Bir zamanlar, her şeyden sürekli şikâyet eden; her gün hayatının ne kadar berbat olduğundan yakınan bir kız vardı. Hayat, ona göre çok kötüydü ve sürekli savaşm…aktan, mücadele etmekten yorulmuştu.
Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çıkıyordu karşısına. Genç kızın bu yakınmaları karşısında, mesleği aşçılık olan babası ona bir hayat dersi vermeye niyetlendi.
Bir gün onu mutfağa götürdü. Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu.
Cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca, bir cezveye bir patates, diğerine bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu. Daha sonra kızına tek kelime etmeden, beklemeye başladı. Kızı da hiçbir şey anlamadığı bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda karşılaşacağı şeyi görmeyi bekliyordu.
Ama o kadar sabırsızdı ki, sızlanmaya ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya başladı. Babası onun bu ısrarlı sorularına cevap vermedi. Yirmi dakika sonra adam, cezvelerin altındaki ateşi kapattı. Birinci cezveden patatesi çıkardı ve bir tabağa koydu. İkincisinden yumurtayı çıkardı, onu da bir tabağa koydu. Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana boşalttı.
Kızına dönerek sordu:
— Ne görüyorsun?
— Patates, yumurta ve kahve? diye alaylı bir cevap verdi kızı.
— Daha yakından bak bir de dedi baba , patatese dokun.
Kız denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi.
— Aynı şekilde, yumurtayı da incele.
Kız, kabuğunu soyduğu yumurtanın katılaştığını gördü.
En sonunda, kızının kahveden bir yudum almasını söyledi.
Söylenileni yapan kızın yüzüne, kahvenin nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı. Ama yine de bütün bunlardan bir şey anlamamıştı:
— Bütün bunlar ne anlama geliyor baba?
Babası, patatesin de, yumurtanın da, kahve çekirdeklerinin de aynı sıkıntıyı yaşadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarını anlattı. Ama her biri bu sıkıntı karşısında farklı farklı tepkiler vermişlerdi.
Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüştü. Yumurta ise çok kırılgandı; dışındaki ince kabuğun içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca, yumurtanın içi sertleşmiş katılaşmıştı.
Ancak, kahve çekirdekleri bambaşkaydı. Kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değiştiği gibi suyu da değiştirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı.
— Sen hangisisin? diye sordu kızına.
Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin?
Patates gibi yumuşayıp ezilecek misin? Yumurta gibi, kalbini mi katılaştıracaksın? Yoksa kahve çekirdekleri gibi, başına gelen her olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin?
Vishudda (boğaz) çakrası, omuzları, boğazı, gırtlağı ve tiroid bezini etkiler.…
Nerede bulunur?
Mavi renkle temsil edilen bu çakra, yaklaşık olarak adem elması denen bölgenin ortasındadır.
Boğaz çakranızı hayalde canlandırma yoluyla harekete geçirmek:
Mavi bir çiçek hayal edin ve bu çiçeklerden birini alıp boğaz çakranızın üzerine koyduğunuzu gözünüzün önüne getirin ve taç yapraklarında bulunan mavi rengi emdiğinizi düşünün. 5-10 dakika boyunca bu egzersize devam edin.
Enerji noktasının yerini görmek için
Boğaz çakranızı refleksoloji yoluyla harekete geçirmek: Sağ ayak baş parmak kemiğinize 20-30 saniye kadar yavaş yavaş masaj yapın. Parmaklarınızdan birini bu çakra noktası üzerinde tutarak, mavi bir ışık hüzmesinin başınıza girdiğini ve boğaz çakranıza doğru yol aldığını hayal edin. Bu görüntüyü 3-5 saniye kadar kaybetmeyin ve daha sonra aynı egzersizi sol ayakla tekrarlayın
Kaynak: Gül Bayrak
Bir iş adamı arkadaşıyla yürürken, her zaman gazetesini aldığı bayide durur. Adama ‘Günaydın’ der güler yüzle. Satıcı ekşi bir suratla ve gayet kaba bir şekilde gazeteyi uzatır. İş adamı gülümseyerek teşekkür eder, giderken de ‘İyi günler’ der.
Arkadaşı şahit olduğu bu kabalıktan şaşkın, ‘Bu satıcı hep böyle kaba mı davranır?’ diye sorar. ‘Evet, ne yazık ki öyle’ diye yanıtlar iş adamı.
Arkadaşı, ‘Peki, sen hep böyle nazik ve kibar mı davranıyorsun bu adama?’ diye üsteler.
‘Evet’ der iş adamı.
‘Peki, o sana böyle kötü davranırken sen niye ona ısrarla iyi davranıyorsun?’ diye merak eder arkadaşı.
İş adamı gülümseyerek, ‘Onun tavrının benim tavrımı etkilemesine izin veremem. Onun gibi davransaydım, benim davranışımı o belirlemiş olurdu. Günümü ona öfkelenerek berbat etmeye hiç niyetim yok. O mutsuz olmayı seçiyorsa, bunu değiştirmeyi de yine sadece kendisi seçebilir. Ama bir şey kesin. Nasıl hissedip davranacağıma başkalarının karar vermesine izin vermem.’
Biliyoruz, hiç kolay değil böyle yaşamak. Ama duygusuz ve hissiz olmaktansa çok daha kıymetli bizce. İşte sadece çok duygusal insanların anlayabileceği 14 şey.
1. Yeni doğmuş bir bebek ya da bir kedi; sizi duygulanmaya yeter de artar bile

Dünyaya yeni gelen herhangi bir canlı, herkesçe sadece sempatik bulunurken, sizin için bambaşka bir olaydır. Hemen gözleriniz uzaklara dalar, bu büyük mucize üzerine düşünürsünüz uzun uzun… Etkisinden de çıkamazsınız bir süre. Duygularınız havada uçuşurken, diğerleri gibi davranmaya, gözlerinizde biriken yaşı akıtmamaya çalışırsınız.
2. Sevdiğiniz birinin doğum gününü kutlamak sıradan bir iş değildir sizin için

Anneniz, kardeşiniz ya da onlar kadar değer verdiğiniz birinin doğum günü olmaya görsün; derin duygularla geçer yine o gününüz. Bir doğum günü mesajı atmak ne kadar zor olabilir diyorsunuz değil mi? Çok zor olabiliyor gerçekten. O mesajı yazarken tüm samimiyetinizle, en içten duygularınızla yazacağınızdan, zaten sıkça olduğu gibi, gözleriniz dolu dolu olur.
3. Yakınını kaybetmiş birine baş sağlığı dilemekten daha zoru zaten yoktur

Duygusal insanlar, genelde yüksek empati yeteneğine de sahip olurlar. Dolayısıyla yakınını kaybeden herhangi biri varsa çevrenizde, siz de onun acısına çok yakın bir acı hissedersiniz. Aynı acıyı yaşamış kadar da üzülürsünüz. Neredeyse imkansıza yakındır ağlamadan ona teselli vermek. Çünkü sizin de teselliye ihtiyacınız vardır.
4. Kimseye yeterince kızamazsınız

Zaten bütün duyguları çok fazla yaşadığınız için sık sık yorgun düşersiniz. Bir de kızmak mı? Yok artık. Buna gücünüz genelde olmaz ve kızmanız gereken insanlara bile, yeterince kızamazsınız.
5. Bir sorunu karşılıklı oturup konuşma şansınızsa “sıfır” dır

Maalesef sağlıklı iletişim kuramadığınız bir gerçektir. Çünkü oturup konuşulunca çözülecek şeyler, sizin gözyaşlarınız yüzünden hep yarıda kesilir ve geç çözüm bulur. Küsersiniz ağlarsınız, barışırsınız yine ağlarsınız.
6. Katıldığınız her törende(mezuniyet, düğün vs.) en çok ağlayan daima sizsinizdir

Katıldığınız her törende sizi tanıyanlar tarafından göz hapsine maruz kalırsınız. Çünkü sizi tanıyanlar zaten bilir ilk ağlayanın siz olacağını.
7. Sizi özetleyecek kelime grubu: “Akmış göz makyajı”

Nerede ve ne zaman duygulanacağınız hiç belli olmadığı için, makyajınız akmaya mahkumdur. Siz de makyajınızı düzeltmeye tabii.
8. Dizi ya da film izlerken duygulandığınız sahnede, ağladığınızı belli etmemek için insanüstü bir çaba sarfedersiniz

Ama çabalar nafiledir. Gözyaşlarınızı sessiz sessiz akıtsanız bile, aynı sessizlikle burnunuzu çekmeniz çok mümkün olmayabilir.
9. Fazla hassas olduğunuz için depresif duygularınız da sık sık depreşir

Kimse sizi anlamıyor biliyoruz. Melankolik de değilsiniz; sadece biraz hassassınız hepsi bu.
10. Bazı özel anları bazı şarkılarla eşleştirirsiniz kafanızda ve o şarkıyı duyduğunuz her yerde ühüüüüüü…

Umarız o şarkı, ağlama şansınız olmayan ortamlarda karşınıza çıkmaz.
11. Kimsenin hissedemediği şeyleri hisseder, kimsenin aklına gelmeyen şeyleri düşünürsünüz -ki bu iyi bir şey-
![11 11 [TOPSHOTS A woman enjoys the a heavy rain in the Tampa area, August 27, 2012 in Florida. Due to severe weather with Tropical Storm Isaac and possible hurricane conditions expected to hit the Mexican Gulf, the Republicans have decided to cut short their National Convention by one day. AFP PHOTO/MLADEN ANTONOVMLADEN ANTONOV/AFP/GettyImages] *** [] Yalnızca Çok Yalnızca Çok Duygusal İnsanların Anlayabileceği 14 Şey 11](https://i0.wp.com/llcdn.listelist.com/listeliststatic/2015/12/01171902/11.kimsenin.hissedemedigi.jpg)
Ayrıcalıklı olan sizsiniz, çünkü duygu çeşitliliğiniz çok fazla. Bu yüzden “yaşadığınızı hissedersiniz”.
12. Muhtemelen burcunuz balık

13. Balık değilse bile yengeç

14. İlerde yakalanma ihtimaliniz olan hastalık ise “verem”dir

Geçmiş olsun.
Dilek Üğüden
Kaynak: yorgo der ki
Bağışıklık Güçlendirici:
Ballı Limonlu Zencefil çayının faydalarının başında bağışıklığı güçlendirmesi gelir. Zencefil çok kuvvetli bir antioksidandır. Limon da yüksek miktarda C vitamini içerir. Soğuk algınlığı süresince içilen bu çay antibiyotik görevi görebilir. Limonda bulunan bioflavonoid’ler yani P vitamini kanser hücrelerinin yayılmasını engelleyebilir. Ayrıca limondaki antioksidanlar enflamasyon giderici etki edebilir. Zencefil kan akışını arttırır ki bu tam sağlık için gereklidir.
Bulantı ve Hazımsızlık Giderici:
Bedendeki bir düzensizlik sonucu bulantı ve kusma semptomları ortaya çıkabilir. Limon zencefil çayı mekanizmamız için çok iyi bir rahatlatıcıdır. Araba yolculuğu sırasında mideniz bulanan biriyseniz yolculuk öncesinde bu çayı içebilirsiniz. Ayrıca hamilelik ve kemoterapi bulantılarında da yardımcıdır. Mide yanması ve hazımsızlığa da iyi gelir. Yemeğin kolay sindirilmesini sağlar ve iştahınızı düzenler.
Diyabetin Etkilerini Azaltıcı:
Yeni araştırmalar, düzenli olarak limonlu zencefil çayı içilmesinin, diyabet sonucu oluşan karaciğer tahribatını azalttığını ortaya çıkartmıştır. Zencefilde bulunan çinko, insülin yapımında ve salgılamasında başlıca bir role sahiptir. Kan şekeri seviyesini kontrol eden ve diyabeti denetleyen insülindir.
Cilt ve Saç Bakımı:
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi zencefil limon çayının antioksidan ve vitamin yüklü olması, daha sağlıklı bir cilt ve saç için mükemmel bir zemin oluşturur. Antibakteriyel ve antiseptik özellikleri cildi enfeksiyonlardan korur. İçeriğindeki A ve C vitaminleri saçınızı güçlendirmenin ve daha çabuk uzamalarını sağlamanın doğal bir yoludur.
Kilo Vermeye Yardımcı:
Yüksek kan şekeri, karbonhidrat ve şekerli yiyecek aşermelerini tetikler. Zencefil kan şekerini normalize edebildiği için bu aşermelerin engellenmesine ve dolayısı ile kilo vermeye de yardımcıdır. Ayrıca zencefil yağ emilimini arttırır ve bedende birikimini engeller.
kaynak: Mert Güler
Türk Müziği makamlarının ruha olan etkileri Farabi’ye göre şöyle sınıflandırılmıştır:
1. Rast makamı: İnsana sefa(neşe-huzur) verir.
2. Rehavi makamı: İnsana beka(sonsuzluk fikri) verir.
3. Kuçek makamı: İnsana hüzün ve elem verir.
4. Büzürk makamı: İnsana havf(korku) verir.
5. Isfahan makamı: İnsana hareket kabiliyeti, güven hissi verir.
6. Neva makamı: İnsana lezzet ve ferahlık verir.
7. Uşşak makamı: İnsana gülme hissi verir.
8. Zirgüle makamı: İnsana uyku verir.
9. Saba makamı:İnsana cesaret,kuvvet verir.
10. Buselik makamı: İnsana kuvvet verir.
11. Hüseyni makamı: İnsana sükunet, rahatlık verir.
12. Hicaz makamı:İnsana tevazu(alçakgönüllülük) verir.
Farabi Türk müziği makamlarının zamana göre psikolojik etkilerini de şu şekilde göstermiştir:
1. Rehavi makamı: yalancı sabah vaktinde etkili
2. Hüseyni makamı: sabahleyin etkili
3. Rast makamı: güneş iki mızrak boyu iken etkili
4. Buselik makamı: kuşluk vaktinde etkili
5. Zirgüle makamı: öğleye doğru etkili
6. Uşşak makamı: öğle vakti etkili
7. Hicaz makamı: ikindi vakti etkili
8. Irak makamı: akşam üstü etkili
9. Isfahan makamı: gün batarken etkili
10. Neva makamı: akşam vakti etkili
11. Büzürk makamı: yatsıdan sonra etkili
12. Zirefkend makamı: uyku zamanı etkilidir.
HANGİ MAKAM HANGİ HASTALIĞA İYİ GELİYOR?
1) RAST MAKAMI: Kemik ve beyne etkili. Fazla uyumayı engeller. Nabzın yükselmesine yardımcı olur. Özellikle çocuk bünyesinde nem hakim olduğu için; bu nedenle oluşan dengesizlikleri düzeltir. Akıl hastalıklarına iyidir.
2) IRAK MAKAMI: Kuşluk ve ikindi vakti etkilidir. Menenjit, beyin ve akıl hastalıklarına faydalıdır. Omuz, kol ve ellere etkilidir. Başın üst tarafına etkisi belirtilmektedir. Lezzet verir, düşünme ve kavrama konusunda etkilidir. Korku gidericidir. Saldırganlığı önleyici ve nevrotik hastaları tedavi edici etkisi vardır.
3) ISFAHAN MAKAMI: Ateşli hastalıklardan vücudu koruyucu özelliği vardır. Ense, boyun, omuzlar ve sol dirsek için etkilidir. Güven hissi, uyum sağlama, hareket yeteneği, zihin açıklığı, gönül yenileme, düzgünlük verme, zekayı açma ve hatıraları tazeleme özelliği vardır.
4) ZİREFKEND MAKAMI: Sırt, mafsal ağrılarına ve kulunca faydalıdır. Beyinle ilgili ağız çarpılmasına, kalp, ciğer, göğüs, kalça ve sağ omuza etkilidir.
5) BÜZÜRK MAKAMI: Kulunç ve beyin hasarı ile ortaya çıkan şiddetli hastalıklara yararlıdır. Güç kazandırır. Boyun, boğaz, göğüs, ciğer kalp ve yan böğür (basen) için etkilidir.
6) ZENGULE MAKAMI: Kalça eklemleri ve bacak içleri ile ilgisi bulunur. Kalp hastalıklarına, menenjit ve beyin hastalıklarına etkilidir. Beyin hastalıkları ve ruh hastalıklarının tedavisi için mide ve karaciğer ateşini yok eder. XIII. asırdan önce hicaz makamından ayrılarak oluşmuştur. Hayal ve sırlar telkin eder, uyku verir, masal duygusu verir.
7) REHAVİ MAKAMI: Sağ omuz, baş ağrıları, burun kanamaları, ağız çarpıklığı ve balgamdan gelen hastalıklara, akıl hastalarına faydalıdır. Doğuma yardımcı olur. Göğüs, mide ve yan böğür için faydalıdır.
8) HÜSEYNİ MAKAMI: Güzellik, iyilik, sessizlik, rahatlık verir ve ferahlatıcı özelliği vardır. Karaciğer ve kalbin iltihabını söndürür. Mide hararetini giderici özelliği vardır. Ateşli nöbetlerin giderilmesinde faydalıdır. Sol omuza etkilidir. Sıtma hastalığına iyidir.
9) HİCAZ MAKAMI: Kemiklere, beyne ve çocuk hastalıklarına tedavi edici etkisi vardır. Üro–genital sisteme ve böbreklere etki gücü fazladır. Alçakgönüllülük duygusu verir. Düşük nabız atımını yükseltir ve göğüs bölgesi diğer önemli etki alanıdır.
10) NİHAVEND MAKAMI: Kan dolaşımı, karın bölgesi, kalça, uyluk ve bacak bölgelerine etkilidir. Kulunç, bel ağrısı ve tansiyon rahatsızlıklarına faydalıdır.
11) NEVA MAKAMI: Göğsün sağ tarafına, böbreklere, omurilik, kalça ve uyluk bölgelerine etkisi vardır. Üzüntüyü giderir ve lezzet verir. Gönül okşayan makam adıyla bilinir.
12) UŞŞAK MAKAMI: Kalp, ayak rahatsızlıkları ile nikriz (damla) ağrılarına faydalıdır. Gülme, sevinç, kuvvet ve kahramanlık duyguları verir. Çocukları etkileyen yellerde ve erkeklerdeki ayak ağrılarına faydalıdır.
13) ACEMAŞİRAN MAKAMI: Kemiklere ve beyne etkilidir. Yaratıcılık duygusu ve ilham verir. Durgun düşünce ve duyguları canlandırır. Hanımlarda doğumu kolaylaştırır. Anne karnındaki çocuğun yanlış duruşlarının düzelmesine yardım eder. Ağrı giderici ve spazm çözücü özelliği vardır.
14) SEGAH MAKAMI: Şişmanlık, uykusuzluk, yüksek nabız, kalp, ciğer ve kas rahatsızlıklarına faydalıdır. Beyin nöronlarına etkisi vardır. Mistik duygular oluşturur.
15) PENTATONİK MELODİLER: Pentatonik müzik, Asya kökenli Türk musıkîsinin en önemli ve karakteristik özelliğidir. Kendine güven ve kararlılık verir, rahatlık sağlar. Çocuklara, 9–10 yaşına kadar sadece pentatonik müzik dinletilmesi öneriliyor.
Okyanusun dibinde yatan bir istiridye, su üzerinden akıp geçsin diye, kabuğunu açmış. Su içinden geçerken, solungaçları yiyecek toplayıp midesine gönderiyormuş. Aniden, yakınındaki bir balık, bir kuyruk darbesiyle kum ve çamur fırtınası yaratmış…
İstiridye de kumdan nefret edermiş, zira kum öylesine pürüzlüymüş,
kabuğunun içine bir kum tanesi kaçsa bile son derece rahatsız olurmuş. İstiridye derhal kabuğunu kapamış ama çok geç kalmış! Sert ve pürüzlü bir kum taneciği içeri girip, iç derisi ile kabuğun arasına yerleşmiş…
Aman Allahım! Şu kum tanesi istiridyeyi ne çok rahatsız ediyormuş. Ama, kabuğunun içini kaplaması için kendine verilmiş olan salgı hücresini hemen çalıştırarak, minik kum tanesinin üstünü kaplamaya başlamış. Ta ki, nefis, parlak ve düzgün bir örtü oluşana kadar…
İstiridye, yıllar yılı, minik kum taneciğinin üstüne katlar eklemeye devam etmiş ve sonunda müthiş güzel, parlak ve son derece değerli bir inci oluşmuş!
Bazen, karşı karşıya olduğumuz problemler bu kum taneciğine benzer. Bizi rahatsız ederler ve niye bize bu derece eziyet çektirip asabileştirdiklerine şaşarız, fakat azmin getirdiği cesaret ve kuvvetle, sorunlarımızın ve zayıflıklarımızın üstesinden geliriz.
Daha alçakgönüllü, dualarımızda daha ısrarlı, çevremizdekilere daha yakın, daha akıllı ve sorunlarımıza karşı daha dayanıklı hale geliriz. Gizli bir gücün yardımı ile birden, yaşamımızdaki pürüzlü kum tanecikleri, bize kuvvet veren değerli incilere dönüşür ve çoğumuza ümit ve ilham kaynağı oluştururlar…
Yazarı Bilinmiyor
Geçmişimizden kurtulmalı ve herkesi bağışlamalıyız. Kendimizi sevmeyi öğrenmeye istekli olmalıyız. Bedenimizde “ hastalık “ denen şeyin yaratıcısı biziz.
İçinde bulunduğumuz olayları yaratıyor, sonra da bunlardan duyduğumuz sıkıntı, üzüntü ve düş kırıklığı için bir başkasını suçluyoruz; böyle yapmakla gücümüzü de başkasına kaptırmış oluyoruz.
Bilinçaltımız inanmayı seçtiğimiz her şeyi kabul eder.
Çoğumuzun kim olduğumuz konusunda saçma düşünceleri ve hayatın nasıl yaşanması gerektiği konusunda çok, çok katı kuralları var.
Çok küçük yaşlardayken, kendimiz ve yaşam hakkında neler hissedeceğimizi çevremizdeki yetişkinlerin tepkilerinden öğreniriz. Büyüdüğümüzde, çocukluğumuzdaki yaşamımızın duygusal ortamını yeniden yaratma eğilimi gösteririz.
Sorunumuz ne olursa olsun, yaşadıklarımız, iç dünyamızın dışarıya yansıyan sorunlarıdır.
Kırgınlık, Yargılama, Suçluluk ve Korku her şeyden çok sorun yaratır. Bu dört duygu hem bedenimiz, hem de yaşamımızdaki temel sorunların kaynağı oluyor. Bu duygular, yaşam deneyimlerimizin sorumluluğunu almak yerine, başkalarını suçlamaktan kaynaklanıyor. Evet yaşamımızdaki her şeyden yüzde yüz sorumlu olursak suçlayacak kimse kalmayacak değil mi?
Geçmiş yaşanmış ve bitmiş. Bunu değiştiremeyiz. Ama geçmiş hakkındaki düşüncelerimizi değiştirebiliriz. Bizi geçmişte biri incitti diye, şimdiki anda KENDİMİZİ CEZALANDIRMAK ne saçma.
Eğer her şeyin umutsuz, bizim de kurban olduğumuz inancını seçersek Evren bu inancımıza da “Evet” der.
Tüm hastalıklar affetmeme durumundan kaynaklanır. Ne zaman hasta oluyorsak, affetmemiz gereken kişinin kim olduğunu düşünmeliyiz.
Affetmeye en çok zorlandığımız kişi, BIRAKMAYA EN ÇOK GEREKSİNİM DUYDUĞUMUZ KİŞİDİR.
Kendimizi OLDUĞUMUZ GİBİ ONAYLADIĞIMIZ, sevdiğimiz ve kabul ettiğimiz zaman, her şey yoluna giriyor. Küçük mucizeler her yerde görülüyor.
Geçmiş değiştirilemez Gelecek, şimdiki düşüncelerimizle biçimlenir. Özgürlüğümüze kavuşmak için şart olan anne babamızın kendi anlayış, bilgi ve farkındalık çerçevesinde yapabildiklerinin en iyisini yaptıklarını anlamaktır. Birisini suçladığımızda, kendimiz için sorumluluk almıyoruz demektir.
Bize bunca kötülük yapan bu insanlar da sizin gibi çaresizlik hissediyorlardı. Kendilerine öğretilen şeyleri sizlere öğretmekten başka ellerinden ne gelirdi ki.
Anne babanızın çocukluğu hakkında ne kadar bilginiz var, özellikle on yaşından önceki dönemleri hakkında ? Eğer hala mümkünse öğrenmeye çalışın. Onların nasıl bir çocukluk yaşadığını öğrenirseniz, size niye öyle davranmış olduklarını daha kolaylıkla anlamış olacaksınız. Anlayış size şefkat kazandıracaktır. Eğer bilmiyorsanız ve öğrenme imkanınız yoksa çocukluklarının nasıl olabileceğini gözünüzde canlandırmaya çalışın. Ne tür bir çocukluk, böyle bir yetişkini yaratır ? Bu bilgiye kendi özgürlüğünüz için ihtiyacınız var. Onları özgürleştirmeden, kendinizi özgürleştiremezsiniz. Onları bağışlamadan, kendinizi bağışlayamazsınız. Onlardan mükemmellik bekliyorsanız, kendinizden de mükemmellik bekleyeceksiniz ve yaşamanız boyunca mutsuz bir insan olacaksınız.
Hepimiz, neler olursa olsun, küçük yaşta koşullandırıldığımız sınırlarımızı aşmak için buradayız. “ Onlar “ bize ne söylemiş olurlarsa olsunlar, kendi görkemimizin ve yüceliğimizin farkında olmak için buradayız. Sizin aşmak zorunda olduğunuz kendi olumsuz inançlarınız var, benim de aşmak zorunda olduğum kendi olumsuz inançlarım.
Hayatın sonsuzluğunda, bulunduğum noktada her şey mükemmel, bütün ve tam.
Geçmişin üzerimde gücü yok. Çünkü öğrenmeye ve değişmeye hazırım.
Geçmişe, beni bugün olduğum noktaya getiren gerekli bir süreç olarak bakıyorum.
Zihinsel evimin odalarını temizlemek için bulunduğum noktadan başlamaya hazırım.
Nereden başladığımın önemli olmadığını biliyorum. Bu nedenle en küçük şey ve en küçük odalardan başlıyorum. Böylece sonuçları çabucak görebileceğim.
Bu serüvenin içinde olmaktan heyecan duyuyorum.
Çünkü bu özel deneyimden bir daha asla geçmeyeceğimi biliyorum. Kendimi özgür bırakmaya hazırım.
Dünyamda her şey iyi ve güzel.
Sorun ne olursa olsun, kökeni bir düşünce kalıbında yatıyor ve DÜŞÜNCE KALIPLARI DEĞİŞTİRİLEBİLİR. Size doğru gelebilir, doğru gibi görünebilir ; tüm bu sorunlar hayatımızda sürekli mücadele ettiğimiz problemler. Ama karşılaştığımız sorun ne kadar zor olursa olsun, içsel bir düşünce kalıbının, dıştaki sonucundan başka bir şey değil. Hangi düşüncelerin sorunlarınızı yarattığını bilmiyorsanız şu anda doğru yerdesiniz. Çünkü bu kitap bunları bulmanıza yardımcı olmak amacıyla yazıldı. Hayatınızdaki sorunlara bakın. Ve kendinize sorun “ Hangi düşüncelerimle bu sorunu yaratıyorum? “. Kendinize sessizce oturup bu soruyu sorma olanağı tanırsanız, içsel zekânız size bu yanıtı gösterecektir.
Bazen kimse size dikkat etmediği için, görünmez olduğunuz duygusuna bile kapılıyorsunuz.
Sabah uyandığınızda, yağmur yağıyorsa “ Öff, ne kötü bir gün ! “ diyenlerden misiniz ? Kötü bir gün değil. Sadece ıslak bir gün. Yağmura uygun kıyafetler giyip, bakış açımızı değiştirdiğimizde birçok zevkli yağmurlu günler yaşayabiliriz. Eğer inancımız, yağmurlu günlerin kötü olduğuysa, yağmurlu günleri hep içimiz sıkılarak yaşayacağız. O anda olan şeyle akmak yerine, gün boyu akıntıya karşı kürek çekeceğiz. “ İyi “ ya da “ Kötü “ hava diye bir şey yok. Sadece bireysel tepkilerimiz var.
Düşünsel ve sözsel olarak ne tür mesajlar gönderiyorsak, aynı biçimde bize geri gelecektir.
Ağzınızdan çıkan sözün olumsuz sözcükler içerdiğini farkettiğiniz anda durun. Cümlenin yarısında olsa bile. Ya cümleyi olumlu bitirin ya da tamamlamaktan vazgeçin. Hatta “ İptal “ bile diyebilirsiniz.
Bir sorun olduğunda, yapmanız gereken bir şey yok, bilmeniz gereken bir şey var.
Değişime en çok direndiğiniz şeyler, değiştirmeye EN ÇOK İHTİYACINIZ olan şeylerdir.
Zihniniz istediğiniz şekilde kullanmayı seçeceğiniz bir araçtır.
Kendi düşüncelerinizin aciz bir kurbanı değil, efendisisiniz.
Farkında olmaktan kaçındığımız şey, ne kadar kötü olursa olsun geçmişten kopamamanın sadece bizi yaraladığıdır.
Kendimizi ve başkalarını affetmek bizi geçmişe bağımlılıktan kurtarır.
Ne tür bir iyileşme isteniyorsa istensin, tek çözüm daima SEVGİ’ dir. Sevgiye giden yol da affetmekten geçiyor. Bağışlamak tüm olumsuz duyguları yok ediyor. Affetmeyi başarmak için birçok yol var.
Affetmekte zorluk çektiğiniz kişi ya da olay hakkında minik şarkılar uydurun. Bu küçük nakaratları söylerken her şeyi daha hafife alarak yaklaştığınızı göreceksiniz.
Anne babalarımızı suçlamıyorum, çünkü hepimiz kurbanların kurbanıyız. Size kendi bilmedikleri şeyi öğretmeleri nasıl mümkün olabilirdi ki?
Çünkü bilinçli olarak değiştirmedikçe aile inançları hep bizimle kalır.
Kendi yetmezlik ve sınırlılık inancımız, bizi sınırlayan tek şey
Yaşlı insanların yüz ve bedenleri açık bir biçimde hayat boyu sürdürdükleri düşünce kalıplarını yansıtır.
Baş bölgesinde bir sorunumuz varsa bu genellikle “ bizde “ çok yanlış bir şey olduğu duygusunu taşıdığımız anlamına gelir.
Çocuk olayları değiştirme gücüne sahip olmamasının tepkisini, kulak ağrısı yaratarak gösterir. Sağırlık birlikte yaşamak zorunda olduğunuz bir kişiyi dinlemeye katlanamamanın göstergesidir.
Küçük çocukların gözlük taktıklarını gördüğümde, evlerinde görmek istemedikleri şeylerin olduğunu biliyorum. Görme yetilerini bulanıklaştırarak, kendilerince görmek istemedikleri şeylerin açıklığını ve netliğini bir derece azaltırlar.
BAŞ AĞRILARI, kendimizi yanlış, geçersiz, değersiz görmekten kaynaklanıyor. Bir daha başınız ağrıdığında kendinizi hangi konuda hatalı bularak yargıladığınıza dikkat edin. Kendinizi affedin. Baş ağrınızın geçtiğini göreceksiniz. Migren türü baş ağrıları, mükemmeliyetçi olan ve bu yüzden kendilerine çok baskı yapan kişiler tarafından yaratılıyor. Migrende yoğun olarak bastırılmış kızgınlık var. İlginçtir, migrenin başladığını farkeder etmez mastürbasyon yapıldığında, hemen her defasında migrenin geçtiği görülüyor. Cinsel rahatlama gerginliği ve ağrıyı yok ediyor.
Boynumuzla ilgili sorunlar,kendi bakış açımızın doğruluğu konusunda inatçı bir tutum sergilediğimiz anlamına geliyor.
Göğüs kanseri varsa, derin bir öfke ve kırgınlıkta vardır.
Kalp kriz yaratmaz. Krizi yaratan biziz.
Kalp hastalıkları olan kişiler asla mutlu kişiler değildir. Hayatın güzelliklerini görmek için zaman ayırmazlar. Bu değer bilmezlikle bir kalp krizi daha yaratırlar.
Sevgi, ülserin ilacı. Kendisini seven, kendisiyle barışık kişilerde asla ülser olmaz. İçinizdeki çocuğa karşı sevecen olun. Küçükken ihtiyacınız olan desteği ve teşviki şimdi kendinize verin.
Kadınlar yaşlanmaktan çok korkuyor. Çünkü gençliğin yüceltildiği bir toplumda yaşıyorlar. Yaşlanmak erkekler için kadınlar kadar zor değil. Hatta biraz gri saç onlara ayrı bir cazibe veriyor. Kadınlar yaşlanıyor, erkekler olgunlaşıyor ve saygı görüyorlar.
Bazı erkekler zevk aldıkları için değil, derinliklerinde duydukları değersizlik duygusunu aşmak, kendilerini kanıtlamak amacıyla birçok eşle olmayı seçiyor.
Kazalar, kızgınlık ifadesidir. Birikmiş öfkedir. Kazalar ayrıca otoriteye karşı çıkma arzusudur. O kadar kızarız ki, birisine vurmak isteriz, ama birisi bize vurur ( çarpar ).
Kendinden nefret, sadece kendiniz hakkındaki bir düşünceden nefret etmektir.
Louise Hay
Not: Hayatınızı dönüştürmek, olumsuz inanç kalıplarınızı dönüştürmek ve kendi benliğinizi bulmak kendinizi sevmek istiyorsanız 16 şubat perşembe 10.00-.18.00 arası yapacağım kendini sev hayatını iyileştir seminerine mutlaka kayıt olun. Rez. Anette 0536 798 68 68
![10157339_10152376132851189_598856561_n[1]](https://anetteinselberg.com/wp-content/uploads/2015/12/10157339_10152376132851189_598856561_n1.jpg?w=300&h=157)
Mevsimsel hastalıklar yavaş yavaş kapıları çalıyor. Sizlere bu hastalıklara karşı koruyucu bir besinden bahsedeceğiz…
•. Kansere karşı koruyucudur.
•. Damar sertliğini ve tıkanmalarını engeller.
•. İdrar söktürücüdür.
•. Cildi güzelleştirir.
•. Bağışıklık sistemini güçlendirir.
•. Göz sağlığı için hayati önem taşır.
•. Kemik gelişiminde, yapısında bulunan bazı maddeler nedeniyle oldukça faydalıdır.
•. Safra taşlarının düşürülmesinde, nefes darlığı ve bronşite faydalı olduğu bilinmektedir.
•. Kemik gelişiminde, yapısında bulunan bazı maddeler nedeniyle oldukça faydalıdır.
•. Anne sütünü arıtıcı özelliği bulunmaktadır. Çocukların beyin ve zeka gelişiminde etkilidir.
•. Vücuda alınan ağır metaller, zehirli bileşikler, radyasyon ve bazı ilaçların yarattığı toksinlere karşı koruma sağlar.
•. Yaşlanmaya bağlı hafıza kayıplarının (Alzheimer) önlenmesinde olumlu etkisi olduğu kanıtlanmıştır.
•. Tahinde çok miktarda bulunan E vitamini ile tüm bu yararları da vücudumuza kazandırabiliriz….
•. E vitamini çok güçlü bir antioksidandır. Vücuda enerji verir. Seks hormonlarının oluşmasına yardımcıdır.
•. İki çorba kaşığı tahinde yaklaşık yarım kilo biftekteki kadar protein vardır.
Kendine has özel bir kokusu olan tahin, suyla temas etmedikçe uzun zaman bozulmadan saklanabilir.
E, C ve B vitaminleri açısından zengindir. Hücre yapısının bozulmasını engeller. Yaraların iyileşmesini hızlandırır.
Olmak ve Yapmak
Olmak, ruhun fonksiyonudur. Yapmak ise bedenin…
…
Beden daima bir şeyler yapar. Ya ruhunun doğrultusunda ya da ruhuna rağmen. Ruh ise ne yapıyorsan yap, ne olduğunla ilgilenir…
Çoğu kişi, bir şeye “sahip olduğunda” (zaman, para, sevgi, eş, ev, vb.) nihayet bir şey “yapabileceğini” (kitap yazmak, hobileriyle uğraşmak, tatile çıkmak, ilişki kurmak gibi) ve bunu yaparak da bir şey olabileceğini (mutlu, huzurlu, doyumlu, aşık, vb.) zannediyor. Bu, tamamen yanlıştır. Çünkü evren yasası, bunun tam tersi olarak “OL-YAP-SAHİP OL” şeklindedir…
Hiç bir zaman “sahip olma”yı “olma”ya çevirmez. Ama “olan”ı “sahip olma”ya çevirir. Bu nedenle önce, olmak istediğini “ol” (mutlu, sevecen, bilge, huzurlu, doyumlu, aşık) Sonra bu olduğuna göre, eylem “yap” (davran, yaşa…) Sonucunda da sahip olmak istediklerine, davranışların sonucu kavuşacağını görürsün.
Bu yaratıcı süreci harekete geçirmek istediğinde, önce neye sahip olmak istediğine karar ver (seç), ona sahip olduğunda, nasıl olacağını düşün ve onu “ol”… O halde “kaynak ol”… Kendinde neyi deneyimlemek istiyorsan, başkalarına da onu ver. Başkalarına verdiğin şeyi kendine verdiğini hatırla. Çünkü sadece “BİR” var ve biz “BİR”iz… Büyük sır budur!
İlişkilerinde de aynı kuralı uygula. Başkalarının sana nasıl davranmasını istiyorsan, sen de onlara öyle davran. Gezegenimizdeki tüm sorunlarımızın, tüm çelişkilerimizin, tüm zorluklarımızın, barışı ve hazzı yakalayamamamızın kaynağı, bu basit gerçeği bir türlü anlayamamamızdır.
Öğrenmek için de aynı yolu izle ve öğrenmek istediğin şeyi öğret. Öğretmek için, önce mükemmel olman gerektiğine inanma!
Kendin hakkındaki her küçük düşüncen “BEN”i yadsımaktır…
Kendin hakkında söylediğin her aşağılayıcı söz “BEN”i yadsımaktır…
Kendinle ilgili “yeterli değilim” rolünü oynadığın her davranış “BEN”i yadsımaktır…
Yaratıcılığın üç aracını , “Düşünce”, “Söz” ve “Eylem”i doğru kullanırsan, yaşamla mücadele etmezsin. Düşündüğün, söylediğin her şey, şunu deklare eder… “Ben buyum, kim olduğum budur!”
Yaptığınız her seçimle, kendinizi tanımlıyorsunuz. Kürtaj sorununun, savaş sorununun veya sigara içme, et yeme, vb… sorunlarınızın yanıtı budur. Bu nedenle, “Ne yapmaya çalışıyorum?” en önemli sorudur. Konu ne kadar önemsiz olursa olsun, sadece şu soruyu dikkate alın… “Bu gerçekten ben miyim?” ve “Kim olduğumun seçimi bu mu?”
NEALE DONALD WALSCH
Tanrı ile Sohbet Kitabından
Kaynak: Charlotte Gabayın faceook sayfasından alınmıştır