Karpuz Çekirdeği Suyunun Faydaları

karpuz-cekirdeki-suyu-faydalari-600x320[1]

Karpuz Çekirdeğinin Sağlığımız üstünde pek çok faydası vardır.  Ayrıca bir çok hastalığın oluşmasını önler… Kolaylıkla bulunabilen ve nefis bir karpuz, vücudumuzu temizleyerek sıhhat verir.

Yüksek miktarlarda lif, B ve C vitaminleri açısından zengin olan karpuzu açken yemek daha yararlıdır.  Tatlı olan kırmızı kısımlarının yenmesinden ziyade beyaz olan kısmı daha faydalı olduğu uzmanlar tarafından dile getirilmektedir.

Karpuz Çekirdeğinin Faydaları;

  • Bağırsak Parazitleri ile mücadele
  • Sarılık
  • İnflamasyon
  • Damar Sertliği
  • Angina Pektonis
  • Böbrek taşı kumu
  • İdrar Söktürücü
  • Kalp ve Kas yapısını güçlendirir
  • Hafızayı Güçlendirir
  • Cinsel gücü artırır
  • Çilt elastikiyetini sağlar
  • Konsantrasyonu Artırır
  • Tip 2 Şekere faydalı

Karpuzun Çekirdeğinin Suyu (Karpuz Çekirdeği Kürü) Nasıl Yapılır;

Karpuz çekirdeğinin kaynatılması sonucu elde edilen suyu (Karpuz Çekirdeği Kürü) içerek pek çok hastalığa karşı savaş açabiliriz.

Hazırlanışı: 4 yemek kaşığı taze karpuz çekirdeğini 2 litre suda 15 dakika kadar karıştırarak kaynatalım.
Hazırladığımız bu çayı 2 gün içinde içelim.
3. gün mola verelim. Sonra tekrar 2 gün  içelim.
Bunu bu şekilde tekrar delim.
1-2 hafta bu reçeteye devam ederek sonlandırabilirsiniz.

Kaynak: bilgi doktoru yazar arda kılıç

Mis gibi buz gibi soğuk karpuz yanına beyaz peynir, kızarmış ekmek hem tok tutar az yemenize de yardımcı olur.. Anette

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HARİKA BİR YAZI, HERKES OKUMALI..Hayat Bir Çocuğa Nasıl Anlatılmalı?

child-rules[1]
Arkadaşımın kızı bir yaşına gelmişti, ‘Sen eğitimcisin, neler öğretmem gerekiyor, bazen kendimi çok çaresiz hissediyorum’ dedi. Sorusu kolaydı ama yanıtı zordu, akıl ve…rmesi basitti ama uygulaması karmaşıktı, anlatmaya başladım: Annelik uzun zaman alan ve günün yirmi dört saati devam eden adı ‘insan yetiştirmek’ olan bir iş. Bir kere bilmelisin ki, zaman alacak. Neye zaman harcarsan onun karşılığını alırsın. İşine zaman harcarsan işinden, eşine zaman harcarsan eşinden, çocuğuna zaman ayırırsan da ondan karşılığını alırsın. Yapabiliyorsan gözyaşlarını tutmamasını öğret, acı çekmeden olgunlaşamayacağını… Kıskanmamayı öğret ona, arkadaşının başarısından mutlu olmayı, birlikte sevinçleri paylaşmayı, içinden ‘neden ben değil de o?’ demeden…
Kazanmaktan mutluluk duyup içine sindirmeyi, ama aynı zamanda kaybetmeyi öğrenmesini. Çünkü bir adım sonrasında görünüşte galip olanları gösterecek hayat ona. Her şeyin bir sonu olduğunu öğret. Sahip olduğu bütün değerlerin bir gün keyif vermeyebileceğini, kazanılan ve harcananın bir sonu olduğunu. Gidilen yerlerin zamanla bıkkınlık verebileceğini, her şeyi tüketebileceğini, tüketemeyeceği tek şeyin bilgi olduğunu öğret. Kitaplardan keyif almasını. Ders çalışmak istemiyorsa zorlanmamasını, ama okumayı sevmesini öğret ona. Elbet er ya da geç alacaksın biliyorum, ama mümkün olduğunca geç al ona bilgisayarı.
Ona kendisi ile kalacağı sakin zamanlar ver, sıkılmayı öğret ona, sıkılıp da kendini yönlendirmeyi bulmasını. Doğaya götür onu, hayvanlardan korkmaması gerektiğini öğret. Arıların bizi sokmasından çok, nasıl bal yaptığını anlat. Doğanın kendi içindeki gizemini bulmasına yardımcı ol, yağmurdan sonraki toprak kokusundan keyif almasını sağla. Soğuk kış gecesinde ateş yakmayı öğret, belki büyüdüğünde bir gece sevgilisine ateş yakar ve belki binlerce yıldızın altında birbirlerine sarılırlar, bunu öğretmemiş diğer sevgililerin aksine… Şartlar çok zor olsa da yalan söylememesi gerektiğini öğret ona.
Kazandığı elli milyonun piyangodan çıkan beş yüz milyardan çok daha keyifli olduğunu öğret.Alın terine saygıyı öğret ona. Aşk acısı çekmenin hiç aşık olmamaktan daha güzel bir duygu olduğunu öğret.Kendi doğruları üzerinden kimsenin onu yargılamasına izin vermemesi gerektiğini öğret,başkalarını da kendi doğruları üzerinden yargılamamayı… Bunun başkalarını dinlememek olduğunu değil, söylenenleri kendi eleğinden geçirmesi gerektiğini öğret. Kendi fikirlerine inanmanın güzelliklerini anlat.Hayatı sorgulamayı öğret ona…
Bilginin en büyük güç olduğunu öğret.Yapabilirse bunu en büyük fiyata satmasını, ama kalbini ve ruhunu kendisine saklaması gerektiğini öğret. Haklı olduğu konuda sonuna kadar diretmesini öğret ve haklıyken dik durmasını. Günün birinde yaptıkları değil yapmadıkları için pişmanlık duyabileceğini öğret. Basit yaşaması gerektiğini öğret ona, çay içmekten keyif almayı… ‘İstemiyorum’, ‘hayır’ demeyi öğret ona, istediğinde ise ‘istiyorum’ demeyi. Sevdiğinde ise ‘seni seviyorum’ diyebilmeyi öğret ona. Bir kot pantolon ve tişörtle üniversiteyi bitirmeyi öğret ona. Temiz kokmasını… Sorgusuz sevmeyi…
El yazısı ile notlar yazmayı… Lafı dolandırmamayı… Sevdiklerinin hiçbir zaman çantada keklik olmadığını, dostluğa yatırım yapması gerektiğini, kıymetini bilmeyenlerden uzaklaşmasını öğret ona. Müziği sevmesini, sporla barışık yaşamasını. İşlerin hiçbir zaman bitmediğini söyle ona, en yoğun zamanda bile kendine vakit ayırması gerektiğini öğret… Ama en çok da kendini sevmesini öğret… Kendini sevmezse kimsenin onu sevmeyeceğini…
Kendine çiçek almazsa kimseden çiçek beklememesi gerektiğini… Kendine özenli yemekler yapıp sofralar kurmazsa kimsenin onun için yemek hazırlamayacağını… Hayatta her şeyden çok kendisinin önemli olduğunu öğret ona… –
Aylin Kotil
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 3 Comments »

Kova İle Birlikte Olmak: Değişen her şeye rağmen aşkı ilk günkü gibi yaşamak demektir…

11889576_10153526215547878_8074228632400908645_n[1]Koç ile birlikte olmak: Hayatınıza renk, canlılık ve farklılıkların gelmesi demektir.

Boğa ile birlikte olmak: Mutluluğa yelken açmak gibidir.

İkizler ile birlikte olmak: Anlamsız hayata anlam yüklemek demektir.

Yengeç ile birlikte olmak: Sevmenin sevilmenin nasıl bir duygu olduğunu yaşamak demektir.

Aslan ile birlikte olmak: Yaşadığın hayatın boş olmadığını anlamak demektir.

Başak ile birlikte olmak: Hayatın zorluklarına göğüs gerip mükemmeli yakalamak demektir.

Terazi ile birlikte olmak: Gerçek anlamda yaşadığını hissetmek demektir.

Akrep ile birlikte olmak: En kötü günde bile kararlılıkla mücadele etmek demektir.

Yay ile birlikte olmak: Hayat yolunda cesur adımlarla ellerini bırakmadan ilerlemek demektir.

Oğlakla beraber olmak: Başarının ve mutluluğunun zirvesine ulaşmaktır.

Kova İle Birlikte Olmak: Değişen her şeye rağmen aşkı ilk günkü gibi yaşamak demektir…

Balık ile birlikte olmak: Duygusallığın, romantizmin, aşkın zirvesine ulaşmak demektir.

Evlendikten Sonra Erkekte Değiştiği İddia Edilen 9 Şey

Kadınlar erkeklerin evlendikten sonra çok şikayetçi olmalarındak sürekli yakınır. Peki gerçekte durum bu mudur? Yani erkek değişmek, kötü özellikler kazanmak için evlenmeyi mi bekler? Yoksa işin aslı başka mıdır? Sizler için araştırma ekibimiz evli erkekler üzerinde aşağıdaki çalışmayı gerçekleştirdi.

1. Kilo almak

Kilo almak

Doğrudur. Özellikle bekar, öğrenci hayatı yaşayan erkeklerde görülen bir durumdur bu. Erkek evlendikten sonra düzenli bir hayata kavuşmanın getirdiği rahatlığa, yıllardır kuru kuru beslenen metabolizmasının ayak uyduramamasından dolayı evlendikten sonra kilo alır. Bu değişiklik olumsuz gibi algılansa da “sen çok değiştin” demeyi gerektiren bir drurum değildir. Kaldı ki aldığı kiloları vermek için diyet yapan, spora giden erkek bir süre sonra “sen kim için süsleniyorsun böyle?” suçlamasıyla yüz yüze kalacaktır. Erkek hayatında biri olmadığını açıklamaya çalışmaktansa şişko oldun suçlamalarıyla karşı karşıya kalmayı her halükarda tercih edecektir.

Netice olarak doğru, erkek evlenince kilo alır.

2. Sık sık arkadaşlarıyla görüşmek

Sık sık arkadaşlarıyla görüşmek

Yanlıştır. Erkek ilk çıkmaya başladığınız zamanlar hariç arkadaşlarıyla zaten çok sık görüşüyordu. Sabah evden çıkıyor, akşam eve dönüyordu. Arada sizinle de görüşüyordu, hatta tüm gününü size ayırdığı zamanlar da oluyordu ama bunu gece geç saatlere kadar kankaları ile takılarak telafi ediyordu. Peki sizin bundan haberiniz oluyor muydu? Hayır, ama siz hadi yatalım artık diye son mesajı atarken o aslında son birayı içmek için hamle yapıyordu. Yani siz erkeğinizin arkadaşları ile geçirdiği vakitlere aşina değildiniz sadece, ama babası “evi otel yaptı eşşoğlueşek” diyordu kendisine sıkça. Şimdi evlendiniz ve değerli eşinizin arkadaşlarına ne kadar vakit ayırdığına şahit oluyorsunuz sadece. Ama iş çıkışı arkadaşlarla iki tek atacağım demesini bile sindiremiyorsanız sizin derdiniz arkadaşlarına çok vakit ayırması değil, kusura bakmayın ama eşinizin arkadaşının olmasına bozuluyorsunuz siz. Yapmayın.

Netice olarak yanlış, erkek evlendikten sonra arkadaşlarına çok vakit ayırmaz, sadece siz bu vakitlere şahit olursunuz.

3. Artık özel günleri sık sık unutmak

Artık özel günleri sık sık unutmak

Doğrudur. Sevgili olduğunuz zamanlarda “ilk el ele tutuşma”, “ilk öpüşme”, “ilk adalara gitme”, “ilk başını omzuna yaslama”, vb. günlerin de dahil olduğu onlarca özel günü saati saatine hatırlayan adam, nasıl oluyor da evlendikten sonra doğum gününüzü bile atlıyor? Bu sebebi sevgililik döneminde erkeğin size tüm duyarını gösterme arzusu ve bu özel günlerden istifade etme gayretidir. İlk öpüşme ay dönümünü kutlar çünkü sizi her ay öpmesi böylece garanti olur. İlk el ele tutuşma ay dönümünü kutlar böylece diğer çiftlerden farklı, size özel bir gününüz olmuş olur. Şimdi elinizi vicdanınıza koyun, sevgiliniz ilk çıkma yıldönümüzünü unutsa, doğum gününüz es geçse onun hakkında olumlu düşünceler besleyebilir misiniz? Erkekler bunun farkında ve sevgili olduğunuz dönemde, alarmlar kurarak, kankalarını kendisini uyarmaları için teyakkuza geçirerek hiçbir özel günü atlamaz. Ancak evlendikten sonra gelen, nasıl olsa ne kadar duyarlı olduğumu gösterdim, artık yeter hissiyatı erkeğin doğum gününüzü bile unutmasına sebep olur.

Netice olarak doğru, sevgililik döneminde sabah akşam özel gün kutlayan erkeğe, evlendikten sonra ülfet gelir.

4. İlgisizlik

İlgisizlik

Doğrudur. Sevgili olduğunuz zamanlarda ayakkabınızın bağını bağlayan, su birikintisinden sizi kucağında geçiren, boş yer olmayan otobüse bindirmeyip taksi tutan erkek gitmiş, yerine size bir çift güzel laf söylemeyen, sinemaya, tiyatroya götürmeyen, saat 10 dedi mi yatıp uyuyan erkek gelmiştir. Erkekler evlilikle birlikte kur yapma döneminin sona erdiğine inanır, bir de bunun üstüne kendi evinin sorumluluğunu almak gibi bir görev eklenince bu tür şeyleri gereksiz olarak girme eğilimine girer ve “ilgili olduğumu bilmiyor musun ki göstermemi bekliyorsun?” moduna girer. İster ki hal ve hareketlerinden anlamlar çıkarın, onun size karşı ne kadar ilgili olduğunu anlayın, yaptırdığı bir kutu baklavadan onun ne kadar düşünceli biri olduğunu görün. Görmüyorsanız bir süre sonra üste çıkmaya başlayacak onun ilgisizliğinden çok, sizin ne kadar kadir kıymet bilmez biri olduğunuz tartışma konusu olacaktır.

Netice olarak doğru, erkek evlendikten sonra ilgisiz olarak kabul edilebilecek bir döneme girer. İlgisizliğini vurgulamadan buradan çıkmayı deneyin. Sürekli ilgisiz olduğunu söylemenizin hiçbir faydası olmaz.

5. Eskisi kadar sevmemek

Eskisi kadar sevmemek

Yanlıştır. Eskisi kadar belki daha çok seviyordur ancak bunları gösterme konusunda sıkıntıları vardır. Sevgili olduğunuz dönemlerde günde 13 kere seni seviyorum diyen birinin evlendikten sonra “ben de seni” demekten öteye gitmiyor oluşu sizde böyle bir algı yaratır. Ancak yukarıda çeşitli kereler bahsettik, erkek sizi seviyor ki sizinle evlenmiş, artık daha kaç kere seni seviyorum demesi gerekiyor ki? Tabii ki yanlış bir düşünce ama erkeğin düşünce biçimi bu işte, ya alışın ya da seni seviyorum demeyi tekrar öğretin.

Netice olarak yanlıştır. Seviyor fakat göstermiyordur ki en beteri aslında.

6. Gözü dışarıda olmak

Gözü dışarıda olmak

Yanlıştır. Bir insanın gözünün dışarıda olması için o insanın içerideki halini biliyor olmanız gerekir. Evlendikten sonra ilk defa içeride gördüğünüz bir erkeğe “gözün dışarıda” demeniz en basit haliyle haksızlıktır. Çünkü onun gözü zaten hep dışarıdadır da siz ilk defa şahit olma şansını yakalamışsınızdır.

Netice olarak yanlıştır, erkeğin gözü standart olarak zaten dışarıdadır. Mesele sizin ilk defa bunu bu kadar yakından görüyor oluşunuzdur.

7. Sürprizler yapmamak

Sürprizler yapmamak

Doğrudur. Erkeğin ilişki dönemini S.Ö. ve S.S. olarak ikiye ayırmak mümkün. Sevgililik Öncesi ve Sevgililik Sonrası dönem. S.Ö. dönemde içindeki tüm romantiği, tüm ilgili erkeği, tüm sürprizlerle dolu olma kabiliyetini kusan erkeğin S.S. dönemine pek bir şeyi kalmaz. Yapılmış olanı tekrar etmektense, artık hiç yapmamayı tercih eder. Mesela akşamları eve bir demet çiçekle gelmeyi başkalarının yaptığı şeyin tekrarı olarak görür ve bulaşmak istemez. Peki bu durumda eşin dostun kocalarının ne kadar çok sürpriz yaptığını hatırlatmak, komşunun kocasını örnek vermek işe yarar mı?… Deneyin görün, bir daha ömür boyu sürpriz yapmamasının büyük ihtimal olduğunu aklınızdan çıkarmayın ama.

Netice olarak doğrudur. Sürprizlerle dolu erkek S.Ö. döneminde kalmıştır maalesef.

8. Sorumsuz olmak

Sorumsuz olmak

Kısmen doğrudur. Eğer eşiniz sizinle ilk evliliğini yapmışsa, sorumluluk almayı yeni öğrendiğinden bahsetmek mümkün. Erkekler kadınlar gibi sorumluluk bilinciyle dolu olarak dünyaya gelmiyor. Ülkemizdeki ataerkil toplum yapısı da maalesef onların ciddi anlamda sorumlu bireyler olarak yetişmesinin önündeki en büyük engel. Hal böyle olunca, evlilikte sorumluluğun nasıl alınacağı konusunda bir hayli acemiler ve öğrenmeleri zaman alıyor. Ama bu onlara hemen “sorumsuzsun” damgasını yapıştırmayı gerektirmiyor. Hele biraz sabredin bakalım, 1 yılın sonunda hala aynıysa bunu diyebiliriz, ama daha ikinci ayda sen sorumsuzsun demenin de alemi yok.

Netice olarak kısmen doğrudur. Sorumsuz değildir de, sorumlu nasıl olunur bilmiyordur.

9. Kendine özen göstermemek

Kendine özen göstermemek

Doğrudur. Kilo almak ile benzer gerekçeler neticesinde erkeğin evlendikten sonra kendine özen göstermediği söylenebilir. Ama elinizi vicdanınıza koyun, bakımlı, şık, her gün duşunu alan, parfümünü sıkan bir erkeğe “senin hayatında biri mi var?” diye sormamanız mümkün mü? Bizce değil.

Netice olarak doğrudur. Erkek evlendikten sonra; 1- alan almış satan satmış, 2- şimdi hayatımda biri olmadığını izah etmekle kim uğraşacak düşüncelerinden dolayı öz bakımını ihmal edebilir.

kaynak: onedio

eee herşeyin flört dönemindeki gitmesini bekleyemezsiniz tabi ki kendini bırakmalar, her haliyle görmeler, özensizlikler karşılıklı olarak olacaktır. Anette

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Başkalarını Kendinden Çok Düşünen İnsanların İçine Düştüğü 15 Durum

Tamam empati hoş şey. Karşınızdaki insanın penceresinden olaylara bakmak için yapılmalı. Ama abartmayın be yavrucuğum, empati kuracağım diye kendinizi de unutmayın. Yani biz size empati yapmayın demiyoruz, hobi olarak yine yapın ama dozajında bırakın.

1. Zor durumda olan birini görünce; yuvasına kuyruklu yıldız çarpmışcasına üzülürler.

Zor durumda olan birini görünce; yuvasına kuyruklu yıldız çarpmışcasına üzülürler.

Hayatın kimseye adil davranmadığını bilirler ama yine de çoğunluğun aksine, gördükleri evsizlerin, sokak çocuklarının yerine kendilerini koyar, üzülür de üzülürler.

2. Kendinden çok başkalarını düşündüğü için zayıf halka muamelesi görürler.

Kendinden çok başkalarını düşündüğü için zayıf halka muamelesi görürler.

Sen başkalarının da ne durumda olduğunu hesap etmeye çalışırken, başkaları bunu senin zayıflığın olarak görür ve seni hiçbir zaman umursamaz.

3. Dışarıdan bakıldığında nasıl göründüğünü çok fazla düşünürler ve kendilerinde utanacak bir şeyler muhakkak bulurlar.

Dışarıdan bakıldığında nasıl göründüğünü çok fazla düşünürler ve kendilerinde utanacak bir şeyler muhakkak bulurlar.

Kafana çok fazla takıyorsun. Hata yapıyorsan da, sen o hatalarla güzelsin. Takma.

4. Bu sistemde duygulara yer olmadığı için sürekli kaybeden taraf olacaklardır. Sistemin çarkları arasında ezilirler.

Bu sistemde duygulara yer olmadığı için sürekli kaybeden taraf olacaklardır. Sistemin çarkları arasında ezilirler.

Herkes kendisini kurtarır çocuğum, olan yine sana olur.

5. Kullanılırlar

Kullanılırlar

Sen en doğrusunu yapsan da, insanlıktan nasibini almamış olanlar seni kullanıp, senden faydalanmaya çalışacaktır her zaman.

6. Duygu karmaşası yaşarlar. Mutluyken birden mutsuz, mutsuzken birden mutlu olabilirler.

Duygu karmaşası yaşarlar. Mutluyken birden mutsuz, mutsuzken birden mutlu olabilirler.

Yıpratır insanı be güzelim. Kendine biraz olsun iyi davran.

7. Zamanlarının büyük bir kısmını düşünerek harcarlar. Harekete geçecek zamanları kalmaz.

Zamanlarının büyük bir kısmını düşünerek harcarlar. Harekete geçecek zamanları kalmaz.

En güzel fikirler senin aklına gelmiş olsa bile sen bu fikrin iyi mi yoksa yanlış mı olduğunu düşünürken başkaları daha kötü bir fikirle taktiri alacaktır.

O yüzden bırak başkalarının ne düşüneceğini, uygulamaya geç bir an önce.

8. Herkes kendisini kurtarırken onlar dünyayı kurtarmaya çalışırlar.

Herkes kendisini kurtarırken onlar dünyayı kurtarmaya çalışırlar.

Evet belki senin de süper gücün; gerçekten insan olman ama gerçek dünyada süper kahramanlara yer yok be canım.

9. İlişkilerinde sevgililerini üzmemek için, her seferinde tarifi mümkün olmayan bir acıya katlanırlar.

İlişkilerinde sevgililerini üzmemek için, her seferinde tarifi mümkün olmayan bir acıya katlanırlar.

Güzel bir birliktelik yaşayacağım diye mazoşist bir eylemden öteye gidemedin be çocuğum. Akışına bırak. Öyle daha güzel.

10. Ağlamaktan göz pınarları kurur, düşünmekten erken yaşta saçları beyazlar ya da dökülür. Kısacası fiziksel deformasyonun en babasını görürler.

Ağlamaktan göz pınarları kurur, düşünmekten erken yaşta saçları beyazlar ya da dökülür. Kısacası fiziksel deformasyonun en babasını görürler.

11. Bir süre sonra hayattan beklentileri kalmaz, sadece yakınlarını üzmemek için yaşarlar.

Bir süre sonra hayattan beklentileri kalmaz, sadece yakınlarını üzmemek için yaşarlar.

2. Hayatın önlerine çıkardığı fırsatları görmezler ya da bu fırsatın başkaları için biz zarar olabileceğini düşünüp değerlendirmezler.

Hayatın önlerine çıkardığı fırsatları görmezler ya da bu fırsatın başkaları için biz zarar olabileceğini düşünüp değerlendirmezler.

Rakip taraf taraftarı üzülecek diye gol atmayan bir forvet gibi mesela.

13. Düşmanlarına bile kin güdemezler. Onların yaptığı kötülüğün altında da hep bir neden ararlar. Bu yüzden savaşmadan yenilirler.

Düşmanlarına bile kin güdemezler. Onların yaptığı kötülüğün altında da hep bir neden ararlar. Bu yüzden savaşmadan yenilirler.

14. Başkaları acı çekmesin diye ellerinden geleni yaparlar. Tüm yükü tek başlarına göğüslerler.

Başkaları acı çekmesin diye ellerinden geleni yaparlar. Tüm yükü tek başlarına göğüslerler.

15. Kendisine zarar verene bile zarar veremezler. Her zaman ona taş atana, çiçekle karşılık verirler.

Kaynak: onedio

Canım sizde biraz kendinizi düşünün kendinize değer verin, hatta size değer verene değer verin. Anette

Kendisine zarar verene bile zarar veremezler. Her zaman ona taş atana, çiçekle karşılık verirler.

Kırmayın be bu kadar güzel insanları…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Allah Belanı Versin Hayvan

11870746_1074504229241592_8054672920021943298_n[2]

ÇAĞIN SORUNU DOYUMSUZLUK aNETTE

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bilinçaltı Nasıl Temizlenir?

11745418_10155815925570557_4126495811298963407_n[1]

S. Freud bilinçaltı kavramını ortaya attığından beridir bir çok teori türedi. Bilinçaltı kayıtları derken ise genel olarak kastedilen şey bilinçli olarak hatırlayamadığımız, (bazen de hatırladığımız) farkında olmadığımız ama bizim hayatımızı etkileyen kayıtlardır.

En çok aldığım maillerden biri, ‘Bilinçaltımı nasıl temizlerim?’ sorusu. İnsanın aklına bir elektrik süpürgesi ile sanki bütün toz, kirin temizlenmesi ve böylelikle rahatsızlık veren tüm sıkıntılardan kurtulmak geliyor. Maalesef bilinçaltını temizlemek evimizi temizlemek gibi değildir. Çünkü zihnimizde duygular çok karmakarışık bağlantılar oluşturur. Örneğin küçükken yaşadığınız bir dayak yeme olayı, hem sizde otoriteye karşı bir ürkeklik, korku oluşturabilir fakat bunun yanında o olaydan ötürü başka konularda çok güçlü bir kişilik geliştirmenize de yol açabilir. Bu yüzden yaşadığınız rahatsızlık veren olayın hafızanızdan silinmesi sadece acıyı değil, kişiliğinizi de yok edebilir. Ayrıca silme diye bir durum da yok. Jim Carry ile Kate Winslet’ın oynadığı ‘Sil Baştan’ filmi aşk acısını hafızasından sildirmeye çalışan iki kişinin hikayesini ve daha sonra nelerle karşılaştıklarını anlatıyor. Film boyunca silme denilen olayın aslında gerçekten olmadığını görüyoruz. Hatta filmin sloganı şu; ‘Onu aklından çıkardın, peki ya kalbinden?’

Ben hep derim ki, ‘Geleceğimizi yaşadığımız olaylar değil, o olaylara verdiğimiz anlamlar şekillendirir.’ Bu yüzden geçmişte yaşadığımız kötü anıları silemeyiz ama onların anlamlarını değiştirebiliriz.

Peki Geçmişte Bizi Rahatsız Eden Bir Olayı Nasıl Değiştirebiliriz?

1) Yüzleşme: Bir olayla ne kadar fazla karşılaşırsanız, duygusal yoğunluğu o kadar azalacaktır. Sözgelimi denize hayran biri deniz kenarına taşındıktan 1-2 ay sonra artık deniz ona sıradan gelmeye başlayacaktır.. Ya da yüksek sesli bir yerde uzun bir süre kalırsanız o ses artık sizi rahatsız etmeyecektir, sıradanlaşacaktır. (Psikolojide buna hedonik adaptasyon denir.)

Köpekten korkan insanları ‘kendi kontrölüm’ altında köpeklerin yanına sokarım ve bir süre sonra köpeklerle ilgili korkuları duyarsızlaşır ve tamamen yok olur.

Hayattaki korkularımızla yüzleştiğimizde onların aslında korkulacak bir şey olmadıklarını çoğu zaman keşfetmişizdir.

2) Güçlü Bir Kimlikle Anlam Değiştirme: Güçlü Bir Kimlik metodu ile geçmişe dönüp o olayla yüzleşebilirsiniz. İlk önce hayran olduğunuz güçlü bir kişiyi düşünün ya da bir hayvanı… Şimdi onun tüm özelliklerini alıp, hatta o olup sizi rahatsız eden o anıya gidin. Tam o anının içine girdiğinizde şu soruyu sorun: Bu olay …… (kendi isminiz) ne öğretti? (Fakat bu soruyu rol modeliniz veya seçtiğiniz güçlü bir hayvan olarak soracaksınız.)

Bu yöntem yüzleşmeye korktuğunuz bir anınızın karşısına güçlü bir kimlikle çıkmayı sağlar. Bir aslanda korktuğunuzu varsayalaım ama Yeşil Dev (Hulk) olsaydınız muhtemelen korkmazdınız smile ifade simgesi

Güçlü bir kimlikle anlam değiştirme güçlü bir şekilde olaylarla yüzleşmenizi sağlamaktadır.

3) Resimlerin Boyutları ve Seslerini Değiştirme: Zihnimizdeki tüm kayıtlar beş duyumuzdan gelen verilerle oluşur. (Resim,ses,koku,tat,dokunma)

Geçmişe ait tüm yaşanan olaylar beynimizde bir film dosyası şeklinde depolanıyor. Bazıları HD kalitesinde depolanırken bazılarının görüntü kalitesi çok bozuk oluyor. Bazılarının sesleri 5+1′ken bazılarının sesleri çok bozuk çıkıyor. Bazı görüntüler 100 ekranken bazıları 37 ekran olarak kaydediliyor. (Koku ve tatları şimdilik katmıyorum)

dev_ekran

Genellikle bir fobi (yoğun duygusal olay) oluşurken, beynimiz yaşanan olayı ve beraberinde yoğun duyguları o kadar net bir şekilde kaydediyor ki, adeta 200 ekran, HD kalite 5+1 ses sistemi gibi ve ne zaman o fobi ile ilgili bir uyaran görse (mesela örümcek, yılan vs.) yaşadığı olay hemen tüm canlılığı ile gözünün önüne geliyor ve aynı korkuyu yaşıyor.

ses_sistemi

10 senedir, dar kapalı alanlara karşı fobisi olan bir arkadaşımla çalışıp bu fobisini tam 5 dk.’da yok etmesini sağladım. Üstüne bir yorgan attığınızda daha 1. saniyesinde çığlık atıp bağırıyordu.

kapali_alan_fobisiİlk önce onunla görüntüsü hakkında konuştum, tabii ki bu gördüğü görüntü aynen yukarıda bahsettiğim gibi çok canlı bir görüntüydü. İlk önce korkma anını bir film gibi izledik ve ona bazı komik detaylar koyduk. Böylece absürd bir komedi gibi olacaktı. (Korkunç Bir Film serisi gibi) Filme o kadar çok saçma sapan ayrıntı koydum ki gülmeye başladı. Sonra görüntüyü 100 ekrandan 37 ekrana indirdim, sesleri de bulanıklaştırdım. Ve bir kaç düzenleme daha yaptıktan sonra, aynı şeyi bir kaç defa daha yaptırdım.

Şimdi deneme zamanı gelmişti. Yorgan ve pike gibi şeyi tekrar üstüne atacak 20 saniye tutacaktım. Yorganı üstüne attım, atar atmaz kahkahalarla gülmeye başladı. “Yahu senin korkman gerekiyor, niye gülüyorsun” dedikçe daha fazla gülmeye başladı, hatta gözlerinden yaşlar geldi. Dedim ister gül ister gülme 20 saniye tutacağım bunu smile ifade simgesi 20 saniye tuttum ve hiç bir korku hissetmeden, çok rahatlamış bir şekilde kalktı.

Not: Organizmanın hayatta kal komutuna giren ve duygusal yoğunlukla tekrarlanmış olaylarda bu teknik işe yaramayabilir. Bir Psikiyatr’a danışmanız tavsiye edilir.

Aynı zamanda kişi bundan ikincil bir kazanç sağlıyorsa doğal olarak bunu yapmak istemeyecek, yapmak istese bile zihninde canlandıramayacaktır.

4) Hipnotik Trans Durumlarından Yararlanma

Kişi eğer bilinçliliğini kontrol edemiyorsa ve yukarıdaki teknikleri uygulayamıyorsa, kendisi hipnotik trans durumlarından yararlanabilir. Hipnotik trans durumları hepimizin gün içinde aralıklarla girdiği bir durumdur. Bunu kullanmayı bildiğinizde değişim sorunu yaşamazsınız.

Ayrca kişi sorununun kaynağını hatırlamayabilir. Bu durumlarda ise bir profesyonel yardımı ile bu resmi değiştirebilirsiniz. EN İYİSİ İSE BUNU KENDİNİZİN yapacak bir yeteneğe gelmenizdir. (Kendi kendine meditasyon ve oto-hipnoz kitaplarından yararlanabilirsiniz.)

Research Quarterly’de yayınlanan çok ilginç bir araştırma var. Bu araştırmada basketbol oynayan öğrenciler üç guruba ayrılıyorlar. İlk gurup basketbol topunu fileye sokabilmek için 20 gün boyunca fiziksel antreman yapıyor. Ter döküyor. İkinci gurup hiçbir şey yapmıyor,yan gelip yatıyor. Üçüncü gurupsa 20 gün boyunca her gün zihinsel antreman yapıyor. Yani zihinlerinde hayali olarak topu tutuyorlar, paslaşıyorlar, çok güzel atışlar yapıyorlar, terlediklerini hissediyorlar, inanılmaz güzellikte bir maç çıkararak seyircinin alkış seslerini duyuyorlar, maç bitiminde gelen tebrikleri kabul ediyorlar. 20 günün sonunda her gün antreman yapan ilk gurubun performansında % 24‘lük bir artış oluyor. Yan gelip yatan ikinci gurupta, beklenilebileceği gibi, hiçbir değişiklik yok. Zihinsel antreman yapan üçüncü gurubun performansında da % 23’lük bir artış oluyor. Dikkat edin! Topu ellerine bile değdirmeden hemen hemen ilk gurup kadar başarı sağlıyorlar. Yani bilinçaltı beş duyunun etkili bir şekilde kullanıldığı ve canlı hayallerin kullanıldığı bir senaryonun sürekli tekrarlanmasıyla, aslında henüz gerçekleşmemiş şeyleri gerçekmiş gibi kabul etmeye başlıyor ve beyne bu sinyali gönderiyor. Ne müthiş bir güç öyle değil mi? Maalesef korkularımız da bu yolla oluşuyor. İnsanoğlunun doğuştan sahip olduğu iki temel korku var. Düşme ve ses korkusu. Diğer bütün korkularımızı süreç içerisinde öğreniyoruz…
Ruhsal Çalışmalar

Eski kadim bilgilerde zihin-beden-ruh dengesinden bahsedilir. Spor yapmak, psikolojinizi disipline etmek ve rahatlatıcı meditatif çalışmalar yapmak mutluluğu destekleyici en önemli etmenlerden biridir.

Her sabah yapacağınız on dakikalık meditasyon etkisini bir hafta içinde gösterecektir. Meditasyon teknikleri içinde zazen tekniğini tavsiye ederim. Türkiye’de bu konuda bir çok kitap bulabilirsiniz.

Özet Olarak yukarıdaki tekniklerden birini veya bir kaçını kendiniz için uygulayabilir ve denemeler yapabilirsiniz. Unutmayın hiç bir şey emek sarfetmeden kolayca olmuyor ama doğru teknik kullanılmadığında ise ne kadar emek sarfetseniz amaca ulaşamıyorsunuz. Batıya doğru yürüyüp güneşin doğuşunu göremeyiz.

Yardımcı olabildiysem ne mutlu,
Hakan

kaynak: ayçan berker facebook sayfası

Ben her zaman diyorum en iyi ilaç doğa doğa doğa, spor, spor spor…Kendinizi bunlara teslim edin. Anette

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ZEHİRLİ DÜŞÜNCELERİ DÖNÜŞTÜRMENİN 10 YOLU!

11825208_841917259237381_9159745609728845402_n[1]

Öfkenin veya korkunun bir odanın havasını elektriklendirebilme tarzını hissetmişseniz, Sandra Ingerman’ın “zehirli düşünceler” sözüyle neyi kastettiğini anlayacaksınız. Bir aile terapisti ve şaman olan yazar, düşüncelerimizin ve duygularımızın zihinsel ve fiziksel esenliğimizi etkileyen görünmeyen ama hissedilir bir enerji yaydığına inanıyor “Zehirli Düşüncelere Şifa Vermek: Kişisel Dönüşüm için Sade Araçlar” adlı kitabında “psişik yumruklar”ın fiziksel şiddet kadar gerçek olduğunu yazıyor.
Bu makalede, kendinizi negatif düşüncelerden korumak ve pozitif enerji yaymayı öğrenmek için Sandra Ingerman’ın önerdiği on basit yolu okuyacaksınız:

Bir gece, etkileyici bir rüya gördüm. Çalışma arkadaşlarımdan oluşan bir grupta, bir su soğutucusunun etrafında ayakta durmaktaydım. Aramızdaki konuşmalar samimiydi ama çalışanlardan bazısının diğerlerine psişik/görünmez “yumruklar” attıklarını fark ettim. Yumruk yiyen kişiye “İyi misin?” diyor ve diğerine dönüp “Ne yaptığını gördün mü?” diye soruyordum. İnsanların davranışları bakımından böyle bilinçsiz olması beni şoke etmişti.
Rüyam, görünmeyen etkileşimlerin gücünü göstermişti. İnsanların nasıl davrandıklarını gözlemlediğimizde herhangi bir düşmanlık yok gibi görünebilir. Bizi dinlemekte olan kişinin yüzünde bir gülümseme görebiliriz. Ama görünmeyen düzeyde neler olmaktadır? Konuşmamız veya mevcudiyetimiz aracılığıyla karşımızdaki kişide hangi hisleri tetiklemekteyiz?
Ruh dediğimiz görünmeyen bir boyuta; “tenimizin ötesindeki asıl kimliğimiz” dediğim bir unsura sahibiz. Bu yanımızı göremeyiz ama beden ve zihin ile birlikte bu yan bütün varlığımızı oluşturmaktadır. Fiziksel dünyada başkalarıyla ne zaman etkileşime geçsek, görünmeyen bir enerji alışverişi de gerçekleşir.
Başkalarının davranışlarını tarif etmek için kullandığımız bazı yaygın ifadelerden bazıları:

Çok buyurgan.
Kişisel alanımı işgal ediyor.
Adeta dayak yedim.
Düşünce tekmelenmiş.
Sırtımdan bıçakladı.
Bakışları hançer gibiydi.
Tavrıyla grubu adeta esir aldı.
Oda, patlamaya hazır bir enerjiyle doldu.
Bir öneride bulunayım dedim, vuruldum.

Şiddet enerjisi görünmeyen, psişik düzeyde eyleme geçer ama hem fiziksel sağlığı ve hem de psikolojik esenliğimize etki yapar. Enerji, somuttur. Negatif enerjiyle dolu bir ortamda yaşadığımızda veya çalıştığımızda kendimizi ya fiziksel veya psikolojik düzeyde iyi hissetmeyiz.
Yerli kültürlerin hepsi, öfke gibi negatif bir enerjiyi yollamak ile bunu yalnızca ifade etmek arasındaki farkı anlamaktadırlar. Biri öfkesini “zehirli ok” gibi yollamaksızın ifade ederse o kişi öfke hissini tanıyıp kabul etmektedir; bu durumda, öfkenin bir başkasına zarar verebilecek hiçbir kuvveti veya hareketi yoktur. Olanları yalnızca görünür düzeyde tanıyıp kabullendiğimiz kültürümüzde, farkındalığın bu diğer düzeyini inkar etmekte ve bu nedenle, sebep olduğumuz hasarı fark etmeksizin, bilinçsizce “zehirli oklar” atmaktayız.
Duygular taşımanın ve duyguları ifade etmenin insanlık halinin bir parçası olduğunu anlamamız önemlidir. Yürütülen araştırmalardan biliyoruz ki duygularımızı ifade etmediğimizde hastalıklar oluşabilmektedir.

Ruhsal öğretiler, dış dünyamızın; bilincimizin iç durumunun bir yansıması olduğunu, binlerce yıldır öğretmekteler.

Çevre kirliliğine ve günümüzde dünyanın durumuna baktığımızda, içsel dünyamızın bir yansımasını görmekteyiz. Dünyayı değiştirmek istiyorsak kendimizi değiştirme niyetimize odaklanmamız gerekir.

Ruhsal uygulamalar ile çevreyi iyileştirmek ve dünyaya barış getirmek için yapılan dışsal çalışmalar arasında bir köprü oluşturmamızın zamanıdır.

Ruhsal öğretilerin hepsi, fiziksel düzeyde tezahür etmeden önce her şeyin ruhsal düzeyde tezahür ettiğini öğretmektedir. Ruhsal uygulamaları yaşamlarımıza sokmakla, kişisel ve gezegensel değişimi yaratma gücüne hepimizin sahip olabiliriz.
Dünyada nasıl biri olduğunuzu dönüştürmek yoluyla barışın gerçek ifadesi olabilmeniz mümkün. İşte, bunu yapmanın 10 basit yolu:

Kalbinizden Nefes Alıp Verin
Nefes alıp vermek, enerjiyi dönüştürmenin en basit yollarından biridir. Bu alıştırmayı, gün boyunca yapabilirsiniz: Ellerinizi kalbinizin üstüne koyun ve nefes alıp verirken kalbinizin hareketini hissedin. Bu, sakinleştiricidir ve dünyaya sevgi, huzur ve uyum enerjisi yollar.

Aynaya Bakın
Mücadele gerektiren bir duruma tepki vermeden önce bir aynadaki yansımanıza bakarak duygu ayarı yapın. Hiç kimse kendini zehirli bir tarzda hareket ederken görmek istemez. Size aptalca gelebilir ama bu düşüncenin sizi durdurmasına izin vermeyin. Kendimizi fazla ciddiye almak, negatif düşüncenin nedenlerinden biridir.

İfade Edin; Yollamayın
Stres, daha sonra pişman olabileceğimiz tarzda davranmamıza yol açabilir. Sorunlu duygulara sahip olmak normaldir ve hislerinizi tanıyıp kabullenmek önemlidir. Yalnızca enerjiyi kendinize, başkalarına ve dünyaya bir “zehirli ok” gibi göndermemeye dikkat ediniz.

Sevdiğiniz Birinin Yüzünü Düşünün
Duygularınızın ardındaki enerji tüm canlılara yayılır. Duygularınızın ardındaki enerji tüm canlı varlıklara yayılır. Sizin için sorunlu olan duyguları tetikleyen biriyle karşılaştıysanız, sevdiğiniz birini düşünün ve, size meydan okuyan kişinin siması yerine sevdiğiniz kişinin simasını koymaya çalışın. Örneğin, bir küçük yavru kedinin siması veya sevdiğiniz bir çiçeğin imgesi ile de çalışabilirsiniz.

Sözlerinize Dikkat Edin
Düşünceleriniz ve duygularınız gibi sözleriniz de içinde yaşadığımız dünyayı ve deneyimlerinizi değiştirme gücüne sahiptir. Bu, yüksek sesle başkalarına söylediğiniz sözler kadar sessizce kendinize söyledikleriniz için de geçerlidir. Kendinize iyi bir insan olmadığınızı söylemekteyseniz bu gerçekliği tezahür ettirmeye başlarsınız. Zihninizi olumlu sözcüklerle doldurun ki hayatınız da olumlu yönde açılıp genişlesin. “Abrakadabra” kelimesi, Arami dilinde “Konuştuğum üzere yaratacağım” anlamına gelen “Abraq ad habra” cümlesidir. Çocukken, ne anlama geldiğini bilmeksizin, kimbilir ne kadar sık söylemişizdir bu cümleyi.

Başkalarında Tanrısallığı Görün
Istırap çektiğini algıladığınız kişilere acımayınız; bu, onları yalnızca daha da derin bir ıstıraba sevk eder. İnsanları kendi ilahi ışıkları ve kusursuzlukları içinde gördüğünüzde, zorluklarıyla başa çıkmak için ihtiyaçları olan kuvveti onlara vermeye yardımcı olursunuz. Algılamanın gerçekliğinizi yarattığını unutmayın.

Doğayla Bağlantı Kurun
Bizler doğanın birer parçasıyız. Stres durumunda olduğumuzda doğanın temel unsurlarından –toprak, hava, su ve ateş (güneşteki gibi)– beslenmemiz kesilir ve gerçekten hastalanabiliriz. Doğa, en büyük şifacıdır. Sık sık zaman yaratıp doğal dünya ile bağlantıya geçin.

Suyla İyileşin
Suyun yaşam gücü acılarınızı yıkayıp götürebilir ve en basit faaliyetlerin bile şifa verici bir etkisi vardır. Ellerinizi yıkarken, duş alırken veya yağmur altında ıslanırken negatif enerjinin sizden uzaklaştığını ve ışığa dönüştüğünü imgeleyin.

Kendinizi Işıkla Koruyun
Birinin size psişik açıdan saldırdığını veya enerjetik açıdan düşmanca davrandığını hissederseniz, etrafınızı saran koruyucu bir ışık imgeleyin. Bazıları bunu beyaz bir enerji alanı olarak düşünmektedir; ben ise şeffaf ve mavi bir yumurtanın içinde olmak şeklinde imgeliyorum. Size uygun rengi bulmaya çalışın. Bu sizi, size doğru yollanan zararlı enerjilerden koruyacaktır.

Sevgiyle Yanıt Verin
Başkalarından gelen negatif ve zehirli enerjilerin alıcısı olmanız gerekmez. Sevgiyle almak istemediğiniz enerjiyi geri çevirebilirsiniz. Sevgiyle yanıt vermek ise bir saldırı pozisyonu almanızı ve daha çok negatif enerji yaratmanızı önleyecektir. Şifa veren tek şey sevgidir.

Kaynak: Sandra Ingerman

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »