ASIL EKSİKLİK , ÇAREYİ BAŞKASINDA ARAMAKTIR

1382152_430047680441000_1289316616_n[1]

Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı. Hayatın matematiği farklı;
iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de
mutlu olamıyor.
Önce yalnızdık.
9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı bekledik ve
dünyaya ağlayarak
geldik.
Pişman gibiydik. Ya da mecburen gelmiş gibi.
Biraz büyüdükten sonra, kendimizi bildiğimiz anda, içimizi kemiren,
kalbimizi
kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik: Bir yerde bir eksik var dedik.
Korktuk.
‘Bunun sebebi ne?’ diye sorduk kendimize. Cevabı yapıştırdık:
‘Demek ki sahip olmadığımız bir şeyler var.
O yüzden eksiklik hissediyoruz’. Peki, neye sahip olmamız gerekiyor?
Çocukken ‘yaşımız küçük’ diye düşündük.
Her istediğimizi yapamıyoruz.
Kurallar, yasaklar var. Büyüyünce her şey yoluna girecek.
Büyüdükçe bir şey değişmedi.
Yine huzursuzduk. İçimizden bir ses aynı sözcükleri fısıldıyordu:
‘Bir eksik var. Kafamız karıştı.
Nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan?
Nasıl geçecek bu?
Aklımıza yeni cevaplar geldi: Okulu bitirince geçecek.
İşe girince geçecek.
Para kazanınca geçecek. Tatile gidince geçecek.
Okulu bitirdik. Diploma aldık.
İşe girdik. Kartvizit aldık. Çalıştık. Para kazandık. Taşındık.
Araba aldık.
Çalıştık. Eve yeni eşyalar aldık.
Tatile gittik. Dans ettik. Terfi ettik.
Kartviziti değiştirdik.
Daha çok çalıştık. Daha çok para kazandık. Çalıştık. Çalıştık.
Geçmedi.’Bir yerde bir eksik var’ hissi, hala orada duruyordu.
Bu sefer de ‘Sevgilimiz olunca geçecek’ dedik.
‘Yalnızlığımız sona erince bui lletten kurtulacağız.
‘Beklemeye başladık.
Derken, biri çıktı karşımıza aşık olduk.
Ve anında başka biri olduk.
Daha güçlü, daha güzel, daha akıllı biri.
Hesap cüzdanları, kartvizitler,
hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi sağlamamıştı.
Sevgilimizin gözlerinde, daha önce bize verilmemiş
kadar büyük sevgi ve hayranlık gördük.
Sevgilimizin gözlerinde Tanrı’ yı gördük.
Işığı gördük.’Tünelin ucundaki ışık b u olmalı’ diye düşündük ‘kurtulduk’.
Sonra bir gün, daha dün bize deli gibi aşık olan insan çekip gidiverdi.
Ya da artık eskisi gibi sevmediğini söyledi.
Ya da başka birine aşık olduğunu söyledi.
Ya da daha kötüsü, başka birine aşık oldu ama söylemedi.
Telefonu açmamasından, elimizi tutmamasından, sevişmemesine bahane bulmak
zorunda kalmamak için biz uyuduktan sonra yatağa gelmesinden anladık, bir
terslik olduğunu.
Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz değildi, bizdik.
Fark etmez. Sonuçta aşk bitti.
Şimdi her yer bomboş. Şimdi tekrar yalnızız. Başladığımız yere döndük.
Yıllarca uğraştık, eksiğin ne olduğunu bulamadık. Halbuki her şeyi denedik, her
yere baktık.
Öyle mi? Bakmadığımız bir yer kaldı.
İçimize bakmadık.
Eksik parçayı dışarıda aradık ama içimizde saklı olabileceğini akıl etmedik.
Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye uğraştık ama kendimizi sevmedik.
Şaşıracak bir şey yok, tabii ki sevmedik.
Kendimizi sevsek bu kadar koşturur muyduk?
Canımız yanmasın diye duvarların ardına saklanır mıydık?
Kendimizi boş sanıp doldurmaya uğraşır mıydık?
Terk edilmekten korkar mıydık?
Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.
Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
‘Herkes beni sevsin’ diye uğraşınca kimse gerçekten sevmiyor,
herkes sevgisine şart koyuyor, sınır koyuyor.
Oysa ‘kendime duyduğum sevgi bana yeter’ diye düşününce,
kendimizi olduğumuz gibi kabullenince yarım tamamlanıyor.
Her şey bir oluyor. İşte o zaman perde aralanıyor.
Acı diniyor.
İşte o zaman başka `bir`i bir araya gelerek, hesabın kitabın,
korkunun kaygının hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine,
gerçek bir sevgi yaratılabiliyor …..

  • Can Dündar
  • kaynak: sonsuz şifa

ÇİN FİLOZOFU KONFÜÇYÜSTEN 20 ANLAMLI SÖZ

ilk-twitter-kullanicisi-konfucyus[1]
Öyle ki herkes Konfüçyüsten bir iki güzel söz okumuştur. MÖ 551 – MÖ 479 tarihleri arasında, Doğu Zhou Hanedanlığında yaşayan bu Çinli filozof, astronom ve yazarın öğretisi de bir o kadar önemli. Önemli ki ölümünden yıllar sonra bile Uzak Doğu’daki devlet ve imparatorlukların ideolojisi olarak benimsenmiş. Kimi zaman din, kimi zaman bir felsefi öğreti olarak öne çıktı. Ama daha çok onu yücelten ve önemli kılan, ahlak felsefesine dayalı öğretileri ve sözleridir. Yüzyıllar sonra bile kitaplarının ulunduğu, adına filmlerinin çekildiği bu ünlü düşünürün özlü, doğru sözleri de bir o kadar düşündürücü. İşte o sözlerden bazıları;
1. Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner!
2. Araştırma yapıldığı zaman ancak bilgi artırılabilir; bilgi artırıldığında ancak istek samimi olabilir……istek samimi olduğunda ancak akıl ıslah edilebilir; akıl ıslah edildiğinde ancak özel yaşam iyileştirilebilir; özel yaşam iyileştirildiğinde ancak aile yapısı düzeltilebilir. Aile yapısı düzeltildiğinde ancak devlet düzen içinde yönetilebilir
3. Hiç kimse başarı merdivenini elleri cebinde tırmanmamıştır.
4. İyi insan, güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen adamdır.
5. Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma…
6. Sana bir şeyi nasıl bilebileceğini öğreteyim mi? Bildiğin zaman bildiğini anla, bilmediğin zaman ise bilmediğini anla.
7. Yavaş yürüyene çelme takılmaz!
8. Nasıl ki elmas yontulmadan mükemmelleşmezse, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz…
9. Konuşmaya değer insanlarla konuşmazsan insanları, konuşmaya değmez insanlarla konuşursan kelimeleri yitirirsin. Sen öyle biri ol ki ne insanları, ne de kelimeleri yitir.
10. Güçlü olan, zayıf yanını herkesten iyi bilendir; daha güçlü olan ise zayıf yanına hükmedebilendir.
11. Erdemli olanların söyleyecek sözleri vardır ama söyleyecek sözleri olanların tümünde erdem yoktur. İnsancıl olanlar cesaretlidir ama cesaretli olanların tümü insancıl değildir
12. Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir!
13. Bir şeyi bildiğin zaman, onu bildiğini göstermeye çalış. Bir şeyi bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et. İşte bu bilgidir.
14. Çizik bir elmas, çizik olmayan bir çakıl taşından daha iyidir.
15. Doğrunun ne olduğunu görüyor fakat onu yapmakta başarısız oluyorsanız eksikliğiniz cesarettir.
16. Eğitimli insanlar öncelikle adalete değer verir. Eğitimli insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca asi olurlar. Küçük insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca haydut olurlar.
17. İnsanları niçin öldürüyorsunuz, biraz bekleyin zaten ölecekler.
18. Kendini affetmeyen bir insanın bütün kusurları affedilebilir.
19. Okudum, unuttum, gördüm, hatırladım, yaptım, öğrendim.
20. Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Dikkat !!! Dikkat!!! Seçtiğin Sayı Bu Hayata Gelme Amacın…

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

Gözlerini kapat ve burundan üç defa nefes al. Sonra 1 le 9 arası bir sayı seç ve aşağıda tutuğun sayıyı bul.

1: Senin  adın ”sevgi” olmalıymış. Sevgi pıtırcığı olarak dolaşıyorsun seni tanıyan çevrenden ayrılmak istemiyor. Hayata sevgiyi yaymak için geldin. En seni kıran insana bile sevgi duyabilecek kadar büyük yüreğin var.

2: Senin adın ”umut” olmalıymış. En kötü zamanda bile umudunu kaybetmiyorsun her daim tünelin ucunda ışık görebiliyorsun. Net olarak yüzyılımızın polyannası sensin. Umut barındırmak iyidir yalnız şunu unutma bazen olmayanı kabul etmek gerekir.

3: Senin adın ”şans” olmalıymış. Paçandan, kolundan her yerinden şans akıyor. Hemen koş milli piyango bileti al, sayısal loto al. Bir hediye çekilişi mi olacak sen kazanırsın, bir işe adam mı alınacak sen alınırsın, en iyi maaşı, en iyi kocayı sen kaparsın. Aman şansının kıymetini bil onu kutsa emi…

4: Senin adın ”içgörü” olmalıymış. Rüyalarından hislerinden korkulur. Olayları olmadan sezinliyorsun da olmasını engelleyemiyorsun dimi. E evrenin kuralı böyle. Onlar sana hazırlanman için gönderilen mesajlar. Unutma bu yeteneğini her zaman başkalarına yardım için kullan.

5: Senin adın ”gülümseme”. Senin kadar neşelisi bu dünyaya gelmemiştir. Çevrene hayat veriyorsun, mutlu ediyorsun. Allah ne muradın varsa versin. İnsanlara gülümsemeyi ve gülümsemenin önemini anlatmak için geldin bu dünyaya. Gül, gülmek sana çok yakışıyor.

6:Senin adın ”şefkat” olmalıymış. Birisini ağlarken mi gördün hemen yanına gidip teselli edersin. Yolda yanından geçen dilencilere, sokak müzisyenlerine yardım etmekten eve beş parasız dönersin. Televizyonda üzücü bir şey görsen ağlamaya başlarsın. Senin gibi yumuşak kalpliler dünyayı kurtaracak.

7: Senin adın ”sadakat” olmalıymış. Eşini asla aldatmazsın. Sevmesen bile yanında kalırsın. Boşanmadan, ayrılmadan başkasına yan gözle bile bakmazsın.Hele sana iyilik yapanın kırk yıl kölesi olursun. Bu dünyaya sadakatin önemini anlatmaya geldin.

8: Senin adın ”dürüstlük” olmalıymış. Doğru bildiklerini hiç korkmadan söyleyebiliyor ve arkasında durabiliyorsun. İnsanlar ağzından çıkanlara çok güveniyor çünkü doğru söyleyeceğini biliyorlar. Seninle sevgili olmak da, iş yapmakta çok hayırlı. Karman bu özelliğinden dolayı çok düzgün tek sorun bazen patavatsızlığa kaçıp insanların kalplerini kırıyorsun.

9: Senin adın ”misafirperver” olmalıymış. Yedi mahalle senin evinden besleniyor. İhtiyaç duyanı  evine de alıyorsun. Besliyorsun, giydiriyor, içiriyorsun. Bütün bunlar hayır hanene yazılıyor. Evinde yapılan sohbetler de ruhun da besleniyor, büyüyor gelişiyorsun. Yola devam bu dünyaya hep beraber yükselmek için geldik ve sen bunun hizmetlisisin.

Anette İnselberg

Birisini İyi Tanıdığınızda Taktığı Tüm Maskeleri Bilirsiniz…

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

Geçmişten gelen ilişkilerime baktığımda; eğer birisiyle çok vakit geçirirsem, ve değişik ortamlarda onla olma fırsatı bulabilirsem, artık onun içini görebildiğimi farkettim. Her durumda; kendini korumak için, ya da ilgi çekmek için yada kabul görmek için yaptığı davranışları bilir oluyorum.

Ne gariptir, birini o kadar iyi tanımak ne gariptir. Artık sizden kendini koruyamaz hale gelir. Çünkü taktığı tüm maskeleri bilir olursunuz…

İşte esas tehlike burada başlar, onu bu kadar iyi tanırken, ilişki istediğiniz gibi gitmez ve biterse, onu yaralamak için elinizde ne kadar çok malzeme olur…

O kalp kırıklığıyla, o acıyla tüm bunları ortaya mı dökersiniz? Ya da efendice çekip gidebilir misiniz?

Ne kadar zor bir sınavdır bu? Güç elindeyken, karşındakini yerle bir edebilecekken; sadece susarak gitmek…

Ne kadar güçlü olmayı gerektirir bu durum…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Bugünden İtibaren (20 Eylül 1934) Mecidiye Köyüne Tramvay İşlemeye Başlıyor…

11046369_10153409460248522_8960022419452770759_n[1]

Vücudun Vitamin Ve Mineral Eksikliğinde Verdiği Sinyaller

12088345_927897297277272_6037153927812915070_n[1]

Çatlayan Dudak: B 12 Vitamini

Kırmızı Cilt: B Grubu Vitaminleri

Kalçada Sivilce: B ve E Vitaminleri

Az Uzayan Saç: Çinko

Kırmızı Gözler: B6 Vitamini

Kırılan Tırnak: Demir ve kalsiyum

Bacak Uyuşması:Demir, B6 vitamini ve folik asit

Diş Eti Hastalığı: C vitamini

Egzama: Çinko ve C Vitamini

Ağızda Aftlar: Demir ve Folik Asit

Regl Öncesi Şikayetler: Çinko Eksikliğini Gösterir

Müzmin Yorgunluk: B Grubu Vitaminler, C Vitamini ve demir

Tam Sırası: Bilmiyorum, siz istediklerinizi “sırasında” yapabildiniz mi?

1143419_e94d846155b647143fbd1a63f4b5e871[1]

Bilmiyorum, siz istediklerinizi “sırasında” yapabildiniz mi?

Ben hiç yapamadım…

Küçükken anneannem cebinde taşıdığı bir tomar anahtarla kilerdeki dolapları açtığı zaman, canım pestil isterdi. Bilirdim sapsarı kayısı pestilleriyle, kararmış mor erik pestillerinin hangi dolapta olduğunu. Anneannem: “Şimdi sırası değil, birazdan yemek yiyeceğiz!” derdi… Yemekten sonra ise, herkes öğle uykusuna yatardı. Şayet “Belki sırası gelmiştir!” diye yine pestil istersem, Anneannem: “Şimdi sırası değil! Bak herkes yattı. Sen de yat. Ondan sonra…” derdi.

Öğle uykusundan sonra pestil istediğim zaman da cevap yine aynıydı… “Şimdi sırası değil. Aç karnına dokunur! Nerdeyse aksam oluyor. Birazdan yemek yiyeceğiz…” Bir türlü sırasına rastlatamamıştım pestil istemeyi!

Bir gün babam boş bulunup bana iki çam ağacının arasına, kolan vurdukça göklere ulaşacak bir salıncak kurmayı vaat etmişti. Ama bir daha bu vaadini hiç anımsamaz göründü. İkide bir anneme gider… “Haydi söyle babama, salıncağı kursun!” derdim. Annem ise “Şimdi sırası değil, başı ağrıyor…” derdi. Başı ağrımazsa gazete okuduğu için salıncak kurmasını istemenin zamanı değildi. Gazete okumuyorsa banyoya gireceği için…

Salıncak istemenin de bir türlü sırasını getiremedimdi. Yaz günleri bahçe kapısının önünden, “Vişne kaymak!” diye bağırarak dondurmacılar geçerdi. Koşa koşa içeri gelir, “Dondurma alayım mı?” diye sorardım…

“Şimdi sırası değil!” derlerdi.

Birlikte çocuk dergilerinin bulmacalarını çözmeyi önerirdim… “Şimdi

sırası değil!” derlerdi. Bir şeytan uçurtmasının kuyruğunu bile yapmaya yanaşmazlardı… “Şimdi sırası değil!” derlerdi.

Okulda öğretmen ders anlatırken, aklıma gelen bir şeyi sormak için parmağımı kaldırırdım. Öğretmen bir süre görmezlikten gelirdi parmağımı. Kolum yanlış yere dikilmiş fasulye sırığı gibi öyle havada kalırdı. Sonunda öğretmen… “Şimdi sırası değil, indir bakayım parmağını aşağıya!” derdi.

Etütlerde gizli gizli roman okurken de, bir müdür muavini başıma dikilir… ‘’Şimdi sırası mı roman okumanın? Kapat onu da dersine çalış!” derdi.

İlk yazdığım yazılara da, yazı işleri müdürleri aynı gerekçeyle karşı çıkmışlardı… “Şimdi sırası değil bunun!” diyorlardı. Piyeslerim için de aynı itirazı çok duydum… “İyi ama şimdi sırası değil!”

Aşık olduğum zamanlar yemekte, yahut yürürken, yahut otururken, canım birden öpüvermek isterdi yanımdaki sevgiliyi. Kursağımda kalırdı arzum. Bir el, vagon tamponu gibi yavaşça iterdi yüzümü… “Hisse yapma, şimdi sırası değil!” Velhasıl, hiç bir şeyin sırasını tam getiremedim. Ama, sırasız mırasız bir şeyler yapmaya çalıştım kendimce. Bir şey yapmak için sırasını bekleyenler ise, genellikle hiçbir şey yapamadılar. Öteden beri aklıma takılıp kalmıştır, bir şeyi yapıp yapmamanın “sırası”nı kimin saptadığı. Ve kendimce söyle demişimdir… “Bir şeyi yapmanın sırası, onu yapmak istediğin andır!”

Zaman ayarını ters kullanmışsan, zaten toz olur gidersin… Yok ters kullanmamışsan, “Şimdi sırası mıydı!” diyenlere uzaktan nanik yaparsın sırasında mı doğup ölüyoruz ki, her şeyi sırasında yapabilelim…?!

Başarırsan “sırası”, başaramazsan “sırası değildi” oluyor ve insanlık böyle bir çalkantı içinde akıp gidiyor…

ÇETİN ALTAN

Resme Bakın Şeklinizi Seçin Ve Kendinizi Tanıyın…

104b[1]

Çocuğu Seçtiysen: Çocukluğunu tam olarak yaşayamamışsın. O yüzden içinde bir şeyler eksik kalmış o günlere gidip içini tamir etmek istiyorsun. Gözlerini kapa ve çocukluğunu karşına al, onla konuş, neyi nasıl istediğini uzun uzun anlat ve sonunda istediklerini olmuş gibi hayal et. Gerçekten ne istemişsen olmuş gibi hayal et ve içine yayılan huzuru izle. İçindeki çocuğa sarıl ve onunla tekrar arkadaş ol. Onun başını okşa ve bundan sonra hayatta el ele yol alacağınızı söyle. Kim ne der diye düşünme içinden geldiği gibi davran. Göreceksin mutluluk artık seninle…

Yetişkin İnsanı Seçtiysen: Anne ve babanla ilişkilerinde sorunlar var. Ve bunlar artık o kadar köklenmiş ki nasıl çözeceğini bilmiyorsun. Onlarla konuşsan bir dert konuşmazsan bir dert şeklinde yaşıyorsun. Gözlerini kapat ve hayali olarak önce anneni karşına al ve onla ilgili tüm sıkıntılarını ortaya dök, konuş anlat ağla rahatla. Sonra aynı şeyi baban içinde yap. Hayali olarak karşına al oturt ve tüm içinde kalanları anlat rahatla. Bundan sonra ilişkinin nasıl olmasını istiyorsan, sana nasıl davranmalarını istiyorsan onu hayal et. İçini rahat tut her şey yoluna girecek.

Ormanı Seçtiysen: İnişli çıkışlı bir hayatın var. Bazen her şey yolunda gidiyor, bazen de her şey rayından çıkıyor. Rayından çıkınca bulunduğun yerden kaçmak istiyorsun. Uzun süreli kaçmak hiç bir işe yaramaz çünkü düşüncülerin seninle geliyor. Kısa süreli gitmek tabi ki yeni bir bakış açısı kazanmana yardımcı olur. Esas yapman gereken hayatına meditasyon, yoga, nefes gibi şifa tekniklerinden birini sokmak. Böylece rahatlayacağın kendine ait bir alanın olur ve orada öğrendiklerinde sorunlarını çözmende yardımcı olur. Anahtarı sana verdim kullanıp kullanmamak sana kalmış…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg