IŞIĞA SADAKAT: LUMIÈRE ET COMPAGNIE

mv5bmtkwnde4mte4ml5bml5banbnxkftztywmzk2mjm5-_v1_1

Yıl 1995; Lumiére Kardeşlerin kendi tasarımları olan sinematograf ile çektikleri ilk filmleri üzerinden tastamam 100 yıl geçmiş. Bu sinema dahilerine bir vefa projesi olarak Danimarka,  Fransa,  İspanya ve İsviçre  ortak yapımı  88 dakikalık iddialı bir film çekilir: Lumiére et Compagnie. Kırk yönetmenin kısacık filmleriyle iştirak ettikleri bu film, asıl adı Marielle Hadengue  olan ünlü Fransız fotografçı Sarah Moon’un da resim seçiciliğinde; hatta bir nevi görsel  koordinatörlüğünde kotarılır. Birazdan hangi yönetmenlerin bu projeye dahil olduklarını sıraladığımda, neden iddialı dediğim anlaşılacak:

Michael Haneke,  David Lynch,  Theo Angelopoulos,  Abbas Kiarostami, Jacques Rivette, Zhang Yimou,  Claude Miller,  Costa-Gavras,  Andrey Konchalovsky, Wim Wenders,  Claude Lelouch,  Spike Lee,  Jaco Van Dormael,  Lasse Hallström,  Liv Ullmann,  Cedric Klapisch,  Patrice Leconte,  Idrissa Ouedraogo,  Arthur Penn, Juan José Bigas Luna,  Alain Corneau,  Régis Wargnier,  John Boorman, James Ivory,  Nadine Trintignant,  Hugh Hudson,  Lucian Pintilie, Youssef Chahine,  Gaston Kabore,  Fernando Trueba,  Helma Sanders-Brahms,  Merzak Allouache,  Jerry Schatzberg,  Ismail Merchant,  Sarah Moon,  Gabriel Axel,  Raymond Depardon,  Francis Girod,  Yoshishige Yoshida,  Francis Girod, Peter Greenaway,   Vicente Aranda.

Film boyunca David Lynch gibi tüm yönetmenlerin bir nevi “oyuncu” olarak da boy gösterdiklerini saymazsak bazı tanınmış profesyonel oyuncular da var bu projede: Bruno Ganz, Liam Neeson, Lena Olin  ve  Stephen Rea gibi.

Kesinlikle kırk küçük filmin peşpeşe sıralandığı eklektik  bir yapım değil, çok daha bütünlüklü bir kolaj hedeflenmiş. Bu bakımdan film, sinemanın atalarına birtakım saygı kuralları belirlemiş. Bir defa tüm yönetmenler, Lumiére Kardeşlerin filmlerini çekmekte kullandıkları kamerayı elden geçirip kullanacaktır. Yönetmenlerin filmi, tıpkı Lumiérelerin filmi gibi bir dakika sınırının altında olacak. Film tamamlandıktan sonra görülecektir ki bu süre,  ortalama 50 küsur saniyelerde dolanmaktadır. En fazla üç planlık çekimler yapılacak her bir film için ve tekrar çekime yer olmayacak. Senkronik sesler kullanılmayacak. Bir de filmin kurgu akışı içinde yönetmenlere şu sorular sorularak yanıtlamaları isteniyor: Neden Lumiére kamerasıyla çekilen bu film projesini kabul ettiniz? Sinema ölümlü müdür? Sizi film çekmeye yönelten nedir?

Şöyle bir düşünüldüğünde, gerçekten çok yaratıcı ve anlamlı bir girişim. Hatırlanacağı üzere Lumiére Kardeşlerin o etkileyici filmi  trenin gara gelişiyle başlıyordu. Filmimiz de Auguste ve Louis Lumiére Kardeşlerin fotoğraf albümünde kısa bir gezintiyle açılıyor.Ardından orijinal Lumiére görüntüleri ve iştirakçi yönetmenler geçidinden bir peşrev. Derken, o meşhur sinematograf ile müşerref oluyoruz. Ve nihayet makine çalıştırılıyor: Karşımızda terenin gara giriş görüntüleri. Dördüncü dakikanın sonuna yakın filmimiz başlıyor böylece. Projede  yer alanların da pek çoğu Fransız olan, ya da Fransa’da yaşayan başarılı yönetmenler. Film boyunca her biri Lumiére sinematografı ile çalışmanın onlar için ne anlama geldiğine birer cümleyle değiniyor.

Bu kadar tafsilattan sonra yazık ki ortaya çıkan haliyle projenin taşıdığı vefa duygusu ve fikri yaratıcılık, sonuca yansımış değil bana kalırsa. Öyle sanıyorum ki bunda, projenin bir taşla çok kuş vurma hedefinin yol açtığı karmaşa da etkili. Özellikle kimilerinin nasıl yanıtlayacaklarını sabırsızlıkla beklemiş olsam da film bittiğinde gördüm ki; yönetmenlere sorulan sorular, filmin bütünlüğüne çok zarar vermiş. İçlerinde benim de fazlasıyla ilgimi çeken, hayranlık duyduğum kimi filmler elbette vardı. Ancak demem o ki bir bütün olarak ele alındığında, sinema tarihine kalıcı bir döküman bırakmasından ötürü taşıdığı eşsiz değeri saklı tutarsak, çoğunlukla yapılan filmcikler hayal kırıcıydı. Bu belki de beklentiyi başlangıçta çok üst düzey tutmakla alakalı. Bu da ihtimal dahilinde.

Sözgelimi Wim Wenders’in film sırasını heyecanla bekledim. Bruno Ganz’ı görmek gerçekten güzeldi. Ama Berlin Üzerinde Gökyüzü (Arzunun Kanatları)’nün bir basit sekansından öteye neydi bu? O açıdan hayallerimi yıkan bir diğer yönetmen de Jaco Van Dormael olmuştu. Efsane filmi Sekizinci Gün’den birkaç plan vermiş gibiydi ki muhtemelen o günlerde çoktan Le Huitieme Jour/Sekizinci Gün’ün çekimlerine başlamıştı.Hem de yine Pascal Duquenne ile.

Başta David Lynch olmak üzere, Michael Haneke, Jacques Rivette, Zhang Yimou,  Theo Angelopoulos, Andrey Konchalovsky, Juan José Bigas Luna  ve Claude Miller filmlerini etkileyici buldum. Bir de Alain Corneau’nün tek kişilik dansçıyı çektiği parçanın, filmin cidden en “renkli” bölümü olduğunu söylemek gerek. Eğer istenirse bu segmentler tek tek izlenip değerlendirilerek, kendinize ait özel bir seçki oluşturulabilir. Ancak beklentiyi fazla abartmadan eğer sabır gösterilebilirse, filmin Türkçe altyazılı görülebilecek bütününe de kolayca ulaşılabilir.

Filmi seyretmek isteyenler http://www.sinemafilm.org/lumiere-ve-ortaklari-lumiere-et-compagnie-1995/65659/2/

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s