Kulağa Sokulan Soğanın Mucizevi Etkisi…

201509011417_4[1]

Soğanla hayatta kalmanın 10 yolu
Pek çok gıdanın mucize denilebilecek etkileri olabilir fakat soğanın yeni keşfedilen özellikleri onu bambşaka bir yere konumlandırıyor! Burada okuyacaklarınız belki de yıllardır “Benimkinde soğan olmasın” diyerek restoranlarda, lokantalarda hor gördüğünüz soğan hakkındaki düşüncelerinizi tamamen değiştirebilir.
Kokusu olsun, kesildiği zaman gözleri yaşartıyor oluşu olsun kimilerinin soğanla yıldızı bir türlü barışmaz. Ancak soğan sandığınızdan çok daha özel bir gıda olabilir. Tek başına bir ecza dolabı desek yanlış olmaz! Şimdi önyargılarınızı bir kenara bırakın ve soğanın gizemlerine kendinizi hazırlayın. Bir sepet soğanla üstesinden gelemeyeceğiniz rahatsızlık yok, nasıl mı? İşte size soğanla hayatta kalmanın 10 yolu!
1. Öksürüğe son
Bir türlü kesilmeyen öksürükleriniz mi var? Eczaneden aldığınız şuruplar bir işe yaramıyor mu? İhtiyacınız olan şey soğan suyu! Evet belki nefesiniz pek hoş kokmayacak ama sakızla, diş macunuyla o kokuyu bastırabilirseniz soğan suyu öksürüğünüzü kısa sürede bünyenizden söküp atacaktır!
2. Düşmeyen ateşe birebir
Ateşiniz düşmüyor ve o zalım fitil tedavisine karşı direniyor musunuz? O zaman yapmanız gereken şey soğanla ateşinizi söndürmek. Korkmayın soğanı fitil niyeyine kullanmayacaksınız, çorabınızın içine ayak tabanınızla temas edecek şekilde koyacağınız soğan dilimleri mucizevi şekilde ateşinizi düşürecek!
3. Nezleyi unutun
Nezleniz bir türlü geçmiyor mu? Kendinize bir soğan partisi vermenizin zamanı gelmiş demektir. Çayınızın içinde bir adet dilimlenmiş soğanı kaynatıp için, yanında da tuzlu soğan halkaları yiyin. Vurun kafayı yatın, uyandığınızda kesinlikle daha iyi hissedeceksiniz.
4. Kulak uğultusuna, çınlamasına, ağrımasına son!
Kulak vücut için kritik bir organ. Neredeyse bütün dengemizi sağlayan bir organ. Ona bir zarar geldiğinde sıkıntı büyük oluyor. Kulakta yaşanan uğultu, çınlama ve ağrı gibi durumların acısını yaşayan bilir. Böyle bir durumda yapımlası gereken, soğanın cücüğünü ikiye bölüp kulaklara tıpa gibi koymaktır. Birkaç saat içerisinde soğan sıkıntı neyse inanılmaz şekilde tedavi edecektir!
5. Psikolojik destek
Bilinen bir gerçektir insanların belirli aralıklarla ağlaması gerekir. Bu hem göz sağlığı, hem de duygusal birikimlerin dışarıya atılması için gereklidir. Hatta olur olmadık saçma zamanlarda yok yere ağladığınızı görüp şaşırabilirsiniz. Bunların hepsi birikimden… Soğan kesildiği zaman ağlatıcı özelliğiyle kendinizi kötü hissettiğiniz zamanlarda sizi ağlatarak rahatlatır. Dalga geçmiyoruz, tavsiye edilen bir deşarj yöntemidir.
6. Deriye yama olarak soğan
Bazı bitkilerin insan vücudundaki yaralanmaları çok hızlı bir şekilde tedavi ettiği bilinen bir gerçek. Bunlar arasında Aloe Vera en etkili olanların başında geliyor. Ancak her evde, her markette Aloe Vera bulmak mümkün değil ve Aloe Vera çok da ucuz bir bitki değil. Fakat bu bitkinin muadili, hali hazırda evinizde duruyor olabilir! Soğanın iç çeperindeki zarlar Aloe Vera ile hemen hemen aynı özelliğe sahip! Yaralanmalarınızda, yanıtlarınızda bu zarları ayıklayıp hemen sıkıntılı noktanın üstüne koyun ve mucizeye şahit olun!
7. Cerrahi müdahelelerde soğan
İlginçtir soğan sadece gündelik yaralanmalarda değil, çok daha problemli yaralanmalarda hatta cerrahi operasyonlardan sonra kalan izlerin toparlanmasında da büyük bir alternatif tedavi konumunda. Yaralardan kalan izlerin kaybolmasını hızlandıran bir etkiye sahip olan soğanın bu konuda sihirli özelliklere sahip.
8. Enfeksiyona karşı soğan!
Vücudunuzdaki bir yara enfeksiyon kaptıysa, hastaneye ulaşmadan önce sizi kurtaracak bir şeylere ihtiyacınız varsa bir miktar destekle soğan size bir ilaç olabilir. Bir dilim ekmeğin üstüne sütü kaynatıp dökün, üstüne bir soğan rendeleyin ve enfeksiyonlu yaranın üstüne bastırın. 2 saat kadar bu karışımın enfeksiyonlu alanla temasını kesmeyin. 2 saat sonra enfeksiyonu bu karışımla beraber vücudunuzdan çekebilirsiniz.
9. Güneş yanıklarına birebir soğan
Güneş yanıklarına genelde ülkemizde yoğurt sürerek çare buluyoruz. Ancak asıl tedavi soğanda. Yanıklarınızın üstüne soğan dilimleri koyun ve yanığın soğanın suyunu çektiğinden emin olun. Bunun üstüne bir yumurtanın akını sürerek tedavinizi sağlayabilirsiniz.
10. Arı ve sinek sokmalarında soğan
Ülkemize arı soktuğu zaman üstüne tezek sürmekten tükürmeye kadar pek çok çılgın tedavi yöntemi önerilir ancak asıl tedavi yine soğanda. Üstelik sadece arı değil, sivrisinek sokmalarında da bir hayli etkili bir yöntem. Hayır soğanı sürmeyeceksiniz. Evinizde yaz günleri sağda solda soğan kesip koyun bir kenarlara. Arılar ve sivrisinekler soğanın olduğu yerlere yaklaşmazlar. Arı sokmasına daha arı sokmadan savunmanızı almış olursunuz!

Kaynak: Radikal

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 5 Comments »

2.3 MİLYAR YILDIR DEĞİŞMEYEN SÜLFÜR BAKTERİLERİ YARATILIŞ GERÇEĞİNİN KANITIDIR

11988316_984881878229482_1467986014049156547_n[1]

Bu gizemli canlı için kimileri şaşkınlık içeren, kimilerinde çaresiz bir çırpınış gibi duran, “Biyologlar, 2.3 Milyar Yıldır Evrilmemiş Derin Deniz Sülfür Bakterisi Buldular”, “2 Milyar Yıldır Hiç Değişmeyen Bakteriler Evrim İçin Bir Bilmece”, “Darwin’i Gülümsetecek 2 Milyar Yıllık Gizemli Canlı” benzeri başlıklar atıldı.

Biz de bu yazımızda, yaratılışın delili olan, Darwinizmi ise çürüten bu haberi ele alacağız.

Washington Post’ta yer alan haberde dikkat çekici yönlerden biri, bilim insanlarının kimi yerlerde dolaylı cümleler kullansalar da, ‘Canlılığın 2 milyar yıldır şaşırtıcı bir şekilde değişmediği’ni ifade etmeleriydi:

“Okyanusların altında tarihin en geçmiş dönemlerine ait bir bakteri kolonisi dünya tarihinin neredeyse yarısı kadar bir süredir hiç değişmeden duruyor. Bu derin deniz canlıları çevrelerinde değişim olmasına rağmen, kendilerinde “tümüyle evrim olmadığını” gösteriyorlar. Sülfür çevrimi yaparak yaşayan bu bakterilerin aynı formları fosil kayıtlarında iki ayrı yerde bulundu ve günümüzde hala yaşıyorlar. Lifler halinde bulunan bu mikroplar 2.3 milyar yaşında, Batı Avusturalya’da fosilleşmiş çamur içinde tespit edildi. Aynı tür kolonilere 1.8 milyar yıllık kaya tabakalarında Şili ve Güney Afrika açıklarında da rastlanmıştı. New South Wales Üniversitesi’nden Prof. Malcolm Water, “Fosillerin içinde gördüğümüz bu mikroplar neredeyse bugün okyanuslarda gördüklerimiz ile aynı” diye açıkladı. “Biçimleri aynı ve yine aynı kimyasal işlemleri yapıyorlar.”

Görüldüğü gibi sülfür bakterilerinin 2 milyar yılı aşkın süredir hiç değişmemiş olması, ‘evrim yok’ olarak itiraf ediliyor, ancak bir yandan da bu bilimsel gerçek “çevrelerinde değişim olmasına rağmen”, “neredeyse” gibi eklemeler yapılarak yani demogoji ile örtbas edilmeye çalışılıyordu. Hatta kimi yerlerde evrimin olmaması, ‘Darwinizme aykırı değil’ gibi kendi içinde son derece çelişkili bir şekilde de yorumlanıyordu.

Değişimin olmaması ne anlama gelir?
Evrim teorisi canlıların günümüze dek değişerek geldiğini iddia eder dolayısıyla değişim yoksa evrim diye bir süreç de yaşanmamış demektir. Nitekim canlılık tarihi incelendiğinde sayısız canlı türünün milyonlarca yıl geçse de hiç değişmeden varlığını devam ettirdiği görülür. Bu canlılar milyonlarca yıl önceki örneklerinden farksız oldukları içindir ki biyologlar tarafından ‘yaşayan fosiller’ olarak tanımlanırlar. İşte bu makalede yer alan ve 2.3 milyar yıl öncesinden günümüze kadar hiç değişmeden gelen sülfür bakterileri benzeri yaşayan fosiller evrim teorisini çürüten, reddi mümkün olmayan bilimsel kanıtlardır.

CANLILIKTAKİ KOMPLEKS YAŞAM BASAMAKLANDIRILAMAZ

Evrim taraftarları yaşayan fosiller karşısında çaresizdirler. Materyalizm dini yani Darwinizmin iddialarına göre sözde, “tabiatın kendi kendini kademeli bir şekilde var etmiş olması” gerekir oysa tabiatta buna dair bir delil yoktur. Türler evrimcilerin öngördükleri, ilkelden gelişmişe doğru basamaklarla sıralandırılamamaktadır. Kompleks canlı formları bir anda ortaya çıkmaktadırlar ve canlılığın ilk ortaya çıktığı prekambriyen devirde zaten vardırlar. Örneğin bugün en ileri laboratuvarlarda bile benzeri gerçekleştirilemeyen reaksiyonları, fotosentez yapan algler 3,2 milyar yıl önce zaten yapabiliyorlardı. Bu harika mikroorganizmalar atmosferin %21’lik oksijen oranını sağlamada ana rolü oynadılar. Işığın ulaşamadığı okyanus derinliklerinde ise bakteriler başka bir enerji kaynağı kullanıyorlardı: Sülfür.

BAKTERİLERİN ZEHİRLİ KÜKÜRTÜ TEMİZLEMESİ NEDEN ÖNEMLİ?

Dünyamız 4.6 milyar yıl önce oluşmaya başladığında, atmosferimiz volkanik patlamalar nedeniyle yoğun kükürt ile kaplıydı. Suyun yoğunlaşmasıyla birlikte, okyanuslar oluştuktan hemen sonra, mevcut kükürt suda kolaylıkla çözünebilir olduğu için atmosfer kükürtten temizlendi. Denizlerdeki yüksek kükürt oranı ise, bugün daha çok hidrotermal kaynakların yakınlarında yaşamalarıyla bilinen, temel enerji kaynağı olarak hidrojen sülfiti kullanan kemosentetik bakteriler sayesinde azaldı. Sülfür-bakterileri olarak da isimlendiren bu özel bakteriler bu işlemlerle bir yandan glikoz elde ederlerken diğer yandan denizleri temizleyip yaşanabilir hale getirdiler.

Sülfür bakterileri hidrojen sülfürün (H2S) zehirleyici özelliğini etkisiz kılacak çok özel tepkimeler yürütür. Üstün akıl ürünü bu hassas nükleer tepkimeler sayesinde zehirlenip ölmedikleri gibi ihtiyacını duydukları besini ve enerjiyi de temin ederler. Bu bakteriler hidrojen-sülfürü (hidrojen-sülfid) oksijen ile “yakarak”, su ve çeşitli sülfatlar üretirler. (HidrojenSülfür + Oksijen –> Su + Sülfatlar) Denizlerde yaşam için hayati olan bu kimyasal işlemin gerçekleşmesi, kükürdü işleyebilen özel bakterilerin varlığı dışında mümkün değildir.

PROTEİN ANCAK EKSİKSİZ BİR HÜCREDE HAYAT BULABİLİR

Sülfür bakterileri 3 milyar yıldır aynıdır. Hiçbir değişimin olmaması evrim teorisini çürütmekle beraber, bu bakterilerin nasıl ortaya çıktığı da evrimciler için açıklanması gereken bir durumdur. Ancak bırakın tek bir hücrenin meydana gelişini, onu oluşturan tek bir proteinin bile ortaya çıkışı birbirini takip eden tesadüf basamaklarıyla açıklanamaz. Herhangi bir hücrenin tek bir proteini bile hücre zarı ile güvence altına alınmış, asiditesi kontrol altında tutulan kapalı bir ortama ihtiyaç duyar. Tabi hangi aminoasidin hangi aminoasid ile nasıl sıralanacağı da DNA ile tarif edilmiş olmalı, bu kodlar başka proteinler tarafından okunarak deşifre edilmeli, sonrasında aminoasitler ribozomal proteinlerin hassas çalışması ile birleştirilmeli, chaperon proteinleri de bu zinciri üç boyutlu haline paketlemelidir. Bu şekilde, tek bir proteinin sentezi için ortalama 100 farklı protein çeşidi gerekmektedir, ayrıca bunların çalışabilmeleri için de mitokondri tarafından enerjinin devamlı olarak sağlanması gerekir ki bu da tam teşekküllü bir hücrenin içinde çalışmaları demektir. Yani hücre tam olarak varsa bir protein olabilir. Bu şart, canlılığın bir anda mucizevi şekilde ortaya çıkmasını gerektirir ki, bu Allah’ın ‘Ol’ demesiyle yaratışıdır.

BİLİMSELLİKTEN UZAK ÇARPIK EVRİMCİ İZAHLAR YARATILIŞ GERÇEĞİNİ ÖRTEMEZ

Evrim gibi bir sürecin yaşanmamış olması ‘yaşayan fosiller’ ile kanıtlanmış apaçık bir gerçektir. Sülfür bakterileri ve sayısız türe ait değişmemiş fosil örnekleri, evrimcilerin her türlü çarpık açıklamalarına rağmen, sonsuz güç sahibi, üstün yaratıcımız olan Allah tarafından bir anda var edildiklerini ve çağlar boyunca sabit kaldıklarını şüphe bırakmadan gösteren kanıtlardır.

kaynak: karbonat facebook sayfası

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

30 Yaşından sonra kadın…

11990377_1675163199366810_6691897999499689137_n[2]

” Yaşım ilerledikçe, en çok otuz yaşını aşmış bayanlara değer vermeye başladım.”

İşte bunun sebeplerinden bir kaçı:

Otuz yaşını geçmiş bir kadın asla sizi gecenin bir yarısı uyandırıp “ne düşünüyorsun?” diye sormaz…

Umurunda degildir çünkü ne düşündüğünüz.

Diyor ki…

Otuzunu aşmış bir kadın TV deki maçı seyretmek istemiyorsa, söylene söylene TV ‘nin karşısında yanınızda oturmaz…

Yapmak istediği bir şeyi yapar. Ve bu genellikle daha enteresan bir şeydir.

Otuz yaşını aşmış bir kadın kendini yeterince iyi tanır ve kendinden emindir…

Kim olduğunu, ne olduğunu, ne istediğini, ve kimden istediğini bilir.

Otuzunu asmış çok az kadın onun hakkında ya da yaptıkları hakkında ne düşündüğünüzü önemser.

Otuz yaş üstü kadın çoğunlukla büyük aşklara, ömür boyu sürecek bağlılıklara doymuştur.

Hayatında en son ihtiyacı olduğu şey bir başka mız mız, devamlı söylenen, ne yapacağına karışan, yapışkan bir aşıktır.

Otuzunu aşmış kadın, ağırbaşlıdır.Bir operanın ortasında ya da pahalı bir restoranda sizinle çığlık çığlığa

kavga etmesi cok nadirdir…

Ha tabi hakettiyseniz, size vururken de hiç tereddüt etmez, sonuçlarına katlanmayı da planlayarak…

Otuzunu asmış kadın övgüler yağdırmakta çok bonkördür, çoğu hak edilmemiş bile olsa…

çünkü takdir edilmemenin ne olduğunu iyi bilir.

Otuzunu asmış kadın sizi bayan arkadaşlarıyla rahatlıkla tanıştıracak kadar kendine güvenir…

Daha genç bir kadın, en iyi arkadaşını bile görmezlikten gelebilir, yanındaki adama güvenmediği için.

Otuz yaşın üstündeki kadın sizin onun arkadaşına ilgi duymanızı hiç sallamaz….. arkadaşının onun aldatmayacağını bilir.

Kadınlar yasları ilerledikçe medyumlaşırlar. Ona günah çıkarmanıza Hiç gerek yoktur… Onlar her haltınızı bilirler.

Otuz yaşını aşmış bir kadın Kıpkırmızı bir ruj sürdüğünde bu ona çok yakışır. Ama daha genç kadınlarda böyle değildir. Çiğ durur…

Otuz üstü kadınlar açıksözlü, doğrucu ve dürüsttürler… Onun için ne anlam taşıdığınızı merak etmenize gerek yoktur…

Ne kadar geri zekalı olduğunuzu bir çırpıda açık açık söyleyiverir…

Eğer bir geri zekalı gibi davrandıysanız…

Andy Rooney..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Friends’in Efsane Karakteri Phoebe’den Öğrendiğimiz 20 Hayat Dersi

Phoebe belki de Friend dizisinin en kendine has karakterlerinden biriydi. Aptal sarışın kavramı ilk kendisinden çıkmıştı, halbuki çok da aptal sayılmazdı. Sadece biraz patavatsız ve fazlasıyla dürüsttü. Phoebe karakterini harika canlandıran Lisa Kudrow, sanki rol onun için yazılmışcasına bizleri bol bol kahkahaya sürüklerdi. İşte Friends’in efsane karakteri Phoebe’den öğrendiğimiz 20 hayat dersi.

1. İstediğin şeyler konusunda dürüst ol…

İstediğin şeyler konusunda dürüst ol...

‘dünya barışı istiyorum… şey birde daha büyük göğüsler.’

2. ….ve onları istediğini belirtmekten çekinme:

....ve onları istediğini belirtmekten çekinme:

‘Eğer gelecek gösterilerim hakkında e mail almak istiyorsanız lütfen bana para verin ki bir bilgisayar alabileyim.’

3. Sıradan işleri yapmaya mecbur değilsin.

Sıradan işleri yapmaya mecbur değilsin.

– Phoebe yardım etmek ister misin?

+Oh keşke yapabilseydim ama istemiyorum.

4. Görünüşünü her zaman aksesuar ile tamamla.

Görünüşünü her zaman aksesuar ile tamamla.

5. Güzel bir yüzden çok daha fazlası olduğunu asla unutma.

Güzel bir yüzden çok daha fazlası olduğunu asla unutma.

‘Zaman zaman aptalı oynuyor olabilirim ama harika bir kalçası olan sarışından daha fazlasıyım.’

6. Çocuklara hayatın gerçekleri hakkında dürüst ol.

Çocuklara hayatın gerçekleri hakkında dürüst ol.

‘Ve çiftçi onu başında vurup öğütücüye attı, işte hamburgerin nasıl elde edildiği.’

7. Her zaman pozitif olmaya çalış.

Her zaman pozitif olmaya çalış.
Phoebe: Zor bir hayatım oldu. Annem uyuşturcu satıcısı tarafından öldürüldü
Monica: Annen intihar etti.

Phoebe: Annem uyuşturucu satıcısıydı.

8. İnce flört sanatını öğren…

İnce flört sanatını öğren...

 -Phoebe. Harika bir isim.

+Gerçekten sevdin mi? Bir de telefon numaramı duymalısın.

9. …ve baştan çıkarma sanatını da.

...ve baştan çıkarma sanatını da.

‘Belki senin için dans ederim…’

10. Gerçekten dürüst olman gereken zamanlar da olacak tabii.

Gerçekten dürüst olman gereken zamanlar da olacak tabii.

‘Chandler’ la ilk tanıştığımda onun gay olduğunu düşünmüştüm fakat şimdi onun düğün günü için şarki söylüyorum.’

11. Sinirlensen bile her zaman cool kal, bu sana üstünlük sağlar.

Sinirlensen bile her zaman cool kal, bu sana üstünlük sağlar.

‘Kafanı bir duvara sürtmeden önce gitmeliyim.’

12. Bazen bazı durumlarda dramatik davranmak gerekebilir.

Bazen bazı durumlarda dramatik davranmak gerekebilir.

‘GÖZLERİM!’

13. Hatta en yakınlarınızdan bile saklamanız gereken sırlar olabilir.

Hatta en yakınlarınızdan bile saklamanız gereken sırlar olabilir.

‘Bildiğimizi bildiklerini bildiğimizi bilmiyorlar.’ *gözlerim kanadı, sanırım*

14. Gerçekten kıskanç biri olabilirsin ama bu sorun değil.

Gerçekten kıskanç biri olabilirsin ama bu sorun değil.

‘Herkes çok mutlu görünüyor. Bundan nefret ediyorum.’

15. Fikirleriniz veya önerileriniz asla aptalca değildir.

Fikirleriniz veya önerileriniz asla aptalca değildir.

‘Kız olursa phoebe erkek olursa pheebo.’

16. Sizin için tamamen yanlış kişi olduğunu bilseniz bile biriyle takılmak sorun değildir.

Sizin için tamamen yanlış kişi olduğunu bilseniz bile biriyle takılmak sorun değildir.

‘Tamam belki o ruh eşim olmaya bilir ama bu kızında ihtiyaçları var.’

17. Erkekleri asla çözemiceksin, ne kadar sıkı denersen dene.

Erkekleri asla çözemiceksin, ne kadar sıkı denersen dene.

‘Erkeklerin nasıl olur da bu kadar kaba şeyler yapıp hiç birini önemsemediğini anlamıyorum.’

18. Arkadaşlarına ‘küçük’ hediyeler al.

Arkadaşlarına 'küçük' hediyeler al.

Phoebe:  Hey sana bir hediye aldım!

Chandler:  Aman tanrım onu nerede sakladın?!

19. Arkadaşların arasında arabuluculuk yapmaktan geri durma.

Arkadaşların arasında arabuluculuk yapmaktan geri durma.

‘Eğer hapisanede olsaydık ikinizde benim sürtüğüm olurdunuz.’

20. Ve sonunda, her zaman odada ki en havalı kişi sen olucaksın.

Ve sonunda, her zaman odada ki en havalı kişi sen olucaksın.

‘Ben gerçekten havalı biriyim.’

Ya Tutarsa? Erkeklerden Hepimizin Malumu 27 Yalan Denemesi

 

Genel kanı erkeklerin yalan söylemeyi beceremediği yönündedir ki haklıdır. Ancak erkekler bitmek tükenmek bilmeyen bir ısrarla, benzer yalanları her gün söylemektedir. Bir şey 40 kere söylersen olurmuş diye düşünen erkeklerin yalanlarından bir derleme. Kaldı ki zaten hepsi bildiğiniz, duyduğunuz şeyler.

1. Hı-hı dinliyorum kulağım sende

Hı-hı dinliyorum kulağım sende

Kadınlar mı çok “beni dinliyor musun” diye soruyor yoksa erkekler mi dinlemeyi beceremiyor?

2. Bir şey yaptığım yok ya, evde oturuyorum

Bir şey yaptığım yok ya, evde oturuyorum

Bunu söyleyen erkeklerin %90’ı ya barda ya diskoda…

3. Kız yok ya erkek erkeğe takılacağız

Kız yok ya erkek erkeğe takılacağız

Aslında bir şey yapacağından değil, ama kız olduğunu bilirse sevgilisi üzülür, ondan yani.

4. Aşk olmadan yapılan seksin hiçbir kıymeti yok benim için

Aşk olmadan yapılan seksin hiçbir kıymeti yok benim için
Türk erkeği kadar cinsellikte aşk arayan başka erkek milleti yok. Aşk illaki olacak, kesin aşk, hep aşk…

5. Akşama iş yemeği var

Akşama iş yemeği var

Öyle bir hal aldı ki artık gerçek iş yemekleri bile kabul görmüyor.

6. Sana güveniyorum ama insanlara güvenmiyorum

Sana güveniyorum ama insanlara güvenmiyorum

Sen iyisin de çevren kötü.

7. Ben senin beynini seviyorum

Türk erkeği zekaya, bilgiye önem verir.

8. Sen çok farklısın

Sen çok farklısın

sen çok farklısın

  • mesela neyim?
  • ya öyle işte farklısın
  • birini söyle
  • fark…

9. Geçmiş geçmiştir, geçmişin beni hiç ilgilendirmez

Geçmiş geçmiştir, geçmişin beni hiç ilgilendirmez

Türk erkeğinin söylediği yalanlar derecelendirilse, 1’incilik kesinlikle bu yalanın olurdu.

10. İlk kez birisine seni seviyorum dedim

İlk kez birisine seni seviyorum dedim

Daha ne ilkler göreceksiniz, bilseniz şaşırırsınız.

11. Ciddi bir ilişki yaşamaya hazır değilim

Ciddi bir ilişki yaşamaya hazır değilim

Biraz ilgi göster bakalım belki hazırlanırım.

12. Onunla aramızda hiçbir şey geçmedi, adını bile hatırlayamadım inan

Onunla aramızda hiçbir şey geçmedi, adını bile hatırlayamadım inan

Şeceresini sayar.

13. Ben seni hak etmiyorum

Ben seni hak etmiyorum

Artık bu lafın doğru kullanımı kalmadığı için yürürlükten kalktı. Hepsi yalan çünkü.

14. Kadın dediğin biraz ele gelmeli, tahta gibi ne o öyle

Kadın dediğin biraz ele gelmeli, tahta gibi ne o öyle

Sen Adriana Lima‘dan daha güzelsin canım.

15. Bence çok yakıştı, hemen alalım bunu

Bence çok yakıştı, hemen alalım bunu

2 saatlik alışverişin ardından çuval giyerek test edin, aynısını söyleyecektir.

16. En fazla iki bira içip kalkarım

En fazla iki bira içip kalkarım

Arkadaşlar çok ısrar etti…

17. Porno mu? Hiç izlemedim, bilmiyorum

Porno mu? Hiç izlemedim, bilmiyorum

Nasıl bir şey o? NE!? inanmıyorum böyle şeyler mi var?

18. Bu eve giren ilk kız sensin

Bu eve giren ilk kız sensin

Günahını almayalım belki sık ev değiştiriyordur.

19. Seninle yaşlanmak istiyorum

Seninle yaşlanmak istiyorum

Belli bir ana kadar (!) neler söyleyebileceğine inanamazsınız.

20. Seni üzmekten korkuyorum

Seni üzmekten korkuyorum

Seni terk edeceğim ama terk etmeyi beceremem, illaki kalbini kırarım.

21. Yok ya ne kıza bakması dalmışım

Yok ya ne kıza bakması dalmışım

Hatta orada kız olduğunu bile siz deyince fark etti.

22. Daha önce hiç olmamıştı, ilk defa başıma geliyor

Daha önce hiç olmamıştı, ilk defa başıma geliyor

Veya belki de uzun süreden beri ilk defa olduğu içindir… olamaz mı?

23. Film falan da izleriz…

Film falan da izleriz…

Pul koleksiyonu göstericilerin evrilmiş hali.

24. Sen bir de karşıdaki adamı görecektin

Sen bir de karşıdaki adamı görecektin

Offf dağıldı var ya, zor topladılar adamı.

25. Asla yalan söylemem, yalanı hiç sevmem

Asla yalan söylemem, yalanı hiç sevmem

Al işte sana kaya gibi paradoks.

26. Sadece sana sarılıp yatmak istiyorum

Sadece sana sarılıp yatmak istiyorum

 Sarılacağı kesin ama “sadece” kısmında sıkıntı olabiliyor, dikkat.

27. Ben senin bildiğin erkeklerden değilim, beni tanıdıkça ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın

Ben senin bildiğin erkeklerden değilim, beni tanıdıkça ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın

Spoiler vermek gibi olacak ama sonunda hiçbir şey olmuyor. Adam aynı adam, bekleyecekseniz boşa beklemeyin diye şey ettik.

Çakralarınızın Sağlıklı Çalışması İçin Odaklanmanız Gereken Düşünceler…

Çakra[1]

Kök Çakra;

Dünyayı ihityacım olan herşeyi karşılayan güvenli bir yer olarak görüyorum. Hayata kendimi güvenle açıyorum ve benim için hazırladığı herşeyi kabul ediyorum. Tüm davranışlarım yeryüzüne ve yaşamın üretici gücüne bağlı kalıyor; hayatımı yaratıcı olarak şekillendiriyorum
Kararlılık ve başarma gücüne sahibim. Hayata endişelenemek ve belirsizlik duyguları ile yaklaşmıyorum

İkinci Çakra;

Başkalarına kendimi açıyorum ,doğal ve içten davranıyorum. Yasam enerjisi bedenimden, ruhumdan ve zihnimden akıyor. Hayata coşku ve hayret ile yaklaşıyorum. Duygularım gerçek ve samimi,eylemlerim yaratıcı Kendim ve çevremdekiler için canlandırıcı bir enerji sağlıyorum

Mide (Solar pleksüs) Çakrası;

Hayata ve yaşamdaki yerime dair huzurluyum ve dengeliyim Kendimi ve başkalarını kabul ediyorumTüm davranışlarımın ruhsal ve maddi gelişime katkıda bulunmasına özen gösteriyorum Işik ve enerji ile doluyum ve bu nedenle çevremdeki olumsuzluklara karşı korunuyorum İsteklerim gerçekleşiyor çünkü aradıklarımı kendime çekiyorum Bolluk doğuştan gelen bir hak ve ilahi bir miras Çevremde engeller değil, bana açık olan yollar görüyorum

Kalp Çakrası;

Kalbimdeki enerjiler dünyayi değiştirecek, insanları birleştirip,uzlaştıracak ve iyileştirecek şekilde olumlu bir yöne sahip Sıcaklık, samimiyet ve mutluluk ile doluyum Çevremdekilere güven ve neşe veriyorum Şefkat ve yardım etme isteği ile doluyum Duygularım şüpheden ve belirsizlikten uzak Kendimi evrende uyumlu,güvende ve rahat hissediyorum

Boğaz Çakrası;

Duygularımı,düşüncelerimi ve iç bilgimi özgürce ifade ediyorum. Zayıflığımı açığa çıkartmaya da gücümü göstermeye de cesaretim ve yeteneğim var. Kendime ve başkalarına karşı dürüstüm Sesim gür ve melodili Zorluk ve direnç ile bile karşılaşsam Hayır deme cesaretimi yitirmiyorum. Başka insanların düşünceleri beni yolumdan saptırmıyor ve kandırmıyor. Önyargılardan arınmış bir içözgürlüğe sahibim İçsesimi dinliyorumYaratıcı ifade için kullandığım herşey bana bilgelik ve doğruluk getiriyor

Üçüncü Göz Çakrası;

Bilimsel arastirmalara ve felsefi gerçeklere ilgi duyuyorum Çoğu şeyi sezgisel olarak anlayabiliyorum İdealizm ve hayal gücü düşüncelerimi oluşturuken anahtar işlevi görüyor. Düşüncelerimi gerçeğe dönüştürebiliyorum. Akılcı düşüncenin sınırlarını asip sezgilerim ile aklimi birlestiriyorum

Taç Çakrası;

Bilincim sakin ve açık Birşeyi bilmek istiyorsam tüm dikkatimi ona yönlendiriyorum. Böylece evrenle birliğim sayesinde herşey içimde varoluyor. Böylece evrenle birliğim sayesinde herşey, her bilgi içimde varoluyor İç görü, bütünlük ve dinginliğe sahibim

kaynak: sonsuz şifa

Cavit Çağ

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Şiddete Uğrayan Kadınların Sorumlusu Biraz Da O Erkeklerin Anneleridir…

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

Bütün bu kadına yönelik şiddet hareketleri, boşanmadan sonra bile kadını takip etmek, ayrılığı kabul etmemek, hayır cevabını duymamazlıktan gelmek, erkeklerin marifeti gibi gözüküyor ama hayır onları yetiştiren siz anneler siz kadınların da bu işte parmağı var.

Ey anneler erkek çocuklarınıza anlatın; bir kadının hayırı hayırdır.

Erkek çocuklarınıza anlatın, kadınlar sizin malınız değildir.

Erkek çocuklarınıza anlatın, sizi istemeyen kadının yanında işiniz ne hala, basın gidin. Başka kadın mı yok allahaşkına…

Erkek çocuklarınıza anlatın, şiddetle o kadın size geri dönmez. Anca sizden nefret eder.

Erkek çocuklarınıza anlatın, kadını takip ederek, hayatına karışarak onu elde edemezsiniz anca ona saygısızlık yaparsınız o kadar…

Erkek çocuklarınıza anlatın kadınlar onların köleleri değildir.

Ey erkekler; sizi istemeyen bir kadını rahat bırakın, hele onu malınız gibi görme hakkını nereden buluyorsunuz . Hele ki ona şiddeti, el kaldırmayı nasıl yapabiliyorsunuz. Hele ki size hayır demiş niye gitmiyorsunuz. Salak mısınız, aptal mısınız, saygısız mısınız? Kadının size sadece tiksintiyle bakmasına yol açıyorsunuz hala anlayamadınız mı?

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Haklı Olduğu Halde Susmayı Tercih Eden İnsanların 15 Ortak Özelliği

Eğer haklı olduğunuz halde susmayı başarabiliyorsanız, fıtratınızda sabır var. Ne diyelim?

1. Hakkını aramadığı için sustuğu zannedilir.

Hakkını aramadığı için sustuğu zannedilir.

Öyle olmadığını hepimiz biliyoruz tabii ki.

2. Oysa ki bu kişiler, bir an evvel karşısındaki sussun diye beklemektedir.

Oysa ki bu kişiler, bir an evvel karşısındaki sussun diye beklemektedir.

3. Ama sustukça daha çok üstlerine gidilir.

Ama sustukça daha çok üstlerine gidilir.

Loading Saaabbbbbııııııı…..r

4. O sırada hayal dünyasında muhtemelen şöyle bir şeyler yapıyordur:

O sırada hayal dünyasında muhtemelen şöyle bir şeyler yapıyordur:

Kafasına sanal ortamda karpuz atıyordur.

5. Bir süre sonra karşısındakinin saçmalamasını izlemek büyük keyif vermeye başlar.

Bir süre sonra karşısındakinin saçmalamasını izlemek büyük keyif vermeye başlar.

Haykırışlarına cevap alamayan mağdur, olayı iyice çığırından çıkarmaya kararlıdır çünkü.

6. Kavga etmeyi sevmeyen insanlardır. Olayı en kısa yoldan çözmeye çalışırlar.

Kavga etmeyi sevmeyen insanlardır. Olayı en kısa yoldan çözmeye çalışırlar.

İstediği kadar kısa ve net cümleler kursun, karşı taraf onu da uzatmasını bilir.

7. Kısa kesmek için bazen böyle cümleler kullanırlar.

Kısa kesmek için bazen böyle cümleler kullanırlar.

taam taamamm sen haklısın

8. Ya da olay hiç başlamadan, “yaw hee hee” deyip geçenler de yine bu insanlardır.

Ya da olay hiç başlamadan,

9. Büyük ihtimalle daha öncesinde de böyle insanlarla ağız dalaşına girmiş olduklarından, artık dillerinde tüy bitmiştir.

Büyük ihtimalle daha öncesinde de böyle insanlarla ağız dalaşına girmiş olduklarından, artık dillerinde tüy bitmiştir.
Allahım sana geliyorum

10. Bu nedenle “Anlatsam da nasıl olsa anlamayacak,” diye düşünüp susmayı tercih ederler.

Bu nedenle

11. Aslında cevap vermeyerek, karşısındaki kişiyi kaale almadığını son derece net bir şekilde belirtirler.

Aslında cevap vermeyerek, karşısındaki kişiyi kaale almadığını son derece net bir şekilde belirtirler.
Anlayana tabii…

12. Uyguladığı bu stratejiyle karşısındakini çıldırtmayı amaçlıyor olabilir.

Uyguladığı bu stratejiyle karşısındakini çıldırtmayı amaçlıyor olabilir.
Resmen akıl oyunları bunlar…

13. Karşı taraf konuşmaya devam etsin, o muhtemelen içinden şeytani planlar yapıyordur.

Karşı taraf konuşmaya devam etsin, o muhtemelen içinden şeytani planlar yapıyordur.

Sessiz adamdan korkacaksın…

14. Aslında böyle insanların karşısında bağırıp çağıracağınıza sakin kalsanız konuşacaktır.

Aslında böyle insanların karşısında bağırıp çağıracağınıza sakin kalsanız konuşacaktır.

Sen bağırdıkça, adamın söylemediği her kelime kıymete biniyor.

15. Karşısındaki insanı kırmak istemedikleri için susarlar.

Karşısındaki insanı kırmak istemedikleri için susarlar.
Aslında bir konuşsalar, neler söyleyecekler de… Gene iyisiniz… 😎

Burcuna Göre Erkeklerin Sinir Bozucu Özelliklerini Yazdık… Seç, Beğen ,Al…

2015te-Aslan-burcunu-neler-bekliyor[1]

1. Koç Burcu Erkeği

Bir insanın uzak durması gereken erkek tiplerinin başında geliyor.  Çok bilmiş ukala tiplerdir bunlar. Hiçbir şeyi beğenmezler. İlişkide kendi yaptıkları hataları örtbas edip aynı hatayı sen yapınca yüzüne vurmak için fırsat ararlar. Seni kırar ve bunun hiç farkında olmaz. Her şeyi en iyi o bilir ama her şeyi. Ama seni kırdıklarını üzdüklerini bir türlü bilmezler. Yükseleni başak ya da aslan olanlar bir ölçü tercih edilebilir. Tavsiye ederiz.

2. İkizler Burcu Erkeği

 
Kıskançlık krizleri geçiren bir sevgili mi istiyorsunuz? Buldunuz. Hastalıklı ilişkilerde bu burcun erkeği her zaman başrollerdedir.  Güvenilmezdirler. Yalan ekmek peynir gibidir onlar için.  Kısaca uzak durun. Yükseleni aslan olanlar bir ölçü tercih edilebilir. Tavsiye ederiz.

3. Boğa Burcu Erkeği

 
Uyuşuk mu uyuşuk, mıymıy mı mıymıy erkeklerden hoşlanıyorsanız hemen koşun. Aradığınızı buldunuz. Laftan anlamaz, iki ince söz bilmez. Bunlar yetmezmiş gibi bir de ana kuzusu. Ay burcu kova olanlar bir ölçü tercih edilebilir. Tavsiye ederiz.

4. Aslan Burcu Erkeği

Dikkat çekmek için kırk takla atan, en ufak eleştiride ortalığı ayağa kaldıran bir erkek modeli hoşunuza gidiyorsa hiç durmayın! Aradığınız sevgiliyi buldunuz. Kendini bu kadar beğenen ve zaman zaman küstahlığa varan davranışlara sahip erkek çok az bulunur. Ayrıca devamlı baskı kuran ve bunu sinsice yapan bir erkek türüdür.  Ay burcu koç ya da başak olanlar bir ölçü tercih edilebilir. Tavsiye ederiz.

5. Yengeç Burcu Erkeği

 
Rol kesmede bunlar kadar becerikli bir burç yoktur. Sen sanırsın ki dünyanın en mükemmel en şirin en sempatik insanı. Alakası yok. Her şeyleri rolden ibaret.  Çirkinleşmeye her zaman müsaittir. Yükseleni koç ya da boğa olanlar bir ölçü tercih edilebilir. Tavsiye ederiz.

6. Terazi Burcu Erkeği

 
Kararsiz, tembel, aklı bir karış havada bir erkek üstüne üstlük kıskanç. At çöpe kardeşim at. Bu adamdan ne köy olur ne kasaba. Ya nerede üretiyorlar bu modelleri anlamıyorum. Hepsi de gelir bizi bulur. Yine de tek umut yükselen de ay burcunda. Yükseleni kova,  ay burcu terazi olanlarda biraz umut var. Tavsiye ederiz.

7. Balık Burcu Erkeği

 
Özet geçiyorum: Vur kafasına al lokmasına! Son derece duygusal, her daim arabesk modunda olan bu erkek cinsinden size hayır gelmez. Bu modelin ay burcu aslan olanları fena değil. Tavsiye ederiz.

8. Başak Burcu Erkeği

 
Mıymıntı mı mıymıntı detay hastası bir erkek mi arıyorsunuz? İşte karşınızda.  Bu  model yaşlanınca hastalık hastası olur. Sorsan düzenli tertipli, sağlığına dikkat eden insan olarak kendini pazarlar ama alakası yok. Hanımlar bu modele özellikle dikkat edin. Dili gereksiz yere sivrilebilir, kabalaşabilir. Yükseleni terazi ya da yay olanlar bir ölçü tercih edilebilir. Tavsiye ederiz.

9. Akrep Burcu Erkeği

 
İçten pazarlıklı ve kıskanç. Bu iki sıfat bir erkekle ilişki kurmamak için yeterli sebepler. Herhangi bir arkadaşınla rahat rahat görüştürmez, ailenle birlikte vakit geçirmenden rahatsız olur, derdini açıkça söylemez, kafasında kurgular yapar. Bu burcun erkeğinden hiçbir şey olmaz. İki adım ötede dursunlar. Ama söylemiyoruz hatta öyle ki yükseleni ya da ay burcu da kurtarmaz. Gezegenler hangi doğrultuda durursa dursun olmaz. Ne Merkür retrosu ne de Venüs fark etmez. Bu burcun erkeğinden sana fayda gelmez.

10. Oğlak Burcu Erkeği

 
Kendinizi duvara konuşur gibi hissetmek mi istiyorsunuz? Tamam işte buldunuz aradığınız kişiyi. Bir şişme bebek almak yerine Oğlak burcu erkeği ile de sevgili olabilirsiniz. Arasında pek fark yoktur. Ay burcu Aslan ve Yengeç olanlar hariç tabii ki. Onları tavsiye ederiz.

11. Yay Burcu Erkeği

 
Yeteneksiz, işsiz güçsüz, dikkatsiz, kötü alışkanlıkların mıknatısı, uyuşuk, patavatsız…. Daha saymamı ister misin? Bu erkek modeli  için çok şey söylenebilir. İçimize atıyoruz.  Yükselenleri oğlak olanlar fena değildirler.  Tavsiye ederiz.

12. Kova Burcu Erkeği

 
Bunlar var ya bunlar ne çakaldırlar ne çakal. Saman altından su yürütürler anlamazsın. Hayal edebileceğin en büyük hatayı yapsalar da allem eder kullem eder kendisinin hatasız olduğuna ikna olursun üstüne üstlük sen kendini hatalı sanarsın. Huysuz ve dik kafalı bu erkek modelini yanınızda pek tutmayınız. Yükseleni başak olanlar bir nebze iyidir. Tavsiye ederiz.
Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

MARİLYN VE RABİA (MUTLAKA OKUYUN )

11227762_1658156061067524_8634682502233486756_n[1]
Marilyn Monroe, ölümünün üzerinden geçen yarım yüzyıla rağmen hâlâ bir efsane.

Gayri meşru olarak dünyaya gelen ve annesini tımarhanede yitiren Marilyn’nin, mutsuz bir çocukluk geçirdiği ve bakımevlerinde istenmeyen bir eşya gibi görülme duygusuyla yaşadıkça didiştiği bilinir.

Rabia’yı ise, Diyarbakır’da bir aşiret reisi olan Hacı Hüseyin’in kızı olmasına rağmen, aile çevresi dışında kimseler tanımaz.
Rabia, Marilyn’e kıyasla, ailesiyle birlikte mutlu bir çocukluk geçirmiş, beş kardeşin en güzeli ve en küçüğü olarak bir dediği iki edilmemiştir.

Bu iki kadının Hollywood kökenlisi, gençlik yıllarından itibaren ünün doruğuna çıkmış, baş döndürücü bir popülerlik ve servet edinmiş, dilediği erkekle birlikte olup fırtınalı aşklar yaşamıştır.

Rabia ise, ergenlik dönemine geldiğinde taliplerinden Sefer’e, o yılların törelerine uygun biçimde -başlıkla- gelin edilmiştir.

Marilyn, üç kez evlenip onlarca erkekle flört ederken, Rabia ise eşi Sefer’e varlığını armağan edip, o günden itibaren yazgısına itaatle boyun eğmiştir.

Daha sonra Rabia’nın kocası Sefer, bir ömrün yoksullukla geçmeyeceğine karar verip, birkaç yıl içinde Almanya’ dan zengin bir adam olarak döneceğine Rabia’yı ikna etmiş ve Almanya’da otomotiv sektöründe işçi olarak çalışmaya başladığında, Rabia ise kaynanası ve iki çocuğuyla acı dolu günleri, yılları saymaya koyulmuştur.

Marilyn, geniş salonlarda onlarca erkeğin iltifatlarıyla şuh kahkahalar atarken, Rabia ise şirret bir kaynananın bekçiliğinde her gün ağlamayı yazgı bilmiştir.

Rabia, evinin perdelerini açamaz, dış kapısının önünü bile -bir başka erkeğe bakmasın diye- süpüremez olmuştur.Kaynanası ve kayınları, Rabia, Sefer’i “namusuyla” (!) beklesin diye onu birkaç günde bir tokatlamayı da huy edinmişlerdir.

Bütün gazeteler Marilyn’in bir “narsisist” olduğunu yazarken, Rabia’nın ise hiç seçmeden, hiç istemeden Diyarbakır’ın varoşlarında bir “mazoşist” olabildiğini kimseler bilmemiştir…

Üç yıl sonra Almanya’dan döneceğine söz vererek giden sefer, her yıl sadece on beş ila yirmi gün tatilegelebilmiş ve Rabia’nın bütün sitemlerine rağmen “iki daire ve bir ekmek fırını parası biriktirmeden Diyarbakır’a dönemeyeceğini,” söyleyerek ona sadece “sabır” dilemiştir…

Marilyn, fırtınalı yaşamından dolayı psikolojik tedavi görmeye başlarken, Rabia ise bir kaynana ve iki çocuğu ile dört duvar arasında silik ve dingin, bunaltıcı yıllar geçirmekten giderek psikolojik bir vaka haline gelmiştir.

Onu tedavi eden de olmamış, aradan upuzun on yıl geçmiş ve Sefer, iki daire, bir de ekmek fırını parası biriktirip nihayet- Almanya’dan dönmüştür.

Kaynanası ve kayınbiraderleri görevlerini yapıp (!) tam on yıl boyunca Rabia’nın yanına bir erkek sineği bile yaklaştırmayarak, onun bedenini Sefer adına bir yetkiyle korumuşlardır.Bedenini korumuşlardır ama, Rabia’nın ruhsal durumu yıllarca yaşadığı intihar boğuntularıyla artık paramparçadır…

Marilyn, çevresinde şöhreti ve parası için dolaşan yüzlerce insandan hangisinin gerçek dost, hangisinin sevgili olduğunu kalabalığın kuşatmasında anlayamadığı için tedavi görürken, Rabia ise on yıl süren upuzun bir yalnızlıkta sadece Sefer’in adını sayıklamaktan bir şizofrendir artık…

Marilyn, Saint Exupery, Dostoyevski, Miller okurken ve Miller’le flört ederken, ilkokul çıkışlı Rabia ise Sefer’i beklediği günlerdeki yalnızlıkta çocuklarının hikâye kitaplarını okumuş, radyo programları, haberlerden vb yerlerden Napolyon’un, Gorbaçov’un kim olduklarını öğrenmiştir.

Diyarbakır’a yıllar sonra dönen Sefer, artık Rabia’yı tanıyamamaktadır; çünkü Rabia, her sabah Napolyon Bonapart’ın selamını Gorbaçov’a ulaştırmak üzere evden çıkmakta ve Sefer’in Almanya’dan getirdiği fötr şapkayı giyip, dudaklarının kıyısına bir sigara iliştirip düşsel olarak kurguladığı ordulara kendince komutlar vermektedir.

Belki de kendini hep arzuladığı bir özgürlüğün kollarına böyle bırakmaktadır; artık şuursuzdur…

Rabia’yı bir süre gözleyen Sefer, anasına, artık Rabia’nın kendisine kadınlık yapamaya cağını, bu yüzden yeni bir evlilik için genç ve güzel bir kadın bulmasını söyler. Başlık parası fazlasıyla ödenir ve kırk beş yaşındaki Sefer’e on yedi yaşlarında bir kız bulunur civar köylerden; incecik, gencecik bir kız.

Rabia, artık otuz yedi yaşına gelmiş ve yıllarca evde oturmaktan hayli kilo almış bir delidir (!) Sefer, küçük bir oda tutar Rabia ve çocuklarına; kendisi de genç eşiyle yeni aldığı daireye çekilir. Rabia’yı bağlamak da bir çözüm getirmez ve kaldığı evin duvarları dışında ne varsa her şeyi paramparça ederek dışarı, sokaklara kaçar durur…

Rabia, artık Diyarbakır’ın muhtelif semtlerinde kâh Napolyon’un askerlerine komutlar verirken, kâh yollarda, kaldırımlarda oturup bir başına ağlarken görülmektedir. Artık kocası Sefer’in hiçbir işine yaramayan Rabia’nın onuru ve delirmiş yalnızlığı ne kaynanasının ne kayınbiraderlerin umurunda değildir…

Rabia, bir akşam Diyarbakır’ın Dağkapı semtinde SSK hastanesi bitişiğindeki askeri karargâh civarında yürürken, nasılsa kırmızı şapkalı kızın büyükanne kılığına giren kurt tarafından yenmek üzere olduğunu düşler. Kırmızı şapkalı kızın kulübesi ise, askeri karargâhın içindeki karanlık alandadır.

Rabia, arkasında yürüdüklerine inandığı Napolyon’un askerlerine komut verir ve kırmızı şapkalı kızı kurtarmak üzere tel örgülerle çevrili yasak alana girer…

Nöbetçi askere, karargâha parolasız girmeye kalkan olursa ona vurması emredilmiştir. Asker uyarır, bağırır, ama kırmızı şapkalı kızı kurtarmaya giden Rabia, o an hiçbir şey duymaz…
Nöbetçi askerin önce bir, ardından ik kurşun Rabia’nın bedenine isabet eder.Rabia, vurulup yere düşerken bile hâlâ Napolyon’un askerlerine komutlar vermektedir.

Namlusundan dumanlar çıkan nöbetçi er, onun mırıldandıklarından hiçbir şey anlamaz.Askerin onun hakkında bildiği tek şey “dur” ihtarına uymadığıdır…
Nöbetçi er, siyasal gerilimin alabildiğine boyutlandığı o günlerde olağanüstü hal bölgesi kapsamındaki Diyarbakır’daki kışla nöbetinde, aklınca kendisine verilen “emre itaat” etmiştir(!)

Rabia, sonraki gün sahipsizler mezarlığına gömülür ve o yıl bazı insan hakları dernek ve kurumlarının yıllıklarının Güneydoğu’daki “yargısız infaz”lar listesinde adı geçer.
Oysa ki ölümü değil, asıl Rabia’nın yaşamı bir yargısız infazdır…

Bu iki efsane kadın, benim kalbimde yıllar yılı ev sahibi gibi oturup kalmışlardır ve daha kalmaktalardır.Çünkü Marilyn, biricik platonik aşkım, Rabia ise öz teyzemdi benim…

Sevgili Marilyn, Cemal Süreya’nın dediği gibi, “şimdi cehennemde Nietzsche’nin metresi olmalıdır”; anamın kara gözlü bacısı Rabia ise, belki cennette bile hâlâ Sefer’i sayıklamaktadır…

Yılmaz Odabaşı – Sevginin Herkesten Şikâyeti Var adlı kitabından

Birini suçlamak üzere ileri uzattığın elinin üç parmağının seni gösterdiğini unutma

420506_10151157449162906_821223126_n[1]

Birini suçlamak üzere ileri uzattığın elinin üç parmağının seni gösterdiğini unutma

Nietzsche

Huzur korkusu

11834780_1112972542050623_35134824098178345_o[1]

Çağımızın en ciddi fobisinin “huzur korkusu” olduğunu gözlemliyorum. Bu korku o kadar kısıtlayıcı ve akıl karıştırıcı bir korku ki, insanlar huzursuzluğun neden olduğu sorunların pençesinde kelimenin gerçek anlamında inim inim inlerken, tüm hakiki potansiyellerini çürütürken, tüm ilişkilerini anlamsızlaştırırken, her güne heyecanla uyanmak yerine bezgin ve aynı şeyi yaşayacak olmanın sıkıntısı ile uyanırken, hayatın anlamından gittikçe uzaklaştırırken, bütün bunları çaresi olan huzur ile karşılaştıklarında donmuş bir insanın ateşle karşılaştığında verdiği acı dolu tepkiyi veriyorlar. Huzur insanları korkutuyor. Huzur insanlara sıkıcı, anlamsız, yavan, korkutucu geliyor. Acıları huzursuzluktan geliyor olsa da bu acıların tedavisi olan huzur o kadar ürkütücü geliyor ki iyileşme yerine kötüleşmeyi, hastalığı tercih ediyorlar. En acısı da kendilerini bu hastalıktan kurtaracak olan çareleri ve bunları onlara sunan öğretmenleri, bilgeleri, yol göstericileri düşman bellemeleri, onları sıradanlaştırmaya, kendilerinden yapmaya çabalamaları.

İnsanlar bütün huzursuzukları aynı kalsın, huzursuzlukları için kullandıkları tüm uyuşturucular aynı kalsın, hala internet kullansınlar, hala cep telefonlarının içindeki dünyada yaşasınlar, hala televizyon şovlarında, boş konuşmalarda, siyasette, anlamsız tartışmalarda, dinlerde, öğretilerde, inançlarda kendilerini kaybetsinler, hala alkış, övgü açlığı duysunlar, hala delirmiş halde duyularını tatmin etmeye çalışsınlar, hala nevrotik komplekslerinin zorlamasıyla hareket etsinler, hala kendilerini gerçekte olmadıkları kişiler sanmayı sürdürsünler, hala çevrelerini gerçekte olmadıkları kişi oldukları yönünde ikna etmeye çabalasınlar ve bunların tümü olmayı sürdürürken huzurlu ve mutlu olsun istiyorlar.
Huzur korkusu, çağımızın en büyük korkusu. Bu korku, ilk olarak insanı aptallaştırmaya başladı, bugünlerde değersizleştiriyor ve anlamını yitirmesine sebep oluyor ve böyle giderse yakın bir zamanda büyük kısmını yok edecek.
Tüm varlıkların bir an önce uyanması için dua ediyorum.
Uyanın!

Cem Şen

“Yürürken nehrin kenarındaki dar, uzun havuzu fark ettiniz mi, bilmiyorum.
Nehirle bir bağlantısı yok, balıkçılar tarafından kazılmış olmalı. Derin ve geniş nehir sakince akarken bu havuz pislikle doludur, çünkü nehirdeki yaşamla bağlantısı yoktur ve içinde balık bulunmaz. Durgun ve pis bir sudur bu.
Oysa hemen yanında yaşam ve canlılık dolu derin bir nehir akar.
Peki, insanların da böyle olduğunu düşünmüyor musunuz?

Kendileri için, hızla akan yaşam nehrinden uzak, küçük bir havuz kazar,

o havuzda kokuşur, o havuzda ölüp giderler.

Bizler de bu durgunluğa, bu çürümeye “varoluş” adını veririz.

Yani hepimiz bir kalıcılık hali isteriz.

Bazı arzuların sonsuza kadar sürmesini, zevklerin sonunun gelmemesini isteriz.

Küçük bir kuyu kazarız ve içine girip
etrafına ailemizden, hırslarımızdan, kültürümüzden, korkularımızdan, tanrılarımızdan, çeşitli ibadet biçimlerimizden oluşan bir duvar örüp

yaşamın; devamlılığı olan, sürekli değişen, hızlı, derin, sıradışı bir canlılık ve güzellikle dolu olan yaşamın

dışarıda akıp gitmesine izin vererek orada ölürüz.”

Krishnamurti’den alıntı …

kaynak: Hülya Reisin facebook sayfası

Bu yazılanların bazı bölümlerini hisseder gibi olsam da ne yazık ki tamamını anlamaktan çok uzağım umarım bir gün bu hayatta o seviyeye ulaşma şansım olur. Anette

Anason Faydaları Nelerdir?….

11350760_494893394010611_4750121029068036236_n[1]
Anason öncelikle gaz söktürücü, mideyi güçlendirici ve öksürüğü yatıştırıcı olarak kullanılmalıdır. Sürekli hıçkırıklar için bir bardak bu şifalı bitkinin çayı denenebilir. Acı, yakıcı tadı ve kokusu sebebiyle iştah açıcı, mideyi rahatlatıcı, yatıştırıcı ve sindirimi kolaylaştırıcı olarak kullanılabilir. Uykusuzluğa karşı iyi gelmesi de anason faydaları arasındadır.

Tadı ve kokusu hoş olmayan bitki çaylarına veya bitkisel kaynaklı ilaçlara aroma katkısı olarak da kullanılabilir. Bu şifalı bitkinin çayı, yeterli olmayan anne sütünü arttırır. Migren ağrılarını kesmesi de anason faydaları arasındadır. Beyin yorgunluğunu giderir. Kalbi kuvvetlendirir. Kan dolaşımının düzenli olmasını sağlar. Cinsel arzuları kamçılar. Astım, nefes darlığı ve bronşitte görülen şikayetleri giderir.

Anason Hangi Ölçülerde Kullanılmalıdır?

Anason FaydalarıAğız içi yaralar için 300 gr suda 30 gr latince adı Pimpinella anisum olan şifalı bitki kaynatılır. Bu sudan günde birkaç bardak içilir.

Ağız kokusu için 10 gr anason 50 gr suda kaynatılır ve gargara edilir. Yada 250 gr bal, 5 gr çörek otu, 5 gr bu şifalı bitki ile karıştırılır macun haline getirilir. Bundan günde birer çorba kaşığı içilir.

Anne sütünü arttırmak için 20 gr susam 10 gr bu şifalı bitkiden ve 500 gr bal karıştırılır ve macun haline getirilir. Bundan günde 3 çorba kaşığı yenir.

Bağırsak gazları için 10 gr bu şifalı bitkiden, 10 gr papatya 200 gr suda kaynatılır ve birer çay bardağı içilir.

Baş dönmesine karşı bir çay bardağı sıcak suya bir kahve kaşığı bu şifalı bitkiden koyulur. 10 dakika kadar demlenmesi bekledikten sonra süzüp içilir.
Cilt lekelerine karşı bu şifalı bitkinin tohumu maske yapılıp kullanılabilir. Bu şifalı bitkinin tohumları bir kaba konur, ağzı hava almadan kaynatılır. Daha sonra bir elek veya süzgeç yardımıyla tohumlar süzülür. Her gün cildinize uygulayıp parlak görünümlü ve lekesiz bir cilde kavuşabilirsiniz.

Hazımsızlık ve bağırsak gazlarına iyi gelmesi de anason faydaları arasındadır. Bu faydaları için 1 su bardağı kaynar suya 1 tatlı kaşığı anason atılarak karıştırılır. Daha sonra bal veya şeker ile hafif tatlandırılarak içilir.

İshale karşı olarak 5 gr. anason 5 gr. nar kabuğu 100 gr. soda kaynatılır ve yemeklerden önce birer bardak içilir.

İştah açıcı olarak 2-3 gr. anason sıcak suda 5 dakika bekletilir ve demlenmiş su içilir.

Mide şişkinliğine karşı yine günde 2-3 bardak çay, tatlandırılmadan içilmelidir. Mide ve bağırsak gazları için 5 gr. anason 5 gr. badem ile karıştırılır, dövülür ve su ili içilir. Mide ve bağırsaktaki hazımsızlık için 10 gr. kimyon 10 gr. anason ve 10 gr. rezene karıştırılır ve su ile kaynatılır. Bu yemeklerden önce 1 çay bardağı içilir. Mide bulantıları için 1 bardak suya 1 çorba kaşığı nane, 1 çorba kaşığı bu Anason YararlarıBu şifalı bitkiye, yarım limon katılır ve kaynatılır. Bu yemeklerden önce 1 çay bardağı içilir.

Öksürüğe karşı, günde 2-4 bardak çayı, bal ile tatlandırılarak içilir.

Stres, yorgunluk ve sinir krizleri için 250 gr bala 5-10 gr dövülmüş olarak katılır ve karıştırılır. Bundan 2 kaşık yenir.

Uykusuzluğa karşı 2 çay kaşığı anason tohumu, 2 çay bardağı suda haşlanır. Tatlandırmak için içine biraz bal veya şeker ilave edilerek içilir.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HER TÜRLÜ HASTALIK VAR…MSG ( ÇİN TUZU) DENEN ZEHİR

10177413_702022899840567_8492106387273770885_n[1]

Knorr un hazır çorbalarının üzerinde”hiç bir
koruyucu madde içermez” yazıyor diye alıyordum.Özellikle son çıkardıkları
çorbalar çok kolay yapılıyordu ve gerçekten de çok lezzetli oluyordu.Bu
maili okuduktan sonra hemen mutfağa gidip Knorr çorba paketlerinin
içeriğine baktım.Maalesef içeriğinde MSG denilen madde var.

“”” MSG Nedir ..??? “””
Dikatlice Okuyalım ve Paylaşalım…!
► Tıklanma Rekoru Kıran Paylaşımlar ◄Sayfası Paylaşımıdır.

Utanmadan Sağlık Bakanlığı’da bunu onaylayıp “Türk Gıda Koteksi’ne uygundur”izni
veriyor.Şimdi anlıyorum ki ince bir çizgiye dikkat etmek gerekiyor.Şöyle ki
“hiçbir katkı maddesi yoktur” la” hiçbir koruyucu madde içermez”dikkat
etmediğimiz ama çok önemle dikkat etmemiz gereken iki ayrı ama önemli
bilgi..Sizlerle paylaşmak istedim…

MSG NEDİR?…
halimvural
biyolog
il halk sağlığı lab.
müdür yardımcısı
SİVAS
tel; 0346 2253514 0346 2253514
faks;0346 2245125
cep; 0533 6581415 0533 6581415

ÇOK Onemli:
Bu msg denen illeti piyasalarda, daha masum bir ifade tarzı olsun diye ÇIN
TUZU adıyla satıyorlar.

Piyasada bazı dönerciler de bunu kullanıyorlar.
O kadar lezzetli oluyor ki, bir döner yiyecegine 2-3 döner yiyesin geliyor.

Ayrıca ithal olarak gelen BUTUN GIDA MADDELERİNDE BU MSG VAR
(Peyniri,eti,konservesi vs vs.)

MSG NEDİR?…

MSG adında bir yiyecek katkı maddesi var.

MONO SODYUM GLUTAMAT

Yiyeceklere katıldığında, o yiyeceğin tadının beyin tarafından güzel
Olarak algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu, acı fark etmiyor.
Hangi yiyeceğe katılırsa lezzetliymiş gibi geliyor. O yüzden gıda
üreticilerinin bir çoğu MSG’yi karlı olduğu için kullanıyorlar.
MSG ZARARLI MI ?
Buna okuduktan sonra siz karar verin.
Bu madde Nörotoksin. Sinir hücrelerine zarar veriyor. Merkezi sinir sistemi tahribatı ve
buna bağlı olarak ALZHEİMER, PARKİNSON, HUNTİNGTON hastalıkları, SAR (Epilepsi)
Retinal dejenerasyon (Göz retina tabakası hasarı) Yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite.
Büyüme hormonu baskılanması.
Pankreas hasarı, insülinde artış, ve buna bağlı diyabet.
Böbrek ve karaciğerde ciddi hasarlar.
Bu madde hamilelerde plasenta
bariyerini geçebiliyor, anne karnındaki bebek de aynı tahribatlara maruz kalıyor.
Özellikle çocuklarımızın hatta büyüklerin de çok severek yediği CİPS’lerde çok kullanılmakta.

Hazır köfte harçları, Et suyu tabletleri, Hazır çorbalar, Dondurmalar, renkli yoğurtlar ve benzeri bir çok üründe var.
Şimdi diyeceksiniz ki, Madem bunca zararı var, neden kullanıyorlar?.
Küreselleşen dünyada, ticaret de küreselleşti. Küresel ticaret devleri insaf, merhamet
gibi duygularla asla çalışmaz. Onların amacı çok kar etmek, çok daha büyümektir.
Bu mamuller, albenisi olan renklerde ve janjanlı ambalajlarda sunulur.
Televizyon, gazete ve duvar reklamlarında onlara sıkça rastlarsınız.
Sadece maddesel tadıyla değil, görsel yollar ile de beyinlerimize kazınır adeta.
Basit bir hesap yaparsak, ucuz zannedilen bu ürünleri çok pahalıya tükettiğimizi görürüz.
Mesela Cips. Semt pazarlarında 3 kg . patatesi 1 TL ye alabilirsiniz. Oysa ki 50 gram CİPS 1 liradır.
Yani 1 kg . Cipsi, 20 ytl.den tükettiğimizin farkında bile değiliz.
Olumsuz etkileri de cabası. bu mamulleri üretenler !….
Kendi ürettiklerini asla yemezler, içmezler. Onların gıdaları organik ve doğaldır.
Son zamanlarda organik tarım yapan çok güçlü özel şirketler türedi,
burada itina ile yetiştirilen ürünleri semt pazarlarında göreniniz var mı? Ben henüz rastlamadım.
Gelelim genel sağlık boyutuna;
Son 25 yıla dikkatle göz atacak olursak, çocuk yaşta diyaliz cihazına
bağlı yaşamaya mahkum edilenler, çok küçük yaşta şeker hastalığı ile tanışan çocuklar, obez çocuklar, asabi çocuklar, 9-10 yaşında buluğ çağına girenler, çeşitli nedenlerle engelli
doğanlar ve bu sayının ülke nüfusunun % 12’sine çıkması ve benzerleri. Ve sizlerinde aklınıza gelebilen yeni hastalıklar.

Hastalıkları üretenler, ilaçlarını da ihmal etmediler. Bu da madalyonun diğer karlı yüzüdür. Karbondioksitli meşrubatlardan, sakıncalı hazır gıdalara varana kadar bir çok yerde çeşitli uyarılar yazıldı, çizildi. Durumun ciddiyetini anlayabilenimiz var mı? Bu sorunun cevabı, tüketim miktarıdır.
Şimdiki eğitim sistemimiz endüstri, tarım, genel kültür alanında yetersiz kaldığından,
yeni nesiller tehlikenin farkında değildirler. Emperyalist devletler, egemen olmak istedikleri toplumun eğitimli olmasını istemezler. Onlar için önemli olan kendi halkları ve elde edeceği yeni sömürü kaynaklarıdır.
Her yıl eskiyen, yaşam kaynakları azalan, küresel ısınma ile kuraklık tehlikesi yaklaşan bir dünyada, Küresel güç olan emperyalist devletlerin acımasızlığının arttığı bir dünyada, Dengelerin ve haritaların değiştirilmek istendiği bir dünyada yaşadığımızı asla unutmamalıyız.
Dünyanın en güzel coğrafyasında yaşadığımızı da asla unutmamalıyız.
Gelin bu güzelim yurdumuza hep beraber sahip çıkalım.
YARIN ÇOK GEÇ OLMADAN !…..

LÜTFEN … MÜMKÜN OLDUĞUNCA ÇOK KİŞİYE GÖNDERİNİZ..

kaynak: Barış baran Türkiye Doğa Ve Çevre Gönüllüleri Grubu

Şifacının facebook sayfasından alınmıştır

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Yaşasın Meleklerin Artık Hem Gümüş Rengi Hem Altın Rengi Var… Eline sağlık Işıl İpekçi…

11948097_10153277199208439_1804772925_n[1]  11892106_803122709800713_4687636151190035278_n[1]

Melek kolye ve tasarımlar için Işıl İpekçi:0536 508 19 73

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »