Çamaşır Makinesinin İç Temizliği – SİRKE MUCİZESİ

camasir-deterjani1
Çamaşır makinelerindeki en büyük sorun kireç oluşmasıdır. Kireci sökmek ve temizlemek için limon tuzu ve sirke kullanabilirsiniz.
Limon tuzunu veya sirkeyi çamaşır makinenizin deterjan gözüne koyup, makinenin en yüksek sıcaklık ayarında içerisi boş bir şekilde çalıştırın.

İsterseniz makinenin içerisine sirke döküp, deterjan gözüne de limon tuzu koyup çalıştırabilirsiniz.
Makineniz hem kireçlerden kurtulacak hem de tamamen temizlenecektir.

Kaynak: Bitkiblog

Simurg: Kendi küllerinden yeniden doğmak

Ezoterizm, mitolojinin sembollerine bürünüp sırlar diyarına gizlenmiş. DNA’larda vücut bulmuş, kelimelerde perdelenmiş, bir tek kavrayış yoluyla ruhta çözülmeyi beklemekteymiş.

simurg-yeniden doğuş-indigodergisi

Birazdan okuyacağınız mitolojik öykü; benim, sizin ve bizim öykümüze ne kadar da benziyor. Bu öykü bilginin ve akılların ötesinde olan, hep yalnız ama yardım isteyenlere asla hayır demeyen, her yerde olabilen fakat hiçbir yerde bulunamayan Zümrüdi Anka, Simurg ya da otuz kuşun öyküsüdür…

Kuşlar diyarında yaşayan Simurg, başı sıkışan her kuşa yardım etmek için hazırken uzun bir süreden beri artık görünmemeye başlamıştır. Kuşlar, Simurg’un neden görünmediğini, yardım çağrılarına cevap alamadıklarını merek etmişlerdir. Aradan zaman geçer ve bu sorgulama kulaktan kulağa yayılır. Kimileri bu durumdan kendilerini suçlarken, kimileri de ilgisiz kalmaktadır. Bir gün uzak bir ülkeden benzerlerinin dışında bir kuşa rastlarlar. Bu kuş, Simurg’un kanadından bir tüy bulmuştur! Uzun zamandan beri kendisinden haber alınamayan ama hala varlığını kanıtlayan bu tüy haberi kısa sürede kuşlar diyarında yayılmaya başlar ve kuşlar toplanarak bir araya gelirler. Kaf Dağı’nda yaşadığı rivayet edilen Simurg’a gitmek için yola çıkmaya karar verirler.

Bu yol uzun, meşakkatli ve zorluklarla doludur. Öyle ki, gidenlerin döndüğü görülmemiştir. Bunu göze alan kuşlar konuya akıllıca yaklaşarak, onlara her an yardımcı olabilecek haberci kuştan, bu yolculukta kendilerine kılavuzluk yapmasını istemişler. Bir bilge olan haberci kuş ise, daha evvel bahsedilen bölgeleri tanıdığını ve topluluğa kılavuzluk edebileceğini söyler. Böylece yolculukta olabilecek tüm risklere karşı kendilerini yalnız bırakmayacak “Bilge Kuş”la Simurg’u bulmak için yola koyulurlar.

Yolculuğa katılanlar oldukça istekli ve gereken vasıflara sahip kuşlardır. Yolculuk boyunca aralarında konuşarak bilgilerini paylaşırlar. Paylaştıkları her bilgi onlarda daha büyük bir ilgi ve merak uyandırmaktadır. Bu ilgi ve merak onlarda gizemli Simurg’a ulaşmayı, onunla buluşmayı daha da istekli bir hale dönüştürmüştür.

Söylencelere göre Simurg; her canlıdan bir iz taşımakta, tüylerinde her rengi barındırmaktadır. Kanatları altın ve kırmızı renklerin karışımı, vücudu ve başı ise mor renktedir. Garip olanı da yüzünün insana benzediğidir! Eşsiz bir kuş olan Simurg eylemlerinde de benzersizdir. Diğer sıra dışı bir özelliği de, ömrünün bir aşamasına geldiğinde yaşadığı yer olan “Bilgi Ağacı”yla birlikte kendini ateşe vererek kül olana dek yanması ve ardından o küllerin içinden yeniden doğmasıdır. Bu nedenle ölümsüzdür. Onun varlığı, yanında bulunana tarifi mümkün olmayan bir mutluluk, sükûnet, huzur ve güven vermektedir.

simurglar

Yolculuğa çıkan kuşlardan bazıları çeşitli gerekçelerle bu yolculuktan sıkılır ve vazgeçmeye başlar. Eğer yanlarında onlara yol gösteren “Bilge Kuş” olmasaydı, belki de bu kadar yolu gitmeden daha başlangıçta vazgeçmiş olacaklardı. Oldukça fazla sayıda olan kuşların birçoğu vazgeçmiş olsa da yolculuk kalanlarla devam etmektedir. Geriye kalanlar Kaf Dağı’nın eteklerine henüz ulaşmışlardır. Efsaneye göre asıl zorluklar da bu aşamadan itibaren başlayacaktır. Dağın eteğindeki o korkulu vadiden geçeceklerdir. Bazı kuşlar, vadiyi aşmak için yeterince yükselemez ve korkup geri dönmek ister. Kimisi yorulup biraz dinlenmeyi seçerken bilmez ki, belki de gidenlere asla yetişemeyecektir. Kimisi vadideki güzelliklere dalarak yolunu kaybeder, kimisi de ayrılık vadisinde kaybolur.

Bazıları geride bıraktıklarının hüznüne kapılarak dönmek ister. Kimileri, bilmedikleri bir diyara gitmektense bildikleri dünyayı tercih eder (!). Kimileri, arkadaşlarının bu yolu terk etmesini gördükçe kararlılığını yitirir. Kimi öfkesine, kimi büyük kuş ise kibirlerine yenilerek ayrılır yolculuktan.. Artık ne bülbüllerin şarkılarını dinleyecek, ne de görkemlerinin tadını çıkaracak ortam bulamayan kuşlar da yolculuğu terk eder. Her şekilde mazeret sayısı giderek artmıştır. Zaten bu meçhul olan zorlu yolun sonu da belli değildir!

“Bilge Kuş”, gelinen bu noktada artık kimseyi kararından döndürmek için bir çaba harcamamaktadır.

Kalan kuşlar dayanamayıp Bilge Kuş’a bu yolun nereye varacağını sormak isterler. O ise bu aşamadan sonra yolun sonunda kendi yaşayacağı deneyim yanında ötesinin anlamsız olacağını düşünerek onları cevapsız bırakır. Sırasıyla aşk vadisini, marifet ve istiğna (tok gözlülük) vadilerini geçerler. Buraya kadar sayıları giderek daha da azalır. Vahdet vadisine gelince birçoğu orada kalmak ister. Hayret vadisine geldiklerinde ise gördükleri karşısında donakalırlar. Ne yerleri ne de yurtları akıllarına gelmemektedir. Sonsuza kadar bu vadiyi hayranlıkla izlemekten güzel daha ne olabilir ki? Kuş topluluğu, Hayret Vadisi’nde kalmak isteyen kuşları da geride bırakarak idrakleri ve hayalleri dışında olan Yokluk Vadisi’ne ulaşırlar. İşte burası, hakkında hiç konuşulmayan ve konuşulmaması gereken yerdir. Yokluk Vadisi, Simurg’a açılan son kapıdır.

Sonunda, kalan kuşlar o gizemli efsanedeki yere varmışlardır. Önlerinde tüm heybetiyle “Bilgi Ağacı” durmaktadır. Sürü olarak yola çıkan kuşlar buraya vardıklarında, sayıları sadece otuzdur! Ağacın üstünde de otuz tablet durmaktadır. Herkes huşu içinde kendisine en yakın olan tablete sessizce yaklaşır ve okumaya başlarlar. Tablette şu yazmaktadır: Burası “Si” (otuz) murg (kuş) un evidir. İçlerinde oluşan duygu giderek fiziksel bedenlerini sarmaya başlar ve tarifsiz bir titremeye dönüşür. Bugüne kadar zannettikleri her şey, hakikat karşısında yanmaya ve yok olmaya başlar. Aynı anda Bilgi Ağacı da yanmaktadır. Sonunda yanacak hiçbir şey kalmadığında o küllerden yeniden doğmaya başlarlar.

anka-kuşu1

Bu mitolojik anlatımda da anlaşıldığı gibi insanın kendisini bilmesi acı verici, zorlayıcı ve yakıcıdır. Bu bazen bir rehberle yapılan, bazen de insanın kendince yaptığı bir yolculuktur.

 Ölmeden ölmek! Yanarken yanmadığını görmek!

Gerçek inisiyatik öğreti de bu mitolojik anlatımda olduğu gibi neredeyse birebir yaşanmaktadır. Kaf Dağı ise insanın Ben’i ile Kendi’si arasındaki yolculukta edindiği bilgiyle ulaşacağı yerdir. Hikayede de görüldüğü gibi, Ben’imizin peşine düşmek bizi geçmişe götürür. Geçmiş bizi geleceğe gitmekten alıkoyar. Oysa kendimizin ardından gitmek bizi geleceğe taşıyacaktır. Bu da tekamülün kaçınılmaz şartıdır.

Herkes her şeyi ister; ancak yapabilenler başarır! Tıpkı Simurg, otuz kuşun, hikayesinde olduğu gibi.

Eğer bir yolculuğu talep etmişseniz, o yolu gitmek bir sorumluluktur. Yola çıkmış biri olarak gidiyorum ve gitmeye devam edeceğim; ta ki, küllerimden yeniden doğuncaya dek.

– İndigo Dergisi

Sağlıklı, başarılı ve mutlu olmanın yolu iyi ve kaliteli bir uykudan geçiyor

16265919_10158100577115557_9210699311165160632_n1

 

 

Sağlıklı, başarılı ve mutlu olmanın yolu iyi ve kaliteli bir uykudan geçiyor
Vücudumuzun 24 saatini düzenleyen ahenkli bir ritmi bulunmaktadır. Vücudumuzun biyolojik ritmi uyku, kilo alımı, duygusal bozukluklar ve çeşitli hastalıklar üzerine etkilidir. Biyolojik ritm kalp, beyin, karaciğer, böbrek ve kaslarımızda da olmakta, vücut ısısının kontrolü ile hormon salınımının düzenlenmesini sağlamaktadır. Kaliteli ve verimli bir uyku bir çok hastalık ile mücadele etmede büyük önem taşımaktadır. Yetersiz uykunun hastalıklara davetiye çıkardığı iyi bilinmektedir.
Farelerde yapılan araştırmalara göre vücudun sirkadiyen ritmi enfeksiyonlarla savaşmada bağışıklık sistemini düzenlemektedir. Kansere karşı savaşta da bağışıklık sisteminin önemi büyüktür. Toll-like receptor-9 (TLR-9) gen seviyesi yüksek olan fareler enfeksiyonlarla daha iyi savaşmaktadır.
İlginç olarak deneysel sepsis denilen şiddetli enfeksiyon yapıldığında, hastalığın şiddetinin derecesini deneysel sepsis yapılma zamanı belirlemektedir. Sepsisin şiddeti TLR9 daki siklik değişikliklerle ilişkilidir. Araştırmacılara göre sepsis hastalarının neden daha çok sabah 02.00 – 06.00 arasında öldüğünü bu ilişki araştırmaktadır.
Farelerde TLR9 düzeyi yüksek iken aşılama yapıldığında aşıya karşı bağışıklık sistemi arttırılmaktadır. Bu nedenle aşılama zamanına göre aşının etkinliği değişmektedir.
Bu çalışmalara göre, insanlarda da var olan günlük sirkadiyen ritim jet lag ve yetersiz / zamansız uyku ile bozulduğunda bağışıklık sistemi dahil bir çok sistem olumsuz etkilenebilmekte ve hastalıkların önü açılmaktadır.
Bu çalışmalar sadece yeni bir buluş olarak görülmemeli, hastalıklardan korunma ve tedavide bağışıklık sisteminin en verimli bir şekilde kullanılmasının da önünü açacaktır. Özellikle yoğun bakımda izlenen hastaların gürültü, gece ışığa maruz kalma ve tedaviler nedeni ile uyuma şekilleri bozulmaktadır. Günümüzün en önemli araştırmalarından birisi bu faktörlerin TLR9 ekspresyon seviyelerini ve bağışıklık sistemini nasıl etkiledikleridir. Bu soruya önümüzdeki dönemde yanıt verilecektir. Özellikle insanlarda TLR9 seviyelerindeki dalgalanmaların değerlendirilmesi hastalıklarla mücadelede çok değerlidir.
Kalitesiz veya yetersiz uyku, stres ile ilişkili bağışıklık depresyonunu kötüleştirir
Bu konuda ilk çalışma 1998 yılında yayımlanmıştır. Stresin bağışıklık sistemini etkilediği, soğuk algınlığını kolaylaştırırken yara iyileşmesini de bozduğu gösterilmiştir.
1998 yılındaki çalışmada birinci uyku siklusunda sık olarak uyanan kişilerde doğal öldürücü (NK) hücre aktivitelerinin düşük olduğu gösterilmiştir. NK hücreleri kanserin erken dönemde tanınıp yok edilmesinde çok önemlidir. Hasta yaşı NK sayısı üzerine temel etkili olmakla birlikte uyku bozuklukları NK hücre düzeylerinde % 12 düşmeden sorumludur.
Vücudunuzun doğal saati ile uyumlu yaşıyor musunuz?
Uyku, sağlığın idamesi için çok önemlidir. Eğer kötü uyuma alışkanlığı varsa zamanla bunun bedeli maalesef ödenecektir. Genellikle sirkadiyen ritminizle uyumlu bir yaşam tarzına sahip olursanız kendinizi daha iyi hisseder ve daha sağlıklı olursunuz. Hafta sonları da dahil olmak üzere egzersiz, beslenme ve uyuma programının düzenli olması sağlıklı bir hayatın anahtarıdır.
Fakat çoğunlukla insanlar uyku bozuklukları süreğen olduğu için, böyle bir sorunları olduğundan haberleri bulunmamaktadır. Tarihsel sürece baktığımızda insanlar gündüz uyanık, gece ise uyku durumundadırlar. Genetik yapımıza binlerce yıldır işlenen bu biyolojik ritm, gece geç saatlere kadar uyanık kaldığımızda bozulmaktadır. Sonuç olarak vücudumuzun aklı karışmakta, uyku için ve ertesi güne başlamak için gerekli hazırlığın yapılmasına yönelik maddelerin salıgılanmasına başlayamamaktadır.
Melatonin isimli hormon, beynin sirkadyan ritmiyle ilişkili olup, uyku süresince pineal bezden salgılanır. Vücuttaki kanseröz olayların engellenmesi, bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde kuvvetli antioksidan etkisi ile katkıda bulunur. Dişilik hormonu olan östrojenin salgılanması, melatonin tarafından azaltılır. Serbest radikaller olarak isimlendirilen ve hücrelere zarar veren maddeleri nötralize eder. Gece ışığa maruz kalınması melatonin hormonunun salgılanmasını belirgin şekilde azaltır. Özellikle gece uyumayan (uzun uçuşlarda görevli hostesler gibi) ve ışığa maruz kalan mesleğe sahip kadınlarda melatonin yetersiz salınmakta, bu da meme kanseri riskinde artışa neden olmaktadır. Bu nedenle gece geç saatlere kadar televizyon seyretmek, bilgisayar karşısında oturmak veya ışığı yanık bırakmak yıllar sonra başta kanser olmak üzere çeşitli hastalıkların görülme sıklığında artışa neden olmaktadır.
Uyku sağlığınızı nasıl etkiler?
İyi bir uyku olmadan sağlıklı olmak pek mümkün değildir. Beslenme ve egzersizin iyi yapılması uykuyu kolaylaştırmakla birlikte eğer uykumuz bozuksa her ikisinin yararı da azalır. Sirkadiyan ritm sadece bağışıklık sistemi üzerine etkili olmamakta, hücresel düzeyde biyolojik aktiviteyi de doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle bozuk veya bölünmüş bir uyku bağışıklık sistemini bozar, kanser riskini arttırır. Uyku bozukluğunun diğer etkileri:
– Kabızlığa neden olur
– Kalp hastalığı riskini arttırır
– Kan basıncını arttırır
– Mide ülserine neden olabilir
– Daha fazla açlık hissi ile birlikte aşırı yenmesine ve kilo alımına neden olur
– Şeker hastalığı riskini arttırabilir
– Normalde derin uyku ve şiddetli egzersiz ile salgılanan Büyüme Hormonu’ nun düzeyinin azalmasına bağlı erken yaşlanmaya neden olur
– Herhangi bir nedene bağlı ölüm riskini arttırır
– Kortizolün üretiminde artışa neden olarak hipokampüste daha az sayıda yeni beyin hücresi oluşumuna neden olarak beyine hasar verir
Ayrıca uyku bozuklukları Parkinson, Alzheimer, Multipl Skleroz, Mide-bağırsak sistemi hastalıkları, böbrek hastalıkları ile çocuklarda davranış bozukluklarının şiddetlenmesine neden olur.

Uyku ilaçları, uyuma bozukluğu için iyi bir seçenek mi?
İnsanların % 40’ ı yeterli ve kaliteli uyurken, geri kalanında uyku bozuklukları bulunmaktadır. Amerika Ulusal Sağlık Enstitüsü’ nün yaptığı bir araştırmada uyku ilaçlarının plasebo olan şeker haplarından sadece 13 dakika önce uykuya dalmayı sağladığını göstermiştir. Bazı ilaçların ise hiçbir yararı olmadığı gösterilmiştir. Yeni yapılan araştırmalarda da uyku ilacı alan insanlarda ani ölüm riskinin almayan insanlara göre daha yüksek olduğu gösterilmiştir.
Melatonin, gece uykuyu sağlayabilecek doğal desteklerden birisidir. Melatonin hormonunun doğal yoldan arttırılmasının yollarından birisi gündüz kuvvetli gün ışığına maruz kalmaktır. Kışın tam spektrumlu florasan lambaları ile gündüz bol ışık alınabilir. Ayrıca gece uyku odasının tamamen karanlık olması da çok faydalıdır.
Melatonin uykuyu arttırır, daha hızlı uykuya dalmayı sağlar ve yorgunluğu azaltır. Dil altı melatonin daha hızlı emileceği için tercih edilebilir.
Melatonin destek olarak 0.25-0.5 mg gibi düşük dozlar genelde yeterli olur. 3 mg gibi daha yüksek dozlar uykuya ters etki yapabilir.
Uyku kalitemizi nasıl arttırabiliriz?
Tamamen karanlık odada uyuyun: uyuduğunuz odada hafif bir ışık bile olsa pineal bezden melatonin ve seratonin üretimini bozar. Odanızdaki saatin loş ışığı bile uykunuz ile etkileşir. Oda kapınızı kapatın ve odada saat dahil herhangi bir ışık kaynağı bulundurmayın.
Gece yatmadan önce 40-50 gram kaliteli bitter çikolata tüketebiliriz. Bitter çikolata seratonin ve melatonin üretimini düzenler. Ayrıca kalp ve damar sağlığı üzerine olumlu etkileri bulunmaktadır.
Gece televizyon izlemeyin ve bilgisayar kullanmayın. Yatağa gitmeden 1 saat önce televizyon ve bilgisayar gibi elektronik eşyaları kullanmayın ve izlemeyin. Bu teknolojiler uykuyu olumsuz etkilemektedir. Televizyon ve bilgisayar gün ışığına benzer şekilde mavi ışık yayar. Gece saatinde bu ışığa maruz kalan beyin kanar ve gündüz sanarak melatonin salgılamasını azaltır.
Yatağa gitmeden 1 – 2 saat önce sıcak suyla banyo alın. Sıcak banyo vücut ısısını arttırır. Banyodan çıkınca da ani olarak ısı normale iner ve beyine vücudunuzun uykuya hazır olduğu sinyalini verir.
Yatak odasının ısısı 22 derecenin üzerinde olmamalıdır. Bir çok insan evlerinin ve özellikle de üst kattaki odalarının ısılarını sıcak tutar. Araştırmalar uyku kalitesinin 18-22 derece arasında daha iyi olduğunu göstermektedir. Daha soğuk veya daha sıcak ısı, uykunun daha kalitesiz olmasına ve bölünmesine neden olur. İnsan uykuya daldıktan 4 saat sonra vücut ısısı en düşük seviyeye düşer. Oda ısısının serin olması, uykuda olan vücut ısısı düşüklüğünü taklit ederek uyumayı kolaylaştırdığına inanılmaktadır.
Yatak odanızı elektromanyetik dalgalardan arındırın. Elektromanyetik dalgalar pineal bezden melatonin ve serotonin salgılanmasını bozar. Bunu ölçmek için Gauss ölçeri gereklidir. İnternetten bulunabilecek bir cihaz olup yatak odasında elektromanyetik dalganın değerlendirilmesinde çok yararlıdır.
Alarmlı saatleri ve diğer elektrikli cihazları yatağınızdan en az 1 metre uzağa koyun. Böylece alarm stresi nedeni ile gece yarısı uyanmanın ve yayılan hafif ışıktan melatonin hormonunun salgılanmasının azalmasına engel olunur. Cep telefonunun kapalı veya başka bir odada olması, kablosuz iletişim araçlarının ve kaynaklarının hepsi kapatılmalıdır.
Yüksek sesli alarmlardan kaçının. Sabah yüksek sesle çalınan alarm aniden uyanmanıza ve daha sersem olmanıza neden olur. Düzenli uyuduğunuz taktirde alarma gerek kalmadan biyolojik saatiniz sabah sizi kendiliğinden uyandıracaktır.
Gece yatmadan önce ılık bir bardak yağsız light süt (mümkünse organik) veya yasemen, pasiflora, kediotu ve sarı kantaron gibi yatıştırıcı bitkileri içeren karışık bitki çayları veya karabaş hidrosol çayı içilebilirsiniz. Bu tür doğal destekler rahatlayıp daha hızlı uykuya dalmanızı sağlar. Eğer ilaç kullanıyorsanız sarı kantaron içeren ürünleri etkileşim nedeni ile kullanmayın.Prof.Dr.Canfeza Sezgin

Kaynak: Sağlıkla Kal

EĞER DOĞUŞTAN VÜCUDUNUZDA BİR ÖZÜR SÖZ KONUSU DEĞİLSE, VEYA GENETİK BİR HASTALIĞINIZ YOKSA,ÇÖZEMEDİĞİNİZ HASTALIKLARIN NEDENİNİ BAĞIRSAKLARDA ARAYIN

16114866_377619615938450_31972195220955080_n1

 

 

 

EĞER DOĞUŞTAN VÜCUDUNUZDA BİR
ÖZÜR SÖZ KONUSU DEĞİLSE, VEYA GENETİK BİR HASTALIĞINIZ YOKSA, YADA SONRADAN BİR KAZA SONUCU HER HANGİ BİR HASTALIĞA MARUZ KALMADIYSANIZ, BUNLARDAN GERİ KALAN VE BİR TÜRLÜ ÇÖZEMEDİĞİNİZ HASTALIKLARIN NEDENİNİ BAĞIRSAKLARDA ARAYIN. HASTALIKLARIN %95’İ BAĞIRSAKLARDA BAŞLAR..!!!
BAĞIRSAKLARINIZ HAKKINDA, BİLMEDİĞİNİZ GERÇEKLER.
Bağırsağınız vücudunuzun en ağır işçisidir.
Ve bu organ hakkında bilmediğiniz pek çok hayati gerçek söz konusudur.
1– inanılmaz gelse de ağızdan–anüse
sindirim sisteminin uzunluğu 9 metre ve bağırsakların yüzeyi bir tenis sahası kaplayabilecek büyüklüktedir.
2– bağırsaklarımız sağlığımız üzerinde derin bir etkiye sahiptir. Nörolojik, pisikolojik, olduğu kadar bağışıklık sisteminin %70 — 80 ninden bu organ sorumludur. Sindirim sisteminin kumanda merkezi olup besinlerin emilimi, vitaminlerin sentezlenmesi, dışlılama fonksiyonu yanında, sempatik ve parasempatik sinir iletim maddelerinin, uyarıcı hormonların ve koruyucu salgıların hassas dengesini de kontrol eder. Vücuda giren millyonlarca bakteri, virüs, mantar ve zehirli tüm maddelerin vücüttan uzaklaştırılmasından sorumludur.
3– Bağırsak gece gündüz hiç durmaksızın çalışır. Boş sağlıklı bir bağırsak 2 kilo,
Sağlıksız bağirsak ise 20 — 22 kg hatta daha fazla ağırlığa ulaşır.
4 — sağlıklı bir bağırsak adeta bir yağ yakan makine gibi çalışır ve kilo kontrolü sağlar.
5 — ortalama 75 yıl süren bir insan ömrü boyunca, bağırsaklar en az 30 ton katı gıda 50 bin litre sıvıyla baş etmek zorundadır.
6– sindirim sisteminde, aynen beynimiz gibi aynı hücre tiplerine, etken maddelere ve reseptörlere sahiotir.
Bu sebeple 2. Beyin denmektedir. Beyindeki kadar, 100 milyon sinir hücresi içermektedir.
7 — en son çalışmalar sindirim sistemi ile ruhsal süreçlerin çok sıkı ilişkide olduğunu ortaya koymuştür. Bu geniş sinir ağı yüzünden öfke, stres, üzüntü, korku, endişe, sevinç, panik, aşk gibi duygu durumları tamamen sindirim sisteminde belirti verir.
Bu da bir çok hastalığın ortaya çıkmasına
Sebep olur.
8 — Vücüttaki serotoninin % 95 ibağirsaklarda bulunur. Ayrıca, psikolojimiz üzerinde belirleyici olan Dopamin, Opiatlar gibi psikoaktif maddeler hatta Benzodiazepin gibi ağrıyı yatıştıran kimyasallar bile burada üretiliyor. Sindirim organları beynimizi pek çok şekilde besliyor.
Depresyon tedavisi ilaçları bu sebeple 2. Beyin olan sindirim sistemini ve dışkılamayı
Çok etkiler.-
9 — Dünyada milyonlarca insanın muzdarip olduğu aşırı duyarlı bağırsak sendrumu ( IBS ) bağırsaktaki serotonin artışından kaynaklanır ve 2. Beyin zihinsel rahatsızlığı sayılır.
10 — Kafa tasındaki beyin, bağırsak beyne göre karar verir. Uykuda bile bu değışmiyor. Kötü ve ağır yenen bir yemekten sonra görülen kabusların sebebi budur..
TÜM CİDDIYETİNE RAĞMEN BU HAYATİ ORGANI HALA GÖRMEZDEN GELMEYE DEVAM EDECEKMİSİNİZ ????
BAĞİRSAKLSRINIZA İYİ BAKIN BAĞIRSAKLARINIZ DA SİZE İYİ BAKACAKTIR.
Dr Michael Gershon

Kaynak: Sağlıkla Kal

D VİTAMİNİNE HAYATİ ÖNEM VERİN! Benim 10 000 hastamdan 9 999 unda D vitamini eksik. Eksikliğine göre takviye alınacak…

d%20vitamini%20eksikligi_1efeb7ce-6af7-483d-9a63-7ff6c4a38b841

 

 

Prof. Dr. Canan Karatay: D VİTAMİNİNE HAYATİ ÖNEM VERİN! Benim 10 000 hastamdan 9 999 unda D vitamini eksik. Eksikliğine göre takviye alınacak.
D Vitamini Konseyi: D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ VE YETERSİZLİĞİ DÜNYA ÇAPINDA BİR SORUN! Bu kadar çok insanda D vitamini (gün ışığı hormonu) neden eksik?
ABD Ulusal Sağlık Kurumu Sitesi’nde yayınlanan bilgiye göre D vitamini eksikliği ya da yetersizliği küresel bir sağlık sorunu. Dünyada bir milyardan fazla kişide D vitamini eksikliği ve yetersizliği bulunuyor. Buna rağmen ne hükümetler ne de sağlık kurumları genel ve ciddi olan bu acil sağlık sorunu için halkı uyarmıyorlar!
Şubat 2015’te, ABD Beslenme Önerileri Komitesi’nin ABD Sağlık ve Sosyal Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı için hazırladığı raporunda D vitamininin gebeler için önemi vurgulanmakta, kemik ve kas gelişimi dışında, 200 gene etki ettiği ve toksik düzeylerinin henüz gösterilmediği bildirilmektedir. Yani, son raporlarda D Vitamininin toksisitesi olmadığı, toksik olduğunu gösteren bir çalışmanın da bulunmadığı, üst sınırın kaldırıldığı belirtiliyor (bakınız USDA ABD hükümetine sunulan Şubat 2015 raporu.)
Kanser doktorları da D vitamini öneriyor! California Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nde yapılan bir araştırmada, onkologlar kemoterapi yapmadan önce kanser hastalarının önce D vitaminlerini yükseltiyorlar, o zaman kemoterapinin yan etkilerinin daha az görüldüğünü ve hastaların kemoterapiye daha iyi tolere ettiklerini belirtiyorlar.
Yağda eriyen bir vitamin olan D vitamini, cildimizde güneş ışığının etkisi ile üretilir.
D vitaminin görevlerini şöyle sıralayabiliriz:
• Tüm vücut organ ve dokularında D vitamini reseptörleri bulunur ve hücrelerde bulunan genlerin normal olarak çalışmalarını düzenler.
• Kanlarında düşük düzeylerde D vitamini bulunan kişilerin, kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riskinin fazla olduğu gösterilmiştir.
• Obez yetişkinlerin ve şeker hastalarının kanlarında D vitamini düşük olarak bulunmuştur.
• D vitamini, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. D vitamini eksikliği olan kişilerin alerji, otoimmün ve kanser hastalıklarına yakalanma riski yüksektir.
Kanada hükümeti, 2009 yılında domuz gribi aşısı yerine, halkın
bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek amacı ile onlara D vitamini takviyesi sağlamış, kimseye domuz gribi aşısı yaptırmamıştır.
• Kuvvetli bir antioksidan olan D vitamini, organizmayı serbest oksijen radikallerinin zararlarından korur.
• Yaşlılarda sık olarak rastladığımız dengesizlik nedeni ve bunun sonucu düşmelerinin de D vitamininin eksikliğine bağlı olduğu bildirilmiştir.
• Şeker hastalarının kandaki D vitamini normal düzeylerde olduğunda, kan şeker kontrollerinin daha kolay olabildiği de gösterilmiştir.
D vitamininin normal düzeyleri nelerdir?
Herkes doktorları ile test yaptırıp eksiklik varsa ona göre takviye almalıdır. D vitamini (gün ışığı hormonu) eksikliği giderilmelidir. Kanda D vitamini düzeyi 100 ng/ml üzeri olmalıdır ve bu herkes için aynıdır. Herkes doktorlarıyla tahlil yaptırıp D vitamini eksik olanlar, takviye alacak.
Yaz ya da kış aylarında normal şartlarda kanda D vitamini düzeyinin en az, 100 ng/ml’nin üstünde olması gerekir.
Sağlıklı doğal yağlar yendiği zaman, D vitamini ile birlikte yalnız yağda eriyen ve emilebilen A, E, K vitaminleri de organizmaya girer. Yiyeceklerimizle almış olsak bile, sağlıklı yağları yemediğimiz zamanlarda bu vitaminlerin vücudumuza girmesi mümkün değildir.
Bilhassa kilolularda D vitamini eksik. Önemsenmeyen gizli bir engeldir. D vitamininiz düşükse kilo veremezsiniz.
Prof. Dr. M. Canan Efendigil Karatay
Kalp ve İç Hastalıkları Uzmanı
Karatay Sağlık Kitaplarının Yazarı

Kaynak: Sağlıkla Kal

ÖNEMLİ OLAN: YERE DÜŞMEK DEĞİL, YERDEN KALKMASINI BİLMEKTİR.

15621844_1133085553471092_4225115856106872613_n1

Önemli olan; Yere düşmemek değil, yerden kalkmasını bilmektir…
Önemli olan; Hata yapmamak değil, hatalarından ders almaktır…
Önemli olan; Yaşamak değil, yaşamını anlamlı kılabilmektir…
Önemli olan; Nefsine göre değil, nefsini kontrol ederek yaşamaktır…
Önemli olan, Kavga etmek değil, kavgadan sonra barışabilmeyi bilmektir…
Önemli olan, Geçmişine kızmak değil, geçmişinle barışabilmeyi öğrenmektir
Ve Önemli Olan; Kendini Suçlamak Değil, Kendini SEVMEYİ VE AFFETMEYİ ÖĞRENMEKTİR…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Haşlanmış Limon Nasıl Yapılır?

haslanmis-limon-728x4101

 

 

Aç karnına haşlanmış limon içilirse, kahve veya soda gibi mideye dokunmaz, tam tersine vücutta detox etkisi yaratarak bağırsaklarınızdaki bakteriler yok eder, vücudu besler ve ihtiyacınız olan tüm enerjiyi karşılar.
Haşlanmış Limon Zayıflatıyor
Haşlanmış limon ayrıca vücuttaki yağ yakımını hızlandırarak zayıflamayı destekler. Vücudu zararlı toksinlerden arındırır, mikroplardan temizler…
Haşlanmış Limon Nasıl Hazırlanır?
Haşlanmış Limon Tarifi için kullanabileceğiniz malzemeler; 4-5 adet limon, 5 diş sarımsak, küçük bir parça zencefil ve 2 litre su.
Limonların kabukları soyularak suyu sıkılır. Limonun posası ile kabuklarını bir kenarda bekletilir çünkü karışımın içine ekleyeceğiz. Daha sonra blender yardımıyla sarımsakları ve zencefili güzelce parçalıyoruz. Sıktığımız limon suyu ile blendırdan geçirilen malzemeler bir tencerede karıştırılır.
Başka bir tencere içerisinde 2 litrelik suyumuzu içerisine ayırdığımız limon kabukları ve posasını da ekleyerek kaynatıyoruz. Su kaynamaya başlayınca diğer tenceredeki karışımı da ekleyip kaynatmaya devam ediyoruz. Ortalama 10 dakika kadar bu şekilde kaynadıktan sonra ocağı kapatıp karışımı soğumaya bırakılır. Ilık veya soğuk bir kıvama geldiğinde haşlanmış limon kürünüz hazır demektir.
Bu karışımı her sabah aç karnına 1 çay bardağı içebilirsiniz. Haşlanmış limon kürü içerek 20 kilo kadar zayıflayan okurlarımız mevcut. Siz de mutlaka deneyin. Ayrıca mide ve sindirim sistemi sağlığı için de çok faydalı olacaktır. Özel bir hastalığı olanların doktor gözetiminde kullanması önerilir. Sağlıcakla kalınız..
Haşlanmış Limon Tarifini Mutlaka sevdiklerimizle paylaşalım, herkes faydalansın.

Kaynak: Organik Ürünler

PSİKOLOJİK TEST …% 100 DOĞRU ÇIKIYOR…KAÇIRMAYIN…

7ae2e04f112cac9e970b9c75dbf7a63f1

 

Japonya’nın ünlü psikoloğu Isamu Saito’nun Kokology (Kokoloji) adlı kitabından bir test;
Bir cumartesi günü evde tembellik ederken zil sesiyle yerinizden sıçradınız. Kapıyı açtığınızda çok şaşırıyorsunuz.Eşikte 2 hayvan duruyor. Size 2 mektup getirmişler. İçlerinde de geleceğe ait öngörüler var. Zarfları açınca 2 mektubun içeriğinin çok farklı olduğunu görüyorsunuz. Bir mektupta sizi mutlu bir geleceğin beklediği yazıyor. Diğeri ise felaketleri ve mutsuzluğu haber veriyor. Aşağıda hayvanlardan hangisi size iyi haberi getirdi, hangisi kötü kehaneti iletti?
1.Kaplan
2.Köpek
3.Kuzu
4.Papağan
5.Kaplumbağa

Geleceğin Habercileri için Anahtar; Seçtiği eş çoğu kişinin geleceğini etkiler. Hayvanlarla ilgili olumlu ve olumsuz çağrışımlarınız, psikolojik açıdan zengin ve karmaşık anlamlar taşır. Bu senaryoda mutluluk mesajı getiren hayvan, ideal eş olarak gördüğünüz kişiyi temsil eder. Diğeri ise sizi derin karanlıklara çekmesinden korktuğunuz kişiyi tanımlar.

1.KAPLAN

İyi Haber: Coşkulu, güçlü ve irade sahibi, hükmedici bir eşle mutlu olacağınıza inanıyorsunuz.
Kötü: Kibirli, oranın sahibiymiş gibi etrafınızda dolaşan, ev işlerine yardımcı olmaktan söz ettiğinizde homurdanan hükmedici bir eşe rast gelmekten ürküyorsunuz.

2.KÖPEK

İyi Haber: Bir eşte aradığınız en temel özellik kesin sadakat ve koşulsuz adanmışlıktır. Kötü: Herkesi memnun etmeye çalışan ve başkalarının ne düşündüğüne fazla önem veren kişilerle asla anlaşamazsınız.

3.KUZU İyi: Sizin için mutluluğun anahtarı sıcak kalpli ve ilgili bir eştir. Kötü: Evde pinekleyen, her gün aynı şeyleri yapan sıkıcı bir eşle yaşamak zorunda kalmak sizi ürkütüyor.

4.PAPAĞAN
İyi: Size uygun olan eğlenmeyi seven, konuşkan ve güldürmeyi bilen bir eş. Kötü: Çalışmaktan hoşlanmayan, sürekli gevezelik eden biriyle asla anlaşamazsınız.

5.KAPLUMBAĞA İyi: Ciddi, güvenilir, ihtiyaç duyduğunuzda yanınızda bulunan bir eşle mutlu olursunuz. Kötü: En büyük kabusunuz hayatınızı ağır hareket eden , pek zeki olmayan biriyle geçirmektir

98 yaşındaki yoga hocasından mutluluğun 3 anahtarı!

23081

 

 

 

Enerjisi hiç bitmeyen ve gülücük saçan dünyanın en yaşlı yoga hocası Tao Porchon-Lynch, mutlu bir hayat için uyulması gereken 3 altın kuraldan bahsetti.

Women’s Entreoneurship Day’in kurucusu Wendy Davis’e verdiği röportajda güne ‘Bugün hayatımın en güzel günü olacak’ diye başladığını söyleyen Tao Porchon-Lynch, kolay yöntemlerle mutluluğun yakalanabileceğini anlatıyor.
Her günü neşeyle karşılayın
Tao Porchon-Lynch’i örnek almaya ne dersiniz? Sabah alarmı sinirli bir şekilde ertelemek yerine, kendinize harika bir gün olacağını söyleyin. Yüzünüzde kocaman bir gülümsemeyle yataktan kalktığınız zaman, somurtacak pek fazla neden olmadığını keşfedeceksiniz.
Yargılamaktan vazgeçin
‘Kimseyi küçük görmeyin’ diyen Lynch, okuma yazma bilmeyen bir köylüden bahsediyor. ‘Köylü adam okuma yazma bilmiyor olabilir ama üzerinde yaşadığınız toprak hakkında sizden daha fazla bilgi sahibi.’ diyen 98 yaşındaki Tao Porchon-Lynch, herkesten öğrenilebilecek bir şeyiniz olduğunu bilmenizi istiyor.
Olabilecek kötü şeyleri düşünerek moralinizi bozmayın
Hayatta eninde sonunda kötü olaylarla da karşılaşacağız, tam da bu nedenle Lynch hayatın olumlu yönüne odaklanmanızı tavsiye ediyor. Tao Porchon-Lynch, zihnin devreye girmesiyle bazen düşüncelerini yalnızca ters gidebilecek şeyler kaplasa bile kötü düşüncelerin yoluna çıkmasına izin vermediğini belirtiyor. 2. Dünya Savaşı sırasında savaş pilotlarıyla birlikte olan Lynch, insanların korkusuzca yaşamaya başladıklarında neler yapabileceklerini gördüğünü söylüyor.