BİR KADINDAN DİĞER KADINA MEKTUP :

1937420_1702203096702111_4002371516451669337_n[3]
1) KARİYERİNİ KIZLIK SOYADINLA YAP
Şimdi toz pembe, biliyorum; öyle oluyor başta. Ortalarda da idare ediyor hatta. Ama gün geliyor; “kocanın soyadı ile” tanındığını fark ediyorsun. Boşanma aşamasına geldiğinde, yeni bir SEN inşa etmek zorunda kalıyorsun. İş hayatında o güne kadar yaptığın her şey – eğer kocan, mahkeme kararıyla onun soyadını taşımana izin vermezse – alt üst oluyor. Hem, ne gerek var ki “izne” vs’ye? Adınla soyadınla, şânınla yürü. Kalıcı olan SENsin.. senin emeklerin.
2) ÇALIŞ. SAKIN DURMA
Kocan sana diyecek ki “Yahu ne gerek var, ben para kazanıyorum zaten. Sen tadını çıkar evdeki hayatın. Çocuğuna bak, günlere git, spor yap, mutfakta oyalan, alışverişe falan çık, devril yat, takıl istediğin gibi.” Tatlı gelecek, kolay gelecek, işine gelecek belki. Yapma. Kendini geliştirmeyi, kendine yatırım yapmayı bırakma. Yeteneklerine yönel, hayallerini unutma. Oku, çalış, üret. Seçimlerinin; bir zaman sonra “bir başına ve ayakta isen”, anlamı olacak.
3) KENDİ ÖLÇÜNÜ KENDİN AL
Sana “o kadar güçlü değilsin” diyecekler. “Sen başaramazsın” yaftasını yapıştıracaklar. “Bu da nereden çıktı”, “ulaşabileceğin hayaller kur” falan diye de yumurtlayacaklar. Yavaşlatacaklar seni. Şaşırtacaklar, yanıltacaklar. İşin kötüsü, bazen potansiyelinin olmadığına “inandıracaklar” da, kimbilir.. Aman ha, sakın durma, kanma. Sen, neyi başarmak istersen O’sun. Bilfiil kendisi hem de. Nereye bakarsan, oraya gidersin. Senin ölçünü senden başka kimse alamaz. Kendi kıyafetini kendin dik. Nasıl istiyorsan, öyle ol. Uzlaş ama değişme, dönüşme.
4) KANTARIN NE KADAR TARTIYOR?
Her topa girme. Her sorumluluğu alma. Her yükü taşıma. Sonradan ruhsal çöküntü yaratacak, sana “keşke” dedirtecek hiçbir şeye soyunma. Rol çalma. Unutma; her kantar, belirli bir ağırlığa kadar tartar. Fazlasını almak, kantarı yorar. Her şeyi başarmak zorunda değilsin; her sorunun çözümü sende değil. Sen de diğerlerinden farklı değilsin. Enerjinle, moralinle, zaten taşıdığın yüklerinle, gidecek epey yolun var. Çünkü ne oluyor biliyor musun; bir süre sonra insanlar seni takdir etse de, kıyamadıklarını söyleseler de, bu naif (!) yaklaşımlar bi’ b…ka yaramıyor. Madalyan ve hastalıklarınla başbaşa, hayatı sorgulamaya başlıyorsun. Nerede mi? Hastane koridorlarında, uykunu aradığın akşamlarda, elin kolun kalkmadığında, hayata dair umutlarını sorguladığında. Yapma. Sakın yapma.
5) KENDİ ŞARKINI SÖYLE
Seninle dalga geçecek kimileri. Giydiğin elbiseye, kahkahana, oturuşuna-kalkışına karışacaklar, sözüm ona “doğru”ya çekecekler seni tüm iyi niyetleriyle (!). “Aman dans etme, beceremiyorsun” diyenler çıkacak. Sesinin kötülüğünden dem vuracaklar.. Susma. Kendi şarkını söyle. Canın nerede, ne zaman, nasıl istiyorsa, öyle söyle. Hayatın, “senin şarkın”. Notalar senin, kulak senin, ses senin. Ne istiyorsan, onu söyle. Kendi şarkını yaz. Bağıra çağıra söylemeye başladığında, altında senin imzan olsun. Kendi şarkısını yazamayanlar lâf atacaktır; gülümse.
6) HAFIZANI DİRİ TUT.
Neydin sen? Neredeydin? Nereye gidiyordun? Nasıl olacaktı? Neler yaşayacaktın? Sorularını sakın bırakma. Her sabah, kahveni içerken listene göz at; neresindesin, n’apıyorsun? “Biz” olup bambaşka bir maratona girmişken; “ben” bir yerlerde tıkanmış, arkadan nefes nefese, önündeki kâfileye umutsuzca bakıyor olabilir mi?
Sakın unutma. Başlangıç noktanı, başlangıç sebebini; yürüdüğün yol ile teyit et.
7) KALBİNİ DİNLE
Ne olursa olsun, neye mâl olursa olsun, kalbini dinle. Seni nereye götürürse götürsün, sana ne yaptırırsa yaptırsın, kalbini dinle. Dibine kadar sev, sonuna kadar git, olmadıysa bambaşka bir yola git.. Hattâ istiyorsan dur ama hep kendini, hep kalbini dinle. İnsanların eğilimlerine, tepkilerine, eleştirilerine aldanıp, “onaylanan” yolu seçme. Kendi yolundan git. Kalbinin yolundan.
8) VAZGEÇMEYİ BİL
Israr etme. Bittiyse, diretme. Serbest bırak kendini de, yolundakileri de. Eğer kader diye bir şey varsa, elbet tecelli edecek. Eğer “farklı” olacaksa bir şeyler; elbet o “yeni” de paşa paşa önüne gelecek. Bırakmayı bil. Vazgeçmek=Özgürlük. Vazgeçmek=Yeni seçimlere ilerlemek. Ve hiçbir seçim, geleceği “özünde” değiştirmeyecek: Özendiğin insanlar kadar özgürsün, sürprizlerle dolusun, rengârenksin sen de.
9) HERKES GİTTİĞİNDE, KALAN MANZARA SENİ MUTLU ETSİN
Kocan gidebilir. Çocuğun Allah’ın emri gidecek. Annen, baban.. Eninde sonunda yalnız kalacaksın. Cebinde ne varsa, kaderin o. Hesapladın mı, neler birikmiş çıkınında? Ne kadar erken, o kadar iyi. Henüz harekete geçmediysen, şimdi başla.
10) HER BAŞLANGIÇ İYİDİR
Seçimlerini yaparken, şartlara takılma. O şartlar, bu ânın şartları ve senin bugüne kadarki tecrübelerinle geliştirdiğin inançların. Hepsi bu. İçindeki o BAMBAŞKA SENle tanışmadın, onu keşfetmedin daha. O SEN, seni hep mutlu edecek, yalnız bırakmayacak; emin ol. Kendine tutun. Başlangıçlar insanı diri tutar. Bitişlere tutunursan, düşersin. İÇİNDEKİ SENe şans ver. Seni utandırmayacağını göreceksin.”

(DİP’in yazarı, Didem Deligönül)

Bilmek istiyorum…Sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek istiyorum….

1154047404514957350[1]

Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor;
Neyi istediğini
Kalbinin arzuladığı şeye kavuşmanın hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini bilmek istiyorum…
Kaş yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor,
Aşk için,
Hayallerin için
Ve yaşıyor olma serüvenin için
Bir aptal gibi görünme riskini göze alıp alamayacağını bilmek istiyorum
Bana anlattığın hikayenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor
Kendine dürüst olmak için
Bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratamayacağını;
İhanetin suçlamasına dayanıp, kendi ruhuna ihanet edip edemeyeceğini
Bilmek istiyorum..
Güvenebilir ve güvenilebilir olup olmayacağını bilmek istiyorum…
Her gün sevimli olmasa da güzelliği görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum…
Nerede yaşadığın ya da ne kadar paran olduğu beni ilgilendirmiyor…
Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından,
Yorgun ve bitap da olsan,
Çocuklar için yapılması gerekenleri yapıp yapmayacağını bilmek istiyorum
Kim olduğun buraya nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor…
Çekinmeden, benimle ateşin ortasında durup duramayacağını bilmek istiyorum…
Nerede ve kiminle olduğun, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor…
Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum…
Kendinle yalnız kalıp kalamadığını, o boş anlarda
Sana arkadaşlık eden kendini gerçekten sevip sevmediğini bilmek istiyorum….

Oriah Mountain Dreamer(Kanadalı Bir Kızılderili)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

ÖZGÜRLÜK DUASI

10411348_1188571364503950_2999765213515314797_n[1]
Evrenin Yaratıcısı.
Bugün bizimle sevgiyi paylaşmanı istiyoruz.
Gerçek adının sevgi olduğunu biliyoruz.
Seninle iletişim içinde olmak, aynı vibrasyonu, aynı titreşimi paylaşmak demek.
Çünkü evrende var olan tek şey sensin.
Bugün bize, senin gibi olmamız için, yaşamı sevmemiz için yaşam olmak, sevgi olmak için yardım et.
Bize, senin gibi sevmemiz için yardım et.
Koşulsuz, beklentisiz, yargısız, görevsiz.
Kendimizi yargılamadan sevmemiz ve kabul etmemiz için bize yardım et.
Çünkü kendimizi yargıladığımızda suçlu buluyoruz ve cezalandırıyoruz.
Başkalarını koşulsuz sevmemiz için bize yardım et.
Onları yargılamadan kabul etmemiz için bize yardım et.
Çünkü onları yargıladığımızda suçlu buluyoruz ve cezalandırıyoruz.
Başkalarını reddettiğimizde, seni reddediyoruz.
Yarattığın her şeyi koşulsuz sevmemiz için bize yardım et.
Bugün yüreğimizi ve ruhsal zihnimizi temizle.
Zihnimizi yargılamadan özgürleştir.
Böylece saf huzur ve saf sevgiyle yaşayabilelim.
Bugün çok özel bir gün.
Bugün yüreklerimizi yeniden açıyoruz ve birbirimize ‘seni seviyorum’ diyoruz.
Korkmadan ve sevgiyi hissederek.
Bugün kendimizi sana sunuyoruz.
Bize gel, sesimizi, gözlerimizi, ellerimizi ve yüreklerimizi kullan. Kullan ki sevgiyi herkesle paylaşabilelim.
Yaratıcı bugün tıpkı senin gibi olmamız için bize yardım et.
Bugün bize verilen her şey için şükranlarımızı sunuyoruz.
özellikle kendimiz olabilme özgürlüğümüz için. Amin.

Don Miquel Ruiz


Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Bağışıklık Sisteminizi Güçlendiren 3 Kahvaltı

kahvaltı-1[1]

Sağlıklı bir kahvaltı, güne yüksek miktarda enerjiyle başlamanıza yardım etmesi için bolca vitamin, mineral ve antioksidan içermelidir.

Vücudun doğal savunma sisteminin normal zamanlardan daha zayıf olduğu dönemler vardır. Kış mevsimi, stresli dönemler, hastalıklar ve ameliyat sonrası toparlanma dönemleri gibi çeşitli durumlar bağışıklık sisteminizi daha zayıf ve kırılgan hale getirir. Hal böyleyken, güne neden bağışıklığınızı güçlendiren bu kahvaltılardan biriyle başlamayasınız ki?

Seçenek 1: Bağışıklık sistemi için sağlıklı bir kahvaltı

omlet 2

  • Bir yemek kaşığı bal ve taze sıkılmış limon suyu
  • Ceviz ve üzüm ile birlikte bir tabak yulaf ezmesi
  • Sarımsaklı omlet

Sağlıklı olmasının sebebi nedir?

İnanın ki bu kahvaltıya bayılacaksınız ve şüphesiz, vücudunuzun doğal savunması için gerekli her şeyi depolayacaksınız. Ama nasıl? Oldukça basit. Güne taze sıkılmış limon suyu ve balla başlayarak vücudunuza vitamin ve mineral hazinesi vermiş oluyorsunuz. Kimse bunun tersini iddia edemez. Öğün, baştan sona vitamin ve antioksidanlarla dolu olduğu için vücudun arınmasına ve hastalıklara karşı direncinin artmasına yardımcı oluyor.

Bal, bağışıklık sistemini güçlendiren doğal tedavi edici etkiye sahiptir. Sağlığınıza dikkat etmek için tüketebileceğiniz temel besinlerden biridir. Balı mümkün olduğunca doğal ve şeker ilave edilmemiş şekilde bulmaya çalışın.

Peki ya yulaf ezmesi? Yulafın zaten süper bir yiyecek olduğunu biliyorsunuz. Aslında virüslerle ve bakterilerle  savaşıp sizi koruyan şey hücrelerinizdir. Yulaf ise, hücre fonksiyonlarının  gelişiminin anahtarı olan B vitamini yönünden oldukça zengindir. Şunu aklınızdan çıkarmayın: yulaf ezmesi kahvaltı için mükemmel bir seçimdir.

Sarımsakla hazırlanmış omlet, lezzetli ve sağlıklı bir diğer seçenektir. Sadece bir yumurta ve iki diş sarımsak kullanın. Yumurtanın güne güçlü başlamanızı sağlayacak enerjiyi veren bol miktarda ham protein içerdiğini unutmayın. Bunu sarımsakla birleştirdiğinizde savunma sisteminizi desteklemiş oluyorsunuz. Sarımsak; enfeksiyon, bakteri ve virüslerle savaşan doğal bir antibiyotiktir. Bu basit kahvaltıyı deneyin ve keyfini çıkartın!

Seçenek 2: Bağışıklık sistemini güçlendirmek için kahvaltı

dondurma 3

  • Okaliptüs çayı ve bal
  • Yulaf, böğürtlen, çilek, fındık, fıstık gibi yiyecekler ve bir kase yoğurt
  • Greyfurt suyu

Sağlıklı olmasının sebebi nedir?

Güne neden okaliptüs çayıyla başlamalısınız? Çünkü, bu ağacın yaprakları grip ya da soğuk algınlığına karşı vücudun doğal direncini güçlendiren birçok madde içerir. Mevsim değişimlerinde veya kendinizi normalden biraz daha güçsüz hissettiğiniz zamanlarda mükemmel bir seçenektir. Balla karıştırdığınızda, sabah erken kalkıp işe gitmek zorunda olduğunuz günler için ideal bir çay elde edersiniz.

Yoğurdun faydalı olduğu diğer konulara daha önceki yazılarımızda değinmiştik. Yoğurt çok düşük laktoz seviyesine sahiptir, ancak bir bardak sütten daha fazla kalsiyum içerir. Mayalı süt ürünleri bağırsaklarınızda gelişen faydalı bakterilerin oluşmasına katkı sağlamalarının yanında ayrıca, bağışıklık sisteminiz için de oldukça faydalıdırlar. Yoğurt, sıradan süt ürünlerinin neden olduğu kabızlığa karşı da korunmanızı sağlar ve sindiriminize katkıda bulunur.

İçine fındık, fıstık, ceviz gibi kabuklu yemişler; böğürtlen ve ahududu gibi meyveler ve yulaf ekleyerek daha fazla vitamin ve antioksidan alabilirsiniz. Ceviz ve badem ise size, bağışıklık sistemi fonksiyonlarınızı geliştirecek olan çinko ve magnezyum verir.

Peki ya greyfurt suyu? Vücudunuzun direncini güçlendiren ve enfeksiyonları önleyen mükemmel bir doğal ilaçtır. Aslında greyfurt suyu çoğu zaman vajinal enfeksiyonları tedavi etmek için ilaç elde etmede kullanılır. Bu meyve ile ilgili bir sır daha öğrenmek ister misiniz? Greyfurt alırken daha koyu renkli olanları seçtiğinizde aslında kansere karşı savaşta önemli yeri olan ve vücudunuzun doğal savunmasını güçlendiren antioksidanı daha fazla almış oluyorsunuz. Bu nedenle öğünlerinizi eklemek için tereddüt etmeyin.

Seçenek 3: Bağışıklık sistemini desteklemek için güçlü bir kahvaltı

pancar suyu 4

  • Yeşil elma ve pancar suyu
  • Ispanaklı omlet

Sağlıklı olmasının  sebebi nedir?

Zaten tahmin ettiğiniz gibi bu kahvaltı yüksek miktarda enerji içeriyor. Peki bu yiyeceklerden beklentimiz ne? Demir, B vitamini ve C vitaminini daha fazla alacaksınız. Buna ek olarak da çok sağlıklı ve lezzetli bir kahvaltı yapacaksınız. Bu besleyici karışım direncinizi ciddi şekilde artıracak ve bağışıklık sisteminizi güçlendiren demir ve proteini bolca verecek.

Eğer meyve ve sebze suyu hazırlamak için güzel bir blendırınız ya da meyve sıkacağınız varsa hazırlaması çok kolay ve hızlıdır. Pektin sağlığa yararlı olduğu için elmayı soymanıza gerek yoktur. İçimini kolaylaştırmak için karışımınıza bir bardak su ekleyin. Böylece içeceğiniz hem sağlıklı hem de lezzetli olacaktır.

Güne yumurta ve ıspanakla başladığınızda ne kadar enerjik olduğunuzu fark edeceksiniz. İdeal miktarda demir; kansızlığa, güçsüzlüğe ve sabah uyandığınızda oluşan klasik baş ağrılarına karşı mücadeleye yardım eder. Bu enfes kahvaltıları hazırlamak için biraz erken kalkmaktan korkmayın. Direncinizin arttığını fark edeceksiniz.

BAKIŞ AÇISI

cicek-resimleri-1[1]

Arjantinli ünlü golf ustası Robert de Vincenzo, yine bir turnuvayı kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş ve kulüp binasına gidip oradan ayrılmak üzere hazırlanmıştı. Bir süre sonra binadan çıkıp otoparktaki arabasına yürürken, yanına bir kadın yaklaştı…

Kadın, başarısını kutladıktan sonra ona çocuğunun çok hasta ve ölmek üzere olduğunu anlattı. Zavallı kadının hastane masraflarını ödemesi olanaksızdı. Kadının anlattığı öykü, De Vincenzo’yu çok etkilemişti. Hemen cebinden bir çek defteri ve kalem çıkarttı, turnuvadan kazandığı paranın bir miktarını yazdı. Çeki kadının eline sıkıştırırken de ona…
“Umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın.” dedi.

Ertesi hafta kulüpte öğle yemeği yerken, Profesyonel Golf Derneği’nin bir görevlisi yanına geldi…
“Otoparktaki görevli çocuklar bana, geçen hafta turnuvayı kazandıktan sonra yanınıza bir kadının geldiğini ve onunla konuştuğunu söylediler…” dedi.

De Vincenzo başını salladı. “Evet” dedi.

Görevli, “Size bir haberim var o zaman. O kadın bir sahtekardır. Üstelik hasta bir çocuğu da yok! Sizi fena halde kandırmış efendim!” dedi alaycı bir tavırla…

De Vincenzo, “Yani ortada ölümü bekleyen bir bebek yok mu?” dedi. “Hayır, yok…” dedi görevli.

“İşte bu, bu hafta duyduğum en iyi haber!” dedi De Vincenzo…
Aynı pencereden dışarı bakan iki adamdan biri sokaktaki çamuru, diğeri ise gökteki yıldızları görür!

FREDERICK LANGBRIDGE

Kaynak: Charlotte Gabay Facebook Sayfası

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Üzüldüğünüz Zaman Beyninizde Neler Olur?

üzülmek-1[1]

Hayat bitmeyen bir öğrenme sürecidir. Birey olarak gelişiminizi tamamlayabilmek için hatalarınızdan ders çıkarmanız gerekir.

Fırtına sırasında ağacın kökleri daha derine ilerler” sözü, konuyu gayet güzel açıklıyor. Bir bakıma bu demek oluyor ki, birey olarak gelişebilmek için hatalarımızdan ders çıkarıp, yenilgilerimizden bilgelik kazanarak bazen acı çekmek zorundayız. Gelin bugün duyguların büyüklükleri hakkında daha fazla şey öğrenelim ve üzüldüğünüzde beyninizde neler olduğuna bakalım.

1. Beynin heykeltıraşı, üzüntü

göz yaşları 2

Eminiz ki, bununla ilgili bir fikriniz zaten var. Fakat, hayatınız boyunca çektiğiniz acılar sayesinde, beyniniz kişiliğinizi kaçınılmaz şekilde etkileyen derin değişiklikler geçirir. Örneğin, çocukları düşünün. Bazı çocuklar daha küçük yaşlarda kötü muameleye maruz kalırlar. Bunun gibi acı veren çocukluk dönemi olayları kadar yıkıcı başka bir şey yoktur. Doktor ve psikiyatristlerin söylediğine göre, bu durumda çekilen acılar, bir askerin savaşta hissettiklerine benzer şeylerdir.

Bitmeyen korku, devamlı tetikte olmak ve mutsuzluk beyinde kargaşaya neden olur ve bazı reseptörlerin harekete geçmesini sağlar. Acı ve korku hissiyle ilişkilendirilen beyindeki amigdala ve insular korteks gibi bölgeler harekete geçer. Bu hareketlenme, kişilikte uzun vadeli etkilere neden olabilir: güvensizlik, sinir, depresyona yatkınlık ve hatta şiddete yatkınlık.

Tabii ki tepkiler dünyanın her yerinde aynı değildir. Fakat, değişimler öyle güçlü olurlar ki, beyin bir şekilde etkilenir. Mesela, evlilikte partnerlerden birinin kötü muameleye maruz kaldığı durumu düşünün. En sonunda bu aşırı acı, beyni etkileyen bir seviyeye ulaşır. Kişi kendini depresyon, sinir ve hayal kırıklıklarıyla yan yana, çaresiz bir duruma saplanmış olarak bulur… Bunu aklınızdan çıkarmamanız gerekir.

2. Güçlü bir öğrenme aracı, üzüntü

kapana kısılmış 3

Hayat, mutluluğu garantileyen kolay bir yol ya da üzerinde hiçbir engel olmayan dümdüz bir yol olmamalıdır. Hayatı öğrenmemizi sağlayacak birçok güzel duygu vardır. Fakat, acı çekmek daha iyi bir öğretmendir. En iyi yol bu olabilir; ancak en acımasız yol da budur.

Her kim acı çekmemişse tam anlamıyla yaşamamış demektir, sözündeki gibi. Belki biraz abartılı olabilir, fakat bunu aklımızın bir köşesine yazmaktan zarar gelmez. Hepimiz hatalarımızdan ve yenilgilerimizden bir şeyler öğreniriz. Hatalarından ders çıkarmayı reddeden insan, hayatın ne olduğunu anlamamış demektir: hayat bitmeyen bir öğrenme sürecidir. Eğer hatalarınızı kabul etmezseniz, daha ileriye gitmek, onları aşmak ve sonunda daha güçlü olmak imkansız hale gelir.

Biliyoruz ki acı çekmek hoş bir şey değil. Fakat, hayatınızın geri kalanı için bir bariyer ya da tüm kapıları kapatmak için bir mazeret olmamalıdır. Acılarınızın üstesinden gelmek için size gereken ateşlemeyi sağlayacak motorlar; iç dünyanız, gücünüz ve iradenizdir. Bunu sakın aklınızdan çıkarmayın.

3. Üzüntü çıkış yolu arıyor

yalnızlık 4

Üzüntünüzle nasıl başa çıkacağınızı öğrenmeden, dallanıp budaklanmasına izin vermeyin. Bu acıyla birlikte yaşamaya çalışmak beyinde bir çok problem yaratabilir: yüksek kortizol seviyeleri, stres, yeni şeyler öğrenememe, hafıza kaybı… Gitgide fiziksel olarak güçsüzleşirsiniz ve buna, sağlık ve duygusal dengenizdeki zayıflık eklenir.

Eğer kendinizi serbest bırakabiliyorsanız, bunu yapın! Birisi canınızı yakarsa karşılık verin. Bir şey size baskı yapıyorsa, nefes almak ya da kaçmak için boşluk arayın. Gözlerinizin yaşla dolmasına izin verin ve ağlamanız gerekiyorsa ağlayın. Kendinizi bulun ve hak etmediğiniz, size zarar veren duvarları yıkın. Özellikle sonu olmayan acıları çekmeyi kimse hak etmez.

Eğer bunu yapmak sizin elinizdeyse, her zaman sorunlarınıza çözümler bulmaya çalışın. Göstereceğiniz her bir çaba, size ve sağlığınıza değer. Siz bunu hak ediyorsunuz.

kaynak: sağlığa bir adım

Tuba Küçükaksuyla 16-17 Ocak 2016 Gümüşsuyu’nda gerçekleşecek ‘’Birliğe Uyanış’’ atölyesini kaçırmayın…

 

12140119_832529183526732_6185790072361113285_o111[1]

Kişisel arayışlarım doğrultusunda çıktığım yolculukta yolum Tuba Küçükaksu’yla karşılaştı.. Kendisinin insancıl, sevecen, yardım eden, sakinleştiren enerjisine bayıldım ve verdiği tüm eğitimlere katılmaya başladım. Eh bu kadar faydalandığım birini sizlerle paylaşmasam olmaz deyip kendisiyle kısa bir söyleşi yapmaya karar verdim. Buyrun…

Kalbe Hitap Eden Ve Kendini Birlik Bilincine Adayan Sevgili Tuba Küçükaksu’yu Tanıyalım…

Bu işe başlamaya nasıl karar verdin Tuba?

Uzun yıllar Turizm sektöründe çalıştım. Finansal olarak da gayet rahat bir konumdaydım fakat zaman zaman kendimle kaldığımda içimden yükselen ve beni rahatsız eden bir boşluk hissi oluşuyordu. Sanki bir şeyler eksikti. Bunun üzerine “Karşıma bir işaret çıksın” dediğim günlerde “Aydınlanma Fenomeni” adlı bir kitap ile karşılaştım. Bu kitap, Hindistan’daki bir Üniversitedeki 21 günlük ruhsal uyanış yolculuğunu anlatıyordu. Kitabı okuduktan sonra oraya gitmem gerektiğini hissettim fakat bunun için kurulu düzenimden vazgeçmem yani tüm hayatımı etkileyecek önemli bir seçim yapmam gerekiyordu.

O zaman çok radikal bir seçimle yüz yüze mi kaldın?

Evet. İşimden ayrılmam ve aynı anda bu yolculuğun maliyetini karşılayabilecek yüklü bir kredi çekmem gerekiyordu. En başta ebeveynlerim ve yakın çevrem gitmemem yönünde çok ciddi baskı yaptı ve karşı çıktılar. Onları için kurulu düzeninizi bırakıp gitmek, her şeyi çöpe atmak gibiydi. Bu özellikle annem, babam için çok kabul edile bilinir, anlaşılabilir bir şey değildi. Nasıl yaptıysam bir şekilde bu riski aldım ve ilerisini göremediğim bu gizemli yolculuğa başlamaya karar verdim.

Ve uçağa binip gittin yani?

Evet, bu çok çılgınca geliyor olabilir. Sadece bir kitapta okuduğunuz, Hindistan’da bir üniversiteye. Şu an hala böyle bir kararı nasıl verdiğimi kendim bile anlamış değilim. Oluverdi işte J Gittim ve o kitapta okuduğum 21 günlük sürece katıldım.

Ne gibi değişimler yaşadın?

Orada, o yüksek enerjinin içindeyken neler olup bittiğini, nelerin değiştiğini insan pek kavrayamıyor. Değişimi, ülkenize döndüğünüzde, yani bilindik alana geri geldiğinizde yaşamaya başlıyorsunuz. Üstümde çok olumlu etkileri oldu diyebilirim. Artık eskiden sinirlendiğim şeylere sinirlenmiyordum, olaylara bakış açım genişlemişti, bir nevi nötrleşmiştim. Geçmişimle, tüm ilişkilerimle ve kendimle yüzleşmiştim. Anlayacağınız önce her şey darmadağın oldu, gitmesi gerekenler gitti, dönüşmesi gerekenler dönüştü ve yeni bir şeyler geldi ve o boşluklar doldu. Beni tanıyan çok eski dostlarım eski Tuba’nın gittiğini, başka bir Tuba’nın geldiğini sürekli dile getiriyorlardı. Bu sözler yaşadığım sürecin işlediğinin bir göstergesi olarak kabul ettim.

Bu arada krediye ne oldu?

Bu kredi olayı da çok ilginç bir hal aldı. Uçaktan inerken telefonu açtığım an, tanımadığım birileri bana çalışma için teklifler sunmaya başladı. O andan itibaren yoğun bir çalışma temposuna girdim. Sanki ben borçlanmamışım, hiç endişe etme fırsatım oluşmadan ödeme zamanı geldiğinde bir şekilde kredim tıkır tıkır ödeniyordu.

Sonraki süreç nasıl işledi?

Hindistan’a gidip gelmelerim devam ederken aldığım eğitimleri burada paylaşmaya devam ettim. Üniversitenin Türkiye koordinatörlüğüne getirildim ve yıllarca bunu sürdürdüm. Başka alanlarda da eğitimler alarak seyyah misali Türkiye’nin birçok şehrinde seminerler, grup çalışmaları ve bireysel seanslar vermeye başladım. Şu an sevgili kardeşim Tarkan Küçükaksu ile Gümüşsuyu’nda açtığımız atölyemizde bütün bu çalışmaları paylaşmaya devam ediyorum.

Bize biraz “Birliğe Uyanış” eğitiminden bahseder misin?

Hindistan’da Birlik Üniversitesinde verilen 21 günlük eğitimin iki güne dönüştürülmüş hali diyebiliriz. O zaman sene 2005’di şimdi 2015. Hem gezegenin hem de insanların enerjileri değiştiğinden Birliğe Uyanış’ da haliyle değişti. İki tam gün gerçekleştirdiğimiz seminerimizin oldukça yoğun ve derin bir süreç olduğunu söyleyebilirim. Sekiz adet yaşam dersinden oluşuyor, unuttuklarınızı hatırlatan, hayatta uygulayabileceğiniz basit yöntemler ve formüller ile farkındalığınızı yükseltmeye ve dengeye gelmenizi kolaylaştıran, ‘İlahi Dokunuş’ ile istediğiniz zaman yüksek bilince çapa attığınız eğlenceli bir yolculuk. Ayrılık bilincinden birlik bilincine açılan uyanış kapısı. Süreç herkesin ihtiyacına göre farklı faydalar sağladığı için katılan herkes farklı sonuçlara ulaşıyor. Anlatılması güç, deneyimlenmesi gereken bir şey. Aslında sürece katılmış biri olarak Birliğe Uyanış ‘da neler yaşadığını senden de dinleyebiliriz. J  Web sitemizde “Sizden Gelenler” diye bir bölümümüz var, merak edenler oraya eklediğimiz geri bildirimlerini okuyabilirler.

Başka eğitimler veriyor musun?

Evet veriyorum. Turizm’de görev yaparken ve Birlik Üniversitesi ile ilişkim başlamadan evvel ilk olarak herkesin bildiği, Reiki denilen bir şifa tekniğiyle tanıştım. Şifa ile ilgili yüksek frekanslı çeşitli enerji sistemleri, Feng Shui, nefes, koçluk ve meditasyon gibi konulara yoğunlaştım. Bilgi aktarmaktan çok uygulamayı ve uygulatmayı tercih ediyorum. Bizde büyümesi ve gelişmesi gereken alan orası diye düşünüyorum.  Bence herkes zaten her türlü bilgiye sahip ve istediği zamanda istediği bilgiye ulaşabiliyor. Önemli olan bu bilgileri yaşama geçirebilmek, iş yerinizde, ilişkilerinizde, hayatın her alanında bunları uygulayarak farkındalıkla yaşamak. Bunu yaparsanız daire tamamlanıyor. Bundan dolayı bolca uygulama ağırlıklı eğitimleri tercih ediyorum.

Bu konulara yeni başlayanlar hangi eğitimlere gitmeli? Tavsiyeniz var mı?

Ruhsal dünyaya açılan birçok kapı var. Öncelikle kendinizi tanımanız ne olduğunuzu veya ne olmadığınızı idrak etmeniz gerekiyor. Sonrasında zaten yol kendiliğinden beliriyor. Başlangıç için Reiki aslında bu alana açılan güzel ve yumuşak bir kapı ve bence yediden yetmişe herkesin bunu deneyimlemesinde fayda görüyorum. Kalbinizin sesini dinleyerek ki bu konuda güvenebileceğiniz tek yer orası, seçiminizi yapın. Duygularınıza, hislerinize kulak verin. Eğitim seçerken benim dikkat ettiğim başka bir nokta ise eğitimi verecek olan kişinin kendisidir. Araştırın, hatta eğitim öncesi o kişiyle bir araya gelin ve birlikteyken hislerinize kulak verin. Eğitimlerime katılanlara önerdiğim tek bir şey var; Bir başkasının kalbine dokunmak istiyorsanız bunu ezberlediğiniz bilgilerle başaramazsınız. Önceden de dediğim gibi, bilgiye artık herkes kolaylıkla ulaşabiliyor. Önemli olan siz neler hissediyorsunuz, neler yaşadınız veya neler yaşıyorsunuz, onları anlatın. Deneyimler, bir başkasının kalbine dokunmanın en etkili yoludur diye düşünüyorum.

Eğitmen yetiştiriyor musunuz?

Öğrencilerime ve bende eğitim alanlara her zaman destek veriyorum. Bana ulaşmak isteyen, soruları olan, rehberlik isteyen herkes rahatlıkla ulaşabiliyor. Elimden geldiğince tüm mesaj ve maillerime en kısa sürede kendim cevaplandırmaya gayret gösteriyorum. Kolay ulaşılabilir olmak istiyorum, bana direk telefon da edebilirler.

Sana nasıl ulaşacaklar?

Web sitemiz  www.birlikbilinci.com ‘da tüm çalışmalarım ile ilgili gerekli tüm detay bilgilere ulaşa biliniyor. Ayrıca Facebook ‘ta yıllar önce kurduğumuz ve binlerce üyesi olan Oneness Türkiye adında bir grubumuz var. Bu grubumuz herkese açıktır, tüm duyurularımızı ve 15 günde bir herkesin istediği yerden katılabileceği enerji çalışmaları gerçekleşiyor, ‘İlahi Dokunuş’ tanıtılıyor.

12140119_832529183526732_6185790072361113285_o11[1]

 

Son Söz: Tuba hocanın düzenlediği Birliğe Uyanış gibi birçok çalışmasına katıldığımı ve ayrıca benim ‘Reiki’ hocam olduğunu buradan gururla söyleyebilir, size de tavsiye ederim. Özellikle 19-20 Aralıkta Gümüşsuyu’nda gerçekleşecek ‘’Birliğe Uyanış’’ atölyesini bence kaçırmayın…

Bu yazı vesilesiyle beni desteklediğin ve her konuda yardımcı olduğun için de ayrıca sana teşekkür etmek isterim. Daha başka konularda tekrar birlikte olmak ve sohbetlerimize devam etmek niyetiyle…

Sevgimle,

Anette İnselberg

GİDENLERİN ARDINDAN….

Candle, Candle Light, Tealight, Church

Kelimelerim bitti…
Gözyaşlarım içime aktı…
Ölümün bir son olmadığını söyleyip durdum kendime…
Söyledim de dinletebildim mi?
Bugün zordu…
Çok hem de…
Ölüm bir son değil ama…
Ama’sı var işte…

Angel, Statue, Fig, Wing, Cemetery

Bugün hayatını kaybedenler umarım aydınlığa kavuştular…
Peki ya kalanlar?
Bizler?
İyice karanlığa gömülmeden içimizdeki nefreti temizlesek…
Temizleyebilir miyiz?

Bak işte buna gönülden inanmak istiyorum…
Hayır! İstemiyorum; inanıyorum….

Gidenlerin ardından gözyaşlarımla içimdeki kiri temizlemeye çalışıyorum….

Teşekkürler gidenler…
Giderken bize bıraktıklarınız için…

Size için dualarımı gönderiyorum…
Korkma hemen…
Benim duamdan zarar gelmez sana…
Benim duamın şekli, şemalı, öylesi, böylesi yok…
Benim duam sadece sevgi…

Özlem Çetinkaya
Enerji Terapisti / Yazar 

Hayalhanesi.com adlı harika bir blogtan aldım mutlaka ziyaret edin…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Asit Reflüsünü Azaltmak için İpuçları

asit-reflüsü-1-1[1]

Gastroözofegeal reflü (gerd) ya da asit reflüsü herkesin hayatının bir noktasında mutlaka yaşadığı bir rahatsızlıktır. Bazen belirtiler çok açıktır, bazense sessiz bir rahatsızlık olarak görülebilir.

ABD’de en çok satılan ilaçların asit reflüsü ya da mide yanması için kullanılan ilaçlar olduğunu biliyor muydunuz? İnsanların yemekten sonra bu “ateşli” mide durumundan dert yandığı tek ülke tabii ki ABD değil. Eğer sizde de bu problem varsa, asit reflüsünü azaltmak için bazı ipuçlarını tartışacağımız aşağıdaki makalemizi okumanızı tavsiye ederiz.

Asit reflüsü hakkında ufak bir bilgi

Asit reflüsü ve mide yanması, sindirim sisteminde en sık görülen iki rahatsızlıktır. Büyük veya ufak çaplı da olsa mutlaka herkes bu sorunu yaşamıştır. Bu durum, mide asidinin (Yiyecekleri sindirmek için kullanılır) yemek borusundan boğaza doğru ulaşmasıyla oluşur. Asit reflüsünün en sık görülen belirtileri şunlardır:

  • Ekşime (Yemekten sonra göğüste ve boğazda, yanma veya baskı gibi acı bir his)
  • Yiyeceklerin ağza kadar geri gelmesi (Kusma)
  • Ekşi bir tatla beraber mide bulantısı
  • Yiyecekleri yutmada zorluk
  • Reflü

reflü 2

Eğer bir insan haftada en az bir kere asit reflüsü yaşıyorsa, bu durum genellikle gastroözofegeal reflü olarak adlandırılır. ABD’deki insanların yarısı asit reflüsünden, %20’lik kısmı ise gastroözofegeal reflüden dert yanmakta. Amerikalıların beslenme alışkanlıklarının dünyadaki en sağlıklısı olduğunu söyleyemesek de, bu sayıların İspanya gibi diğer gelişmiş ülkelerde de benzer olduğu bir gerçek.

Yiyeceğinizi yuttuğunuzda, yemek borusundan aşağı doğru gider, özofagus sfinkterini geçerek mideye ulaşır. Sfinkter, oradan her yemek geçtiğinde açılıp kapanan bir bariyer ya da kapak görevi görür. 7 cm boyutundadır ve görevi, midenizin içindekilerin geri gelmesini engellerken, midenize ne girdiğini kontrol etmektir. 

Özofagus sfinkteri bir kas olduğundan, kapalı kalmak için göstereceği yetenek ve güç farklılık gösterebilir. Çok hızlı yemek yemekten kaynaklanan birçok asit reflüsü vakası vardır. Belli başlı yiyecekler ve içinde kullandığınız malzemeler, yemekten hemen sonra yatağa gitmek, hatta mide basıncınız ve fiziksel aktiviteler bile bunu tetikleyebilir.

Midenizde, sindirim sırasında yiyecekleri parçalamaya yarayan çok güçlü asitler bulunur. Eğer bu “geçiş” yarı açık halde olursa, asitler yemek borunuza kadar gelerek göğsünüzde oluşan yanma hissine sebep olur. Kustuğunuz zaman olan şeyi düşünün. Boğazınızdaki aynı yanma hissiyle birlikte, ağzınızda ekşi bir tat olduğunu fark edersiniz. Bunun nedeni yediğiniz yiyeceklerin mide asidiyle karışmış olmasıdır.

reflü-3

Asit reflüsü, ülsere ve kronik yemek borusu iltihabına neden olacak kadar sık oluşmaya başladığında gerçekten bir problem haline gelir. Bazı insanlarda bu, yemek borusunun tahrişine ve hatta akciğer hastalıklarına bile neden olabilir! Ağza ulaşan asitler ise, diş minesinde erozyona ve ağız kokusuna neden olur.

Şunu da belirtmekte yarar var, bazı insanlar yukarıda değindiğimiz reflü belirtilerini fark edip doktorlarına başvuracaklar. Fakat bazı insanlar bu belirtilerin farkına hiç varamayacaklar. Bu, “sessiz reflü” olarak bilinir ve sadece pH seviyenizin ölçülmesi ve endoskopik muayene ile teşhis edilebilir.

Hayat boyu reflü

Doğduğunuzdan beri bir çeşit asit reflüsü mutlaka yaşamışsınızdır. Bu, o kadar da kötü bir durum değildir. Zaman zaman çocuğunuzda da olursa endişelenmeyin. Yeni doğan bebeklerin yaklaşık %85’inde reflü veya emdikleri anne sütünün ağza geri gelme durumu yaşanabiliyor. Hayatın ilk yıllarında, bu tamamen normaldir. Ayrıca, hamile kadınlar da karında oluşan fazla baskıdan dolayı zaman zaman asit reflüsü problemi yaşayabilir.

Aslında, işte tam da bu nedenle asit reflüsü genelde obeziteyle ilişkilendirilir. Bel çevresindeki aşırı yağlar karın boşluğunda baskıya neden olur. Aşırı kilolu insanlar da, çoğu zaman bu durumu daha da kötüleştirecek yiyecekleri yerler. Bu, hem çocukluk döneminde hem de ergenlik ve yetişkinlik döneminde yaşanabilir.

Yukarıda söylediğimiz gibi, reflü hayatın bir parçasıdır. Ayrıca, şunu da belirtmeliyiz ki, 60 yaşın üzerindeki insanlarda daha sık görülebilir. Çünkü, yemek borusunun “tepesindeki” kas uzun yıllar çalıştıktan sonra zayıflar.

Reflüden nasıl uzak durabilirsiniz

Sağlıklı beslenin

Bazı insanlar yedikleri yiyecekler ya da içindekiler nedeniyle asit reflüsü yaşarlar. Ancak; kahve, nane, çikolata, alkol, domates sosu, baharat veya baharatlı yiyecekler ve işlenmiş süt ürünleri tükettikten sonra neredeyse herkesin asit reflüsü belirtilerinde artış görülmektedir. Bu nedenle, daha fazla meyve, sebze, tam tahıl, kabuklu kuruyemiş ve su tüketmek en mantıklısı.

Beslenme alışkanlıklarınızı geliştirin

Reflüyü daha kötü hale getirebilecek yiyeceklerin listesini aklınızda bulundurmanızın yanında, özellikle geceleri daha az yemek de iyi bir fikirdir. Akşam yemeğinizi yedikten sonra doğruca yatağa gitmenin, uyumaya çalıştığınız için size hiç bir faydası olmaz.

Akşamları, bolca sebze ve meyveden oluşan hafif yiyecekleri tercih etmek daha iyi bir fikirdir. Ayrıca, çok fazla alkol içmekten ve fast food ya da işlenmiş yiyecekler tüketmek için dışarı çıkmaktan kaçınmalısınız. Yemeğinizin aşırı sıcak veya soğuk olmadığından, yavaş yediğinizden ve yiyecekleri yutmadan önce iyice çiğnediğinizden emin olun.

Yeteri kadar uyuyun

Öğünlerden sonra (öğlen veya akşam fark etmez) kendinizi iyi hissetmeniz için ihtiyacınız olduğu kadar dinlemeye çalışın. Bu, tüm kaslarınızın, özellikle de özofagus sfinkterinin rahatlamasına yardımcı olur. Böylece, daha iyi ve etkili çalışabilir.

Benzer şekilde, stres seviyenizi de mümkün olduğu kadar düşük tutmanız yararınıza olacaktır. Aksi takdirde, reflü her gün karşılaşacağınız bir durum haline gelir. Bu da, ciddi ve geri dönüşü olmayan daha fazla sağlık problemine neden olur.

Uzun Bir Yaşam ve Gençlik İçin Tibet İksiri

çay-1[1]

Bu tedaviyi 1 ay boyunca yılda 2 defa uygulayabilirsiniz. İçinde bulunanlar, hastalıklardan korunmanızı sağlarken, sizi sağlıklı bir cilde kavuşturup, kırışıklıkların görünümünü engelleyecek.

Bu mucize Tibet iksiri 3 sağlıklı malzemenin harmanlanmasıyla yapılır. Vücudunuza iyi gelen sayısız faydalarının yanı sıra derideki hücreleri yenileyerek erken yaşlanma ile savaşır. Vücudunuzu içeriden destekleyerek bu faydaların dışa yansımasını sağlar.

Bu Tibet İksirinin İçindekiler Nelerdir?

Çok bilindik 3 malzeme kullanılır: limon, bal ve zeytin yağı. Bu muhteşem besinler 1 tarifte bir araya gelerek, sayısız hastalıkla ve yaşlanma belirtileri ile savaşan çok güçlü bir doğal tedaviyi oluşturur.

Limonun Faydaları

limon

  • Limon en güçlü meyvelerden birisi sayılır, vücudu iyileştirme ve hastalıklarla savaşma özelliği vardır. Bu zengin meyve, vücudunuzun toksinlerden arınmasını sağlar ve aynı zamanda doğal bir antibiyotik görevi görür.
  • Limon, C vitaminin değerli bir kaynağıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirmek için C vitamini vazgeçilmezdir ve aynı zamanda zatürre, bronşit, kabızlık, nezle, grip ve astım gibi birçok hastalığı iyileştirmekle görevlidir.
  • Ayrıca P vitamini yani kılcal geçirgenlik vitamini içerir, bu da kılcal damar ve kan damarlarının duvarlarını güçlendirir.
  • Limon potasyum, magnezyum, kalsiyum ve fosfor gibi mineraller bakımından zengindir ve güçlü bir B vitamini (B1, B2, B3, B5 ve B6) kaynağıdır.
  • Bu zamana kadar yapılmış araştırmalar gösteriyor ki limon neredeyse 150’den fazla hastalığa deva oluyor. Bu da toksinleri ve vücudu zayıf düşürecek mikroorganizmaları uzaklaştırma yeteneğinden kaynaklanıyor.
  • Zengin bir antioksidan kaynağı olduğu için, limon aynı zamanda cildin erken yaşlanmasını önleyerek, hücrelerin yenilenmesini sağlıyor.

Balın Faydaları

bal

  • Sağlıklı ve çeşitli besin içeriğinden ötürü, bal en sağlıklı doğal tatlandırıcılardan biri olarak kabul edilir.
  • Organik bal; sodyum, potasyum, magnezyum, kalsiyum, demir, manganez, bakır, fosfor, çinko ve selenyum gibi minerallerin yanı sıra, A ve C vitamini ve kompleks B vitaminlerini barındırır.
  • Doğal bir tedavi olarak bal güçlü bir antibiyotik etkiye sahiptir ve skorbitle, kansızlıkla, bağırsaktaki enflamasyonla, ödemle, kabızlıkla, romatizma ile, baş ağrısı ve baş dönmesi ile savaşabilir.
  • Ayrıca hücresel düzenleyici olarak çalışır ve beyin için hem güçlü hem de etkili bir toniktir.
  • Antiseptik ve antivirüs özellikleri sayesinde bal; enfeksiyon, nezle, grip, boğaz ve kas ağrılarını tedavi etmek için kullanılmada önerilir. 

Zeytinyağının Faydalarıyağ

  • Beslenmenize dahil edebileceğiniz en sağlıklı yağlardan birisidir zeytinyağı. Bu yağ oleik asit bakımından zengindir, bu madde de kolesterol seviyesini düşürerek sizi kalp krizinden korur.
  • Ayrıca diğer mono doymamış yağ asitlerini içerir; bu da yüksek kan basıncına iyi gelir, kan dolaşımını güçlendirir ve diğer faydalarının yanı sıra damar tıkanmalarını önler.
  • Zeytinyağının içinde hidrokarbon, sterol ve E vitamini gibi tokoferoller vardır, bunlar da hastalıkları önlemenin anahtarıdır ve aynı zamanda dokuların yenilenmesine fayda sağlar.
  • Az miktarda polifenol (bu yağa tadını verir), karoten ve klorofil içerir ve diğer değişken organik içerikleri de hastalıklarla savaşmaya yardımcı olurken, zeytinyağına kendine has kokusunu verir.
  • Zeytinyağı sağlıklı bir sindirime fayda sağlar, antioksidan özellik gösterir, anti-enflamatuvardır ve kalsiyum, magnezyum ve çinko emilimini sağlar.

Peki Bu Harika Tibet İksiri Nasıl Yapılır?

Bu malzemeleri karıştırarak, bağışıklık sisteminizi güçlendiren, kanınızı temizleyen, karaciğer sağlığınızı iyileştiren ve bir çok hastalıkla savaşan çok güçlü bir iksir elde edeceksiniz. Bu iksir bütün bu faydalarının yanında, ayrıca erken yaşlanma belirtilerini önleyerek, sağlıklı ve genç bir cilde sahip olmanıza yardımcı olacak.

Malzemeler

  • 100 ml taze sıkılmış limon suyu
  • 200 gram bal
  • 50 ml zeytin yağı (ne kadar kaliteli olursa o kadar sağlıklı)

Hazırlanışı

Bütün malzemeleri cam bir kasede karıştırıp kapağını kapatın daha sonra buzdolabına koyun. Bu iksirden her sabah aç karnına 1 çay kaşığı tüketmelisiniz. 1 ay boyunca her gün, yılda 2 kez olmak üzere uygulayın.

kaynak: sağlığa bir adım

Ling Gu Noktası: Anlık Siyatik Ağrı Kesici

Akupunktur[1]

Bu tekniği evde kendi kendinize, adet kaynaklı veya baş ile sırt ağrısı gibi durumları anlık rahatlatmak amaçlı, belirli bir bölgeye parmaklarınızla baskı yapmak sureti ile uygulayabilirsiniz.

Akupunktur alanı dahilinde kullanılan, sizi iyi hissettirecek ve ağrı veya hastalıklardan kurtulmanıza yardımcı olacak çeşitli hayati noktalar bulunmaktadır. Bütün bir akupunktur seansı, birçok farklı noktaya odaklansa da, bu noktalar belirli tip ağrılardan kurtulmak için en önemli olanlarıdır.

Bu makalede, size Ling Gu noktasından bahsedeceğiz. Bu da siyatik ve sırt ağrısı konusunda size ani rahatlama sağlayacak olan noktadır. Daha fazlasını, takip eden makaleyi okuyarak öğrenebilirsiniz.

Ling Gu: Dikkat Edilmesi Gereken Bir Nokta

Ling Gu noktası, günlük hayatta, sırt ağrısı ile ilgili birçok problemi iyileştirebilir. Bu yüzden, özellikle bu nokta, gün boyu masa başında çalışmak zorunda olan insanlar arasında, oldukça popülerdir.

Bu akupunktur noktası, hastalarına uyguladığı tedaviler sayesinde, hastalarının teşekkürlerini alan ve ülkesinin tamamında adını duyurmuş, Çinli bir doktor olan, Üstad Tung tarafından keşfedilmiştir. O, diğer tüm akupunkturculardan farklı olarak, daha az sayıda iğne kullanarak daha büyük etkiler yaratabilmiştir.

Akupunktur2

Üstad Tung tarafından keşfedilen bu noktalar, nesiller boyu, bir aile sırrı olarak saklanmıştır. Sonra üstad bunları bir grup öğrenciye öğretmeye karar vermiştir. Bugün, bizler de bu şekilde bu faydalı bilgilere sahip olabiliyoruz.

Ling Gu noktası, elin üst kısmında yer almaktadır. Daha kesin tarif ile, birinci ve ikinci tarak kemiğinin, yani baş parmağı ve işaret parmağının ortasında ve baş parmağın, diğer parmaklardan daha bağımsız olmasını sağlayan yumuşak bölgenin biraz üst kısmında bulabilirsiniz. Eğer diğer elinizden bir parmağınız ile bu noktaya dokunursanız, boş bir alan bulursunuz.

Eğer bu nokta üzerinde, doğru olarak çalışabilirseniz, siyatik ağrısı ve sırt ağrısı problemlerinizde, hızlıca bir rahatlama sağlayabilirsiniz. Sırtınızın alt kısmından, bacaklarınıza ulaşan bu korkunç ağrı, insanları genellikle günlük aktivitelerini yapmaktan alıkoyacak derecelere ulaşabilir.

İstenilen etkiyi yaratabilmek için, iğne Ling Gu noktasının ters olanına yerleştirilmelidir. Diğer bir deyişle, eğer sağ bacağınızda ağrı hissediyorsanız, sol elinizdeki nokta ile çalışmalısınız. Vakaların %75’inde, tedavi uygulanan insanlarda rahatlama hissi, sadece birkaç dakikada oluşmaktadır.

Bu nokta, çeşitli sırt ağrılarında olduğu gibi; baş ağrısı, ayak ağrısı, adet sancısı ve bel felci gibi ağrılara karşı da uygulanabilmektedir. Hamile kadınlarda, bu noktaya dokunulmamalıdır bile, çünkü bu, doğumu tetikleyebilir.

Akupunktur4

Sadece Elinizi Sıkarak Ağrıyı Rahatlatabilirsiniz

Ling Gu uzmanlarına göre (Hegu olarak da bilinirler), baş parmağınız ile işaret parmağınız arasındaki bu noktaya baskı uygulamak, kaygı durumunu sakinleştirebilir ve sırt ağrısını rahatlatabilir. Baş ağrısı ve diş ağrısı gibi, siyatik ağrısı için de oldukça etkilidir. Akupunkturcular, bu bölge ile çalışmak için iğne kullanırlar; ancak siz bir miktar baskı uygulayarak da bu bölgede çalışabilirsiniz.

Çin akupunkturunca tanınmış, vücut genelinde Ling Gu’nun da içinde bulunduğu, 300′ den fazla nokta bulunmaktadır; ancak bu nokta özellikle omurga ve sırt ağrısı söz konusu olduğunda, rahatlatıcı anlamda en etkili ve önemli olanıdır. Kanıtlanması açısından yapılan bir çalışma bulunmamasına rağmen, geleneksel Asya tıbbına göre, yüzyıllardır en ”favori” tedavi yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Ling Gu noktasının nasıl çalıştığı konusunda kimse kesin bilgiye sahip değildir. Yakın zamanlarda yapılmış bir araştırmaya göre, akupunktur iğneleri ile el üzerinde yapılan tedaviler, kan dolaşımını hızlandırarak ağrıyı hafifletme konusunda etkilidirler. Diğer araştırmalar da bu tedavinin doğal analjezik olarak da bilinen endorfin hormonu üretimini arttırdığını göstermektedir.

Akupunktur3

Akupunkturcular, kişisel tedavi planlarının bir parçası olarak Ling Gu noktasını kullanarak ağrıları iyileştirme eğilimindedirler. Bu plan, vücudun tamamında bulunan daha birçok noktayı kapsamaktadır. Örneğin, Ling Gu noktası, her iki durumda da kullanılabilecek ortak payda olsa da; kaygı sorunu yaşayan insanlar için çalışılan noktalar, adet krampları için çalışılanlardan farklıdırlar.

Eğer kendi Ling Gu noktanız ile çalışmaya karar verirseniz, akupunkturcular diğer elinizin bir parmağı ile bu elinizin baş parmağı ile işaret parmağı arasındaki derili bölgeye bastırmanızı önermektedirler. İşaret parmağınızı, bu noktaya yerleştirin ve sertçe bastırın. Eğer bu hareketi doğru yapıyorsanız, acıtacaktır.

Rahatlama için bir veya iki dakika yeterli olacaktır ancak asıl tedaviyi, 20 ile 40 dakika arası sürekli uygulama sonrası tecrübe edebilirsiniz. Bir müddet boyunca bir elinizin parmağı ile diğer elinize baskı uygulamak, herhangi bir rahatlama sağlamadıysa, diğer elinizle deneyin.

Bu tedavideki fikir, kendi kendinize, evde, ofiste veya otobüste işe giderken uygulayabilecek olmanızdır. Bir uzman gözetiminde olmadan veya gerekli bilgiyi edinmeden, iğne kullanmanızı önermiyoruz. Ling Gu noktasına baskı uygulayarak; sırt ve siyatik ağrısını olacağı gibi baş ağrısı ve adet kramplarını da minimuma indirebilmeniz mümkündür. Otuz dakika boyunca baskı uygulamayı deneyerek işe başlayın ve uygulamak için ağrının artarak kımıldamanıza dahi engel oluşturmasını beklemeyin.

kaynak: sağlığa bir adım

15 Adımda Karşınızdaki Erkeğin Evlenilecek Erkek Olup Olmadığını Anlamanın Yolu

Her kadının hayalidir prensesler gibi göründüğü o beyaz gelinliği giymek. Her şey harika olsun, hiç unutulmayacak güzellikte bir düğün olsun isteriz. Peki evlenmeyi planladığınız kişi sizin için doğru kişi mi?

1. Annesiyle ilişkisi nasıldır?

Annesiyle ilişkisi nasıldır?

Bir erkeğin annesine davranış şekli, kadınlara verdiği değerin bir ön izlemesidir. Etrafınızdaki herkes “anne kuzusu erkekten uzak dur” diyebilir. Siz onları dinlemeyin. Kendi annesine saygısız davranan erkek diğer kadınlara kim bilir neler yapar!

2. Ne istediğini biliyor mu?

Ne istediğini biliyor mu?

“Büyüyünce ne olacaksın” sorusunu hepimiz defalarca duymuşuzdur. Bu soru büyüdüğümüz zaman da önemini korumaya devam ediyor. Geleceğe dair hedefleri olmayan, hayatıyla ilgili amaçlarını belirlememiş erkekten uzak durun.

3. Karşılaştığı her sorunda pes edip yıkılıyor mu?

Karşılaştığı her sorunda pes edip yıkılıyor mu?

En ufak aksaklıkta bile yüzü düşen, kahrolan karamsar insanlar sizi dibe çeker. Hele bir de bu kişi hayatınızı birleştirmeyi düşündüğünüz insansa ömür boyu kara bulutlarla çevrili bir hayat yaşayacaksınız demektir.
Hayatın iyi yönlerini göremeyen, zorluklarla birlikte göğüs geremeyeceğiniz erkeği hayatınıza sokmayın.

4. Evlilikten korkuyor mu?

Evlilikten korkuyor mu?

İşte bu koca bir yalan. Aslına bakarsanız hiçbir erkek erkek evlilikten korkmaz. Sadece evliliğin getireceği sorumlulukları taşımaya gücü yoktur ya da işine gelmiyordur. Dışarıdaki yüzlerce çiçekten bal almak varken neden tek bir papatyayla yetineyim diye düşünen bir arıdan farkı yoktur. Aman ha sakın “belki ilişkimiz ilerledikçe fikri değişir” diye düşünmeyin. Tüm erkekler niyetini en baştan belli eder aslında. Biz sadece aşkın verdiği at gözlükleri yüzünden gerçekleri görmek istemeyiz.

5. Öfkesini kontrol edebiliyor mu?

Öfkesini kontrol edebiliyor mu?

 

Ne yazık ki tüm kadınlar duygusal veya fiziksel şiddeti hayatında en az bir kez yaşıyor. Konu ne olursa olsun size elini kaldırdığı an, bir canavar gibi tükürükler saçarak size bağırdığı zaman hemen ama hemen o adamdan olabildiğince uzağa kaçın.
“Aslında beni çok seviyor, asla canımı yakmak istemez ama sinirlenince kendine hakim olamıyor işte” cümlesini kurarsınız muhtemelen fakat bu cümlede “ama”dan önceki kısmın hiçbir kıymeti yok. Bu duruma katlanmak zorunda değilsiniz. O adam sizi hak etmiyor.
6. Hatasını kabul ediyor mu?
Hatasını kabul ediyor mu?

 

Erdemli bir insanın belki de en önemli özelliği, hatasını kabul etme ve özür dileyebilme davranışıdır. Ne yazık ki erkeklerin çoğuna bu özellik yüklenmemiş. Hatalı olduğunu bildiği halde, özür dilemeyi bir zayıflık olarak gördüğü için “özür dilerim” lafını ağzından almak oldukça güçtür. Oysa elinde en sevdiğiniz çikolatayla veya bir demet papatyayla gelip “ben eşeğim” dese, gözünüzde bin kat daha değerli bir insana dönüşecek.
Hatasını kabul etmeyen erkeği de almayın hayatınıza. Yakmayın kendinizi bu odunlarla.
7. Kıyafetlerinize, nereye gittiğinize, ne yaptığınıza karışıyor mu?

Kıyafetlerinize, nereye gittiğinize, ne yaptığınıza karışıyor mu?

İlişkide kıskançlık elbette olması gereken ve ilişkiyi besleyen bir faktördür. Fakat bunun dozunu tutturamayan erkek size ciddi sıkıntılar yaratabilir.
“O eteği giyemezsin”, “artık o çocukla görüşmeni istemiyorum” , “en geç dokuzda evde ol”… Yazarken bile sinirleniyorum. Siz kimsenin eşyası ya da evcil hayvanı değilsiniz. Size emirler vermesine, hayatınızı yönetmesine izin vermeyin.
Siz o yokken de var olan, ondan sonra da var olacak olan bir bireysiniz. Kendinize olan saygınızı kaybettirmesine izin vermeyin.

8. Değişime açık mıdır?

Değişime açık mıdır?

“Ben buyum beni böyle kabul et” dediği an çantanızı alın ve o erkekle vedalaşın. İnsan denilen canlı, yeniliğe ve değişime açıktır. Yıllar içinde, sevdiğimiz müzik türü, giyim stilimiz, olaylara bakış açımız ve diğer pek çok şey sürekli bir değişim halindedir.
Değişimi baştan reddeden, olumsuz özelliklerini ömür boyu değiştirmeyeceğini söyleyen erkek gerçekten doğruyu söylüyordur ve değişmeyecektir. Siz onu o şekilde kabul etmek zorunda değilsiniz.
Bir ilişkide karşılıklı fedakarlıklar olmazsa o ilişkinin ömrü zaten son derece kısa olacaktır. Bırakın değişmesin ve kendi sabit dünyasına yalnız başına yaşasın.

9. Eğlenilecek bir erkek midir?

Eğlenilecek bir erkek midir?

Umarım içinizde erkekleri hala “evlenilecek erkek” “eğlenilecek erkek” diye ayıranlar yoktur. Eğlenemeyeceğiniz adamla bir ömrü nasıl geçireceksiniz yahu? Birlikte eğlenemediğiniz, saçma sapan şeylere gülüp, kimi zaman da ufak çılgınlıklar yapamayacağınız bir erkekle sürdüreceğiniz hayatı bir düşünsenize. Sıkıcı, buhran dolu, daha da sıkıcı, bunaltıcı, daha da daha da sıkıcı!

10. Merhamet ve şefkat sahibi midir?

Merhamet ve şefkat sahibi midir?

Kadınların, merhametli, şefkatli, sıcacık bir kalbe sahip olması alıştığımız bir durum. Erkeklerde nadiren görülen bu özellik, dikkat etmemiz gereken önemli şeylerden biri.
Canınız yandığında onun da yüreği parçalanıyorsa, hasta olduğunuz zaman ne yapabilirim diye etrafınızda dört dönüyorsa, bütün mutfağı birbirine katmasına rağmen size sıcak bir ıhlamur yapıyorsa, çok yorulduğunuz zaman çantanızı bile taşıyorsa, sıkı sıkı tutunun adama, sakın elinizden kaçırmayın!

11. Diğer insanlara nasıl davranıyor?

Diğer insanlara nasıl davranıyor?

Bir erkeğin sizi el üstünde tutması, prenses gibi davranması asla tek başına yeterli değildir. Diğer insanlara davranış şekline bakarak bir insanı çok kolay tanıyabilirsiniz. Bir mekana gittiğinizde masaya gelen garsonla nasıl konuşuyor? Nazik ve güler yüzlü mü yoksa kaba ve emirler savurarak mı? Yolda yürürken aniden yanınıza gelen peçete satan çocuğa nasıl davranıyor? Sevecen ve merhametli mi yoksa kaba ve saldırgan mı?
Kalbinde iyilik barındırmayan ve nezaket sahibi olmayan erkeğin sizin hayatınızda yeri olmamalı.

12. Sizi dinliyor mu?

Sizi dinliyor mu?

Mutsuz sonla biten evliliklerin tümünün altında bu sorun yatar: dinlemek. Erkekler dinliyor gibi yapmak konusunda uzmandır. Sizi gerçekten dinlediğinden, fikirlerinizi önemsediğinden, sorunlarınızla ilgilendiğinden ve size destek olduğundan emin olun.
İdeal eş aynı zamanda iyi bir arkadaş da olmalıdır. Mutlu bir evliliğin sırrı da karşılıklı saygının ve sağlıklı iletişimin sürdürülebilmesinde gizlidir. Size saygı duymuyorsa, anlattıklarınızla ilgilenmeyip, düşüncelerinizi önemsemiyorsa bırakın ve yolunuza onsuz devam edin.
13. Sizi başka insanlarla kıyaslıyor mu?

Sizi başka insanlarla kıyaslıyor mu?

İlişkiyi, başka kadınlarla rekabet etmek için yaşamazsınız. Siz, olduğunuz halle zaten harika bir insansınız. Kusurlarınızla, güzelliklerinizle, doğrularınızla ve yanlışlarınızla varsınız bu dünyada. Sizi sürekli başka kadınlarla kıyaslayan ve kendinizi kötü hissetmenize sebep olan erkeğe hemen çıkışın yerini gösterin ve kendinizi özgür bırakın.

14. Küçük sürprizler yapıyor mu?

Küçük sürprizler yapıyor mu?

Elbette evin önüne bir kamyon dolusu kırmızı gülle gelsin demiyorum ama arada sırada sizi şaşırtmalı, mutlu etmeli. Yorgun olduğunuz gün, gizlice mutfağa gidip sizin için atıştırmalık bir şeyler hazırlasın, mutsuz uyandığınız gün sizi keyiflendirmek için ufak sevimlilikler yapsın, senede birkaç kez en sevdiğiniz çiçeklerle kapıyı çalsın yeter.

15. Çocuklarla nasıl bir ilişkisi var?

Çocuklarla nasıl bir ilişkisi var?

Bazılarınızın “böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyorum” dediğini duyar gibiyim. Yine de evin içinde minik ayaklarıyla pat pat yürüyen sevimli bir canavara kim hayır diyebilir ki? Tabi çocuk istiyorsak karşı tarafın da bu konuda ne düşündüğünü bilmemiz lazım. Çocuk istiyor mu? Çocuk olduğu zaman bunun getireceği sorumlulukları yerine getirebilir mi? Hepimiz kendimize iyi bir eş istediğimiz kadar çocuğumuza da iyi bir baba olabilecek erkeği arıyoruz çünkü.

Benden bu kadar kızlar. Unutmayın! Dünyada kendinizden daha değerli kimse yok. Hepinizin hak ettiği harikalıkta bir eş bulmasını diliyorum ❤

KAYNAK: ONEDİO

HASTALIK İYİLEŞMEYE GİDEN YOLDUR…

1020348_08ddf6c649a0fb3c65e69ca21d31e5c2[1]

ALERJİLER
Ruhsal savunmamız nasıl tehlikeli bilinçaltı konuların üstüne çıkmasını engelliyorsa, savunmamız da virüs ya da zehir denilen “dış” düşmanlara karşı aynı konumu alır. Kendi değer sistemlerimize o kadar bağlanırız ki, aldığımız tedbirlerin şart olduğuna inanmaya başlarız. Oysa düşman diye bir şey yoktur, biz kendi kendimize bazı şeyleri “düşman” olarak ilan ederiz.
Alerji ; Düşman olarak tanımlanan bir maddeye gösterilen aşırı tepkidir. Beden, hayatta kalabilmek için verdiği bu tepkide tamamen haklıdır. Bağışıklık sistemi, alerjenlere karşı antijenler geliştirir ve düşmana karşı anlamlı bir savunmaya girişir. Yalnız alerjiklere bu savunma ölçüsüzce abartılıdır. Beden aşırı derecede silahlanır, gittikçe daha fazla sayıda madde düşman olarak ilan edilir.
Askeri alanda olduğu gibi, aşırı silahlanma her zaman güçlü bir saldırganlığın işaretidir. Bu nedenle alerji de, bedende bastırılan güçlü bir saldırganlığın ve savunmanın ifadesidir denilebilir.
Biraz daha açıklamak gerekirse; bir insan, belli bir dürtüyü bilinciyle yaşıyor ama dışarı vurmuyor olabilir. Ya da dürtüyü öyle mükemmel biçimde bastırmıştır ki, bunun özelliklerini asla açık bir biçimde kendisine yaşatmaz. Dolayısıyla çok saldırgan bir insan kadar çok yumuşak bir insan da saldırganlığını bastırmış olabilir. Alerjide, saldırganlık bilinçlilik boyutundan bedensel boyuta iner. Artık bedenimizle dilediğimiz gibi saldırırız, savunma yaparız, savaşırız ve zaferler kazanırız. Zararsız nesneleri bile düşman ilan ederiz. Çiçek tozları, hayvan tüyleri, toz, duman, çilek, domates vs.
Saldırganlığın korku ile yakından bağlantılı olduğu bilinmektedir. İnsan sadece korktuğu şeylerle savaşır. Bazı alerjenleri yakından incelersek, alerjiklerin sembolik anlamda bu kadar tutkuyla savaşacak kadar korktukları yaşam alanlarını bulabiliriz. Sevgi sembolü olan kedi-köpek tüyleri ve döllenme-üreme sembolü olan çiçek tozları da “sevgi”, “cinsellik”, “içgüdü”, “doğurganlık” konularının, korku ile yakından bağlantılı olduğunu gösterir. Ev tozları alerjisinde de ortaya çıkan kirliliğe karşı duyulan korkudur.
Alerjisi olanlar, kendilerini bu konulardan şiddetle korumakta ve içeri girmelerine izin vermemektedirler. Alerjikler, alerjenlerden kaçarak, aslında onun temsil ettiği yaşam konularından kaçarlar.
Alerjiklerin iyileşmeleri için, kaçındıkları ve kendilerini savundukları alanları bilinçlerinden içeri almaları, onları özümsemeleri, onlarla bütünleşmeleri gerekir. Alerjik olan bir kişiyi savunma sistemlerinde desteklemek yerine, düşmanları ile uzlaşmaya ve onları sevmeye yöneltmek gerekir.
Alerji=Maddeye Dönüşmüş Bir Saldırganlık
Alerjik olanlar kendilerine şu soruları sorabilirler :
1- Neden saldırganlığın bilincimde oluşmasına izin vermiyorum ve onu bedenime inmek zorunda bırakıyorum?
2- Yaşamın hangi alanlarından büyük bir korku duyuyor ve onlardan kaçıyorum?
3- Bendeki alerjen türü hangi konuyu işaret ediyor? Yaşamın karanlıkta kalan alanları anlamında cinselliği mi, dürtüleri mi, saldırganlığı mı, üremeyi mi, kiri mi?
4- Alerjilerimi ne ölçüde, çevremi idare edip yönlendirmekte kullanıyorum?
5- Sevgi ile, yani içeriye alma yeteneği ile aram nasıl?

Thorwald Dethlefsen/ Ruediger Dahlke
Ilahi Nizam Ve Kainat tan alintidir
Holistik Sağlık Ve Beslenme Terapisi/Yasemin Tokvan

Kaynak: Sağlıkla Kal Sayfası

Fatoş Pabuccu Tuncay

Canlılara karşı duyduğumuz şefkat sağlığımızı nasıl etkiliyor?

Sevginin hayatımızdaki yerinin ne kadar önemli olduğu konusunda çoğumuz kuşkusuz hemfikiriz. Ruhsal ve bedensel açıdan olumlu etkisi saymakla bitmez. Hayatımıza binlerce katkısını sıralayabiliriz.

İnsanlara ve özellikle hayvanlara onlara gerçekten değer vererek yaklaştığınızda, onlarla hakikatli bir iletişim kurduğunuzda o an siz fark etmeseniz de katkısı inanılmaz. En azından o esna da farkında olabilirseniz; kaygılarınızdan ne kadar uzaklaştığınız görebilirseniz. Peki etkisini bu kadar aza indirgeyebilir miyiz? Tabii ki hayır!

A woman and a cow Sweden.

 

Etrafınıza kısa süreli bir bakın ve mukayese yapın. Hayvanlara bağlı, onlara sevgi besleyenler ve diğerleri hakkında. Kuşkusuz sevgi besleyenlerin; hayattan daha memnun, daha güler yüzlü, hayat bağının daha güçlü olduğunu göreceksiniz. Bu bizim gözlemlerimizle ortaya koyabildiklerimiz. Bu konuyla ilgili bilimsel araştırmalar da mevcut.

Sevginin büyük faydası!

Michigan Üniversitesi’nden Sara Konrath ve Stony Brook Üniversitesi’nden Stephanie Brown bu konu hakkında araştırma yapmışlar. Yaptığı çalışmalarında çıkan sonuçlar ise oldukça sevindirici. Gerçekten birine karşılıksız sevgi duyabilen, yani kendinden başka canlılara şefkat gösterebilen insanların ömürlerinin daha uzun olduğunu iddia ediyorlar.

Önemli olan bir şeyi yapıyor olmanız değil, bunu ne kadar gerçek ve doğru amaç hissiyle yapıyor olduğunuz, işte bu bilinç aradaki farkı yaratıyor. Eylemde bulunurken gönüllü ve gönülsüz insanların varlığını bilirsiniz. Gönüllü insanlara baktığınızda bunu fedakarlıktan kaçınmayarak yaptığını fark edersiniz ve sonucunda sadece mutlu olurlar. Bilim dünyası işte bu farkı ikiye ayırıyor; hazcılık (Hedonizm) ve mutçuluk (Eudaimonizm).

Sevgi Hayvan 3

Barbara Frederickson, Steve Cole ve arkadaşları da bu konu hakkında çalışma yapanlardan. Onların çalışmaları biraz farklı ve insanların mutluluklarını hücresel düzeyde inceliyorlar. Hazcılık ilkesi doğrultusunda yapılan eylemlerde insan hücrelerinde daha çok hastalığa neden olan hücrelerle (enflamasyon) karşılaşmışlar. Diğer taraftan canlılara sevgi ve şefkat gösterenler insanlarda enflamasyon hücreleri bir hayli düşmüş. Bu nedenle hazcılığa dayanan bir sevgi yerine gerçek ve samimi bir sevginiz olsun, gerçekten iyi olmanın yolu buradan geçiyor.

Tüm canlılar için sevgi!

Peki nasıl ulaşabiliriz bu saf sevgiye? Bilimsel alan yazının bize söylediği; düşünceli hareket etmek, mevcut sevginizin artırmak için çaba sarf etmemiz gerektiği. Mutçuluk ile hissedilen sevgiyle hayatımızın amacını ve anlamını bulmamızı söylüyor. Manevi anlamda gerçekten ne istediğinize yönelin, ruhunuz sizi nereye çekiyor bunu bulmanız önemli. Belki bu belirli tavsiyeler size doğru bir yola sevk edebilir ama bu işin anahtarı aslında çok basit: Sevmek, daha çok sevmek!

kaynak: Gaia dergisi

Hazırlayan: Fulya Uysal

Zeki İnsanların Karşılarındakini Kontrol Altına Almak İçin Kullandıkları 10 Manipülasyon Tekniği

Zeki insanlar iletişim kurdukları insanları etkilemeyi çok iyi bilirler. Doğru manipülasyon tekniklerini kullandıklarında kontrol edemeyecekleri kimse yoktur. O tekniklerini sizin için derledik.

İşte Zeki İnsanların Karşılarındakini Kontrol Altına Almak İçin Kullandıkları 10 Manipülasyon Tekniği!

10. Vücut Diliyle Bilinçaltı Manipülasyonu

Vücut Diliyle Bilinçaltı Manipülasyonu

Zeki insanlar diyalog halindeyken kendinden emin bir şekilde sık sık kafalarını yukarıdan aşağıya doğru sallarlar. Bu davranış, çoğunlukla karşıdaki kişinin de onaylarmışçasına kafa sallamaya başlamasına ve istemese de hemfikir olmasına yol açar.

9. Özgüven Eksikliğini Kullanmak

Özgüven Eksikliğini Kullanmak

Karşısındakini kontrolü altına almak isteyen zeki bir insan, muhattabının kişiliğiyle veya dış görünüşüyle alakalı öz güven duymadığı bir yönünü başka bir insanda tespit ederek bunu alaylı bir şekilde söyleyebilir. Karşıdaki kişi direkt kendisiyle dalga geçilmediği halde, eksik özelliği alaya alındığı için rencide olur. Rencide olan insan ise, içgüdüsel olarak kendini ispat etme ve sevdirme çabasına girer. Kusurları başka insanlarda görülüp kendinde görülmediğine inandırılan kişi daha da savunmasız hale gelir. Son evrede kişi, manipülatörüne karşı inanılmaz bir sempati duyar ve itaat eder.

8. Tek Çare

Tek Çare

Bu teknikte amaç karşı tarafta çaresizlik hissi yaratmaktır. Tekniğin temel prosedürü; “problem üret, tepkileri ölç, yardım istemelerini sağla ve çözüm sun” şeklindedir. Bu tekniği medya, reklamcılar ve hükümetler de sık sık kullanır. Teknikte temel amaç karşı tarafa sanal bir sorun yaratmak ve bu sorunu kafalarında büyüterek sizden yardım istemelerini sağlamaktır. Örneğin estetik ameliyata ihtiyacı olmayan birisine bu tekniği uyguladığınızda bir süre sonra kendisinin çirkin olduğunu düşünmeye başlayacak, estetik ameliyata ihtiyacı olduğunu hissedecektir. Son aşamada ise sizden yardım isteyecek ve sunduğunuz çözümü kabul edecektir.

7. Mahrum Bırakmak

Mahrum Bırakmak

Aile içinde ve sosyal yaşamda sıklıkla görülen bir manipülasyon tekniğidir. Bu psikolojik teknik genelde insanları itaat ettirmek için kullanılır. Çocuğunun harçlığını kısıtlayan baba buna bir örnektir. Bu manipülasyon tuzağından kurtulmanızın tek yolu bağımsızlaşmak ve kendi gelir kaynağınızı elde etmektir.

6. Daha Fazlasını İstemek

Daha Fazlasını İstemek

İnsanların bencil oldukları anları ve durumları çok iyi tahlil eden zeki insanlar karşı tarafa önce istediklerinden daha fazlasını gösterip sonra istediklerini çok kolay bir şekilde elde ederler. Örneğin; önce karşınızdaki insandan yapamayacağı, uçuk kaçık bir iyilik isteyip daha sonra asıl isteğiniz olan küçük iyiliği rica ettiğinizde muhtemelen muhatabınız bunu kabul edecektir. Çünkü birinci istekten sonra ikincisi çok daha makul gelecektir ve sizi bir daha reddetmekten suçluluk duyacaklardır.

5. Müttefik Duruş

Müttefik Duruş

Zeki insanlar önerilerinin dikkate alınması ve karşı tarafı istedikleri şeye ikna etmek için sıklıkla bu tekniği kullanırlar. Teknik temel olarak şu prensibe dayanır: Eğer konuşmaya karşı tarafla uzlaşarak başlarsanız, muhatabınızın konuşma sonuna kadar sizinle uzlaşık kalıp önerilerinizi dikkate alma olasılığı oldukça fazladır. Ayrıca bu tekniği desteklemek için sıklıkla saygıdeğer kişileri referans göstererek onların ilgili konudaki görüşlerinden alıntı yaparlar.

4. Suyuna Gitmek

Suyuna Gitmek

Bu tekniği bir öncekinden farklı olarak karşı tarafla ilk anda diyaloğu tutturamadıklarında kullanırlar. Eğer karşınızdaki insan size karşı çok sinirli ve tepkiliyse,  yanında durup gözlerinin içine bakmak karşı tarafın bilinçaltını etkileyecek ve onun için bir tehdit unsuru olmaktan çıkmanızı sağlayacaktır.

3. Ben Franklin Etkisi

Ben Franklin Etkisi

aha çok nefret ettiğimizi iddia eder. Yani birine yararımız dokunduysa, aynı kişiye benzeri bir durumda yardım etme isteğimizin diğer insanlara nazaran daha yüksek olduğunu söyler. Zeki insanlar bunu çok iyi kullanırlar. Eğer karşıdaki kişiyle yeni tanışmışlar ve karşı tarafın kendilerinden çok hoşlanmadığını anlarlarsa onlardan reddedemeyecekleri bir iyilik isterler. İyiliği yapan kişi bir yatırım yapmış olacağı için, iyilik yaptığı kişiyi sevmiş olması gerektiği fikrini benimsemeye ve iyilik yaptığı kişiyi daha çok düşünmeye başlar.

2. Korkut ve Rahatlat

 
Karşı tarafı kontrolü altına alması gerektiğine inanmış zeki bir insan bazen çok acımasız olabilir. Muhataplarını korkutup rahatlatarak karşı tarafın bir şok etkisi geçirmesini sağlarlar. Şok etkisi geçiren kişiler iyice naifleşir ve her türlü teklife açık hale gelirler.
1. Planlı Yönlendirmeler
Planlı Yönlendirmeler

 

Bu, zeki insanların kullandığı en tehlikeli manipülasyon yöntemidir. Bu tekniği iyi kullanırlarsa karşıdaki insana yaptıramayacakları neredeyse hiçbir şey yoktur. Teknik oldukça detaylı olduğu için sadece özetleme fırsatımız var. İnsanlar kendileri için özel olarak seçilmiş rollerin var olması fikrine bayılırlar ve bu rolleri üstlenmekten çok hoşlanırlar. Tembel, çalışkan, fedakar ya da bencil olduğu söylenen kişi, zamanla kendini en çok duyduğu sıfata adapte etmeye başlar. Zeki insanlar bunu, karşılarındakini istedikleri sıfata büründürmek için kullanırlar. Son aşamada muhakeme tekniğini adeta tamamen kaybetmiş olan muhatap, kolaylıkla kontrol edilebilir ve yönlendirilebilir hale gelir.