EY CAN !

hz-mevlana1
Kazandıkça bölüşemiyorsan ELİNİ sorgula.
Konuştukça kırıcı oluyorsan DİLİNİ sorgula.
Yürüdükçe menzilden çıkıyorsan YOLUNU sorgula.
Ömür geçtikçe yerinde sayıyorsan GÜNÜNÜ sorgula.
Sevildikçe vefasızlaşıyorsan GÖNLÜNÜ sorgula.
Hangi hâlde olursan ol, SONUNU sorgula…!

Mevlana

Ben KOVAYIM Ya Siz…

16730467_402111470143207_5255095008145762516_n1

Balık: Balıkla konuşulan her şey onda kalır. Laf taşımaz ve boşboğazlık yapmaz. İyi bir dinleyici ve sırdaştır.

Kova: Bir silerse, bir daha ağzınla kuş tutsan yaranamazsın. O çok sevse de sildiği anda biter.

Oğlak: Oğlak için herkesin ne dediği önemli değil, yalnızca sevdiklerinin ne dediği önemlidir. Diğerlerine aldırmaz. Çok kıskanıldığını bilir.

Yay: Karşılık bekleyerek bir iş yapmaz. Eğer bir şeyi istiyorsa yalnızca istediği ve içinden geldiği için yapar. Çıkarçı ve fesat değildir.

Akrep: Kısıtlanmaktan hiç mi hiç hoşlanmaz. Kendini bir şeyi yapmaya mecbur hissettiğinde  o işi yapmamak için elinden geleni yapar.

Terazi: Gözü kara olur bir Teraziye yapamaz deme yapar. Özellikle de sevdiği insan söz konusuysa çok şeyi göze alır.

Başak: Herkesle yüz göz olmadığı için, itici ve soğuk gözükür. Onlar yalnızca sevdiklerine ve yakınlarına sıcak davranır. HERKESE DEĞİL.

Aslan: Kimseden kolay kolay etkilenmez. Ama kolayca etkileyip kendilerine hayran bırakabilir, bu yüzden aslan olmak ayrıcalıktır.

Yengeç: İyi sevgili, iyi arkadaş, iyi,iyi,iyi. Say, say bitmez bunlar. Yanında bir yengeç varsa kıymetini bilmelisin.

İkizler: Gerçekten severse en fedakar, gerçekten nefret ederse en acımasız olabilir. Ona karşı dikkatli yaklaşmaktan başka şansın yok.

Boğa: Bazen hiç tanımadığı birine, içini döküp rahatlamaya ihtiyaç duyar. Sevdiklerini kıramayıp hep içine atar.

Koç: Bir Koç yasak bilmez, sınır tanımaz, imkansızların peşindedir hep.Güçlüklerin üstesinden başarıyla gelir…

Bilardo Topları

73561
Ayrıldığımız gündü.
Mutfaktaydık, buzdolabının yanında, kapısı açıktı,
Her şey bambaşka görünüyordu yüzüne vuran o soğuk ışıkta
“Biliyor musun” dedin.
“Sen neye benziyorsun biliyor musun?”
Epeydir aradığın bir şeyi bulmuş olmanın hem sevinç,
Hem keder veren gizli bir an için bulandırmıştı yüzündeki tedirginliği, kırgınlığı.
Sis ışığa çıkmıştı.
Sonra yavaşça çevirip başını yüzüme baktın kuyuya düşmeye benzeyen derin bir korkuyla.
“Neye?” dedim, yan yanayken yaşadığımız ayrılığın adını sorar gibi, “Neye?”
“Bilardo toplarına.”
“Neden?” dedim.
“Yazgını hep başkalarının ıstakalarının insafına bırakıyorsun da ondan…”
Bir uçurum gibi derinleşen sessizlik o an başlamıştı bile bizi birbirimizden uzaklaştırmaya.
Beni terk etmeden önce yaptığın son konuşma oldu bu.
Sonra iki arkadaşım geldi, birinin omzunda ağladım, hangisiydi şimdi hatırlamıyorum.
Sonra birlikte başka bir kente gittik,
Anlarsın ayrılığın ilk günlerinde o eve katlanamazdım,
Sonra ben başka aşklara,
Sonra başka evlerin duvarlarına başka takvimler astım.
Şimdi ne zaman birinden ayrılsam ıstakaların sesi patlıyor kulaklarımda
Ardından bilardo topları dağılıyor dört bir yana
Seni hatırlıyorum o soğuk ışıkta bir daha
Bir daha
Bir daha
Murathan Mungan

Dünyayı Alaşağı Eden Büyük Veri…Kendini Analiz Etmek İsteyenler… https://applymagicsauce.com/

500-5001

 

 

Zürih temelli Das Magazin muhabirleri Hannes Grassegger ve Mikael Krogerus tarafından yazılan ve 27 Ocak 2017’de Motherboard web sitesinde yayınlanan bu yazıyı Yeşim Özşen bianet için Türkçeleştirdi.
Michal Kosinski, 9 Kasım sabah 8.30’da Zürih’teki Hotel Sunnehus’da uyandı. 34 yaşındaki araştırmacı, Zürih Federal Teknoloji Enstitüsü’ne (Swiss Federal Institute of Technology, ETH) “Büyük Veri”nin (Big Data) tehlikeleri ve dijital devrim ile ilgili ders vermek için gelmişti. Psikolojinin alt dalı, veri tabanlı psikometri alanında uzman Kosinski, dünya genelinde bu konu ile ilgili düzenli eğitimler veriyor. O sabah televizyonu açtığındaysa kötü bir sürpriz ile karşılaştı; ülkenin önde gelen tüm istatistikçilerinin tahminlerinin aksine Donald J. Trump, Amerika Birleşik Devleti’nin başkanı olarak seçilmişti.
Uzun bir süre Kosinski, eyaletlerden gelen sonuçları ve Trump’ın zafer kutlamalarını izledi. Seçimin sonucunu kendi araştırmasının etkilemiş olabileceğini öngörüyordu. Sonunda derin bir nefes aldı ve TV’yi kapattı.
Aynı gün, Londra temelli az bilinen bir İngiliz şirketi basın bülteni yayınladı: “Bizim veri odaklı devrimci yaklaşımımızın Trump’ın başkanlık seçimlerindeki olağanüstü zaferinde böylesi önemli bir rol oynadığından dolayı heyecanlıyız”. Basın bülteninde açıklamasına yer verilen Alexander James Ashburner Nix, her daim ısmarlama takım elbisesi, tasarım gözlükleri ve sarı dalgalı saçları ile ortaya çıkan 41 yaşında Cambridge Analytica’nın CEO’su. Şirketi sadece Trump’ın çevrimiçi (online) kampanyasında değil, İngiltere’nin Brexit kampanyasında da yer aldı.
Reflektif Kosinski, özenli bakımlı Nix ve sırıtkan Trump; bu üç oyuncudan biri dijital devrime olanak tanıdı, biri uyguladı, diğeri ise bundan faydalandı.
“Büyük Veri” ne kadar tehlikeli?
Son beş yıldır başka bir gezegende yaşamayan herkes “Büyük Veri” kavramına aşina. Çevrimiçi (online) ve çevrimdışı (offline) yaptığımız her hareket dijital izler yaratıyor. Kartlarımız ile yaptığımız her alışveriş, Google’da yaptığımız her arama, telefonumuz cebimizdeyken yaptığımız her hareket, her bir “beğeni (like)” kayıt altına alınıyor. Google’da “düşük tansiyon” aramalarından sonra karşımıza yüksek tansiyon ilaçları reklamlarının çıkması haricinde, uzun bir süre bu verilerin kullanımının ne olacağı belli değildi.
9 Kasım’da bundan daha fazlasının olabileceği netleşti. Trump’ın çevrimiçi (online) kampanyasının arkasındaki, aynı zamanda Brexit kampanyasının erken aşamalarında AB’den ayrılması yönünde çalışmış olan şirket, bir “Büyük Veri” şirketi; Cambridge Analytica. Seçim sonuçlarını, aynı zamanda politik iletişimin gelecekte nasıl ilerleyeceğini anlamak için 2014’te Kosinski’nin Cambridge Üniversitesi Psikometri Merkezi’nde yaşanan tuhaf olaya bakmamız gerekiyor.
Psikometrikler, bazen psikografik olarak da adlandırılıyor, kişilik gibi psikolojik karakter özelliklerini ölçümlenmesine odaklanıyor. 1980’li yıllarda, psikologlardan oluşan iki ekip, insan davranışlarını beş kişilik özelliklerine dayanarak açıklamaya çalışan “Beş Büyük (Big Five)” modelini geliştirdi. Bunlar;
Açıklık (yeni deneyimlere ne kadar açıksın?)
Sorumluluk (ne kadar mükemmeliyetçisin?)
Dışadönüklük (ne kadar girişkensin?)
Uyumluluk (ne kadar saygılı ve işbirlikçisin?)
Duygusal denge (kolayca üzülüyor musun?)
Bu sorularla, OCEAN (açıklık, sorumluluk, dışadönüklük, uyumluluk ve duygusal denge / openness, conscientiousness, extroversion, agreeableness, neuroticism) olarak da bilinen yöntem ile karşımızdaki kişinin nasıl biri olduğuna dair, nispeten doğru bir şekilde değerlendirme yapabiliriz. Bu, onların ihtiyaç ve korkularını ve nasıl davranacaklarını içerir. “Beş Büyük”, psikometrinin standart tekniği haline geldi. Ancak uzun süre bu yaklaşımdaki sorun veri toplamaktı, çünkü veriler karmaşık, oldukça kişisel bir anket aracılığıyla toplanabiliyordu. Sonra İnternet geldi. Ve Facebook. Ve Kosinski.
Michal Kosinski, 2008 yılında Varşova’da öğrenciyken, alanının en eski enstitülerinden olan Cambridge Üniversitesi Psikometri Merkezi’ne doktoraya kabul alarak hayatına yeni bir yön verdi. Şu an Cambridge Üniversitesi Judge Business School’da öğretim üyesi olan David Stillwell o dönem daha bu kadar dev bir platforma dönüşmemiş olan Facebook için bir uygulamayı yayına aldıktan yaklaşık bir sene sonra, Kosinski, Stillwell’ın ekibine katıldı. “MyPersonality” uygulaması, kullanıcıların “Beş Büyük” kişilik anketinden elde edilen bir avuç psikolojik soruyu da içeren farklı psikometrik anket formlarını (“kolayca paniklerim,” “başkalarıyla çelişirim”) doldurmalarını sağladı.

Değerlendirmelere dayanarak, kullanıcılar, bir “kişilik profili” (kişisel Beş Büyük değerleri) sonuçlarını aldı ve anketlerde kişisel Facebook profil verilerini araştırmacılarla paylaşmayı seçebiliyordu.
Lady Gaga takipçileri genellikle dışadönükken, felsefe eğilimlerini “beğenenler” içedönük.
Kosinski, anketi birkaç düzine üniversite arkadaşının dolduracağını beklerken yüzlerce, binlerce, daha sonra milyonlarca insan en iç dünyalarını anketlerde açıklamıştı. İki doktora öğrencisi aniden psikometrik sonuçları Facebook profilleriyle bir araya getiren en büyük veri kümesine sahip oldu.
Kosinski ve meslektaşlarının sonraki birkaç yıl içinde geliştirdikleri yaklaşım aslında oldukça basitti. Önce çevrimiçi (online) test aracılığıyla deneklere anket formları sağlandı. Aldıkları geri dönüşlerle psikologlar, ankete katılanların kişisel Büyük Beş değerlerini hesapladı. Kosinski’nin takımı, Facebook “beğenilerini”, kişinin paylaştığı ya da yayınladığı konulardan veya diğer cinsiyet, yaş ve ikamet yerleri gibi her türlü çevrimiçi (online) veriyle anket sonuçlarını karşılaştırdı. Bu araştırmacıların korelasyonları verilerle bağlanmasını sağladı.
Basit çevrimiçi (online) eylemlerden dikkat çekici şekilde güvenilir sonuçlar ortaya çıkartılabildi. Örneğin; kozmetik markası olan MAC’i “beğenen” erkekler genellikle eşcinselken, heteroseksüel erkekler için en iyi gösterge “beğeni”lerinde Wu-Tang Clan’ın olmasıydı. Lady Gaga takipçileri genellikle dışadönükken, felsefe eğilimlerini “beğenenler” içedönük. Bu tür bilgilerin her biri güvenilir bir tahmin üretmek için çok zayıf olsa da, onlarca, yüzlerce veya binlerce bireysel veri noktası birleştirildiğinde, sonuçta ortaya çıkan tahminler gerçekten doğru çıkıyor.
Kosinski ve takımı usanmadan kendi yöntemleri üzerine çalıştılar. 2012 yılında Kosinski, bir kullanıcının 68 Facebook beğenisi ile ten rengini (yüzde 95 doğruluk payı ile), cinsel yönelimlerini (yüzde 88 doğruluk payı ile) ve Demokrat ya da Cumhuriyetçi Parti’yi desteklediğini (yüzde 85 doğruluk payı ile) kanıtlayabiliyordu. Ama burada bitmiyordu. Entelektüellikte, dini eğilim ya da alkol, sigara, uyuşturucu kullanımı da saptanabiliyordu. Hatta veriler doğrultusunda birinin anne ve babasının boşanmış olma sonucuna bile ulaşılabiliyordu.
Modellemenin gücü, bir konunun cevaplarını ne kadar iyi tahmin edebileceği ile gösterilmiştir. Kosinski, modeller üzerinde kesintisiz olarak çalışmaya devam etti: kısa bir sürede, 10 Facebook “beğeni”si ile bir kişiyi ortalama iş arkadaşından daha iyi tanımayı başardı. 70 “beğeni”, bir kişinin arkadaşlarının bildiklerini aşmak için yeterliyken 150 “beğeni” ebeveynlerinin bildiklerini ve 300 “beğeni” ile ise eşlerinin bildiklerinden daha fazlasını biliyordu. Daha fazla “beğeni” ile bir insanın kendisi hakkında bildiklerinin üstüne çıkabiliyordu. Kosinski’nin bu bilgileri yayınladığı gün iki telefon aldı. Bir dava tehdidi ve bir iş teklifi; her ikisi de Facebook’tandı.

* Fotoğraftaki: Michal Kosinski.
Sadece birkaç hafta sonra Facebook “beğeni”leri otomatik olarak gizli hale geldi. Bundan önce, herhangi bir internet kullanıcısı herhangi bir kullanıcının “beğeni”lerini görebiliyordu ve bu durum veri toplayıcıları için hiçbir engel oluşturmuyordu: Kosinski, Facebook kullanıcılarına her zaman onay sorarken, birçok uygulama ve çevrimiçi (online) anketler bugün gizli verilerine ulaşmak için önkoşul olarak özel erişim istiyor. (Kendisini Facebook “beğeni”leri üzerinden test etmek isteyenler, buna Kosinski’nin web sitesinden ulaşabilir https://applymagicsauce.com/ve daha sonra sonuçlarını Cambridge Üniversitesi Psikometri Merkezi’ninki gibi klasik bir OCEAN anketinin sonuçlarıyla karşılaştırabilirler.)
Kosinski’nin sonucuna göre, akıllı telefonlarımız bilinçli ya da bilinçsiz doldurduğumuz muazzam psikolojik anketler.
Ama bunlar sadece “beğeni” ya da Facebook ile ilgili değil: Kosinski ve takımı kullanıcının Facebook’ta kaç profil fotoğrafı var ya da kaç arkadaşı var (dışadönüklüğün iyi bir göstergesi) verilerine bağlı olarak Beş Büyük değerlerini yorumlayabiliyordu. Ama bizler çevrimiçi (online) değilken bile kendimiz ile ilgili izler bırakıyoruz. Örneğin; telefonlarımızdaki hareket sensörleri ne kadar hızlı hareket ve uzağa seyahat ettiğimiz bilgilerini sağlıyor. Kosinski’nin sonucuna göre, akıllı telefonlarımız bilinçli ya da bilinçsiz doldurduğumuz muazzam psikolojik anketler.
En önemlisi, bu metot tersten de çalışabiliyor; sadece verilerinden psikolojik profil oluşturulmaz, aynı zamanda senin verin spesifik profilleri araştırmak için de kullanılabilir: tüm endişeli babalar, tüm kızgın içedönükler, hatta belki de kararsız Demokratlar? Esasında, Kosinski’nin bulduğu, bir nevi insan bulma aracıydı (search people engine). Çalışmalarının hem potansiyelinin hem de doğal olarak tehlikesinin farkına varmaya başlamıştı.
Ona göre internet cennetten bir hediyeydi. Asıl istediğiyse bunu paylaşmaktı. Veriler kopyalanabilirdi, o zaman neden herkes bundan faydalanamasındı? Fiziksel dünyanın kısıtlamalarını aşan bu yeni çağın başlangıcı, bütün kuşakların ruhuydu. Ancak Kosinski, bu insan arama motorunu suistimal ederek insanları manipüle edilmesinden endişe ediyordu. Bilimsel çalışmalarına “Bir kişinin refahını, özgürlüğünü ya da yaşamını tehdit edebilir” sözleriyle uyarıcı bilgiler eklemeye başladı. Ancak kimse ne demek istediğini anlamıyor gibi görünüyordu.

Kaynak: bianet

Neden Kanser Oluyoruz? Bu Yazıyı Okuduktan Sonra Çok Daha İyi Anlayacaksınız

cep-telefonlari-ruhumuzu-caliyor1

 

 

Neden kansersin?
Hayatında hep şeker oldu. Çayı, kahveyi şekersiz içmedin. Kahvaltıya reçelsiz ve krem çikolatasız oturmadın. Beyaz pirinç ve ekmeğin şeker olduğunu unuttun. İçinde yüksek oranda fruktoz bulunan meyveleri kiloyla yedin. İçinde glukoz ve aspartam olan ürünler tükettin. Kolanın ve gazlı içeceklerin şeker ve zehir karışımı olduğunu bile bile içtin. Önce insülin direncin başladı sonra şeker hastası oldun, 150 kilo oldun ama durmadın.
Palm yağı, ayçiçek yağı, mısır özü yağı, margarin ve trans yağ içeren ürünleri kullandın. Tereyağı ve zeytinyağı tüketmedin ki organlarından biri iflas edene kadar bunları yedin.
Paketlenmiş hazır sıvı ve katı tüm ürünlerdeki koruyucu kimyasalların seni kanser edeceğini önemsemedin. Salçanı, makarnanı, turşunu hatta, limonu sıkıp limon suyunu bile kendin yapmadın. Hazır almak kolayına geldi. Pazardan nohutunu, fasülyeni bile almadın, bunları konserve satın almak yemek basitti.
İnsanlar 4000 yıldır misvak vb. doğal malzemelerle diş fırçalarken sen gittin 35 açılı sentetik diş fırçasını ağzına soktun. O da yetmedi; bildiğimiz çamaşır deterjanının şeker ve naneyle karıştırılmış şekli olan diş macunu ile hayat boyu diş fırçaladın ve bunun bir kısmını yuttuğunu göz ardı ettin. Bal ve karbonatın dişlerini tartarlardan bile temizlediğini bilmedin ve dişleri de o macunlarla çürüttün.
Çamaşır deterjanının ve yumuşatıcının vücut ısısı ile deri tarafından emildiğini ve deri kanserinin en büyük nedeni olduğunu umursamadın. Çamaşırlarını boraks ve karbonat karışımı ile yıkayıp yumuşatıcı gözüne elma sirkesi koyarak muhteşem bir temizlik elde edeceğini umursamadın.
Bulaşık makinesine deterjan ve parlatıcı koyduğunda, o deterjanı ve parlatıcıyı yediğini fark etmedin. Deterjan yerine karbonat, parlatıcı yerine sirke koyarak hem sağlıklı hem de tertemiz bulaşıkların olacağını önemsemedin.
Evde basitçe kostik ve zeytin yağını karıştırıp kalıplara dökmek ve kendi doğal sabununu yapmak dururken, gidip içerisinde bin tane kimyasal zehir olan o sabunlarla her sabah yüzünü bedenini yıkadın. Her gün bu daha da iyi diye pazarlanan o şampuan zehirleriyle saçını yıkadın.
Evini arap sabunu gibi doğal yağlarla üretilmiş bir sabun yerine, temiz olsun diye çamaşır suyuyla sildin. O su buharlaştıkça soludun ve akciğer kanseri oldun.
Karıncaları, böcekleri, sinekleri; limon karbonat fesleğen acı biber vb doğal yollarla evinden uzak tutmadın. Bastın böcek zehrini, o ağır kimyasalları temizlesen bile gitmez bunu unuttun. Soludun ve eşyaların üzerinden ellerinle ağzına soktun. (O kadar kandırıldın ki, böcek zehrine neden böcek ilacı dendiğini bile sormadın.)
Yaşamını mahveden büyük şehirde egzoz gazı solumaya ve araba kullanmaya devam ettin.

Resmen radyoaktif olan cep telefonunu kulağına 2 saat yapıştırdın. Radyoaktif olan wi-fi (kablosuz ağ) vericisini evin içine soktun, radyoaktif olan alıcı bilgisayarı da kucağından indirmedin. Yatarken cep telefonunu hep başucunda tuttun ama uçak moduna almayı aķıl etmedin.

Hem çocuğunun odasına hem de kendi yatak odana gece lambası koydun ve geceleri açık tuttun. Bağışıklık sisteminin gelişmesini ve kanserden korunmayı sağlayan melatonin hormonunun gece uyurken zifiri karanlıkta üretildiğini hiç duymadın ya da duydun ama boşverdin.
Doğal beslenmeyen hayvanları, sebzeleri, meyveleri ve tahılları yedin ve adına da “doğal beslenme” dedin
Üzerinde “organik” yazan her gıdayı gerçekten organik sandın bunlara normalden fazla para bile ödedin ama bir gıdanın gerçekten organik sayılabilmesi için gerekli standartlar nelerdir ve aldığın organik(!) ürün gerçekten de organik midir hiç merak edip araştırmadın incelemedin.
Yiyeceklerini cam ve toprak kaplarda saklamak ve pişirmek yerine çelik ve bilmediğin kaplamalarla kaplı kaplarda pişirdin yedin. En önemlisi de mutfağının her yerine plastik, teflon ve alüminyum soktun ve çizildikçe onları da yediğini unuttun.
Denize lağım ve fabrika atıkları boşaltırken o denizden çıkan balığı yedin, midyeleri yedin.
Fast food’un her aşamasının zehir ve ölümcül olduğu bas bas bağırılırken sen tepsi kadar pizzaları götürüyordun, üç katlı hamburgerleri yuvarlıyordun.
Evine naylon torba, naylon kıyafet, sentetik ayakkabılar terlikler soktun. Kıyafetlerinde sadece pamuk, bambu lifi, keten tercih etmedin.
Sobayı attın ve evine klimayı ve bilimum elektrikli ısıtıcıyı soktun.
Toprağa dokunmuyor ve stresten gülümsemeyi unutuyorsun.
Sonuç; sokaktaki her on kişiden üçü kanser. Sen de ya bu üç kişiden birisin ya da tüm bu saydıklarımı ısrarla yapmaya devam edersen, bir süre sonra dördüncüsü de sen olacaksın… Hadi seni geçtik de kardeşim, peki ya çocuğunun suçu ne?”

Kaynak: Dr. Taner Akman- biliyomuydun

Not: Tabi ki tüm bunların yanı Sıra içimize attığımız bütün kızgınlıklar, öfkeler , pişmanlıklar, derin üzüntü ve kederler, acılar, kayıplar dönüştürülmediği zaman maalesef hastalık olarak karşımıza çıkıyorlar Aİ

Kendime HAKSIZLIK ettim, kimseye etmediğim kadar.KENDİMDEN ÖZÜR DİLERİM…

images-61

Yaşadığım süre boyunca hep MERHAMETİMİN
arkasından yürüdüm, beklentilerimi arkada BIRAKTIM.
Kimseden bir şey BEKLEMEDİM, doğrusu bu sanıyordum çünkü. Yaşadıklarımı, yaşayamadıklarımı İÇİMDE sakladım,
SUSTUM, bastırdım, olsun dedim İNSANLIK ben de kalsın.
Verdim, hep VERDİM karşılığını alıp alamadığıma BAKMADAN,
aslında güçlü olmak değildi istediğim,
ama olmak ZORUNDAYDI…M ve oldum……
Kendimi hep ERTELEDİM. Kimsenin beni
anlamadığını bildiğim halde hayatıma girenleri bana
verilmiş KUTSAL bir görev olarak gördüm…
Herkesi mutlu etmek zorundayım ZANNETTİM.
Benim de mutlu olmam gerektiğini UNUTMUŞUM…
Görevim neyse en iyisini yapmalıydım ki VİCDANIM rahat etmeliydi.
Birilerinin de bana karşı GÖREVLERİ olduğunu hiçe saymışım oysa…
NE YAZIK Kİ; Karşımdakilerin EKSİKLERİNİ tamamlamaya çalışırken, onların HATALARINI görmeye vaktim kalmamış SANKİ…
Beni ÜZMELERİNE bakmadan, karşılığında ne ALDIĞIMA, ne hissettiğime ALDIRIŞ etmeden hep VERDİM..
Kendimi nasıl da UNUTMUŞUM… Unutturmuşlar aslında….
PARAMPARÇA olmuş KALBİME, doğruları söylemeye çalışan BEYNİME, mutsuz YÜZÜME hep SUS dedim. Sen SUS..!
Kendime HAKSIZLIK ettim, kimseye etmediğim kadar.
KENDİMDEN ÖZÜR DİLERİM…

Ve kainatın kapısı açıldı

56bce3f618c7776a2821fc8e1

Einstein’ın izafiyet teorisinin bir parçası olarak 100 yıl önce ortaya attığı , uzay ve zamanı büken yerçekimsel dalgaların varlığı kanıtlandı. Evrenden artık çok daha etkin ve kesin bilgi toplanmasını sağlayacak bu keşfi, bilim insanları şöyle açıkladı: Kâinatı anlamamız için yeni bir pencere açıldı!

Bİlİm dünyasının on yıllardır merakla beklediği açıklama, sonunda dün yapıldı: Alman fizikçi Albert Einstein’ın 100 yıl önce ortaya attığı, uzayı ve zamanı büken yerçekimsel dalgaların varlığı, kanıtlandı. Son 50 yılın en büyük keşiflerinden biri olarak nitelenen bu olay, bir bilim insanının deyişiyle “kainata yeni bir pencere açıyor.”ABD’deki California Teknoloji Enstitüsü, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) ve LIGO Bilimsel İşbirliği Kurumu’na bağlı bilim insanları, dün Massachusetts eyaletindeki Washington kentinde bir basın toplantısı düzenledi ve Einstein’ın öngördüğü yerçekimsel dalgaları tespit ettiklerini açıkladı.
2 KARADELİK ÇARPIŞTI O DALGALAR BULUNDU
Einstein’ın çığır açan genel görelilik teorisine göre yerçekimi, maddenin varlığı nedeniyle uzay ve zamanı da büküyor. Einstein 1916’da bu teorinin bir uzantısı olarak, yerçekimsel dalgaların varlığını savunmuştu.Ancak bugüne kadar bu dalgaların varlığına dair doğrudan bir kanıt bulunamamıştı. ABD hükümetinin bağımsız bir kurumu olan Ulusal Bilim Vakfı, LIGO projesini başlattı.ABD’nin Louisiana ve Washington eyaletlerine iki dev lazer detektörü kuruldu. Bilim insanları bu aygıtlarla Dünya’ya 1.3 milyar ışık yılı uzaklıktaki iki kara deliği mercek altına aldı.
ULTRA HASSAS LAZERLER KULLANILDI

Son derece yoğun nesneler olan, Güneş’in yaklaşık 30 katı büyüklüğündeki bu karadelikler, birbiri etrafında dönüp çarpışmıştı. Bu çarpışmanın bir sonucu olan yerçekimsel dalgalar, ABD’deki detektörler tarafından ilk kez 14 Eylül’de saptandı. Son aylarda süren ek çalışmaların ardından dün bu keşif ilk kez dünyaya duyuruldu. Yerçekimsel dalgaları tespit etmek için bir protondan 10 bin kat küçük hassasiyete sahip 4 kilometrelik lazer ışınları gerekliydi. LIGO projesiyle bu aygıta ilk kez sahip olundu. Bu dalgaları geçmişteki teleskoplarla görmek mümkün değildi.
VARLIĞINI ARAYANA BİLE ÖDÜL VERDİLER
Açıklamayı yapan bilim adamlarının Nobel Ödülü almasına kesin gözüyle bakılıyor. Zira bugüne kadar doğrudan doğruya tespit edilemeyen kütlesel çekim dalgalarının varlığını kanıtlamaya yönelik çabalar bile ödüllendirilmişti. Dalgaların matematiksel denksizliklerden fazla  olduğunu gösteren Hulse-Taylor çift yıldızı ile ilgili ölçümleri içeren çalışmalar, 1993’te Nobel Fizik Ödülü’ne layık görülmüştü.
DÜNYA’YI GÜNEŞETRAFINDA DÖNDÜREN BÜKÜLME
ALBERT Einstein’ın yerçekimsel dalga teorisine göre, kütlesi olan her cisim, uzay zamanı büker. Örneğin Güneş’in kütlesel ağırlığı nedeniyle yarattığı yerçekimsel dalga çevresindeki uzayı büker. Gezegenler de, bu eğime girdikleri ve kurtulamadıkları için, çukurun içinde dairesel olarak dönmeye başlar. Kısacası Dünya da dahil gezegenleri Güneş’in etrafında döndüren aslında çekim kuvveti değil, Güneş’in kütlesinin uzayda oluşturduğu bükülmedir. Kütle ne kadar büyük olursa “çukur” da o kadar büyür. Einstein’ın kütlesel çekim dalgaları adını verdiği dalgalar da uzaydaki kütlelerin işte bu şekilde birbirleri etrafında dönerek oluşturduğu dalgalardır.
PEKİ BU KEŞİF NE İŞİMİZE YARAYACAK?
Belkİ yarın televizyon veya cep telefonu gibi hayatımızı kolaylaştıracak bir icada dönüşmese de, bu keşif bilimde tam bir çığır açtı. Çünkü bilim insanları kainatla ilgili tüm bilgileri, radyo dalgaları, ışık, X ışınları, gamma ışınları ve kızılötesi ışınlar gibi elektromanyetik dalgalardan topluyor. Bu dalgaların hepsi de, evrende ilerlerken kesintiye uğrayabiliyor. Bu nedenle de, “kâinatın hikâyesi”ni bugüne kadar hep parça parça, eksik halde öğrenebiliyorduk. Yerçekimsel dalgaların saptanması sayesinde, artık astronominin elinde yeni ve çok önemli bir araç var. Bu sayede “kâinatın hikâyesini” yakında bir bütün olarak öğrenebiliriz. Kainatın ilk dönemine ait hiç bilmediğimiz verilere ulaşabilir, esrarını koruyan karadelikleri ve nötron yıldızlarını daha iyi anlayabiliriz. Penn Üniversitesi’nden Abhay Ashtekar’a göre “Bu gerçekten, gerçekten heyecan verici bir olay. Kâinata yeni bir pencere açılıyor”.
OSCAR’LI FİLMİN  KONUSU
Kütlesel çekim dalgaları, ünlü Interstaller (Yıldızlararası) filminin de ana temasını oluşturmuştu. Oscar dahil birçok ödül alan filmde kütlesel çekim dalgalarıyla iki nokta arasında genişleyen uzay zamanda oluşan solucan delikleri işlenmişti.

Kaynak: Hürriye