16 Maddede Mutluluğumuzu Etkileyen En Önemli ama En Az Bilinen Faktör: “Hedonik Adaptasyon”

Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musunuz ? Çünkü kimseden bir şey ummam. Beklentiler daima yaralar.” 

William Shakespeare

Düşünün, sahip olmayı çok istediğiniz bir evi, arabayı, telefonu aldığınızda, ya da üniversite sınavını kazandığınızda ne kadar sevinmiştiniz değil mi? Bir süre sonra ne oldu, her şey büyüsünü yitirdi mi? Peki neden?

Sorularınıza aradığınız cevaplar bu galeride…

1. Hedonik Adaptasyon Nedir?

Hedonik Adaptasyon Nedir?

İnsanoğlunun yaşadığı ortama uyum sağlayabilmesi, işlevsel olabilmesi ve hayatta kalabilmesi için adaptasyon çok önemlidir. Hepimiz günlük yaşamımızda farkına varmadan birçok şeye uyum sağlıyoruz.

İlk başlarda haz duyduğumuz şeylere giderek alışmanın sonucunda artık  hoşlandığımız şeylerden haz alamamaya başlıyoruz. Hazzın giderek azalması aslında bizim beklemediğimiz bir durumdur. Bu durum çoğu zaman hayal kırıklığına ve pişmanlığa neden olur. İnsanların iyi ya da kötü, yaşamlarındaki her türlü değişikliğe uyum sağlama sürecine hedonik adaptasyon denir.

2. Kavramın Ortaya Çıkışı

Kavramın Ortaya Çıkışı

1970’lerde mutlulukla ilgili yapılan çalışmalarda ortaya atılan hedonik adaptasyon kavramı, mutluluk konusunda yapılan araştırmalara yön verdi. Brickman ve Campbell’in tanımına göre hedonik uyum, insanların hem iyi hem kötü olaylara uyum gösterme (adapte olma) eğilimini ve bu sayede bir süre sonra aynı mutluluk seviyelerine geri dönmelerini ifade eder.

Örneğin Brickman, yaptığı çalışmalarda piyango kazanan insanların diğerleri ile karşılaştırıldığında sadece bir miktar daha fazla mutlu olduklarını göstermiş, yaşamlarında onları mutlu edecek olaylar yaşayan kişilerin belli bir zaman sonra eski mutluluk seviyelerine geri döndüklerini belirtmiştir. Aynı şekilde kayıp veya hastalık gibi olumsuz olaylar yaşayan kişilerin de bir süre sonra bu gibi durumlara adapte olduğunu ve mutluluk seviyelerinin bu olaylardan öncekine benzer seviyeye geldiğini söylemiştir.

Yani Brickman, kişinin duygusal sisteminin mevcut yaşam koşullarına ayak uydurduğu ve mutluluk ve mutsuzluğun insanların yaşamlarındaki değişikliklere verdiği kısa süreli tepkiler olduğu görüşünü savunmuştur. Daha da önemlisi, insanların bir bakıma ‘boşu boşuna’ mutluluğu aramaya devam ettiğini öne sürmüştür.

Hedonik adaptsyon için aynı zamanda koşu bandı benzetmesini kullanmıştır. Buna göre hedonik  adaptsyon ile, yürüyüş veya koşu hızımızı bantın hızına uydurduğumuz gibi, duygu durumumuzu da yaşamın koşullarına göre ayarlarız.

3. 10 Yıl Sonraki Mutluluk Seviyesini Tahmin Etmek Mümkün mü?

10 Yıl Sonraki Mutluluk Seviyesini Tahmin Etmek Mümkün mü?
Kısaca hedonik adaptasyona göre insanların mutluluk hissi günden güne ve bazı koşullara ve yaşantılara bağlı olarak değişse de, herkesin nispeten sabit ve ortalama bir mutluluk seviyesi olduğu, bu nedenle anlık ve durumsal duygu değişikliklerinden sonra bu seviyeye geri döndükleri görülüyor. Böylece bir insanın 10 sene sonraki mutluluk seviyesini, bugunkü seviyesine bakarak tahmin edebileceğimiz düşünülüyor.

4. Gelir Seviyesi, Fiziksel Güzellik, Eğitim Seviyesi ve Sağlığın Mutluluğa Etkileri Birer Efsane mi?

Gelir Seviyesi, Fiziksel Güzellik, Eğitim Seviyesi ve Sağlığın Mutluluğa Etkileri Birer Efsane mi?
Bu önemli ve hayli iddialı görüşlerden sonra psikoloji alanındaki araştırmacılar, elbette hedonik adaptasyonun gerçekten var olup olmadığını incelemeye başladı. Öyle ya, eğer hepimiz yaşadıklarımızdan sonra aynı mutluluk seviyemize döneceksek, o zaman bu yaşantıların ve mutluluğu aramanın ne anlamı var?
Gerçekten de 1980’lerde başlayan çalışmalar, dış koşulların ve olayların mutluluk seviyemizi çok az etkilediğini gösterdi. Örneğin gelir seviyesi, fiziksel güzellik, eğitim seviyesi, sağlık durumu gibi koşulların mutluluğa olan katkısının pek fazla olmadığı ortaya çıktı.

Bazı çalışmalar evli insanları inceleyerek, çiftlerin ilk 1 senede hızla artan mutluluk seviyelerinin bir süre sonra azalmaya ve kişinin önceki mutluluk seviyesine yaklaşmaya başladığını ortaya koydu. Yani hedonik adaptosyon ilgili görüşler kısmen doğrulandı.

5. Mutlulukla İlgili Temel Gerçekler

Mutlulukla İlgili Temel Gerçekler
Mutluluğun ortalama % 50’si (her insanda az çok değişir) genetik. Dolayısıyla mutluluğumuz üstünde tamamen kontrolümüzün olması mümkün görünmüyor. Ancak bu durum, diğer % 50′sinde çeşitli müdahaleler yapmanın mümkün olabileceğini göstererek, olumlu bir tablo da çizmiş oluyor.

6. Dışadönük Kişiler Daha Mutlu

Dışadönük Kişiler Daha Mutlu
Bazı kişilik özelliklerimiz mutluluğu belirlemede oldukça önemli. Aslında bu özellikleri bir önceki maddede belirttiğimiz genetik faktörler içine koymak mümkün; çünkü kişilik özellikleri oldukça sabit ve genetik kökleri olan özellikler. Bunlar arasında en belirleyici olanlarsa ‘dışadönüklük’ ve ‘duygusal denge/dengesizlik’.
Dışadönük kişilik özelliğine sahip insanlar, içedönüklerle karşılaştırıldığında daha mutlu. Dışadönük kişiler daha pozitif, daha sosyal ve daha girişkendir; hoşa giden şeyleri algılamaya daha eğilimlidir. Bu nedenle de mutluluk için programlandıkları düşünülür. Öte yandan duygusal dengesizlik yaşayan kişilerin mutluluk seviyelerinin düşük olduğunu biliyoruz.

7. Duygusal Açıdan Dengesiz Kişiler Mutsuz

Duygusal Açıdan Dengesiz Kişiler Mutsuz

Nevrotik kişilik özelliği olarak da tanımlayabileceğimiz ‘duygusal dengesizlik’, kaygı, depresif duygular, öfke gibi pek çok olumsuz duyguyu da beraberinde getiriyor.

Dolayısıyla ‘Kim daha mutlu? sorusuna verilebilecek önemli yanıtlardan biri ‘dışadönükler’; ‘Kim mutsuz olmaya eğilimli?’ sorusuna verilecek yanıtlardan biri ise ‘duygusal açıdan dengesiz kişiler’ oluyor. Pek iç açıcı gibi görünmese de durum bu: Bazı insanlar diğerlerinden daha mutlu olmaya doğuştan eğilimli.

8. Sosyal İlişkiler Mutluluğumuzu Etkiliyor

Sosyal İlişkiler Mutluluğumuzu Etkiliyor

Tatmin edici yakın ilişkiler yaşamak, mutluluk seviyemizi etkileyen önemli faktörlerden. Arkadaş ilişkileri, aile ilişkileri, romantik ilişkiler…Yoğun ve keyifli yakın ilişkiler sürdüren insanların daha mutlu olduğunu biliyoruz.

9. Para, Bir Yere Kadar Mutluluğu Etkiliyor

Para, Bir Yere Kadar Mutluluğu Etkiliyor

Klasik bir sorudur paranın mutluluk getirip getirmeyeceği. Belirli bir gelir seviyesine sahip olmak, çeşitli ihtiyaçlarımızı karşılamamıza, yaşamdan daha fazla keyif almamıza yardımcı olur. Bu nedenle de ‘para’ mutluluğumuzu (belirli seviyede de olsa) etkiler.

Ancak belli bir gelir seviyesinden sonra maddiyatın mutluluğu etkilemediği bilimsel bir gerçek. Zaten araştırmacılar, maddiyatın mutluluğu açıklamada çok yetersiz kaldığını bildiğinden, başka etkenleri araştırmaya devam ediyor.

10. İnsanların Duygu Durumları Sürekli Olarak Değişir

İnsanların Duygu Durumları Sürekli Olarak Değişir
Ancak uzun döneme bakıldığında her insanın ortalama duygu seviyesinde (olumlu veya olumsuz duygular) belirli bir istikrar olduğu bilinir.

11. Mutluluğa Verilen Anlam Herkes İçin Farklı Olabilir.

Mutluluğa Verilen Anlam Herkes İçin Farklı Olabilir.

Mutluluk hemen herkes için önemli olsa da, insanlar sadece mutlu olmak değil, değer ve önem verdikleri şeyler için mutlu olmak ister. Yani araştırma sonuçlarına göre insanların amacı sadece mutluluğa ulaşmak değil; değerleriyle örtüşen nedenlere bağlı olarak mutlu olmak.

12. Piyangoyu Kazanmak Mutluluk Getirir mi?

Piyangoyu Kazanmak Mutluluk Getirir mi?
Yapılan araştırmalar Piyango kazananların, en fazla birkaç ay süren neşeden sonra, başlangıçtaki mutluluk seviyelerine geri geldiğini göstermiş. Bu durumun nedeni de hedonik adaptasyon olgusu.
Piyangodan 45 trilyonu kazansanız, ilk birkaç gün ya da hafta hariç, bugünkünden daha mutlu olmayacaksınız. Dahası, bu para, hayatınıza, aklınıza bile gelmeyecek yığınla yeni sorunla birlikte gelecek.

Piyango kazananlara ‘talihli’ denmesi ironiktir. Çünkü istatistikler piyangodan büyük ikramiye vurmasının aslında çoğunlukla yüksek profilli bir talihsizlik olduğunu gösteriyor. İlk bakışta kulağa hoş gelmeyecek biliyorum ama umuyorum piyangonun ‘vurmadığı’ talihlilerden olursunuz.

13. Hamster Çarkına Nasıl Giriyoruz?

Hamster Çarkına Nasıl Giriyoruz?
İki psikoloji uzmanı Philip Brickman ve Donald Campbell, insanın yanlış yollardaki bu nafile mutluluk arayışını şu şekilde özetliyor:
Dış dünyada mutluluk ve haz arayışına çıktığımız her zaman aslında hamster çarkına girmiş oluyoruz. Sahip olduğumuz bir şeyin, örneğin para ya da makam, daha fazlasını elde ettiğimiz zaman, önce kendimizi mutlu hissediyoruz. Ancak çok kısa süre sonra, elde ettiğimize alışmaya başlıyoruz. Önceden ‘talih’ olarak gördüğümüz şimdiki seviyemiz yeniden ‘yetersiz’ gelmeye başlıyor. Ve, tattığımız mutluluk hissini sürdürebilmek veya yeniden kazanabilmek için yeniden bu kez daha fazlasının peşine düşüyoruz. Alıştığımız için, artık mutluluk için çok daha fazla şeye ihtiyaç duyar hale geliyoruz.”

14. Satın Aldıklarımız Bizi Daha Mutlu Etmiyor

Satın Aldıklarımız Bizi Daha Mutlu Etmiyor
Bu aslında maddiyat kökenli mutlulukların tamamı için geçerli. Birçoğumuz, büyük bir yanılgı ile, hayatımızda, sonrasında çok mutlu olacağımızı sandığımız bir eşik olduğu yanılgısı yaşarız. O eşiğe varınca sonsuz mutluluk bizim olacak zehabına kapılırız.
Bu, çok istediğimiz bir iş, eş, eşya, sosyal konum ya da egomuzu okşayacak başka bir şey de olabilir. ‘Şu arabayı alsam başka bir şey istemem’, ‘şu kişi benimle evlense başka bir şey istemem’ gibi yanılgılar dünyasında yaşarız.

Rasyonel olarak harici dünyada bu mutluluğu ne kadar gerçekleşebilir bulsak da, psikoloji diyor ki, insanın iç dünyasında bunun gerçekleşmesi imkansızdır. Yeni evinize taşındığınız ilk günleri, yeni tablet bilgisayarınızı ya da yeni otomobilinizi aldığınız ilk günleri ya da eşinizle yeni evlendiğiniz ‘cicim aylarını’ bir düşünün. Tatminsizlik kuşu, gelir yuvasına geri konar.

15. Mutluluk Seviyesi Arttırılabilir mi?

Mutluluk Seviyesi Arttırılabilir mi?
Eğer son 50 yılda dünyada boy, zeka, dışadönüklük gibi genetik ve değişmesi zor olduğu düşünülen şeyler değiştiyse (zeka seviyesi, ortalama boy ve dışadönüklük artış gösterdi), mutluluk da arttırılabilir görünüyor.

16. Peki Neler Yapabiliriz?

Peki Neler Yapabiliriz?

Olumsuz duyguları, olumlu duygularımız gibi, örneğin mutluluğumuzu kabul ettiğimiz gibi kabul etmedikçe gelişim göstermemiz zor olacaktır. ‘Sürekli’ mutlu olmak, aynı duygu seviyesinde kalmak ve devamlı bunları amaçlamak gerçekçi değildir.

  • Hangi müdahalelerin ve değişikliklerin mutluluğumuzda etkisi olduğunu bilmek önemlidir. Bu nedenle kendimizi yakından tanımak gerekir. Kendimize soracağımız bazı sorular, mutluluğumuzu kontrol etmede yol gösterebilir: Uyum hangi alanlarda meydana geliyor? Geldiğinde buna hazırlıklı mıyım yoksa hayal kırıklığı mı yaşayacağım? Beklentilerim neler ve bunlar ne kadar gerçekçi?
  • Hedonik adaptasyonun varlığını bilmek, aşırı mutluluk arayışlarını, ütopik mutluluk reçetelerini engellemeye yardımcı olabilir.

Galeriyi, mutluluk konusunda önemli isimlerden Diener, Oishi ve Lucas’ın bir sözü ile bitirelim:

“Mutluluk…iyi yaşam için gerekli, ama yeterli değil

Bir Teşekkür

Başaran Uzunhasan

kaynakk: onedio

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kaçak koyun kırpılmamak için 6 yıl mağarada saklanmış

Shrek isimli bir koyun, kırpılmayı sevmediği için kaçarak 6 yıl boyunca bir mağarada saklandıktan sonra bulundu.

Kırpılmayı sevilmeyen Shrek isimli koyun 6 yıl mağarada saklandıktan sonra bulundu. Koyunun tüylerinin bu süre boyunca uzamaya devam ettiği görüldü.

Koyunu bulan sahipleriyse onu tanımakta güçlük çekti. Koyundan çıkan yünün 20 kişiye kıyafet dikmeye yeteceği söylenirken, Shrek’in tüyleri sebebiyle rahatsız olup bulunmak istemiş olabileceği de düşünülüyor.

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Kaçak koyun kırpılmamak için 6 yıl mağarada saklanmış

Shrek isimli bir koyun, kırpılmayı sevmediği için kaçarak 6 yıl boyunca bir mağarada saklandıktan sonra bulundu.

Kırpılmayı sevilmeyen Shrek isimli koyun 6 yıl mağarada saklandıktan sonra bulundu. Koyunun tüylerinin bu süre boyunca uzamaya devam ettiği görüldü.

Koyunu bulan sahipleriyse onu tanımakta güçlük çekti. Koyundan çıkan yünün 20 kişiye kıyafet dikmeye yeteceği söylenirken, Shrek’in tüyleri sebebiyle rahatsız olup bulunmak istemiş olabileceği de düşünülüyor.

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Erkeklerin Kıskançlıkları İllallah Getiriyor!!!

Geçen bir yazımda kadınların kıskançlıklarından bahsetmiştim. Sonra birkaç arkadaşımın hatırlatmasıyla erkeklerin kıskançlıklarını da yazıya dökmek gerektiğini anladım. Sonuçta kıskançlık kadın erkek illallah dedirten bir durum doğuruyor. Mesela bir ilişkinin içindesiniz ve siz her şeyinizi adama anlatıyorsunuz ama yine de aşağıda döktüğüm maddelerden kurtulmak mümkün değil. 

Yakın bir erkek arkadaşınla yemeğe gitmek…

Sevgilinizin tepkisi: Vay haline sen kimsin ki kadın başına benim olmadığım bir ortamda bir erkekle yalnız başına kalıyorsun (erkekler ne olur bana yardım edin, bu tepkiyi vermeniz altında kendinize güvensizliğiniz mi yatıyor, yoksa bir kadınla baş başa kalsam neler yapardımdan yani kendinizden yola çıktığınız için mi böyle davranıyorsunuz). 

Erkek arkadaşınız gelemediği kızlı erkekli bir geceden sonra yakın bir erkek arkadaşınızın size eve bırakması…

Sevgilinizin tepkisi: Eve de gelseydi bari, kız kıza dönemedin mi, bir daha bensiz bir yere zor gidersin. 

Spora gitme alışkanlığınız varsa…

Sevgilinizin tepkisi: Sınıfta erkek var mı? Hoca erkek mi? Dar şeyler giyinip gitme. Hatta bundan sonra seni ben sınıfa götürücem ve oradan geri getiricem. Hocanla da bir tanışayım da nerede durması gerektiğini bilsin. 

Dans gibi bir hobiniz varsa…

Sevgilinizin tepkisi: Bir daha dansa gidersen bu ilişki biter. Ne o erkeklerle dans edeceksin bir de. Ben kendime boynuzlanıyorsun dedirtmem arkadaş. 

Kız kıza ya da ailenizle tatile gitme isteğiniz varsa…

Sevgilinizin tepkisi: Otur oturduğun yerde. Bu eski köye yeni adetler nerden geliyor. Bunları bekarken yaptın bitti, artık hayatında ben varım. Bensiz hiçbir yere gitmek yok. Gitmek için çok ısrar halinde adam bir akrabayı görevlendiriyor ve bütün tatil sevgilisini gözetletiyor ve hep oda telefonundan arıyor (kesin bilgidir). 

Hafif dekolte mi giymeyi seviyorsunuz…

Sevgilinizin tepkisi: Sen başıma hafif kadın oldun çıktın. Bak evli değiliz diye susuyorum (bu susmuş hali), benim soyadıma geçersen bu kıyafetler falan mümkün değil haberin ola. Ayrıca sana hiç yakışmıyor dekolte. Git üstüne bir hırka falan al bu ne böyle ya.

Yemekte garsona kibarlık yapıp gülümsediniz…

Sevgilinizin tepkisi: Sen de amma yollu oldun her adama gülümsüyorsun. 

Sosyal medyayı kullanmayı çok seviyorsunuz…

Sevgilinizin tepkisi: Bütün o hesaplar kapatılacak, hesabındaki tüm erkekler arkadaşlıktan çıkartılacak. Bir adama beğen yaptığını, yazı yazdığını görmeyeceğim (ne oluyoruz arkadaş ya sıkıyönetim geldi de bizim mi haberimiz yok). 

Kendi başınıza vakit geçirmeyi mi seviyorsunuz…

Sevgilinizin tepkisi: Bütün bunlar geçmişteydi artık ben varım. Her yere beraber gideceğiz, beraber geleceğiz. Ben her şeyi beraber yapmasını severim, öyle tın tın tın beraber gezeceğiz (yemin ederim yazarken bile daraldım). 

Instagram’a fotoğraf mı koydunuz…

Sevgilinizin tepkisi: Bu fotoğrafları eski sevgilin için mi koyuyorsun, yeni birini bulmak için mi koyuyorsun anlamadım. Bir daha yok fotoğraf falan koymak. Haberin ola. 

Eski sevgilinizden bahsettiniz…

Sevgilinizin tepkisi: Ben bir daha o öküzden bahsetme demedim mi. Bak bütün kan başıma çıktı. Senin niyetin nedir onunla barışmak filan mı. Bak bir daha bahset bu ilişki biter anladın mı biter.

Ve bütün bu yasakların ve kısıtlamaların üzerine bir de bakarsınız ki o kızlarla gezmiş tozmuş, Facebook’ta bir de fotoğrafları etiketlenmiş. Ne diyeyim erkekler bu konuda çifte standarda bayılıyor. Benim sevgilim olsun beni çok sevsin, evde beni beklesin, ben de istediğim gibi gezeyim tozayım havalarındalar.

Ne mi yapmalı? Dünyanın düzeni bir anda değişmez ve maalesef bu durum böyle ama bunun da dereceleri var tabi. Sizi boğmayacak, sıkmayacak, kendi hayat alanınıza saygı gösterecek, sizin gezmenize hobilerinize karışmayacak, kıyafetlerinizle ilgili kararlara güvenecek, erkek arkadaşlarınız olabileceği konusunda olgunlaşmış, kendine güvenen birini bulursanız çok ama çok şanslı olduğunuzu bilin derim.

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Birgün bile bana böyle sarılmadın Serkan!

11891258_10153275199603791_2419905232892989798_n[1]

OKUNMAYA DEĞER BİR HİKAYE..

Bir yolcu gemisi yolculuk esnasında kopan bir fırtınada batar ve içindekilerden sadece iki adam küçük ve ıssız bir adaya yüzmeyi başarırlar.

Ne yapacaklarını bilemeyen bu iki kazazede Allah’a yalvarmaktan başka çarelerinin olmadığına karar verirler. Fakat kimin duasının daha güçlü olduğunu anlamak için adayı ikiye bölmeye karar verirler ve adada karşılıklı olarak yaşamaya başlarlar.

İlk diledikleri şey yiyecektir. Ertesi sabah, birinci adam kendi tarafında dalları meyve dolu bir ağaç bulur ve ağacın meyvelerinden yer. Diğer adamın alanı ise hala çoraktır!

Bir hafta sonra, birinci adam yalnız olduğu için kendisine bir eş diler. Ertesi gün bir kadın yüzerek birinci adamın tarafına gelir. Diğer tarafta yine hiçbir şey yoktur!

Hemen sonra birinci adam bir ev, giysiler ve daha fazla yiyecek diler. Sihirli bir değnek değmişçesine tüm istedikleri kendisine verilir. Fakat ikinci adam hala hiçbir şeye sahip olamamıştır!

En sonunda birinci adam bir gemi diler böylece karısıyla birlikte adayı terk edebilecektir. Sabahleyin kendi tarafına demirlenmiş bir gemi bulur. Birinci adam karısıyla birlikte gemiye biner ve ikinci adamı adada bırakmaya karar verir. Onun hiç bir dileği gerçekleşmediği için Allah’ın nimetlerine layık biri olmadığını düşünür.

Gemi kalkmak üzereyken birinci adam cennetten yankılanan bir ses duyar, “Neden arkadaşını adada bırakıyorsun?”

“Bana gönderilen nimetler sadece bana aittir çünkü onlar için ben dua ettim,” diye cevap verir birinci adam. “Onun duaları kabul edilmedi o yüzden o hiçbir şeyi hak etmiyor.”

“Yanılıyorsun!” diye azarlar ses birinci adamı. “Onun sadece tek bir dileği vardı ve kabul ettim. Eğer etmeseydim sen gönderdiğim nimetlerin hiç birine sahip olamazdın.”

“Allah’ım ne olur söyle bana” dedi birinci adam, “Ne diledi de ona minnettar olmam gerekiyor?”

“Senin tüm dileklerinin gerçek olmasını diledi.”

Hepimizin bilmesi gerekir ki; Bize gönderilen nimetler sadece bizim dualarımızın sonucunda değil bizim için dua edenler sayesinde de gerçekleşir.

Bu göz ardı edilemeyecek kadar güzel bir hikâye…

Benim bugün sizin için duam, tüm dualarınızın gerçekleşmesidir.

“Başkası için yaptığınız şeyler kendiniz için yaptıklarınızdan daha önemlidir.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Charles Bukowski’den hayatı sorgulatacak 20 sözü

charles-bukowski-cinematheia-com_[1]

Charles Bukowski hayatı boyunca ünlü olmak istememiş, hayatının son demlerinde istemeye istemeye ünü yayılmaya başlamış öldükten sonra ise bombası patlamış bir yazardır.

Charles Bukowski’nin hayatı sorgulatan, eleştirisel yazılarını içeren kitapları dünyaca birçok dile çevrilmiş ve birçok ülkede yayınlanmıştır.

Charles Bukowski’den hayatı sorgulatacak 20 söz

1- “Üzülme evlat, kaybettim sandıkların, kurtulduklarındır belki.”

2- Sadece sıkıcı insanlar sıkılır.

3- “Biliyor musun Meg, kötü olanla, bize kötü olduğu öğretilenler farklı şeyler olabilir? Toplum bize bazı şeylerin kötü olduğunu öğretip bizi köleleştirmeye çalışır.”

4- “Para seks gibidir; olmayınca önemi artar.”

5- Ben de küçük şeylerden mutlu olabilirim ama bu kadar bokun arasında o küçük şeyleri çıkarmaya üşeniyorum.

6- Zaman unutturmaz, uyuşturur.

7- Kızlar uzaktan iyi görünüyor, güneş elbiselerinde ve saçlarında parlıyordu. Ama yakınlaşıp ağızlarından akan beyinlerini dinleyince silahlanıp yeraltına gizlenmek istiyordum.

8- Dengeli insan delidir.

9- Hayatta kimseyi değiştiremezsin ve kimse için değişmemelisin. Ne sen başkası için mecburi istikametsin; ne de başkası senin için. Yorma kendini; bırak hayatına eşlik etmek isteyenler seninle gelsin.

10- Harikulade düşünceler ve harikulade kadınlar kalıcı değildirler.

11- Hayatta tahammül edemediğim bir şey varsa o da yapış yapış duygusallıktır!

12- Yaşayan bir amerikan ayyaşı ölü bir yunan tanrısından daha çok ilgilendirir beni.

13- Hiçbir şey gerçek kadar sıkıcı olamaz.

14- Hemen herkes dahi doğar, geri zekalı gömülür.

15- Egemenlik gerçekten milletin olduğunda hükümetlere gerek kalmayacak; o zamana kadar b.ku yedik.

16- Entellektüel; basit bir şeyi karmaşık söyleyebilen kişidir; sanatçı ise zor bir şeyi kolay…

17- Gittiğinde ağlarsın, şarkılarda, filmlerde, ona-buna, her şeye ağlarsın. Aklın başına gelince de boşa harcadığın zamana ağlarsın.

18- Tabii ki bir insanı sevebilirsiniz, eğer onu yeterince tanımıyorsanız.

19- İnsanların hakkımda ne düşündüğünü önemsemeyerek hayatımı on yıl uzattım.

20- Karayolunda seyreden arabaların ışıklarını görebiliyorum. Sonu gelmeyen bir ışık akışı. Bu kadar insan. Ne yaparlar? Ne düşünürler? Hepimiz öleceğiz, hepimiz, bu ne şamata! Son derece önemsiz şeyler bizi dehşete sürükleyip dümdüz ediyor, yutuyor.

Yumurta Kabuğu Muzicesi…!

11870763_490838007749483_716065966217121306_n[2]
Çöpe giden yumurta kabuklarıyla aslında birçok şey yapılabildiğini biliyor muydunuz? Her evde kahvaltıda veya diğer yemek saatlerinde kullandığımız yumurtaların kabuklarını atmadan önce bir daha düşünün.
Yumurta Kabuğu Muzicesi
1-Kompostlama işlemi
Yumurta kabukları kolaylıkla parçalanma özelliğinden dolayı kompostlama için idealdir. İçerdiği konsantre mineraller toprağınızı daha sağlıklı hale getirir.
Yumurta Kabuğu Muzicesi
2. Haşere mücadelesi
Haşereler bahçelere ve tarlalara çok büyük zararlar verirler. Haşerelerin zararlarını önlemek için zirai ilaçlar kullanılıyor. Oysa yumurta kabuklarını ufalayıp bahçenize serperseniz, özellikle solucanları uzak tutmuş olursunuz. Üstelik kimyasal maddeler kullanmak zorunda da kalmazsınız.
Yumurta Kabuğu Muzicesi
3. Tebeşir
Yumurta kabuklarıyla teşebir kalemler elde edebilirsiniz. Yumurta kabuklarını toz haline getirin sonra, birer çay kaşığı un ve sıcak suyla macun haline getirin. Renkli tebeşirler elde etmek isterseniz, yemek boyası da ekleyebilirsiniz. Karışımı kalem biçimine sokun ve bir kâğıt havluya sarın. Üç gün kadar kurumaya bıraktıktan sonra tebeşir kalemler elde etmiş olursunuz.
Yumurta Kabuğu Muzicesi
4. Çamaşır beyazlatıcısı
Yumurta kabuklarıyla çamaşırlarınızın beyazlığını koruyarak, tüm kadınların derdi olan grileşmenin önüne geçebilirsiniz.
Kullandığınız yumurta kabuklarını ufak bir keten torba içinde limon dilimleriyle karıştırın. Bu keten torbayı çamaşır makinenize atıp giysilerinizle birlikte yıkayın.
Yumurta Kabuğu Muzicesi
5. Keyifli Kahveler
Makine kahvesi içiyorsanız ve acımtırak bir tat hissediyorsanız, makinenizin kahve koyduğunuz bölümüne bir yumurta kabuğunu parçalayarak atın. Yumurta kabuğu kahvenizin tadını değiştirmez, sadece acılığını alır.
Yumurta Kabuğu Muzicesi
6. Su borusu temizleyin
Lavabolarda yaptığınız yıkamalar sorasında bir çok yiyecek ve yemek artığı gider borularına gider ve daralmaya veya tıkanmaya neden olur. Ancak küçük parçalar halinde yumurta kabuklarını lavaboya koyarsanız, büyük yiyecek parçalarını yakalar ve zamanla parçalarlar. Daha ufak parçalarsa ufaldıkça borulardan aşağı inerek tıkanıklıkları giderir.
Yumurta Kabuğu Muzicesi
7. Kalsiyum kaynağı
Yumurta kabuklarını silip bir tencerede kaynatın veya bir fırın kâğıdına dizip on dakika boyunca 200 derecede pişirebilir. Daha sonra bunları bir kahve öğütücüsünde öğütün ve toz haline getirin. Bu karışımından bir çay kaşığı kadarını bir bardak suyla her gün tüketebilirsiniz.
Yumurta Kabuğu Muzicesi
8. Yüz maskesi
Yumurta kabuklarını havanda dövün ve sonra yumurta akıyla iyice karıştırın. Bu karışımı yüzünüze maske olarak sürün. Bu karışım cildinizin gerilmesini sağlar.
Yumurta Kabuğu Muzicesi
9. Kaşıntılar için merhem
Yumurta kabuklarını iyice dövdükten sonra elma sirkesinde eritin. Kaşıntılar için bir ilaç olarak kullanabilirsiniz. Bu karışımı cildinize sürünce, kaşıntılar ve kızarıklıklar kaybolur.
Yumurta Kabuğu Muzicesi
10. Çaydanlık, tencere temizleyicisi
Yumurta kabukları çaydanlıkları, tencere, tavalarınızı ve termoslarınızı temizlemek için harika bir toksik olmayan bir temizleyicidir. Güçlü bir temizlik için yumurta kabuklarını biraz sabunlu suyla karıştırıp ovun.
Yumurta Kabuğu Muzicesi
11. Tohum ekin
Yumurta kartonunu boş, temiz yumurta kabuğu yarımlarıyla doldurup drenaj için her birinin altına delik açın. Sonra her kabuğun içine biraz toprak doldurun ve birkaç tohum atın. Tohumlar dikilmek için yeteri kadar büyüdüğünde alttaki yumurta kabuğunu kırın ve onları kabuklarla birlikte toprağa dikin. Çünkü yumurta kabukları toprakta biyolojik olarak parçalanabiliyor.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Çiftlerin Yatma Pozisyonlarının İlişkileri Hakkında Anlattıkları

Edinburgh Uluslararası Bilim Festivali’nde çiftlerin uyuma pozisyonlarının ilişkileri hakkında ipuçları verdiğini açıklandı. Araştırmalara göre gece yatarken birbirlerine temas eden çiftlerin yüzde 94’ü ilişkilerini mutlu olarak tanımlarken, uyurken temas etmeyenlerde ise bu yüzde 68’e düşüyor.

İşte değişen pozisyonlara göre uzmanların ilişkilere yaptığı tanımlamalar:

1. Sırt sırta dokunmadan

Sırt sırta dokunmadan

Birbirlerine arkaları dönük ama dokunmayacak şekilde hatta resmen ayrı köşelerde yatan çiftler. Büyük ihtimalle ilerlemiş bir ilişkinin ürünü olan bu pozisyon gün içinde yaşanmış bir sorununda sonucu olabilir. Genel olarak bağımsızlığına düşkün ya da içe kapanık çiftler tercih eder.

2. Sırt sırta temas halinde

Sırt sırta temas halinde

Çiftin arkalarını döndüğü ama birbirlerine temas halinde olduğu sırtsırta yatışları daha çok ilişkinin başlarında görülür. Hafif utangaçlığın henüz atılamadığını fakat aynı zamanda çiftin birbirine güvendiğini ve birlikte bir şeyler yapmaktan mutlu olduğunu gösterir.

3. Yüz yüze dokunmadan

Yüz yüze dokunmadan

Birbirlerine bakarak kısa bir muhabbetten sonra uykuya dalınan yüz yüze temassız yatma pozisyonu. Sevgi ve içtenliğin ön plana çıktığı ilişkilerin yataktaki yansımasıdır. Çiftin kesinlikle inişli çıkışlı olmayan, sakin ve problemsiz, temelini dinginliğin oluşturduğu bir ilişkisi olduğunu gösterir.

4. Uyurken temaslı sonra ayrılarak

Uyurken temaslı sonra ayrılarak

Uykuya geçerken sarmaş dolaş uyuduktan sonra ayrılan çiftlerin pozisyonu. Birbirlerine güveni yüksek olan birlikte vakit geçirmekten hoşlanan ama aynı zamanda bağımsızlıklarına düşkün olan çifleri temsil eder. Aralarındaki tartışmalar genellikle uzlaşıyla sona erer.

5. Kaşık şeklinde

Kaşık şeklinde
Bir partnerin diğerine arkadan sarılarak uyuduğu kaşık şeklindeki pozisyon. Sarılan kişinin ilişkide koruyucu rolü üstlendiğini, partnerinin ise hassas bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Bu çiftlerin ilişkilerinde romantizm ön plana çıkar ve günlük hayatta birbirlerinin üzerilerine titrerler.

6. Sırtüstü + sarılarak

Sırtüstü + sarılarak

Yatağın ortasında bir tarafın sırtüstü diğerinin onun göğüsüne yattığı pozisyon. Bu pozisyon sıklıkla ilişkilerin başında görülür. Tutkulu bir aşkın ve derinden bir sevginin göstergesidir. Bu çiftler birbirlerinde huzuru bulurlar. İlişkiyi adeta bir rehabilitasyon gibi kullanırlar.

7. Tüm gece sarmaş dolaş

Tüm gece sarmaş dolaş

Bacaklar birbirine geçmiş kolların birbirini kavradığı tam bir aşk çifti pozisyonu. Gerçekten romantik bir çift işareti olsa da aşırı samimiyet olayı kankalığa doğru götürebilir ki bu da ilişki sağlığı için pek de hayırlı olmayabilir. Günlük hayatta birbirlerinden bağımsız aktiviteye girmek istemezler.

8. Sıkıştırmış halde

Sıkıştırmış halde

Bir tarafın kol ve bacaklarını açtığı, sağa sola hareketlerle karşı tarafa sadece hareketsiz yatacak kadar bir alan bıraktığı bu pozisyon ilişkinin denge sorunu olduğunu gösterir. Burada bir baskın rol bir de ikincil rol söz konusudur. Ama baskın olacağım diye tam güç abanırsan yaptığın sadece partnerini yataktan düşürmek olur.

9. Karmaşanın hakim olduğu halde

Karmaşanın hakim olduğu halde

Çiftlerin ayrık ya da sarılı, temaslı ya da temassız bakmaksızın kafalarına göre yattığı pozisyon. Yatakta tam bir kaos hakimdir. Bir bakarlar partnerlerinin ayağı ağızlarına giriyor. İlişkilerinde rahatlık ön plandadır. Rahatlığın sebebi karşılıklı güvendir. Bir çift olarak ilişkilerindeki düzeni düzensizlikte bulurlar.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sonbahar’ın Bereketli Sağlıklı Şanslı Geçmesini İstiyorsanız Melek Kolye Ve Kitap Ayraçları Tam Size Göre…

Teşvikiye’de cici mi cici bir sanat galerisi. İçinde Işıl Hanım ve melekleri… İyi niyetini, sıcacık enerjisini, samimiyetini hemen hissediyorsunuz. Sonra başlıyor melek tasarımlı kolyelerini anlatmaya. Hepsi elinin emeği, gözünün nuru. Hiç birini birbirinden ayıramıyor. Her meleğin verdiği mesaj farklı, açtığı kapı farklı, sizi koruduğu alan farklı. Konuşmamızın ortasında içeri gidiyor, bu size gerekli olan melek deyip geri geliyor.

Bakıyorum benim ihtiyacım olan melek neymiş:temmuz ist  2015 076

Baş Melek Mikail (Güven) Mesajı aynen şöyle: En ufak bir korku parçası bile seni Bir’den ayırıyor. Tüm korkularını serbest bırak… Bana havale et ve özgür olduğunu bil…

Vallahi doğru, billahi doğru. Her zaman güvenle ilgili sıkıntım olmuştur. Şimdi ne yapacağımı biliyorum. Baş Melek Mikail’i yardıma çağıracağım. Kitap ayracımı da her gördüğümde içime rahatlık yayılacak…

Siz de kendi meleğinizi, kolyenizi, mesajınızı alın, hatta en güzeli sevdiklerinize de hediye edin. Daha sevgi dolu, daha güvenli, daha mutlu, daha bereketli bir dünyaya adım atalım. Sizin de bunda payınız olsun… (Siparişleriniz için 0536 508 19 73’ten kendisiyle irtibata geçebilirsiniz.)

FullSizeRender IMG_5457

IMG_5458 m9

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Not: Bir kaç cümleyle Işıl Hanım bu işe nasıl başladığını anlatıyor. Buyrun okuyun…

Hiç meleklerin mucizelerine tanık oldunuz mu? Ben oldum. En çok ihtiyacım olduğunda önden bir mesaj yollayarak her zaman yanımda olduklarını hissettirdiler, kimi zaman bir tüy, çoğu zaman çift rakamlarla tüm tüylerimin dikilmesiyle ve içimi kaplayan sıcaklıkla enerjilerini hissettim. Güvendeydim. Korunuyordum. Seviliyordum. Böylelikle onlarla başlayan bir serüvene çıktım. Meleklerin mesajları ve mucizelerini deneyimliyorum. Haydi! Sizler de bu deneyimi benimle paylaşın.

Sevgiler…

Işıl İpekçi

melek 1

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Şifalı Noktalar: Diş Ağrısında, Burun Tıkanıklığında, Baş Ağrısında Bu Mucizevi Noktalara Basın Yeter…

11012894_1126593370702035_5760145485911014366_n[2]

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Astım Bitkisel Tedavisi

5-mayis-dunya-astim-gunu-21322[1]
Astım hastalığının oluşumundaki en yaygın nedenleri olarak sigara dumanı, hayvan tüyleri, kimi besinler, aspirin ve benzeri reçetesiz ve doktorların kontrolünde alınmayan ilaçlar gibi birçok olası maddeler astım hastalığının oluşmasına yol açabilmektedir. Alerji ile bağlantılı olarak meydana gelen astım hastalığı genellikle kalıtsal olmaktadır. Aynı zamanda hava kirlilikleri, düzensiz ve bilinçsiz yapılan egzersizlerde astıma neden olan dış etkenlerden sayılmaktadır.

Bu hastalık solunum yoluna bağlı olarak kendisini daha çok geceleri göstermekte ve özellikle nefes alış verişlerinde zorluk çekmemizi sağlamaktadır. Solunum yollarında meydana gelen krizlerle kendisini gösteren astım hastalığı tedavi edilmediği sürece astım krizleri, ödemler, aşırı salgılamalar ve bronşlarda spazm etkileri yaratmaktadır. Bu konuda tedavi yöntemlerinde kullanılan ilaçların yan etkilerinden dolayı hastalar hem sağlıklı hemde hastalıklarından tamamen kurtulabilmek adına bitkisel tedavi yöntemlerine meyil almaktadırlar. Astım hastalığı’na iyi gelen ve aynı zamanda yemekleriniz de de rahatlıkla kullanabileceğiniz havuç, semizotu, maydanoz, sarımsak, çam fıstığı, nane, soğan, çörek otu, limon, lahana, kereviz yaprağı ve nar gibi bitkisel besin kaynakları bulunmaktadır.

Astım Hastalığına İyi Gelen Bitkiler

Astım hastalığına bitkisel tedavi adı altıda kullanılan bitkiler sadece havuç, semizotu, maydanoz, sarımsak, çam fıstığı, nane, soğan, çörek otu, limon, lahana, kereviz yaprağı ve nar’dan ibaret değil aynı zamanda aşağıda belirttiğimiz doğal ve şifalı bitkiler de astım hastalığı zerinde oldukça büyük etkilere sahip olacaklardır.

Ada Çayı
Nane Çayı
Limon ve Bal
Kekik ve papatya
Kahve, çay ve kakao
Isırgan otuAkciğer ile bağlantılı ve kronik bir hastalık olan astımın tedavisi ömür boyu sürmektedir. Kesin tedavisi bulunmayan astım hastalığı, düzenli beslenme ve çevre koşullarını düzenleme gibi önlemler ile kontrolde tutulabildiği gibi; sigara ve egzoz dumanı, aşırı soğuk hava ve yüksek efor gerektiren ağır egzersizler astımı tetikleyebilmektedir. Sürekli olarak astım ilacı kullanılarak kontrol altında tutulabilen hastalık, zaman zaman yatışsa da; stres gibi psikolojik etkenler paralelinde tetiklenebilir. Bu nedenle astım hastaları düzenli olarak ilaç kullanmak zorunda olduğu gibi, astıma iyi gelen bitkiler ile de beslenerek, bu hastalığın nöbetlerinden kurtulabilmektedir.

Astım hastalarının tüketmemesi gereken yiyecekler arasında; cips ve kuruyemiş gibi tuzlu besinler, trans yağ içeriğine sahip olan kek, çikolata gibi gıda maddeleri ve kuru fasulye, karnabahar gibi gaza neden olan besinle gelir. Bununla birlikte astıma iyi gelen bitkiler; sarımsak ve keten yağı başta olmak üzere, selenyum ve kolin bakımından zengin olan gıda maddeleridir. Astım hastalarının sigara kullanmaması çok önemli bir kıstas olduğu gibi kronik bronşit hastalığı bulunan bireylerin de tüm tütün maddelerinden ve bunları solumaktan uzak durmaları gerekmektedir. Stresin astım üzerindeki etkisi de belirgin düzeyde olduğu gibi, hastaların havadar alanlarda bulunması ve yorucu olmayan egzersizler yapması son derece önemlidir.

Astıma İyi Gelen Bitkiler:

Maydonoz suyu: Maydonozun tohum ya da yapraklarının kaynatılması ve bir süre dinlendirildikten sonra tüketilmesi astım hastaları için şifa niteliğindedir.

Andız otu kökü: Balgamı gideren ve nefes darlığına iyi gelen andız otu, balla karıştırılarak tüketilebildiği gibi, kaynatılarak çay şeklinde de içilebilir. Astıma en iyi gelen bitkiler arasında bulunan andız otu, sindirim yollarına da iyi gelen bir bitkidir.

Nane Suyu: Nefes açıcı olarak birçok farklı üründe kullanılan nane, kaynatılarak içilmesi durumunda astım hastalarına iyi gelir. Özellikle sabahları nane suyu içmek astım hastaları için şifa niteliğindedir.

Ispanak, avokado, ay çekirdeği gibi sebze ve meyveler de astıma yararlı bitkiler arasında yer aldığı gibi; astım hastalarının nöbet geçirmemesi için düzenli bir hayat yaşamaları şarttır. Temiz hava bakımından zengin alanlarda yaşayan astım hastaları daha az nöbet geçirdiği gibi; beslenme alışkanlıklarını kontrol altında tutan, astım ve bronşit hastaları da uzun ve sağlıklı bir hayat sürebilmektedir

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnandığı Şeyi Yapan İnsanın Enerjisi Asla Tükenmez…

11954826_965193423503998_6029614706131503272_n[1]

40 yaşını geçenler muhakkak okumalı!

shutterstock_216784834[1]

3 önemli tavsiye…(Osman MÜFTÜOĞLU)

Aşağıda vereceğim 3 önemli ‘tüyo’yu, çoğunuz zaten biliyorsunuz ya da bu köşede defalarca okudunuz. Yine de iyi ve sağlıklı bir hayat için, özellikle 40’larını geçmiş olanlarınız, bu önerilerimizi mutlaka okusun ve uygulasın..

Başlığı okuyunca lütfen elinize hemen bir kâğıt-kalem alıp “Bakalım Osman Hoca bugün hangi vitaminleri tavsiye etmiş” beklentisine girmeyin. Girmeyin zira bugün size vitamin tavsiyesi yerine, çok daha önemli olduğunu düşündüğüm “üç iyi hayat tüyosu” vereceğim.

Tüyoları okuyunca “Ben onları zaten biliyordum” ya da “Hocam bunları zaten daha önce de yazmamış mıydınız?” gibi düşüncelere filan girmeyin. Girmeyin çünkü bu tüyolar hepimize, her zaman lazım olan “vazgeçilmez yaşam tarzı alışkanlıkları” haline getirmemiz gereken şeyler ve özellikle de kırklı yaşlardan sonra çok ama çok önemliler. Benden söylemesi!

Hazırsanız başlayalım…

TÜYO 1: AZ YE!
Yaşlandıkça daha az yemenin bir yolunu bulmamız lazım.

Zira yaşlılık besinleri öğütüp hazmeden sindirim sistemi ve onlardan “fayda” üreten metabolik organizasyonlarımızda önemli yıpranmalara yol açar. Dişler eski dişler (çiğneme sorunu), mide eski mide (asit azalması), bağırsaklar eski bağırsaklar (emilimin bozulması) değildir. Kanda şeker ve yağ dengesini ayarlayan, hücrelere mikro ve makro besinleri taşıyan metabolik organizasyonlar da eski gücünden çok şey kaybetmiştir.

Kısacası yaşlı beden, eskisi kadar kolay öğütüp sindirememekte, sindirimle kazandıklarını da gençliğindeki kadar verimli kullanamamaktadır.
Bunlara bir de “boşaltım sistemleri”nin yaşadığı “yaşlanma sorunları”nı eklerseniz ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Siz yaşlandıkça bağırsaklarınız daha tembel (kabızlık), böbrekleriniz daha beceriksiz, mesaneniz daha sabırsız, prostatınız ise daha acımasız (prostat hipertrofisi) hale gelmiştir. Özetle, yaşlandıkça daha akılcı beslenme stratejileri oluşturup “az ye, öz ye” kavramına sadık kalmakta fayda var.

TÜYO 2: HAREKET ET!
Yaş ilerledikçe hareketsizliğin yaratacağı sorunlar belirginleşip daha bir öne çıkar, tembelliğin sonuçları yalnızca “kilo kontrolünde zorlanma” ile sınırlı kalmaz.
Kemikler kalsiyum kaybı hızlandığı için zayıflayıp (osteoporoz) daha kırılgan olmaya, damarlar “jimnastik” yapmadıklarından sertleşip daralmaya (ateroskleroz), eklemler kullanılmadıkları için kireçlenip katılaşmaya (artrit), kaslar uyarılmadıkları için eriyip sarkmaya (sarkopeni), sinirler “antrenman” yapmadıkları için “dengeyi koruma”da zorlanmaya, “orkestra şefi” beyin ise “emekli” edildiğini düşünüp yapacaklarını unutmaya başlar.

Özetle, “hareketsizlik” yaşlanmanın en etkin ve en sinsi zehri gibidir ve özellikle 50 yaş sonrası “ayakta kal, hayatta kal” mottosunun en geçerli olduğu yaşam dilimidir.

TÜYO 3: ÇOK ÖĞREN!
Unutmak insan beyninin olağan mağduriyetlerinden biridir ve her beyin (her bellek sistemi), az ya da çok, erken ya da geç mutlaka ama mutlaka “unutma” denilen kavramla bir şekilde tanışır.

Bu “bir dereceye kadar” normaldir, “yaşlanmaya bağlı bellek zayıflaması” olarak bilinir.

Ne var ki “kullanılmayan”, sürekli bilgi-algı bombardımanına tutulup “zorlanmayan” yani “zihinsel antrenmanlar” la her gün düzenli olarak çalıştırılmayan, yeni öğrenmelerle, huzurlu bir hayatla, doğru/faydalı streslerle “beslenmeyen” beyinlerde bellek zayıflaması daha belirgin, bunama tehdidi daha fazladır.

Özetle beyin ve sinir sisteminiz de, bellek gücünüz de tıpkı kas ve kemikleriniz gibi “kullan ya da kaybet” prensibi ile çalışır. Tam da bu nedenle o sistemi de sürekli “hareket” halinde tutup yeni bilgi ve tecrübelerle beslemek gerekiyor, zira “kullanılmayan bellek daha çabuk paslanıyor”.

BTM Ankara

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Türkiye erkeğinin gözünden makbul kadin modeli..

11855824_10153464576533467_3345163419711692310_n[1]

-45 kilo olmasına rağmen d-cup göğüslü olsun.
-Benden en az beş yaş genç olsun.Kadınlar yaşlandıkça çöker, erkekler durduğu yerde gençleşir malum..

-Ne hikmetse o güne kadar kimsenin elini bile tutmamış bir kız bulayım. Bu arada benim önüme gelenle düşüp kalkmam ve sevişmem sayılmaz çünkü pipim var.

-Evlenelim. Kendi ailesiyle pek görüşmesin, benim aileme tapsın. Hafta sonlarını ve bütün tatilleri aileme hizmet ederek geçirsin, daha ne ister bir insan?

-Ayda on bin lira kazandığı işinden döner dönmez mükellef sofralar hazırlamaya girişsin, o sırada ben de manda boku gibi televizyonun karşısına yayılayım. Benim yemek yapmam, ev işi yapmam düşünülemez çünkü pipim var malumunuz.

-İş stresinden dolayı sinirlendiğimde, bağırdığımda, çorbanın tuzu az diye kaseyi duvara fırlattığımda dahi susup hanım gibi oturmayı bilsin, karşılık vermesin. Pipisi bile yok zaten, ne haddine ağzını açmak?

-Hamile kalmasına ve doğum yapmasına rağmen 36 beden kalmayı başarabilsin, vücudunda çatlak matlak olmasın.

-Çocuk doğduğunda (tabii ki oğlan) bütün bakım işlerini üstüne yıkayım, zaten ben erkeğim elime yakışmaz. bebek kolik olsa bile, ağlama krizlerine girse bile susturmayı becersin, beni uykumdan etmesin yoksa fena olur.

– Çocukla ilgilenmesine rağmen her daim fönlü, makyajlı gezsin. Günde sekiz on defa alt değiştirip süt vermesine rağmen babydoll giysin mesela.

-Kadınlık görevlerini yerine getirsin, bir kadın bir erkeği evine bağlayamıyorsa aldatılmaya göz yummalıdır zaten. Pipileri yok ki nereden bilsinler?

-Pipin olunca önüne gelen kadına alıcı gözle bakma hakkına da sahip oluyorsun. ara sıra hovardalığa gitmeme, karıya gitmeme göz yumsun.

-Bu arada facebook hesabında karşı cinsten kim varsa silsin. Kuzen muzen anlamam ben, Kuzenini de silsin. Bir dediğimi iki etmesin, altan alsın, arada küfredip bir iki tokat patlatabilirim, böyle ufak şeylere takılmasın.

-Malumunuz pipi sahibi olmak zor zanaat..

kaynak: afife güner

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 40 Comments »