ÖKSÜRÜK,FARANJİT VE GRİBE SON!

16142274_993210827477485_5866342472931662184_n1

 
Soğan bal karışımı nasıl hazırlanır? Bunun için ihtiyacınız olan sadece 1 adet orta boyda kuru soğan ile 1 yemek kaşığı baldır. Soğanı iri şekilde doğrayın. Bunun üzerine 1 yemek kaşığı balı koyun. Karışımı bir kavanozun içinde en az 3 saat kadar sulanması için bekletin. Kullanımında ise, çocuklar için günde 3 defa 1 tatlı kaşığı olarak, yetişkinlerde ise günde 3 defa 1 yemek kaşığı olacak şekilde uygulanmalıdır. Soğan bal karışımı neye iyi gelir? Bu karışım öksürük, faranjit ve grip için oldukça yararlıdır. Bunun yanı sıra antibakteriyal olarak ve bağışıklık sistemini güçlendirmek amacıyla da kullanılabilir. Bu yaralı etkileri doğal ürünlerle sağlamak genel sağlık açısından oldukça faydalıdır. Vücudu kimyasal etkilerden korur, karaciğerin toksinlerle uğraşmasına olanak vermezsiniz. Bildiğimiz gibi gribe iyi gelen bir ilaç bulunmamaktadır. Antibiyotik tedavisi bile bu hastalık için yararlı olmaz. Bu nedenle vücudu güçlendirmek ve gribin etkisini azaltmak için, soğan bal karışımından yararlanmanızı tavsiye ederiz.
Soğan Bal Karışımı Soğan içeriğindeki bileşenlerle kanserden, başka hastalıklara kadar iyi gelmektedir. Soğan suyu balgamı yumuşatmakta ve bronşit gibi hastalıkların etkisini azaltmaktadır. Astım krizinde etkili olan bileşenleri bile baskılamaktadır. Balla karıştırılan soğan suyu ise, boğaz ağrısı, boğaz iltihabı, öksürük ve bronşit gibi rahatsızlıklarda şifalı etkiye neden olur. Soğanın içeriğindeki cystein maddesi tıbbi tedavilerde kullanılan bazı ilaçların içeriğinde bile bulunmaktadır.
Soğan suyunun faydaları nelerdir?

– Astım ve bronşit hastalıklarına karşı oldukça yararlıdır. Özellikle balgam üretimini azaltıp, balgam sökücü özellikleri vardır.

– Grip gibi soğuk algınlığı rahatsızlıklarında kullanıldığında tedavi açısından oldukça faydalıdır.

– Tüberküloz hastalığında korunmaya yardımcı olur. Uykusuzluğa karşı etkili bir korunma sağlar.

– Soğan suyunun Anti alerjik özelliği vardır. Obezite hastalarının sağlıklı ve kalıcı zayıflamasına yardımcı olur.

– Ateşi düşürmeye, yangıyı azaltmaya ve iltihabı gidermeye yardımcı olur.

– Kan yağlarını düşüren etkileri vardır. Vücudu rahatlatır ve idrar sökücü etkileri vardır.

– Hiper tansiyon hastalarının tedavilerinde kullanılması tavsiye edilir.

– Bağışıklık sistemini güçlendirdiğinden, hastalıklara karşı daha dayanıklı bir bedene sahip olmaya yardımcı olur.

– Prostatite bağlı olan ağrıların azaltılmasında oldukça etkilidir.

– Yağ yakıcı etkisi olması sebebiyle zayıflamaya yardımcı olur. Haricen cilt lekeleri, kırışıklıklar ve sivilce izlerine karşı tedavi edici özellikleri vardır.

– İştah açıcı özelliği vardır.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayat kurtaran ritüellere bir yenisi daha ekleniyor :) NEGATİF ENERJİDEN KORUNMA RİTÜELİ

pozitif-enerji1

 

Hayat kurtaran ritüellere bir yenisi daha ekleniyor :). Gün içerisinde hepimiz oradan oraya koşturup duruyoruz. Bedenimiz sabit kalsa da zihnimizde sürekli bir şeyler var. Onun sıkıntısı, bunun derdi, şunun bilmem nesi derken kendimizi çoğunlukla unutuyoruz. Kendimizi unuttuğumuz yetmiyormuş gibi yaşadıklarımızın, dinlediklerimizin, gördüklerimizin de enerjilerini üzerimize alıyoruz ve bizi ele geçirmelerine farkında olmadan izin veriyoruz.
İşle ilgili bir durum yaşanıyor enerjimiz düşüyor. Sevdiğimiz bir arkadaşımızın sıkıntısını dinliyoruz enerjimiz düşüyor. Yeri geliyor fesat, kötü niyetli insanlarla aynı ortamda bulunuyoruz enerjimiz düşüyor… Ve bu düşüklük bizi öyle etkiliyor ki hayatımızın standartı aynı düşüklük enerjisinde dibi görüyor. Sonra da ah bize nazar değdi oluyor! Aslında nazar filan değmiyor. Buna biz izin veriyoruz. Peki bu nazar gibi görünen negatif enerjilerden nasıl kurtulabiliriz? –Kendimizi kapatarak!
NEGATİF ENERJİDEN KORUNMA RİTÜELİ
Her gün evden çıkmadan önce ( her nereye gidiyorsanız fark etmez ) kendinize şunu söyleyin; ‘’ Kendimi ve enerjimi korumaya alıyorum. Benim izinim olmadan hiç kime, hiçbir olay enerjimi düşüremez ve etkileyemez. Gün boyu en yüksek enerjide kalmayı seçiyorum. ‘’
Bu cümleyi sesli olarak iki kez söylediğiniz zaman vücudunuzdaki enerji değişimini hissedeceksiniz.
Diyelim ki buna rağmen bir olay-kişi sizi çok etkiledi. Bunun farkına vardığımız an hemen şu cümleyi söyleyin ( yalnız değilseniz sesli olarak söylemeyin. İçinizden geçirseniz de yeterli olur. Malum bazı kesim bize deli gözüyle bakıyor:) ) : ‘’ Bu durumda enerjimin düştüğünün farkındayım. Bir başkasının enerjisi beni etkileyemez. Ne olursa olsun pozitif enerjide kalmayı seçiyorum. ‘’
Akşam eve girdiğiniz zaman : ‘’ Gün içinde farkında olduğum ve olamadığım tüm olumsuz enerjiler geride kaldı. Beni ve bulunduğum alanı (evimi) hiçbir şekilde etkileyemez. Kendi pozitif enerjimle, diğer(negatif) enerjiler arasındaki bağları yok ediyorum.  ‘’
Bu çalışmayı içselleştirip günlük hayatınıza monte ettiğiniz zaman inanılmaz faydasını göreceksiniz. Unutmayın ki kelimelerin büyülü bir etkisi vardır.
Can Perimcek

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsanların Sadece % 3 ü Bu Grafikte Gizlenmiş Rakamları Okuyabiliyormuş…

16113895_10209543854246221_7110923310430315770_n1

İnsanların sadece % 3’ü bu grafikte gizlenmiş rakamları okuyabiliyormuş…

Okuyorum,
Okuyor musun..?

Peki öyle olsun… 😂

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 9 Comments »

Renklerin Anlamları ve İnsanlar Üzerindeki Psikolojik Etkileri

 

Yalnızlığı, üzüntüyü, depresyonu, bilgeliği, güveni ve sadakati simgeler. Psikologların hasta görüşmelerinde mavi renkli giysiler asla giymemelidirler. İş görüşmelerine mavi giyerek gitmek kararlılığı ve bağlılığı ifade eder. İş görüşmelerine giden kişilerin kostümlerinde mavi rengi tercih etmeleri işe kabul edilmelerini sağlayabilir.

2.) Yeşil

Pek çok kavramla ilişkili olarak karşımıza çıkar, bunların içinde en güçlüsü ve evrensel olanı doğadır. Buna bağlı olarak ayrıca yaşamı, gençliği, yenilenmeyi, ümitleri ve dinçliği simgeler. Yeşil, gözler için en rahat renktir ve görme gücünü arttırır. Sakinleştiricidir ve sinir sistemi üzerinde doğal bir etki yapar. Yeşil aynı zamanda hastanelerde de tercih bir renktir. Çünkü hastaların rahatlamasını sağlar.

3.) Sarı

Parlak limon sarısı gözü en çok yoran renktir. Aynı zamanda sarı renk metabolizmayı hızlandırır. Odanızı parlak sarıya boyarsanız bebeklerin ağlamasına ve erişkinlerin sinirlenmelerine yol açarsınız. Ayrıca sarı sayfalı not defteri ve bilgisayar ekranında sarı renkli arka fon pek iyi bir fikir degildir. Beyninizi ve gözlerinizi yorar.

4.) Kırmızı

Kırmızı, hakimiyet kuran bir renktir. Kırmızı rengi tercih edenlerin kişilik analizlerinde, bu kişilerin güç ve iktidara düşkün oldukları görülür. Bu kişiler aktif, atılgan, girişken olup kazanmayı ve elde etmeyi sever. Belirleyici ve yönlendiricidir. Arzuludur, iştahlıdır, hırslıdır. Duygularını anlatırken tepkiseldir. Liderlik ve önderlik özellikleri toplumca hemen fark edilir.

5.) Beyaz

Saflığı, temizliği ve masumiyeti simgeler. Pek çok kültürde gelinler beyaz giyer. Ayrıca temizliği simgeler. Bu yüzden doktorlar, hemşireler ve laboratuvar teknisyenleri steril görünmek icin beyaz giyerler. Beyaz rengi seven insanlar genellikle, temizliği, aydınlığı ve düşünmeyi seven, hayal dünyası geniş, soğukkanlı ve uzlaşmacı kişilerdir.

6.) Siyah

Tartışmalı bir renktir. Bir taraftan karanlık güçler, suç ve kötülük ile düşünülürken, diğer taraftan sadakat, sebat, dayanıklılık, ihtiyat, bilgelik ve güvenilirlik ile ilişkilendirilir. Bir tarafta yönetim ve güç anlamına gelirken diğer taraftan acı, keder ve yas anlamına gelir. Siyah rengi seven insanlar genellikle özgüveni yüksek, azimli ve kararlı kimselerdir. Kendi kararlarını kendileri vermek isterler.

7.) Kahverengi

Toprağın ve ahşabın rengidir. Sağlam ve güvenilir bir his verir. Kahverengi doğal, rahat ve açık bir atmosfer yaratmayı sağlar. Durağanlık, güçlülük, olgunluk ve güvenilirlik mesajları iletir. Kahverengiyi seven insanların tenleri genellikle hassas ve duyarlıdır. Duygusal yönleri ağır basar. Kendilerini güvende hissedecekleri tanıdık ortamlara ihtiyaç duyarlar.

8.) Turuncu

Turuncu dışa dönük, heyecan ve mutluluk verici, dinamik, dikkat çekici, çarpıcı ve iç açıcı bir renktir. Kırmızıdan sonraki en sıcak renk olan turuncu gösterişin ve şatafatın rengidir, fakat kırmızı kadar rahatsız edici değildir. Turuncu renk metabolizmayı hızlandırır. Canlılık, cesaret ve güven verir. Zihni harekete geçirir.Turuncu rengi seven insanlar genellikle dışa dönük, hareketli, neşeli ve sosyal ilişkileri kuvvetlidir.

9.) Gri

Siyah ve beyaz renklerin değişik oranlarda karıştırılması elde edilen bir renk olan gri, gözün en rahat algıladığı renklerden biridir. Alçak gönüllülüğü ifade eden, uzlaştırıcı ve denge unsuru olan bir renktir. Ciddiyet ve hareketsiziliği çağrıştırır. Diplomatik ve ağır ortamlarda denge unsuru ve uzlaştırıcı olarak kullanılabilir. Kullanıldığı ortamlarda bunaltıcı bir havaya neden olabileceği için fazla tercih edilmeyen bir renktir.

 

10.) Mor

Asaletin rengidir. Lüks hayat, zenginlik ve zarafeti simgeler. Aynı zamanda romantizmin, duygusallığın ve tutkunun rengidir. Beyinsel faaliyetleri ve sanatsal düşünceyi arttıran mor, özellikle sanatçıların çalışma ortamları için uygun olabilir.

Kaynak: Nörolog Mehmet Yavuz, renklerinanlamlari.com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Büyük Düşünür Bernard Shaw’dan Hayata Dair 12 Gerçekçi Tespit

1.) “Keyifler değildir yaşamı değerli yapan. Yaşamdır, keyif almayı değerli kılan.”

2.) “Sorun çaresizlik değil, isteksizlik… İsteksiziz, çünkü çocuklukta bize uygulanan ilk şey, içimizdeki isteği öldürmektir.”

3. “Birisini tenkit etmek istersek en münasip yer aynamızın karşısıdır.”

4.) “Dünyada iki tane trajedi vardır. Biri kalbinizdeki tutkuyu yitirmek, diğeri ise kaybettiğiniz tutkuyu geri kazanmaktır.”

5.) “Ön yargılarından kurtulmayanlar, hiçbir insanı anlayamaz.”

6.) “Yalancının cezası kimsenin kendisine inanmayışı değil, asıl kendisinin kimseye inanmayışıdır.”

7.) “Para açlığı giderir, mutsuzluğu değil. Yemek mideyi doyurur, ruhu değil.”

8.)“Hayatta saadeti yapan şeyIer çok küçük parçalardır. Bir iyilik, bir gülümseme, tatlı bir bakış, iyi bir dilek…

9.)“Biz iki hırsız arasında kendimizi ifade ederiz. Düne ait üzüntüler ve yarına ait korkular.”

10.) “Seni sessizken, sadece önemseyenler duyabilir.”

11.) “Hatalar yaparak geçirilmiş bir hayat sadece daha onurlu olmakla kalmaz; hiçbir şey yapmadan geçirilmiş bir hayata kıyasla çok daha faydalıdır.”

12.) “Dertli olmanın sırrı, dertli olup olmadığımızı düşünecek kadar boş vakte sahip olmamızdır.”

Kaynak: Müthiş Psikoloji

Sence Yarın Bizi Bırakırlar Mı…

img_8670

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Eskiden Okullar da Dersmiş…

img_8682

Ayakta bir şeyler yiyip içilmez.

Eller pantalonun cebine sokulmaz.

Başkasının kusurlarıyla alay edilmez.

Emanetler fazla geciktirilmez.

Pazarlık yapılan mal fazla kötülenmez.

Telefon eden, önce kendini tanıtır.

Kalabalıkta çiklet çiğnenmez.

Hiç bir yere ağızda sigarayla girilmez.

Sokak ortasında durarak konuşulmaz.

Kusur yüze karşı açık açık söylenmez

Alay ve kötüleme ima ile bile yapılmaz.

Yerlere tükürülmez ve çevre kirletilmez

Bencillik, ancak çocuklarda ayıplanmaz

Aksırırken el veya mendille ağız kapanır.

Toplu yerlerde yüksek sesle konuşulmaz.

Uzun zaman kalan misafire bir oda ayrılır.

Yemek davetinde yemekler geciktirilmez.

Sıra olan yerlerde sıraya geçilir, sıra bozulmaz.

Başkasının yanında ayakları uzatarak oturulmaz.

Bir konuyu reddederken ciddi ve terbiyeli olunur.

Başkasının lafı kesilmez, devamlı da konuşulmaz.

Erkeği olmayan eve, erkeğin ziyareti hoş karşılanmaz.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çok Sinirliyim Yazma…

img_8691

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KIRKLI YAŞLARDAN SONRAKİ FARKINDALIKLARIM *

16194922_589149711295526_2151746852320131659_n1
Bazı şeyler için artık sabrım yok;
ukala biri haline geldiğim için değil,
aksine hayatımda artık beni mutsuz eden
ya da üzen şeyler ile
vaktimi daha fazla kaybetmek istemediğim
bir noktaya ulaştığım için…
Laf sokmalara, haddinden fazla eleştirilere
ve hangi türden olursa olsun
talep ve beklentilere artık sabrım yok.
Benden hoşlanmayan insanları memnun etmeye, beni sevmeyen insanları sevmeye
ve bana gülümsemeyen insanlara gülümsemeye yönelik arzumu kaybettim.
Artık yalan söyleyen,ve beni yönetmek isteyen insanlara
bir tek dakika bile harcamak istemiyorum.
Oyunların, ikiyüzlülüğün, sahtekarlıkların ve ucuz övgülerin olduğu ortamlarda bulunmak istemiyorum.
Çok bilmişlige ve akademik ukalalığa tahammülüm yok.
Aynı şekilde boş dedikodulara da bulaşmak istemiyorum.
Uyuşmazlıklardan ve karşılaştırmalardan,nefret ediyorum.
Farklılıklardan, hatta zıtlıklardan oluşan.bir dünyaya inanıyorum,
bu nedenle katı ve toleransı olmayan insanlardan kaçınıyorum.
Arkadaşlıkta sadakatsizlikten ve ihanetten hoşlanmıyorum.
Birisine nasıl iltifat edileceğini ya da cesaretlendirmek için ne diyeceğini bilmeyen insanlarla bir arada olamıyorum.
Abartılar beni sıkıyor.Ve her şeyin de üzerinde,
Sabrımı hak etmeyen hiç kimseye Sabrım yok..

MERYL STREEP

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Lahana turşusunun besin değeri ve faydaları

15941063_1210450755703029_7913540487474402041_n1
Probiyotik bakteri, C vitamini, K vitamini, B6 vitamini, folik asit, kalsiyum, potasyum, demir, fosfor, sodyum ve magnezyum gibi minerallerden bol miktarda içermektedir.
İşte lahana turşusunun faydaları:
1- Lahana turşusu sindirimi geliştirir. Sağlıklı bir bağırsak florasının büyümesini teşvik eder. Kabızlık gidericidir. İrritabl bağırsak sendromu azaltır ve birçok potansiyel hastalıklara karşı sindirim sistemi korur.
Probiyotik bakteri, C vitamini, K vitamini, B6 vitamini, folik asit, kalsiyum, potasyum, demir, fosfor, sodyum ve magnezyum gibi minerallerden bol miktarda içermektedir. İşte lahana turşusunun faydaları:
1- Lahana turşusu sindirimi geliştirir. Sağlıklı bir bağırsak florasının büyümesini teşvik eder. Kabızlık gidericidir. İrritabl bağırsak sendromu azaltır ve birçok potansiyel hastalıklara karşı sindirim sistemi korur.
2- Lahana turşusu C vitamini ve diğer yararlı vitamin ile mineraller ve fermantasyon işlemi sırasında oluşturulan önemli fitokimyasallar ile doludur. Bu cilt bozuklukları, bacaları ve soğuk algınlığı, kilo alımı ve kusurlu kan gibi pek çok sağlık sorunları ile baş etmenizde destek olur.
3- Ona keskin, güçlü tadını ve kokusunu veren, güçlü antioksidanlar olarak adlandırılan glukosinolat içerir. Lahana turşusu fermantasyon işlemi sırasında, bu antioksidan phytochemicalas büyük antikanser etkileri bileşikleri içerir.
4- C vitamini birçok fiziksel fonksiyonlarda önemli rol oynayan bir antioksidandır. Diğer antioksidanları (örneğin, E vitamini gibi) aktive eder ve bu vücut dokusu hücrelerinin büyümesi ve onarımı için önemli olan kolajen oluşumu için gereklidir. C vitamini sağlıklı diş etleri, kas, kan damarları, kemik ve dişlerin korunmasına yardımcı olur ve iyi bir beyin işleyişini teşvik etmektedir.
5 – Kandaki kolesterol seviyesini düşürme kapasitesine sahip flavonoidler, fitokimyasalları içerir ve böylece çok kalp hastalığı riskini azaltır.

Kaynak: sağlıkla kal

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatta herkes bir şekilde mucize istiyor.

mucize%20kapi1

 

Hayatta herkes bir şekilde mucize istiyor. Danışanlarımdan duyduğum cümleler;

Artık bir mucize istiyorum!
Öyle bir şey olsun ki hayatım değişsin…
Mucizeyi istiyorum ama olmuyor…
Tam olacakken olmadı, çok şanssızım.
Ve buna benzer yüzlercesi… İyi hoş mucizeyi istiyorsun da senin farkın ne? Yüzlerce, binlerce, milyonlarca isteyen insandan farkın ne? Ne kadar inanıyorsun? Ne denli istiyorsun? Bunun için ne yapıyorsun? Öyle bir hale gelmişiz ki, sihirli bir el bize dokunsun ve hayatımız değişsin istiyoruz. Tembelliği fazlasıyla içselleştirmişiz. Biz hiçbir şey yapmayalım istiyoruz. Gerekirse parasını verelim ama biz bir şey yapmayalım. Eminim ki ‘mucize’ hapı çıksa ve deseler ki bunu içen herkes mutlu olacak ve istediği her şey gerçekleşecek! ne olur sizce??  Evet, ilaç sektöründe büyük bir patlama olur:)

Gerçi böyle bir hapın çıkmasına gerek yok. Onun yerine zaten meleklerden yardım istiyorsunuz, meditasyonlar yapıyorsunuz, kuantum muantum derken elinizde yine acı yaşanmışlıklar kalıyor değil mi? Sonra da dönüp, e ben meleklerden yardım istedim olmadı! Meditasyon yaptım olmadı, hissedemedim, yapamadım falan filan… Üzgünüm ama bir şeyi yaparken gerçekten ne için yaptığınızı bilmiyorsanız ve kendi duygularınızın, his durumlarınızın farkında değilseniz isterseniz 20 saat kesintisiz yardım isteyin meleklerden yine olmayacak yine olmayacak. Yanlış anlaşılmasın ben asla bu çalışmaları kötülemiyorum, aksine benimde severek inanarak yaptığım çalışmalar bunlar. Benim anlatmak istediğim sadece ‘istemek’ le olmuyor bu işler. Sonra suçu meleklere, meditasyona, kuantuma, evrene atmayın.
Birebir koçluk yaptığım danışanlarımda da aynı durumu gözlemliyorum. İki kişinin durumuna gelin birlikte bakalım. A kişisi ile uzun dönemdir çalışıyoruz ve önümüze bir hedef koyuyoruz. B kişisi ile çok kısa dönemdir çalışıyoruz ve yine aynı hedefi önümüze koyuyoruz. A kişisi bakıldığı zaman daha fazla yol alması gerekirsen B kişisi on gün içerisinde hedefe ulaşıyor ve ikinci hedefini belirliyor. A kişisi ise hala yerinde sayıyor.  Fark ne sizce? İkisiyle de aynı seansı yapıyoruz. İkisiyle de aynı hedefi belirliyoruz ama B kişisi daha kısa sürede ulaşıyor hedefine. Sebebi ise çok basit. Sade ve sadece ‘inanıyor’ ve hedefe, sonuca odaklanıyor.  A kişisi ise istiyor fakat bilinçaltında olmayacağına dair kodlar var. İnancı zayıf. Kendine hak olarak görmüyor belirlediği hedefi.
NE YAPMALIYIZ? MUCİZELERİ HAYATIMIZA NASIL ÇEKECEĞİZ?
Öncelikle yeni bir şeye niyet ederken ve bunun için bir adım atmaya hazırlanırken geride kalan adımlarımızın sağlam olması gerekiyor. Geride kalan adımlarımız derken? Geçmiş yaşanmışlıklarımız, geçmiş deneyimlerimiz. Her ne olduysa oldu. Artık bunların yükünden kurtulmamız gerekiyor. Kurtulmaktan kasıt geçmişinizi yok sayın onları hiç yaşanmamış gibi düşünün demek değil. Çoğu kişi burada büyük bir hata yapıyor. Tam tersi ne yaşandıysa yaşandı ve bunlarla el ele vererek yolunuza sevgi ile devam etmeniz gerekiyor. Yaşadığınız olayların bir türlü etkisinden çıkamıyorsanız Regresyon çalışması yaptırmanızı öneriyorum. Bunu yapmadığınız zaman bilinciniz, odağınız, enerjiniz her daim o olayın etkisinde olacak ve sağlıklı bir şekilde ilerleyemeyeceksiniz. Bu tıpkı ana haber bültenlerini sunan sunuculara benzemektedir. Düşünsenize haberler başlıyor ve bir ton felaket haber gösteriliyor. Kadın cinayetleri, çocuk tacizleri, yangınlar, depremler, iflaslar, trafik kazaları… Sonra haberler bitiyor ve sunucumuz bize gülümseyerek ‘’ Yarın tekrardan bilmem şu saatte görüşmek üzere HOŞÇAKALIN-SEVGİYLE KALIN-ESEN KALIN- İYİ AKŞAMLAR- İYİ GECELER ‘’ diyor. İroniye bakar mısınız! Sen onlarca olumsuzlukları ver ver ver sonra da gülümseyerek ‘iyi’ dileklerde bulun. Mümkün mü böyle bir şey? Tabii ki asla! Beynimiz her an kayıt durumunda. İzlediği dinlediği her şeyi kaydediyor ve ona uygun inançlar oluşturup hayatımızı şekillendiriyor.
OLUMSUZ ENERJİLERDEN UZAKLAŞIN !
Sizi olumsuz etkileyen, aşağı çeken ne varsa kaçarak uzaklaşın o’ndan! Mesela yeni bir karar aldınız diyelim ve heyecandan uçuyorsunuz. Sonra bunu ailenizden ya da arkadaşlarınızdan birisine anlattınız. Bu kararınız anlattığınız kişiye pek mantıklı gelmeyebilir. Hayal ürünü olarak görebilir. Ve size kendi kısıtlayıcı, olumsuz tüm cümlelerini aktaracaktır. Haliyle karşı tarafın enerjisi sizi fazlasıyla etkileyecek ve belki de sizi bu kararınızdan vazgeçirecektir. Ee ne oldu şimdi? Başlamadan bitti. Sonra kendinizle baş başa kaldığınız zaman o sizi heyecanlandıran düşünceniz aklınıza gelecek ve mutsuz olacaksınız. Oysa ne de güzel bir giriş yapmıştınız.
Evren her zaman onaylayandır unutmayın. Enerji yasalarında benzer enerjiler birbirini çeker. Bir şeye niyet ettiğiniz zaman onu destekleyici enerjiler üretip devamlılığını sağlamanız gerekiyor. Bir yandan isterken diğer yandan olmayacağına dair şüpheci cümleler kullanırsanız sonuç olarak olmayacaktır. Çünkü cümlelerimiz inançlarımızı temsil etmektedir. Hani çok yaygın bir cümle vardır ya, ‘’ ben biliyordum başıma bunların geleceğini ‘’ diye. Ve bu cümleyi her zaman olumsuz olaylar için kullanırlar. Çünkü bilinç öyle işliyor ve ona inanıyor. Haliyle evren de bilincini, inancını destekleyen gerçekler yaratıyor. Yani onaylıyor.

10 GÜNLÜK UYGULAMA !
Lütfen sade ve sadece on gün boyunca bunları uygulayın ve enerjinizdeki değişimleri gözlemleyin. Kendinizi daha huzurlu, daha dingin, daha rahatlamış hissedeceksiniz.
Olumsuz hiçbir şey düşünmeyin. Sadece mutluluğa odaklanın.
Haberleri izlemeyin.
Duygu durumunuzu düşürecek sizi melankoliye itecek hiçbir şarkıyı dinlemeyin. Tam tersi ruhunuzu kıpır kıpır yapacak, sizde enerji patlaması yaratacak hareketli şarkılar dinleyin. Ve hatta alarm müziğinizi değiştirerek güne öyle başlayın! Aynı şekilde dram filmleri izlemeyin. Enerjinizi düşürecek tarz filmlerden uzak durun. Ve her gün 1 tane komedi filmi izleyin.
Sürekli görüştüğünüz iletişimde olduğunuz insanların listesini çıkarın. Aile arkadaş…. Ve bu kişilerin karşısına sizde uyandırdığı hissi yazın. Mesela yakın bir dostunuzu yazın ve onunla ilgili aklınıza gelen ilk şeyi yazın. ( İnatçı, hırslı, neşeli, melankolik vb.. ) Üzerinde düşünmeyin. Sonra bu listedeki kişilerden size olumsuz enerji geldiğini hissettiğiniz isimleri işaretleyin. Ve bu on gün boyunca bu kişilerle çok fazla iletişime geçmeyin. Ailenizi yok sayın filan demiyorum. Sadece size yansıttıkları enerjilerin farkına varmanız için söylüyorum. Buradaki amaç enerjimizi düşüren kişilerin farkına varıp onların etkisi altına girmeden devam etmek.  Size olumlu destekleyici enerji veren insanları ayırın ve onlarla daha çok vakit geçirin. Hayallerinizden bahsedin mesela. Saatlerce konuşun. Sizi destekleyecek arkadaşlarınız yoksa eğer evrenden bunu dilemeniz yeterli!
Her gün tek başınıza 1 saat dışarıya çıkın ve yürüyüş yapın. Ya da size iyi gelecek olan başka bir şeyi yapın. Ne olursa olsun bu bir saat boyunca sadece yalnız olun.
Her gün kendiniz için yeni bir şey düşünün.
Her gün hiç tanımadığınız birisine bir iyilik yapın.
Her gün dileklerinizi yeni sayfalara yazın ve on gün sonunda bu kâğıtları yakıp toprağa gömün.
Her gün aynanın karşısına geçin ve on dakika boyunca kendinizi sevin. Kendinizle gurur duyun.
Bunları eksiksiz yaptığınız zaman enerjinizdeki değişime inanamayacaksınız! Eksiksiz diyorum çünkü yeniliği isteyen çoğu insan kendine değer vermediği için yarıda bırakıyor ve günlük koşturmaca içerisinde mutlu yarınları her zaman erteliyor. Kendinize inanıp değer vermeye başladığınız zaman hayatınız mucizeler balosuna dönüşüyor inanın!
Can Perimcek

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

KALBİMİZLE DÜNYAYI DEĞİŞTİREBİLİRİZ – ”REZONANS KANUNU”

rezonans-kanunu1

 

 

Eğer şu ana kadar isteklerimiz gerçekleşmediyse, en şiddetli arzularımıza ulaşamadıysa; eğer hayatımıza hiç istemediğimiz şeyler girdiyse, eğer mutsuzsak veya yenilgiye uğradıysak, bütün bunların sebebini Rezonans Kanununda bulabiliriz “
Pierre Franckh, bu kitabında Rezonans Kanununu kavrayıp onu nasıl kullanacağımızı anlamaya başladığımız anda, hayatımızdaki her şeyin mümkün olabileceğini anlatıyor Yazar, hayatımızı kalbimizle değiştirebileceğimizin de altını çiziyor
Düşünce gücümüzle maddeye etki edebilir miyiz?
Kim olmayı istiyorsun?
İsteklerimizi hangi yolla yayıyoruz?
ideal partneri yaşamımıza çekmemizi sağlayan en uygun rezonans alanını nasıl oluştururuz?
Rezonans alanın yazılı ve görsel izlenimlere nasıl tepki verir?
Eğer istediğimiz sonuçları elde etmeye çalışıyorsak; düşüncelerimizi, duygularımızı ve inançlarımızı gözlemleyerek yönlendirmeye başlamalıyız Çünkü hissettiğimiz ya da düşündüğümüz her şey, bir rezonans alanı oluşturur ve biz isteklerimizi yönetebiliriz
İmkansız, sadece bizim imkansız olduğunu düşündüğümüz şeydir
Belki de şu anda imkansız olduğunu düşündüğün şey, işte bu sınırsız olanakların imkansız olmadığı fikridir Öyleyse bu senin şahsi kanaatindir Bunun doğru ya da yanlış; iyi ya da kötü bir tarafı yok Bu senin, kendi kanaatindir ve yaşamın da bu doğrultu da ilerleyip gelişecektir
Ama ya hayat görüşün ve inandıkların yanlış bilgi ve olgulara dayanıyorsa?
En yeni bilimsel araştırmalar, duygu, düşünce ve inançlarımız sayesinde olduğumuzu, hiçbir şüpheye yer bırakmazsızın ispatlıyor Zira duygularımızla desteklenmiş ve kaydedilmiş inançlarımız muazzam bir rezonans alanı oluşturuyor Ve bu rezonans alanındaki titreşimlerle uyum içinde olan her şey, evet dünya üzerindeki her şey, bu titreşime ayak uydurmak durumunda kalıyor
Demek ki asıl soru şu: Sen şu anda hangi rezonans alanını oluşturuyorsun? Ve bu soruyla kendimizi konunun tam ortasında buluyoruz
Rezonans Nedir?
Resonantia = Akis
Rezonans = Eko, yankı, titreşim
Rezonans Kanunu, evrendeki her şeyin birbirleriyle titreşimler aracılığı ile nasıl iletişim halinde olduğunu anlamamızı sağlar Vücudumuzun her bir organı ve hücresi de dahil olmak üzere dünyadaki bütün nesnelerin ve canlıların kendilerine has bir titreşimleri vardır Bu, madde içinde böyledir Maddenin titreşim enerjisini incelediğimizde farklı objelerin genellikle farklı frekanslarda titreştiğini görürüz Bazıları da aynı ya da benzer frekansta titreşir
Bunu piyanodan da biliriz; piyanonun herhangi bir tuşuna bastığımız zaman, bu tuşla uyumlu olan diğer bütün teller de titremeye başlar Notaların daha pes ya da tiz olması, hiç önemli değildir Uygun frekansta olmaları onların titreşime geçmeleri için yeterlidir
Diğer insanlar, nesneler veya olaylar, eğer bizimle aynı frekansta iseler, içimizde oluşturduğumuz titreşim alanına karşı koyamazlar Bizim titreşimlerimize tepkisiz kalmaları mümkün değildir Nasıl ki piyanonun basılan tuşuyla aynı frekanstaki diğer teller bu tuşun hareket ile titreşmek durumunda kalıyor ise, bizimle aynı frekanstaki insanların, nesnelerin ve olayların da bizim titreşimlerimize katılmaktan başka seçeneği yoktur
Peki ama diğer varlıkların bizim enerjimizle titreşime geçmesi bize ne yarar sağlar? Burada, Rezonans Kanununun şu temel kuralı devreye giriyor:
BENZERLER BİRBİRİNİ ÇEKERLER
Bizim titreşimlerimizle uyumlu olan her şey, karşı koymaksızın bizim hayatımıza çekilecektir Bu, bizim için her zaman olumlu bir şey anlamına gelmez Mesela titreşim bazen maddeyi tahrip edecek kadar kuvvetli olabilir Bir opera sanatçısı sadece sesinin gücü ile bir bardağı çatlatabilir Burada yaptığı şey enerjiyi boşluktan bardağa iletmektir Eğer bardağa iletilen enerji bardakla aynı titreşime sahipse, yani bardağın moleküler yapısı ile aynı frekanstaysa, basınç bardağı çatlatacak kadar büyük olabilir
Biz bir bardak gibi çatlamayız tabii ki Ama içimizdeki “negatif titreşim enerjisi” olarak adlandırdığımız şey; bizde hoşlanmadığımız, huzursuzluk verici hislerin uyanmasına, hatta belki sarsıcı olayların yaşamımıza çekilmesine sebep olabilir
İşte bu yüzden, nasıl bir titreşim içinde olduğumuzun, bilerek veya bilmeyerek hangi rezonans alanını oluşturduğumuzun farkına varmak, bizim için çok mühimdir
İsteklerimizi Hangi Yolla Yayıyoruz?
“Ön yargıları yıkma, atomu parçalamaktan daha zordur” Albert Einstein
Kalp, ezelden beri sevginin en kuvvetli sembolü ve duygularımızın merkezi olarak kabul edilirdi Ama sonra tıp ve modern bilim ortaya çıktı ve bize, kalbin sadece vücudumuzda kanın dolaşımını sağlayan bir pompa olduğunu yutturmaya çalıştı Biz “normal insanlar” ise, elimizde halihazırda bunun aksini kanıtlayacak herhangi bir delilimiz olmamasına rağmen, kalbimizin duygularımızın merkezi olduğu inancımızı asla kaybetmedik 1993 yılında duyguların insan vücudu üzerindeki hakimiyeti hakkında bir araştırma yapılmak istenmiş ve bunun için duygularımızın oluşumundan sorumlu olduğu düşünülen bölgeye, yani kalbimize odaklanılmış Oldukça çabuk, daha araştırmaların başında herkesi hayrete düşüren bir şey tespit edildi ve bu buluşun neden daha önce yapılmadığının şaşkınlığı yaşandı Bu nefes kesici buluş; kalbin muazzam büyük bir enerji alanıyla çevrili oluşuydu Burada bahsedilen alanının çapı yaklaşık iki buçuk metredir
Bir düşünün, kalbimiz beynimizin oluşturduğundan çok daha büyük bir enerji alanı oluşturuyor Bilim şimdiye kadar beynin, sahip olduğu elektromanyetik nabızlarla en büyük yayın alanına sahip olduğunu varsayıyordu Ama şimdi bundan çok daha büyük bir enerji alanı bulundu, insan vücudundan dışarı uzanacak kadar kuvvetli bir enerji Böylece ilk şaşkınlık atılmasıyla birlikte, akıllara kalbimizin etrafındaki bu enerji alanın nasıl bir görevi olduğu sorusu geldi Geldiğimiz noktada ulaştığımız bilgiler şaşırtıcı olduğu kadar önemlidir de
Kalbimiz tarafından oluşturulan elektromanyetik alan vücudumuzdaki organlarla iletişim halindedir Hatta beyin ve kalbin arasında bir bağlantının bulunduğu ve bu bağlantıyla kalbin beyne hangi hormonları, endorfini ya da diğer kimyasalları salgılaması gerektiğini bildirdiği kanıtlanabildi
Beynimiz bağımsız hareket etmiyor, aktiviteleri için gerekli sinyalleri kalbimizden alıyor
Hepsi bu kadar da değil! bilim adamları araştırmalarında kalbimizden yayılan bu elektromanyetik alanın sadece duygularımız tarafından oluşturulmadığını ve gücünü diğer önemli bir kaynaktan, kanaatlerimizden; yani derin bir inançla bağlandığımız ve hayatımıza doğrultusunda yön verdiğimiz düşüncelerimizden aldığını buldular Bütün duygu ve düşüncelerimiz kalbimizin enerjisinde bilgi olarak bulunmakta ve vücudumuzdan yayılan en kuvvetli sinyal olarak sadece beynimize ve organlarımıza değil, aynı zamanda dünyanın derinliklerine doğru taşınmaktadır Bu ezeli gerçeğin yansımalarını “kendini derin bir inançla savunmak” “bir şeyi kalpten istemek” ve tabii “kalbinin sesini dinlemek” gibi bazı deyimlerimizde görmek mümkündür
Kalbimiz, inanç ve duygularımızı elektromanyetik titreşimlere ve dalgalara dönüştüren bir tür aracı olarak hizmet eder Ve bu elektromanyetik dalgalar vücudumuzla sınırlı kalmaz, bütün çevremize uzanır, bizi kuşatan her şeyle iletişim halindedir Kalbimiz, bütün inançlarımızı, geleceğe yönelik düşlerimizi ve duygularımızı başka bir dile, titreşimlerin ve dalgaların kodlanmış diline çevirir ve bunları evrene gönderir
İnançlarımız kalbimizin yaydığı elektromanyetik dalgalar sayesinde fiziksel dünyayla etki alışverişinde bulunur Yayılan bu enerjinin ne denli büyük olduğunu HeartMath Enstitüsü’nün yaptığı araştırmalar gözler önüne seriyor:
Kalbin elektrik akımı (EKG), beyinde oluşan elektrik akımından (EEG) altmış kez daha kuvvetlidir
Kalbin manyetik alanı ise beyninkinden beş bin kez daha kuvvetlidir
Demek ki kalbimizle, beynimizle yaydığımızdan çok daha fazla enerji yayıyoruz Peki bunu bilmek, bizim için neden bu kadar önemli? Çok basit, çünkü bu sayede, bazı dileklerimiz hemen gerçekleşirken, bazılarının gösterdiğimiz tüm çabalara rağmen neden bir türlü tezahür etmediğini anlıyoruz
İsteğimizin gerçekleşeceğine gerçekten inanmadan olumlama (imgeleme) yaparsak ya da bir şeylerin hayalini kurarsak, sadece beynimiz elektromanyetik dalgalar yayarken, duygularımızın gerçek merkezi olan kalbimiz beş bin kat daha büyük bir kuvvetle, genellikle tereddüt ve korku olan asıl inancımızı dünyaya yayar Bunun sonucu apaçık ortadadır; hayatımızda sadece kalbimizin derinliklerinde gerçekleşeceğine inandığımız şey gerçekleşecektir
İnançlarımızı duygularımızla desteklediğimiz zaman yaydığımız enerji çok daha büyük olur Ama üzgün, depresif ya da bitkinsek, istediğimiz şeyi dileyebiliriz, bu durumda kalbimizden yaydığımız hüzünlü duygular, mantığımızdan gelen isteklerden her zaman daha güçlü olacaktır Peygamberle, günümüzün ve geçmişin dünyaca ünlü alimleri ve bilgeleri ısrarla “Kalp gözüyle görmeyi” öğrenmemizi söylerler
Kalbimizle Dünyayı Değiştirebiliriz
Tüm bu anlatılanlar, sahip olduğumuz inançların evrene yollandığı ve Rezonans Kanununun esaslarına göre evrende kendileriyle aynı titreşimdeki enerjileri aradığı anlamına gelir
Benzerler birbirini çeker Bizim enerjimizle rezonans içinde olan her şey hayatımızda tahakkuk edecektir Sözün özü; inandığımız her şey yaşamımızda gerçekleşecektir
Bu nedenle, isterken dikkat edilmesi gereken en önemli noktalar:
Ne dilersen dile, bunu mantık seviyesinden kalp seviyesine taşı,
İsteklerimizin gerçekleşebilmesi için, bunun mümkün olduğuna kesinlikle inanmalıyız
İsteklerimizin gerçekleşebilmesi için önce kendimizi mutlu bir ruh haline sokmalıyız
Öncelikle bilincimizi hedefimize yönlendirmeliyiz ki, hayatımızda gerçekleştirmek istediğimiz şeylerle etkileşime geçebilelim Hayatımızda sadece derinden inandığımız şeyler gerçekleşebilir Bu en başta kendi hakkımızdaki düşüncemiz için geçerlidir Kendimizle ilgili görüşlerimiz yaşayacaklarımızı belirler Tabii ki bu, bir şeyleri harekete geçirebilmek için gerekli olan güç ve kudrete sahip olabilmek için, bu kudretin bize dışarıdan verilmediğini, içimizden husule geldiğini anlamamız gerektiği anlamına da geliyor Demek ki dış dünya, her zaman bizim iç alemimizi yansıtır
İnançlarımız Dış Alemimizi Değiştirmeyi Nasıl Başarıyor?
Son yıllarda modern bilimin tespitlerinde köklü değişiklikler oldu Değişim 1995 yılında Rus Bilim Akademisi’nde Vladimir Poponin ve Peter Gariaev yönetimindeki araştırmalarla başladı Bu iki bilim adamının deneylerinin sonuçları o kadar hayret vericiydi ki, bu deneyler Amerika’da tekrar edildi ve sonuçta orada kamuoyuna duyuruldu
Vladimir Poponin ve Peter Gariaev, “foton” adı verilen ışık parçacıkları vasıtasıyla DNA’nın tutumunu incelemek istiyorlardı Bu test serisinde vakum oluşturmak için bir borunun içindeki tüm havayı aldılar Artık vakumda bile kesin bir hiçlik olmadığı biliniyor Her mekanda özel aletlerle oldukça isabetli ölçülebilen fotonlar (ışık enerjisi) kalıyor Böylece fotonlar borunun vakumunda oldukça düzensiz bir şekilde dağıldı
Bir sonraki adımda boruya insan DNA’sı verildi Ve o anda çok şaşırtıcı birşey oldu Parçacıklar DNA’nın varlığında daha farklı sıralandı DNA, fotonlara direkt olarak etki ediyordu Sanki görünmez bir güçle, fotonları, boruda düzenli bir şekilde sıralamıştı Artık bu deneyde kesinleşen şey şuydu; İnsanın DNA’sı, fiziksel dünyaya direkt etki ediyor
Klasik fizikte, daha önce böyle bir şey gözlemlenmemişti Dahası, klasik fiziğin alışılagelmiş mantığında, böyle bir şeye yer yoktu Yani fotonlar insanların açıklayamadığı bir tutum sergiliyordu Aslında bu yeteri kadar heyecan vericiydi, ama daha sonra olanlar tartışmasız bir devrim niteliğindeydi…Bilim adamları, DNA’yı borudan aldıkları zaman, fotonların düzenli sıralarını bozup dağınık hallerine geri döneceklerini düşünmüştü Ama beklenenin tam tersi oldu! Fotonlar sanki DNA hala oradaymış gibi düzenli sıralarında kaldı
Araştırmacılar deneyleri defalarca tekrarladılar, varılan sonuç aynıydı; fiziksel olarak ayrılsalar bile DNA ve fotonlar arasında hala bir bağ vardı Görünüşe göre, kuantum fiziğinin “kuantum alanı” dediği bir alan aracılığıyla birbirleriyle bağlantılıydılar Boşluk olarak tabir ettiğimiz şey aslında hiç de “boş” değildir, bilakis içinde milyarlarca verilerin dalgalar aracılığı ile hareket ettiği ve yayıldığı bir alandır
Bu deney Rezonans Kanununu anlayabilmemiz için oldukça aydınlatıcı olmuştur Ayrıca bu enerji alanını ayrıcalıklı kılan ise; tanıdığımız hiçbir enerji türüne benzememesidir
Sıkı dokunmuş bir ağ gibi işlediği görülen enerji yüklü bu alan, iç ve dış alemimiz arasında bir nevi köprü görevi görür
Tıpkı ses dalgalarının, havayı taşıyıcı olarak kullandığı gibi, yaydığımız inanç ve düşünce gücü de dünyaya taşınabilmek için bir aracıya ihtiyaç duyar Burada, kuantum alanı devreye girerek, bu aracılık görevini üslenir
Bu enerji alanı, farkında olsak da olmasak da her şeyle ve herkesle bağlantı içinde olmamızı mümkün kılar
Bu esnada “alıcının” bizden ne kadar uzaklıkta olduğunun hiçbir rolü yoktur Bu alıcı yan komşumuz da olabilir, dünyanın öbür ucunda bulunan bir kişi de olabilir Oluşturulan ve yayılan rezonans alanı, her zaman doğru kişiye ulaşır Böylece istediğimiz hedefimizle aramızda, enerji yoluyla kesin ve aktif bir bağlantı kurabileceksek eğer, neden en büyük arzularımızın gerçekleşmesi için daha fazla bekleyelim ki?

Kuantum alanı sayesinde herşeyle ve herkesle hemen bağlantıya geçebiliriz Tek yapmamız gereken şey bunun için bir adım atmaktır;
Rezonans Kanunu, her zaman “evet” der
İnançlarını her zaman doğru çıkarır
Sana karşı gelmez
Mesela, hayatının önemsiz olduğuna ve hiçbir anlam taşımadığına mı inanıyorsun, bu inancın, onaylanacaktır
Gerçek, büyük bir aşkı hak ettiğine mi inanıyorsun, para, manevi ve maddi zenginliği hak ettiğine; hayatının derin, her şeyi kuşatan bir anlamı olduğuna mı inanıyorsun, bu inancın yaşamında gerçekleşecektir
Neye inandığın enerjinin umurunda değildir, inancın yüksek ahlaki değerler taşıyabilir ya da çok kötü bir şey olabilir sana fayda sağlayabilir ya da hayatını zorlaştırabilir, enerji işin ahlaki kısmıyla ilgilenmez ve yargılamaz
Enerji daima senin yaydığın içtekiler doğrultusunda çalışır
İç alemimizde sahip olduğumuz her şey, dış dünyada da karşımıza çıkacaktır
Dünyada karşılaştığımız her şeyin bir kaynağı vardır ve bu kaynak düşüncelerimizdedir Eğer istediğimiz sonuçlara ulaşmak istiyorsak, düşüncelerimizi kontrol etmeye başlamalıyız, çünkü düşündüğümüz her şey bir rezonans alanı oluşturur
Uzun süreli ve sık olarak düşündüğümüz, hissettiğimiz ve söylediğimiz her şey rezonans alanımızı yoğunlaştırır Bu yüzden kaybetmek hakkında her düşünce kaybetmek, kazanmak hakkındaki her inanç da kazanma ihtimalini kuvvetlendirir Bu yüzden dış dünyada değiştirmek istediğimiz her şeyi düşünce gücümüzle değiştirebiliriz
İçindeki yaratıcılığı hatırla ve onu bilinçli olarak kendi iyiliğin için ve diğer insanların iyiliği için kullan!
Arzularımız gerçekleşmek üzere bizi nasıl bulur?
Artık aydınlık getirmemiz gereken tek nokta, bizimle etkileşime geçen enerjinin, bizi nasıl bulacağı konusudur Sonuçta evrende milyarlarca DNA var ve bunların her biri enerji alışverişinde bulunuyor Peki, evren arzularımızı, daha doğrusu arzulananı yolunu şaşırmadan bize nasıl iletir?
Bir yandan sürekli “yayındayız” Rezonans alanımızı durmaksızın pozitif ve negatif düşüncelerimizle programlıyoruz İstek ve amaçlarımızı koruduğumuz sürece, korku ve endişelerimiz içinde aynı şey geçerli, rezonans alanımız bizimle aynı titreşimde olanları bize çeker Diğer yandan ise hepimiz “kod” olarak adlandırdığımız genetik bir isme sahibiz Kriminal teknik ve babalık testi ile ilintili olarak bu kavramı daha önce duymuşsunuzdur Her bir hücrenin DNA’sı da, aynı parmak izi gibi, eşsizdir DNA, başkalarıyla karıştırılması mümkün olmayan genetik bir parmak izi bırakır İşte bu enerji içinde geçerlidir DNA’mızın enerji parmak izi , açık ve net bir adres bırakır Titreşim o kadar belirgindir ki, her zaman bizim için en uygun çözümü bulur
Düşünce Gücümüzle Yeni Bir Gelecek Oluşturabilir Miyiz?
Zaman hiç de göründüğü gibi değildir Sadece bir yöne doğru hareket etmez ve gelecek, geçmişle aynı zamanda mevcuttur Albert Einstein
Düşünce gücümüz sayesinde geleceğimizi etkileyebilir miyiz? Kesinlikle evet! Bunu yapabiliriz, hem de tahmin ettiğimizden daha fazla Kuantum fizikçilerinin nefes kesici buluşları hayatımızı her an tamamen değiştirebileceğimizi ve istediğimiz her şeyi değiştirebileceğimizi, bize bir kez daha gösterdi
Bildiğimiz gibi düşünce gücümüzle enerji yaymaktayız Tabii ki sadece biz değil, diğer bütün insanlarda aynı şekilde enerji gücü yaymakta Aynı titreşimdeki enerjiler birbirlerini çektikleri için tıpkı bizim diğer insanları ve olayları kendimize çektiğimiz gibi başka insan ve olayların da bizi çekiyor olması doğaldır Buradaki tek koşul, iki enerjinin birbiriyle uyumlu olması yani titreşimlerinin birbirine yakın olmasıdır
Bu arada kuantum fiziği, kuantum dalgası denilen şeyin, örneğin; düşünce ve inançlarımızın, sadece fiziksel olarak yayılmakla kalmayıp zaman içine de yayıldığını bulmuştur Yani inançlarımız sadece yer değil, zaman da değiştiriyorlar (zaman dalgaları) Demek ki “normal kuantum dalgası” diye adlandırdığımız, geçmişten geleceğe giden kuantum dalagaları var Bunun dışında, bir de “birleşik karmaşık dalgalar” olarak adlandırdığımız gelecekten geçmişe yayılan dalgalar vardır! Hayret verici değil mi? Ama gerçek Geleceğe yayılan dalgalar “teklif dalgası”, geçmişe geri dönen dalgalar ise “eko dalgası” olarak adlandırılır
Eğer bu iki dalga karşılaşırsa, yani gelecekten gelen bir eko dalgası, bizim yolladığımız bir teklif dalgasına rastlarsa, bu durumda dalgalar birbirlerini modüle ederler ve ikisinin ortak ürünü olarak ortaya “olay ihtimali” dediğimiz şey çıkar Kuantum fiziğine göre “bir olayın gerçekleşmesi ihtimali, geçmişten gelen teklif dalgası ile gelecekten gelen uygun bir eko dalgasının buluşması sonucu ortaya çıkar” Bu şu anlama gelir : “Sadece geçmiş geleceği değil, aynı zamanda gelecek de geçmişi etkiler”
Aklımız bunu idrak etmekte biraz zorlanabilir, çünkü şimdiye kadar hep zamanın geçmişten geleceğe, doğrusal bir biçimde ilerlediğini düşünmüştük Şimdiyse bunun tam tersinin de mümkün olması aklımız için şaşırtıcı Demek ki : Gelecek dışarıda bir yerlerde, çoktan beri mevcut Aksi halde geçmişe, yani bizim şimdiki zamanımıza, dalgalar yollaması mümkün olmazdı Senin geleceğin de şu an, şu saniye mevcut Ama yine de geleceğinin akışı önceden belirlenmemiş, zira geleceğin çeşitli mahiyetlerini seçme imkanına sahibiz
Tabii ki bilincimiz, sadece bir tek zaman algılıyor Farklı bir şey tanımıyoruz Bu şaşılacak bir şey değil, sonuçta duyularımız çok sınırlıBütün ışık yelpazesinin sadece % 8?ini algılayabiliyoruz Geri kalan % 92?lik gerçeği, aynı şekilde bizi çevrelemesine rağmen algılayamıyoruz Aslında var olduğu halde tamamen yok sayıyoruz
Ama yine de etrafımızda hiç tanımadığımız diğer enerji titreşim, dalga ve bilgilerle çevrili
Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir Sokrates
Teklif dalgamız tüm geleceğimizi dolaşır İster bir saniye sonrası, ister bir ya da on yıl sonraki olaylar olsun, tüm olasılıklar tek tek kontrol edilir Bu aşamada kuantum fiziği şu fenomeni keşfetmiştir: Gelecekteki olay, zaman açısından ne kadar yakındaysa, rezonans da o kadar nettir Bu şu anlama gelir; “Gelecekte gözlediğim bir olay zaman açısından bana ne kadar yakınsa, o olayın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği kararı o kadar kesindir”
Yakın gelecekteki bütün olayları, bugünkü bilincimiz belirler
İşte bu noktadan sonra “istemek” konusuna varıyoruz Zira istemek birçok ihtimalden birini yaşamımıza çekmekten başka bir şey değildir
Bir şey istediğimizde, bu doğrultuda bir teklif dalgası yolluyoruz
Bu dalga, bir eko dalgasıyla irtibata geçiyor
Bir gerçekleşme ihtimali meydana getirebilirsek istediğimizin gerçekleşmesi için en uygun şartları sağlamış oluyoruz
İç alemimizde sahip olduğumuz her şey, dış alemde de karşımıza çıkacaktır
Zira dış dünya her zaman iç alemimizi yansıtır
Ancak bilincimizi hedefe yönlendirirsek yaşamımızda sahip olmak istediğimiz şeylerle etkileşime geçebiliriz
Eğer istediğimiz sonuçlara istiyorsak; düşüncelerimizi, duygularımızı ve inançlarımızı gözlemleyerek yönlendirmeye başlamalıyız, zira hissettiğimiz ya da düşündüğümüz her şey, bir rezonans alanı oluşturur
* Rezonans Kanunu-Pierre Franckh

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kalp Damarlarının Yağlanmasını Önleyici Ve Damar Tıkanıklığına Karşı…

maydanoz-suyu-21

 

Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu’nun önerdiği bu kür kalp ve damar sağlığı için çok faydalıdır. Bu kürü kalp damarlarını açmak ve kalp dolaşımını güçlendirmek için mutlakaya uygulamalısınız.

Maydanoz, sarımsak, limon ve su gibi evinizde kolaylıkla bulunan malzemelerle hazırlayacağınız bu karışım ile kalp ve damar sağlığınızı koruyabilirsiniz. Tarifini vereceğimiz maydanoz limon sarımsak kürü yılda 1-2 defa uygulamanız kalp ve damar sağlığınız için yeterli olacaktır. İşte maydanoz, limon ve sarımsaktan oluşan bu karışımın hazırlanışı ve faydaları..

Malzemeler: 1 diş sarımsak 10-12 tane taze maydanoz 2 yemek kaşığı taze sıkılmış limonun suyu Yarım su bardağı klorsuz su Not: Sarımsakların kahverengileşmemiş olmasına dikkat etmelisiniz. Ayrıca maydanozlar yeşil ve taze olmalıdır. Sararmış maydanozu kullanmayınız.

Damar Tıkanıklığına Karşı Maydanoz – Limon – Sarımsak Kürü Nasıl Hazırlanır?

kalp_damarlarinin_yaglanmasini_onleyici_ve_damar_tikanikligina_karsi_h102724_3e4141

 

Kalp ve damar tıkanıklığını karşı kullanacağınız bu karışımı hazırlarken bir mutfak robotu veya blender’a ihtiyacınız olacak. İlk olarak maydanozları saplarıyla birlikte bir kaç parçaya ayırarak robota atın. Üzerine limon suyunu ilave edin. Sarımsağı bıçakla doğrayarak karışımın içerisine ilave edin. Ardından yarım bardak suyu da ilave ettikten sonra robotunuzu çalıştırın. Yaklaşık olarak 1 -1 buçuk dakika robotunuzu çalıştırın. Hazırladığınız bu karışımı kahvaltıdan yaklaşık 20 dakika önce aç karnına için. Damar tıkanıklığına karşı müthiş bir tedavi edici özelliğe sahiptir. Bu kürün uygulama şekli günden güne farklılık göstermektedir. Küre başladığınız ilk 3 gün sarımsaklı olarak, ikinci 3 gün sarımsaksız ve son 3 gün ise yine sarımsaklı olarak uygulanır. 9 gün uyguladıktan sonra 3 gün ara verin. 3 gün ara verdikten sonra tekrar 9 gün aynı şekilde uygulayın ve kürü sonlandırın. Maydanoz, Limon ve Sarımsak Kürünün Faydaları; Kalp damarlarının içten yağ bağlamasını önler. Kalp damarlarında plak oluşumunu önler. Kalbi besleyen damarların daralmasını ve tıkanmasını önleyicidir. Kan dolaşımını güçlendirir. Kalp damarlarını açar. Kalp damar tıkanıklığını tedavi edicidir. Kalp damarlarını açıcı özelliği var birçok baypas hastası bu kürü kullandıktan sonra ameliyat olmaktan kurtuldu. Maydanoz Limon Sarımsak Kürünün Zararı Var mıdır? Eğer düşük tansiyona sahipseniz bu kür tansiyonu bir miktar düşürebilmektedir. Bu sebeple düşük tansiyonlu olanların damar tıkanıklığı kürünü uygularken dikkat etmesi gerekir

Detay ►http://www.saglikhaberleri.com.tr/sifali-bitkiler/kalp-damarlarinin-yaglanmasini-onleyici-ve-damar-tikanikligina-karsi-h102724.html

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Nazım Hikmetten Anlamlı Sözler… ”Gitmek ”sadece bir eylemdir. ”Unutmak” ise kocaman bir devrim…’

s-6f3ef9c8ce356795547a4a3598a161319eef3f041

 

 

 

Topraktan öğrenip kitapsız biIendir. Hoca Nasreddin gibi ağIayan, BayburtIu Zihni gibi güIendir. Ferhad’dır. Kerem’dir. ve KeIoğIan’dır.
Aşk, bazen gitmekIe kaImak arasında verdiğin en büyük savaştır. Sevmeyenin akIı, gerçekten sevenin kaIbi kazanır bu savaşı.
Bahardı sevgiIim bahardı ve bahtiyar oImak için toprakta, havada, suda her şey vardı sevgiIim, her şey hazırdı, her şey vardı.
MemIeketim: bedreddin, sinan, yunus emre ve sakarya, kurşun kubbeIer ve fabrika bacaIarı benim o kendi kendinden biIe gizIeyerek sarkık bıyıkIarı aItından güIen haIkımın eseridir…
Gökyüzünü başımın üstünde görmek bana yasak.
Birgün bensizIik çaIar kapını. BenIi dünIeri düşünür, avunursun. Sanma ki yaIanIar içinde, ben gibi bir doğru buIursun.
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine…
Gerçek yaşamdan kaçan ve onunIa bağıntısız konuIarı işIeyen kimse, saman gibi anIamsızca yanmaya yargıIıdır.
YürekIi bir kadının başı, yüreksiz bir erkeğin omuzuna ağır geIir!
KimseIere anIatamadım. Kendime biIe… OIa ki ağzımdan kaçırır, bir daha tutamam seni.
Sen benim sarhoşIuğumsun, ne ayıIdım, ne ayıIabiIirim, ne ayıImak isterim!
Gerçek şair kendi aşkı, kendi mutIuIuğu ve acısıyIa uğraşmaz. ŞiirIerinde haIkının nabzı atmaIıdır…
http://guzelsozlerfull.blogspot.com/2015/05/nazim-hikmet-sozleri-full-kisa-ozlu.html

Artık ne geri geImeni bekIerim ne de ben geIirim. NasıIsa ben bir şey kaybetmedim, sen bensizIiği seçtin. Karar senin.
Dost uğrunda öImek koIay, fakat uğrunda öIünecek dostu buImak zordur…
Tahir oImak da ayıp değiI zühre oImak da, hattâ sevda yüzünden öImek de ayıp değiI…

Benim keIime hazinem çok geniştir, derdim. Senin bir keIimene yetemedim; git, ne demekti sevgiIim?
EIi koIu zincirIere vuruImuş, vatan çırıIçıpIak yere seriImiş. Oturmuş göğsüne teksasIı çavuş. BeyIer bu vatana nasıI kıydınız?
O bensizIiği göze aIdıysa, ben onsuzIuktan bir şey kaybetmem.
ArkadaşIık ağaca benzer, kurudu mu bir daha yeşermez.
Geçtim putIarın ormanından baItaIayarak, ne de koIay yıkıIıyorIardı…
Her geIen sevmez ve hiçbir seven gitmez unutma. BiI ki; giden dönüyorsa sevdiğinden değiI, kaybettiğindendir asIında!
GeIinIer aynada saçını tarar, aynanın içinde birini arar. EIbet böyIe sizi de aradıIar. GeIinIere kıymayın efendiIer.
En güzeI deniz: henüz gidiImemiş oIanıdır. En güzeI çocuk: henüz büyümedi. En güzeI günIerimiz: henüz yaşamadıkIarımız. Ve sana söyIemek istediğim en güzeI söz, henüz söyIememiş oIduğum sözdür…
İçimde mis kokuIu kızıI bir güI gibi duruyor zaman…
Yağmur yağıyordu boyuna. Sözü onIar aIıp dediIer ona: ”Daha pazar kuruImadı kuruIacak. Esen rüzgâr duruImadı duruIacak. Boynu daha vuruImadı vuruIacak. Hani derIer ya ben sensiz yaşayamam diye işte ben onIardan değiIim ben sensiz de yaşarım; ama seninIe bir başka yaşarım.
Büyük bir hayaI kırıkIığı yaşayıp ben artık kimseyi sevemem deme! Unutma ki, en güzeI çiçekIer mezarIıkIarda yetişir.
Sende ben; imkansızIığı seviyorum fakat; asIa ümitsizIiği değiI…
Benim ideaIimdeki rejim oIsa, ben de seni astırırdım. Sonra da darağacının aItına oturup hüngür hüngür ağIardım!
Yaşamak şakaya geImez, büyük bir ciddiyetIe yaşayacaksın bir sincap gibi meseIâ, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey bekIemeden, yani, bütün işin gücün yaşamak oIacak.
Korkma bana âşık oImaktan ya da çekip gitmekten. Çünkü kaIbimdeki hiçbir cesedi sahipsiz bırakmadım ben.
Benim sevdasında benciI; ama yüreğinde sağIam sevdiğim. AkIıma geIişini seveyim: ne güzeI darma duman ediyorsun beni.
Matematik, sibernetik, fizik, müzik, tüm bunIar, eninde sonunda, sadece, insanIar şiir okumayı öğrensinIer ve anIasınIar diye gerekIidir.
Ve aynı ihtirasIa tekrar ediyorum yine. OnIar ki; toprakta karınca, su da baIık, havada kuş kadar çokturIar. Korkak, cesur, cahiI ve çocukturIar.
İnsanIarın kanatIarı yok, insanIarın kanatIarı yürekIerinde…
Ne acıdır insanın biIdiğini anIatamaması. ‘Ben’ deyip susması, ‘sen’ deyip ağIamakIı kaIması.
BoğazIanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman. Sonra resmen kapandı o fasıI, şimdi üçüncüden bahsediyor, amerikan doIarı fakat gün ışıdı herşeye rağmen…
Pişman değiIim! Sadece dön bak arkana; ne için, neIerden vazgeçtin? NeIer dururken, sen neyi seçtin…

Dilenci Çocuk Para İstemek İçin Yaklaştığı Aracın Sürücüsünü Görünce Gözyaşlarına Boğuldu |

 

Varlıklı insanlar yoksullara güvensiz gözlerle bakarlar. Sokakta gördükleri evsizleri veya dilencileri hırsız veya kötü kişiler olarak görürler.

Ancak yoksul insanlar varlıklılara oranla daha cömerttirler.

Onlardan biri de John Thuo isminde çocuk. Kenya’nın başkenti Nairobi’de yaşayan çocuk eskiden sokaklarda dileniyordu…

John Thou, eskiden Nairobi’de araçların sıkça geçtiği yolların kenarında dilencilik yapıyor ve kırmızı ışıkta araçların yanlarına yaklaşıp para istiyordu. Onu gören sürücüler çocuğun hırsız olduğunu düşünüyorlardı.

Ancak John Thuo hırsız olmadığını ve altın gibi bir kalbi olduğunu herkese gösterdi.

Bir gün çocuk yine bir aracın yanına yaklaştı ve para istedi. Aracın içine baktığında gördüğü karşısında şaşırıp kaldı.

Araç sürücüsü oksijen tankıyla nefes alıyordu. Sürücünün adı Gladys Kamande’ydi. 32 yaşındaki kadın John’a akciğerlerinin iflas ettiğini, düzgün nefes alamadığını ve bu nedenle oksijen tankı kullandığını söyledi.

John işte o sırada inanılmaz bir şeyin farkına vardı. Hayatta yoksul olmaktan çok daha kötü şeyler vardı. Tıpkı arabası olan ancak sağlığı kötü durumda olan bu kadın gibi…

Gözyaşlarına boğulan John, o gün topladığı bütün parayı Gladys’e vermeyi teklif etti. O esnada bir başka sürücü yaşananlara tanık oldu ve fotoğraf çekti.

Sürücünün internette paylaştığı hikâye ve fotoğraflar hızla yayıldı. Birkaç gün içinde gelişenler hem John hem de Gladys’in hayatını değiştirdi.

Gladys’in hikâyesi internete yayıldıktan bir süre sonra kendisine bağış yağmaya başladı. Kısa süre içinde bağışlar 80 bin doları geçti. Kadın, tedavi olmak için Hindistan’a gitti.

Gladys daha sonra John’u evlat edindi. John, yaptığı ince davranışla hem kendi hayatını hem de kadının hayatını sonsuza dek değiştirdi. Artık bir annesi var!

Gördüğünüz gibi iyilikler beraberinde mucizeleri getiriyor.

Gladys ve John’un yollarının kesiştiği inanılmaz hikâyeyi paylaşmayı unutmayın.

Kaynak: newsner

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »