Doğum Günün Ne Zaman?

16406446_10155639438776988_1191908408338005241_n1

Mart: Gıcık

Ocak: Eşi Benzeri Olmayan

Nisan: Tatlı

Aralık: Deli

Mayıs: Cici

Ekim: Popüler

Temmuz: Şeker Küpü

Haziran: Güzel/Yakışıklı

Eylül: Sevimli

Şubat: Mükemmel

Kasım: Tatlı Bela

Ağustos: Göz Alıcı

”HER ŞEY SÖZLE BAŞLAR”, DİL-BİLİNÇALTI İLİŞKİSİ

dil-ve-konusma-bozuklugu1

 

 

 

Dil nedir?
İnsan “Dil”inin, evrensel olarak kabul görmüş, genel bir tanımını bulmak oldukça zordur. Ağırlıklı görüşe göre dil, “Düşüncelerin, seslerden oluşmuş kelimeler aracılığı ile belirtilmesidir.”
Kelimeler birleşip, cümleleri; cümleler birleşip düşünleri, düşünler bir araya gelerek de çeşitli kavramları oluştururlar.
Bu tanıma göre, “Dil” ile “Düşünce” arasında yakın bir ilişki vardır. Ancak bu ilişkinin doğası kesin olarak bilinmemektedir.
Bazı araştırmacılara göre düşünler, sessiz konuşmalardır. İnsan, kelimeleri konuşmadan kullanarak (sessiz olarak) düşünür. Buna “iç konuşma” (endofoni) denir. Kelimeleri kullanarak düşündüğümüz için, düşünce ve dili birbirlerinden soyutlamak mümkün değildir.
Buna göre kelimeler, düşünce mekanizmasının bir parçası ve düşünceyi koruyan gardiyandır.
Konu ile yakından ilgilenen diğer araştırmacılar ise, düşünceyi “sessiz konuşma” olarak yorumlayan bu görüşü, dil ve düşünce arasındaki entrikalı ilişkileri basite indirdiği gerekçesi ile eleştirirler. Onlara göre, diller arasındaki yapısal fark, çeşitli toplumların dünya hakkındaki düşünce ve görüşlerinin farklı olmasından sorumludur.
Dil ve düşüncenin ilişkisi
İncil’de şöyle der, “Bir kimse her ne düşünüyorsa odur.” Descartes’in da meşhur sözü şöyledir, “Düşünüyorum o halde varım.”
O zaman, “Ne düşünüyorsak oyuz”dan yola çıkarsak, düşüncelerimize dikkat etmemiz gerekmektedir. Öyle ki, eğer siz düşündüğünüz kişiyseniz sorun yoktur. Kendi idealinize ulaşmışsınız demektir. Şu an olduğunuz kişiden memnun değilseniz, ideallerinizi ve onları ifade şeklinizi sorgulamanız gerek demektir.
Çoğu kişiden şöyle sözler duyarım: “Ben aslında hep daha çok saygı duyulan biri olmak istemişimdir.” Ya da “Ben herkese gereken saygıyı gösteriyorum ama kimse bana saygı duymuyor.” Buradaki sorun, “istemek” fiilinin dilimizdeki anlamı ve yeridir. Yani, belirlediğimiz idealin bizden uzakta olduğu, ona ulaşmak gereğinin ifadesidir. Daha da açacak olursak, idealin, başkaları tarafından “onay”la oluşacağı gerçeğidir. Kişi, kullandığı dille, aslında, “Evet, ben idealimdeki kişi değilim” der. Bu kabulleniştir. Beklediği onayı kendisine negatif şekilde vermiştir. O, aslında saygın biri olmadığını onaylamaktadır!
Bu ve bunun gibi örnekler çoktur. Biz farkında olmadan, bu gibi cümlelerle, kendimizi sabote ediyoruz. Bunların farkında olmak gerekmektedir. Sadece farkında olarak bile kalıplaşmış, eski hatta köhne düşünce kalıplarından arınmamız mümkündür.
Düşünce sistemlerinin ve dillerin farklılıkları
İnsan beyninin sol hemisferinde gramer merkezi vardır. Bu merkez, erken yaşlarda oldukça değişebilir bir dizi nöron topluluğudur. Yeni doğanlarda bu merkezler her dille ilgili gramer kurallarına adapte olabilecek niteliklere sahiptir. Bebek ve çocuk, farkında bile olmadan, evde konuşulan dilin gramer kurallarını öğrenir. Onlara kimse gramer öğretmez. Kaldı ki bu gramer okulda öğrenilen gramerden çok farklıdır. Bu, biyolojik gramerdir.
Zamanla, biyolojik gramer beynin sol hemisferindeki yerinde gelişir ve olgunlaşır. Nöronlar arasında kurulan bağlantılar pekişir ve çocuk 5-7 yaşlarına gelince, o merkez bir daha değişmemek üzere, son şeklini alır. İşte bu dönemde çocuk ana diline angaje olmuş demektir. Başka dil öğrenebilir ama onlar için beynin konuşma merkezi dışındaki bölgeler kullanılır.
Her insanın kendine özgü düşünce haritaları vardır. Biz, genelde, yaşadıklarımızdan ya da duyumsadıklarımızdan bir takım yargılara varırız. “Bu böyledir” ya da “şu şudur” gibisinden. Beynimizdeki nöropeptidler, bir takım düşünce kalıpları için belli bir harita oluştururlar. Böylelikle, herhangi bir konuyla ilgili onu algılayış ve karşılayış biçimimiz oluşur. Bir takım “parametre”lerden bir “paradigma”ya varırız. Bunu bilinçli düzeyde yapmayız. Harita çizilmiş ve olaylar karşısında görevini yerine getirir. Örneğin, “Fransızlar da kendilerini çok beğenmiş insanlardır”, “Karadenizliler, coşkulu insanlardır” ya da “Ben ne zaman bir dilenci görsem acır ve ona yardım ederim” gibi. Bunlar kişisel yargılardır. Yani, kişiye özel paradigmalardır. Hayata kendi penceremizden bakarız, olup-biteni kendi haritamız üzerine bir şablon gibi koyar ve yargılar veya düşünürüz. Farkına varmadan da kolay kolay değişmez bu haritalar.
Hâlbuki “Harita vatan değildir.” Biz kültürleri, ülkeleri ya da bizim gibi konuşmayan, yaşamayan, düşünmeyen hatta bizden olmayanları ayıran haritalar çizeriz. Ve böylelikle kendimizden olan ve haritamıza uyan, “vatan” sıfatını alır.
Kültür farkı, gramer farkıdır da aynı zamanda. Her dilin, her kültürün kendi düşünme grameri de vardır. Bu gramer elbette ki dilimizdeki gramere de doğrudan etki eder. Örnek vermek gerekirse, İngilizce’de “Expectation” sözcüğü, içinde umut, kesinlik, öznellik ve pozitif bir bekleyişi taşır. Ancak, Türkçe’deki karşılığı olan “Beklenti” sözcüğünde, bir başka kuvvet ya da gücün inisiyatifinde olmak, nesnellik, teslimiyet ve negatif bekleyiş vardır. Zaten, genelde cümlenin başına ya da sonuna “İnşallah” kelimesi eklenir. Bu, kültürümüzün mutluluğa ya da kişisel başarıya olan bakış açısıdır.
Her çocuk, yetiştiği kültüre, topluma ve aileye uygun bir düşünce ve dil gramerine uyumlanır. Bir kişiye “ayıp” olan bir olay, bir başka kişi içinse “normal” olarak karşılanır.
Paradigmalarımızın gelişmesi ya da daha basit tabiriyle dünya görüşümüzün genişlemesi için ise “okumak” gerekir. Kutsal kitaplardan Kur’an, elçisine ilk olarak “İkra” yani “Oku” olarak inmiştir. Dil beynin kullandığı bir araçtır. Beyin ne kadar gelişmiş ise dil o kadar üstün bir araçtır. Konuşulan dilin kendisi de ne kadar gelişmişse o kadar güçlü bir araçtır. Eğitimle yeni kelimeler öğrenerek dili geliştirmek mümkündür. Bu arada dil eğitimine paralel olarak beyin de gelişir ve diğer yeteneklerini daha etkili bir şekilde kullanmaya başlar. Daha iyi düşünür, öğrenir ve planlar.
Günümüzde, ülkemizde ya da dilimizdeki “yozlaşma”, yeni neslin kullandığı kelimelerin niteliği ve niceliğinde kolayca görülmektedir. Düşünme biçimi, dile yansır ve ne konuşursanız ya da ne düşünürseniz “o”sunuzdur.
Sözcüklerin önemi
Sözcükler, kendi içlerinde bir mana içerirler. Bunlar, konuştuğunuz dilden alınan manalar olduğu gibi kişinin kendine özgü haritasında atfettiği mana da olabilir. Örneğin, biri “Ana” dediği zaman kimimiz annemizi hatırlarız, kimimiz duygulanır hatta ağlarız, kimimize de o kadar yoğun bir etkisi olmaz. Burada şunu da belirtmek lazım ki, aynı manaya gelen iki kelime de kendi içinde mana farklılığına uğrar, “Ana” ve “Anne” sözcüklerindeki gibi.
“Para” sözcüğüne verdiğiniz mana, sizin ekonomik durumunuzla ilgili bir fikir verir. “Ekmek aslanın ağzında” terimini “vatan” olarak benimsemiş birinin bolluk-bereket içinde olduğundan bahsetmek zordur. Burada “Ekmek”, “Para”nın metaforudur (bu konu başlı başına bir tez konusu olabilecek genişliktedir).
Bu dilemma, “Aşk” sözcüğünde de açıkça görülebilir. “Aşk, benim için ‘tutkudur’” diyen biriyle, “Aşk bana ‘acıyı’ hatırlatıyor” diyen birinin aynı şeyden bahsettiğini söyleyebilir miyiz?
Sözcüklere verdiğimiz manaların önemine ve çeşitliliğine değindikten sonra, kullandığımız dil ile hayatımıza yön verdiğimizi açıkça görebiliyoruz. Sözcüklerin, bilinçaltına olan etkisinden birazdan bahsedeceğim. Bir sözcük ağzınızdan çıktıktan sonra onun geri dönüşü yoktur. Kullandığınız sözcük o olayla ilgili paradigmanızı belirlediğinden, hayatınıza yeni bir yön vermek için, yeni sözcükler kullanmalı ya da sözcüklere atfettiğiniz manaları değiştirmeniz gerekmektedir. Kutsal kitaplardan İncil şöyle başlar: “Başlangıçta söz vardı.”
Dil – bilinçaltı ilişkisi
Reklam

İnsan bilinçaltı muazzam bir arşivdir. Doğduğumuz andan itibaren, üç boyutta ve beş duyumuzla algıladıklarımız ve hatta bunların dışındakileri bile depolar. Biz bilinç düzeyinde bunun farkına varmayız. Yaşadıklarımızdan edindiğimiz yargılar ve korkular burada saklanır. Bu deneyimleri çağrıştıran herhangi bir koku, ses, kelime, görüntü ve his algılandığı anda o deneyimle ilgili alarm verir. Bilinçaltının çok önemli bir özelliği, oluşturduğu “çekirdek inanç” vasıtasıyla bizi “güven”de tutmaya çalışmasıdır. Deneyim pozitifse, bir daha yaşatmaya; negatifse bir daha yaşatmamaya programlanır. Aldığı verileri hiçbir filtreden geçirmeden direkt kaydettiği için, biz bilinçli olarak onları seçme şansına sahip değiliz. Burada olaylar genelleştirilir, çarpıtılır ve bozuma uğrar.
Düşünülenin aksine biz hayatımızı bilincimizle değil, bilinçaltımızdaki kayıtlara göre yaşarız. Bilinçli olarak verdiğimiz bir karar, bilinçaltındaki karşılığına göre gerçeklik kazanır. Siz “Ben artık daha çok kazanmak istiyorum” dediğinizde, bu niyetiniz bilinçaltına iletilir. Bilinçaltınızda sizin daha çok kazanmakla, yükselmekle ve zenginleşmekle ilgili güven ihtiyacınızı tehlikeye sokacak bir kayıt yoksa bu isteğiniz gerçekleşir.
Bilinçaltı hayal edilenle gerçekte olanı ayırt edemediğinden, dilimizle onu kandırabiliriz. Siz “Ben artık daha çok kazanmak istiyorum” dediğinizde bilinçaltınız bunu “Evet, sen şu an az kazanıyorsun ve değersizsin” şeklinde algılar. Halbuki doğru bir dili ısrarla konuştuğumuzda bilinçaltımızı isteğimiz doğrultusunda ikna edebiliriz. Doğru dil şöyle olmalıdır: “Ben daha çok kazanmaya layığım, hazırım ve kazanıyorum da.”
Son zamanlarda gördüğüm en yanlış örneklerden biri “Ben zayıflamak istiyorum” cümlesidir. Siz bunu söylediğinizde bilinçaltınıza aslında şişman, değersiz ve çirkin olduğunuzu söylüyorsunuz. Bilinçaltınız buradaki “zayıf”lamak fiilinden umduğunuz anlamdan ziyade, bunu bir tehdit olarak algılayabildiği gibi, boyun eğdiği takdirde bünyenizi zayıflatma riskini bile beraberinde getirebilir. Burada doğru dil kalıbı şöyle olmalı: “Ben hafifliyorum”. Bu şekilde, kullandığımız dilin bedenimize olan etkisini de görmüş oluyoruz.
Sonuç olarak, doğru dili ve olumlu düşünce biçimini kullanarak yarattığımız “olumlama” cümleleri ile bilinçaltımızda hedeflediğimiz etkileri kolayca yaratabiliriz. Bu değişimi garantilemek için, doğru olumlamaları, düzenli şekilde, inanç ve ısrarla kullanmamız gerekir.
Olumlama cümlelerinin püf noktaları
Olumlama yaparken dikkat edilecek hususların başında, negatif manada bir kelime kullanmamak gelir. “Artık öfkeli değilim” dediğinizde, bilinçaltınız “öfke”yi alır ve ona uygun yaşam deneyimleri çekmeye çalışır. Halbuki, “Ben artık sakinim” dediğinizde “sükunet”i alır ve ona uygun yaşam deneyimleri çeker.
İkinci husus, zaman konusudur. Kullandığımız cümlenin zamanı, ya şimdiki zaman ya da geniş zaman kipinde olmalıdır. Şöyle ki, “Ben daha sakin olacağım” dediğinizde, bilinçaltınız bunu gelecekte yapılacak bir görev olarak algılar. O hep gelecekte kalacağından, şimdinize etkisi olmaz. Bu cümlenin ideali şöyle olmalıydı: “Ben her geçen gün daha sakin oluyorum.”
Bu iki husus gözden kaçırılmamalıdır. Biraz dikkat ve çabayla olumlamalarınızı olması gerektiği şekilde yapmaya alışabilirsiniz. Bir kere mantığını kavradınız mı, gerisi daha kolaylaşır. Bir takım kitaplarda ve internet sitelerinde “olumlamalar” ya da diğer bir deyişle “affirmasyonlar” görüyorum. Üzgünüm ki, birçoğu yanlış bir iskelet üstüne oturtulduğundan, istenen etkiyi göstermek bir kenara, zarar bile verebiliyor. Örneğin, google’da yapılan basit bir aramayla karşınıza çıkan ilk bloglar’dan biri, şu olumlamayla başlıyor: “Öylesine güçlü olacağım ki hiçbir şey zihin huzurumu bozamaz.” Bir olumlama bundan daha yanlış nasıl olabilir? Bir olumlama daha yanlış nasıl başlayabilir ki? Her şeyden önce, adı üstünde, olumlamanın bütününde bir pozitiflik olması şarttır. Bu olumlamada, bilinçaltı muhtemelen şu tür inanışlar alacaktır: Bir kere “güçsüz olduğumu kabul ediyorum”, “Şu an, zihin huzurum da bozuk”, “Karşılaştığım kişiler ve olaylar her an bana bir kötülük yapabilir, o yüzden çok güçlü olayım da, bir şey olmasın bari!” gibi bilinçaltımıza tamamen yanlış mesajlar göndermektedir.
Bu konuda tavsiyem, internet sitelerine itibar etmemenizdir. Zaruri durumlarda ise, yabancı menşeili siteleri tercih etmenizi tavsiye ederim. Zira birebir çeviri yaptığınızda aşağı yukarı aynı şeyi kastetmiş olacaksınız.
Bitirmeden önemli bir hatırlatma yapmak isterim. Olumlamaların işe yaraması için, her cümleyi, her kelimeyi hissederek ve inanarak söylemek gerekir. Ve hep dediğim gibi bıkmadan, usanmadan tekrar edilmelidir. Zira biz insanlar tekrar yoluyla öğreniriz. Yürümeyi, bisiklete binmeyi, otomobil sürmeyi öğrendiğimiz gibi…
Olumlama örnekleri
Kendimi tamamen ve derinden seviyor ve onaylıyorum.
Sevgili doluyum. Gerçek ve saf sevgiyi hissediyorum ve yaşıyorum.
Ben çok değerliyim. Ben çok başarılıyım. Ben güven içindeyim.
Ben herkesi ve her olayı olduğu gibi kabul ederim.
Herkes beni olduğum gibi kabul eder
Ben cinsel kimliğimi kabul ediyorum. Cinsel enerjimi kabul ediyor ve kullanmayı seçiyorum.
Ben hayatın tüm olanaklarına kendimi açıyor ve hayatı kullanmayı seçiyorum.
Bilgimi, servetimi ve konforumu artıran herkesi ve her şeyi kabul ediyorum.
Daha güçlü ve sağlıklı olmama izin veriyorum
Hayatın tüm güzelliklerini hak ediyorum.
Büyük bir enerji ve sağlıkla doluyum.
Ben insanların duygularının, düşüncelerinin ve kısıtlamalarının ötesine geçiyorum. Kendi hayatımı, kendim belirliyorum.
Bolluk ve bereketi her an yaşar ve her gün daha yoğun hissederim.
* Tuna Tüner

Yatağa Gitmeden Önce Bu İnanılmaz Karışımı Dilin Altına Koy ve Yorgunluğunu Unut…

himalaya-tuzu-bal-uyku-dil-altina-757x3201

 

 

Uyku sorunlarınız konusunda yardımcı olacak etkili bir çözüm. ayrıca ertesi gün ihtiyacınız olan enerjiye sahip olacaksınız.
Bu doğal çare için gerekli olan ana madde Himalaya deniz tuzudur.
Bu muhteşem tuz, iyi bir uyku için önemli bir hormon olan melatonin seviyesini düzenler. Ayrıca, Himalaya tuzu depresyona karşı da yardımcı olur, çünkü serotonin (nörotransmitter) seviyelerini etkiler. Ayrıca, adrenal bezlerin hastalıklarla mücadele işlevini uyarır, migrenle mücadele başarıyla sonuçlanır.
Bu doğal uyku ilacının hazırlanma şekli:
Gerekli malzemeler: Pembe Himalaya Deniz Tuzu (1 çorba kaşığı) ve Doğal Bal (5 çay kaşığı )

Nasıl Yapılır? Cam kavanozda Himalaya tuzu ile balı karıştırın. Yatmadan önce, bu karışımın bir çay kaşığını dilinin altına koyun. Neredeyse anında uykuya dalacaksınız ve uyandığınızda, ertesi sabah enerjinizle dolu ve taze hissedeceksiniz. Bu doğal yöntem hızlı uykuya dalmak ve enerjilenmek içindir. Not: Tuza karşı alerjisi olanlara önerilmez.

Kaynak: Bilgi Doktoru

Hastalığa Yakalanmamak İçin Bunları Mutlaka Yapın…

15966034_1878956932324841_6395815447080136111_n1

Düzenli olarak her gün elma yiyin. Bir çok kanser türünden korur,

Çörek otu yağı için, saçınıza, cildinize ve yüzünüze sürün,

Hakiki zeytin yağında birkaç gün bekletilmiş kuru incir yiyin

Sabahları kahvaltıdan önce 21 tane kuru üzüm yiyin (zihni açar)

Sabahları kahvaltıdan bir saat kadar sonra Türk kahvesi için

Sallama çayları, plastik bardak ve şişeleri, damacana suları terk edin

Ayçiçek yağlarını terk edin, hayatınızda zeytinyağına yer açın,

Zeytin yağını da çörek otu yağı gibi için, sürün ve bol bol kullanın,

İmkanınız nispetinde bol bol organik tereyağı, yumurta ve süt tüketin…

Kaynak: Sağlık Haberleri

KİŞİSEL BAŞARI İÇİN BİRKAÇ İPUCU…

basari1

 

 

1.Bir vizyon oluşturun: Vizyon yaratmaya ilk adım, sabahları yataktan onun için kalkacağınız, yaşamınızı onun uğruna yaşayacağınız bir şeye sahip olmaktır.

2.Gerçek bir yalan söyleyin: Ne olmak istediğinize ilişkin öyküler tasarlayın. Böylece bilinçaltınız fantezi kurmakta olduğunuzu bilmeyeceği için,başarılarınızı büyütmek için gerek duyduğunuz taslakları yaratmakla başlamış olacaksınız. Kendi en yüksek düzeyinizin bir resmi olmadığı takdirde o düzeye asla erişemezsiniz.

3.Rahatlık bölgenizi terk edin: Gelişmeyi sağlayan şey rahatlık değil,huzursuzluk ve zorlamadır. Yetenek ve becerilerimizi sınayan ve bizi geliştiren şeyler yalnızca bizi zorlayan şeylerdir. Yüz yüze geldiğimiz her zorlu durum bizi daha yetenekli, daha becerikli kılar.

4.Televizyonunuzu öldürün: Televizyonun sizi kitaplardan daha çok mu, yoksa daha az mı motive ettiğini gösterecek bir test: Bir ay önce televizyonda ne izlediğinizi anımsamaya çalışın. Sonra da bir ay önce okuduğunuz kitabı düşünün. Hangisinin üzerinizde ki etkisi daha değerli ve kalıcı oldu? Hangi eğlence biçimi sizi özgüdüleme yönünde daha iyi kılavuzluk edebilir? Groucho Marx televizyonun eğiticiliği hakkında şunu söylemişti. ” Ne zaman oturduğum salonda biri televizyon açsa, yandaki odaya geçip elime bir kitap alıp onu okuyorum”

5.Ölüm döşeğinize uzanın: Kendi ölümünüzle yüzleşmek için can vereceğiniz ana dek beklemeniz gerekmez. Aslında, ölüm döşeğinizde ki son saatlerimizi gözümüzün önünde üç boyutlu olarak canlandırmak,paradoksal bir duygu yaratır.Sanki baştan ayağa yeniden doğmuş gibi hissedersiniz.

6.Korkunuzun üzerine gidin: Korku şelalesinin içinden koşarak geçtikten sonra ki telaş,dünyada ki en büyük enerji uyandıran duygudur. Kendinizi en hevessiz,en bitkin hissettiğiniz anda, korktuğunuz bişey bulun ve onu yapın. Sonra neler olacağınızı göreceksiniz.

7.Bir kahraman gibi davranın: Büyük insanların gözümüze büyük görünme nedeni bizim dizlerimizin üstüne çökmemizdir. Biz de diz üstü çökmeyi bırakıp ayağa kalkmalıyız.

8.Kendi kendinizle konuşun: Plato’nun dediği gibi düşünmek, ruhunuzun kendi kendine konuşmasından başka birşey değildir.Üstelik düşünce her zaman eylemden önce geldiği için de, kendi kendinize konuşmak, kendi kendinizi motive etmenin başarısı kanıtlanmış yöntemlerinden biridir.

9.Bugünü yaşamınızın tamamı gibi yaşayın: Yaşam şimdidir. Yaşam daha sonrası değildir.

10.Sıkıntıyı faydaya dönüştürün: Her sorun içinde bir armağan saklar.

* Steve Chandler’in kişisel başarı için 100 ipucu kitabından derlenmiştir. Alıntı

Karda Doğum Yapan Keçiyi Sırtında, Yavruyu da Köpeğine Taşıtan Rizeli Çoban Kız

rize-kopek-patiliyo-11

 

 

Bazen öyle güzel fotoğraflar karşımıza çıkıyor ki, o fotoğrafa bir bakışta kalplerimiz eriyor, günümüz daha da şenleniyor, gökyüzü pırıl pırıl oluyor.
İşte bu fotoğraf da, öyle bir fotoğraf.
Rize’de çekilen fotoğrafta, karlar altındaki dağda doğum yapan anne bir keçi çoban kızın sırtında sıcak ahıra doğru götürülürken görülüyor.
Dikkatlerden kaçmaması gereken bir diğer ayrıntıysa, yeni doğan yavru ise çoban köpeğinin sırtındaki çantada, tüm tatlılığıyla olan biteni izliyor.

İşte dünyanın en güzel fotoğraflarından biri…
Rize’de karlı dağlarda çekilen bu fotoğrafta yeni doğum yapan anne keçiyi sırtında taşıyarak sıcak ahırına götüren çoban bir kız görülüyor…

Koca yürekli Anadolu insanı.
Fotoğrafın en güzel detaylarından birisi de yeni doğan oğlak çoban köpeğinin sırtındaki çantada olan biteni anlamaya çalışan bakışları…

Hangi Renkler Hislerinizi Etkiliyor?

 

Bazı renkler gerçekten ruh halimizi etkileyebilir. Bu nedenle, renk psikolojisinin nasıl çalıştığı konusunda biraz bilgi edinmek her zaman yararlıdır.

Bu, daha iyi yaşayabildiğimiz ve çalışabildiğimiz alanlar yaratmamızı sağlayacaktır.

Ayrıca, her birimizin bir favori renginin olduğunu da biliyoruz. Dahası, nedenini tam olarak bilmesek de, bizi sakinleştiren ve aynı zamanda tanımlayan belli gölgeler ve tonlar var.

Bugün, sitemizde, psikolog ve sosyolog Eva Heller’ın tamamlayıp “Renk Psikolojisi” adlı kitapta anlattığı ilginç bir çalışmanın özet bir versiyonunu sunmak istiyoruz.

Bu kitap, bu önemli alanda, renkler ile aramızdaki duygular arasındaki samimi ilişkiyi ele alan referanslardan oluşmaktadır.

Bu sebeple sizi aşağıda bu konuyla ilgili daha fazla bilgi edinmeye davet ediyoruz. Belki, kişiliğiniz hakkında daha fazla bilgi bile edinebilirsiniz.

Renklerin Psikolojisi

Çoğumuz, renklerin kişilik kalıpları özelliklerine sahip olabileceğine veya ruh halimizi değiştirebileceğine inanmakta zorlanıyoruz.

Bu nedenle Berlin Free Üniversitesinden psikolog Eva Heller, 2000 kişinin katıldığı, belirli renkler ve onların yarattığı duygulara yanıtlarını ve ilgili davranışları analiz ettiği kapsamlı bir çalışma yaptı.

Bu çalışma sayesinde bazı çağrışımların rastgele oluşmadığını; bunların aslında atalarımızla, çocukluğumuzla, dilimizle ve düşüncelerimizle çok alakalı evrensel deneyimler olduğunu gösterdi.

Bunu aklımızda tutarak, renklerin bize olan etkilerinin doğuştan olduğunu söyleyebiliriz. Size bir örnek verelim. Kimse duvarları siyah veya kırmızı olan bir odada çalışamaz ya da dinlenemez.

Fakat, duvarlar yeşil, beyaz veya mavi olsaydı, odanın bizde yarattığı etki çok daha olumlu olurdu. Aşağıda bunun nedenini anlatacağız ve aynı zamanda her bir renk hakkında daha fazla bilgi sahibi olacaksınız.

ev

Mavi

Dr. Heller tarafından birkaç yıl boyunca yapılan çalışmada, popülasyonun en sevdiği rengin mavi olduğu, bunu da yeşilin takip ettiği ortaya çıktı.

Mavinin 111 farklı tonu olduğuna inanılıyor. Bu rengin karakteristikleri şöyledir:

  • Mavi sempatiyi, ahengi, manevi ve ilahi erdemleri temsil eder.
  • Belli bir mesafe duygusu, fakat aynı zamanda fantazi hissi de sağlar.
  • Aynı zamanda zekayı sembolize eder ve hem feminen hem de maskülendir.

Yeşil

  • Yeşil şüphesiz ki en çok sevilen ve en ilginç renklerden birisidir. Umut, doğurganlık, hayat ve sağlık ile ilişkilidir. Bu yüzden yeşil güçlü bir renktir.
  • Ayrıca hayatın genç dönemleri ile de ilişkilidir, çünkü çok enerjik bir nüansı vardır, özgürlük ve en yoğun güç hissini uyandırır.

renkler1

Kırmızı

Bu rengin genel nüfus için ne sembolize ettiğine dair bir tahmine sahip olduğunuzdan eminiz. Bu renk, aslında, tutkuyu, aynı zamanda da nefreti temsil eder.

  • Kırmızının 105 tonu vardır. Antik çağdan beri bu renk üst sınıflarla ilişkilendirilmiştir. Zenginlik ile bağlantılı olmasının nedeni budur.
  • Kırmızı, aynı zamanda en yoğun faaliyeti teşvik eden dinamik bir renktir.
  • Kırmızı renk hakkında ilginç bir gerçek: Heller’in yaptığı araştırmalara göre, kırmızı renk hayvanların en az sevdiği renktir.

Sarı

Yıllardır yapılan çalışmalar, sarının en çelişkili renklerden birisi olduğunu gösteriyor.

  • İnsanlar bunu eğlenceli bir renk olarak görüyor, ancak sarıyı aynı zamanda ihanetle de ilişkilendiriyoruz.
  • Ayrıca olgunluk ve şehvetli aşkı sembolize eder.
  • Ayrıca sarının genel olarak işi, okumayı, yazmayı ve yaratmayı teşvik eden çok optimist bir renk olduğu söylenmektedir.

Mor

Mor hiç şüphesiz en ilginç renklerden biridir. Bu sihir ve feminizm ile ilişkilendirilir. Ayrıca mor, gücü, dayanışmayı hem de saygıyı temsil eden bir renktir.

kelebek

Turuncu

Turuncu büyük ölçüde Budist kültürüne bağlı bir renk olsa da, renk psikolojisi alanındaki uzmanlar, bunun biraz hafife alındığını vurguluyor.

Bunun nedeni, turuncunun, temas ve sosyal anlayışı teşvik etmek istediğiniz zamanlar için ideal bir renk olmasıdır. Ayrıca, ışığı çeker, eğlenceli, keyifli ve enerjiktir.

Pembe

Bu rengin genellikle neyle ilişkili olduğunu az çok düşünebiliriz: narin şeyler, çekici şeyler, nezaket ve erotik hassasiyet.

Bununla birlikte, aynı zamanda, pembenin evimizde kullanmak için çok uygun bir renk olduğunu dikkate almalıyız. Dinlendirici olarak görülür, ayrıca umut ve yaratıcılığı ortaya koymaktadır. Pembe ile diğer renkleri birleştirmek şüphesiz bize yüksek bir özgünlük sunar.

Beyaz

Bu, iyinin, ruhların, yeni başlangıçların, saflığın ve masumiyetin rengidir.

Siyah

  • Moda tasarımcıları bu rengi çok sever. Bu yüzden kıyafetimize şık bir dokunuş katmak için siyah giyeriz.
  • Günümüzde, siyahın bir renk (tüm renklerin sahip olduğu ışığa sahip olmadığından) olup olmadığı konusunda hala şüphelerimiz olsa da, içgüdümüz önemli bir negatif bileşen ile onu algılamaya devam ediyor.
  • Modanın ötesinde de, siyah sonla, ölümle ve vahşilik ile ilişkilendirilir.

Bu konu gördüğünüz gibi çok ilginç bir konudur.

Hepimizin bir “favori rengi” olduğu doğrudur. Aslında genelde 2 veya 3 favorimiz de olabilir. Eğer bu renkler sizi iyi hissettiriyorsa kullanmaktan çekinmeyin.

– Sağlığa bir adım

KADINLARIN BİLMESİ GEREKEN 25 ŞEY;

kendini-sevmek1
1. Unutma, sen değerlisin.
Çalışsan da çalışmasan da…
Ünlü olsan da olmasan da…
O erkek seni istese de istemese de…
Sen sen olduğun için bi’tanesin.
2. Kadın olmanın tadını çıkartmalısın.
Biraz şefkat, biraz anaçlık, biraz dişilik,
biraz seksilik, bolca zeka ve altıncı his…
Sen şahanesin..
3. Göbeğin çıktı diye, 36 bedenden çok uzaksın diye,
saçların o reklamlardaki kız gibi dalgalanmıyor diye eksik değilsin.
4. Kendine güvenin en büyük silahındır
ve o en derinlerinden gelen ışıl ışıl gülümsemen tabii ki.
5. Biliyorum adettendir ama sonuca varamadığın,
sadece bünyeni hırpaladığın o konuyu 50 kere konuşmana,
tartışmana gerek yok.
Olmuyorsa, üstünü çizip devam etmelisin.
6. Yaptıklarından suçluluk duyarak vakit kaybetmemelisin.
Yapamadıklarını listeleyip isteklerini gözden geçirmek suretiyle
adımlar atarsan daha mutlu olabilirsin.
7. Hiçbir evlilik, hiçbir olması gerek şov,
sana öğretilmiş hiçbir mecburiyet alın yazın değildir.
Kocan tek çıkışın, hayat zaferin değildir.
8. Uzaklarda arama sakın; en büyük mutluluk sendedir.
9. Aşkından gebersen de sınırlarını bilmelisin.
Sınır neresidir? Sana saygısızlık yaptığı yerdir.
Buna asla izin verme.
10. Sen kendine ne değer biçersen, sen kendine nasıl davranırsan;
herkes sana öyle davranır.
Asla ama asla kendini küçümseme.
11. Evde oturup derdine yanma.
Kaderini birine, bir kuruma, bir konuma bağlama.
Kaderin senin ellerinde, bunu sakın atlama!
12. Eski sevgili adı üstünde ‘eski’dir…
Senin yeni dünyanı bulandırmasına izin verme.
13. Yeniden seveceksin, çok da sevileceksin.
Kimse son değil, bunu bileceksin.
14. Dünyanın kanunu bu; düşündüğünü çekersin.
Allah rızası için kurup durma, senaryolar yazma!
15. Sevgilini çok sevmelisin.
Öyle herkese ‘sevgili’ dememelisin.
Fakaaat çok sevmen demek,
kendini ayaklar altına alman demek değildir.
Bir kadın gerekirse, severken de gidebilir değil mi?
16. Her şeyin şık olsun.
Ruhun, bedenin, kıyafetin, sevişin, terk edişin, dostluğun, sevgililiğin… Kadınlık şıklık demektir.
17. Başka kadınları kafana takmaktan vazgeç!
Onlar sen olamaz, sen de onlar…
Her kadın kendine özeldir, her kadın dibine kadar özeldir.
18. Kız arkadaşların önemlidir,
en kıymetlilerindir ama onları seçmeyi bileceksin.
Kadın kadının kurdudur, bir kenara not edeceksin.
Sadece kötü gününde değil, başarında,
mutluluğunda da yanında olan,
yüreğini ortaya koyan arkadaşlarından asla vazgeçmeyeceksin

19. Erkekler çocuktur. Nokta!
Çocuğunu hem sevecek hem kızacak,
icap ederse küsecek, cezasını vereceksin.!
20. Seni bırakıp gidebilenin arkasından gözyaşı dökmeyeceksin.
Aramazsa aramasın be!
21. Sevginin, aşkın ne demek olduğunu anlamayan bir adamın
vizesini keseceksin.
22. Sen renklisin, sen beceriklisin,
sen erkeğin mutlu olma sebebisin, sen başlangıçsın,
sen sonsun…
Mecbursun, bunu fark edeceksin!
23. Her şey bir karar vermene bakar.
Sabır bazen gerekli, bazen gereksizdir. Ayrımı yapabilmelisin.
24. Yapamayacağın şey yok.
Gidemeyeceğin yer yok. Sana kapalı olabilecek kapı yok!
Şu an silkelenip kendine geleceksin!
25. Tekrar söylüyorum, kafana kazı istiyorum,
SEN ÖZELSİN,
SEN Bİ’TANESİN,
ÖNCE KENDİ DEĞERİNİ BİLECEKSİN.
* AYŞE ÖZYILMAZEL

Odanıza Koyacağınız Bu 5 Bitkiyle Uykusuzluk Sorununuza Elveda Diyeceksiniz

 

Bugünlerde birçok kişi uykusuzluk sorunu yaşıyor.

Ancak uykusuzluk probleminizi kendi kendinize çözmeniz de mümkün.

Belki hayat tarzınızı değiştirmeyi, yediğiniz içtiğinize dikkat etmeli veya daha fazla spor yapmayı düşünmelisiniz.

Herkesin buna farklı bir çözümü vardır. Belki de uykusuzluk sorununuzu gidermek için sırtınızı bitkilere dayamanın sırası gelmiştir.

İşte yatak odanıza koyacağınız ve uykunuzu düzenleyecek o beş bitki:

Lavanta

Lavantanın anksiyete, depresyon ve uykusuzluğa iyi geldiği biliniyor. Birçok kişi banyoda lavanta yağı içeren ürünler kullanıyor. Yapılan araştırmalarda ise lavantanın strese neden olan hormon kortizolü düşürdüğü kanıtlandı.

Yatak odanıza neden lavanta koymayasınız? Bütün gece rahat hissedeceksiniz.

Fotoğraf: Pixabay

Aloe Vera

Yapılaş çalışmalarda aloe veranın havadaki zehirli kimyasalları emdiği ve bolca oksijen ürettiği görüldü.

Ayrıca bu bitki uykusuzluk sorunu yaşayanlara da yardımcı oluyor.

Fotoğraf: Flickr

Tavşankulağı

Tavşankulağı daha iyi nefes almanıza yardımcı olur ve sinir sisteminizi güçlendirir. Bolca oksijen üreten bitki havadaki karbondioksiti de emerek oda içindeki havayı düzenler.

Daha rahat uyumanıza yardımcı olan bitki ayrıca baş ağrılarını geçirir ve tansiyonu dengeler.

Fotoğraf: Vikipedi

Sarmaşık

Evde en kolay yetiştirilebilecek bitkilerden biri de sarmaşıktır. Havadaki zehirli kimyasalları emer ve taze oksijen sağlar.

Ayrıca sarmaşık küflenmeyi %94 oranında önler. Odasında sarmaşık olan daha temiz ve rahat nefes alır.

Fotoğraf: Vikipedi

Yasemin

Sadece büyüleyici kokmazlar. Aynı zamanda insanların sağlığını da olumlu yönde etkilerler.

Yasemin yıllardan beri alternatif tıbbın gözbebeğidir. Yapılan araştırmalarda ise yaseminin uyku kalitesini arttırdığı görülmüştür.

Kaynak: newslette

İlk Günden İtibaren Eklem ve Diz Ağrılarına Bu Güçlü Karışım ile Veda Edin..

yulaf-ezmesi-710x4041

 

 

Yaşlılık, kötü duruş ve rahatsız edici ayakkabılar gibi eklem ve diz ağrısına neden olan birçok faktör vardır. Bu ağrı bazen dayanılmaz bir hal alır ve hayatınızı zorlaştırarak günlük rutin işleri yapamaz hale gelebilirsiniz..
İğneler ve ilaçlar yerine, bu güçlü doğal ilaç, eklem ve diz ağrısı için sonsuza kadar elveda demektir!
Gerekli malzemeler:
* 1 su bardağı yulaf
* 1 fincan doğal portakal suyu
* 1 tatlı kaşığı tarçın
* Kıyılmış 2 su bardağı ananas
* Yarım su bardağı ezilmiş badem
* Doğal bal

Nasıl Yapılır?
Yulafları küçük bir tencereye döküp üzerine su ilave edin ve yulaflar pişene kadar orta ateşte kaynatın. Yulaf piştiğinde ocağı kapatıp soğumaya bırakın.  Diğer malzemeleri ise blender yardımıyla karıştırın. Daha sonra yulaf ile karıştırın. Çok yogun olursa biraz daha su ilave edebilirsiniz. Soğuk olarak için. Birkaç günün sonunda inanılmaz sonuçlar elde edersiniz. Bu süper karışım eklem ve diz ağrısını ortadan kaldıracaktır. Dahası, tendonlarınızı ve hasar görmüş bağlarınızı güçlendirecek ve onaracaktır! MUTLAKA PAYLAŞ HERKES FAYDA GÖRSÜN.

Kaynak: Bitkiblog