar. Bazen gri, yeşil, kahverengi renk alabilir veya siyah tonlarına da bürünebilir. Enfeksiyonun nasıl ilerlediğine bağlı olarak tırnağı giderek kaplar, soyulmasına hatta düşmesine neden olabilir. Altındaki deri kırmızı, şiş ve kaşıntılıdır.

Az görülen el tırnağı mantarında ise tırnaklar sarı veya kahverengidir, çatlaklar oluşur, tırnak kırılgan ve zayıf hale gelir. Uzayacak kadar güçlü olmadığından aynı ayak mantarında olabileceği gibi tırnak kendiliğinden düşebilir.

Tırnak Mantarının Yayılmasını Önlemek için Tavsiyeler

Ayak mantarı için önerilerimiz şunlar:

  • Çok dar veya sentetik materyalden yapılmış ayakkabılar giymeyin. Mantar nemli, karanlık ve havalanmayan ortamları sever çünkü üremesi böyle yerlerde gerçekleşir. Kış mevsiminde ayağınızda ıslak veya nemli çoraplarla kalmamaya özen gösterin. Cildinizin nefes almasına izin vermeyen, örneğin plastik gibi materyallerden uzak durun. Deri ayakkabıları öneririz, mümkünse de özellikle tırnak kısmında boş alan olan ayakkabılar ayağınızın nefes almasını sağlayacaktır.
  • Spor salonu duş alanı, soyunma odaları, havuz gibi ortak kullanımlı alanlarda çıplak ayakla dolaşmaktan kaçının. Eğer dolaşırsanız da ayakkabılarınızı giymeden önce ayağınızı yıkayıp iyice kurutun.
  • Güzellik merkezlerinde veya aile arasında başkalarının tırnak makaslarını kullanmayın. Her zaman kendinizinkini yanınızda götürün ve kimseyle paylaşmayın. Eğer ayak tırnaklarınızın birisinde mantar varsa diğer tırnaklarınızı kesmek için aynı aleti kullanmayın. Bu şekilde diğer tırnaklarınıza sıçramaz. Tırnaklarınızı düzenli olarak ve düz şekilde kesin.

.mantar4

  • Ayaklarınızdaki teri emecek 100% pamuk çoraplar kullanın. Örneğin yağmurdan ıslanırlarsa, en kısa sürede çoraplarınızı değiştirin ve ayaklarınıza pudra sürün.

El mantarınız varsa:

  • Bulaşık, çamaşır yıkamak, yer temizlemek için eldiven kullanın. Basitçesi, suyla temas gerektiren her işte eldiven kullanın.
  • Başkalarının tırnak makaslarını kullanmayın. Her zaman kendinizinkini yanınızda götürün ve enfekte tırnağınız için kullandığınız tırnak makasıyla diğer tırnaklarınızı kesmeyin.
  • Havlularınızı ve vücut lifinizi başkalarıyla paylaşmayın ki onlara da bulaşmasın. Ayrıca, tırnaklarınızı yemeyin.

mantar3

Ayak Tırnağı İçin Ev Yapımı İlaçlar

  • Bir çay kaşığı zeytinyağını çayağacı yağı ile karıştırın ve 20 gün boyunca gün aşırı ayak tırnağınıza doğrudan uygulayın.
  • Tırnağınızı limon suyuna batırın veya limonu doğrudan tırnağın üzerine koyun.
  • Bir kap suya bir fincan elma sirkesi koyun. Ayağınızı 20 dakika boyu suda bekletin ve sonra iyice kurulayın. Orta sıcaklıkta kurutma makinesiyle de kurutabilirsiniz, böylece tırnağınızın altında kalabilecek tüm nemi emecektir.
  • Bir çay kaşığı zeytinyağını 3 damla kekik yağı ile karıştırın ve 3 hafta boyunca düzenli olarak hasta tırnağın üzerine uygulayın.
  • Saydam bir tırnak parlatıcı ojeye incecik kıyılmış bir diş sarımsak, 3 damla beyaz tendürdiyot ve 7 damla limon suyu ekleyin. Bir hafta boyunca bekletin ve 2 hafta boyunca hasta olan tırnağın üzerine bir kat sürün. Çıkarmak için aseton ve pamuk kullanın.
  • Yarım bardak kastor yağını 7 damla limon suyu ile karışrın ve ayağınızı karışımın içinde bulunduğu kaba koyun. 6 hafta boyunca aralıksız uygulayın. Ayağınızı iyice yıkayın ve kurulayın.

mantar5

  • Bir fincan suda 5 diş sarımsak kaynatın. Karışımı bir kaba boşaltın ve ılık hale gelince ayak tırnaklarınız suyun içinde kalacak şekilde ayağınızı kaba koyun. En az 15 dakika boyunca bu şekilde bekleyin ve sonra ayağınızı iyice kurulayın. Bu işlemi 4 hafta boyunca uygulayın.
  • Macun kıvamına gelene dek karbonatı suyla karıştırın. Pamuk aracılığıyla tırnağınızın üzerine ve yapabilirseniz tırnak içine gelecek şekilde koyun, bu şekilde derinizle temas edecektir. Birkaç dakika bekleyin ve sonra durulayın ve iyice kurulayın.
  • İki fincan suyu 3 çorba kaşığı kekikotu ile 5 dakika boyunca kaynatın. Ateşi söndürün, üzerini kapatın ve demlenmeye bırakın. İçine batırdığınız pamuğu mantarlı tırnağınızın üzerine yerleştirin.

Resimler; Quinn Dombrowski, Randen Peterson, Rhonda, adiran 8_8, ve Toshiyuki IMAInin izinleriyle kullanılmıştır.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

O zaman niye başını kaldırıp, göğe bakmıyorsun?”

39819_103161159740245_3905572_n[1]

Bir gece Şems, Mevlana’yı ararken onu bir havuzun kenarında, derin düşünceler içinde otururken bulmuş. “Ne yapıyorsun?” diye sormuş. Mevlana: “Suyun üzerine yansıyan yıldızları seyrediyorum,” cevabını vermiş. Şems bir an durmuş, sonra da gülerek söyle demiş: “O zaman niye başını kaldırıp, göğe bakmıyorsun?”

Gerçekle yüz yüze geldiğimiz zaman, onu kabul edebilecek kadar cesur, taşıyabilecek kadar güçlü müyüz? Aslında bilgi, beraberinde çok büyük bir sorumluluk getiriyor. Yaşamlarına bilerek bilmeyerek dokunduğumuz her insan bizden bir parça taşıyor. Bu da bencilce değil, bilgece yaşamayı gerektiriyor.

Bilgeler, kaderi boynu bükük bir tevekülle karşılamadıkları gibi, o çocuksu heyecanlarını detaylara takılarak yitirmezler. Onlar, maskelerin gerisindeki gerçek kimlikleri sezinlerken, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını; ilâhi elin hatasız çizdiği resimdeki paradoksların ne anlama geldiğini bilir, ona göre hareket ederler. Zerafetle, sevinçle ve zevkle…

İşte, Tebriz’in eşsiz Güneşi Sems’in, ‘Ayaksız yürü, kanatsız uç’ vecizesinde gizlenen mana bu. Zira gerçegi zihinle değil, aşk’ın her dokunuşuyla, bir çiçek gibi açılan kalbin aklıyla çözmek mümkün.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İYİ Kİ ben benim..! Ne mutlu ki; MÜKEMMEL değilim.

eglence[1]

KUSURLARIMI SEVİYORUM…!
Hoplaya zıplaya YÜRÜMEYİ..
Olur olmaz yerde KAHKAHALAR atmayı..
Canım sıkıldığında avaz avaz BAĞIRMAYI..
Kıskançlık KRİZLERİMİ..
Yerine ve zamanına göre GİYİNMEMEYİ..
Ara sira laf SOKMAYI
Bazen; herşeyi yüzüme gözüme BULAŞTIRMAYI..
KIZINCA küsmeyi..
TAKINTILARIMI…
SİNİRİMİ sonuna kadar çıkarmayı..
HEYECANLARIMI seviyorum..
NORMAL olmamayı,
DOSTLARIMI seviyorum..
Sadece canımın istediği şeyleri yapmayı..
Tembelliğimi..
Saatlerce PAYLAŞIM yapmayı..
HAYATI seviyorum….!
İYİ Kİ varım..!
İYİ Kİ ben benim..!
Ne mutlu ki;
MÜKEMMEL değilim.

KENDİNİZLE KARŞILAŞMAK

12033116_10156104409150331_4305254820169162806_n[1]

Birisiyle karşılaştığınızda kendinizle karşılaşırsınız aslında.
Benliğiniz, size kendisini takdim eder. Karşınızda duran kişi sizin bir suretinizdir. O kişiyi karşınıza çıkaran bir peri vardır içinizde. Pek çok formlarda belirirsiniz kendi önünüzde; lakin bunların hepsi sizin kendi yansımalarınızdır. Bu yansımalar hakkında ne hissederseniz hissedin sizin bir yanınızı ortaya koyar onlar. Bu size uzak göründüğü denli ürkünç de gelir.

Korkunç canavarları kendi kendinize davet ettiğinize inanamazsınız.Güzelliği ve güzel ruhları da kendinizin davet ettiğine inanamazsınız. Herhalükarda sizin bir yönünüz, sizin bazı düşünceleriniz, önünüzde ortaya çıkmaktadır. Karşılaşan kişi de, bu şekilde ortaya çıkan kişi de bunu bilmeyebilir. Ancak, burada görünmez bir işbirliği vardır.

Birgün karşınıza perişan bir dilenci çıkabilir ya da varlıklı bir işadamı,ağlayan bir çocuk, acelesi olan bir insan, bir adam ya da bir kadın, yaşlı veya genç; bunların hepsi sizsiniz. Mümkün olan her nevi kombinasyon sizsiniz. Zaten sizin kendiniz oldukları için bu kişiliklerin hepsini gayet iyi tanırsınız. Sizden bir parçadır onlar, sizin bir yanınızdır. Onların hepsi sizsiniz.

Tüm bunlara yoldaki sarhoş bir adamı da ilave edebiliriz, ona karşı ya bir empati beşler ya da onu suçlarsınız; zira içinizdeki bir şeylerin tezahürüdür o adam. Polisleri ve hırsızları görürsünüz çünkü siz hem yakalayan, hem de yakalanansınız. Hem iyi çocuk, hem de kötü çocuksunuz. Bilinen her nevi kılığa girmiştiniz. Buna rağmen kendinizi kandıramazsınız. Önünüzde duran yabancılar değildir bunlar. Onları teşhis etmek istemeyebilirsiniz. Lakin herhalükarda onların herbiri sizsiniz.

Bir konsere gittiğinizde hayatınızda yarattığınız harikulade bir müziğe tanıklık edersiniz. Bir futbol maçına gittiğinizde oyuncuların hepsi sizsinizdir aslında; ev sahibi takım ya da konuk takım, kaybeden ya da kazanan, faul yapan ya da faul yapılan. Karakterleri belirler ve rol dağılımını yaparsınız. Hem yönetmen hem de yapımcısınızdır. Hain kişi ve de meleksinizdir.
Tüm rolleri oynarsınız. Hainlerin ve meleklerin ne olduğunu bilirsiniz. Onların adımlarıyla yürümektesiniz.

Karşınızda tezahür eden herkes sizin konuğunuzdur. Onları davet etmiş öldüğünüzü hatırlamayabilirsiniz, fakat onların varlığını inkar da edemezsiniz.

Belki de davetiyetinizi çok uzun zaman önce yazmıştınız ve onlara bugün ulaşmıştı o.

Belki de istemediğiniz bir şey için uzun uzun düşünmüş ve onu kendinize çağırmıştınız.

Bu, bir haketme meselesi değildir. Suçlama ya da pişman olma meselesi değildir bu; lakin bir mesuliyet halidir. Hayal mahsulü ortaya çıkan bir hata da yapılmış olsa, örneğin bir kişiliğin yanlış tasavvur edilmesi gibi, farketmez. Artık sorumluluk sizdedir. Peronda duran sizsiniz. Hangi trene bineceğiniz size bağlıdır. Binebilir ve tekrar inebilirsiniz. İteklenip sıkıştırılabilirsiniz. Orada olan sizsiniz. Oraya nasıl gitmiş olduğunuz, çözümleyeceğiniz bir mesele değildir. Oraya gitmişsinizdir.

Kainatın reaktörü ve dinamoşusunuz.
Onun ekseni ve merkezisiniz.
Sürecin kendişisiniz ve süreci işleyensiniz ve de neticesiniz.
Nesne ve öznesiniz. Geçişli ve geçişsiz fiilerin kendişisiniz. Özel isimlersiniz, cins isimlerisiniz.

Bunun iyi tarafı, istediğiniz herşey olabileceğiniz ve istediğiniz herkesle bir arada olabileceğinizdir. Mevcut dünya sizin yaratımınızdır.

Tüm Sevgimle

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Biraz Da Gülelim: Kadın: Merhaba şekerim, kulüpte misin?

temel_fikra[1]

Adam: Alo
Kadın: Merhaba şekerim, kulüpte misin?
Adam: Evet.
Kadın: Ay ben burda süper bir deri ceket gördüm. 1000 dolarcık. Alabilir miyim?
Adam: Oluur, madem çok sevdin, al tabii.
Kadın: Aslında buradan önce de galeriye uğradım. 2008 modelleri
gelmiş, tam istediğim renkte birini buldum.
Adam: Ne kadar?
Kadın: 60 000 dolarcık.
Adam: O parayı vereceksem bütün aksesuarlarını isterim ama…
Kadın: Yaşasınnn! Bir şey daha var, geçen sene beğendiğimiz ev yine
satılık ve 450 000 dolar istiyorlar.
Adam: Tamam, ama 420 000 dolardan fazla verme sakın.
Kadın: Oldu şekerim. Sonra görüşürüz. Seni seviyorum.
Adam: Ben de seni… Görüşürüz.
Adam telefonu kapatıp afallamış şekilde onu seyreden topluluğa döner  ve sorar:
“Bu telefon kimin lan, bilen var mı?

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

1 Gün Gecikmeli Ekinoks Yazısı

12034166_10153615141809909_3538696988253910507_o[1]

Ekinoks (gün-tün eşitliği, gece-gündüz eşitliği veya ılım olarak da bilinir), Güneş ışınlarının Ekvator’a dik vurması sonucunda aydınlanma çemberinin kutuplardan geçtiği an. Gündüz ile gecenin eşit olması durumudur. Yılda iki kez tekrarlanır – İlkbahar Ekinoksu ve Sonbahar Ekinoksu.

23 Eylül durumu: Kuzey ve Güney Yarım Küre, Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°’lik açı ile düşer. Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır. Güneş ışınları bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar. Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’de gündüzler, gecelerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre’de ise tam tersi olur. Bu tarih Güney Yarım Küre’de İlkbahar, Kuzey Yarım Küre’de Sonbahar başlangıcıdır. Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür. Dünya’da gece ve gündüz birbirine eşit olur. Bu tarih Kuzey Kutup Noktası’nda altı aylık gecenin, Güney Kutup Noktası’nda ise altı aylık gündüzün başlangıcıdır.

20 Mart durumu: Kuzey ve Güney Yarım Küre, Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°’lik açı ile düşer. Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır. Güneş ışınları bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar. Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre’de ise tam tersi olur. Bu tarih Güney Yarım Küre’de Sonbahar, Kuzey Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır. Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür. Dünya’da gece ve gündüz süreleri birbirine eşit olur. Bu tarih Güney Kutup Noktası’nda altı aylık gecenin, Kuzey Kutup Noktası’nda ise altı aylık gündüzün başlangıcıdır.

Kuzey Yarıküre’de yaklaşık olarak 20 Mart İlkbahar Ekinoksu – 23 Eylül Sonbahar Ekinoksu’dur.

Güney Yarıküre’de yaklaşık olarak 20 Mart Sonbahar Ekinoksu – 23 Eylül İlkbahar Ekinoksu’dur.

Dünya’mız için önemli dönüm noktalarından biri olan 23 Eylül sonbahar ekinoksu, aslında pek çok heyecanlı gelişmeye gebe.

Sonbaharın resmen geldiğinin göstergesi olan ekinoks, ayağının tozuyla yağmurları getirdi. Yazın resmen bittiğini ve bugünden itibaren sonbaharın egemen olacağını gösteren ekinoks, Dünya ’mız için önemli gün dönümlerinden birisi aslında. 23 Eylül ’de gerçekleşen sonbahar ekinoksu süresince tüm Dünya’da gece ve gündüz, neredeyse eşit oluyor. Güney yarımkürede ilkbaharın, kuzey yarımkürede ise sonbaharın başladığı bugün , coğrafya kitaplarında anlatılanlardan daha harika olayların da başlangıcına işaret ediyor.

Bu sabah itibariyle gelen ekinoks hakkında bilinmesi gerekenler…

1. Gün ve gece tam olarak eşit değildir

Normalde ekinoks günlerinde gece ve gündüzün eşit olduğu, Dünya’nın her yerinde 12 saat gündüz ve 12 saat gece yaşandığı düşünülür. Ama aslında tam olarak böyle değil. Washington Post’un bir haberine göre, ekinokslarda Dünya’nın birçok noktasında gündüz 12 saatten birkaç dakika daha fazla sürebiliyor. Örneğin 23 Mart’ta Washington DC’de yapılan bir ölçümde, güneşin 12 saat 7 dakika boyunca gökyüzünde kaldığı, ancak 26 Eylül’de gece ve gündüzün 12 saat sürdüğü tespit edilmiş. Bu yüzden Kuzey Yarımkürede bulunan pek çok ülkede, ekinoks günlerinde tam 12 saat gece ve tam 12 saat gündüz yaşanmaz. Bu ölçüm daha çok 25 Eylül ve 28 Eylül tarihleri arasında elde edilebiliyor.

2. Sonbahar ekinoksunda hava ilkbahara göre daha sıcak olur

Yeryüzündeki bir noktaya gidip ölçüm yaptığınızda, 21 Mart’ta ve 23 Eylül’de eşit miktarda güneş ışığına maruz kaldığını görürsünüz. Buna rağmen, sonbahar ekinoksunda hava çok daha sıcak olur. Okyanuslar Dünya’mızın yüzde 71’ini kaplar ve suyun ısınıp soğuması, havanın ısınıp soğumasından daha uzun sürer. Bu yüzden Kuzey Yarımküre’de bulunan toprak parçaları, sonbaharda daha yavaş soğur. Bu yüzden de günler kısalmış olmasına rağmen Ekim ayında Pastırma Yazı denilen, neredeyse bir yaz günü kadar sıcak havalar yaşanır.

3. Güneş hızla batar ve alacakaranlık süresi en aza iner

23 Eylül’de günün ağarma süresi ile güneşin batmaya başlamasıyla oluşan alacakaranlık süreleri en aza iner. Timeanddate.com sitesinde yayınlanan bu grafikte, Amerika’nın en büyük 4 şehrindeki alacakaranlık süreleri ölçülmüş. Buna göre Eylül ayında 4 şehirde yapılan ölçüme bakınca, alacakaranlık sürelerinin o yılın en kısa süresine ulaştığı görülebiliyor. 23 Eylül alacakaranlığında havanın hem daha erken, hem de büyük bir hızla kararmaya başladığını fark etmek mümkün.

4. Dünyanın ekseni en dik haline kavuşur

Dünya’mızın kutup noktalarından geçtiği varsayılan çizgi, Güneş’in etrafındaki yörünge çizgisiyle yaklaşık 23 derece 27 dakikalık bir açı yaparak döner. Ekinokslarda ise, bu açı 90 dereceye ulaşır. Bu yüzden 21 Mart ve 23 Eylül’de Güneş ışınları dünyaya en dik şekilde ulaşır ve yeryüzü diğer günlerden biraz daha fazla ısınır.

5. Göçmen kuşlar, bu tarihten itibaren göç etmeye başlar

Güneşin gökyüzünde çizdiği yay, bugünden itibaren yavaş yavaş güneye doğru kaymaya başlar. Havaların soğuduğunu ve güneşin de yön değiştirdiğini fark eden göçmen kuşlar, bu yüzden 23 Eylül itibariyle güney yönündeki göçlerine başlarlar.

6. Fomalhaut yıldızı gökyüzünde belirginleşir

Fomalhaut Güneş’ten yaklaşık 25 ışık yılı uzaklıktaki, oldukça parlak bir yıldızdır. Güneybalığı takımyıldızının en parlak yıldızı olan Fomalhaut, ekinoks itibariyle gökyüzündeki yerini tekrar alır. Vikipedi’de yer alan bilgilere göre bu yıldız Arapçadaki “fum al-ḥawt” sözünden türemiştir. Bu da “balinanın ağzı” demektir. Sonbahar boyunca ve kış aylarının ilk günlerinde gökyüzünün güneyine bakarsanız, bu yıldızı görebilirsiniz

kaynak: şamil erkan

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“Doğayla bağınızı kaybederseniz, insanlıkla da bağınızı kaybedersiniz.

12028846_10153611084729909_7387532063136915078_o[1]

Doğayla hiçbir ilişkiniz yoksa, zamanla katile dönüşürsünüz; yavru fokları, balinaları, yunusları, insanları çıkar için, “spor” olsun diye, yiyecek için ya da bilgi için öldürürsünüz. O zaman doğa sizden korkar, güzelliklerini geri çeker. Ağaçlar arasında uzun yürüyüşlere çıkabilir, hoş mekanlarda kamp yapabilirsiniz, ama yine de bir katilsinizdir, dolayısıyla o güzelliklerle dostluğunuzu kaybedersiniz.

Büyük bir olasılıkla hiçbir şeyle, karınızla ya da kocanızla ilişkide değilsiniz; hep kendi özel düşüncelerinizle, zevklerinizle, acılarınızla uğraşırsınız. Kendi karanlık, soyut dünyanızda yaşarsınız, buradan kaçış yolunuz daha da koyu karanlıktır. İlgi alanınız umursamaz, kolaycı ya da şiddet dolu kısa bir yaşam sürmektir. Sizin sorumsuzluğunuz nedeniyle binlerce insan açlıktan ölür ya da kıyıma uğrar.

Dünyanın düzenini yalancı, ahlaktan yoksun siyasetçilere, entelektüellere, uzmanlara bırakırsınız. Kendi içinizde bütünlüğünüz olmadığı için ahlaktan ve dürüstlükten yoksun, yalnızca bencillik üzerine temellenen bir toplum kurarsınız. Sonra da yalnızca sizin sorumlu olduğunuz bütün bu şeylerden deniz kıyısına ya da ormana kaçar ya da “spor” yapmak için silah taşırsınız.

Bütün bunları biliyor olabilirsiniz, ama bilgi dönüşüm yaşamamızı sağlamaz. Ancak bütünlük duygusuna sahip olduğunuzda evrenle ilişkide olabilirsiniz.”

J.Krishnamurti

“Kurban Et.. AMA NEYİ!?

dere[1]
Nefsini kurban et ‘‪#‎BİR‬’lik yolunda!….
Kendine ait olarak sandığın, kabul ettiğin bedeninin aşırı istek ve arzularından ‪#‎arın‬, bedenini kurban et.. bedenin ve nefsinin aşırı istek ve hırslarını frenle!.
Doğal yaşamın için gerekli olanları alıp, verip; onun ötesindeki şeylerden bedeni ve ‪#‎nefsini‬ frenlemektir asıl amaç… bedenin doğasını, tabiatını kontrol altına almak!.
Daha da önemlisi; ‘O’ndan ayrı olarak var kabul ettiğin ’Ben’ liğinin, gerçekte hiç bir zaman var olmadığını idrak etmek suretiyle ‘Benlik’ kavramını kurban et!.
Senin ‪#‎varlığın‬, ‘O’ nun varlığından meydana gelmiştir, o halde ‘Sen’ diye bir şey yoktur!.. yapman gereken şey, bunu anlayıp idrak etmek suretiyle ‘Ben’ kavramından kurtulmaktır…
Sen Tanrı’nın en mükemmel tasvirin. Bunu ‪#‎hisset‬!
Donanım ve yeteneklerinin farkında ol.
Sen sınırları olmayansın.. Hatırlama budur.
Hatırlama, ‪#‎O‬’nun Aşk’ını kalbinde hissedebilmiş olanların iç temizliği ile açılan Kapı’dır.
‪#‎Kalbini‬, ‪#‎ruhunu‬ O’na bağlayanlara boyutsal geçiş kapısı açılmıştır.
Farkındalık ve Işıkla dolu, her günü bayram olan Sonsuz Yaşamlara…
Işıltınıza sahip çıkın!…”
Haktan Akdogan

7 Adımda Evde Organik Sirke Yapımı

ev-yapımı-sirke3-630x210[1]

Geleneksel bir şifamız olan sirke ne yazık ki bilip te unuttuğumuz tatlardan.İyi haber şu ki , son yıllarda sağlıklı yaşam bilincinin artış göstermesiyle yeniden merak edilmekte , denenmekte. Dikkatli bakılırsa sirke yapım atölyelerinin düzenlendiğini de görülebilir. Ben de ilk bilgilerimi ve cesaretimi İstanbul Permakültür Kolektifinin düzenlemiş olduğu böylesi bir atölyede kazandım. Ama herşeyden de önemlisi öğrendiklerimizi hayatımıza uygulamaktan geçiyor.

Peki “neden marketten almıyoruz da evde sirke yapıyoruz” diyebilirsiniz. Endüstriyel üretim evet hijyeniktir! ( Bu hijyene ne kadar ihtiyacımız var sorusu ayrı bir yazının konusu olabilir ) Ancak evde yaptığınızla satılanın aynı şey olmadığını sanırım siz de kabul edersiniz. Sirke dediğimiz doğal fermantasyon süreci 2-3 ay gibi bir süredir. Endüstrinin ürettiği sirkeler 2-3 saatte raflara gelebiliyorsa doğal bir fermantasyondan söz edilemez. Raf ömrünü uzatmak için yapılan rafinasyon ya da filtrelemeler de şüphesiz ki iyileştirici özelliğinden çok şey alıp götürecektir. Herşey bir yana sirke yapımının zannettiğinizden de kolay olduğunun garantisini ben veriyorum . Sirkeyi mutfağınızda pek kullanmıyor olabilirsiniz. Sirkenin iyileştirici yönü ve çok yönlü kullanımı ile ilgili ilerleyen günlerde hazırlayacağımız yazımızı okuduktan sonra bu konuda da fikriniz değişebilir.

Sirke dediğimiz şey meyve şekerinin önce alkole sonra asedik asite dönüşmesi süreci. Dolayısıyla her şekerli meyveden ve şaraptan sirke yapmak mümkün. Meyveniz ne kadar olgun ve şekerli ise daha keskin bir sirke elde ediyorsunuz. Mevsiminde elma , nar , incir ve üzüm sirkeleri yaptım ve hepsi de şahane oldu. Temel yapım aşamaları hepsinde aynı olduğundan ve mevsim itibariyle en güzel uygulamanın elma ile olması nedeniyle , elma sirkesi yapımını en çok gelen sorulardan da yola çıkarak adım adım anlatmaya çalışacağım.

ev yapımı sirke1

Malzemeler

1 adet 5 litrelik geniş ağızlı bir cam kavanoz
Kavanozun ağzını kapamak için tülbent parçası
Tülbenti bağlı tutmak için paket lastiği / ip parçası
2 kilo organik elma
1 avuç kadar nohut
Varsa 1 su bardağı kadar ev yapımı sirke
Varsa bir parça sirke anası

Yapılışı

1.Adım :  Kış mevsiminin en olgun ve şeker oranı en yüksek organik elmalarını alın.Yeşil, ham, ekşi elmalardan kaçının. Eğer bir elma ağacınız varsa ,diplere dökülen çürük çarık (ama küflü olmayan ) elmalar varsa harika olur.

2.Adım: Sirke yapımında kullanılacak kavanoz/kabı ve elmaları güzelce yıkayın. 3 farklı yöntem var: Elmaları katı meyve sıkacağında sıkarak suyundan sirke yapabilirsiniz. Elmaları yeyip sadece kabuklarından sirke yapabilirsiniz. Ya da benim yaptığım gibi en pratik şekliyle elmaları 4 e bölüp ,ortadaki sert kısım haricinde çekirdekleriyle birlikte kavanoza koyabilirsiniz.Her türlü sirkeleşme olur. Farklılık sirkenin tadında ve bulanıklılığında olabilir.

3.Adım: Nohutu ve varsa sirke ya da sirke anasını bu aşamada kavanoza koyun. Şart değildir sadece fermentasyon sürecini hızlandıracaktır.Elmaların üstünü kavanozun üstünde birazcık boşluk bırakana kadar içme suyuyla doldurun.

4.Adım : Tülbent parçasını 2 kat yaparak paket lastiği ile kavanoza bağlayın. Sirkeleşmenin olabilmesi için mutlaka hava alması gerekir ve tülbent bunu sağlayacak. Bir müddet sonra sirkenin etrafında sirke sinekleri oluşacak ve ertesi gün kaybolacaklar. İşte paket lastiği de bu sinekçikler kavanoza girmesin diye. Sirkeniz oluşana dek kavanozun kapağını kapatmayın. Aksi takdirde havayla teması kesersiniz ve bakteri kardeşler çalışamazlar.

5.Adım : Kavanozunuzu direkt güneş ışığı almayan loş ve ılık bir yerde tutun. İlk yapıldığında elmalar henüz suyun üstündedir. 1 -2 hafta sonra yavaş yavaş aşağıya inecekler, en sonunda da kavanozun dibinde kalacaklar. Elmalar suyun altında kalana dek yaklaşık 1 hafta kadar gün içinde 2-3 kez kavanozu karıştırmanız gerekiyor. Böylelikle elmalar suyla temas edecek ve küflenme olmayacaktır.

6.Adım: Kullandığınız elmaların türüne bağlı olarak sirke 1-2 hafta sonra önce şarap gibi kokacak , beklemeye devam ettikçe sirke kokusunu almaya başlayacaksınız. Bu yaklaşık 2 ay gibi bir süredir. Daha fazla beklemeye devam ederseniz fermentasyon sürecek ve kavanozun ağzında balıkçı ağlarını andıran dantel gibi beyaz bir tabakanın oluştuğunu farkedeceksiniz. Bu tabaka beklemeye devam ettiğinizde fotoğrafta görüldüğü üzere bir sirke anasına dönüşecek .Sirke anası sirkeyi oluşturan bakterilerin atıkları. Elmalar tamamen dibe çöktüğünde keskin sirke kokusunu ve tadını aldığınızda kendiniz tebrik edip sonraki aşamaya geçebilirsiniz.

7.Adım : Sirkenizi tülbentten geçirerek gerekiyorsa 2 kez süzün. Süzülmüş sirkelerinizi ince uzun şişelere alın ve havayla temasını kesin. Serin ve loş bir yerde muhafaza edin. Oluşan sirke anasını da yaptığınız sirkeden bir miktar alıp içinde ,buzdolabında ,kapağı kapalı halde cam bir kabın içinde 1 yıl muhafaza edebilirsiniz. Küçük parçalara ayırıp sirke yapmayı düşünen birilerine hediye edebilirsiniz. Sirke yapmayı düşünen kimse yoksa yapmaya teşvik edebilirsiniz.:)Ya da bir sonraki sirke yapımınızda kullanabilirsiniz. Ne kadar süzerseniz süzün doğal sirkeler , ticarilere göre hem daha bulanık hem de daha tortulu olacaktır.
Sirkeyi yaptınız. Nerelerde nasıl kullanacağınızı biliyor musunuz?

8

7

sirke1

sirke3

sirke2

ev yapımı sirke3nar sirkesi

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kızlarınıza söyleyin; Mutsuz oldukları yerde durmasınlar.

kiz-cocugunuza-asla-soylememeniz-gereken-10-sey-1432589646-14270512028-640x320[1]

Kızlarınıza söyleyin;

Mutsuz oldukları yerde durmasınlar. Değer görmedikleri zaman kendileri için şüpheye düşmesinler. Boyun eğmeyi, sessiz olmayı, ensesindeki tokadı ağzındaki lokmaya sebep etmeyi, istenince olmayı, istenmediğinde kenarda durmayı, kabalığa göz ummayı, yalana bahane aramayı, nezaketi hak etmeyi çalışmayı sevilmeyi koşul saymasınlar.

Olmuyorsa zorlamasınlar. Er ya da geç görecekleri gerçekleri anlamamak için, korkuyla, kendilerine dönüp hiç bakmadan, ne güzel olduklarını, ne kıymetli olduklarını unutmasınlar. Kızlarınızın gözünü açın, şımarıyorlar mı bırakın şımarsınlar, ‘kız çocuğudur yapar’a alışsınlar. Kız çocuklarınızı bırakın pırıl pırıl parlasınlar.

Umutla Dolsunlar.

Bir Babanın kanadını kırdığı bir kuşsa, hiçbir koca da bilmez o kız çocuğunun kıymetini. Çünkü ”o öyledir!” denilen her çocuk bir erkek çocuğu. Onu öyle de seven hep bir kız çocuğu, hep bir eş, hep bir anne. Kız çocuklarınıza ”ben böyleyim” demeyi öğretin.