Haklı Olduğu Halde Susmayı Tercih Eden İnsanların 15 Ortak Özelliği

Eğer haklı olduğunuz halde susmayı başarabiliyorsanız, fıtratınızda sabır var. Ne diyelim?

1. Hakkını aramadığı için sustuğu zannedilir.

Hakkını aramadığı için sustuğu zannedilir.

Öyle olmadığını hepimiz biliyoruz tabii ki.

2. Oysa ki bu kişiler, bir an evvel karşısındaki sussun diye beklemektedir.

Oysa ki bu kişiler, bir an evvel karşısındaki sussun diye beklemektedir.

3. Ama sustukça daha çok üstlerine gidilir.

Ama sustukça daha çok üstlerine gidilir.

Loading Saaabbbbbııııııı…..r

4. O sırada hayal dünyasında muhtemelen şöyle bir şeyler yapıyordur:

O sırada hayal dünyasında muhtemelen şöyle bir şeyler yapıyordur:

Kafasına sanal ortamda karpuz atıyordur.

5. Bir süre sonra karşısındakinin saçmalamasını izlemek büyük keyif vermeye başlar.

Bir süre sonra karşısındakinin saçmalamasını izlemek büyük keyif vermeye başlar.

Haykırışlarına cevap alamayan mağdur, olayı iyice çığırından çıkarmaya kararlıdır çünkü.

6. Kavga etmeyi sevmeyen insanlardır. Olayı en kısa yoldan çözmeye çalışırlar.

Kavga etmeyi sevmeyen insanlardır. Olayı en kısa yoldan çözmeye çalışırlar.

İstediği kadar kısa ve net cümleler kursun, karşı taraf onu da uzatmasını bilir.

7. Kısa kesmek için bazen böyle cümleler kullanırlar.

Kısa kesmek için bazen böyle cümleler kullanırlar.

taam taamamm sen haklısın

8. Ya da olay hiç başlamadan, “yaw hee hee” deyip geçenler de yine bu insanlardır.

Ya da olay hiç başlamadan,

9. Büyük ihtimalle daha öncesinde de böyle insanlarla ağız dalaşına girmiş olduklarından, artık dillerinde tüy bitmiştir.

Büyük ihtimalle daha öncesinde de böyle insanlarla ağız dalaşına girmiş olduklarından, artık dillerinde tüy bitmiştir.
Allahım sana geliyorum

10. Bu nedenle “Anlatsam da nasıl olsa anlamayacak,” diye düşünüp susmayı tercih ederler.

Bu nedenle

11. Aslında cevap vermeyerek, karşısındaki kişiyi kaale almadığını son derece net bir şekilde belirtirler.

Aslında cevap vermeyerek, karşısındaki kişiyi kaale almadığını son derece net bir şekilde belirtirler.
Anlayana tabii…

12. Uyguladığı bu stratejiyle karşısındakini çıldırtmayı amaçlıyor olabilir.

Uyguladığı bu stratejiyle karşısındakini çıldırtmayı amaçlıyor olabilir.
Resmen akıl oyunları bunlar…

13. Karşı taraf konuşmaya devam etsin, o muhtemelen içinden şeytani planlar yapıyordur.

Karşı taraf konuşmaya devam etsin, o muhtemelen içinden şeytani planlar yapıyordur.

Sessiz adamdan korkacaksın…

14. Aslında böyle insanların karşısında bağırıp çağıracağınıza sakin kalsanız konuşacaktır.

Aslında böyle insanların karşısında bağırıp çağıracağınıza sakin kalsanız konuşacaktır.

Sen bağırdıkça, adamın söylemediği her kelime kıymete biniyor.

15. Karşısındaki insanı kırmak istemedikleri için susarlar.

Karşısındaki insanı kırmak istemedikleri için susarlar.
Aslında bir konuşsalar, neler söyleyecekler de… Gene iyisiniz… 😎

Burcuna Göre Erkeklerin Sinir Bozucu Özelliklerini Yazdık… Seç, Beğen ,Al…

2015te-Aslan-burcunu-neler-bekliyor[1]

1. Koç Burcu Erkeği

Bir insanın uzak durması gereken erkek tiplerinin başında geliyor.  Çok bilmiş ukala tiplerdir bunlar. Hiçbir şeyi beğenmezler. İlişkide kendi yaptıkları hataları örtbas edip aynı hatayı sen yapınca yüzüne vurmak için fırsat ararlar. Seni kırar ve bunun hiç farkında olmaz. Her şeyi en iyi o bilir ama her şeyi. Ama seni kırdıklarını üzdüklerini bir türlü bilmezler. Yükseleni başak ya da aslan olanlar bir ölçü tercih edilebilir. Tavsiye ederiz.

2. İkizler Burcu Erkeği

 
Kıskançlık krizleri geçiren bir sevgili mi istiyorsunuz? Buldunuz. Hastalıklı ilişkilerde bu burcun erkeği her zaman başrollerdedir.  Güvenilmezdirler. Yalan ekmek peynir gibidir onlar için.  Kısaca uzak durun. Yükseleni aslan olanlar bir ölçü tercih edilebilir. Tavsiye ederiz.

3. Boğa Burcu Erkeği

 
Uyuşuk mu uyuşuk, mıymıy mı mıymıy erkeklerden hoşlanıyorsanız hemen koşun. Aradığınızı buldunuz. Laftan anlamaz, iki ince söz bilmez. Bunlar yetmezmiş gibi bir de ana kuzusu. Ay burcu kova olanlar bir ölçü tercih edilebilir. Tavsiye ederiz.

4. Aslan Burcu Erkeği

Dikkat çekmek için kırk takla atan, en ufak eleştiride ortalığı ayağa kaldıran bir erkek modeli hoşunuza gidiyorsa hiç durmayın! Aradığınız sevgiliyi buldunuz. Kendini bu kadar beğenen ve zaman zaman küstahlığa varan davranışlara sahip erkek çok az bulunur. Ayrıca devamlı baskı kuran ve bunu sinsice yapan bir erkek türüdür.  Ay burcu koç ya da başak olanlar bir ölçü tercih edilebilir. Tavsiye ederiz.

5. Yengeç Burcu Erkeği

 
Rol kesmede bunlar kadar becerikli bir burç yoktur. Sen sanırsın ki dünyanın en mükemmel en şirin en sempatik insanı. Alakası yok. Her şeyleri rolden ibaret.  Çirkinleşmeye her zaman müsaittir. Yükseleni koç ya da boğa olanlar bir ölçü tercih edilebilir. Tavsiye ederiz.

6. Terazi Burcu Erkeği

 
Kararsiz, tembel, aklı bir karış havada bir erkek üstüne üstlük kıskanç. At çöpe kardeşim at. Bu adamdan ne köy olur ne kasaba. Ya nerede üretiyorlar bu modelleri anlamıyorum. Hepsi de gelir bizi bulur. Yine de tek umut yükselen de ay burcunda. Yükseleni kova,  ay burcu terazi olanlarda biraz umut var. Tavsiye ederiz.

7. Balık Burcu Erkeği

 
Özet geçiyorum: Vur kafasına al lokmasına! Son derece duygusal, her daim arabesk modunda olan bu erkek cinsinden size hayır gelmez. Bu modelin ay burcu aslan olanları fena değil. Tavsiye ederiz.

8. Başak Burcu Erkeği

 
Mıymıntı mı mıymıntı detay hastası bir erkek mi arıyorsunuz? İşte karşınızda.  Bu  model yaşlanınca hastalık hastası olur. Sorsan düzenli tertipli, sağlığına dikkat eden insan olarak kendini pazarlar ama alakası yok. Hanımlar bu modele özellikle dikkat edin. Dili gereksiz yere sivrilebilir, kabalaşabilir. Yükseleni terazi ya da yay olanlar bir ölçü tercih edilebilir. Tavsiye ederiz.

9. Akrep Burcu Erkeği

 
İçten pazarlıklı ve kıskanç. Bu iki sıfat bir erkekle ilişki kurmamak için yeterli sebepler. Herhangi bir arkadaşınla rahat rahat görüştürmez, ailenle birlikte vakit geçirmenden rahatsız olur, derdini açıkça söylemez, kafasında kurgular yapar. Bu burcun erkeğinden hiçbir şey olmaz. İki adım ötede dursunlar. Ama söylemiyoruz hatta öyle ki yükseleni ya da ay burcu da kurtarmaz. Gezegenler hangi doğrultuda durursa dursun olmaz. Ne Merkür retrosu ne de Venüs fark etmez. Bu burcun erkeğinden sana fayda gelmez.

10. Oğlak Burcu Erkeği

 
Kendinizi duvara konuşur gibi hissetmek mi istiyorsunuz? Tamam işte buldunuz aradığınız kişiyi. Bir şişme bebek almak yerine Oğlak burcu erkeği ile de sevgili olabilirsiniz. Arasında pek fark yoktur. Ay burcu Aslan ve Yengeç olanlar hariç tabii ki. Onları tavsiye ederiz.

11. Yay Burcu Erkeği

 
Yeteneksiz, işsiz güçsüz, dikkatsiz, kötü alışkanlıkların mıknatısı, uyuşuk, patavatsız…. Daha saymamı ister misin? Bu erkek modeli  için çok şey söylenebilir. İçimize atıyoruz.  Yükselenleri oğlak olanlar fena değildirler.  Tavsiye ederiz.

12. Kova Burcu Erkeği

 
Bunlar var ya bunlar ne çakaldırlar ne çakal. Saman altından su yürütürler anlamazsın. Hayal edebileceğin en büyük hatayı yapsalar da allem eder kullem eder kendisinin hatasız olduğuna ikna olursun üstüne üstlük sen kendini hatalı sanarsın. Huysuz ve dik kafalı bu erkek modelini yanınızda pek tutmayınız. Yükseleni başak olanlar bir nebze iyidir. Tavsiye ederiz.
Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

MARİLYN VE RABİA (MUTLAKA OKUYUN )

11227762_1658156061067524_8634682502233486756_n[1]
Marilyn Monroe, ölümünün üzerinden geçen yarım yüzyıla rağmen hâlâ bir efsane.

Gayri meşru olarak dünyaya gelen ve annesini tımarhanede yitiren Marilyn’nin, mutsuz bir çocukluk geçirdiği ve bakımevlerinde istenmeyen bir eşya gibi görülme duygusuyla yaşadıkça didiştiği bilinir.

Rabia’yı ise, Diyarbakır’da bir aşiret reisi olan Hacı Hüseyin’in kızı olmasına rağmen, aile çevresi dışında kimseler tanımaz.
Rabia, Marilyn’e kıyasla, ailesiyle birlikte mutlu bir çocukluk geçirmiş, beş kardeşin en güzeli ve en küçüğü olarak bir dediği iki edilmemiştir.

Bu iki kadının Hollywood kökenlisi, gençlik yıllarından itibaren ünün doruğuna çıkmış, baş döndürücü bir popülerlik ve servet edinmiş, dilediği erkekle birlikte olup fırtınalı aşklar yaşamıştır.

Rabia ise, ergenlik dönemine geldiğinde taliplerinden Sefer’e, o yılların törelerine uygun biçimde -başlıkla- gelin edilmiştir.

Marilyn, üç kez evlenip onlarca erkekle flört ederken, Rabia ise eşi Sefer’e varlığını armağan edip, o günden itibaren yazgısına itaatle boyun eğmiştir.

Daha sonra Rabia’nın kocası Sefer, bir ömrün yoksullukla geçmeyeceğine karar verip, birkaç yıl içinde Almanya’ dan zengin bir adam olarak döneceğine Rabia’yı ikna etmiş ve Almanya’da otomotiv sektöründe işçi olarak çalışmaya başladığında, Rabia ise kaynanası ve iki çocuğuyla acı dolu günleri, yılları saymaya koyulmuştur.

Marilyn, geniş salonlarda onlarca erkeğin iltifatlarıyla şuh kahkahalar atarken, Rabia ise şirret bir kaynananın bekçiliğinde her gün ağlamayı yazgı bilmiştir.

Rabia, evinin perdelerini açamaz, dış kapısının önünü bile -bir başka erkeğe bakmasın diye- süpüremez olmuştur.Kaynanası ve kayınları, Rabia, Sefer’i “namusuyla” (!) beklesin diye onu birkaç günde bir tokatlamayı da huy edinmişlerdir.

Bütün gazeteler Marilyn’in bir “narsisist” olduğunu yazarken, Rabia’nın ise hiç seçmeden, hiç istemeden Diyarbakır’ın varoşlarında bir “mazoşist” olabildiğini kimseler bilmemiştir…

Üç yıl sonra Almanya’dan döneceğine söz vererek giden sefer, her yıl sadece on beş ila yirmi gün tatilegelebilmiş ve Rabia’nın bütün sitemlerine rağmen “iki daire ve bir ekmek fırını parası biriktirmeden Diyarbakır’a dönemeyeceğini,” söyleyerek ona sadece “sabır” dilemiştir…

Marilyn, fırtınalı yaşamından dolayı psikolojik tedavi görmeye başlarken, Rabia ise bir kaynana ve iki çocuğu ile dört duvar arasında silik ve dingin, bunaltıcı yıllar geçirmekten giderek psikolojik bir vaka haline gelmiştir.

Onu tedavi eden de olmamış, aradan upuzun on yıl geçmiş ve Sefer, iki daire, bir de ekmek fırını parası biriktirip nihayet- Almanya’dan dönmüştür.

Kaynanası ve kayınbiraderleri görevlerini yapıp (!) tam on yıl boyunca Rabia’nın yanına bir erkek sineği bile yaklaştırmayarak, onun bedenini Sefer adına bir yetkiyle korumuşlardır.Bedenini korumuşlardır ama, Rabia’nın ruhsal durumu yıllarca yaşadığı intihar boğuntularıyla artık paramparçadır…

Marilyn, çevresinde şöhreti ve parası için dolaşan yüzlerce insandan hangisinin gerçek dost, hangisinin sevgili olduğunu kalabalığın kuşatmasında anlayamadığı için tedavi görürken, Rabia ise on yıl süren upuzun bir yalnızlıkta sadece Sefer’in adını sayıklamaktan bir şizofrendir artık…

Marilyn, Saint Exupery, Dostoyevski, Miller okurken ve Miller’le flört ederken, ilkokul çıkışlı Rabia ise Sefer’i beklediği günlerdeki yalnızlıkta çocuklarının hikâye kitaplarını okumuş, radyo programları, haberlerden vb yerlerden Napolyon’un, Gorbaçov’un kim olduklarını öğrenmiştir.

Diyarbakır’a yıllar sonra dönen Sefer, artık Rabia’yı tanıyamamaktadır; çünkü Rabia, her sabah Napolyon Bonapart’ın selamını Gorbaçov’a ulaştırmak üzere evden çıkmakta ve Sefer’in Almanya’dan getirdiği fötr şapkayı giyip, dudaklarının kıyısına bir sigara iliştirip düşsel olarak kurguladığı ordulara kendince komutlar vermektedir.

Belki de kendini hep arzuladığı bir özgürlüğün kollarına böyle bırakmaktadır; artık şuursuzdur…

Rabia’yı bir süre gözleyen Sefer, anasına, artık Rabia’nın kendisine kadınlık yapamaya cağını, bu yüzden yeni bir evlilik için genç ve güzel bir kadın bulmasını söyler. Başlık parası fazlasıyla ödenir ve kırk beş yaşındaki Sefer’e on yedi yaşlarında bir kız bulunur civar köylerden; incecik, gencecik bir kız.

Rabia, artık otuz yedi yaşına gelmiş ve yıllarca evde oturmaktan hayli kilo almış bir delidir (!) Sefer, küçük bir oda tutar Rabia ve çocuklarına; kendisi de genç eşiyle yeni aldığı daireye çekilir. Rabia’yı bağlamak da bir çözüm getirmez ve kaldığı evin duvarları dışında ne varsa her şeyi paramparça ederek dışarı, sokaklara kaçar durur…

Rabia, artık Diyarbakır’ın muhtelif semtlerinde kâh Napolyon’un askerlerine komutlar verirken, kâh yollarda, kaldırımlarda oturup bir başına ağlarken görülmektedir. Artık kocası Sefer’in hiçbir işine yaramayan Rabia’nın onuru ve delirmiş yalnızlığı ne kaynanasının ne kayınbiraderlerin umurunda değildir…

Rabia, bir akşam Diyarbakır’ın Dağkapı semtinde SSK hastanesi bitişiğindeki askeri karargâh civarında yürürken, nasılsa kırmızı şapkalı kızın büyükanne kılığına giren kurt tarafından yenmek üzere olduğunu düşler. Kırmızı şapkalı kızın kulübesi ise, askeri karargâhın içindeki karanlık alandadır.

Rabia, arkasında yürüdüklerine inandığı Napolyon’un askerlerine komut verir ve kırmızı şapkalı kızı kurtarmak üzere tel örgülerle çevrili yasak alana girer…

Nöbetçi askere, karargâha parolasız girmeye kalkan olursa ona vurması emredilmiştir. Asker uyarır, bağırır, ama kırmızı şapkalı kızı kurtarmaya giden Rabia, o an hiçbir şey duymaz…
Nöbetçi askerin önce bir, ardından ik kurşun Rabia’nın bedenine isabet eder.Rabia, vurulup yere düşerken bile hâlâ Napolyon’un askerlerine komutlar vermektedir.

Namlusundan dumanlar çıkan nöbetçi er, onun mırıldandıklarından hiçbir şey anlamaz.Askerin onun hakkında bildiği tek şey “dur” ihtarına uymadığıdır…
Nöbetçi er, siyasal gerilimin alabildiğine boyutlandığı o günlerde olağanüstü hal bölgesi kapsamındaki Diyarbakır’daki kışla nöbetinde, aklınca kendisine verilen “emre itaat” etmiştir(!)

Rabia, sonraki gün sahipsizler mezarlığına gömülür ve o yıl bazı insan hakları dernek ve kurumlarının yıllıklarının Güneydoğu’daki “yargısız infaz”lar listesinde adı geçer.
Oysa ki ölümü değil, asıl Rabia’nın yaşamı bir yargısız infazdır…

Bu iki efsane kadın, benim kalbimde yıllar yılı ev sahibi gibi oturup kalmışlardır ve daha kalmaktalardır.Çünkü Marilyn, biricik platonik aşkım, Rabia ise öz teyzemdi benim…

Sevgili Marilyn, Cemal Süreya’nın dediği gibi, “şimdi cehennemde Nietzsche’nin metresi olmalıdır”; anamın kara gözlü bacısı Rabia ise, belki cennette bile hâlâ Sefer’i sayıklamaktadır…

Yılmaz Odabaşı – Sevginin Herkesten Şikâyeti Var adlı kitabından

Birini suçlamak üzere ileri uzattığın elinin üç parmağının seni gösterdiğini unutma

420506_10151157449162906_821223126_n[1]

Birini suçlamak üzere ileri uzattığın elinin üç parmağının seni gösterdiğini unutma

Nietzsche

Huzur korkusu

11834780_1112972542050623_35134824098178345_o[1]

Çağımızın en ciddi fobisinin “huzur korkusu” olduğunu gözlemliyorum. Bu korku o kadar kısıtlayıcı ve akıl karıştırıcı bir korku ki, insanlar huzursuzluğun neden olduğu sorunların pençesinde kelimenin gerçek anlamında inim inim inlerken, tüm hakiki potansiyellerini çürütürken, tüm ilişkilerini anlamsızlaştırırken, her güne heyecanla uyanmak yerine bezgin ve aynı şeyi yaşayacak olmanın sıkıntısı ile uyanırken, hayatın anlamından gittikçe uzaklaştırırken, bütün bunları çaresi olan huzur ile karşılaştıklarında donmuş bir insanın ateşle karşılaştığında verdiği acı dolu tepkiyi veriyorlar. Huzur insanları korkutuyor. Huzur insanlara sıkıcı, anlamsız, yavan, korkutucu geliyor. Acıları huzursuzluktan geliyor olsa da bu acıların tedavisi olan huzur o kadar ürkütücü geliyor ki iyileşme yerine kötüleşmeyi, hastalığı tercih ediyorlar. En acısı da kendilerini bu hastalıktan kurtaracak olan çareleri ve bunları onlara sunan öğretmenleri, bilgeleri, yol göstericileri düşman bellemeleri, onları sıradanlaştırmaya, kendilerinden yapmaya çabalamaları.

İnsanlar bütün huzursuzukları aynı kalsın, huzursuzlukları için kullandıkları tüm uyuşturucular aynı kalsın, hala internet kullansınlar, hala cep telefonlarının içindeki dünyada yaşasınlar, hala televizyon şovlarında, boş konuşmalarda, siyasette, anlamsız tartışmalarda, dinlerde, öğretilerde, inançlarda kendilerini kaybetsinler, hala alkış, övgü açlığı duysunlar, hala delirmiş halde duyularını tatmin etmeye çalışsınlar, hala nevrotik komplekslerinin zorlamasıyla hareket etsinler, hala kendilerini gerçekte olmadıkları kişiler sanmayı sürdürsünler, hala çevrelerini gerçekte olmadıkları kişi oldukları yönünde ikna etmeye çabalasınlar ve bunların tümü olmayı sürdürürken huzurlu ve mutlu olsun istiyorlar.
Huzur korkusu, çağımızın en büyük korkusu. Bu korku, ilk olarak insanı aptallaştırmaya başladı, bugünlerde değersizleştiriyor ve anlamını yitirmesine sebep oluyor ve böyle giderse yakın bir zamanda büyük kısmını yok edecek.
Tüm varlıkların bir an önce uyanması için dua ediyorum.
Uyanın!

Cem Şen

“Yürürken nehrin kenarındaki dar, uzun havuzu fark ettiniz mi, bilmiyorum.
Nehirle bir bağlantısı yok, balıkçılar tarafından kazılmış olmalı. Derin ve geniş nehir sakince akarken bu havuz pislikle doludur, çünkü nehirdeki yaşamla bağlantısı yoktur ve içinde balık bulunmaz. Durgun ve pis bir sudur bu.
Oysa hemen yanında yaşam ve canlılık dolu derin bir nehir akar.
Peki, insanların da böyle olduğunu düşünmüyor musunuz?

Kendileri için, hızla akan yaşam nehrinden uzak, küçük bir havuz kazar,

o havuzda kokuşur, o havuzda ölüp giderler.

Bizler de bu durgunluğa, bu çürümeye “varoluş” adını veririz.

Yani hepimiz bir kalıcılık hali isteriz.

Bazı arzuların sonsuza kadar sürmesini, zevklerin sonunun gelmemesini isteriz.

Küçük bir kuyu kazarız ve içine girip
etrafına ailemizden, hırslarımızdan, kültürümüzden, korkularımızdan, tanrılarımızdan, çeşitli ibadet biçimlerimizden oluşan bir duvar örüp

yaşamın; devamlılığı olan, sürekli değişen, hızlı, derin, sıradışı bir canlılık ve güzellikle dolu olan yaşamın

dışarıda akıp gitmesine izin vererek orada ölürüz.”

Krishnamurti’den alıntı …

kaynak: Hülya Reisin facebook sayfası

Bu yazılanların bazı bölümlerini hisseder gibi olsam da ne yazık ki tamamını anlamaktan çok uzağım umarım bir gün bu hayatta o seviyeye ulaşma şansım olur. Anette

Anason Faydaları Nelerdir?….

11350760_494893394010611_4750121029068036236_n[1]
Anason öncelikle gaz söktürücü, mideyi güçlendirici ve öksürüğü yatıştırıcı olarak kullanılmalıdır. Sürekli hıçkırıklar için bir bardak bu şifalı bitkinin çayı denenebilir. Acı, yakıcı tadı ve kokusu sebebiyle iştah açıcı, mideyi rahatlatıcı, yatıştırıcı ve sindirimi kolaylaştırıcı olarak kullanılabilir. Uykusuzluğa karşı iyi gelmesi de anason faydaları arasındadır.

Tadı ve kokusu hoş olmayan bitki çaylarına veya bitkisel kaynaklı ilaçlara aroma katkısı olarak da kullanılabilir. Bu şifalı bitkinin çayı, yeterli olmayan anne sütünü arttırır. Migren ağrılarını kesmesi de anason faydaları arasındadır. Beyin yorgunluğunu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Kan dolaşımının düzenli olmasını sağlar. Cinsel arzuları kamçılar. Astım, nefes darlığı ve bronşitte görülen şikayetleri giderir.

Anason Hangi Ölçülerde Kullanılmalıdır?

Anason FaydalarıAğız içi yaralar için 300 gr suda 30 gr latince adı Pimpinella anisum olan şifalı bitki kaynatılır. Bu sudan günde birkaç bardak içilir.

Ağız kokusu için 10 gr anason 50 gr suda kaynatılır ve gargara edilir. Yada 250 gr bal, 5 gr çörek otu, 5 gr bu şifalı bitki ile karıştırılır macun haline getirilir. Bundan günde birer çorba kaşığı içilir.

Anne sütünü arttırmak için 20 gr susam 10 gr bu şifalı bitkiden ve 500 gr bal karıştırılır ve macun haline getirilir. Bundan günde 3 çorba kaşığı yenir.

Bağırsak gazları için 10 gr bu şifalı bitkiden, 10 gr papatya 200 gr suda kaynatılır ve birer çay bardağı içilir.

Baş dönmesine karşı bir çay bardağı sıcak suya bir kahve kaşığı bu şifalı bitkiden koyulur. 10 dakika kadar demlenmesi bekledikten sonra süzüp içilir.
Cilt lekelerine karşı bu şifalı bitkinin tohumu maske yapılıp kullanılabilir. Bu şifalı bitkinin tohumları bir kaba konur, ağzı hava almadan kaynatılır. Daha sonra bir elek veya süzgeç yardımıyla tohumlar süzülür. Her gün cildinize uygulayıp parlak görünümlü ve lekesiz bir cilde kavuşabilirsiniz.

Hazımsızlık ve bağırsak gazlarına iyi gelmesi de anason faydaları arasındadır. Bu faydaları için 1 su bardağı kaynar suya 1 tatlı kaşığı anason atılarak karıştırılır. Daha sonra bal veya şeker ile hafif tatlandırılarak içilir.

İshale karşı olarak 5 gr. anason 5 gr. nar kabuğu 100 gr. soda kaynatılır ve yemeklerden önce birer bardak içilir.

İştah açıcı olarak 2-3 gr. anason sıcak suda 5 dakika bekletilir ve demlenmiş su içilir.

Mide şişkinliğine karşı yine günde 2-3 bardak çay, tatlandırılmadan içilmelidir. Mide ve bağırsak gazları için 5 gr. anason 5 gr. badem ile karıştırılır, dövülür ve su ili içilir. Mide ve bağırsaktaki hazımsızlık için 10 gr. kimyon 10 gr. anason ve 10 gr. rezene karıştırılır ve su ile kaynatılır. Bu yemeklerden önce 1 çay bardağı içilir. Mide bulantıları için 1 bardak suya 1 çorba kaşığı nane, 1 çorba kaşığı bu Anason YararlarıBu şifalı bitkiye, yarım limon katılır ve kaynatılır. Bu yemeklerden önce 1 çay bardağı içilir.

Öksürüğe karşı, günde 2-4 bardak çayı, bal ile tatlandırılarak içilir.

Stres, yorgunluk ve sinir krizleri için 250 gr bala 5-10 gr dövülmüş olarak katılır ve karıştırılır. Bundan 2 kaşık yenir.

Uykusuzluğa karşı 2 çay kaşığı anason tohumu, 2 çay bardağı suda haşlanır. Tatlandırmak için içine biraz bal veya şeker ilave edilerek içilir.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HER TÜRLÜ HASTALIK VAR…MSG ( ÇİN TUZU) DENEN ZEHİR

10177413_702022899840567_8492106387273770885_n[1]

Knorr un hazır çorbalarının üzerinde”hiç bir
koruyucu madde içermez” yazıyor diye alıyordum.Özellikle son çıkardıkları
çorbalar çok kolay yapılıyordu ve gerçekten de çok lezzetli oluyordu.Bu
maili okuduktan sonra hemen mutfağa gidip Knorr çorba paketlerinin
içeriğine baktım.Maalesef içeriğinde MSG denilen madde var.

“”” MSG Nedir ..??? “””
Dikatlice Okuyalım ve Paylaşalım…!
► Tıklanma Rekoru Kıran Paylaşımlar ◄Sayfası Paylaşımıdır.

Utanmadan Sağlık Bakanlığı’da bunu onaylayıp “Türk Gıda Koteksi’ne uygundur”izni
veriyor.Şimdi anlıyorum ki ince bir çizgiye dikkat etmek gerekiyor.Şöyle ki
“hiçbir katkı maddesi yoktur” la” hiçbir koruyucu madde içermez”dikkat
etmediğimiz ama çok önemle dikkat etmemiz gereken iki ayrı ama önemli
bilgi..Sizlerle paylaşmak istedim…

MSG NEDİR?…
halimvural
biyolog
il halk sağlığı lab.
müdür yardımcısı
SİVAS
tel; 0346 2253514 0346 2253514
faks;0346 2245125
cep; 0533 6581415 0533 6581415

ÇOK Onemli:
Bu msg denen illeti piyasalarda, daha masum bir ifade tarzı olsun diye ÇIN
TUZU adıyla satıyorlar.

Piyasada bazı dönerciler de bunu kullanıyorlar.
O kadar lezzetli oluyor ki, bir döner yiyecegine 2-3 döner yiyesin geliyor.

Ayrıca ithal olarak gelen BUTUN GIDA MADDELERİNDE BU MSG VAR
(Peyniri,eti,konservesi vs vs.)

MSG NEDİR?…

MSG adında bir yiyecek katkı maddesi var.

MONO SODYUM GLUTAMAT

Yiyeceklere katıldığında, o yiyeceğin tadının beyin tarafından güzel
Olarak algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu, acı fark etmiyor.
Hangi yiyeceğe katılırsa lezzetliymiş gibi geliyor. O yüzden gıda
üreticilerinin bir çoğu MSG’yi karlı olduğu için kullanıyorlar.
MSG ZARARLI MI ?
Buna okuduktan sonra siz karar verin.
Bu madde Nörotoksin. Sinir hücrelerine zarar veriyor. Merkezi sinir sistemi tahribatı ve
buna bağlı olarak ALZHEİMER, PARKİNSON, HUNTİNGTON hastalıkları, SAR (Epilepsi)
Retinal dejenerasyon (Göz retina tabakası hasarı) Yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite.
Büyüme hormonu baskılanması.
Pankreas hasarı, insülinde artış, ve buna bağlı diyabet.
Böbrek ve karaciğerde ciddi hasarlar.
Bu madde hamilelerde plasenta
bariyerini geçebiliyor, anne karnındaki bebek de aynı tahribatlara maruz kalıyor.
Özellikle çocuklarımızın hatta büyüklerin de çok severek yediği CİPS’lerde çok kullanılmakta.

Hazır köfte harçları, Et suyu tabletleri, Hazır çorbalar, Dondurmalar, renkli yoğurtlar ve benzeri bir çok üründe var.
Şimdi diyeceksiniz ki, Madem bunca zararı var, neden kullanıyorlar?.
Küreselleşen dünyada, ticaret de küreselleşti. Küresel ticaret devleri insaf, merhamet
gibi duygularla asla çalışmaz. Onların amacı çok kar etmek, çok daha büyümektir.
Bu mamuller, albenisi olan renklerde ve janjanlı ambalajlarda sunulur.
Televizyon, gazete ve duvar reklamlarında onlara sıkça rastlarsınız.
Sadece maddesel tadıyla değil, görsel yollar ile de beyinlerimize kazınır adeta.
Basit bir hesap yaparsak, ucuz zannedilen bu ürünleri çok pahalıya tükettiğimizi görürüz.
Mesela Cips. Semt pazarlarında 3 kg . patatesi 1 TL ye alabilirsiniz. Oysa ki 50 gram CİPS 1 liradır.
Yani 1 kg . Cipsi, 20 ytl.den tükettiğimizin farkında bile değiliz.
Olumsuz etkileri de cabası. bu mamulleri üretenler !….
Kendi ürettiklerini asla yemezler, içmezler. Onların gıdaları organik ve doğaldır.
Son zamanlarda organik tarım yapan çok güçlü özel şirketler türedi,
burada itina ile yetiştirilen ürünleri semt pazarlarında göreniniz var mı? Ben henüz rastlamadım.
Gelelim genel sağlık boyutuna;
Son 25 yıla dikkatle göz atacak olursak, çocuk yaşta diyaliz cihazına
bağlı yaşamaya mahkum edilenler, çok küçük yaşta şeker hastalığı ile tanışan çocuklar, obez çocuklar, asabi çocuklar, 9-10 yaşında buluğ çağına girenler, çeşitli nedenlerle engelli
doğanlar ve bu sayının ülke nüfusunun % 12’sine çıkması ve benzerleri. Ve sizlerinde aklınıza gelebilen yeni hastalıklar.

Hastalıkları üretenler, ilaçlarını da ihmal etmediler. Bu da madalyonun diğer karlı yüzüdür. Karbondioksitli meşrubatlardan, sakıncalı hazır gıdalara varana kadar bir çok yerde çeşitli uyarılar yazıldı, çizildi. Durumun ciddiyetini anlayabilenimiz var mı? Bu sorunun cevabı, tüketim miktarıdır.
Şimdiki eğitim sistemimiz endüstri, tarım, genel kültür alanında yetersiz kaldığından,
yeni nesiller tehlikenin farkında değildirler. Emperyalist devletler, egemen olmak istedikleri toplumun eğitimli olmasını istemezler. Onlar için önemli olan kendi halkları ve elde edeceği yeni sömürü kaynaklarıdır.
Her yıl eskiyen, yaşam kaynakları azalan, küresel ısınma ile kuraklık tehlikesi yaklaşan bir dünyada, Küresel güç olan emperyalist devletlerin acımasızlığının arttığı bir dünyada, Dengelerin ve haritaların değiştirilmek istendiği bir dünyada yaşadığımızı asla unutmamalıyız.
Dünyanın en güzel coğrafyasında yaşadığımızı da asla unutmamalıyız.
Gelin bu güzelim yurdumuza hep beraber sahip çıkalım.
YARIN ÇOK GEÇ OLMADAN !…..

LÜTFEN … MÜMKÜN OLDUĞUNCA ÇOK KİŞİYE GÖNDERİNİZ..

kaynak: Barış baran Türkiye Doğa Ve Çevre Gönüllüleri Grubu

Şifacının facebook sayfasından alınmıştır

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşasın Meleklerin Artık Hem Gümüş Rengi Hem Altın Rengi Var… Eline sağlık Işıl İpekçi…

11948097_10153277199208439_1804772925_n[1]  11892106_803122709800713_4687636151190035278_n[1]

Melek kolye ve tasarımlar için Işıl İpekçi:0536 508 19 73

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşasın Meleklerin Artık Hem Gümüş Rengi Hem Altın Rengi Var… Eline sağlık Işıl İpekçi…

11948097_10153277199208439_1804772925_n[1]

FullSizeRender[2]

Melek kolye ve tasarımlar için Işıl İpekçi:0536 508 19 73

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hangi ilaç ile hangi yiyecek yenmemeli?

Greyfurt-Faydaları-Nelerdir[1]

Bazı ilaçları alırken söz konusu olabilecek etkileşimlerden kaçınmak için bazı yiyeceklerden uzak durmanız gerekir. İşte yiyecek ve ilaç etkileşimleri

Greyfurt suyu
 Bu meyvenin kendisinin değil ama suyunun fazla miktarda tüketimi (günde 1 litre ve üzeri) özellikle statin grubu kolesterol ilaçlarının bazılarının barsakta parçalanmasını geciktirerek kan seviyelerini arttırıyor.

Bu da kas ağrıları, kas krampları ve kas erimesi gibi yan etkilerin artışına neden olabiliyor.

Kalsiyum antagonisti grubu tansiyon ilaçlarının etkisini arttırabiliyor bu da başta tansiyon düşüklüğü riski doğuruyor. Ayrıca kabızlık, kalp atışlarında yavaşlamaya neden olabiliyor.
Erkeklerde sertleşme sorunu için kullanılan ilaçların etkisini arttırması tansiyon düşüklüğü, görme bozukluğu gibi şikayetleri ortaya çıkarabiliyor.
Östrojen içeren doğum kontrol haplarının etkisini dolayısıyla yan etkilerini arttırabiliyor.
Bazı antidepresan, psikiyatri, kalp ritm, kanser ilaçları da etkileşebiliyor.
Kafein
Kahve, çay, kolalı içecekler, enerji içecekleri bazı soğuk algınlığı ilaçlarıyla beraber alınırsa sinirlilik, uykusuzluk, çarpıntı, kalp ritm bozukluğu, tansiyon yüksekliği, kabızlık, idrar artışı yapabiliyor.
Bazı nefes açıcı bronşit ilaçlarının yan etkisi arttırarak ajitasyon, ritm bozukluğu yaratıyor.
Ciprofloksasin isimli antibiotik, doğum kontrol hapları ve kortizon da kafeinin parçalanmasını geciktirerek kan düzeyinin artmasına neden oluyor.
Süt ve süt ürünleri, kalsiyum içeren besinler
Florokinolon ve tetrasiklin grubu antibiotikler, sefuroksim isimli antibiotik, bifosfonat grubu kemik erimesi ilaçları, metotreksat isimli romatizma ilacı, kalsiyum içeren bu tip gıdalar ve ilaçlardan 2 saat önce veya 6 saat sonra alınmalıdır yoksa emilimi bozulur.
Kansızlık için kullanılan demir ile süt ve süt ürünleri, pekmez, susam, fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler aynı anda kullanılmamalıdır. Demir emilimi bozulmaması için en az 2 saat sonra tüketilmelidir.
Proteinden zengin besinler
Propranolol isimli betabloker grubu ilacın nefes darlığı, tansiyon ve nabız düşürücü etkisini arttırır. Parkinson ilacı carbidopa/levodopa ve astım ilacı teofilinin etkisini azaltır.
Bol lifli besinler
Özellikle kolesterol düşürmek için tüketilen yulaf, kepekli ekmek gibi bol lifli besinler, şeker ilacı Metformin, guatr ilacı Levotiroksin, penisilin, kalp ilacı digoxin gibi ilaçların emilimini bozarak etkilerini azaltır.
C vitamini
C vitamini demir emilimini kolaylaştırır. C vitamini beraberinde kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünleri gibi gıdalarla beraber alınırsa kendi emilimi bozulur, aç alınması önerilir. Bazı allerji ilaçlarıyla beraber alınırsa etkilerini azaltabilir.
Tiramin içeren besinler
Bu tür, eskitilmiş peynir, salam, sosis, sucuk, incir, bakla, lahana turşusu, soya sosu, tavuk veya dana ciğeri, şarap, tiramin proteini zengin besinler bazı antidepresanların yan etkisini çok arttırır ritm bozukluğu, tansiyon yüksekliği, başağrısı, kusma, terleme ve ateşe hatta ölüme neden olabilir.
Alkol
Mideyi tahriş edebilen C vitamini içeren asitli gıdalarla, metronidazole, tinidazole, andtrimethoprim-sulfamethoxazole gibi antibiyotiklerle alınmamalıdır. Ateş basması, başağrısı, bulantı, kusma, çarpıntı yapabilir.  Birçok kas gevşetici, antidepresan, uyku ve allerji ilaçlarının yan etkilerini arttırır.
Koyu yeşil yapraklı sebzeler
Kan sulandırıcı warfarin (coumadin) adlı ilacın etkinliği bu gıdalardaki K vitamininin bloke edilmesiyle sağlandığı için bu gıdaların günlük tüketimi hep eşit miktarda tutulmalıdır. Aksi taktirde kan ya çok sulanır ya da pıhtılaşmaya eğilim gösterir.
Potasyum içeren besinler
Potasyum tutucu bazı tansiyon ilaçları ve idrar söktürücü kullananlarda, patates, muz, kayısı, portakal suyu gibi potasyumdan zengin gıdalar kısıtlanmazsa ölümcül kalp aritmileri yaşanabilir.
Aman doktorunuza nasıl beslenmeniz gerektiğini sormayı unutmayın…
Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »