KENDİNİZLE KARŞILAŞMAK

12033116_10156104409150331_4305254820169162806_n[1]

Birisiyle karşılaştığınızda kendinizle karşılaşırsınız aslında.
Benliğiniz, size kendisini takdim eder. Karşınızda duran kişi sizin bir suretinizdir. O kişiyi karşınıza çıkaran bir peri vardır içinizde. Pek çok formlarda belirirsiniz kendi önünüzde; lakin bunların hepsi sizin kendi yansımalarınızdır. Bu yansımalar hakkında ne hissederseniz hissedin sizin bir yanınızı ortaya koyar onlar. Bu size uzak göründüğü denli ürkünç de gelir.

Korkunç canavarları kendi kendinize davet ettiğinize inanamazsınız.Güzelliği ve güzel ruhları da kendinizin davet ettiğine inanamazsınız. Herhalükarda sizin bir yönünüz, sizin bazı düşünceleriniz, önünüzde ortaya çıkmaktadır. Karşılaşan kişi de, bu şekilde ortaya çıkan kişi de bunu bilmeyebilir. Ancak, burada görünmez bir işbirliği vardır.

Birgün karşınıza perişan bir dilenci çıkabilir ya da varlıklı bir işadamı,ağlayan bir çocuk, acelesi olan bir insan, bir adam ya da bir kadın, yaşlı veya genç; bunların hepsi sizsiniz. Mümkün olan her nevi kombinasyon sizsiniz. Zaten sizin kendiniz oldukları için bu kişiliklerin hepsini gayet iyi tanırsınız. Sizden bir parçadır onlar, sizin bir yanınızdır. Onların hepsi sizsiniz.

Tüm bunlara yoldaki sarhoş bir adamı da ilave edebiliriz, ona karşı ya bir empati beşler ya da onu suçlarsınız; zira içinizdeki bir şeylerin tezahürüdür o adam. Polisleri ve hırsızları görürsünüz çünkü siz hem yakalayan, hem de yakalanansınız. Hem iyi çocuk, hem de kötü çocuksunuz. Bilinen her nevi kılığa girmiştiniz. Buna rağmen kendinizi kandıramazsınız. Önünüzde duran yabancılar değildir bunlar. Onları teşhis etmek istemeyebilirsiniz. Lakin herhalükarda onların herbiri sizsiniz.

Bir konsere gittiğinizde hayatınızda yarattığınız harikulade bir müziğe tanıklık edersiniz. Bir futbol maçına gittiğinizde oyuncuların hepsi sizsinizdir aslında; ev sahibi takım ya da konuk takım, kaybeden ya da kazanan, faul yapan ya da faul yapılan. Karakterleri belirler ve rol dağılımını yaparsınız. Hem yönetmen hem de yapımcısınızdır. Hain kişi ve de meleksinizdir.
Tüm rolleri oynarsınız. Hainlerin ve meleklerin ne olduğunu bilirsiniz. Onların adımlarıyla yürümektesiniz.

Karşınızda tezahür eden herkes sizin konuğunuzdur. Onları davet etmiş öldüğünüzü hatırlamayabilirsiniz, fakat onların varlığını inkar da edemezsiniz.

Belki de davetiyetinizi çok uzun zaman önce yazmıştınız ve onlara bugün ulaşmıştı o.

Belki de istemediğiniz bir şey için uzun uzun düşünmüş ve onu kendinize çağırmıştınız.

Bu, bir haketme meselesi değildir. Suçlama ya da pişman olma meselesi değildir bu; lakin bir mesuliyet halidir. Hayal mahsulü ortaya çıkan bir hata da yapılmış olsa, örneğin bir kişiliğin yanlış tasavvur edilmesi gibi, farketmez. Artık sorumluluk sizdedir. Peronda duran sizsiniz. Hangi trene bineceğiniz size bağlıdır. Binebilir ve tekrar inebilirsiniz. İteklenip sıkıştırılabilirsiniz. Orada olan sizsiniz. Oraya nasıl gitmiş olduğunuz, çözümleyeceğiniz bir mesele değildir. Oraya gitmişsinizdir.

Kainatın reaktörü ve dinamoşusunuz.
Onun ekseni ve merkezisiniz.
Sürecin kendişisiniz ve süreci işleyensiniz ve de neticesiniz.
Nesne ve öznesiniz. Geçişli ve geçişsiz fiilerin kendişisiniz. Özel isimlersiniz, cins isimlerisiniz.

Bunun iyi tarafı, istediğiniz herşey olabileceğiniz ve istediğiniz herkesle bir arada olabileceğinizdir. Mevcut dünya sizin yaratımınızdır.

Tüm Sevgimle

Biraz Da Gülelim: Kadın: Merhaba şekerim, kulüpte misin?

temel_fikra[1]

Adam: Alo
Kadın: Merhaba şekerim, kulüpte misin?
Adam: Evet.
Kadın: Ay ben burda süper bir deri ceket gördüm. 1000 dolarcık. Alabilir miyim?
Adam: Oluur, madem çok sevdin, al tabii.
Kadın: Aslında buradan önce de galeriye uğradım. 2008 modelleri
gelmiş, tam istediğim renkte birini buldum.
Adam: Ne kadar?
Kadın: 60 000 dolarcık.
Adam: O parayı vereceksem bütün aksesuarlarını isterim ama…
Kadın: Yaşasınnn! Bir şey daha var, geçen sene beğendiğimiz ev yine
satılık ve 450 000 dolar istiyorlar.
Adam: Tamam, ama 420 000 dolardan fazla verme sakın.
Kadın: Oldu şekerim. Sonra görüşürüz. Seni seviyorum.
Adam: Ben de seni… Görüşürüz.
Adam telefonu kapatıp afallamış şekilde onu seyreden topluluğa döner  ve sorar:
“Bu telefon kimin lan, bilen var mı?

1 Gün Gecikmeli Ekinoks Yazısı

12034166_10153615141809909_3538696988253910507_o[1]

Ekinoks (gün-tün eşitliği, gece-gündüz eşitliği veya ılım olarak da bilinir), Güneş ışınlarının Ekvator’a dik vurması sonucunda aydınlanma çemberinin kutuplardan geçtiği an. Gündüz ile gecenin eşit olması durumudur. Yılda iki kez tekrarlanır – İlkbahar Ekinoksu ve Sonbahar Ekinoksu.

23 Eylül durumu: Kuzey ve Güney Yarım Küre, Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°’lik açı ile düşer. Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır. Güneş ışınları bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar. Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’de gündüzler, gecelerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre’de ise tam tersi olur. Bu tarih Güney Yarım Küre’de İlkbahar, Kuzey Yarım Küre’de Sonbahar başlangıcıdır. Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür. Dünya’da gece ve gündüz birbirine eşit olur. Bu tarih Kuzey Kutup Noktası’nda altı aylık gecenin, Güney Kutup Noktası’nda ise altı aylık gündüzün başlangıcıdır.

20 Mart durumu: Kuzey ve Güney Yarım Küre, Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°’lik açı ile düşer. Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır. Güneş ışınları bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar. Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre’de ise tam tersi olur. Bu tarih Güney Yarım Küre’de Sonbahar, Kuzey Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır. Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür. Dünya’da gece ve gündüz süreleri birbirine eşit olur. Bu tarih Güney Kutup Noktası’nda altı aylık gecenin, Kuzey Kutup Noktası’nda ise altı aylık gündüzün başlangıcıdır.

Kuzey Yarıküre’de yaklaşık olarak 20 Mart İlkbahar Ekinoksu – 23 Eylül Sonbahar Ekinoksu’dur.

Güney Yarıküre’de yaklaşık olarak 20 Mart Sonbahar Ekinoksu – 23 Eylül İlkbahar Ekinoksu’dur.

Dünya’mız için önemli dönüm noktalarından biri olan 23 Eylül sonbahar ekinoksu, aslında pek çok heyecanlı gelişmeye gebe.

Sonbaharın resmen geldiğinin göstergesi olan ekinoks, ayağının tozuyla yağmurları getirdi. Yazın resmen bittiğini ve bugünden itibaren sonbaharın egemen olacağını gösteren ekinoks, Dünya ’mız için önemli gün dönümlerinden birisi aslında. 23 Eylül ’de gerçekleşen sonbahar ekinoksu süresince tüm Dünya’da gece ve gündüz, neredeyse eşit oluyor. Güney yarımkürede ilkbaharın, kuzey yarımkürede ise sonbaharın başladığı bugün , coğrafya kitaplarında anlatılanlardan daha harika olayların da başlangıcına işaret ediyor.

Bu sabah itibariyle gelen ekinoks hakkında bilinmesi gerekenler…

1. Gün ve gece tam olarak eşit değildir

Normalde ekinoks günlerinde gece ve gündüzün eşit olduğu, Dünya’nın her yerinde 12 saat gündüz ve 12 saat gece yaşandığı düşünülür. Ama aslında tam olarak böyle değil. Washington Post’un bir haberine göre, ekinokslarda Dünya’nın birçok noktasında gündüz 12 saatten birkaç dakika daha fazla sürebiliyor. Örneğin 23 Mart’ta Washington DC’de yapılan bir ölçümde, güneşin 12 saat 7 dakika boyunca gökyüzünde kaldığı, ancak 26 Eylül’de gece ve gündüzün 12 saat sürdüğü tespit edilmiş. Bu yüzden Kuzey Yarımkürede bulunan pek çok ülkede, ekinoks günlerinde tam 12 saat gece ve tam 12 saat gündüz yaşanmaz. Bu ölçüm daha çok 25 Eylül ve 28 Eylül tarihleri arasında elde edilebiliyor.

2. Sonbahar ekinoksunda hava ilkbahara göre daha sıcak olur

Yeryüzündeki bir noktaya gidip ölçüm yaptığınızda, 21 Mart’ta ve 23 Eylül’de eşit miktarda güneş ışığına maruz kaldığını görürsünüz. Buna rağmen, sonbahar ekinoksunda hava çok daha sıcak olur. Okyanuslar Dünya’mızın yüzde 71’ini kaplar ve suyun ısınıp soğuması, havanın ısınıp soğumasından daha uzun sürer. Bu yüzden Kuzey Yarımküre’de bulunan toprak parçaları, sonbaharda daha yavaş soğur. Bu yüzden de günler kısalmış olmasına rağmen Ekim ayında Pastırma Yazı denilen, neredeyse bir yaz günü kadar sıcak havalar yaşanır.

3. Güneş hızla batar ve alacakaranlık süresi en aza iner

23 Eylül’de günün ağarma süresi ile güneşin batmaya başlamasıyla oluşan alacakaranlık süreleri en aza iner. Timeanddate.com sitesinde yayınlanan bu grafikte, Amerika’nın en büyük 4 şehrindeki alacakaranlık süreleri ölçülmüş. Buna göre Eylül ayında 4 şehirde yapılan ölçüme bakınca, alacakaranlık sürelerinin o yılın en kısa süresine ulaştığı görülebiliyor. 23 Eylül alacakaranlığında havanın hem daha erken, hem de büyük bir hızla kararmaya başladığını fark etmek mümkün.

4. Dünyanın ekseni en dik haline kavuşur

Dünya’mızın kutup noktalarından geçtiği varsayılan çizgi, Güneş’in etrafındaki yörünge çizgisiyle yaklaşık 23 derece 27 dakikalık bir açı yaparak döner. Ekinokslarda ise, bu açı 90 dereceye ulaşır. Bu yüzden 21 Mart ve 23 Eylül’de Güneş ışınları dünyaya en dik şekilde ulaşır ve yeryüzü diğer günlerden biraz daha fazla ısınır.

5. Göçmen kuşlar, bu tarihten itibaren göç etmeye başlar

Güneşin gökyüzünde çizdiği yay, bugünden itibaren yavaş yavaş güneye doğru kaymaya başlar. Havaların soğuduğunu ve güneşin de yön değiştirdiğini fark eden göçmen kuşlar, bu yüzden 23 Eylül itibariyle güney yönündeki göçlerine başlarlar.

6. Fomalhaut yıldızı gökyüzünde belirginleşir

Fomalhaut Güneş’ten yaklaşık 25 ışık yılı uzaklıktaki, oldukça parlak bir yıldızdır. Güneybalığı takımyıldızının en parlak yıldızı olan Fomalhaut, ekinoks itibariyle gökyüzündeki yerini tekrar alır. Vikipedi’de yer alan bilgilere göre bu yıldız Arapçadaki “fum al-ḥawt” sözünden türemiştir. Bu da “balinanın ağzı” demektir. Sonbahar boyunca ve kış aylarının ilk günlerinde gökyüzünün güneyine bakarsanız, bu yıldızı görebilirsiniz

kaynak: şamil erkan

“Doğayla bağınızı kaybederseniz, insanlıkla da bağınızı kaybedersiniz.

12028846_10153611084729909_7387532063136915078_o[1]

Doğayla hiçbir ilişkiniz yoksa, zamanla katile dönüşürsünüz; yavru fokları, balinaları, yunusları, insanları çıkar için, “spor” olsun diye, yiyecek için ya da bilgi için öldürürsünüz. O zaman doğa sizden korkar, güzelliklerini geri çeker. Ağaçlar arasında uzun yürüyüşlere çıkabilir, hoş mekanlarda kamp yapabilirsiniz, ama yine de bir katilsinizdir, dolayısıyla o güzelliklerle dostluğunuzu kaybedersiniz.

Büyük bir olasılıkla hiçbir şeyle, karınızla ya da kocanızla ilişkide değilsiniz; hep kendi özel düşüncelerinizle, zevklerinizle, acılarınızla uğraşırsınız. Kendi karanlık, soyut dünyanızda yaşarsınız, buradan kaçış yolunuz daha da koyu karanlıktır. İlgi alanınız umursamaz, kolaycı ya da şiddet dolu kısa bir yaşam sürmektir. Sizin sorumsuzluğunuz nedeniyle binlerce insan açlıktan ölür ya da kıyıma uğrar.

Dünyanın düzenini yalancı, ahlaktan yoksun siyasetçilere, entelektüellere, uzmanlara bırakırsınız. Kendi içinizde bütünlüğünüz olmadığı için ahlaktan ve dürüstlükten yoksun, yalnızca bencillik üzerine temellenen bir toplum kurarsınız. Sonra da yalnızca sizin sorumlu olduğunuz bütün bu şeylerden deniz kıyısına ya da ormana kaçar ya da “spor” yapmak için silah taşırsınız.

Bütün bunları biliyor olabilirsiniz, ama bilgi dönüşüm yaşamamızı sağlamaz. Ancak bütünlük duygusuna sahip olduğunuzda evrenle ilişkide olabilirsiniz.”

J.Krishnamurti

“Kurban Et.. AMA NEYİ!?

dere[1]
Nefsini kurban et ‘‪#‎BİR‬’lik yolunda!….
Kendine ait olarak sandığın, kabul ettiğin bedeninin aşırı istek ve arzularından ‪#‎arın‬, bedenini kurban et.. bedenin ve nefsinin aşırı istek ve hırslarını frenle!.
Doğal yaşamın için gerekli olanları alıp, verip; onun ötesindeki şeylerden bedeni ve ‪#‎nefsini‬ frenlemektir asıl amaç… bedenin doğasını, tabiatını kontrol altına almak!.
Daha da önemlisi; ‘O’ndan ayrı olarak var kabul ettiğin ’Ben’ liğinin, gerçekte hiç bir zaman var olmadığını idrak etmek suretiyle ‘Benlik’ kavramını kurban et!.
Senin ‪#‎varlığın‬, ‘O’ nun varlığından meydana gelmiştir, o halde ‘Sen’ diye bir şey yoktur!.. yapman gereken şey, bunu anlayıp idrak etmek suretiyle ‘Ben’ kavramından kurtulmaktır…
Sen Tanrı’nın en mükemmel tasvirin. Bunu ‪#‎hisset‬!
Donanım ve yeteneklerinin farkında ol.
Sen sınırları olmayansın.. Hatırlama budur.
Hatırlama, ‪#‎O‬’nun Aşk’ını kalbinde hissedebilmiş olanların iç temizliği ile açılan Kapı’dır.
‪#‎Kalbini‬, ‪#‎ruhunu‬ O’na bağlayanlara boyutsal geçiş kapısı açılmıştır.
Farkındalık ve Işıkla dolu, her günü bayram olan Sonsuz Yaşamlara…
Işıltınıza sahip çıkın!…”
Haktan Akdogan

7 Adımda Evde Organik Sirke Yapımı

ev-yapımı-sirke3-630x210[1]

Geleneksel bir şifamız olan sirke ne yazık ki bilip te unuttuğumuz tatlardan.İyi haber şu ki , son yıllarda sağlıklı yaşam bilincinin artış göstermesiyle yeniden merak edilmekte , denenmekte. Dikkatli bakılırsa sirke yapım atölyelerinin düzenlendiğini de görülebilir. Ben de ilk bilgilerimi ve cesaretimi İstanbul Permakültür Kolektifinin düzenlemiş olduğu böylesi bir atölyede kazandım. Ama herşeyden de önemlisi öğrendiklerimizi hayatımıza uygulamaktan geçiyor.

Peki “neden marketten almıyoruz da evde sirke yapıyoruz” diyebilirsiniz. Endüstriyel üretim evet hijyeniktir! ( Bu hijyene ne kadar ihtiyacımız var sorusu ayrı bir yazının konusu olabilir ) Ancak evde yaptığınızla satılanın aynı şey olmadığını sanırım siz de kabul edersiniz. Sirke dediğimiz doğal fermantasyon süreci 2-3 ay gibi bir süredir. Endüstrinin ürettiği sirkeler 2-3 saatte raflara gelebiliyorsa doğal bir fermantasyondan söz edilemez. Raf ömrünü uzatmak için yapılan rafinasyon ya da filtrelemeler de şüphesiz ki iyileştirici özelliğinden çok şey alıp götürecektir. Herşey bir yana sirke yapımının zannettiğinizden de kolay olduğunun garantisini ben veriyorum . Sirkeyi mutfağınızda pek kullanmıyor olabilirsiniz. Sirkenin iyileştirici yönü ve çok yönlü kullanımı ile ilgili ilerleyen günlerde hazırlayacağımız yazımızı okuduktan sonra bu konuda da fikriniz değişebilir.

Sirke dediğimiz şey meyve şekerinin önce alkole sonra asedik asite dönüşmesi süreci. Dolayısıyla her şekerli meyveden ve şaraptan sirke yapmak mümkün. Meyveniz ne kadar olgun ve şekerli ise daha keskin bir sirke elde ediyorsunuz. Mevsiminde elma , nar , incir ve üzüm sirkeleri yaptım ve hepsi de şahane oldu. Temel yapım aşamaları hepsinde aynı olduğundan ve mevsim itibariyle en güzel uygulamanın elma ile olması nedeniyle , elma sirkesi yapımını en çok gelen sorulardan da yola çıkarak adım adım anlatmaya çalışacağım.

ev yapımı sirke1

Malzemeler

1 adet 5 litrelik geniş ağızlı bir cam kavanoz
Kavanozun ağzını kapamak için tülbent parçası
Tülbenti bağlı tutmak için paket lastiği / ip parçası
2 kilo organik elma
1 avuç kadar nohut
Varsa 1 su bardağı kadar ev yapımı sirke
Varsa bir parça sirke anası

Yapılışı

1.Adım :  Kış mevsiminin en olgun ve şeker oranı en yüksek organik elmalarını alın.Yeşil, ham, ekşi elmalardan kaçının. Eğer bir elma ağacınız varsa ,diplere dökülen çürük çarık (ama küflü olmayan ) elmalar varsa harika olur.

2.Adım: Sirke yapımında kullanılacak kavanoz/kabı ve elmaları güzelce yıkayın. 3 farklı yöntem var: Elmaları katı meyve sıkacağında sıkarak suyundan sirke yapabilirsiniz. Elmaları yeyip sadece kabuklarından sirke yapabilirsiniz. Ya da benim yaptığım gibi en pratik şekliyle elmaları 4 e bölüp ,ortadaki sert kısım haricinde çekirdekleriyle birlikte kavanoza koyabilirsiniz.Her türlü sirkeleşme olur. Farklılık sirkenin tadında ve bulanıklılığında olabilir.

3.Adım: Nohutu ve varsa sirke ya da sirke anasını bu aşamada kavanoza koyun. Şart değildir sadece fermentasyon sürecini hızlandıracaktır.Elmaların üstünü kavanozun üstünde birazcık boşluk bırakana kadar içme suyuyla doldurun.

4.Adım : Tülbent parçasını 2 kat yaparak paket lastiği ile kavanoza bağlayın. Sirkeleşmenin olabilmesi için mutlaka hava alması gerekir ve tülbent bunu sağlayacak. Bir müddet sonra sirkenin etrafında sirke sinekleri oluşacak ve ertesi gün kaybolacaklar. İşte paket lastiği de bu sinekçikler kavanoza girmesin diye. Sirkeniz oluşana dek kavanozun kapağını kapatmayın. Aksi takdirde havayla teması kesersiniz ve bakteri kardeşler çalışamazlar.

5.Adım : Kavanozunuzu direkt güneş ışığı almayan loş ve ılık bir yerde tutun. İlk yapıldığında elmalar henüz suyun üstündedir. 1 -2 hafta sonra yavaş yavaş aşağıya inecekler, en sonunda da kavanozun dibinde kalacaklar. Elmalar suyun altında kalana dek yaklaşık 1 hafta kadar gün içinde 2-3 kez kavanozu karıştırmanız gerekiyor. Böylelikle elmalar suyla temas edecek ve küflenme olmayacaktır.

6.Adım: Kullandığınız elmaların türüne bağlı olarak sirke 1-2 hafta sonra önce şarap gibi kokacak , beklemeye devam ettikçe sirke kokusunu almaya başlayacaksınız. Bu yaklaşık 2 ay gibi bir süredir. Daha fazla beklemeye devam ederseniz fermentasyon sürecek ve kavanozun ağzında balıkçı ağlarını andıran dantel gibi beyaz bir tabakanın oluştuğunu farkedeceksiniz. Bu tabaka beklemeye devam ettiğinizde fotoğrafta görüldüğü üzere bir sirke anasına dönüşecek .Sirke anası sirkeyi oluşturan bakterilerin atıkları. Elmalar tamamen dibe çöktüğünde keskin sirke kokusunu ve tadını aldığınızda kendiniz tebrik edip sonraki aşamaya geçebilirsiniz.

7.Adım : Sirkenizi tülbentten geçirerek gerekiyorsa 2 kez süzün. Süzülmüş sirkelerinizi ince uzun şişelere alın ve havayla temasını kesin. Serin ve loş bir yerde muhafaza edin. Oluşan sirke anasını da yaptığınız sirkeden bir miktar alıp içinde ,buzdolabında ,kapağı kapalı halde cam bir kabın içinde 1 yıl muhafaza edebilirsiniz. Küçük parçalara ayırıp sirke yapmayı düşünen birilerine hediye edebilirsiniz. Sirke yapmayı düşünen kimse yoksa yapmaya teşvik edebilirsiniz.:)Ya da bir sonraki sirke yapımınızda kullanabilirsiniz. Ne kadar süzerseniz süzün doğal sirkeler , ticarilere göre hem daha bulanık hem de daha tortulu olacaktır.
Sirkeyi yaptınız. Nerelerde nasıl kullanacağınızı biliyor musunuz?

8

7

sirke1

sirke3

sirke2

ev yapımı sirke3nar sirkesi

Kızlarınıza söyleyin; Mutsuz oldukları yerde durmasınlar.

kiz-cocugunuza-asla-soylememeniz-gereken-10-sey-1432589646-14270512028-640x320[1]

Kızlarınıza söyleyin;

Mutsuz oldukları yerde durmasınlar. Değer görmedikleri zaman kendileri için şüpheye düşmesinler. Boyun eğmeyi, sessiz olmayı, ensesindeki tokadı ağzındaki lokmaya sebep etmeyi, istenince olmayı, istenmediğinde kenarda durmayı, kabalığa göz ummayı, yalana bahane aramayı, nezaketi hak etmeyi çalışmayı sevilmeyi koşul saymasınlar.

Olmuyorsa zorlamasınlar. Er ya da geç görecekleri gerçekleri anlamamak için, korkuyla, kendilerine dönüp hiç bakmadan, ne güzel olduklarını, ne kıymetli olduklarını unutmasınlar. Kızlarınızın gözünü açın, şımarıyorlar mı bırakın şımarsınlar, ‘kız çocuğudur yapar’a alışsınlar. Kız çocuklarınızı bırakın pırıl pırıl parlasınlar.

Umutla Dolsunlar.

Bir Babanın kanadını kırdığı bir kuşsa, hiçbir koca da bilmez o kız çocuğunun kıymetini. Çünkü ”o öyledir!” denilen her çocuk bir erkek çocuğu. Onu öyle de seven hep bir kız çocuğu, hep bir eş, hep bir anne. Kız çocuklarınıza ”ben böyleyim” demeyi öğretin.

Lütfen henüz sağlıklıyken kendinizin ve ailenizin sağlığı ve mutluluğunuz için şekerden ve karbonhidratlı gıdalardan uzak durun

11540944_846954372051062_7094234949776966198_n[1]

Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg’un buluşunu öğrenir.
1930’lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur.
Bu, o kadar önemli bir buluştur ki, Otto Warburg’a Nobel Ödülü kazandırmıştır.
Otto Warburg’a göre kanserin bir temel sebebi vardır.
Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz -anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir.
Warburg’un buluşu bize başka neleri anlatmaktadır?
Birincisi, kanser, normal hücrelerden çok farklı bir biçimde metabolize olmaktadır.
Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır.
Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir.
Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey de, kanserin bir mayalanma (fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur.
Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha büyüktür.
Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor:
Vücut, kanseri beslemeye çalışırken mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır.
Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir.
Besin alımı kesilirse kanser açlıktan ölmeye başlar.
Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa. ..
Proteinlerden şeker Bu ziyan sendromuna kaşeksia (cachexia) denir.
Kaşeksia vücudun proteinlerden (evet, doğru duydunuz, karbonhidratlardan veya yağlardan değil de, proteinlerden) “glükoneogenez” (yeniden glükoz yapımı) işlemiyle, şeker elde etmesidir.
Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken kendisi açlık çeker.
Şimdi, kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek mantıklı geliyor mu size?
Yani karbonhidratlardan zengin bir diyet uygulamak?
Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcuttur (işe de yaramaktadırlar) çünkü günün birinde birisi şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı görmüştür.
Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez.
Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez çünkü şeker kanseri beslemektedir.
Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir?
Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir.
Belki Otto Warburg’un buluşunu duymuştur ama geri kalan parçaları tamamlayamamıştır.
Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir.
Aslında 1978’e kadar ABD’nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi!! !!
Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle ortaya çıktılar. Bunlardan biri ‘Laetrile’dir.
Kaşeksialı hastaların yüzde 50’den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir.
Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir “akıllı bomba” üzerinde çalışmaktadır.
Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır.
İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde bu kaplamayı üzerinden atar.
Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir.
Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır.
Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır.
Kanser, çiğ yiyeceklerdense, pişmiş yiyecekleri sever.
Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir.
Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın.
Kanserinizi sevmiyorsanız, onu beslemeyin!
Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil
Şeker yerine tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz.
Tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları olduğu, yapılan araştırmalarla kanıtlandı.
Örneğin, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine “Sağlığa zararlıdır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır.” ibaresinin konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da yan etkiileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında.
(Editörün notu: Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir ibare yok).
Kaynak: International Wellness Directory
Son iki yüzyıldır şeker tüketimi nasıl arttı?
İngiltere’de 1815’de 5 kg cıvarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970’de 50 kg ‘ın üzerine çıkmıştır.
1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları önceki yıllara oranla yılda 100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir.
Türkiye’deki durum da artık çok farklı değildir.
Çocuğu ile büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktadır.
Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne açıkça sermektedir.
Aşağıdaki tedbirlerle kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;
* Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
* Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
* Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.
* Bol taze sebze ve meyve yiyin.
* Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı)
* Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
* Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
* Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin.Mümkünse manda sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
* Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
* Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.
* Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!!!! ).
* Stresten uzak durun.
* İyi uyuyun.
* Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durun.
* D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin
ya da D vitamini takviyesi alın.
* Yeteri derecede egzersiz yapın!!!!
* Alkol kullanmayın.
* İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
* Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.
* Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler !!!!
* Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin.
Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
* Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.
Prof. Dr. Ahmet AYDIN
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD
Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı

kaynak: sağlıkla kal facebook sayfası

Fatoş Pabucccu Tuncay

Bayramlık Kelime Oyunun… Gördüğün İlk Kelime Senin Hayat Amacın…

images814NWYEU

Dilimizi üstündeki renk değişimleri hangi organımızda bir sorun yaşandığını anlatır.

10626703_421415604721401_8451510382615314130_n[2]

Ciğerlerdeki Balgamdan Kurtulun

akcigerlerdeki-balgam[1]

Hasta olduğumuzda ve hastalığımızı düzgün şekilde iyileştiremediğimizde, genellikle akciğerlerimizde balgam oluşumu başlar ve bu da tıkanıklığa, öksürüğe, solunum problemlerine, acıya ve daha bir çok istenmeyen duruma sebep olur. Bu makalede, akciğerde oluşan balgam probleminden, evde uygulayabileceğiniz doğal tedavi yöntemleri ile nasıl kaçınacağınızı ve varolan balgamdan nasıl kurtulacağınızı anlatacağız.

Balgamı Yumuşatın

Akciğerledeki balgamdan kurtulmanın ilk adımı onları yumuşatmaktır. Çünkü balgam ne kadar sert olursa, vücudunuzdan atmanız bir o kadar zor olacaktır. Bunu başarmanın en iyi yolu, kaynatacağınız şifalı bitkilerin buharını solumak olacaktır.

Bunu Nasıl Yapabilirim?

İki litre kaynayan suya, birkaç şifalı bitki ekleyin. Bitki olarak size tavsiyemiz; çam, kekik, biberiye, okaliptüs ve papatyadır. Bazı aktarlarda, bu tedavi için kullanılabilecek bitkisel karışımlardan bulmanız mümkündür.

Karışım beş on dakika kadar kaynadıktan sonra, su üzerinden aromatik bir buharın yükseldiğini göreceksiniz. Kaynattığınız kabı ocaktan alın ve önünüze yerleştirin. Başınızı bir havlu ile sarın ve yüzünüzü bu buhar üzerinde gezdirin. Bunu yaparken fazla buhar ile kendinizi yakmadığınıza emin olun.

Burnunuzdan derince nefes alın, bir burun deliğinizi tıkayarak diğeri ile nefes alın, sonra işlemi tersine çevirin ve bu şekilde tekrarlayın. Ayrıca ağzınızdan da nefes alın.

Bu tedaviyi gün içinde birkaç defa uygulayabilirsiniz.

Balgamı Sıvılaştırmak

Balgamın incelmesi ve su gibi bir kıvama gelmesi çok önemlidir. Bu sayede vücudunuz balgamı daha kolay atabilir. Bunu başarabilmek için birçok doğal yöntem mevcuttur.

  • Sebzelerin suyunu içmek: Soğan, pırasa, lahana, sarımsak, havuç, şalgam ve kereviz kullanılabilir.
  • Öğünler arasında kekik ve okaliptüs çayı içmek.
  • Un ve süt ürünleri gibi balgam oluşumunu arttırıcı yiyeceklerden kaçının. Akciğerlerinizdeki balgamdan şikayetçi olduğunuz süre boyunca; bitkisel içecekleri ve dekstrin ekmekleri tercih etmeniz daha sağlıklı olacaktır.
  • Yemekler arasıında, günde en az iki litre su için.

cay1

Balgamı Sökün

Balgamı yumuşattıktan ve sıvı kıvama getirdikten sonra da, vücudunuzun bu sıvıyı doğal yollarla atabilmesine yardımcı olmanız gerekmektedir. Bunun en kolay yolu, birinin sırtınıza hafifçe vurmasıdır.

Bunu yapacak kişi, elini düzleştirerek, sırtınızın üst kısmına sürekli olarak vurmalıdır. Bu hareket, balgamın akciğerlerinizden ve bronşlarınızdan ayrılmasına yardımcı olacaktır. Bu masaj, özellikle çocuklar için çok etkilidir. Zayıflamış kemiklerden yakınan daha yaşlı insanlar için, masajı uygularken çok fazla baskı uygulanmamasına dikkat edilmelidir.

Bağırsaklarınıza İyi Bakın

Bağırsaklarınız, akciğerlerinizde olup bitenlerle yakından alakalıdır. Dolayısı ile, akciğerlerinizle ilgili bu problemi çözmeye ve tekrar oluşmasını engellemeye çalışıyorsanız, bu ilişkiyi aklınızda bulundurmalısınız. Akciğerlerdeki balgam, tüketilen bazı yiyeceklerin iyi sindirilememesi ile ilgili de olabilir. Çocuklar henüz sindiremeyecekleri yiyecekleri -işlenmiş un gibi- tükettiklerinde, akciğerlerinde oluşan balgamdan dolayı acı çekerler.

Yatağınızın Başına Bir Soğan Koyarak Uyuyun

Bu doğal tedavi yöntemini, balgam oluşumunun başında iken uygulayabilirsiniz. Tüm yapmanız gereken, bir adet soğanı ortadan ikiye kesmek ve bunu başucunuzdaki komodinin üzerine koyarak tüm gece bekletmektir. Uyuduğunuzda, soğan içinde bulunan yararlı içerikleri soluyarak solunum sisteminizin temizlenmesine yardımcı olmuş olacaksınız.

Soğanı her gece değiştirmelisiniz. Eğer balgamınız çok yoğunsa, bu tedavi işe yaramayabilir.

sogan1

Vantuz

Bizim kullandığımız adı ile “bardak çekme”. Oldukça eski bir tedavi yöntemi olan bardak çekme, artık profesyonel olarak uygulanmaktadır. Bu terapinin kökeni Geleneksel Çin Tıp bilimine dayanmaktadır. Bunun için küçük cam bardakları, vücuda vantuz yapmakta kullanabilirsiniz. Bardaklar yardımıyla deriyi ve kasların bir kısmını çekerek, gözenekler açar ve kan ve lenfatik dolaşımın etraflarından dolaşmalarını sağlarsınız.

Bu tedavi, iltihap söktürücü etki ile organların tıkanıklıklarının açılmasına yardımcı olur. Bizim burada bahsedeceğimiz organ akciğer. Bunun için, akciğerlerinizin iki kısmına da birer bardağı, omuzlarınız arasında bir yere yerleştirin. On dakika kadar bekletin. Sonrasında bu bölgelerde kırmızı bir halkanın oluştuğunu görebilirsiniz; ancak endişe etmeyin, bu geçecektir. Bunun için bardak çekme seti alabilir ve evde kendiniz uygulayabilirsiniz veya gidip profesyonel birinden yardım isteyebilirsiniz.

kaynak: sağlığa bir adım

Sağlık Durumunuzu Ayaklarınızdan Anlayın

feet1[1]

Ayaklarımız, organlarımızın sağlığı hakkında bize ipuçları verir, böylece, ayaklarımızın durumuna bakarak hastalıkları önleyebiliriz. Bu yazıda, ayakların sıcaklığına, rengine, şişliklere, ayak parmaklarının durumuna bakarak; sağlığımız hakkında yakalayabileceğimiz ipuçlarından bahsedeceğiz.

Genel olarak söylenebilir ki, ayak parmaklarından topuklara doğru ayağı, vücudun bir yansıması olarak düşünebiliriz. Ayak parmakları başa, topuklar da ayaklara denk gelebilir.

Ayağın sertleşen bir bölgesi, vücutta sertleşen organlara denk gelebilir. Sertleşen bölgeler, fiziksel ve zihinsel sertleşmeyi temsil ediyor olabilir.

feet2

Omurga

Boyundan kalçaya kadar uzanan omurga, ayaklarda parmaklarının altından, topuğa kadar inen iç kısıma karşı gelir. Örneğin, ayak parmaklarının arkasında bulunan şişkin bölgelerdeki nasırlar, sırtın üst kısmını temsil eder ve bu, muhtemel boyun omuru rahatsızlıklarının habercisi olabilir.

Bu bilgiden yola çıkarak, ayaklarımızın, özellikle ağrıyan bölgelerine yapacağımız masajın, omurgamızdaki sorunlu bölgelere de iyi geleceğini söyleyebiliriz.

Bağırsak Harketliliği

Bağırsakların ayaklardaki karşılığı topuklardır. Topuklardaki çatlak ve nasılar, bağırsaklardaki sıkıntıların habercisi olabilir. Bu durumda, topuklara yapılan masaj, bağırsaklara iyi gelecektir. Eğer topuklarınız çok sert ise, küçük bir topun üzerine basarak masaj yapabilirsiniz.

Ayağın Merkezi

Ayağın orta kısmı, böbrekler, mide, pankreas ve dalak gibi organları içinde barındıran, sindirim sistemine denk gelir. Ayağın ortasındaki sertlikler, böbrek ve safra kesesi taşlarının habercisi olabilir.

Ayağın Rengi

Ayaklarınızın rengi sarı ise bu, safra kesesi veya böbreklerdeki sorunu işaret ediyor olabilir. Ayaklardaki yeşilimsi renk ise dalak veya lenf sistemi ile ilgilidir. Bu işaretler, sıkıntıları önlemede önemlidir. Eğer ayak rengine çok önem vermezseniz, vücudunuzdaki toksinler birikip, kist oluşturabilirler ve size zarar verecek hale gelebilirler.

Ayak Parmakları ile Kafanın İlişkisi

Ayak parmakları, vücudun üst kısımlarını işaret eder.

Dördüncü ayak parmağının ucunda veya dibinde bulunan nasırlar, safra kesesinin iyi çalışmadığının habercisidir. Dördüncü ayak parmağının çok sert, biraz bükük ve ağrılı olması safra kesesindeki taşların işaretçisidir.

Böbrek taşlarını işaret eden başka bir durum ise, ayak baş parmağının, ikinci parmağa doğru bükük olmasıdır.

Böyle durumlarda, yediklerinize dikkat ederek vücudu arındırmak, toksinleri atmaya çalışıp; sağlıklı olmaya yardımcı olan doğal haplar alabilirsiniz.

feet3

Soğuk Ayaklar

Elleriniz gibi ayaklarınız da genelde soğuk ise, vücudunuzun ısısı dengeli olmayabilir. Bu durum, sindirim sistemine çok yüklenildiğinin ve bağırsaklarda sorun olduğunun habercisidir. Bu durumda, yediklerinize dikkat etmeli ve bağırsakların çalışmasını düzenlemeye özen göstermelisiniz. Ayaklarınızı sıcak suda bekletebilir veya zencefil yağıyla ayaklarınızı ısıtmak için masaj yapabilirsiniz.

Gut Atakları

Ayak baş parmağının dibi ve ayak bilekleri kızarmış, şişmiş ve sancılı ise, bu durum guy atağının göstergesi olabilir. Gut atağı, vücuttaki ürik asidin çok fazla olmas durumudur. Böyle bir durumda vücut, dengesini sağlayabilmek için bu toksinlerden (bu durumda ürik asitten) kurtulmaya çalışır. Bu nedenle, gut ataklarında el ve ayaklarda bazı rahatsızlıklar görülür.

Son Olarak

Çıplak ayakla kumlarda, taze çimenlerin üstünde, nemli toptakta ve suda yürümek, vücuda çok iyi gelmektedir. Bu alışkanlık, organların fonksiyonunu arttırır, vücudu aktifleştirir ve stresten arınmaya yardımcı olur.

feet4

Ayrıca ayaklara düzenli olarak masaj yapmak ve ağrılı ve nasırlı bölgeleri kontrol etmek de sağlık için önemlidir.

Son olarak, ayak refleksologlarına danışmak, ayaktan başlayan hastalıklardan kurtulmaya yardımcı olacaktır. Bu gibi durumlarda refleksolog tedavisi, iyi sonuçlar alabilmek için, birkaç ay devam etmelidir.

Fotoğraflar, M Robinson, HeyDanielle, ve Rogiro izinleriyle kullanılmıştır.

kaynak: Sağlığa Bir Adım

TANRININ BURÇLARA VERDİĞİ GÖREVLER:

12027682_10153388150584843_3201424901493338273_n[1]

Tanrı, bir sabah oniki cocugun onunde durdu ve her birine yasamın
tohumlarını ekti. Cocuklar kendilerine verilen armagani almak icin birer
birer one ciktilar.

“KOÇ! Sana ilk tohumu ekme onurunu veriyorum. Ektigin her bir tohuma
karsılık elinde bir milyon tohum bulacaksin, fakat onlarin buyumelerini
gorecek vaktin olmayacak. İnsanların aklına BEN’i yerlestirecek ilk kisi
sen olacaksın, fakat bu dusunceyi gelistirme ya da hakkinda soru sormak
senin gorevin olmayacak. Yasaminin sebebi eylemdir ve bu eylem insanlara
BENİM YARATICILIGIMI haber verecektir. Iyi calisabilmen icin sana KENDINI
BEGENME ozelligini veriyorum.” Ve Koç sessizce yerine cekildi.

“BOĞA! Sana tohumu madde haline getirme gucunu veriyorum. Baslanmıs olan
butun isleri senin bitirmen gerektigi icin gorevin cok sabir istemektedir,
aksi halde tohumlar ruzgarda savrulup kaybolacaktir. Yapmani istedigim bu
gorev icin soru sormayacak, isin ortasında dusunceni degistirmeyecek ve
baskalarindan destek beklemeyeceksin. Bunun icin sana GUCLULUGU veriyorum.
Onu akillica kullan.” Ve Boğa yerine cekildi.

“İKİZLER! Sana insanlarin cevrelerinde gordukleri seyi anlamalarini
saglayabilmen icin cevapsiz sorular veriyorum. Insanlarin neden konusup,
neden dinlediklerini hiç bir zaman bilmeyeceksin, fakat cevap bulmak icin
yapacagın arastirmalarda sana armagan olan BILGI’yi bulacaksin.” Ve
İkizler yerine cekildi.

“YENGEÇ! Sana insanlara duyguyu ogretme gorevini veriyorum. butun duyguyu
yasayarak ogrenmeleri ve olgunluga ulasmalari icin onlari hem aglatip hem
guldureceksin. Sana olgunlugu hizla arttiracak olan AILE armaganini
veriyorum.” Ve Yengeç yerine cekildi.

“ASLAN! Sana YARATICILIGIMIN tum gorkemini dunyaya gosterme gorevini
veriyorum. Ancak azametinde dikkatli olmalı ve bu yaraticiligin senin
degil, BENIM oldugunu daima hatırlamalisin. Eger bunu unutursan insanlar
seni kucuk goreceklerdir. Bu gorevi iyi bir sekilde yerine getirirsen
buyuk haz duyacaksin. Bunun icin sana armaganim ONUR’dur.”. Ve Aslan
yerine cekildi.

“BAŞAK! Sende insanlarin BENIM YARATTIKLARIMLA neler yaptiklarini sinamani
istiyorum. Onlarin ne yaptiklarini dikkatlice inceleyip kusurlarini
hatirlatacaksin ve boylece BENIM YARATTIKLARIMI iyice ogrenmelerini
saglayacaksin. Sana bunu yapabilmen icin SAF DUSUNCE’yi armagan ediyorum.”
Ve Basak yerine cekildi.

“TERAZİ! Sana insanlarin birbirlerine karsi olan gorevlerini
hatirlayabilmeleri icin hizmet erdemini veriyorum. Boylece insanlar
isbirligini ogrenecek ve kendi davranislarinin diger yonlerini de yansitma
yetenegini edineceklerdir. Ve uyumsuzluk olan ger yere seni
yerlestirecegim ve bu gayretlerin icin sana armaganim SEVGİ’dir.”

“AKREP! Sana cok guc bir gorev veriyorum. Insanlara dusunduklerini anlama
yetenegi verdigim halde, anladiklarini soylemene izin vermeyecegim. Bircok
kez gorduklerinle acı cekecek ve bu aci ile BENden uzaklasacaksin. Bu
acinin BENden degil benim yanlis anlasilmis olmamdan dogdugunu
unutacaksin. Bircak insani hayvan gibi gorecek ve onlarin hayvansal
içguduleriyle oylesine ugrasacaksin ki yolunu sasiracaksin, fakat sonunda
gene BANA doneceksin. Akrep sana en ustun armaganım olan AMAC’i
veriyorum.”

“YAY! Senden BENI yanlis anlayip caresizlige dustuklerinde insanlari
guldurmeni istiyorum. Guldurme insanlara umut verecek ve bu umutla
insanlarin gozlerini BANA cevirmelerini saglayacaksin. Bircok kisinin
yasamina yalniz bir an icin girecek ve girdigin her yasantidaki
huzursuzlugu taniyacaksin. Sana Yay, karanliktaki her koseye erisip
aydinlatabilmen icin SONSUZ BEREKET veriyorum.”

“OĞLAK! Senden insanlara calismayi ogretmen için alınterini
istiyorum. Tüm insanların yükünü omuzlarında tasıyacagın için bu görev hiç
de kolay değildir. Ama bu boyundurugun yükü için senin ellerine insanlığın
SORUMLULUĞUnu koyuyorum.”

“KOVA! Sana insanların tüm olanakları gorebilmeleriçin gelecek
kavramını veriyorum. BENİM SEVGİMİ kişileştirmen için yalnızlık acısını
cok duyacaksın. İnsanların gozlerini yeni olanaklara cevirebilmeleri icin
sana OZGURLUGU armagan ediyorum.”

“BALIK! Sana hepsinden daha guc bir gorev veriyorum. Senden
insanların uzuntulerini toplayip BANA geri getirmeni istiyorum. Senin
gozyaslarin sonunda benim gozyaslarım olacak. Senin topladıgın uzuntuler
insanlarin BENİ yanlis anlamalarindan dogmus uzuntulerdir, fakat senin
onlara verecegin sefkatle onlar yeniden BENI anlamaya calisacaklardir. Bu
guc gorev icin sana en buyuk armaganimi veriyorum. Sen oniki cocugum
arasında BENI tek anlayan olacaksin, fakat bu ANLAYIS yalnız senin
icindir, sen onu insanlara anlatmak istediginde onlar seni
dinlemeyeceklerdir.” Ve Balık yerine cekildi…

Hakan Akcaoğlu

Bu bayramdan itibaren;

12033174_10153311442646725_6368169190324727501_n[1]

Bu bayramdan itibaren;

Eşlerin, sevgililerin, aşıkların; birbirini kontrol etmeyi bırakmasını, değiştirmeye çalışmadan sevmesini, ezilen, şikayet eden, eleştiren olmak yerine, farkındalığı yüksek, ne istediğini bilen, sorumluluk sahibi, sevecen, sevgi dolu, hoşgörülü kendilerine özel vakit ayıran, birbirini seven, sayan, çiftler olmalarını.

Dargınların barışmasını, küskünlüklerin bitmesini. Egosal savaşların sonlanmasını.

Bağımlılıkları olanların; ilişki, içki, sigara, maç vb. dengede yaşamalarını. İstemedikleri; iş, okul, ilişki, kilo, mekan, değişiklerini , cesaretle gerçekleştirmelerini, hayalini kurdukları; iş, ev, meslek, ilişki ve bedende olmalarını.

Çok sevdiği şeyleri yapmalarını, dinlenmelerini, yavaşlamalarını, özgür olmalarını.

Ülkemizin; sevgi, kardeşlik, birlik, beraberlik, dostluk, umut içinde yaşamasını.

Sevdiklerimizin gözlerinin içine, doya doya bakmayı, sevdiklerimizle hoşsohbetler içerisinde vakit geçirmeyi, sağlık, sevgi, keyif, bolluk, bereketle dopdolu nice nice bayramlar yaşamayı diliyorum. OL’DU🙏 OL’DU 🙏OL’DU🙏Sevgi ve Işıkla

Şeray Şengel Akgün

Büyüklerin Küçük Prens’ten Öğrendiği 11 Hayat Dersi

Şanslı olanların çocukken tanıştığı, bu yazıyı yazan gibi çok geç tanışanların hayran olduğu, asla çocuk kitabı olmayan çocuk kitabı: Küçük Prens. Barındırdığı felsefelerle her yıl, her yaş tekrar okunması gereken, her okunduğunda kişiye yeni bir yol açan, farklı bir algı yaratan Saint-Exupéry’nin şaheseri.

“Hiç kimsenin kitabımı özensizce okumasını istemem doğrusu. Bu anılarımı yazarken çok üzüntülü anlar yaşadım. Arkadaşım koyunu ile birlikte beni bırakıp gideli tam 6 yıl oldu. Onu burada anlatmaya çabalıyorsam, bu biraz da onu unutmamak için. Arkadaşı unutmak çok üzücü bir şey. Herkesin arkadaşı olmamıştır. Arkadaşımı unutursam, kendimi o sayılardan başka bir şeye değer vermeyen büyükler gibi hissederim sonra…” Saint-Exupéry

Dünya çapında 140 milyon kopya satan “Küçük Prens” okuyanı yetişkinliğe hazırlayan derslerle dolu. Kitap sadece çocuklara nasıl ‘yetişkin’ olunuru öğretmiyor, yetişkinlere de nasıl “iyi” yetişkin olunuru hatırlatıyor.

“Le Petit Prince”in bizi nasıl yetişkinliğe hazırladığını hatırlayalım istedik sadece. Huzurlarınızda Küçük Prens’in büyüklere verdiği 11 hayat dersi…

Bakmaya değil, görmeye çalış

fil-yutan-boa
Çöldeki pilot fil yutmuş bir boa yılanı çizdiğinde, etrafındaki büyükler bir şapka gördü. Büyüklerin yorumları cansız ve donuk, hayalgüçleri ise çoktan onları terk etmişti. Yetişkinler görmeyi ve hissetmeyi terk ettiği için pilot bu muhteşem kariyerinden vazgeçti.

Gerçek duygularını saklamak daha önemli şeylere bedel olabilir

gezegendeki-gul
Küçük prens beslediği ve baktığı gülüne yeni gezegenler keşfetmek istediğini ima ettiğinde, gülü ona ihtiyacı olmadığını ve kendi başına idare edebileceğini iddia etti. Küçük Prens, gülün saçma davranışlarının sebebinin incinmesi olduğunu farketmesine rağmen onu terk etti.

Başkalarını değil kendini yargıla

kendini-begenmis-kral
İlk uğradığı gezegende, tüm gezegen nüfusunu kaplayan ve kendini her şeyin hükümdarı sanan kralla tanıştı. Küçük Prens ne yaptığını tam olarak kavrayamasa da kral ona kendini yargılamanın başkalarını yargılamaktan çok daha zor ve çok daha önemli olduğunu öğretti.

Birey olmak kendini yargılamaktan geçiyor.

Kibirli olma

palyaco-kucuk-prens
İkinci gezegende Küçük Prens’i kendini beğenmiş, zamanını başkalarının hayranlığını arayarak geçiren kibirli bir adam karşıladı.

Başkalarının hayranlığını kazanmak için yaşıyorsan kendin için asla yaşamayazsın. Ve sadece kendin için yaşıyorsan, kimse seni sevmez ve seninle ilgilenmez.

Unutmak için içmek berbat ve zayıf bir çabadır

unutmak-icin-icmek
Unutmak için içen ayyaş adam utandı. Ayyaş utandı çünkü içiyordu. Küçük Prens, çiçek ekmek gibi çok daha heyecan verici şeyler yapmak varken gününü içerek geçiren adamı garipsedi.

Bizim için büyümek sonsuz bir kısır döngüdür ve büyümek her zaman kederlidir.

Kendini asla fazla ciddiye alma

kendini-ciddiye-almak
Küçük Prens, kendini galaksideki tüm yıldızların sahibi olduğunu düşünen bir işadamı ile tanıştı. “Ben onları yönetiyorum. Onları tekrar tekrar sayıyorum. Bu zor bir iş, ve ben ciddi biriyim.” Ama bu ciddiyet onun monoton bir yaşamı olmasına sebep verdi, yalnız bir hayat, sahip olduğu yıldızların güzelliğini göremediği bir hayat.

Eğlenceyi unutma

eglenceyi-unutma
Gün boyunca fenerin ışıklarını açıp kapatması için gelen emirleri görev bilinciyle uygulayan fenerci, Küçük Prens’in saygısını kazanmıştı. Gezegeninde her gün bir dakikaya denk geldiği için, o dinlenecek bir dakika bile bulamıyordu.

Kısacası ömür su gibi akıp geçiyor.

Keşfetmek için içgüdülerini takip et

cografyaci
Küçük Prens, uzak diyarları araştırmakla çok meşgul olduğu için kendi dünyasını keşfetmeyi reddeden bir coğrafyacıyla karşılaştığında öğreniyoruz ki keşfetmek istediğimiz yerleri araştırırken aslında hiçbir yere gitmemiş olma tuzağına düşmek çok çok kolay.

Yabancılardan öğreneceğin çok şey olabilir

yabancilara-guven
Tilkiler genellikle hilebaz ve kötü olarak tasvir edilirdi oysa ki bu tilkinin ihtiyacı olan tek şey dostluk ve arkadaşlıktı. Küçük Prens tilki arkadaşından 3 önemli hayat dersi öğrendi.
“Bir tek kalp ile açıkça görürsün, önemli şeyler göze görünmez.”
“Gülünü önemli kılan, ona harcadığın zamandır.”
“Aldığın terbiye kadar sorumlu biri olursun.”

Sevdiklerinizin yerini hiçbir şey dolduramaz

benim-gulum
Küçük Prens, güzel güllerin bulunduğu bahçenin ortasında bile kendi gülünü düşünmekten vazgeçemiyor. Hiç biri kendi gülünün yerini tutmuyordu.

“..Güzelsiniz ama boşsunuz, diye ekledi. kimse sizin için canını vermez. Buradan geçen herhangi bir yolcu benim gülümün size benzediğini sansa bile, o tek başına topunuzdan önemlidir. çünkü üstünü fanusla örttüğüm odur, rüzgardan koruduğum odur, kelebek olsunlar diye bıraktığımız birkaç tanenin dışında bütün tırtılları uğruna öldürdüğüm odur. Yakınmasına, böbürlenmesine, hatta susmasına kulak verdiğim odur. Çünkü benim gülümdür o…”

Bazen sevdiklerinizin özgürce uçmasına izin vermeniz gerekir

Pilot Küçük Prensi tanıması ve sevmesine rağmen, onu Dünya’da tutmanın arkadaşını inciteceğini bilmekteydi. Küçük Prens ayrılmadan önce pilota şöyle dedi: “Yıldızlardan birinde ben yaşıyor olacağım… Ben gülüyor olacağım bir tanesinde.. Ve geceleyin gökyüzüne baktığında, bütün yıldızlar gülüyor gibi olacak…”

Bazen insanların gitmelerine izin vermeliyiz, çünkü onları tutmak, onları kapana, kafese koymak, tutsak etmek gibidir. Ve bu noktada onları salıvermek gerçek aşkın en doğru ispatı olacaktır…

kaynak: liste liste

Çisem Dağdelen