RESİMDE İLK FARK EDİP GÖRDÜĞÜN ŞEY, SENİN HAYATA BAKIŞ AÇINI GÖSTERİYOR TEST EDİN…!

Butterfly-Apple-by-Vladimir-Kush[1]

Şekle Baktığınızda Ne Görüyorsunuz…

A-Elma

B- Kelebek

C- Bıçak

Elma Görenler: Sizler ayağı yere sağlam basan, arada dengeyi kaybetseniz bile kolaylıkla dengeye gelebilen insanlarsınız. Çevrenizdekiler size danışırlar, sizi dinlerler. Daime kendinizi geliştirmeye çalışırsınız, yanlış yapsanız da telafi etme yoluna gidersiniz. Sorunlardan kaçmak yerine onları nasıl çözerime odaklanırsınız. Gerçekten çok güvenilir insanlarsınız .Kendinizi sürekli kontrol altında tutarsınız ama arada bir eğlenin kendinize akışa bırakın. Olur mu???

Kelebek Görenler: Sizi gidi çocuk ruhlular sizi. Bu dünya bazen size zor geliyor. İçinizdeki, iyilik, sevecenlik o kadar yüksek ki, nefreti, kızgınlığı, öfkeyi anlayamıyorsunuz. Hele ki bu duygular size yönlenirse ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz ve hak etmediğinizi düşünüyorsunuz. Gerçekten de hak etmiyorsunuz. Sizler o kadar naifsiniz ki. Hiç bir canlıyı incitemezsiniz, bilerek isteyerek hiç kimseyi üzemezsiniz, siz üzülürsünüz, kırılırsınız da , başkalarını kırmazsanız. Siz gidin çimlerde yuvarlanın, salıncaklarda sallanın. Aynen böyle kalın emi:)))

Bıçak Görenler: Sizler çok iyi insanlarsınız ama geçmişte çok kırılmışsınız. Zamanında size yapılan tüm haksızlıklar içinize işlemiş ve karnınızda bir bıçak yarası var gibi hissediyorsunuz. Zaman zaman bunları unutuyorsunuz ve ışıltınızla çevrenizi büyülüyorsunuz, dışarı çıkıp eğleniyorsunuz, hayatın tadını çıkarıyorsunuz, zaman zaman da eve kapanıp yaralarınızı sarmaya çalışıyorsunuz. Aman boş verin ne olduysa oldu bitti, siz bu dünyaya lazımsınız. Bu andan itibaren geçmişi affedin ve hayata dört elle sarılın emi…

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

15 Kasım’da Dünya Kararacak Mı?

03venusjupiter.ngsversion.1435597201647.adapt.768.1[1]

Gün geçmiyor ki, koca koca gazetelerin ve basın kuruluşlarının, masa başlarında bir takım ergenler tarafından eğlenmek için üretilen kolpa haberleri gerçekmiş gibi yayınlamasına rastlamayalım. Malesef, yine aynı durumla karşı karşıyayız.

Gazetelerde, Dünya’nın 15-30 Kasım tarihleri arasında karanlığa gömüleceği, bunun nedeninin de Venüs ve Jüpiter gezegenlerinin gerçekleştireceği bazı astronomik olaylar olduğu yazılıp çiziliyor. Hayatında olağanüstü hiçbir şey görmemiş olan ve olağanüstü bir şey olsa da görsek diye bekleyen saf insanlar da bunun olabileceğini düşünüp panikliyor.

Bilmeniz gereken şu:

Evrende bildiğimiz hiçbir fenomen, Güneş’i veya bir yıldızı “belli tarihler içerisinde aniden” karartamaz, ışığını azaltamaz, söndüremez. Yıldızlar, hele ki çapı 1.4 milyon km olan Güneş çok büyük yapılardır ve parlaklığında değişim olabilmesi için onlarca jüpiter kütlesinde gazın yıldızın çevresini sarması gerekir. Bu olsa bile, parlaklık değişimi Dünya gökyüzünü “karartabilecek” kadar fazla olamaz.

Haber metinlerinde detaylı biçimde anlatılan saçma senaryonun ise hiçbir biçimde gerçekleşme ihtimali yok. Çünkü, tümüyle masa başında bilimsel görünümlü olacak biçimde uydurulmuş saçmalıklardan ibaret. Unutmayın, yeterli kütleye sahip bir karadeliğin bile Güneş’i söndürebilmesi ancak yüzyıllar, hatta binyıllar sürecek yavaş bir süreçte gerçekleşebilir.

Yine tekrar edelim; gazetelerde ve internette okuduğunuz bilimsel haberlere kuşkuyla yaklaşın. Hele ki “olağanüstü” bir olayın gerçekleşeceğinden bahsediyorlarsa, gülün geçin…

Z.Emecan

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Manikürü yapan sarışın fıstık adamın ilgisini çekmekte gecikmez.



12106699_927046220695199_6086475562157319146_n[1]

Adam, lüks erkek kuaföründe oturmuş bir yandan sakal tıraşı yapılırken bir yandan da elleri manikürlenmektedir.

Manikürü yapan sarışın fıstık adamın ilgisini çekmekte gecikmez.

” Güzelim, bu gece benimle çıkmaya ne dersin? ” der.

Kız gülümser, – ” Özür dilerim ama ben evliyim”

” Boşversene der adam,

”Seninkine telefon et bu gece işin çıktığını eve gelemeyeceğini söyle”

”İstersen sen söyle, şu anda seni traş ediyor” der kadın:))

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu Rengarenk Melek Kolyeler Bana Şans Getirdi… Size De Şans Getirsin…

Teşvikiye’de cici mi cici bir sanat galerisi. İçinde Işıl Hanım ve melekleri… İyi niyetini, sıcacık enerjisini, samimiyetini hemen hissediyorsunuz. Sonra başlıyor melek tasarımlı kolyelerini anlatmaya. Hepsi elinin emeği, gözünün nuru. Hiç birini birbirinden ayıramıyor. Her meleğin verdiği mesaj farklı, açtığı kapı farklı, sizi koruduğu alan farklı. Konuşmamızın ortasında içeri gidiyor, bu size gerekli olan melek deyip geri geliyor.

Bakıyorum benim ihtiyacım olan melek neymiş:temmuz ist 2015 076

Baş Melek Mikail (Güven) Mesajı aynen şöyle: En ufak bir korku parçası bile seni Bir’den ayırıyor. Tüm korkularını serbest bırak… Bana havale et ve özgür olduğunu bil…

Vallahi doğru, billahi doğru. Her zaman güvenle ilgili sıkıntım olmuştur. Şimdi ne yapacağımı biliyorum. Baş Melek Mikail’i yardıma çağıracağım. Kitap ayracımı da her gördüğümde içime rahatlık yayılacak…

Siz de kendi meleğinizi, kolyenizi, mesajınızı alın, hatta en güzeli sevdiklerinize de hediye edin. Daha sevgi dolu, daha güvenli, daha mutlu, daha bereketli bir dünyaya adım atalım. Sizin de bunda payınız olsun… (Siparişleriniz için 0536 508 19 73’ten kendisiyle irtibata geçebilirsiniz.)

IMG_7647 IMG_7648

FullSizeRender IMG_5457

IMG_5458 m9

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Not: Bir kaç cümleyle Işıl Hanım bu işe nasıl başladığını anlatıyor. Buyrun okuyun…

Hiç meleklerin mucizelerine tanık oldunuz mu? Ben oldum. En çok ihtiyacım olduğunda önden bir mesaj yollayarak her zaman yanımda olduklarını hissettirdiler, kimi zaman bir tüy, çoğu zaman çift rakamlarla tüm tüylerimin dikilmesiyle ve içimi kaplayan sıcaklıkla enerjilerini hissettim. Güvendeydim. Korunuyordum. Seviliyordum. Böylelikle onlarla başlayan bir serüvene çıktım. Meleklerin mesajları ve mucizelerini deneyimliyorum. Haydi! Sizler de bu deneyimi benimle paylaşın.

Sevgiler…

Işıl İpekçi

melek 1 IMG_7649

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

”Bakteri Dedektörlü” Süt Kutusu İcat Etti…

12002239_1008638465867637_3921785336392451247_n[1]

12 yaşındaki Mert Hakan, ”bakteri dedktörlü” süt kutusu icat etti ve patentini aldı. Bu süt kutusu sayesinde, bir sütü açtığınızda ve aynı gün bitirmediğinizde ilerki günlerde sütün bozulup bozulmadığını kutu renk değiştirerek size bildiriyor. Bu kardeşimizi ve onu yetiştiren Anne, Babasını tebrik ediyoruz.

Kaynak: öğretmen sayfası

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

O BÜYÜK OLAN ” tarafından ona verilenleri kabul etmek…

1506940_905125119506054_1108519440991705880_n[1]

TEDAVİ ETMEK

Neredeyse tüm hastalıkların farklı boyutları vardır. Ve neredeyse hepsi hem bedeni hem de ruhu ilgilendirir. Tedavi etmenin anlamı, iki boyuttaki dengeyi tekrar sağlayabilmektir. Her şeyden önce şu demektir; beden ve ruh arasındaki dengeyi tekrar sağlamak gerekir. Bedensel dengeyi tekrar yerine getirmek için tıpta farklı yöntemler vardır. Bu Batılı modern tıp da olabilir, alanında bilgili bitkisel ve diyetleri içeren Klasik tıp da olabilir. Tek başına bedensel tıp ruhunu yüceltmez. Bunun için Şamanların ruhsal ve spiritüel tıp anlayışına ve merasimlere ihtiyaç vardır. Bunlar ruhunu yükseltir, ruhun yükseldiği/an bedenin de daha iyi hisseder. Ufacık bir tebessüm bile bağışıklık sistemini güçlendirir. Bu yüzden, bir yerini kesersen gülümse, kendine iyi davran, ruhunu yükselt. Yara iyileşecektir. Ruhunu yükselten her şey sana sağlık getirir. Tedavi olmak iç dünyandaki ağırlığı ve yükleri atmaktan başka bir şey demek değildir. Dünyaya bir bak. Çok zor. Çok hastalıklı. Ufacık bir gülümseme ve pozitif düşünme her şeyi umut ışığına çevirmene yardımcı olabilir.

Tek bir tebessüm bile bağışıklık sistemini güçlendirir, ve ruhunu yüceltir.

Bununla ilgili bir hikaye anlatmak istiyorum. Yıllar önce Macao’da bir konferansa katıldım. Orada son Çin kralının Saman torunu ile karşılaştım. Ufacık bir
adamdı ama yaydığı enerji inanılmazdı. İlk önce onu fark etmedim bile, sadece güçlü etki alanını hissettim ve sonra onu koridorun sonunda gördüm. Kollarını açmış orada duruyordu. Ona doğru gittim ve beni kucakladı. Başımı omzuna koydum. Kim olduğunu bilmiyordum, adını da bilmiyordum. Ama enerjisini hissettim. Beni bir yere götürmek istedi ama ben ona engel oldum. Yaşlı adam ellerini omzuma koyup şunu söyledi: “Seni bekiyordum.” Çevirmenimim şaşkınlığını düşünebiliyorsundur. Yaşlı adam kim olduğunu söylediğinde çevirmenim bunlardan hiçbir şey anlamadı ve kulaklarına da inanamadı. Son olarak beni evine davet edip onu takip etmemi istedi. Ufacık bir evdi, küçük bir mutfak ve buna ek olarak ufacık iki odadan oluşuyordu. Bu odaların her birinde ise üç katlı yataklar bulunuyordu. Televizyon dışında evdeki tüm mobilyalar bunlardı. Adam çay hazırladı ve anlatmaya başladı: “Hayal edemeyeceğin bir zenginli-ğin içinden geliyorum. Yasak şehirde doğdum, babam kralın son Şamanıydı. Ama sonra Mao geldi. Büyükbabamı tercih yapmak zorunda bıraktı, ya öleceksin, ya terbiye edileceksin ya da sürgüne gideceksin. Büyükbabam etrafına bakındı ve sürgüne gitmek istediğini söyledi, fakat onu kimse istemedi. Sonunda Macao’ya sığındı, o zamanlar Portekiz kolonisiydi. Macao’da kalmasına izin verildi fakat bir metrekare kadar dar bir alanda hareket etmesine izin vardı. Ben orada büyüdüm ve hayatımı orada geçirdim. Benim dünyam oydu.” Bu hikaye beni derinden etkiledi. Hayatının büyük bir kısmını bir metrekarede geçiren bu adamı görmeliydin. Denizi evinden görebilen ama ona hiçbir zaman dokunmamış olan bir adam. Bu adam içinde sınırsız bir sevgi barındırıyordu. Çin rejimini suçlamadı. Kimseyi suçlamadı. Kaderini kabul etti ve “Evet” dedi. Ailem dışında tanıştığım bütün insanlar arasında karşılaştığım en büyük Saman oydu. Ve ben çok fazla insanla karşılaştım. Doğru ve gerçekti. Koca gökyüzünün sınırsız büyüklüğünü içinde taşıyordu. Bu yüzden de “O BÜYÜK OLAN ” tarafından ona verilenleri kabul ediyordu. Bu adamı hiçbir zaman unutmadım. Kendime örnek aldığım bir kişi oldu. Bir gün ben de onun gibi olmak istiyorum. Bu güce ve kuvvete sahip olup, verileni kabul ederek sormadan “Evet” diye-bilmek istiyorum.

-Kalbinizdeki Buzları Eritin – Angaangaq
Grönland’tan Gelen Şaman

Şimdi hazine nerde diye soruyorsanız…

12112247_10153662370449909_1690895042520425741_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Arkadaşlar! Hayatımın Formülünü Sizlerle Paylaşıyorum: Kendini Tanıma+Niyet (olumlama)+ Emek+ Tevekkül = OLANA ŞÜKÜR

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

Arkadaşlar,

Secret’ın dünyayı kasıp kavurmasını hepimiz biliyoruz, ben dahil hepimiz panolar hazırladık ve bekledik bekledik. Panodaki dileği olan oldu mu bilmiyorum ama benimkiler olmadı. İçimde bir yerlerde bir terslik olduğunu biliyordum, bir şeyin atlandığını biliyordum ama tam hissedemiyordum.

Ya da olumlamalar yapıyordum, yeniayda dilekler hazırlıyordum, enerjiler gönderiyordum yok Allah’ım yok hiç bir şeyin olduğu yok. Yok bu ay olmadı öbür ay yapayım diye diye bazen vazgeçerek, bazen yineleyerek devam ettim.

Sonrasında edindiğim dostluklar, gittiğim kurslar ve okuduğum kitaplar neyin eksik olduğunu anlamamı sağladı. Ve bunu sizinle paylaşmak istedim.

Bir şeyi istiyorsan çağırıyorsun ya, eee hani plan program, hani o hedefe ulaşmak için yöntem, hani uğraşma, sen(ben) bulmuşuz kolayını yap pano bekle sonra olmadı de. Ee kardeşim hani EMEK. İstiyoruz ki ”armut piş ağzıma düş” yok öyle yağma.

Peki kendimi tanımadan, beni neyin mutlu edeceğini bilmeden nasıl bir şey isteyebiliyorum onu da anlamış değilim. Elalem için değil, annem babam için değil, erkek arkadaşım için değil bu hayatta kendim için ne istiyorum kardeşim? Önce kendimizi tanımalıyız ki  kendimize uygun bir niyet beyan edelim.

Ayrıca sen (ben) kendine çeki düzen verme, kendi üstüne uğraşma, kendini tanımak için didinme sadece oturduğun yerden istiyorum da istiyorum da. Evren de derki daha çok beklersin:))) Valla bana öyle dedi sizi bilemem.

Kendimizi tanıdık, buna uygun niyet belirledik, niyetimize uygun şekilde çalıştık eh ilahi sistemde yaşadığımıza göre bundan  sonra içimiz rahat ederek kendimizi Allah’a bırakabiliriz. Yani tevekkül edebiliriz.

Bundan sonra niyetim oluyorsa şükür.

Niyetim olmuyorsa da şükür. Çünkü evreni ve kainatı yaratan elbette ki benim için neyin daha iyi olduğunu bilir. İsteğim olmamışsa bu da benim hayrımadır derim ve olmadığı için Şükrederim. Kim bilir Allah beni oldurmayarak bilmediğim nelerden kurtarmıştır. Ve yeni olacak olan kim bilir benim için ne güzellikler taşıyordur. ŞÜKÜR.

Ve artık arkadaşlar artık çok mutluyum hayatımın formülünü buldum size de tavsiye ederim:

Kendini tanıma + Niyet (olumlama)+ Emek+ Tevekkül = OLANA ŞÜKÜR

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Dr. ZHI GANG SHA/ Geleneksel Çin Tıbbı Uzmanı Derki: EVREN YALNIZCA İSTEDİKLERİNİ ELDE ETMEK İÇİN HAREKETE GEÇENLERE İHTİYAÇ DUYDUKLARINI VERİR

hareket[1]

ONAYLAMALAR

Onaylamalar, Eylem Olmadıkça Tek Başlarına Bir İşe Yaramazlar.

Otuz yaşlarında , tüm hayatı emin adımlarla ortalamadan kötüye giden bir kadını anımsıyorum. Serbest çalışan bir televizyon yapımcısı olarak mesleğinde yavaş yavaş inişe geçmişti. Evlenmek için yanıp tutuşmasına karşın , yıllardır romantik bir ilişki olmamıştı. Ancak bütün bunları değiştirmek yerine , dolabından bilgisayarına kadar her yere yapıştırdığı Olumlu Onaylamalarla evinde oturuyordu. Neden başka seçenekler üzerinde daha ciddi bir şekilde durmadığı kendisine sorulduğunda söylediği tek şey “ EVREN İHTİYAÇ DUYDUĞUNU SANA VERİR “ oluyordu.

BUNUNLA BİRLİKTE EVREN YALNIZCA İSTEDİKLERİNİ ELDE ETMEK İÇİN HAREKETE GEÇENLERE İHTİYAÇ DUYDUKLARINI VERİR.

SONUÇ OLARAK KENDİNİZE MUTLAKA KENDİNİZ YARDIMCI OLMALISINIZ.

Bu anlamla onaylamalar yalnızca şifa sürecinin başlangıcı, tıkanıklıkların serbest bırakılması ve enerji akışının yeniden düzelmeye başlamasıdır.

Ardından sorunlarınızı çözmek için ilk adımı atmalısınız. Yalnızca karar vermenin bile sağlığınız üzerinde olumlu etkileri vardır çünkü beyninize ve bedeninize, durumunuzu değiştirmek için ihtiyaç duyduğunuz güce sahip olduğunuz mesajını yollar. Umutsuzluk yerine umut duymak , kontrolün elinizden gittiğini ve çaresiz olduğunuzu hissetmek yerine kontrolün kendi ellerinizde olduğunu hissetmek , enerjinizdeki tıkanıklığın ortadan kalkmasını sağlayacaktır.

Ama bu yalnızca işin başlangıcıdır. Çalışmaya devam ettirme kararlığında olmalı ve bunu başarmalısınız.

İstek iyileşmenin büyük bir bölümünü oluşturur . İyileşmeyi gerçekten de istemelisiniz. Artan istek ve arzu , daha fazla motivasyon ve daha fazla yeniden yaratma ve kendinizi iyileştirme enerjisi açığa çıkarır. Ancak bu iyileşmeye etken bir şekilde katılmalı, onun bir parçası olmalısınız. Eğer gerçekte bu işi sizin için başka birinin yapacağı düşüncesine yapışır kalırsanız , kendi çabalarınızda iyileşmenizi baltalamaya başlarsınız. Diğer yandan, eğer kendinizi iyileştirmeyi öğrenebileceğinizi kabul eder ve bu konuda çaba sarfederseniz , bu çabanızın sonuçlarını almaya başlarsınız.

Dr. ZHI GANG SHA/ Geleneksel Çin Tıbbı Uzmanı – Modern Tıp Doktoru

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

BEYNİMİZ NASIL ÖĞRENİR: ÇOCUKLARIMIZ DERS ÇALIŞIRKEN; KAÇ DAKİKA ARAYLA, KAÇ KERE TEKRAR YAPMALI Kİ, BU BİLGİYİ HEP HATIRLASIN.

12106723_427490267447268_8146539719722444249_n[1]

ÇOCUKLARIMIZ DERS ÇALIŞIRKEN;
KAÇ DAKİKA ARAYLA,
KAÇ KERE TEKRAR YAPMALI Kİ, BU BİLGİYİ HEP HATIRLASIN.

Beynimiz bilgiyi ilk görür ve çok kısa süreli hafızaya atar.

20 dakika sonra tekrar edersek kısa süreli hafızaya atar.

20 dakika sonra bir kez daha tekrarlarsak derin hafızaya atar

Böylece bu bilgiyi hiç unutmayız.
Eğer yeni öğrendiğimiz bir bilgiyi ,20 dakika arayla ,3 defa tekrar edersek ,derin hafızaya atıldığı için asla unutmayız.(Egitimini aldığım, Holistik öğrenme tekniği bilgilerinden biri…)

MUM İLE AURA GÖRMEK İÇİN DENEY .

4auraimage[1]

Öncelikle aurayı görmek için rahat bir şekilde loş bir odada bir arkadaşınızla beraber yapmanız lazımdır.
1) Mumu yakıyoruz.
2) Muma direk olarak gözleri kırpmadan bakıyoruz. ( 5 ) dakika
3) Muma baktığımızda gözler yaşaracaktır.
4) Anide odanın diğer ucundaki arkadaşımıza kafamızı cevirip onun başının üstüne bakıyoruz. Anlıkda olsa bir renk göreceksiniz.
5) Tebrikler gördüğünüz renk Arkadaşınızın o anki Aura rengiydi

AURA RENKLERİ VE ANLAMLARI

AURA RENKLERİ
Auranın taban renkleri gökkuşağının renklerini içerir ancak aurada gökkuşağına ait olmayan renkler de vardır.

KIRMIZI : Liderlik
Bu güçlü bir renktir.İnsana güçlü bir ego ve başarılı olmak için güçlü bir arzu verir. Pozitif hallerinde taban rengi kırmızı olan kişiler başkalarına esin verecek enerji, karizma ve dürtülere sahip oldukları için genellikle sorumluluk isteyen, liderlik konumlarına otururlar. Sevgi dolu ve sıcak kalpli olurlar ayrıca fiziksel olarak da güçlüdürler. Negatif hallerinde ise asilik, hırçınlık, isyankarlık, öfkeli tutum, kötü niyetlilik, yıkıcı tavırlar hatta nefrete kadar varan özellikleri taşırlar. Fakat kırmızı renk çok koyu tonda ise asil davranışlardan yoksunluk, egoistliğin göstergesidir. Koyu kırmızı renk aynı anda ihtirasında işaretçisidir. Sisli bir görünüm alırsa ihtiras titreşiminin kirli ve sağlık dışı olduğu manasına gelmektedir. Özünde kahverengi ton bulunan kırmızı renk korkunun; kahverengi ton koyulaşarak siyaha döndüğündeyse negatif titreşimli niyetin habercisidir. Kırmızı rengin içerisinde hafif sarımsı tonda bir renk olması halinde istem dışı duygu ve istekleri sergilemektedir. Açık kırmızı renk sinirli bir yapıyı simgeler. Parlak, berrak kırmızı renk tonu ise canlı enerjiyi, eli açıklığı, fizik sağlığı da belirtir. Parlak, gül rengi tonu ise evlat sevgisini, yuva sevgisini simgelerken, kırmızının pembemsi tonu ise, mutluluk, huzur, yumuşak yürekliğin habercisidir.

TURUNCU : Uyum ve İşbirliği
Turuncu şefkatli bir renktir. Genellikle sezgileri güçlü, dokunmayı seven ve anlaşılması kolay insanların rengidir.Bu kişilerin yanında başkaları kendilerini rahat hisseder. Düşünceli, pratik ve ayakları yere basan kişilerdir. Bu renk en berrak tonda bulunduğu zaman taşkın güç potansiyelini ve canlılığı göstermektedir. Turuncunun olumsuz konumu kırmızı tonlarına kaçtığı zamandır ve ben-merkezcilik, egonun habercisidir. Tembellik ve “hiç umurumda değil” tavrının yansımasıdır.

SARI: Yaratıcılık ve zihinsel parlaklık.
Taban rengi sarı olan kişiler heyecanlı, değişken ve heveslidirler. Hızlı düşünürler, başkalarını eğlendirmeyi ve eğlenmeyi severler. Sosyaldirler ve uzun uzun sohbet etmeyi severler. Her türlü konuda konuşabilirler. Parlaklaşıp altın rengi tonuna doğru değişim gösterdiğinde zekada yükselme, ruhsallık aracılığıyla gerçeklenen arınmayı göstericidir. Sisli veya çamurlu gibi olan sarı renk ise cin düşüncelere sahip olmayı, kurnazlığı, açgözlülüğü ve ben merkezci egoistliği gösterir. Bu olumsuz durumda utangaçlığı ve yalan söyleme eğilimini de ortaya çıkarır.

YEŞİL : Şifa
Dengeselliğin rengi olan yeşil aynı anda kalbin de yansıtıcı rengidir. Zümrüt renginin tonlarına büründüğünde şifayı temsil eder. Eğer birinin aurasında zümrüt yeşili rengi çokça bulunuyorsa, o kişinin şifa yeteneğine sahip olduğunu ve şifa sanatıyla alakalı olduğunun habercisidir veya o alan üzerinde uygulamalar yaptığının belirtisidir. Işık tayfının merkezi rengi olan yeşil bir insanın aurasında görüldüğü takdirde ahenk, denge, uyum, esnek davranışların göstergesidir. Yeşilin tüm açık tonları uyumlu olmayı, barışçı yapıyı, yakın alakayı ifade eder, genellikle anlaşması çok kolay insanlardır ama gerekli olduğu zaman son derece inatçı olabilirler. Negatif anlamda ise aşırı bencilliğin, tam bir egoistliğin göstergesidir. Fakat yeşil renk çamurlu veya sisli gibi gözüküyorsa, o kişide üç kağıtçılığı ve açgözlülüğü sergilerken; kahverengimsi bir tona döndüğünde ise kıskanç davranışların habercisidir. Bu negatif çizgiler kişinin katı ve olaylara karşı esneklik olmamasının nedenidir.

MAVİ : Değişkenlik
Bu kişiler genellikle pozitif ve hevesli oldukları için mavi taban rengi olarak harika bir renktir. Bu rengi taşıyan kişilerin auraları geniş ve parlaktır. Herkes gibi iniş ve çıkışları çok olmasına rağmen zorlukları kolaylıkla aşarlar. Yürekleri her zaman genç kalır. Samimi ve dürüst olup akıllarındakini söylerler. Oldukça eski zamanlardan itibaren dini duygu ve sezgisel anlayışın sembolü olarak kabul gören mavi rengi en yüksek seviyede Üçüncü Gözle, yaratıcılık, ilham ve zekanın daha yüksek formsal titreşimi ile ilişkilidir. Mavi renk şifacının ilk görebildiği renklerden biridir.

ÇİVİT MAVİSİ : Başkalarına karşı sorumluluk
Aurada mavi, çivit mavi tonda renge doğru koyulaştıkça sadık bir kişiliğe, dini inançları olan birinin karşımızda olduğunu haber verir.Sıcak, şifa veren ve doyurucu bir renktir. Taban rengi çivit mavisi olan kişiler genellikle insanı yardım konularıyla ilgilenirler. Başkalarına yardım etmekten ve sevdiklerini çevrelerinde görmekten hoşlanılırlar. Sevdikleriyle beraber çok mutludurlar. Hayır demeyi başaramazlar ve bu yüzden de çok istismar edilirler. İşlere başlama konusunda çok iyidirler ve heveslidirler ancak bitirmeleri aynı azimle gerçekleşmez. İçerisinde kahverengi tonları veya siyah tonlarına yakın renkleri barındıran mavi rengin negatif tarafıyla dini duygularda, ruhsallığın karanlık yönlerine doğru bir sapmanın belirtisidir.

MENEKŞE MORU : Tinsel ve Entelektüel gelişme
Kırmızı rengin ve mavi rengin karışımlarının oluşturduğu mor menekşe rengi çok yüce ruhani hedefleri ve ruhsal gücü simgelemektedir. Ruhsal tekamül yolunda çok ilerlemiş birinin aurasında menekşe rengi ağırlıklı olarak görülür. Taban Rengi menekşe moru olan kişiler yaşamları boyunca tinselliklerini geliştirirler. Öğrenmeye ve bilgelikleri arttıkça auraları da genişler ve parlar.O hep asil bir kişilik yapısını, kraliyet rengini temsil ettiği gibi, aura üzerinde bir yalıtıcı ve arıtıcı olarak da işlev yapar. Ortak bir renk olmadığı için her aurada gözükmeyebilir. O yüksek alemlerden yansıma yapan bir renktir, sadece spiritüel üstatlarda görülmektedir. Eflatun tonuna doğru kaçtığında yüksek ruhsallığı ve canlılığı, leylak rengi tonuna doğru derinleştikçe de şefkati ve özverili bir kişiliği simgeler. Üstadın tekamülü esnasında pozitife doğru ilerleme oldukça da oradan yayılarak ışık aracılığıyla bütün aurayı doldurarak, kendini hissettirir. Bu rengin negatif çizgisi başkalarına itici gelen bir üstünlük taslama olarak ortaya çıkabilir.

KAHVERENGİ : Sağlık sorunları
Renk çarkı içerisinde yer almayan, fakat tüm renklerin karışımından oluşan bir renktir. Bazı kişilere göre ona işadamlarının rengi de denilmektedir. Lakin genelde fiziksel hastalıkları algılattıran bir renk olduğu için aurada görülmesinde olumsuz etkileri hissedilebilir. Şifacıların çoğu kahverengi renk ile negatif beşeri özellikler arasında bağlantı kurmaktadır. Bu renk gözüktüğünde cimriselliği, açgözlülüğü ve alt düzeydeki maddi içgüdüleri simgeler. Bir şekilde titreşimsel etkileri en üst seviyeye ulaşır. Bu da altuni kahverengi tonda olduğu zamandır ve o zaman çalışkan, organize ve yöntemli bir karakteri simgelemektedir.

SİYAH : Yaşamı reddetme
Her cins seviyede karanlığın habercisi olan siyah aynı anda ışığın yokluğu anlamına da demektir. Tek istisna hali ise fizik bedenle eterik beden arasında dar bir bant şeklinde görüldüğündeki halidir. Buna fiziksel aura demekteyiz. Bu, aurayı doldurduğunda yaşamı, yaşamın kendisini yadırgamak hatta reddetmek manasın gelmektedir. Başka bir şekilde aura içinde çizgiler halinde gözüktüğünde pozitif yönleri öldürür.

GRİ-GÜMÜŞ : Sıradanlık
Gri-Gümüş aurada pek rastlanan bir taban rengi değildir. Bu kişilerin hayal güçleri kuvvetli olup büyük fikirlerle doludurlar ama ne yazık ki bunları hayata geçiremezler. Yeterli motivasyonları yoktur.Bu renk ise durgunluğu, donukluğu, alışılagelmiş bir karakteri sergileyen bir renktir denilebilir. Fiziki seviyede de donukluğu, durgunluğu belirttiği gibi, pek çok zaman hastalıklarla beraber gözüken insanın canlılıktan yoksunluğunu da simgelemektedir. Koyu ve kurşuni tonlarda hale gelmesi ise korkulara, karmaşalara hatta hastalık derecesine varan karamsarlığa habercidir. Bu renk aura içerisinde gözüktüğünde ise, güven eksikliğini hatta beraberinde aldatıcı kişiliği simgelemektedir. Ancak bir kez motive olma şansını yakalarlarsa, bu kişilerdeki gelişmeler sevinç verici başarılar haline dönüşebilir.

ALTIN : Sınırsız
Bu taban rengi açısından en güçlü renktir. İnsanlara geniş boyutlu projeleri ve kafalarına koydukları her şeyi gerçekleştirme gücü verir. Karizmatik, çok çalışkan, sabırlı ve kendilerine amaç belirleyen kimselerdir. Yaşamda en büyük başarılarını geç kazanırlar.

PEMBE: Finansal ve maddi başarı
Bu narin görünümlü renk inatçı ve kararlı insanların auralarının taban rengidir. Bu kişilerin çıtaları yüksektir ve sarsılmaz bir karalılıkla amaçlarının peşinden giderler. Güç ve sorumluluk gerektiren mevkilere gelmeleri rastlantı değildir. Aslında derinliklerinde alçakgönüllü, sakin, sevgi dolu, nazik, ve şefkatli bir kimlik barındırırlar. Sevdikleri çevresinde olduğu zaman çok mutlu olurlar.

BRONZ: İnsancıllık
Bu sonbahar renkli taban rengi, neredeyse paslı olan görünümüyle çok çekicidir. Taban rengi bronz olanlar başkalarına özen gösteren, insancıl ve yardımsever insanlardır. Yumuşak kalpli ve cömerttirler. Hayır demeyi bilemezler ve istismara çok uğrarlar.

BEYAZ : Aydınlanma ve esin
Beyaz saflığın rengidir ve taban rengi olarak çok az görülür. Tüm renkler beyazdan geldiği için diğer anlamda ışığın rengidir. Bu kişilerin egoları neredeyse yok gibidir.Kendilerinden çok başkalarının iyiliği için çalışırlar. Ruhsal anlamda ise mükemmeliyet, birliğe ve bütünlüğe ulaşmanın, aydınlanmış erdem sahibi varlıkların kendisini anlatma şekli beyaz rengin ortaya çıkması neticesinde olmaktadır.

ŞİFA SEANSINDA AURA’YA RENKLE TEDAVİDE BULUNMA

Şifa düzeylerini ilerletmiş şifacılar enerji gönderimi esnasında enerjinin rengini de seçebiliyor ve bu renk enerjilerini aura alanına göndererek çeşitli rahatsızlıkları bu yolla tedavi edebiliyorlar.
KIRMIZI : Alanı yüklemek, kanseri iyileştirmek, soğuk bölgeleri ısıtmak,
TURUNCU: Alanı yüklemek, cinsel potansiyeli arttırmak, bağışıklık sistemini güçlendirmek,
SARI:İkinci şakraya yükleme yapmak, dumanlı zihni temizlemek,
YEŞİL: Dördüncü şakraya yükleme yapmak, dengelemek, genel şifa vermek,
MAVİ: Sakinleştirme, huzur vermek, korumak,
MOR: Ruh ile bağlantı kurmak,
ÇİVİT: Üçüncü gözü açmak, zihni temizlemek,
LAVANTA: Alanı zararlı maddelerden arıtmak,
BEYAZ: Alanı yüklemek, barış ve huzur sağlamak, acıyı dindirmek,
ALTIN: Alanı güçlendirmek,
GÜMÜŞ: Alanı temizlemek
SİYAH: Hastayı lütuf, sessizlik ve Tanrı ile barış haline sokmak
MAVİ_MOR:Derin doku ve kemik çalışmasında acıyı dindirme ve aura alanını geliştirmek amacıyla kullanılır.

* Alıntı. sonsuz şifa sayfasından alınmıştır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

AFFETMEK NE DEMEKTİR ? AFFETMEZSEK NE OLUR?

kele[1]

 

Affetmek, başkalarının yarattığı koşullardan ve yanlışlardan dolayı kendimize acı vermeye, ya da başkasının bize acı vermesine izin vermemize son vermek demektir.

Affetmek, bir kesiftir… Bir yanlışı silmek değil, affettiğimiz kişiyle aramızdaki benzerliği keşfetmektir.

Affetmek unutmak değildir.. Geçmiş unutulmaz.. Unutmamalıyız da.. Ama geçmişte yapılanların yıkıcı etkisini ortadan kaldırmaktır. Artık acıyı hissetmemektir.

Affetme süreci, yas tutma sürecidir.. Kişi affetse de kaybetme duygusunun ve yaralanma duygusunun acısını hissedebilir. Onarım zaman gerektirir.

Affetmek yapılanları onaylamak, hoş görmek değildir.. Yapılanları önemsiz farz etmek, örtbas etmek, yapılanların kötü olduğunu geçersiz farz etmek ya da o kişinin hakli olduğunu zannetmek de değildir.. Tam tersi “yapılanlar kotuydu.. İncitti ” diyerek ve yüzleşerek yola çıkılır.

Affetmek o kişiye kendimizi daha büyük hissettirerek onu bize karşı borçlu kılmak ta değildir.. Bu bir ego oyunu olabilir ancak.
Affetmeyi seçtiğimizde kimse bize borçlanmayacaktır. Diğer insanin da affetmesini, özür dilemesini, değişmesini ve
Bizim istediğimiz gibi olmasını beklemeyeceğiz. . Çünkü biz ancak kendimizi kontrol etmeye muktediriz..
Bir başkasının seçimlerini kontrol edemeyiz. Böyle bir gücümüz yok..

Affetmek fedakarlık değildir.. Katlanmak hiç değildir.. ” iyilik perisini” oynamak ta değildir.

Affetmemiz için illa o kişiyi anlamamız gerekmez.. Olayları illa hatırlamamız da gerekmez.

Affetmek o ana mahsus bir durum değildir.. Bir süreçtir.. Zaman içersinde sabırla yavaş yavaş olur.

Affetmek bir secimdir.. Amaç bizim öz mutluluğumuz, rahatlamamız, özgürleşmemiz, hastalanmamamız ve hayatimizi sağlıklı ve mutlu yaşamamızdır.

Affetmek, o kişiyi sevmek değil, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil,
O kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil,
O kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil,
O kişiyi suçsuz ya da hakli bulmak değildir.

Affetmeyi gerektiren her yara ve travma, içinde önemli bir dersi de barındırır.
Dersi görebilmek için yarayı yeniden deşmemiz, yüzleşmemiz gerekebilir. .
Cesurca bunu yapmalıyız.. Zira affetmenin gerçek yolu buradan gecer.

Affetmek öfke ve intikama yatırım yapmaktan vazgeçmektir.
Affetmek kendimize verdiğimiz en büyük armağandır..
ACI, öfke ve çaresizlik hislerinden özgürleşmektir. .. Geçmişe değil, şimdiye ve geleceğe yatırım yapmaktır.

Affetmek kendini yiyip bitirmek ya da kişiye bedel ödetmek yerine, var olan enerjimizi kendimizi geliştirmek için kullanmamızı sağlar.

Gerçek affediş, mazeret uydurmak ta değildir.. ” annem babam yapabileceklerinin en iyisini yaptılar.. Naapsinlar.. Ah canim benim” demek te değildir.

Öfke ve affetmek birbirinin zıttı değildir. Üzerinde birlikte çalışılması gereken olgular ve duygulardır.

Affetme süreci nasıl başlar?… Nasıl affedebiliriz?

1) Önce acıyı, travmayı kabul etmek ve yüzleşmeye kendimizi hazır hissetmek

2) Kendimizi tanımak, bu süreç içersinde bir yandan kendimizi affetmeye de başlamak

3. Basamak: sınırlarımızı çizmek.. Kendimize güvende hissettiğimiz bir alan yaratmak…
Yanı ” tamam.. Bugüne kadar yaptığın yanlıştı.. Kotuydu.. Bana acı verdi..
Ama artık dur.. Bundan sonra buna izin vermiyorum.” diyebilmek ve bu sınırı koymaya karar vermek.

4) Kendi duygusal tepkilerimizle yüzleşmek.. Değişecek olan diğer insan değil, biziz..
Yanı beklenti ondan değil, kendimizden.

5) Öfkemizi kullanacağız. .. Önce kendi öfke ve çaresizlik hislerimizi fark edeceğiz. .
Öfke enerjimizle sınırlarımızı yeniden belirleyeceğiz.

6) Affetmenin kısa yolu, sihirli tarifeleri yoktur.. Bir süreçtir,, sabır gerekir.. Herkes için farklı yaşanır.

7) Objektif olarak bize acı veren durumla yüzleştiğimiz zaman, derin bir mutsuzluk ve yoğun bir öfke,
Korku hislerinden sonra gerçek uyanış başlar ve yeniden sevme gücünü kazanma sansını elde ederiz.

8) Bütün bunları yapmadan affetmeye çalışmak sağlıklı ve yararlı olamaz.
Eğer biz bır cesaret yüzleşmezsek,
Travma kendini değişik kılıflarda, obje değiştirerek yine karşımıza çıkarak tekrarlayacaktır. .
bazen de ” marazı ask” kılıfı altında çıkacaktır karsımıza..
Marazı ask, çocuklukta yarım kalmış öfke ve obsesyonun erişkinlikte yeniden yaratılmış halidir.

9) Duygularımız bilinç altımızın tercümanıdır. .
Duygularımızı dinlemeyi anlamayı öğrenmeliyiz ve duygularımızın rehberliğine izin vermeliyiz..
Acılarımızı dolu dolu yasamadan yapılan affedişler gerçek affediş değildir,
Affettiğimizi söyleriz ama acı bilinçaltına gömülür,
Hiç olmadık yerde hiç olmadık şekillerde farklı objelere yansımalarla patlamalar yasarız..
Bu da bize zarar verir.

10) Affettikçe bir zamanlar gözümüze canavar gibi görünen insanın gittikçe boyutu gözümüzde küçülür…
Bizi bilinçli kırmaya çalışan ya da kotu niyetli davranan, zarar veren kişi
Zaten kendi yarattığı cehennemi yaşamaktadır.
Zaten yaşamında mutlu olsa, kendiyle barışık olsa hiç bunları yaparmı?
Başkalarına zarar verme güçsüzlerin, sevecenlik, affedicilik güçlülerin işidir.

11) Çocukluk döneminin travmalarıyla yüzleşmek çok önemlidir..
Yoksa eşimizle olan yaşantımızda, patronumuzla ilişkilerimizde hemen aynı sorunlar karsımıza çıkıverir..
Örn: çocuğunu sevgiyle boğan kontrolcü ebeveyn,
Kendi doğrularını empoze etmeye çalışan mukemmeliyetçi ebeveyn,
Babaların yonettiği yaşamlar sevgi nefret ilişkisi yaratabilir. .
Bunları bastırmaya çalışırsak ruhsal gelişimin yolunu tıkarız…
Derken önce ruh hastalanır.. Sonra beden.

12) Gerçek affediş, zarar veren kişi için ” sen kendi öfkeni kusuyordun ama bu bana zarar veriyordu..
Artık bana zarar veremezsin.. İzin vermiyorum.. Bitti..
Artık benim üzerimde hiçbir gücün yok. Ben özgürüm.” diyebilmek, hissedebilmek ve karar vermektir.

13) Öfke enerjisinin görevi bize yeniden sınırlarımızı belirlemek gücünü vermektir..
Onun için ikisi aynı süreç içerisinde yaşanır..

14) Acıyı ilaçlarla uyutmaya ve gömmeye çalışmak bir tedavi yolu değildir..
Kendimize yönelik işlediğimiz bir suçtur..
İlaç tedavi etmez sadece semptomları geçici olarak bastırır..
Kökten iyileşme ancak farkındalıkla ve kendini derinden tanıma sureciyle olur..
Bedensel hastalıklar da duyguların hastalığıdır. .
Tedavisi yine duyguların açığa çıkmış enerjisi ile sağlanır.

15) Duyguları ifade etmek bastırmaktan daha sağlıklıdır. .
Ama ideal yol, duygularımızı rehber alarak, onları kanalize edebilmektir. .
Duygularımızı bastırırsak kendimize zarar veririz..
İfade edersek karşı taraf incinebilir. .
Ama kanalize eder yani yüzleşerek sınırlarımızı net bir şekilde çizersek, bu zarara izin vermemiş oluruz.

16) Affettiğimizi nerden anlarız ?
Artık o insandan korkmuyorsak, özellikle de onun da iyileşmesi için duacı isek,
Başına kötü birşey gelsin ya da mutsuz olsun beklentisinde değilsek,
Ve o kişiyi kendisiyle başbaşa bırakabiliyorsak,
O kişinin adı geçtiğinde artık yüreğimizde acı hissetmiyorsak, bilelim ki affetmişiz..
Lütfen bunu farkettiğimiz gün kendimizi kutlayalım..
Ama unutmayalım ki bu bir süreçtir.. Yas sürecidir.. Zaman ve sabır gerekir.. Zoru başarmaktır.

17) Affetmek kimseye yaptığımız bir iyilik ya da yücelik hali değildir…
Sadece kendi ruhumuzu tedavi etme ve iyileştirme sürecidir..

Peki affetmezsek ne olur??

Sürekli bir güçsüzlük, acizlik duygusu içinde oluruz.. Kendimizi sık sık kurban ilan edebiliriz..
Çaresizlik yakınmalarımız hep değişik objeler aracılığıyla gündeme gelir.
Zira tüm onları yapan “kötü kişi ” olacağı için biz otomatik olarak “iyi kişi” konumunda oluruz.
Affetmediğimiz surece içimizde derinlerde devamlı bir haddini bildirme arzusu, intikam duygusu,
Gurur, kıskançlık, pişmanlık, kendimizi hep hakli gösterme çabası, zannedilen bir reddedilmişliğin incinmişliği,
Sevgisizlik, affedemeyeceğine inanma, obur kişinin mutluluğunu istememe gibi negatif duygular içersinde olunur.

Veeee tüm bunların sonucunda:
Hayır deme zorluğu, yani kendi bireysel sınırlarını koyamama,
Farkında olmadan kendini cezalandırma ( çünkü bu duygular, arzular ve hırslar bilincin derinliklerinde “suçluluk hisleri” yaratacaktır ve bilinçaltı ” suçlular cezalandırılmalıdır ” komutu verecektir.)
Güzelliklerden mahrumiyet ve utanç
Zarar verici ilişkiler
Dürtüsel, zarar verici davranışlar
Bağımlılıklar
Kazalar
Hastalıklar
Depresyon
Yabancılaşma, yalnızlık
Büyüyememe
Risk alamama
Mutlu aile kuramama
Başkalarının hayatlarını yaşama vs. vs. olacaktır
Hiçbirşey için geç değildir!
Hepimize affetme gücü diliyorum..

* Dr. Şule Tokmakçıoğlu- sonsuz şifa sayfasından alınmıştır

BENZEMEK İSTEMEDİĞİNİZ KİŞİYLE CİNSEL İLŞKİYE GİRMEYİN (TİBET TEDAVİSİ)

Benzemek istemediğiniz kişiyle ilişkiye girmeyin

Kendinize ait özel ve mahrem olan cinsel enerjinizi kiminle paylaştığınıza dikkat ediyor musunuz?
Mahrem enerjiniz, cinsel ilişki esnasında nelere yol açar?

Auranız, birleştiğiniz kişinin aurasıyla enerji yüklü iki kablonun birbirine bağlanması gibi bağlanır ve enerji akışı gerçekleşir.
Bu sistemden haberiniz yoksa ya da bu birleşim enerjisinin bu kadar önemli olduğunu kabul etmek istemeseniz bile,
birleştiğiniz kişinin, kendi fiziksel ve ruhsal titizliğinin derecesinden habersizsiniz
yani cinsel ilişki yaşadığınız kişinin içsel enerjisinin mahremiyetini bilmiyorsunuz,
ilişkiye girmeyi skor kaydetmek ve avlanmak gibi ilkel kişiliğine ait tatminsel sembollerle dışarı vuran kişinin, sizde bırakacağı tek şey kocaman bir ruhsal yıkıntı çöplüğü olacaktır.

İlişkiye girme sıklığınız,
partnerinizin aurası ile daha derin ve güçlü bağlantı kurmanız demektir.

Şimdi cinsel hayatı çok eşlilik üzerine kurulu kişinin kendine ait aurasındaki karışıklığı, kirliliği ve DAĞILMIŞLIĞI düşünün!!!

Beraber olduğu herkesin ruhsal özelliklerini de aurasında taşıyor ve
kendi yüksek benliği dışındaki her şeye ve aslında herkese dönüşüyor!

Karması farkında olmadan arap saçına dönmüş.
Kişilerle beraberliğinden sonra aldığı tüm negatif enerjiler (duygu, düşünce, his, inanç) kendi ayağına dolanıp durduğu için sık sık maddi manevi her alanda düşüyor, farkında olmadan aurasını kirletmiş ve gücünü bu negatif enerjiler aurasına yapışık onun yaşam enerjisini sömürür kemirir halde, zihin ve bedeniyle bir bütün olamadan DAĞILMIŞ olarak yuvarlanıp gidiyor..

Benzemek istemediğiniz kişiyle ilişkiye girmeyin!

kaynak: Işık Ulvi

 

“BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM” demeyin…

BrendAnt[1]

Bu yaşanmış hikayeyi okuduktan sonra fikriniz değişecek!

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı. Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı. Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu..

Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda’nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu. Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah’a dua edebilirdi yalnızca..
Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı. “Allah’ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardim et.”

Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri “Aranızda lens kaybeden var mi?” diye bağırdı. Branda’nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti.

Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa bunları yazacaktı:

“Allah’ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. 
Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım…”

“BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM” demeyin…

* Alıntıdır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Baştan Aşağı Vücut Detoksu için Öneriler

Desintoxicar-500x333[1]

Günlük hayattaki koşuşturmalar, zaman yetersizliği ve her gün yerine getirmeye çalıştığımız çeşitli sorumluluklarımız derken, genellikle fastfood ve/veya işlenmiş ve rafine gıdalara yöneliyoruz ve sonuç olarak yığınla kimyasal koruyucu madde ve yağ tüketiyoruz. Ancak tükettiğimiz tek zehirli madde bunlar değil; günlük yaşantımızda sigara dumanı, kirli su, ağır metaller ve diğer kimyasallara da maruz kalıyoruz. Peki, vücudunuzun baştan aşağı bir detoksa ihtiyacı olduğunu nasıl anlayabilirsiniz?

Bitkinlik, can sıkıntısı, bağırsak problemleri, yüksek kan basıncı, baş ağrısı, gözaltı torbaları, obezite, enerji eksikliği, kötü ruh hali veya depresyon ve stres; kesinlikle bir detoks diyetine başlamamız gerektiği konusunda bizleri uyarıyor. Ancak hangisini uygulamalıyız?

Genel Tavsiyeler

Beber-agua

  • Günde en az bir buçuk-iki litre su için.
  • Alkollü ve gazlı içeceklerden uzak durun. Şarap içebilirsiniz, ancak yalnızca şu dozlarda: her öğünde kadınlar yarım bardak kırmızı şarap, erkekler bir bardak kırmızı şarap.
  • Meyve, sebze, tahıl ve kurutulmuş meyve tüketimini arttırın.
  • Tuz tüketiminizi minimuma indirmeye çalışın. Hatta hiç tüketmeseniz daha iyi olur. İlla tüketmeniz gerekiyorsa da yemeğiniz piştikten sonra çok az miktarda katın ve daha fazla eklemeden önce yemeğin tadına bakın. Mümkünse deniz tuzu kullanın.
  • Kırmızı et tüketiminizi minimuma indirin.
  • Yiyeceklerinizi kızartmak yerine tavaya biraz yağ ekleyip fırında pişirin.
  • Yiyeceklerinizi yutmadan önce neredeyse hamur gibi olana kadar iyice çiğneyin.
  • İşlenmiş şeker tüketimini durdurup bunun yerine bal veya şeker kamışı kullanın.
  • Doğal lif bakımından zengin olan yiyecekleri beslenmenize katın.
  • Mevsiminde olan ve çeşitli renklerde meyve ve sebzeleri tüketin. Böylece bol çeşit vitamin almış olursunuz.
  • Yiyecekleri haşlamaktansa buharda pişirmek daha iyidir.
  • Çok az yağlı veya hiç yağ içermeyen birkaç sos yapmayı öğrenin.
  • Diğer yağ çeşitleri yerine natürel sızma zeytinyağını tercih edin ve yiyecekleri kızartmak için değil soslarınızda ve salatalarınızda kullanın. Ayrıca zeytinyağını pişmiş değil de çiğ tüketmek çok daha iyidir.

Bağırsakları temizlemeye yardımcı olan yiyecekler

Brocoli1

Pişmiş veya çiğ koyu yeşil yapraklı sebzeler (pazı, ıspanak, brokoli), marul, turunçgiller, kuru erik, granola, kurutulmuş meyveler ve tahıllar (örneğin yulaf) gibi lif bakımından zengin yiyecekleri beslenmenize katın. Ayrıca aşağıdaki bitkileri ve yiyecekleri de deneyebilirsiniz.

  • Pisilyum: bu bitkinin tohumları, tohumlarının kabukları kadar faydalıdır. Hafif laksatif etki yaparak kabızlığı azaltır. En az ¼ litre suya, 3-5 gram tohum kabuğu (veya 7 gram tohum) koyun ve için.
  • Cehri veya ayıüzümü (Rhamnus purshiana): Cehri, cehri ağacından elde edilir ve laksatif olarak da kullanılır. Az miktarda kullanılmalıdır.
  • Sarımsak: geleneksel bir antiseptik olan sarımsak, bağırsakları toksinlerden arındırır. Ayrıca laksatif olarak ve bağırsak parazitlerine karşı savaşmada da kullanılabilir.

Karaciğeri toksinlerden arındıran yiyecekler ve bitkiler

Boldo

  • Devedikeni, karahindiba, ravent, güneğik ve cüce sabah sefası çayları: tüm bunlar safra üretimini arttırır, karaciğeri korur ve sindirimi güçlendirir.
  • Enginar: karaciğerin yağları parçalamasına yardımcı olur.
  • Pancar: karaciğeri ve kanı temizler.
  • Devedikeni: eski bir hepatobilyer sistem koruyucudur.
  • Kızıl yonca: karaciğer ve böbrekleri toksinlerden arındırır.
  • Karahindiba kökü: karaciğerdeki toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar.

Diğer güçlü arındırıcılar

Limon1

  • Havuç: tıpkı greyfurt gibi, vücudu ağır metallerden arındırır.
  • Limon:detoksun en parlak yıldızı.
  • Soğan: solunum sistemini temizler.
  • Spirulina: karaciğeri koruyan, vücudu ağır metallerden arındıran ve böbreklere faydalı olan bir su yosunudur.
  • Yeşil çay: içerdiği polifenoller sayesinde güçlü bir antioksidan olarak kabul edilir. Kanseri önler ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

Son tavsiyemiz şu: vücudunuzu zararlı maddelerden arındırmak için diyete başlamadan önce; ihtiyaçlarınızı değerlendirip size özel dengeli bir diyet programı hazırlayacak bir doktor, beslenme uzmanı veya endokrinolog ile görüşün. Böylece size özgü özelliklerinizi inceleyerek yaşınıza ve formunuza uygun bir egzersiz programı da hazırlayabilirler.

kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »