Yeni bir reklam filmi var gördünüz mü? “Esnaf beni affeder mi?”diye…

7565066520381

Yeni bir reklam filmi var gördünüz mü? “Esnaf beni affeder mi?”diye…
Öyle tatlı, öyle içten geldi ki, sanki hislerimi filme çekmişler gibi…
Hep derim ya, esnaf candır diye…
Çocukluğumun bakkal amcası mesela… O bakkalın kokusu bile burnumda şu anda. Arap sabunu ile karışık, fırından çıkmış taze ekmek kokusu.
Camlı dolabın içinde duran kalıp kalıp beyaz peynirler. Hani o yağlı saman kağıdına sardığı.. O peynirlerin tadını hala başka bir peynirde bulabilmiş değilim.
Ne bileyim, kasanın yanında dizili duran arap kız resimli Mabel sakızlar, Tipitip’ler, şemsiye çikolatalar, şişe şişe sütler…
Gri hırkalı, beyaz gömlekli, burnunun üstüne gözlüğünü düşürmüş, o güleç, o babacan bakkal amcam. Adını sorsanız hala bilmem. “Bakkal Amca” işte. Güvenilir, tatlı, aileden biri gibi.
Annem sokakta oynamaya indiğim zaman beni ona emanet ederdi. Kendimi garip biçimde güvende hissederdim bakışlarını üzerimde hissettikçe. Kapıya yaslanır, şefkatle izlerdi bizi. Bildiğiniz kollardı bütün sokağın çocuklarını…
Avaz avaz bağırarak yakantop ve dalya oynadığımız o uzun yaz günlerinde, annem daireden dönmeden eve dönüp, üstümü değiştirip, apartmanın merdivenlerine tertipli bir biçimde oturup karşılamak isterdim onu. Anne-kız el ele tutuşur dükkandan içeri girerdik, ne eksikse artık.
Bakkal amca, yanağımdan bir makas alır, “Kızın çok usluydu bugün annesi” der, bana göz kırpardı. Sonra da illa bir şey ısmarlamak isterdi. Değişik bir çocuktum ben, tatlı ve çikolata sevmezdim mesela. O ağzının içine sıkılan çikolata tüpleri vardı, arkadaşlarım en çok ona bayılırlardı, benimse midem bulanırdı, öğğğ….
O yıllarda en bayıldığım şey varsa yoksa simit. Hala da öyle.!
Sokaktan simitçi geçti mi, başındaki tablayla boynunu ahenkle sağa sola döndürüp, gevrek gevrek “Simiyytçiyeeee” diye bir nara attı mı, pencerenin camına yapışırdım. Hep aynı saatte geçerdi, bir gözü bizim pencerede. Belime kadar sarkıp “12 numaraaa” diye seslenirdim. Akşamüstüne de bir yakışırdı ki o çıtır çıtır esmer, kavruk Ankara simitleri…
Sonra bir Kuaförümüz vardı, Ahmet Amca. Ne nazımı çekti garibim. Saç kestirmekten oldum olası nefret ettiğim için eline bir ayna alır, bir tutam keser, bir aynayla bana gösterirdi, bak kısalmadı korkma diye, bir tutam daha keser, bir daha gösterirdi, ta ki bütün saçım tamamlana dek… Eşi de manikür-pedikür-kasa işlerine bakardı. Ne uyumlu, ne tatlı bir çifttiler. Fonda Türk Sanat Müziği, sıcacık, samimi bir dükkan. Dükkan bile değil, komşu,komşu…
Manavımız Salim amca. Hani babamın bir türlü adını ezberleyemediği. Balkona çıkıp bağırırdı, “Mustafaaaa….” “ Aliii…..”
“Ya baba, öğrensene artık adamcağızın adını, ayıp olmuyor mu ??” derdim.
Gülerdi keyifle. “Olsun, bakıyor ya..” derdi.
“Evet, kim bağırıyor ordan diye bakıyor” diye söylenirdim.
Salim Amca o mesafeden bilirdi bizim komik komik atıştığımızı, siparişleri kapıya getirdiğinde bana “Boşver, ben biliyorum hocamın iyiliğini, o şakadan yapıyor”diye göz kırpardı bana.
Ola ki dükkanın önünden geçiyorsam, hemen oradan bir elma kapar, şöyle bir havaya atar tutar, mavi önlüğünde parlatıp uzatırdı gülümseyerek. Bütün mahalle severdi onu. Ne yumuşak huylu, ne iyi niyetli adamdı.
Yıllar geçtiii, biz unuttuk esnafı. Hele eşimle ilk evlendiğimiz yıllarda, öyle bir yerde oturuyoruz, ve eve öyle bir saatte geliyoruz ki, tek seçenek yakınlardaki market. Gelsin paketli gıdalar, o saate ne kaldıysa çürük çarık meyve sebzeler…
Ne zaman ki Maçka’da, Vişnezade’de ofis açtık, yeniden kavuştuk esnafın güzelliğine… Taş fırından tutun, o arap sabunu kokulu bakkala, her gün aynı saatte gelen yaşlı simitçi amcaya kadar. Hani şu bol satışlar dileyince, “Ağzın bal yesin” diyen simitçi amca. 🙂
Kadıköy’e taşınmamız ise en şahanesi oldu. Olabilecek en harika çarşının dibinde yaşıyoruz. Bir fırınımız var, ben öyle güzel ekmek,pide yemedim, öyle çalışkan insanlar görmedim. Müthiş bir ekip onlar, gün geliyor tezgahın arkasından unlu elleriyle çıkıyor bir amca , ekmeğinizi dilimliyor. Herkes her işi yapıyor gocunmadan. Hem biliyor musunuz, “askıda ekmek” adeti de var. Askıda simit, ramazan geldi mi askıda pide… Bir kara tahtaları var küçücük, oraya yazarlar, “Askıda ekmek :10 adet” filan diye… İhtiyacı olan gelir, askıdan istiyorum der, hiç gururuna dokunmadan alır ekmeğini gider.
Bir pastanemiz var, sahibi Birsen. Elleriyle yapıyor herşeyi içerde. Uzun uzun hasbıhal edip de alışveriş yapmanın keyfi bambaşka. Açması, kaşarlı poğaçası nefis olur.
Peynirlerimizi aldığımız bir baba-oğul var, bir kamyonette satıyorlardı önceleri. Salı ve Perşembe günleri gelirlerdi, upuzun kuyruklar olurdu kamyonetin önünde. İşte o çocukluğumun bakkal amcasının peynirine en yakın tat onlarda var. Tenekesini gözünüzün önünde açarlar. İstediğiniz kadar da denetirler, kocaman tırtıllı bir bıçağın sivri kenarından jilet gibi kesilmiş çeşit çeşit peyniri taze taze tadıp, ondan bir kalıp, bundan 300 gram sar demek ne güzel bir duygu anlatamam. Biliyor musunuz, şimdi dükkan açtılar yan sokakta. Adı ne tahmin edin : Kamyonetli Peynirci.!
Elektrikçiyi de tanırım, köşede çiçek satan Hülya’yı da… Eczacı Aynur Hanım’ı da.. Mahallenin sağlık danışmanı, herkese koşar, iyilik meleği gibi. Kızım minicik bebekken , gecenin dokuzunda, ta kapımıza ateş düşürücü fitil getirmişliği var. Minnetim bitmez ona benim.
Diyeceğim o ki, belki oturduğunuz site, esnafla iç içe olmanıza uzak bir yerdir. Ve tabii ki içinde yaşadığımız günlerde market kavramından yüzde yüz uzak kalamıyor olabiliriz. Ama yine de, naçizane tavsiyem, gözünüze bir sokak kestirin, koynunda esnaf barındıran. Haftada bir gün gidin oradan alışveriş yapın.
Mutlaka çocuğunuzu da yanınıza alın. Alışverişin sadece “tüketim” ve “para harcamak”tan öte bir kavram olduğunu öğrensin.
Alışverişin sadece parayla yapılmadığını, esnafın aslında komşuluğun bir parçası olduğunu, birşeyini satın aldığın insanın nasıl bir hayatı olduğunu, ondan satın alarak ona ne fayda sağladığını , onun o işi hangi duygularla yaptığını bilsin.
Kapitalizmin çarkları arasında çatır çatır ufalanmak istemiyorsak, para kazanmaya da, harcamaya da duygularımızı katabiliriz bence. Toplum olmak tam da bu değil mi?
Aslında büyük marketler değil de, hala çocukluğumuzdaki gibi herşeyi esnaf satıyor olsa, bu sağlıksız gıdalar bu kadar yayılamazdı diye düşünüyorum bazen. Vicdanları almazdı bence.
Ha diyeceksiniz ki, o zaman da süte su katan vardı. E vardı elbette.. Tarihin tüm dönemlerinde hain insanlar vardı, ama bu aradaki birkaç siyah taş uğruna koca çuval pirinci mundar etmemize neden olmazdı değil mi?
Alırdık önümüze koca bir tepsi, ayıklardık o pirincin taşlarını…
Bugün pirinç de bozuldu diyorsanız, çözüm ,size inci tanesi gibi pirinç satmaya odaklanmış esnaflar bulup onları desteklemekten geçiyor.
Che Guevera’nın konumuzla pek bir ilgisi yok, ama sözünün var :
“ İyilik yapmaya devam et.
Karşındaki o iyiliğe layık olmasa bile,
Sen o iyiliğe layıksın”.
Esnaf candır.
Kendinize bir iyilik yapın, elinizde onların paketleri olsun.
Bige Güven Kızılay
17.01.2017

One thought on “Yeni bir reklam filmi var gördünüz mü? “Esnaf beni affeder mi?”diye…

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s