Kendimize Ve Başkasına Olan Öfkemizi Dönüştürmek İçin İnanılmaz Bir Yöntem… Mutlaka Deneyin…

korkularin-kabulu-sevgiye-donusturme-ve-olumlama1

 

 

Kendini sevme çalışmasının nasıl yapılacağı Pozitif Gücün Büyüsü Kitabında Louise L. Hay tarafından anlatılmış olup her sabah ayna karşısında birkaç dakika gözlerinizin içine bakarak kendinize “Kendimi olduğum gibi seviyor ve kabul ediyorum” cümlelerini söylemeyi içeren çok basit ama aynı zamanda çok etkili bir çalışmadır. Gözlerinizin içi parlayana kadar söylemek ve gün içerisinde fırsat buldukça yapmak çok etkilidir. İlk başlarda sanki boş duvara söylüyormuş gibi bir his olur devam ettiğinizde ayna karşısında kendinizi gördüğünüzde hemen sırıtmaya başlarsınız.
Güçlü ve sağlıklı zihin, güçlü ve sağlıklı vücudu yaratır. Yaşadığımız tüm sorunların ve sağlık problemlerinin temelinde geçmişimizi ve etrafımızdaki kişileri affedememek yatar. Yaşadığımız olayları zamanında çözmemiz nedeniyle içimize attığımızın duyguların fiziksel eşdeğere dönüşmek istemeleri sonucunda sahip olduğumuz öfke, kızgınlık, kırgınlık vücudumuzun birçok bölümünde kendini hastalık olarak gösterir. Aynı zamanda sahip olduğumuz öfke kızgınlık vs. duyguları nedeniyle etrafımıza aynı enerjiyi yayarız ve karşılığında da aynı enerjiyi kat ve kat hissedecek olayları yaşarız.
Huzurlu bir yaşam istiyorsanız mutlaka ve mutlaka geçmişi ve geçmişte hayatınızda olan kişileri ve en önemlisi kendinizi affedin. Affetmeyi kendiniz için yapın. Affetmeyi yaparken öfke ve kızgınlık duyduğunuz kişiye bir şey söylemek zorunda değilsiniz. Basit bir öfke ve kızgınlık için yıllarca sırtınızda taşıdığınız küfeyi yükleri boşaltın ki geleceğe daha dinç daha canlı yürüyebilesiniz.
Affetme çalışması için sakin ve rahatsız edilemeyeceğiniz bir yer bulun. İki tane sandalye alın ve karşılıklı koyun. Devamında birine kendiniz oturun diğerine ise öfkeli olduğunuz kişinin oturduğunu hayal edin. Veya kendinizi duvarları beyaz ortada iki sandalye olan bir odada hayal edebilirsiniz. Kucağınıza bir yastık alın. Karşınızda öfkeli kişi oturduğu yerde o kişiye karşı tüm öfke ve kızgınlığınızı yüksek sesle dile getirin. Avazınız çıktığı kadar bağırın çağırın ona olan öfke kızgınlığınızın nedeni olan konuları haykırın. Fiziksel olarak vurmak istiyor olabilirsiniz. Bunun için yastığı kullanın. Ve içinizdeki tüm kötü duyguları boşaltın.
Sana öfkeliyim……. yaptığın için.
Sana kızgınım ………. Şeklinde davrandığın için.
Sana kızgınım benim …….. davranışımın karşılığında ….. davranışında bulunmadığın için vs.
Neden ……………………….. yaptın?
Senden nefret ediyorum çünkü……..
Kibar olacağım diye kendinizi sınırlamayın. Ve bu olayı sadece zihinde yapmayın. Buradaki temel amaç zihnimizi boşaltmak. Zihinde yeniden sarmala girebilirsiniz. Konuşarak, bağırarak ve vurarak yaptığınızda olaya tüm duyularınız katılacak ve kendiniz için o kadar inandırıcı olacaksınız. Öcünüzü aldığınızı hissedin ki affetmeyi kabul edebilesiniz. İçinizdeki öfke kızgınlık, kırgınlık enerjisi bittiğinde doğal olarak rahatlamış olacağınız için olaya çok daha farklı açıdan bakabileceksiniz.
Sizin tarafınızdan söylenecek sözler bittikten sonra karşı tarafın savunmasını alın. Sizin suçlamalarınız için ne diyor. İçinizden onun yerine bir cevap gelecektir.
Cevap geldiğinde onu dinleyin ve kendinize şunu sorun verilen cevap sizin onu affetmeniz için yeterli mi? Gelen cevap sizi tatmin ediyor mu? Bu soruların cevabı evet se onu affetmeye hazırsınız demektir. Onu gerçekten canı gönülden affedin kendinizi ve onu serbest bırakın. Ona sarılın ve gitmesine izin verin.
Bunun için aşağıdaki sözcükleri kullanabilirsiniz.
“ Seni affediyorum. Seni bağışlıyorum. Seni zihinsel ve manevi olarak serbest bırakıyorum. Bana verdiklerin için teşekkür ederim. Onları sevgiyle kabul ediyorum. Onlar bende kalacaklar. Sana verdiklerimi sevgiyle verdim onlar sende kalabilirler. Sana yaşamında iyilik sağlık ve huzur diliyorum. Seni sevgiye kutsuyor ve serbest bırakıyorum. Gitme izin veriyorum. Sen özgürsün bende özgürüm. Yolun açık olsun. “
Canı gönülden yapacağınız affetme çalışması sonrasında o kişi için sizin zihninizde tutunacak hiçbir dal kalmayacağı için odağınızdan çıkacaktır. Zihninizi kontrolü yeniden size geçecektir.
Yaşamımızda en çok suçladığımız kişiler bize en yakın kişilerdir. İlk başlangıçta affetme çalışmalarını anne, baba ve ailenin diğer üyeleri için yapın. Mutlaka ve mutlaka anne ve baba için yapın. Devamında hayatınızda etkili ve önemli olan diğer kişiler için (sevgili, öğretme, patron vs. ) yapın.
Ve en önemlisi o karşı sandalyeye en sonunda kendinizi oturtun ve kendinize duyduğunuz öfke ve suçlamaları açığa çıkartın ve boşaltın.
Belki tek çalışmada aklınıza birçok şey gelmeyecektir. Aklınıza geldikçe diğer günlerde devam edin. İnanın ailenizle ilişkileriniz farklı boyuta taşınacaktır.
Birilerini affedemiyorsanız kesinlikle o konuda kendinizi suçluyorsunuzdur. Kendinize bir inanç kalıbı dayatmanız vardır. Bunu bakın. Kendinizle yüzleşmeyi kabul edin. İnsan olarak kendimizle ilgili bir kusur olduğunda ya da yapmamamız gerektiği bize dikte edilen bir davranış yaptığımızda hemen savunmaya geçer ve olayın sorumluluğunu başkalarına atarız. Ve diğer kişiyi yoğun bir şekilde suçlayarak kendi vicdanımızı sustururuz. Eğer karşı kişiyi affedemiyorsak kesinlikle bu olayda karşımızdaki kişiyi affettiğimizde kendi canımız yanacağı içindir.
Örneğin, bu durum ilişkilerde çok fazla yaşanmaktadır. Karşı tarafın bizi sevmesi bizi istemesi ya da evlilik beklentilerimiz nedeniyle normalde yapmayacağımız davranışları yaparız. İnanç kalıplarımıza ters düşen birçok davranışta bulunuruz. Bizim yaptığımızı düşündüğümüz özveriyi karşı tarafın gerçekten bizim beklentilerimiz doğrultusunda isteyip istemediğini hiç sorgulamayız. Zihin okuma yapar ve karşı tarafın isteyeceği davranışlarda bulunuruz. Sonrasında bir şeyler olur ve karşı taraf beklentilerimiz karşılamadan oyundan çıkar.
Çıplak gerçekle karşı karşıya kaldık. İnanç sistemimize ters gelen davranışlarda bulunduk ve karşılığında beklentimiz karşılanmadı. Önümüzde iki seçenek var olanı olduğu gibi kabul edip sineye çekip oturmak ya da karşı tarafı suçlayarak kurban rolü oynayarak kendimize acındırmak. İşte o zaman egomuz devreye girer ve bizi korumak için karşıyı suçlamaya başlar. Ve tüm benliği ile ona tutunur ki çıplak gerçekle karşılaştığında inanç sistemi yüzünden acı çekmesin. Bu nedenle de karşı tarafı affedemez.
Bu durumun farkına vardığımızda yapmamız gereken en akıllıca yol düşünce kalıplarını sorgulamaktır.
Beş yaşında size yüklenmiş davranış kuralları olmazsa olmaz kurallar mı?
Hata yaptığınızda ne olacağınızdan korkuyorsunuz vicdanınızın kanayan yarasında kanı durduracak olan şey nedir?
İnanın her şey sadece bir ilizyondur. Yapmanız gereken tek şey deneyimle öğrenen bir canlı olduğunuzun farkına varıp diğer insanlara verdiğiniz sizin üzerinizde tasarrufta bulunma yargılama izinlerini iptal etmektir.
Canı gönülden yapacağınız affetme çalışmaları sonrasında bu durumu hayatınıza yansıtmaya başladığınızda huzurlu ve kaliteli bir yaşamın sizi beklediğiniz göreceksiniz.

alıntı

Bu Yazı Suya Yazılmıştır… Hiç Cam Bardakla Kağıt Bardakta İçilen Çay Aynı Mıdır Mıdır?

su_veritabani1
Suya yazılan alfabe, suyun H2O kimyasal formülünü değiştirmeyen ve bu sebeple şimdiye kadar okunamayan titreşimsel bir alfabedir. Bu alfabe,“ Niyet” in alfabesidir…
Hani bir söz vardır; “ Suya yazı yazılmaz” diye… Kaldırıp atmalı artık o sözü bence…
Suya yazı yazılır… Lakin suya yazılan yazıyı okuma marifetini geliştirmek şartıyla… Ona yazılan cümlelerin alfabesi; bir takım fizik kuralları ile kurulmuştur. Ne mutlu ki bilim, artık o alfabeyi okunur hale getirmeye başlamıştır.
Su ile irtibata geçen her madde suda iz bırakır. Suya iz bırakan maddeler onun kimyasını değiştirebilir. Ama suya yazılan alfabe, suyun H2O kimyasal formülünü değiştirmeyen ve bu sebeple şimdiye kadar okunamayan bir alfabedir. Bu alfabe, “ Niyet” in alfabesidir aslında…
Gümüş bir kaptan içtiğimiz su ile toprak kaptan içtiğimiz su, hele de plastik kaptan içtiğimiz su birbirinden neden farklıdır? İnce belli bardaktan içtiğimiz çay ile porselen fincandan içilen çayın aynı olmaması gibi… Çay tiryakileri bu farkı ayırt ederler her nedense. Hepsinin molekül yapısına baktığımızda; kimya bilimi bize aralarında bir fark olmadığını söylüyorken, bizim değişik algılamamızın sebebi nedir?
İşte bu farkı fark eden bilgi; kimyada değil, rezonans kanunlarındandır… Nasıl mı?
Su bilgiyi kaydeder ve kaydettikçe yeni nitelikler kazanır. Ama kimyasal bileşimi değişmez, rezonansı değişir. Kimyaya göre suyun bileşimi önemlidir, ayrıştırıcı kimya bilimi onun sadece H2O moleküllerine ve taşıdığı elementlere bakar. Oysa rezonans; suyun sadece moleküllerine değil, yapısına ve taşıdığı titreşime bakar. Suyun yapısı demek, onun moleküllerinin nasıl organize olduğu demektir. Su molekülleri bir araya gelerek bir grup oluştururlar. Bu gruplara da kümeler denir. Bu kümeler ise bir hafıza hücresi görevi görür.
Bu hafıza sisteminin çalışmasını ve etkileşimin okunmasını sağlayan alfabe; yapılanma kümelerini oluşturan su molekülü gruplarıdır. Ve siz isterseniz bu alfabe ile cümleler yaratabilir ve bu cümleleri değiştirebilirsiniz…
Suyun her bir hafıza hücresinde 440.000 bilgi hücresi bulunduğu kaydedilmiştir. Bu hücrelerin her biri çevreleriyle kendilerine özgü bir etkileşim sağlar. Bu etkileşim sırasında su, dünya ile ilişkisini bir manyetik band gibi kaydeder. Odadaki elektriği açtığınızda, ona dua ettiğinizde, teşekkür ettiğinizde, öfke duyduğunuzda su değişir.
Bu işlemlerin hepsi suyu farklı bir rezonansta yapılandırır. Pozitif duygularla yapılandırılmış suyla beslenen bitkiler, diğerlerine göre çok daha fazla gelişir ve güzelleşir. Çünkü yapılandırılmış su, diğer suya göre 6 kat daha fazla foton enerjisi taşır. Yapılandırılmış sudan aldığınız çok küçük bir miktar su, çok daha büyük hacimli yapılandırılmamış suya katıldığında kendi içindeki cümleleri o suya yazar. Kutsal suların bir zerresinin katılmasıyla diğer suyun da kutsallaşmasının sebebi budur.
Roraima Dağının Gizemli Suyu
Suyun enerjisi ve yapısı ile ilgili en ilginç çalışmalardan biri, Brezilya ve Venezuela arasında bulunan 2270 metrelik Roraima Dağı’nda yapılmıştır. Dünyanın en gizemli yerlerinden birisi olarak kabul edilen ve son derece sert kuvars taşından oluşan bu dağın en tepesinde çok sayıda şelale bulunuyor. Kirlian tekniği ile çalışan bir cihazla bu dağın suyunun yaydığı ışık ölçülmüştür. (Işığın gücü, nesnenin taşıdığı enerjiyi yansıtır) Normal bir su ile Roraima dağının suyunun taşıdığı enerji karşılaştırılırken, hiç beklenmeyen bir sonuçla karşılaşıldı:
Roraima dağının suyu 40.000 kat fazla enerji taşıyordu. Bilim adamlarına göre bu su, bakir bir zamanın enerjisini yansıtıyordu. Çünkü dağ; dünyanın şimdiki titreşimlerine çok uzak ve gizemli Amazon Ormanlarındaydı. Üstelik suyu yapılandırdığını bildiğimiz kuvars kristallerinin içinden akıp geçiyordu. En ilginç olan ise; Roraima kelimesi bütün suların anası anlamına geliyordu…
Dünyanın hiçbir yerindeki su, bir diğer bölgedeki suyla aynı değildir. Çünkü su çıktığı toprakların mineral ve madenlerini aldığı kadar, o toprakların titreşimini ve enerjik bilgilerini de alır. O toprakların geçmiş tarihi bile suyunun üzerinde yazılıdır. İnsanın doğduğu toprakların karakterini yansıttığı söylenir ve eski insanlar bunu o toprağın suyuna bağlamıştır.
İşlenmiş, zenginleştirilmiş, arıtılmış su, kimyasal olarak mükemmel bile olsa, yaşamayan ölü bir sudur. İçinde yaşam ve enerji bulunmaz. Çünkü üzerine yazılan doğal yazı silinmiştir. Kaynaktan içilen doğal su bu yüzden şifalıdır. Doğanın üzerine cümleler yazdığı su, onu içen insan tarafından rezonans yasaları gereği kimyasal değil titreşimsel olarak algılanır.
Telepatinin Taşıyıcısı, Düşüncenin Titreşimlerini Kaydeden Su Molekülleri midir?
Suyun alfabesini çözmeye çalışan bilim insanlarının bir de yeni teorisi var:
“İnsanlar arasında gerçekleşen telepatinin aracısı, hücrelerinde taşıdıkları sudur.”
İnsanların vücut sıvılarının (özellikle de ayna nöronlardaki) mesafeler arasındaki titreşimlerin dalgalarını kaydedip veriye çevirdiği gibi bir durum çıkıyor ortaya. Nobel ödüllü fizikçi Garnier Malet’ e göre de; rüya sırasında yaşananlar, enerji bedenimiz aracılığıyla fizik bedenimizdeki suya kaydediliyor. Suyun tüm bunları yapabilmesi için, bir alfabe sistemine duyarlı olmasından başka bir açıklama yok. Evrendeki inanılmaz düzenin bilgi alışverişinin, bizim dünyamızdaki aracısının su olması hiç de inanılmaz değil. Düşünceler ve niyetler suya yazılabilir, niyetin alfabesini çözebilirseniz eğer. Çünkü niyetin bileşenleri çok boyutludur ve düşünce kadar lineer değil, bütünseldir…
Şeklini Hatırlayan Madde
Son yılların yine enteresan buluşlarından birisi, “Meta hidrojel” adı verilen ve şeklini hatırlayabilen maddedir. Doğada bulunmayan ve yapay olarak üretilen bu jeller, havada su gibi davranıyor, ama suya atıldığında katı hal alıyor.
Bu yeni meta-hidrojel madde kendi orijinal yapısını hatırlıyor. Bir kalıp içinde üretildikten sonra, suya atıldığında kalıba atılan haline tekrar tekrar giriyor. Bu madde, havaya maruz bırakılsa ya da sıvıya benzer haline geri sokulsa bile bu durum değişmiyor. Araştırmacılar bu maddenin su ilave edildiğinde harfleri oluşturan performansın görüntülerini hazırlamış.
Araştırmacı ekibinin başı olan Luo ve ekibi daha önce sentetik DNA kullanarak hidrojeller veya çoğunlukla su içeren jeller hazırlamıştı. Bu sefer, farklı bir mikroskopik yapıya sahip bir DNA hidrojeli hazırlamak istemişlerdi. Meta-hidrojellerini hazırladıktan kısa bir süre sonra benzersiz özelliklerini keşfettiler ve araştırmalarının sonucunu Nature Nanotechnology dergisinde bir makalede yayınladılar.
İsa’nın denizi şaraba dönüştürmesi, Musa’nın denizi ikiye ayırması, edilen yağmur dualarının yağmurla cevaplanması, vaftizin ve abdestin kutsallığı, ninelerimizin dualarını suya okuyup üflemesi, büyülerin suya konulup içilmesi, mantraların ve seslerin titreşiminin bedeni iyileştirmesi, yenilen yemeğin dua ve şükürle kutsanması, dünyadaki suyun başka hiç bir gezegende yaşam endeksi yaratamaması, müzik dinleyen bitkilerin çok daha fazla çiçek açması, suyun hafızasında taşıdığı cümlelerin eseridir.
Dünyada ilk anda ne kadar su varsa, hala aynı miktarda duruyor. Hepimiz ilk okyanusun suyundan bir parça taşıyoruz. Her bir kelimemiz bir su damlası için bir düşünce ve bilgi kaynağı oluşturuyor. Düşüncelerimizi ve dünyayı ne kadar kirlettiğimize bakarsak eğer, yaşam kaynağımız olan suyun ne kadar acı kelimelerle dolu bir kitap haline geldiğini anlamamak mümkün değil. Suyu en kısa sürede yapılandıran kelimeler ise Sevgi ve şükran…
Gelin hep birlikte suya yeni bir yazı yazalım…
Suyun bize verdiği yaşam titreşimi için, içinde 7 Milyar kere sevgi ve şükran kelimesi geçen bir kitap olsun… Bu yeni kitabı ona borçlu muyuz? Evet borçluyuz, çünkü tüm hücrelerimizden onu çekip aldığımızda biz bir hiçiz. Tüm damarlarımızda ”O” aziz dolaşıyor…
Kaynak:
http://news.discovery.com/…/mysterious-material-remembers-i…
Nesrin Dabağlar

60 ADIMDA HAYATINDA İNANILMAZ DEĞİŞİMLER İSTEYENLER… MUTLAKA OKUYUN…

adim-1900x700_c1

 

 

 

1. Her seferinde bir adım atın
Bazı zamanlar işler gözümüzde o kadar büyür ki bir türlü bu işe başlayamayız. İşin tümünü bir kere de bitirmektense, bebek adımlarıyla adım adım gitmek bize bir rahatlık sağlar. O koca kitabın bitmesini düşünürseniz, hiçbir zaman başlayamazsınız. Önce ilk sayfa, sonra bir sonraki beş sayfa ve en sonunda kitabın tümü. Ama önce ilk adımı atmak için istekli olmazsak, son noktaya ulaşamayız.
2. Hoşlanmadığın bir işi, sevdiğin zamanlarda ve ortamlarda yapın
Belki de hayatımız boyunca yaptığımız şeylerin çok azını zorunlu olmadan yapıyoruz. Bu durumda, enerjinizin ve moralinizin yüksek olduğu bir ortamda ve bir zamanda, o sıkıcı işi aradan çıkarmak gün boyunca kafamızı meşgul etmesinden kat ve kat daha iyidir.
3. “80/20” Pareto ilkesi’ne önem verin
İtalyan ekonomist Vilfredo Pareto yaşadığı dönemde ilginç bir ilişkinin varlığını gözlemlemişti. Ülke topraklarının ve mal varlıklarının yüzde 80’ine, nüfusun yüzde 20’si sahipti. Günümüzde de geçerliliğini koruduğu düşünülen bu kuralın motivasyon yönetimi açısından anlamı açıktır. Sarfettiğimiz çabanın sadece % 20’si tüm sonuçlarının % 80’ini etkilemektedir. Doğru işleri yapmak ve işleri doğru yapmak aldığımız sonuçların etkinliğini belirlemektedir. Doğru işleri yapmak hedeflerimizi doğru şekilde belirleyip, bu doğru hedeflere yönelik kaynakların aktarılması sayesinde olabilecektir. Siz de işlerinizden hangi %20’lik kısmın sonuçların %80’i üzerinde etkili olduğunu belirleyin.
4. Hoşlanmadığınız bir işin eğlenceli yönlerine odaklanın
Ne kadar sıkıcı olursa olsun her sıkıcı işin mutlaka en az bir tane eğlenceli yönü vardır. Bu yönü bulun ve işinizi keyifli hale getirin. Bu yönleri ne kadar artırırsanız o kadar eğlenirsiniz. Kendinize şu soruyu sorun: Bu işin eğlenceli tarafı nedir? Eğer hemen göremiyorsanız, ikinci bir soru daha sorun. Bu işi eğlenceli yapabilecek neyi farklı yapabilirim?
5. Önce başlayın sonra düzeltin
İnsanlar mükemmeliyetçiliğin de verdiği duygularla, daha işin başındayken işin planlamasıyla çok fazla zaman geçirirler. Onlara göre, her şey mükemmel şekilde planlanmalı ve kusursuz olmalıdır. Bu isteğimizi düşüren en önemli faktörlerden biridir. Eyleme geçmeden işin eksiklerini tümüyle gideremeyiz. Eyleme geçmek ve işin ilerlediğini görmek bize büyük bir enerji ve moral verecektir.
6. Yeterliyim, öyleyse varım
Eğer becerileriniz, sizin başlamayı düşündüğünüz işin gereklerini karşılamıyorsa, başlamak için büyük bir istekten daha fazlasına ihtiyacınız var demektir. Kendimizi yeterli hissetmediğiniz zaman, başlamak ve sonuçta da hayal kırıklığına uğramak istemeyiz. O becerileri kazandıktan sonra böyle bir işe girişmek daha uygun olabilir. Bunun için becerilerinizi geliştirmek için bir kursa, seminere ya da eğitime katılın, ancak mükemmelleşmek için beklemeyin.
7. “Yaratıcı İmgeleme” yapın
Bazen enerjimiz o kadar tükenir ki, işi tamamlamadan, bir durgunluk içine gireriz. İşte tam bu noktada işinizi bitirirken, büyük bir rahatlıkla işinizdeki son hamleyi yaparken hayal etmeniz, hem konsantrasyonunuzu arttıracak hem de son vuruş için size enerji verecektir. Bu noktada kendinizi dışarıdan bir gözle değil, o sonucu kendiniz yaşıyormuş gibi hissetmeniz gereklidir. O rahatlama duygusunu yaşayın, son kez masanıza dokunduğunuzu hissedin, kapıdan çıktığınızı görün!
8. Moraliniz ve enerjiniz zirvedeyken işe ara verin
Olumlu duygularla doluyken, yani daha enerjimiz bitmemişken, yaptığımız işe ara vermek, geri dönmek için bizi daha çok motive edecektir. Çünkü dönmek istediğimizde hatırladığımız şey, ara vermeden hissettiğimiz o güzel duygular olacaktır.
9. Eyleme geçin
İşinizle ilgili ertelediğiniz o ilk adımı atın, kursa yazılın, telefonu edin ve o görüşmeyi yapın. Eyleme geçmek ve işinizin peşinden gittiğinizi görmek size büyük moral verecektir. Böylece isteğinizin arttığını ve enerji ve moral kazandığınızı göreceksiniz.
10. Bir kere de sadece bir iş yapın
Sırtınıza taşıyabileceğinizden fazla yük yüklenmek fiziksel ve ruhsal sıkıntılara yol açabilir. Özellikle yetersizlik duygusu ve moral bozukluğu yaşamak, hedefinize ulaşmanızda sizi sekteye uğratabilir. Kritik eşiği aşmayın ve baş edebileceğiniz kadar iş yüklenin..!
11. “DUR” deyin ve “İPTAL” Edin
Başarı yolunda kendi düşüncelerinizi, başkalarının olumsuz ve art niyetli düşüncelerinden korumak, büyük önem taşımaktadır. Bunun için, aynı bir kaledeki yüksek surlar gibi beyninizin etrafına surlar örün, O kaleye ancak sizin seçtiğiniz ve sizi olumlu yönde düşünmeye sevk eden düşüncelerin girmesine izin verin. Bu gibi olumsuz söz ve davranışlarla devamlı şekilde karşılaşacaksınız. Bunlar, en masum görünen ama en etkili virüsler gibi beyninizi ele geçirebilirler. En çok da, yakınınızdaki insanlardan gelenlere karşı tetikte olun. Bu gibi söz ve davranışlarla ifade edilen her türlü olumsuz düşünceler, enerjinizi ve moralinizi tüketebilir ve sizi zamanla kendinizden şüphe duygularıyla baş başa bırakabilir. Böylesi durumlarla karşılaştığınızda içinizden “İPTAL’ ediyorum diyerek kendinize telkinler verin; böylece bu olumsuzlukların bilinçaltınızda yer etmesini engelleyebilirsiniz.
12. Nereden geldim, nereye gidiyorum?
Bazen hedefimiz ile başladığımız nokta arasındaki bağlarımız kopar ve nerede olduğumuzu bilemediğimiz için isteğimiz zayıflar. Örneğin yabancı dil öğrenmek, kitap yazmak, büyük projelere girişmek gibi uzun soluklu işlerde, hedefimize daha ne kadar yol kaldığından çok, ne kadar yol aldığımıza odaklanmak kuru bir iyimserlik değildir. Bu ilerlemeyi görselleştirmek (örn. yapılan iş toplamını ve ne kadar zamanda yapıldığını gösteren kümülatif bir grafik çizmek), çok önemlidir. Yapılanların somut olarak görülmesi size gerekli olan enerjiyi verecektir.
13. Kendinizi ödüllendirin
Önemli bir işi veya projeyi bitirdiğinizde, mutlaka çok sevdiğiniz bir şeyi kendinize ödül olarak verin. Bu, sevdiğiniz bir tatlıdan tutun da, o hep izlemek istediğiniz filme, size moral verebilecek bir geziye kadar, uzun bir listeyi içerebilir. Bu şekilde kendinizi ödüller yoluyla olumlu şekilde koşullandırarak, işleri bitirmek için içsel bir güç yaratmış olacaksınız.
14. Ara sıra vitesi küçültün
Sürekli yüksek tempoda çalışmayı kendinizden beklemeyin, bu sizin performansınızı aşağı çekmekle kalmaz, aynı zamanda sonraki işlere girişmek için de güç bulmanızı engelleyebilir, hatta sağlığınızı da tehlikeye atabilir. Bu nedenle durmanız gerektiği yerde, kendinizi zorlamayın. Kendinizi suçlu hissetmeksizin, işinize ara verin veya temponuzu düşürün. Motivasyonunuzun yönetimini kendi elinizde tutun. Özellikle A tipi kişiliğin özelliklerini barındıran bir çok insan, tam bir işkolik olabilmektedir. Ancak yüksek temponun yarattığı olumsuzluklar nedeniyle de, sağlıklarını farkında olmadan tehlikeye atmaktadırlar.
15. Bir motivasyon aracı olarak tütsü ve müziği kullanın
Çalışma sırasında, ortam içinde uyarıcı bir koku olan tütsünün kullanılması ve hafif bir müziğin dinlenmesi konsantrasyonun arttırılmasının yanı sıra, bilgilerin belleğe işlenmesinde de oldukça faydalı olabilmektedir. Sonraki süreçte başlamakta zorlandığımız herhangi bir işte bu araçların kullanılması çalışma havasına girmemizde bize kolaylık sağlarken, önemli bilgilerin daha rahat hatırlanmasında yardımcı olmaktadır. Çalışılan bilgilerin beyne kaydedilmesi sırasında farklı duyu kanallarının aynı anda kullanılmasıyla bilgiler hafızaya daha sağlam şekilde kaydedilmektedir. Etkin şekilde öğrendiğimiz bilgiler bu şekilde daha zor unutulmakta ve bize ilerleyen süreçte zaman kazandırarak etkinliğimizi artırmaktadır.
16. Çalışma ortamının etkisine dikkat edin
Herzberg’in kuramında belirtildiği gibi, çalışma koşulları kişinin motive olmasına artı bir neden oluşturmazken, çalışma koşullarının kötü olması ise, işten bir doyum sağlanamamasına neden olmaktadır. Oda sıcaklığının ne çok soğuk ne de çok sıcak olması, ses ve gürültünün kaldırılabilir düzeyde olması, dikkatinizi ve konsantrasyonunuzu bozabilecek hareketli şeylerin ortalıktan kaldırılması, etkinliğimizin devamı açısından çok önemlidir.
17. En iyisi olmasanız da..
Orman kampı yapan iki adamın karşısına birden aç olduğu her halinden belli olan bir aslan çıkar. Biri hızlıca koşmaya hazırlanırken, diğeri sırt çantasından koşu ayakkabılarını almak için harekete geçer ve ayağından botlarını çıkarmaya başlar. Bunu gören arkadaşı şaşkınlık içinde arkadaşına, “Ne yaptığını sanıyorsun, aslandan daha mı hızlı koşacaksın?” diye laf atar. Adam çoktan ayakkabılarını değiştirerek, “aslandan değil ama senden hızlı koşsam yeter” diyerek arkadaşının yanından hızlıca geçer gider. Bazen gerekli olan sadece, diğerlerinden yeteri kadar iyi olmaktır.
18. İş yapma şeklinizi güncelleyin
Eğer her gün aynı şeyleri aynı yerlerde yapmanın çalışma etkinliğinizi olumsuz etkilemediğini düşünüyorsanız bir daha düşünün. Sizin etkinliğinizi bozan şey işin kendisinden ya da iş yapma şeklinizden kaynaklanabilir. Her zaman işleri aynı sıra, yoğunluk ve tempoda yapmanız işten bunalmanıza neden olabilir. İşlerinizin sırasını, yoğunluğunu ve temposunu ya da her üçünü birden değiştirerek kendinizi daha iyi bir havaya sokabilirsiniz. Ayrıca, çalışma yerinizi ve düzeninizi bir süreliğine veya bütünüyle değiştirmek bu sorununuza bir çözüm olabilir.
19. El elden üstündür
Bazen insanların bizlerden daha iyi yaptıkları şeylere ya da iş yapma usullerine şahit oluruz. Herkesin birbirinden üstün tarafları ve öğrenilecek yetenekleri vardır. Bazen bir kişiyi gözleyerek bile ondan çok şey öğrenebiliriz. Bu bize çok zaman kazandırdığı gibi enerji tasarrufu da sağlayacaktır. Daha iyi bir sunum mu yapıyor ya da daha iyi bir düşünme şekli mi var? Alacağımız pratik bir yardımın ve yapacağımız iyi bir gözlemin bize çok faydası olacaktır. Gözlerinizi dört açın!
20 İşleri zorlaştırın veya zamanı öne çekin
Bazı zamanlar bir işin sonuçlanması için uzun bir süreç vardır. Bu sürecin uzunluğu isteğimizi olumsuz etkiler. Bu konuda uygulanabilecek iki yöntem ise; sürecin içine daha fazla ek iş ekleyerek işi zorlaştırmak, ya da süreyi sanki daha erken bitecekmiş gibi öne çekerek zamanı kısaltmaktır. Örneğin yıl sonuna yetişmesi gereken bir proje varsa, projeyi daha zor hale getirerek ya da teslim tarihini öne çekerek kendinizi harekete geçirebilirsiniz.
21. ‘Parkinson Yasası’nı uygulayın!
İş, ‘Parkinson Yasası’na göre ona ayrılan süreyi dolduracak biçimde genişler. Dolayısıyla işin gerçekleştirilme zamanını, işe o zaman sürecinde gerçekleştirilmesi çok zor olsa bile, en kısa süre olarak belirlemek kişiyi daha fazla motive edecektir. Eğer süreyi siz belirlemiyorsanız ve 1 hafta içinde bitirmeniz gereken üç küçük iş varsa, büyük ihtimalle de o işlerin bitirilmesi 1 haftayı alacaktır. Bu atıl kalan potansiyelinizi kullanmak için, bu üç işin yanına, hepsi bir gün öncesinden tamamlanması gereken dört işi daha üstlenebilirsiniz.
22. Odağınızı değiştirin
Sevmediğimiz işlere girişmek için kendi iç konuşmalarımızda hep işin zorlu, güç ve uğraştıran yönlerine odaklanırız. Ancak sevdiğimiz işlere başlamak için, tam tersine işin kolay, zevkli ve çekici yönlerine odaklanırız. Bu şekilde, bu zevkli işler için geliştirdiğimiz odağımızı, zor ve sevimsiz işler için de kullanabiliriz. Zor ve sıkıcı işlerin sevimli, kolay ve zevkli yönlerine odaklanarak kendimizi daha fazla motive edebiliriz.
23. Duruşunuza dikkat edin
Genellikle düşünce, duygu ve fiziksel durumlar birbiriyle etkileşim içinde gelişir. Fiziksel durumunuz düşünce ve duygularınızı etkilerken, düşünce ve duygularınız da fiziksel durumunuzu etkilemektedir. Enerjimiz azaldığında farkında olmadan, omuzlarımız düşer, başımız öne eğilir, sandalyeye yayılırız ve sığ nefes alır şekilde otururuz. Ancak, başımızı kaldırıp, vücudumuzu dikleştirdiğimizde ve daha iyi nefes almaya başladığımızda, kendimizi farklı hissetmeye başlarız. Dolayısıyla ruhsal durumumuzda bundan olumlu şekilde etkilenecaktir.
24. Zorları en başa alın
Yapılacak işler listenizde yer alan ve sizi en çok zorlayacak ve sıkıcı işi daha enerjiniz yüksekken en başta yapın. Böylece aklınızı devamlı kurcalayıp gözünüzde büyümesini engeller, ve aradan çıkartmanın rahatlığını yaşarsınız.
25. Kendinizi öfkelendirin
Öfkenin motive edici etkisinden yararlanın. Size zor gelen işleri başarmak için, duygularınızı kabartın, kendinizi öfkelendirin. Öfkenizin sizi sarmasına izin verin. Kendinizi bu hallere sokan işinize kızın!
26. Saatte ne kadar kazandınız acaba?
Başarı ve çaba arasındaki ilişki, zaman kavramının da araya girmesiyle görülmemeye başlayabilir. Zaman zaman bu ilişkiyi hatırlatacak bir farkındalığın içine girilmesi faydalı olabilir. Örneğin ayda bir ya da senede bir kazanılan paranın güne ve saate bölünerek, daha kısa zamanda ne kadar para kazanıldığının hesaplanması işimize önemli bir istek yaratılmasında etkili olabilmektedir.
27. İşi sadece planlayın
Bazen o gün için sadece işi planlamak da size moral verebilir. Bu işi nasıl ve ne zaman yapılacağını planlamak için masaya oturun. Bunun için özel bir defter de tutabilirsiniz. İşinizi belli kısımlara ayırın. Eğer o gün geldiğinde planlarınızda bir sorun çıkmış ve yapamamışsanız, yeni bir plan yapın.
28. İzleyin, okuyun ve dinleyin..
Eğer kendinizi oldukça bezgin ve durgun hissediyorsanız, sizi motive edecek ve coşku verebilecek eylemlerde bulunabilirsiniz. Örneğin ilham veren filmler izleyebilir, müzik parçaları dinleyebilir, özlü sözler ve küçük ilham veren öyküler okuyabilirsiniz.. Bunlar sizi biraz olsun canlandıracak güce sahiptir. Bununla ilgili sitemizin bölümlerini dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz.
29. Geçmişe dönüş yapın
Daha önce heyecanla sizi işe yönelten faktörü hatırlamaya çalışın. O an farklı olan neydi, sizi motive eden şey ne olabilir. Bunu hatırlayabilirseniz, bugün zorlandığınız benzer ya da farklı bir işte de o heyecanı yakalamanız daha kolay olabilir.
30. Beyninize hedefi gösterin
Bir sonraki gün yapacaklarınızı listeleyerek beyninize bir hedef göstermiş olursunuz. Birkaç dakikanızı ayırarak yapacağınız sonraki gün programları, size bir sonraki işinize daha çabuk başlayabilmenizde büyük etkisi olacaktır. Bunu daha uzun vadeli hedefler için de yapabilirsiniz. Haftalık, aylık ve yıllık olarak yapacağınız planlar, hedefe yönelik eylemlerinizi de netleştirecektir.
31. Güzel yönlerine odaklanın
Bazen gün boyunca güzel şeyler yaşarız ama arada yaşadığımız moral bozucu bir olay, keyfimizi kaçırmaya yeter. Artık odaklandığımız şey ona kaymıştır. İyi gitmeyen bir maç, kötü çıkarılmış bir iş vs. Ne olursa olsun, dikkatinizi günün bütününe verin ve kendinize, bugün hiç mi güzel bir şey yaşanmadı diye sorarak, odağınızı olumlu yöne çevirin. Geçmişi değiştiremezsiniz ama, odağınızı değiştirerek, hiç değilse bu durumun moralinizi bozmasına izin vermemiş olursunuz.
32. Tamamlanması için diretmeyin
Herhangi bir durumda bazen hırs yapar ve elimizdeki işi bitirene kadar diretiriz. Bu benzinimiz tamamen bitene kadar arabayı istasyona yanaştırmamakta ısrar etmek gibidir. Bunu yapmayın! Gün içinde yapmayı düşündüğünüz programa uyun ve şu an yapmakta olduğunuz iş bitmese bile, o işi bırakıp bir sonrakine geçin. Bazen birçok işe sadece başlamak bile, biten işlerin toplamından daha fazla olmasından dolayı moralimiz üzerinde daha fazla etkisi olacaktır. Aynı zamanda işi olumlu duygularla bıraktığınız için, tekrar başlamak için çok fazla zorlamayacaksınız.
33. Negatif motivasyonu kullanın
Bazen isteğimiz hiç gelmediğinde yapılacak en son şey, işin bitirilmemesinin tüm olumsuz sonuçlarını düşünmek ve buna odaklanmaktır. Ne kadar zor durumlara düşebileceğinizi ve hayatınızın tersyüz olabileceğini hayal ederek ve kendinizi “iterek” motive edebilirsiniz.
Reklam

34. Reddedilen sizin sunuşunuzdur
İstediğiniz şeyi değiştirmek istemiyorsanız, yaklaşım tarzınızı değiştirin ve tekrar deneyin. Kişi olarak başımıza gelen olayları kendi kişiliğimizden kaynaklanıyormuş gibi algılar ve üzüntü içine gireriz. Sonuçta da pes ederiz. Tekrar denemeli fakat, yöntemimizi değiştirmeliyiz, o zaman bir farklılık yaratma şansımız olacaktır.
35. Başarıya demir atın
Bir NLP tekniği olarak kullanılan ‘çapa atma-çağrıştırma’ (anchoring); kişinin duygusal, düşünsel içsel durumunun, uyarıcı-çağrıştırıcı (anchor) konumundaki dışsal tetikleyicilere bağlanmasıdır. Genellikle bilinçdışı olarak hayatın pek çok alanında çapalarla karşılaşırız. Çocukluğumuzdan bu yana deneyimlediğimiz pek çok olayda, farkında olmadan çapalar atılmıştır. Yoğun duygusal durumlar içindeyken (korku, sevinç, hüzün vs.) o anda gördüğümüz, duyduğumuz, tattığımız ya da dokunduğumuz herhangi bir şey bizim için çapa haline gelebilmektedir. Örneğin reklamlarda bize yaşatılan duyguların yoğunluğu ile ürünün/markanın birlikte görülmesi çapa atma olarak değerlendirilebilir. Sporcuların şans getirmesi için yaptıkları hareketler, ritüeller veya özel eşyalarına dokunmaları, onları maça hazır hale getiren olumlu çapalardır. Bu tekniği kendi yararımıza nasıl kullanabiliriz? Öncelikle kalıcı bir çapalama için, duygu yoğunluğuna girmeli, en uygun zamanda en uygun noktaya çapa atmalıyız. Genellikle bedenimizdeki bizim belirlediğimiz uygun bir nokta üzerine, duygu yoğunluğu içindeki en uygun zamanda yapacağımız bir dokunuşla o andaki duygusal ruh halini bedeninizdeki bir noktaya çapalayabiliriz. Örneğin özgüven duygusu için bunu yapabilirsiniz. Kendinizi bu duyguyu geçmişte yaşadığınız bir zamana götürün ve sanki o anı tekrar yaşıyormuş gibi hayal edin, en yüksek duygu yoğunluğunda belirlediğiniz bir noktaya dokunun (bu çok sık kullanılan bir nokta olmasın, avuç içi gibi). Sağlamasını yapın ve işe yarayıp yaramadığını görün, eğer bağlantı oluşmadıysa tekrar deneyin. Sonuçta aynı duyguyu yaşamak istediğiniz başka bir zaman, çapa attığınız noktaya dokunmanız yeterli olacaktır.
36. İşinize bütünüyle ara verin
Eğer odağınızı işinizden başka bir şeye çevirecek şekilde aralar vermezseniz, kendinizi tam bir dinlenme içine sokamayabilirsiniz. Bu amaçla dikkatinizi başka yöne çekebilecek her türlü şeyi uygulayabilirsiniz. Herhangi bir kitaptan bölüm okumak, film izlemek, bulmaca çözmek vb. gibi farklı işlerle uğraşın.
37. Planlarınızı çevrenizdekilere anlatın
Hedeflerinizi, hayallerinizi ve yapmak istediklerinizi başkalarıyla paylaşmak, sizin için bir dış kontrol süreci yaratabilir. Kendimize sakladığımız hayalleri ancak biz biliriz. Özellikle kendi kendimize motive olmak durumunda kalan kişiler için bunun sürekli sağlanabilmesi çok zordur. Bu nedenle yakın çevremizdeki kişilerin hatırlatmaları, isteğimiz azaldığında bizim için teşvik edici bir rol oynayacaktır.
38. Olmak istediğiniz kişi gibi davranın
Kim olmak istiyorsunuz? Bu sizin idealiniz olan kişilikse, neden şimdiden o kişi gibi davranmayasınız? Hayatı onun gözlerinden yaşayın, onun gibi düşünün, onun gibi konuşun. İdealinizdeki kişi gibi davrandıkça gelişecek ve geliştikçe daha da başarılı olacaksınız. Bu konuda efsanevi bir öykü anlatılır. Çok eski zamanlarda ülkenin birinde, bir kral yaşarmış. Ama bu kral kambur olduğu için, halkının önüne utancından çıkamazmış. Bir gün sarayının önüne kendi heykelini yaptırmaya karar vermiş; ancak kendisine hiç benzemeyen, dik duruşlu ve fiziği düzgün bir heykel yaptırmış. Her gün o heykelin önüne gidip ona bakıyor ve onun gibi görünmeye çalışırmış. Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra, kral halkının önüne çıkmaya karar vermiş. Halkının önüne çıktığında bütün halk şaşkınlık içinde kalakalmış. Çünkü, krallarının artık kamburu olmadığı gibi, çok düzgün bir fiziğe de sahip olduğunu görmüşler.
39. Saate konsantre olun
Hiçbir şey yapamıyorsanız, bu sizin seçiminiz gibi hareket edin ve bir şey yapmayın. Kendinizi saate odaklayın ve gözlerinizi ayırmadan ona bakın, tüm dikkatinizi o küçük daireye verin. Geçen zamanın farkındalığına vardığınızda, zihninizi tekrar topladığınızı hissedeceksiniz.
40. Olumlu düşünün
Başınıza gelen olumsuz durumlarda seçme şansınız olduğunu unutmayın. Ya bunu kabul edip üzülecek ya da iyi taraflarını görmek için kendinize bir şans vereceksiniz. Kendinize şöyle söyleyin; “yaşadığım şeylerin, şimdi göremesem de, olumlu bir tarafı mutlaka vardır, sadece bekleyip görmek için zamana bırakıyorum.”
41. Yapamayacaklarınızın yapabileceklerinizi engellemesine izin vermeyin
Bazen imkansızı isteriz ve diğer bütün alternatifleri görmezden geliriz. Peki ya değişen şartlar! Planları yaptığımızdaki koşullar! Değişen şartlara uyum sağlamalı ve hedeflerimizi revize etmeliyiz. Yoksa, boşa geçen zamanın acısına katlanmak durumunda kalırız. Hayatımızı, hiç olmayan bir adanın altınlarını ararken geçirmemeliyiz.
42. Rekabet güzeldir ama yalnız bırakır
Bizden daha iyisini yapabilen kişilerle kuracağımız iyi ilişkiler ve işbirlikleri, bizi kazanmak istediğimiz beceriler açısından oldukça geliştirir. Rekabet edebilir, bir mücadele içinde olabiliriz. Ama bu, onların, bize kazandırabileceklerini göz ardı etmemizi gerektirmez. Rekabet edebiliriz ama gelişmemiz için onlara da ihtiyacımız vardır. Onlardan öğrenme fırsatlarını kaçırmamalı ve işbirliği yapmayı göz ardı etmemeliyiz.
43. Bitirmeyin
Bazen sadece sorun işe başlayabilmektir. Aynı, kar topunun, büyüyüp yuvarlanabilmesi için ilk önce harekete geçmesinin gerektiği gibi. İşi bitirip yeni güne yeni ve kocaman bir işle başlama düşüncesi kişinin motivasyonunu olumsuz yönde etkileyebilir. Bu yüzden elinizdeki iş bitirmek için son hamleyi yapmadan bırakın. Böylece sonraki güne, kalan işinizi hemen bitirmenin hazzıyla başlayabilirsiniz. Günün sonunda işi bıraktığınız noktaya dikkat etmek sizin güne istekle başlamanızın anahtarıdır.
44. Düşlerinizi göz önünde tutun
Düşlerinize ait resimleri, broşürleri, yazıları her an gözünüzün önünde tutun. Odanızı, çalışma masanınızı ve duvarlarınızı onunla süsleyin. Bunun için en iyi yöntemlerden birisi de, bunları yerleştirebileceğiniz bir “düş panosu” edinmektir. Düş panonuza hayalinizdeki arabayı, okulu veya yaşamı size hatırlatacak her türlü şeyi koyabilirsiniz. Ayrıca geçmişteki başarılarınızı size çağrıştıracak her türlü şey, yine size moral verecektir. Önemli olan heyecanınızı canlı tutacak enerjinin uyandırılması ve bunun devamlılığının sağlanmasıdır.
45. Kendinize “nedenler” bulun
Jim Rohn’un deyişiyle, yeteri kadar nedeniniz varsa her şeyi yapabilirsiniz. Kendinize, bir işe başlamak ve onu bitirmek için tüm nedenleri sıralayın. Olabildiğince çok nedeniniz olsun, böylece bunu yapmanın kendiniz açısından çok mantıklı olduğunuzu göstermiş olacak ve kendinizi motive etmiş olacaksınız.
46. Kendinizi gözlemleyin
Kendinizin gün içinde veriminizin doğal olarak yükseldiği ve düştüğü belirli zaman dilimleri vardır. Aynı tempoda çalışmayı devam ettirebilmek büyük bir sorundur. Kendinizin gün içindeki temposunu gözlemledikçe, etkin olduğunuz zamanları da belirlemiş olursunuz. Bu, sizin “motivasyon davranışınız rehberi”niz gibi işlev görür. Günün belirli saatleri, belirli işler, belirli ortamlar ve belirli kişiler sizin temponuzu olumlu ve olumsuz şekilde etkilemektedir. Bunun farkına vardığımızda, performansımızı en üst seviyeye çıkarmakta önemli bir farkındalık kazanmış oluruz.
47. Yalıtılmışlıktan kurtulun ve sinerji yaratın
Sizi çalışma alanınızda bilgilendirebilecek ortamlarda bulunun, dergilere abone, derneklere üye olun. Benzer mesleği yapan kişilerle ilişkiler kurun, temaslarda bulunun. Bu şekilde alanınızda bilgi birikimini arttırabileceğiniz gibi, bireysel yakıtınız bittiğinde size işinizi hatırlatacak kişilerin olumlu etkisinden faydalanmış olursunuz. Ayrıca, grup olarak çalışmanın da, isteğin ve coşkunun yaratılmasında önemli etkileri olduğunu da belirtmek gerekir. Birlikte çalışmanın sinerjisinden yararlanmak, özellikle kendi işlerini yapan serbest çalışanlar için büyük bir öneme sahiptir.
48. Moraliniz bozuk olduğunda, ya da siz en iyisi “her zaman” gülümseyin
Tüm moraller sıfıra indiğinde ve suratınız asık bir şekilde kaldığınızda, işinize bir ara verip, bırakmanız en iyi çözüm olabilir. Moraliniz yerine gelmeden kendinizi tekrar işinize tamamiyle veremezsiniz. Bu durumda yapmanız gereken şey, moralinizin düzelmesi için bir süre eğlenceli şeyler yapmak, komik filmler izlemek ya da kendinizi kahkaha terapisine almaktır. Komik şeyler seyredin, okuyun, dinleyin ve yapın. Bunlar, en azından dikkatinizi moral bozukluğundan alacak ve zihninizi bir süreliğine eğlenceli şeylere vermenizi sağlayacaktır. Ayrıca, gülmek ve eğlenmek, mutluluk hormonlarını harekete geçirerek, stresin olumsuz etkilerinden sizleri koruyacak ve bağışıklık sisteminizi güçlendirerek daha sağlıklı kalmanızda yardımcı olacaktır.
49. Olumlu sözleri kendinizden esirgemeyin
Bazen her şeyi doğru yapsak da, yapıcı ve olumlu destek veren sözlere gereksinim duyarız. Böyle zamanlarda neden başkalarının bunu söylemesini bekleyelim ki? Kendi kendimizin destekçisi olabilir ve olumlu sözleri kendimize söyleyerek kendimize moral verebiliriz. Bunu sesli söylemek zorunda değilsiniz, içinizden de söyleyebilirsiniz. Kendi içsel iletişiminizi olumlu yönde yapılandırın ve hep o beklediğiniz güzel sözleri kendinizden esirgemeyin.
50. Ne kadarından sorumluysanız, o kadarına sahip olabilirsiniz
Evet, dünyanın ne kadarına meydan okuyoruz? Dünya, tüm insanlık ve evren bizden ne bekliyor? Düşündüğümüzden daha fazla bir güce sahibiz ve bunun da çok az bir kısmını kullanabiliyoruz. Dünyadaki tüm olaylarda ufakta olsa bizim de bir payımız var. Küresel ısınma, kirlilik, türlerin yok olması vs. Tüm bunları düşündüğümüzde dünya için ne kadarından sorumlu olduğumuzu düşünüyorsak, giriştiğimiz eylemlere o kadar büyük bir anlam yükleriz. Yılda 1 kilo daha az kağıt kullandığınızda ormanların hayatta kalmasında ufakta olsa bir rol oynayabilirsiniz. Yaptığınız işin dünyanın dengesiyle bir bağlantısını kurabilirseniz, büyük oyuncular arasında siz de yerinizi alabilirsiniz.
51. Önce sağlık
Eğer kendinizi sağlıklı hissetmiyorsanız, çalışmanızdan yeterli verimi alamazsınız. Çok yoğun zamanlarda, yaşayacağımız soğuk algınlığı ve üşütmeler bizi işlerimizden alıkoyar hale gelir. Sağlığımıza tekrar kavuşmadan kendimizi baskı ve stres altına alarak, çalışmaya zorlamak bir faydadan çok zarar getirecektir. Kendinize zaman tanıyın ve sağlığınıza kavuştuğunuzda nasıl bir çalışma programı sürdüreceğinizin bir planını yapın ve kendinizi biraz nadasa bırakın.
52. Beslenmenize önem verin
Ruhsal ve fiziksel durumunuz, nedensiz yere size sorun yaratıyorsa, beslenme şeklinizi gözden geçirmelisiniz. Özellikle yetersiz ve düzensiz beslenme ile vücut ve beyin için gerekli vitamin ve besinlerin düzenli alınmaması çalışma etkinliğinizi bozguna uğratabilir. B1 ve B12 vitaminlerinin eksikliği ise konsantrasyon bozukluğu, hafıza kaybı gibi sorunlara yol açarken, potasyumun yetersizliği sinirlilik hali ve zihin karışıklığı yaratmaktadır.
53. Giyiminize dikkat edin
Bazen acele etmemizden dolayı giyimimize çok fazla özen göstermeyiz. Ancak dış görünümümüz sıkıntılı anlarımızda bizde özgüven yaratan önemli bir faktördür. Çekici ve şık bir kıyafet, iş yaptığımız kişilerde olumlu bir izlenim bırakır, çevremizden daha az hayır cevabı alırız ve zorlu kapıları bizim için aralar. En önemlisi de bize moral ve enerji kazandırır.
54. Kafanızı ‘gerçekten’ boşaltın
Zihiniz gereksiz düşüncelerle doluyken, ve dikkatiniz dağınıkken performansınızı etkin şekilde yansıtmanız çok zordur. Düşüncelerinizi yapacağınız işe odaklamanızın bir yolu da, kafanızı meşgul eden düşüncelerinizi somut bir cisme benzetmektir. Gözlerinizi kapayın ve konsantre olun. Kafanızı meşgul eden bu cismin şekli, rengi ve diğer özelliklerini belirleyin. Şimdi bunu kafanızın içindeymiş gibi hayal edin. Sonra kafanızı açar gibi düşünerek çıkarın, cismi elinize alın, gerçekten hissedin. Ve fırlatın gitsin!! Artık orada olmayan düşünceler kafanızı meşgul edemeyecektir. Kafanız artık yeni bilgileri almak için hazır konumdadır.
55. Feng Shui felsefesine kulak verin
“Rüzgar” ve “su” olarak dilimize çevrilen feng shui, insanı ve kaderini, doğal ya da insan yapısı olsun, kozmik ya da yerel olsun, yaşadığı ortamla birbirine bağlayan bir “eko-sanat”tır. Kökeni binlerce yıl öncesine dayanan bu Çin felsefesinin amacı binaları, odaları ve mobilyaları doğayla en yüksek uyumu sağlayacak en verimli biçimde düzenlemektir. Çoğumuz bir yere girdiğimizde buradan hoşlanmayız ya da başka bir yere girdiğimizde kendimizi mutlu ve pozitif enerjiyle dolmuş olarak hissederiz. Feng shui çevremizdeki hangi unsurların bizim kendimizi kötü ya da iyi hissetmemize neden olduğunu tanımlamaya çalışır. Örneğin bu felsefeye göre sırtınızı kapıya dönerek çalışıyorsanız, birinin içeri girebileceğini ve yaptığınız işi bölebileceğini düşünürsünüz. Bunun sonucu olarak, etkinliğiniz ve üretkenliğiniz azalır. Bununla ilgili feng shui uzmanı S. Rossbach’ın getirdiği bazı önerileri şu şekilde sıralayabiliriz:
Çalışma masasının, oda kapısını görecek şekilde (kapının çapraz köşesine) yerleştirilmesi, yüksek derecede konsantrasyon ve kontrol sağlaması ve en geniş görüş açısına imkan tanıması açısından faydalıdır. Eğer masa kapının çapraz köşesine konulamıyorsa, içeri girenleri görebilecek bir ayna asmalısınız.
Arkanızda iç pencereler olmamasına dikkat edin.
Kapıya yakın oturmak, kişinin işini iş gününün bitmesinden önce bırakmasına ve fazla çalışma yapmaktan kaçınmasına neden olur. Bu kişiler kapıya gereğinden fazla dikkat ederek, sürekli dışarıya çıkmayı düşüneceklerdir. Yine karşı duvara bir ayna asılması dikkati karşı tarafa çekecektir.
Daha sakin bir atmosfer yaratmak için masanın üstüne içinde bir balık olan ya da sadece suyla dolu bir kase koyabilirsiniz.
Bilgisayarlarla çalışan kişiler, yüzleri kapıya dönük olarak oturmalıdırlar, yoksa bir süre sonra gerilimli şekilde davranmaya başlayabilirler.
56. Kendinize “motivasyon mektupları” yazın
Gelecekte ne yapmak, ne olmak ve neye sahip olmak istiyorsunuz? Kendinizi 10 yıl sonrasında, istediğiniz şeye sahip olmuş olarak hayal edin ve o an ki halinizle şimdi ki kendinize mektuplar yazın. Bunu nasıl başardınız, neleri iyi yaptınız da istediğinizi elde ettiniz. Kendinize o kişinin gözünden önerilerde bulunun. Neleri doğru yaptı, hangi adımları attı ve bunları yaparken nelere dikkat etti. Bu çalışmayı, yazarak çalışın ve gelecekten kendinize bir mektup hazırlayın.
57. Onlara sorun
Yaşamımızda örnek aldığımız ya da hep onlar gibi olmak istediğimiz kişiler vardır. Bu insanlar yaşamıyor dahi olsalar, onları hayal ederek size ne söyleyebileceklerini ya da bu durumda ne yapacaklarını tahmin edebilirsiniz. Bazen kararsız kalır ya da bazı durumlarda ne yapacağımızı bilemeyiz. Onlar bu durumda kalsalardı ne yaparlardı, size ne söylerlerdi? Onlar gibi düşünün, hissedin ve onların dünyasından kendi durumunuza bakın. O kişiler şimdi bu durumda kalsalardı ne yapar, ne söyler ve nasıl davranırlardı?
58. Şimdi değilse ne zaman, burada değilse nerede?
Yaşam, tek tek ‘an’ların toplamından oluşur ve kocaman bir “şimdi”nin içinde yol alır gideriz. Yapmak istediğimiz şeyler için en uygun zaman “şimdi” ve “burada”dır. Sonrasında bunun için bir fırsat olmayabilir, çünkü sonrası bizim kontrolümüzün dışındaki bir an’dır. Yaşam öyle bi şeydir ki, yaptığımız şeylerin pişmanlığı zaman geçtikçe unutulur, ancak yapmadığımız şeylerin acısı daha fazladır ve sesi daha fazla çıkar. En azından denemiştim demek bile bir deneyim olarak bize büyük katkı sağlar. O halde neden şimdi ve burada, bir fırsat yakalamışken bunu değerlendirmeyelim, neden erteleyelim, neden..?
59. Vazgeçebilmek bir erdemdir
Bazen bir hedefe doğru yola çıktığımızda, zamanla koşullar değişebilir ve o hedef bize anlamsız gelmeye başlar. Bazen de biz o süreçte bir değişime uğrarız ve o hedeflerin dışında bir şeyler istemeye ve yeni hedeflerin peşinde koşmaya başlarız. Gerektiğinde eski hedefleri terk edip yenilerine yönelme seçimini yapmak, kendimize yapacağımız en büyük iyiliktir. Enerjimizi ve kaynaklarımızı en uygun hedefe yöneltmek, büyük bir enerjiyi serbest bırakmak anlamına da gelir; çünkü artık eskimiş hedefleri aklımızdan ve dolayısıyla yaşamımızdan çıkarmışızdır. Vazgeçtiğimiz her bir durumda yeni bir yaşam için kendimize izin vermiş oluruz. Vazgeçmenin erdemi, bizi özgür bırakmasındadır..!
60. Kendinizi zorunlu bırakın
Bazen sadece içsel motivasyonumuza güvenerek bazı hedeflere yöneliriz. Başlangıçta enerjimiz ve başarı azmimiz yüksektir. Ancak belirli hedefler uzun soluklu bir çabayı gerektirir ve isteğimizin azaldığı zamanlarda sonunu getirmek çok zor gelir. Böyle durumlarda kendi dışımızdaki itici güçlere de ihtiyaç duyabiliriz. Örneğin yaşamda belirli görevlerin tamamlanması kurallarla, yasalarla ve zaman sınırlarıyla belirlenmiştir. Ancak kişisel hedeflerin bazıları bu zorunlulukları içermeyebilir. Dolayısıyla bu gibi durumları da gözönüne alarak dışsal zorunlulukları da hedeflerimiz içinde yer vermeliyiz. Kendimize öyle hedefler koymalıyız ki, o hedefin bitmesi sadece bizim isteğimizle değil, aynı zamanda dışsal zorunluluklar nedeniyle de gerekli hale gelsin.

* Alıntı

Modigliani… Filmden çarpıcı bir dialog ”Ruhunu gördüğüm zaman gözlerini açık yapacağım” ..

modigliani1

Aşık olunacak bir ruh, kendine özgü, hayata karşı duruşu olan, asi ve ve usta ressam  Modigliani’y Andy Garcia oynamış.

Biyografik bir film olduğundan ayno dönem sanatçıları olan Picasso, Riviera, Utrillo, Satine, Renoir gibi usta ressamları filmde görmek mümkün.  Tabi film Modigliani’nin üzerinden yürüyor.

Picassoyla olan çatışmaları, hayatının aşkı olan Jeanne ‘le geçirdiği sürçler, çılgınlıkları, geve yaşantısı detaylı olarak işleniyor.

Jeanne’in sık sık nü şekilde resmeden ressam gözlerini de kapalı olarak yapar bunun sebebini soran karısına;^”Ruhunu gördüğüm zaman gözlerini açık yapacağım” der…

Tamamen ruhuna çalışan, lezzetli bir film…

Mutlaka görülmeli…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Not: Film müzikleri de enfes

Elinizdeki Bu Bölgeye Uygulayacağınız Baskıyla Baş Ve Boyun Ağrılarından Tamamen Kurtulun…

 

Aslında yöntem binlerce yıl öncesine dayanıyor. Çinliler, yüzyıllardan beri çeşitli masaj teknikleri ile ağrılarına derman buluyorlar. Çinliler, vücudunuzun belli bir bölgesindeki noktaya uygulayacağınız baskının vücudun bir diğer bölgesindeki ağrıyı geçirdiğini keşfeden ilk kişiler oldular.

Boyundaki ve baştaki ağrıları geçirmeye yarayacak olan baskıyı yapacağınız bölgeye GB 39 adı veriliyor. Bacağın aşık kemiğinin biraz üstünde yer alıyor bu bölge. Kulağa tuhaf gelse de, bu noktaya yapılacak olan baskı boynu kesinlikle rahatlatıyor.

Eğer iş, eğitim veya ev işleri dolayısıyla yorgun bir gün geçirdiyseniz ve boynunuz ağrıyorsa, bu yöntem çok işinize yarayacak.

 

Küçük parmağınızı bileğinizin hemen üstündeki bölgeye diğer parmaklarınızı da küçük parmağınızın üzerine olacak şekilde koyun. İşaret parmağınızı da bacak kemiğinizin hemen arkasındaki yumuşak bölgede yavaşça gezdirin. Bu nokta daha önce söylediğimiz gibi GB 39 olarak adlandırılıyor.

Bu sefer de baş parmağınızla aynı bölgeye bir dakikalığına baskı yapın.

Nefesinize konsantre olun. Derin derin nefes almanız gerekiyor.

Baskı yapmaya devam ederken kaslarınızı da dinlendirmeye odaklanın.

Bir dakika sonunda, baskı yapmayı bırakın ve dinlenin. Sonra birkaç saniyeliğine bu bölgeye masaj yapın.

Bileklerinize ulaşmakta güçlük mü çekiyorsunuz? Sorun değil! LI 4 adı verilen ve elinizde yer alan bir bölgeye uygulayacağınız baskı ile de baş ve boyundaki ağrıyı geçirebilirsiniz.

Bu noktayı bulmak ise çok kolay. Elinizi düz tutun. Baş parmağınız ile işaret parmağınız arasındaki buruşan bölge LI 4 bölgesi. Bu bölge, işaret parmak kemiğinizin altında yer alan yumuşak ve kaslardan oluşan bölge.

Bu sefer baskı yapacağınız nokta tamamen farklı ancak yöntem aynı. Bir dakika boyunca bölgeye baskı uygulayın. Nefesinize odaklanın. Acıyana kadar bölgeye baskı uygulayın. Daha sonra ise baskıyı yavaşça azaltın. Baskıyı tamamen azalttıktan sonra da aynı bölgeye masaj yapın.

Aküpresür, akupunktur ile yakından bağlantılı ve ağrıyı azaltmada etkili. Ancak eğer ağrınız çok fazlaysa, bir doktora danışmanız önerilir.

Bunu iş yerinizde bile deneyebilirsiniz. Eğer baskı uygulayacağınız bölgeleri anlattığımız şekilde bulamıyorsanız, aşağıdaki videonun 2:45. Dakikasında GB 39 bölgesi net bir şekilde gösteriliyor.

Başınızdaki veya boynunuzdaki ağrı uyguladığınız yöntem ile geçti mi? Yöntemi arkadaşlarınızla da paylaşmayı unutmayın

Kaynak: Nemsner

Mandalı Kulağınızdaki Farklı Bölgelerde Bekletin – Olanlara Siz Bile İnanamayacaksınız

 

Bazen hepimizin ağrıları oluyor. Doktora gitmek için yeterli bir neden olarak görmüyoruz veya zamanımız olmuyor.

Bir yeriniz ağrıdığında ve iyi hissetmediğinizde ne yaparsınız? Sizce ağrı kesici tek çözüm mü? Eskiden ben de öyle düşünüyordum.

Bugünlerde ağrılar için alternatif tedavi yöntemleri var. Muhtemelen az sonra öğreneceklerinizi daha önce hiç duymamışsınızdır. Son derece basit ve etkili.

Muhtemelen akupunkturun nasıl yapıldığını ve vücudunuza nasıl iyi geldiğini biliyorsunuzdur. Peki vücudunuzdaki ağrıları kulağınıza yapacaklarınız ile geçirebileceğinizi biliyor muydunuz?

Yöntemin işe yaramasındaki asıl neden kulaklardan geçen sinirlerin vücudun sinir merkezine kadar gitmesi.

Kulağınızdaki altı farklı nokta ile vücudunuzun çeşitli bölgelerindeki ağrıları geçirmek mümkün. Tek yapmanız gereken önce ağrınızın nerede olduğunu tespit etmek ve daha sonra kulaktaki belirli noktaya baskı uygulamak.

Kulağınızın en üstündeki nokta sırt ve omuz ağrılarının tedavisinde kullanılıyor. Bu bölgeye 1 dakikalığına mandal sıkıştırın. Omuzlarınızdaki ağrının azaldığını ve stresin yok olduğunu göreceksiniz.

İç organlarınızda bir ağrıma hissediyorsanız mandalı bir dakikalığına 2. bölgede bekletin. Eğer ağrınız çok fazlaysa hemen doktora görünün.

Ancak ağrınız o kadar fazla değilse bu yöntemi deneyebilirsiniz. Bir hafifleme hissedeceksiniz.

Ortanın biraz üstündeki 3. bölge ise eklem ağrılarına iyi geliyor.

Bu bölgede mandalı bekleterek veya parmağınızda baskı uygulayarak eklem ağrılarınızdan kurtulabilirsiniz. Ağrınız devam ediyorsa doktora görünün.

Bu bölge ise sinüs ve boğazla bağlantılı. Üşüttüyseniz ve sinüzitiniz baş gösterdiyse buraya mandalla baskı uygulayabilirsiniz.

Bu bölge ise sindirimle yakından alakalı. Mideniz ağrıyorsa bu bölgeye mandal sıkıştırabilirsiniz.

Mideniz bulanıyorsa da aynı yöntemi yine bu bölgeye uygulayabilirsiniz.

Kulağınızın en alt bölgesi ise vücudun en önemli bölgeleri olan baş ve kalple bağlantılı. Baş ağrıları için bu bölgeye baskı uygulayabilirsiniz.

Bilim insanları akupunkturun nasıl işe yaradığını tam olarak açıklayamıyorlar. Ancak bilinen bariz bir gerçek var ki o da bu yöntem sayesinde ağrıların geçmesine yardımcı olan endorfinin salgılandığı.

Hemen hatırlatalım. Bu yöntem hiçbir zaman doktorlarınızın vereceği tavsiye ve ilaçların yerini tutmaz. Bahsettiğimiz kulak akupunkturunu isterseniz bir dakikalığına mandalla isterseniz de parmak uçlarınızla uygulayabilirsiniz.

Yöntemi arkadaşlarınızla paylaşmayı ihmal etmeyin.

Bilim insanları uyarıyor: Pirinci yanlış pişiriyorsunuz… Arsenik yiyorsunuz!

9nansnrice-1-696x3851

 

 

Dünya üzerinde milyonlarca insanın yediği pirinç pilavı büyük tehlike taşıyor. Yapılan son araştırmalar doğru pişirilmeyen pirincin yüksek seviyede arsenik taşıdığını ortaya koyuyor.
Bilim insanları, pirinç pilavını yaparken pirinci ıslatmadan haşlamanın sağlığa zararlı olabileceği uyarısında bulundu.
Son deneylere göre yaygın bir yöntem olan pirinci tencerede suyu çekene kadar pişirmek kalp hastalıklarına, diyabete, hatta kansere neden olabilir.
Zira pirinç tarlalarında kullanılan zehirler ve böcek ilaçları nedeniyle paketlenen pirinç tanelerinin üzerinde arsenik izine rastlanıyor. Doğru yöntemle pişirilmediği taktirde bu zehrin atılması mümkün olmuyor.
Belfast’ta Queens Üniversitesi’nde biyolojik bilimler profesörü Andy Meharg, BBC’de katıldığı bir programda sağlıklı pilav pişirme yöntemleriyle ilgili bilgi verdi.

Yapılan araştırmaya göre pirinç ancak bir gece önceden suda bekletilirse zehirlerinden arınabiliyor.
Bir gece önceden ıslatmak gerekiyor
Profesör Meharg üç pişirme türünü karşılaştırarak pirinçteki arsenik oranlarını ölçtü.
İlk olarak yaygın pilav yapma yöntemini kullanarak yani bir ölçek pirince, iki ölçek su koyarak pirinci haşladı.
Bu yöntemin sonunda Meharg arseniğin çoğunun pirinçte kaldığını gördüğünü belirtti.
Meharg, Bir ölçek pirince beş ölçek su konduktan sonra pişirilen pirinçte ise arsenik oranının yarılandığını gördü.
En güvenli yöntem
Son olarak bir gece önceden ıslatılan pirinçte ise zehrin yüzde 80 oranında azaldığı ortaya çıktı.
Meharg’a göre en güvenli pilav yapma yöntemi pirinci bir gece önceden ıslatmak, ertesi gün iyice yıkamak ve durulamak ardından bir ölçek pirinci beş ölçek suda pişirmek.

sozcu.com.tr

Kandaki İltihabı Düşürmek İçin… Kaçırmayın…

16388276_762304097257142_8398460961448912409_n1

Kiraz sapı kürü İbrahim Saraçoğlu Isırgan Otu faydaları

Kiraz sapı kürü İbrahim Saraçoğlu Isırgan Otu faydaları : İltihaplı eklem romatizması ve sinir sıkışması için Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu hocamızın önermiş olduğu kiraz sapı ve ısırgan otu kürü ile şikayetlerinizden doğal bitkisel tedavi yöntemi ile kurtulabilirsiniz.

İltihaplı eklem romatizması (romatoid artrit) hastalığı kişilerde ellerde ve ayaklarda ağrı belirtileriyle başlayan bir hastalıktır. Bir müddet sonra kişinin yaşam kalitesini düşürmekte, sosyal yaşantısına engel olmaya başlar. Öncelikle bilinmelidir ki iltihaplı eklem romatizması tedavisi olan bir hastalıktır. Eğer kontrol edilirse ve uygun tedavi yöntemleri uygulanırsa kişi bu hastalığı vücudundan atabilir. Eğer doktorunuz size bu hastalığın tanısını koymuşsa evinizde İbrahim Saraçoğlu hocamızın tarifini verdiği bitkisel kür ile tedaviye başlayabilirsiniz. Kiraz sapı ve ısırgan otu ile hazırlayacağınız bu kür aynı zamanda sinir sıkışması içinde kullanılır.

Kiraz Sapı ve Isırgan Otu Kürü ile Sinir Sıkışması – İltihaplı Romatizma Tedavisi

Sinir Sıkışması ve iltihaplı romatizma tedavisinde lazım olan malzemeler:

  • 25-30 adet kurutulmuş kiraz sapı
  • Bir tutam ısırgan otu
  • Yarım litre klorsuz su

İltihaplı Romatizma – Sinir Sıkışması Kürü Nasıl Hazırlanır?

İlk olarak yarım litre klorsuz suyu önceden kaynatın. Kaynamaya başladıktan sonra içerisine 25-30 adet kiraz sapını ilave edin. Kiraz saplarını ilave ettikten sonra yaklaşık 3 dakika daha kaynatın. 3 dakika dolduktan sonra yaklaşık kiraz sapı miktarı kadar bir tutam ısırgan otunu karışıma ekleyin. Isırgan otunu da ekledikten sonra kısık ateşte 6-7 dakika daha kaynatın. 6-7 dakika sonra ocağın altını kapatın ve ılımaya bırakın. Ilındıktan sonra süzüp içebilirsiniz.

Kaynak: bayanlar bilir