Bu Yıl Okumadığınıza Pişman Olacağınız 2015’in En İyi 20 Romanı

20. Milan Kundera / Kayıtsızlık Şenliği

Milan Kundera / Kayıtsızlık Şenliği

 

Kayıtsızlık Şenliği, Milan Kundera’nın 2003’de yayımlanan Bilmemek’ten sonra kimsenin beklemediği bir anda çıkagelen yeni romanı.
Beş arkadaşın, kayıp annesiyle konuşan Alain’in, işsiz oyuncu Caliban’ın, mutluluğun peşindeki Ramon’un, bir kukla oyunu yazma hayali kuran Charles’ın ve narsisist D’Ardelo’nun hikâyesi. Gerçekle hayali, karakterlerin evreniyle yazarınkini, şimdiki zamanla tarihsel geçmişi üst üste bindirerek başka bir gerçeklik kurmayı hep başarmış bir yazarın, mizah anlayışını kaybetmiş bir yüzyıla bakışı.
Bir yandan en ciddi meselelere ışık tutup diğer yandan tek bir kesin yargıda bulunmamak, bir yandan çağdaş dünyanın gerçekliğiyle büyülenip diğer yandan tüm bu gerçeklikten kaçmak ancak Kundera gibi usta bir yazarın kalemiyle mümkün oluyor. Yapıtının tümünün şaşırtıcı bir özeti gibi de okunabilecek bu kısa roman XXI. yüzyılın klasikleri arasındaki yerini aldı bile.

19. Zabel Yesayan / Meliha Nuri Hanım

Zabel Yesayan / Meliha Nuri Hanım

 

Modern Ermenice edebiyatın en tanınmış yazarlarından Zabel Yesayan’ın, Çanakkale Savaşı günlerinde, iki erkeğe karşı beslediği duygular arasında sıkışmış bir kadının hikâyesini anlattığı kitabıMeliha Nuri Hanım, Aras Yayıncılık tarafından, Mehmet Fatih Uslu’nun çevirisiyle yayımlandı.
Türkçede 1909 Adana Katliamı’na ilişkin tanıklığını anlattığı ve yine Aras tarafından basılanYıkıntılar Arasındakitabıyla bilinen, uzun öykü ve romanlarıyla Ermenice edebiyatın en yaratıcı, yenilikçi kalemleri arasında yer alan Zabel Yesayan’ın 1920’lerde Paris’te kaleme aldığıMeliha Nuri Hanım, onun eserleri arasında Türk karakterlerin ağırlıkta olduğu tek yapıt olarak dikkat çekiyor.

Kitap, Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıç döneminde, İtilaf devletleri donanması Çanakkale Boğazı açıklarındayken, vatanı savunmak için gönüllü sağlık hizmetinde bulunan Meliha Nuri Hanım’ın, yüksek düzey bir Osmanlı bürokratı ile hastanenin başhekimi arasındaki duygusal gelgitlerini konu ediniyor. Usta yazar Yesayan, Meliha Nuri Hanım’ın şahsında, hem değişen zamanlar içinde kadın olmanın getirdiği zorlukları, hem de Türk-Osmanlı seçkinlerinin zihniyet dünyasını irdeliyor.

Yazar, aynı zamanda, metnin akışı içinde bir görünüp bir kaybolan, Osmanlı ordusuna hizmet eden adsız bir Ermeni hekim üzerinden, Ermeni tehciri ve katliamlarının da gölgesini düşürüyorMeliha Nuri Hanım‘a. Karakterlerin, Ermeni halkının başına gelenlere karşı gösterdikleri tepkilerdeki farklılık, onların iç dünyalarını anlamada bir anahtar rolü oynarken, Felaket’in Türk zihnindeki yansımalarına dair önemli ipuçları seriyor gözlerimizin önüne.

Meliha Nuri Hanım, bir döneme ve o dönemin insanlarına ayna tutuyor.

18. Ercan Kesal / Nasipse Adayız

Ercan Kesal / Nasipse Adayız

 

Bu akşam da bilmem ne düğün salonundayım. Yemekli davet var. Her zamanki gibi çelengimizi önceden gönderdik, uygun saatte de yerimizi aldık… İçerisi çok kalabalık. İstanbul’da en çok sayıda kendilerinin olduğunu iddia eden bilmem nerelilerin dayanışma gecesi yapılıyor.
Uzun masalara karşılıklı oturmuş, yemek yiyen, konuşan, öpüşen orta yaş ve üzerinde erkekler doldurmuş ortalığı.
Kalın bıyıklı, koca kafalı bir yerel sanatçı sazıyla bir şeyler çalmış, sonra da ara vermiş, dinleniyor… Sahnedeki takım elbiseli, beyaz gömlekli, enine çizgili bordo kravatlı, kel kafalı, ortadan uzunca boylu, heyecanlı adam kim? Benim tabii ki.
Pazarlıklar, imaj operasyonları, anket dümenleri… Bağlamalar, ayarlamalar, gecelere katılmalar, “yukarıya” ulaşmaya çalışmalar… Oy ve ilişki peşinde delidolu bir uğraş… İnsana aklını yediren bir takıntı…
Arada, hayat ve anlam muhasebesi ve kırık bir aşkın tamirine dair solgun bir ümit…
Küçük ve büyük siyasetin deveranlarını, ikbal hesaplarını bütün hararetiyle anlatan trajikomik bir novella. Ercan Kesal’ın bilinen sahiciliğiyle, sıcak üslubuyla…

17. Herta Müller / Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım

Herta Müller / Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım

Nobel edebiyat ödüllü Herta Müller’den, faşizmin gölgesinde yaşayan ve yaşananlara dair sarsıcı bir roman: Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım. Müller, sorguya çağrılı adsız kahramanıyla birlikte okurunu uzun bir tramvay yolculuğuna çıkarıyor ve camın dışında akan manzara, bütün bir yaşamın dökümü halinde sayfalara yansıyor. Tramvay hattın üzerinde dümdüz ilerlese de dünya yavaş yavaş rayından çıkıyor ve bir kadınla bir erkeğin arasındaki en kısa mesafe, sonsuzluğa uzanıyor.
Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım, sürekli yeni çehrelere bürünen ve adına hayat da denen aldanışın, hayal kırıklıklarıyla hayatını inşa etmeye çabalayan bir kadının öyküsü. Herta Müller’in kahramanının yolculuğu, yaşamın yükünü, geçmişin acılarını, ilişkilerin imkânsızlığını kapsıyor; sevgi işkenceye, işkence bağlılığa, bağlılık yalnızlığa dönüşüyor. İhbarcılar her daim kapı önlerinde dolanıyor, herkes birbirini gözetliyor, sorgular bitmek bilmiyor. Bizi yere çalmaya yeminli bu dünyanın üzerinde, dilenecek tek şey var belki de:

Delirmeyelim.

16. George Orwell / Boğulmamak İçin

George Orwell / Boğulmamak İçin

“Orwell’in ironik mizah anlayışı tazeliğini hiç yitirmiyor. Bu, kaçırılmaması gereken bir Orwell yapıtı.”

– The Observer

Göbeğinin çapı giderek genişleyen ve evinin taksitlerini ödemekle uğraşan George Bowling kırk beş yaşında, evli ve çocuklu –ve yeni aldığı takma dişleriyle kasvetli hayatından çaresizce kurtulmak isteyen– bir sigorta pazarlamacısıdır. 1939’da patlak verecek olan savaşın gelişini; yemek kuyruklarını, askerleri, gizli polisi ve zorbalığı görerek modern zamanlardan korkmaktadır. Böylece çocukluğunun dünyasına, huzur ve sükûn dolu bir yer olarak hatırladığı köyüne sığınmaya karar verir. Fakat köyünde aradığını bulabilecek mi, orası şüphelidir.

“Çok komik olmanın yanında hayranlık uyandıracak kadar gerçekçi… Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü burada nüve haliyle görebiliyoruz. Hayvan Çiftliği’ni de… Hem zengin bir okuma keyfi sunan hem de iki klasiğin tohumlarını birden barındıran romanlara kolay rastlanmaz.”

15. İlhami Algör / İkircikli Biricik

İlhami Algör / İkircikli Biricik

“Yeni bir hayat kurmak… Nasıl oluyordu? Önce fikir mi geliyordu?
Yoksa bir tesadüf sizi fikrin önüne mi getiriyordu? Yeni bir hayat için
mutlaka, kuvvetli bir rüzgâr mı gerekiyordu? Önceki hayatınız artık
‘eski’ mi oluyordu? Eski olanın hükmü kalmıyor muydu? O vakte
kadar boşuna mı yaşamış oluyordunuz?”
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, Albayım Beni Nezahat ile Evlendir
ve Kalfa ile Kıralıça adlı romanlarıyla edebiyatımızda kendine has bir
yer edinen İlhami Algör, yine bir romanla karşımızda: İkircikli Biricik.
İkircikli Biricik, yalnızlığın, arayışın, bulma ümidinin, şehirlerin,
caddelerin, şarkının ve şiirin romanı…
Titizlikle örülmüş bir kurgu; ustalıkla harmanlanmış, sarsıcı bir dil…

14. Jaume Cabre / İtiraf Ediyorum

Jaume Cabre / İtiraf Ediyorum

Adria’nın derin bir suçluluk duygusuyla yaşadığı ömrü zihninin parça parça ölümüyle son bulurken, uzun zaman önce yitirdiği sevgilisine yazmaya başladığı mektup, bir günah çıkarmaya dönüşür ve bu kişisel itirafı Avrupa uygarlığının bir itirafına doğru yol alır. Roman boyu karşımıza çıkan nesneler, eserler, Avrupa’da yaratılmış bütün güzellikler ile bütün bu güzelliklerin üzerine düşen kötülüklerin ya da kötülüklerin üzerine düşen güzelliklerin gölgelerini gösterir.

13. Umberto Eco / Sıfır Sayı

Umberto Eco / Sıfır Sayı

Umberto Eco’nun yeni romanı kötü gazetecilik konusunda bir rehber.

Tam bir “kaybeden” olan Colonna (50), gazeteci Simei’den iyi bir iş teklifi alıyor: “Yazı işleri sorumlusu ya da benzeri bir şey” sıfatıyla bir yıl boyunca bir günlük gazete için hazırlanan 12 “sıfır sayı”yı yönetecek ve “asla çıkmayacak olan bir günlük gazetenin hazırlanışıyla geçen bir yılın öyküsü”nü anlatan bir kitap yazacak.

Patron Vimercate, bu gazete sayesinde “finans ve politika dünyasının güzel salonunu rahatsız edebileceğini kanıtladıktan sonra, olasılıkla bu güzel salon ona bu düşünceden vazgeçmesini rica edecek, o da Yarın tasarısını bir kenara kaldırıp güzel salona giriş yapma iznini koparmış olacak.”

Teklif sahibi Simei’nin de kendi planı var: “Her şey suya düşerse kitabı yayımlarım. Bomba gibi patlayacak ve yayın hakkı adına bana belli bir gelir sağlayacaktır. Ya da, olur ya, birileri yayımlamamı istemez ve bana bir total verir. Net.”

Olaylar böyle başlıyor ve Eco gözde konuları aracılığıyla İtalya’nın 50 yıllık tarihini yeniden yazıyor: Gladio, bir Papa’ya suikast, başka bir Papa’nın öldürülmesi, hükümet darbeleri, gizli servislerle terör örgütlerinin karmaşık ilişkileri… Ve bir soru: Acaba Mussolini sağ mı?

12. Tom McCarthy / C

Tom McCarthy / C

Serge Carrefax hem gürültünün hem sessizliğin sarmaladığı bir dünyaya açıyor gözlerini. Babası kablosuz iletişim üstüne deneyler yapıyor. Sağır olan annesi aile işi olan ipek üretimini sürdürüyor. Serge ve ablası Sophie de telgraf cihazları ve böcekler arasında büyüyor.

Serge’le birlikte biz de Versoie’deki huzurlu yaşamından gözlemci pilot olarak katıldığı Birinci Dünya Savaşı’na, savaş sonrası Londrası’ndan sahte mezar odalarıyla dolu Mısır’a uzanan bir serüvenin içinde buluyoruz kendimizi.

McCarthy’nin tanımlamasıyla Serge: “Ulysses’teki Bloom gibi, dünyayı sünger gibi emip süzüyor: âdeta bir prizma. Gravity’s Rainbow’daki Slothrop gibi. Tristram Shandy gibi. Candide gibi. Etraflarında ne varsa yankılayan seslendirme kutuları onlar.”

11. Ersan Üldes / Hindi’nin Ruhu

Ersan Üldes / Hindi'nin Ruhu

Edebiyat dünyasında yok sayılmış, bütünüyle unutulmuş bir yazar: Hasan Cahit Doğanay. Ve onun mecalsiz yığınların insafına terk edilmiş romanı Hindi’yi anlamaya, anlaşılır kılmaya çalışan bir başka yazar. Roman içinde roman, yazar içinde yazar.
Ersan Üldes mizahın teskin edici diliyle insana, insan ilişkilerine, yaşama, ölüme ve yazmaya, yazar olmaya dair zorlu, sorgulayıcı ancak oldukça keyifli bir yolculuk vaat ediyor ve Doğanay’dan devraldığı düşsel mirası yenilikçi bir romana dönüştürüyor.
Hindi’nin Ruhu, pek zorlu bir metni, roman sanatını, beraberinde bir ülkeyi, bütün hastalıkları ve hasta insanlarıyla bir toprağı kavrama kılavuzu…

“Hasan Cahit Doğanay Hindi romanıyla edebiyatın göklerinde havai fişekler patlatıyor… Mesut Penyeci karakteri muhtemelen hiç unutulmayacak… Onun nezdinde gülerken eğlenmeyecek, eğlenirken gülmeyeceksiniz… Bu heyecan verici keşfinden dolayı Ersan Üldes’i naçizane tebrik etmek isterim!”
Murat Uyurkulak

10. Sema Kaygusuz / Barbarın Kahkahası

Sema Kaygusuz / Barbarın Kahkahası

Hiçbir trajedi kişisel değildir: sirayet eder, bulaşır ve sonunda herşeyin rengini, kokusunu değiştirebilir.
Sema Kaygusuz yeni romanı Barbarın Kahkahası’yla bir motelde olup bitenlerle bir ülkeyi anlatıyor. Tatil, dinlenme, tembellik zamanının beklenmedik ve pek nahoş bir şekilde kesintiye uğraması motel ahalisi arasında gerginliklere, bastırılmış kişisel hesaplaşmaların gün yüzüne çıkmasına, dillendirilememiş acıların ortalığa saçılmasına sebep olur. Tüm bu olan bitene bir ergenin sert, zalim ve el yordamıyla giden “erkek olma” uğraşları da eşlik eder.
Kaygusuz okurlarının iyi tanıyacağı kendine has üslubuyla ilerleyen roman, alttan alta sürdürdüğü polisiye roman gerilimini de final sahnesine kadar taşımayı başarıyor.

9. Burhan Sönmez / İstanbul İstanbul

Burhan Sönmez / İstanbul İstanbul

“Bir çocuk karanlığa kalmış ve dar sokaklarda yönünü şaşırmışsa
orası İstanbul’dur. Eski sevgilisini bulmak için maceraya atılan gencin,
siyah tilki kürkünün peşine düşen avcının, fırtınada sürüklenen
geminin, dünyayı bir elmas gibi avucuna almak isteyen prensin, boyun
eğmemeye yeminli son isyancının, şarkıcılık hayaliyle evden kaçan
kızın, para babalarının, hırsızların ve şairlerin vardığı kent İstanbul’dur.
Her hikâye burayı anlatır.”
Pus dağıldıkça çoğalan renkleriyle, surları, kuleleri, kubbeleriyle
İstanbul… Kırmızı bir şal, siyah bir hırka, Berber Kamo’nun dükkânı,
Şerafet Bey’in saati, Küheylan Dayı’nın tabancası… Yerin üç kat
altında, küçücük bir hücrede dört adam, titreyip kıvranarak hikâyeler
anlatıyorlar birbirlerine. Kaygıyla ve kahkahayla… İstanbul’daki
zamanı, geçmiş ve bugün diye ayırmak yerine, yeraltındaki ve yer
üstündeki zaman diye ayırarak, anlatıyorlar.
Burhan Sönmez, acının ve her şeye rağmen umudun yörüngesinde
dönen bir kenti, büyük bir romanla yeniden yaratıyor.
İstanbul İstanbul… demir kapının paslı sesi… “acıda herkes yalnızdır,
sen de çözüleceksin…”

8. Carlos Maria Dominguez / Kağıt Ev

Carlos Maria Dominguez / Kağıt Ev

Bazı insanlar kitap okumaz, bazıları okur ve kimileriyse okumakla kalmayıp onlarla birlikte yaşar.

Kâğıt Ev, işte bu kitap tutkunlarından Carlos Brauer’in ve onun -bir edebiyat profesörü olan- Bruma Lennon’la olan gizemli ilişkisinin, bu ilişkinin gün yüzüne çıkmasına neden olan bir Joseph Conrad cildinin, kitap ve okuma aşkıyla dolu yaşamların hikâyesi…

Arjantinli yazar Carlos Maria Dominguez’in, yayımlandığı her ülkede büyük ilgi uyandıran novellasını Seda Ersavcı İspanyolca aslından çevirdi.

Peter Sis’in çizimleri ve Cem Ersavcı’nın kapak fotoğrafıyla, kalın ciltlerin arasında saklanacak bir mücevher…

7. Akif Kurtuluş / Ukde

Akif Kurtuluş / Ukde

 

Onun benden özür dilemesi, özrümü kabul etmek zorundasın anlamına
geliyordu. Sahtekârca, hiçbir samimiyeti olmayan bir özür, hani.
Onu affetseydim ben de aynı sahtekârlığı giyinecektim. Düşünsene,
affetmediğim için ben suçlu olacağım. Dönüp ona, seni affetmediğim
için beni affet diyeceğim neredeyse.
bir defter: İç döken, hatırlayan, nedamet getiren, anlamak ve anlatmak
isteyen satırlar… Nuru Gardaş, Benjamin Ağabey’i anlatıyor. Cavidan
okuyor, kadınlar konuşuyor. Gurbet yollara düşüyor. Utanan,
bağışlayan, özür dileyen hasbıhaller… Şüphenin, utanmanın ve yalanın
teşhiri…
Ukde kısacık, büyük bir roman. Ermenileri, Türkleri, kadınları, katilleri,
hainleri, eski defterleri deşeleyen kederli bir ses…
Akif Kurtuluş, kayıtsız kalınamayacak bir serinlikle kuruyor romanı.

6. Alejandro Zambra / Ağaçların Özel Hayatı

Alejandro Zambra / Ağaçların Özel Hayatı

Şilili yazar Alejandro Zambra, İspanyolca yazan en iyi yazarlar arasında gösteriliyor. İkinci romanı Ağaçların Özel Hayatı’nda geçmiş ve geçmişin belkileri ile gelecek ve geleceğin getirebilecekleri üzerine bir hikâyeler zincirini takip ediyoruz.
Ağaçların Özel Hayatı, Verónica’nın resim kursundan dönmeyişiyle başlıyor. Öğretmen ve pazar günü yazarı Julián’ın önce küçük Daniela’yı uyutmak için anlattığı doğaçlama hikâyeler olarak. Bekleyiş uzadıkça Julián hikâyeleri istemsizce kendi hayatlarına döndürüyor. Anımsayışlarla, çağrışımlarla, gözlemlerle ve bunlardan yaratılmış bir gelecekle, Daniela’nın geleceğiyle dolu özel hayatlar Verónica’nın yokluğuyla şekilleniyor, her sözcüğünde onun dönüşünü bekliyor.
“Kitap o dönene ya da Julián onun dönmeyeceğine emin olana dek sürüyor.”

5. Mahir Ünsal Eriş / Dünya Bu Kadar

Mahir Ünsal Eriş / Dünya Bu Kadar

Radyonun sesi duyulmaz, bağ evinin ışığı görünmez olunca ara ara
duyulan kesik inlemeler geldi kulaklarına. Fikret korktu. Bok vardı
gecenin bu saatinde bu saçmasapan şeylere kalkışacak, hem de iki
şişe büyüğü gözünün yaşına bakmadan bitirmişken. Sesi Hilmi de fark
etti. “Hocam, bu hayvan inlemesi mi, birileri iş mi tutuyor yoksa bağlık
arasını bulmuş da?” diye sordu. Hocam diyerek ikisini de ortalamaya
çalışmıştı. “Baykuştur,” dedi Koço. “Bazı baykuşlar böyle inler gibi ses çıkarır, korkmayın,” Hilmi bozuldu, “Yok Üstat, korktuğumuzdan değil de, olmadık bir şeye denk gelmeyelim şimdi gece vakti.
Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde ve Olduğu Kadar Güzeldik kitaplarıyla sevdiğimiz Mahir Ünsal Eriş, bu kez bir romanla, başka bir dil deniyor.
Sesleri, hatıraları, tesadüfleri, yeşil ve alabildiğine geniş fındık
bahçelerini, deniz kıyısını, ipince ipeksi dantelleri, pervaneleri, hasreti,
haseti, heba edilmiş yılları… Kör kuyuları, bir nakkaş gibi birbirine
teyelleyerek hikâyeleri, ay karanlığını, defineleri, haritaları işliyor;
yavaş yavaş anlatıyor üstelik, gülerek kıkırdayarak, kıpır kıpır… Uzakta, bozkırın ortasında, bir kayısı bahçesinde birileri kafa çekip, tütün sarıyor…
Dünya Bu Kadar, çarpa çarpa geceye ışıl ışıl hikâyeler bırakıyor.
Yeni roman, işte gökyüzü…

4. Karl Ove Knausgaard / Kavgam Cilt I

Karl Ove Knausgaard / Kavgam Cilt I
Norveç Oslo’da doğmuş olan yazar Karl Ove Knausgaard, tüm dünyada edebi bir sarsıntı yaratan KAVGAM adlı 6 kitaptan oluşan romanlar serisi ile tanınmaktadır. Kavgam’ın ilk kitabı 2009’da basıldıktan hemen sonra beş milyon nüfuslu Norveçte büyük bir sansasyon yaratarak yarım milyonluk bir satış hacmine ulaşmıştır. Serinin etkileri dalga dalga yayılarak Amerika ve Avrupa’yı derinden sarsmıştır. Kavgam kısa bir süre içinde 22 dile çevrilmiş ve Knausgaard’ı dünyanın en sıradışı edebiyat fenomeni haline getirmiştir. Yazar şu an İsveç Österlen’de yine bir yazar olan eşi Linda Boström Knausgaard ve 4 çocuğu ile birlikte yaşamaktadır.

“Kalp için hayat basittir: Atabildiği kadar atar. Sonra durur.”

‘Karl Ove’nin kayda değer yeteneği ki bu yetenek bugünlerde ender bulunuyor, tamamen anda ve kendi varlığının farkında olması. Her detay süsleme ve gösterişten uzak bir biçimde ortaya konuyor, sanki yazmak ve yaşamak eşzamanlı oluyormuş gibi. Sizi tamamen içine çekiyor. Onun hayatını onunla birlikte yaşıyorsunuz.’
Zadie Smith, New York Review of Books

Kavgam’ın ilk iki cildinde sıtma ateşine tutulmuş gibi oldum. 4 gün boyunca okumaktan başka çok az şey yaptım, e-postalarımı cevaplamadım, köpeğimi yürüyüşe çıkarmadım, bulaşıklar lavaboda yığıldı. Anlatının ışıkları sizi olduğunuz yere mıhlıyor, tıpkı otobanın ortasında kalakalmış bir hayvan gibi.’
Dwight Garner, The New York Times
‘Kavgam, Knausgaard’ın sıra dışı 6 ciltlik romanı tüm bilinen ticari reklamları alt üst ederek yazarını bir rock yıldızı haline getirdi. Sadece Norveç’te 450.000 adet satıldı, her 9 yetişkinden biri Kavgam’ı okudu.’
Emma Brockes, The Guardian
‘Bırakamıyorum, bırakmak istiyorum, bırakamıyorum, sadece bir sayfa daha, sonra akşam yemeğini hazırlayacağım, bir sayfa daha…’
Västerbottens-kuriren – İsveç
‘Bu destansı maceranın ilk ilk bölümü, bıkkın ve yorgun okurları bile hayata bağlayacak.’
The Independent
‘Knausgaard’ı okumak Google Earth’e ilk kez bakmak gibi; uzaydan kıtayı, ülkeyi, sonra büyüdüğünüz kasabayı ve caddeyi yakınlaştırıp tıklıyorsunuz. Hepsi orada, sadece tıklamaya devam edin.’
London Review of Books
“Kavgam dürüst ve ustaca çekilmiş bir ‘selfie’”
John Powers

‘Kavgam şaşırtıcı bir biçimde büyülüyor – ayrıntılar ve içtenliğin birleşimi, başka birinin beynine girme illüzyonu yaratıyor. Kavgam, kavgaya değer.’
GQ

‘Ardı ardına gelen her kitapta Bay Knausgaard, günümüzün en önemli yazarlarından biri olma ününü pekiştiriyor.’

The Observer (UK)

‘Çok güçlü ve canlı… Nefis, kalıcı ve tanrısal paragraflar… Knausgaard son derece çarpıcı ve tamamen dürüst. Evrensel endişelerin sıradan, banal seslerinden korkmuyor çünkü bunlar zaten hayatın akışı ve hepsi farklı şekillerde de olsa herkesin başına geliyor. Knausgaard’ın kitabında, aralıksız, sonu gelmeyen bir tat var. Sonuç cümleleri sakin, yalın ve başarılı. Walter Benjamin’in ‘gerçeğin efsanevi yönü’ dediği şeye sahipler.’
James Wood, The New Yorker

‘Müthiş bir roman… Çaresiz bir halde devamını bekliyorum cümlesinden başka bir şey söyleyemeyeceğim.’
Dagsavisen – Norveç

‘Tamamen sürükleyici, şaşırtıcı bir içgörü ile aydınlanmış sayfaları ve yürek paraçalayıcı dürüstlüğü ile Kavgam dünya edebiyatına tek bir karakteri sunarak bizi insanoğlunun zihninin derinliklerine çekiyor.’
Phillip Lopate

‘Kavgam insanın bakış açısını değiştiren bir kitap. İncil gibi.’
Heather Mallick, The Toronto Star

3. Elena Ferrante / Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım

Elena Ferrante / Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım

 

“Sen benim olağanüstü akıllı arkadaşımsın, hepimizden çok daha başarılı olmalısın, bütün kızlardan ve erkeklerden.”
Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım, İtalya’da bir kenar mahallede yetişen iki genç kızın çekişmeler, kıskançlıklar ve sırlarla örülü dostluklarını, zorluklarla geçen büyüme ve varoluş serüvenlerini anlatıyor.
“Napoli Romanları”nın ilki 50’lerde, fakir bir mahallede başlıyor. Bu unutulmaz dostluk hikâyesinde fazlasıyla akıllı ve duyarlı iki genç kız, Lenù ile Lila, boğucu erkek-egemen kültür, duyarsız, buyurgan aileleri ve yoksunluklar karşısında birbirlerinde teselli bulur. Ancak bu iki sıradışı arkadaş büyüdükçe, onlara dayatılan değerleri kabule yanaşmayacak, büyük fedakârlıklar da gerektirse, birer kadın olarak tutkularını yaşamak ve yaratıcı olmak için ellerinden geleni yapacaktır…
“Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım sürükleyici, kalabalık, geniş bir ‘olgunlaşma romanı.’” James Wood, The New Yorker

“Elena Ferrante: öfkeli kadın yazarların en iyisi!” John Waters, yönetmen

“Ferrante’nin genç kızlık ve arkadaşlık meselesini ele alışı olağanüstü etkileyici.”
Gwyneth Paltrow, oyuncu

2. Ayhan Geçgin / Uzun Yürüyüş

Ayhan Geçgin / Uzun Yürüyüş

: “Nedir bu, dedi kendi kendine, tüm bu olup bitenler nedir, niçin buradayım, niçin hâlâ yaşıyorum?
“Belki, diye düşündü, bir kazazedeyim, batan bir gemiden kurtulan son kişiyim. Ama bu dağlarda deniz yok. O zaman, dedi, belki gemisi batmış Nuh’um ben. Gemim selde dağlara çarpıp parçalandı, eşim, çocuklarım, kardeşlerim, hayvanlarım, hepsi öldü gitti. Felaketten bir işaret kalsın diye geride bir tek ben kaldım.”

Yola çıkarken bedeninin bir soğan zarı gibi tek tek soyulacağını sanan ama aksine bir ağaç kütüğü gibi kat kat kabuk bağlayan, katılaşan bir kahraman. İnsan sesinin olmadığı, işitilmediği bir yere ulaşmak için ülkeyi bir uçtan diğerine kat ediyor. Hiçbir şey arzu etmiyor sanki, hiçbir şey talep etmiyor. Böyle bir varoluş mümkün olabilir mi?
Uzun Yürüyüş Ayhan Geçgin’in dördüncü romanı.

1. Orhan Pamuk / Kafamda Bir Tuhaflık

Orhan Pamuk / Kafamda Bir Tuhaflık

Kafamda Bir Tuhaflık hem bir aşk hikâyesi hem de modern bir destan. Orhan Pamuk’un üzerinde altı yıl çalıştığı roman, bozacı Mevlut ile üç yıl aşk mektupları yazdığı sevgilisinin İstanbul’daki hayatlarını hikâye ediyor.
1969 ile 2012 arasında, kırk yılı aşkın bir süre Mevlut, İstanbul sokaklarında yoğurtçuluk, pilavcılık, otopark bekçiliği gibi pek çok iş yapar. Bir yandan sokakların çeşit çeşit insanla dolmasını, şehrin büyük bölümünün yıkılıp yeniden inşa edilmesini, Anadolu’dan gelip zengin olanları izler; diğer yandan ülkenin içinden geçtiği dönüşümlere, siyasi çatışmalara, darbelere tanık olur. Onu başkalarından farklı kılan şeyin, kafasındaki tuhaflığın kaynağını hep merak eder. Ama kış akşamları boza satmaktan ve sevgilisinin aslında kim olduğunu düşünmekten hiç vazgeçmez.
Aşkta insanın niyeti mi daha önemlidir, kısmeti mi? Mutluluk veya mutsuzluğumuz bizim seçimlerimize mi bağlıdır, yoksa bizim dışımızda mı gelişip başımıza gelirler? Kafamda Bir Tuhaflık bu sorulara cevap ararken aile hayatıyla şehir hayatının çatışmasını, kadınların ev içlerindeki öfke ve çaresizliklerini resmediyor. kaynak: onedio

Karanlıkta Uyuyarak Kanserden Korunabilirsiniz… Melatonin..

734299_287347584721190_1565894690_n[1]

 

Karanlıkta Uyuyarak Kanserden Korunabilirsiniz

Gece 23.00 ila 03.00 arasında salgılanan ve vücudun savunma mekanizmasını güçlendirip, yaşlanmayı geciktiren bir hormon var: Melatonin. Ve sadece gece ve sadece teknolojinin bütün fişleri çekilince devreye giriyor.

Yani siz, ışığı söndürüp, TV’nizi kapamış olsanız da yetmiyor, fişlerini çıkarıp, mümkünse yattığınız odanın şalterini indirmeniz gerekiyor.

Melatonin beynimizde epifiz bezinden salınan bir hormondur. Hormonun temel görevi vücudun biyolojik saatini koruyup vücudumuzun ritmini ayarlamaktır.

Melatonin hormonu özellikle üreme siklusunun düzenlenmesinde rol oynar.

Bunun haricinde melatoninin güçlü salgılanmasının kansere karşı koruyucu etkisi de vardır. Bu nedenle lösemi ve diğer kansere yakalananların kesinlikle karanlık ortamlarda yatırılmaları istenmektedir.

Yapılan son araştırmalara göre hormonun yaşlanmayı geciktirici etkisi de vardır.

Bu hormon vücudumuzu protein ve yağların oksidan etkisinden korur, yani antioksidandır.

Melatonin gece uyurken vücudu bir nevi tamir eder, Alzheimer başta olmak üzere birçok hastalıktan koruyabileceği ve kanser üzerinde olumlu etkilerinin olduğu bilim adamlarınca ileri sürülmektedir.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde melatoninin kanser üzerine önleyici bir etmen olduğu tespit edilmiştir.

Hücreleri yeniler, hücresel hasarlarda da onarım sağlar.

Melatonin hormonunun salındığı epifizdeki Pineolasit hücreleri ışığa duyarlıdır. Bu nedenledir ki ışık yayan etmenler (yani güneş, lamba, televizyon gibi her türlü ışık kaynağı) melatonin salınmasının azalmasına neden olur.

Melatonin hormonu kişiden kişiye değişse de en çok günün 23:00 ile 05:00 saatleri arasında salınır. Maksimal salınım ise 23:00 ile 24:00 arasında gerçekleşir.

Işık, melatonin üretimine engel olur; kısa süreli de olsa yeterli şiddette ise, ışığın varlığı melatonin salınımını baskılar.

Melatonin hormonu gece uyurken vücudu tamir eder. Kişiyi çeşitli hastalıklara karşı korumasının yanı sıra kansere de bir tür kalkandır. Yapılan bilimsel çalışmalarda görülmüştür ki görme engellilerin kansere daha az yakalanmaktadır. Örneğin görme engelli bir kadında meme kanseri çok nadir görülmektedir.

Düzenli ve yeterli bir melatonin salınımı için karanlık ortamda uyumak şarttır. Bu nedenle uyurken gece lambası da olsa ışıktan kaçınmak gerekir.

Vücudumuz güneşten beslendiği gibi karanlıktan da beslenir. Vücudun biyolojik saatini koruyup, doğal ritmini ayarlayan melatonin hormonu, gece uyunulan saatlerde ve karanlıkta salgılanabilir.

Dünya Sağlık Örgütü, gece çalışmayı ‘muhtemel kanserojen etkisi bulunanlar’ listesine dahil etmiştir. Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi ise gece aydınlatmalarının zararlarını anlatmak için hazırladığı raporda melatonin hormonunun önemini vurgulamıştır.

Belediyelere gönderilen raporda ‘sağlığımız için gereksiz aydınlatmayla karanlığımızı kısmayın’ çağrısında bulunuldu.

Belediyelerden şehir merkezlerini ayrı, yerleşim yerlerini ayrı aydınlatmaları istendi. Sokak lambalarının sadece aşağıya ışık vermesi, evlere yansıtılmaması gerektiği belirtildi.

Zira yeterli aydınlanma dışındaki ışık gece insan sağlığına zararlı olduğu bilinmektedir.

Sağlığımız üzerinde bu denli olumlu etkileri bulunan Melatonin hormonunun daha fazla salınması için şu tedbirlere uymak gerekir:

Düzenli ve yeterli bir melatonin salınıımı için karanlık bir ortamda uyuyun.

En kaliteli uyku 23.00-03.00 arasında olanıdır. Saat 23.00-24.00 ile 02.00 – 03.00 arasındaki uykuyu mutlaka uyuyun. Bu saatler arası uyku, sağlık ve iş performansı açısından önemlidir. Bunun için en geç 22:30’da uykuya başlamalıdır. Zira kaliteli uykunun başlangıcı kabul edilen 23:00 derin uyku başlangıcıdır. Saat 23:00’de derin uykuya dalabilmek için en geç 22:30’da hatta 22::00’de uykuya başlamış olmasınız.

Gece lambası kullanmayın. Zorunlu ise solgun kırmızı ışıklı olanları olanları tercih edin.

Televizyon karşısında uyuklama yapılırsa, televizyon kapatılmalı ve prizden fişi çekilmelidir.

Gece çalışmalarınızı mümkünse gündüze kaydırın.

Aynı saatlerde yatıp kalkmaya özen gösterin.

Yulaf, mısır, pirinç, arpa, zencefil, domates, muz, kivi, elma, vişne, lahana gibi melatoninden zengin besinler tüketin.

Kanserin En Buyuk Düşmanı Uyku…

kaynak. hülya reis

Timüs’ü eşşek sudan gelinceye kadar dövmek lazım………..

Male anatomy of human organs in x-ray view

Male anatomy of human organs in x-ray view

 

Timüs’ü eşşek sudan gelinceye kadar dövmek lazım………..
Genç ve sağlıklı olmak ve kalmak için Timüs’ü eşşek sudan gelinceye kadar dövmek lazım.
Timüs bezi, tiroid bezinin altında, göğüs boşluğunda ve soluk borusunun önünde bulunur.
Bu bez insanın bağışıklık sisteminin merkezidir. Yani bütün bağışıklık sistemi buradan yönetilir.
Timüs bezi ne kadar çok titreşirse kişi o kadar sağlıklı ve bağışıklık sistemi sağlam olur.
Anadolu’da ağıt yakan kadınların göğüslerine vurduklarına hepiniz şahit olmuşsunuzdur.
Bu refleks kaynaklı basit bir el hareketi değildir. Bu beynin otomatik gerçekleştirdiği bir davranıştır.

Kişi göğsüne vururken Timüs bezini titreştirir.
Bu sayede üzüntü kaynaklı bağışıklıkta meydana gelen direnç azalmasının önüne geçmeye çalışır.
Bu bez ne kadar sıklıkla titreştirilirse kişi o kadar genç ve sağlıklı yaşar ayrıca geç yaşlanır.
Sizde parmaklarınızla göğsünüzün ortasına yapacağınız küçük vuruşlarla timüs bezini titreştirebilirsiniz.

Yada daha basit bir yolu kullanırsınız. “KAHKAHA” atabilirsiniz.
Çünkü kahkaha da göğüs kafesini oynattığı için bu bezi harekete geçirir.
Hani yıllar geçerde aradan bir arkadaşımıza rastlarız neşeli halleriyle tanıdığımız bu insanı görünce “hiç değişmemişsin, ne gamsızsın…” deriz ya, işte timüs bezinin gücü.

Sonuç olarak kahkaha bağışıklık sistemini güçlendirir ve sizi genç tutar.

Bir de Google’dan bakalım:

Mutluluk ve Timus bezi ..
“Mutluluk bir seçimdir. Mutsuzluğumuz kadere, şansızlığa ve talihsizliğe inancımız ölçüsündedir.”
Mutlu duyguların hissedilmesinde hormonların rolü büyük.Bedenimizde o hormonları salgılayan salgı bezlerinden minicik ama çok güçlü bir salgı bezi var: timus.

Timus uyarıldığında salgıladığı hormonlar kişide haz ve mutluluk duygusu yaratır.Çünkü timus aktive olduğunda bedenin kimyasının değişimine neden olur. Bu değişiklik sinir sistemini sakinleştirir ve beyin fonksiyonları nı hızlandırır. Bu da kişide rahatlama duygusu yaratır.

Avustralyalı Nobel ödüllü kanser araştırmacısı Sir MacFarlane Burnet timus bezinin aktif hale getirilmesiyle insan bedeninin kendisini kanserden koruyabilme yeteneğine sahip olacağını savunuyordu.

Çocuklarda iri olan timus ergenlik döneminde bir ceviz kadar irileşiyor. Ama yas ilerledikçe bir bezelye tanesi kadar küçülüyor, yaşlılıkta ise tamamen köreliyor. Ama bazı insanlarda ileri yaslarda bile hala ceviz büyüklüğünü koruması, bilimin henüz çözemediği alanlardan biri.

Timusun sağlığımız üzerindeki önemli yararlarından biri de T hücrelerini üretiyor olması. T hücreleri denilen lenfositler bedene zarar verebilecek zararlı hücreleri yok ederler. Bu küçük T hücrelerine yaşamımızı borçluyuz. AIDS gibi bağışıklık sistemini çökerten hastalıkların ölümcül olması T hücrelerinin haberleşme hatlarını öncelikle kesmelerinden kaynaklanıyor.

Timus göğüs kafesinin üst kısmının tam arkasında, göğsün tam ortasında yer alıyor. Timusu uyarmanın üç basit yolu var:

Timusu uyarmanın birinci yolu gülmek. Yani gerçek, içten, sıcak bir gülüş, bir kahkaha. Her gülündüğünde timus bezi aktive oluyor. Her aktive olduğunda bedenimize kimyasal dalgalar göndererek kendimizi iyi hissetmemizi sağlıyor. 1993 yılında California Üniversitesi’ nde Dr.Paul Ekman tarafından yapılan araştırmada gülmenin timusu ve beynin değişik haz bölgeleriyle bağlantısı olan kasları harekete geçirdiği ve insanda haz duygusu yarattığı kanıtlanmış.

Timusu uyarmanın ikinci yoluiki parmakla timusun üzerine gelen noktaya vurulması, yani elle uyarmak.Timusu uyarmanın üçüncü yolu ise dilin üst dişlerin arkasında damağa ve ağzın tavanına değdirilmesi. Dr. John Diamond ve ekibi dilin bu pozisyona getirilmesi ile sol ve sağ beyin
küresi arasında denge oluşmasını sağladığını tespit etmiş.Bu da insanin daha iyi düşünmesi ve kendini daha iyi hissetmesine yardımcı oluyor.

* Alıntı

TARÇIN ve BAL MUCİZESİ!

12341462_750953858382752_5194092097041868534_n[1]

Tarçın ve Bal Mucizesi İlaç firmaları bu bilgilerin yayılmasından hoşlanmayacak, çünkü tarçınlı bal düzenli kullanıldığında pek çok ilaçtan daha sağlıklı ve daha etkili bir ilaç.

Hindistan’da bir geleneksel tıbbi tedavi yöntemi ile balın yanık tedavisindeki etkisin kıyaslandığını ve 1 haftanın sonunda balla tedavi edilen yanıkların %91, diğer yöntemle tedavi edilenlerin %7 oranlarında enfeksiyon riskinden korunduğunu biliyor muydunuz?

Tarçınlı bal tek kelime ile mucizevi doğal bir ilaç. Kanserden kilo vermeye, kalp hastalıklarından kolesterole, soğuk algınlığından cilt enfeksiyonlarına kadar iyileştiremediği hastalık yok gibi…

Bal ve tarçın karışımının pek çok hastalığı iyileştirdiği biliniyor. Bir yan etkisinin olmaması da cabası. Şekerli olmasına rağmen doğru miktarda alındığında diyabet hastalarına dahi zarar vermiyor. Batılı bilim insanlarının araştırmalarına göre:

► Kalp Hastalıkları

Bal ile toz tarçını karıştırın ve kahvaltıda kızarmış ekmekle yiyin. Kolesterolü düşürür ve muhtemelen kalp krizini önler. Tarçınlı balın düzenli olarak tüketilmesi kalp vuruşlarını güçlendirir. Yaşlandıkça atar damarlar ve toplar damarlar esnekliklerini kaybediyor ve tıkanıyor. Tarçınlı bal ise damarları yeniden canlandırıyor.

Arterit hastalar bir fincan sıcak suya iki yemekkaşığı bal ve bir çay kaçığı toz tarçın koyarak faydalı bir içecek hazırlayabilirler. Günlük olarak içilirse kronik arterit hastaları dahi iyileşebilir. Kopenhag Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada 200 hastalarını kahvaltıdan önce bir kaşık bala yarım çay kaşığı tarçın ile tedavi eden doktorlar 73 hastanın tümüyle ağrıdan kurtulduğunu, bir ay içerisinde ağrı yüzünden hareket edemeyen hastaların hemen hepsinin ağrı çekmeksizin yürümeye başladığını gördü.

► İdrar Yolu Enfeksiyonu

İki yemek kaşığı toz tarçın ile bir yemek kaşığı balı ılık suya ekleyerek için. İdrar yolundaki mikropları öldürür. Kim bilebilirdi ki?

► Kolesterol

İki yemek kaşığı bal ve üç yemek kaşığı toz tarçın 450 gram çay kolesterol hastasına verildiğinde iki saat içerisinde kandaki kolesterol oranunun %10 azaldığı görüldü. Günde üçkez alındığında kronik kolesterol dahi tedavi edilebiliyor. Günlük olarak yenen bal ise kolesterol şikayeterini azaltıyor.

► Soğuk Algınlığı

Sık ya da ağır soğuk algınlığı şikayeti olanlar bir kaşık ılık bal çeyrek kaşık toz tarçınla üç gün boyunca birer kez alabilir. Bu tedavi çoğu kronik öksürüğü ve soğuk algınlığını tedavi edebilir, sinüsleri temizleyebilir.

► Boğaz Tahrişi

Tarçınlı balın boğaz ağrısını iyileştirdiği ve boğaz ülserini kökünden kazıdığı söyleniyor.

► Gaz

Hindistan ve Japonya’da yapılan araştırmalar tarçınlı balın midede oluşan gazları önlediğini gösteriyor.

► Bağışıklık Sistemi

Tarçınlı balın günlük tüketimi bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve vücudu bakteri ile virüs saldırılarından koruyor. Balın düzenli tüketimi akyuvarları güçlendirerek bakteriyel ve virütik hastalıklara karşı direnci artırıyor.

► Sindirim Güçlüğü

İki yemek kaşığı bala serpilen toz tarçının yemek yemeden önce alınması asitliliği önlüyor ve en ağır yemekler dahi sindirilebiliyor.

► Grip

İspanyol bir bilim insanı baldakı doğal bir bileşenin grip mikrobunu öldürdüğünü ve hastayı gripten kurtardığını kanıtladı.

► Uzun Ömür

Bal ve toz tarçın ile hazırlanan çay düzenli olarak içildiğinde ileri yaşın etkilerini azaltıyor. Çay yapmak için dört yemek kaşığı bal, bir çay kaşığı tarçın ve üç fincan kaynamış su kullanın. Günde 3-4 kez 1/4 fincan için. Cildi taze ve yumuşak tutar ve yaşlanmayı önler.

► Boğaz Ağrısı

Boğaz ağrıdığında ya da gıdıklandığında bir kaşık bal yiyin. Boğazınızdaki raatlık geçene dek 3 saatte bir tekrarlayın.

► Sivilceler

Üç yemek kaşığı bal ve bir çaykaşığı toz tarçını karıştırın. Yatmadan önce sivilcelerinizin üzerine sürün ve ertesi gün ılık suyla yıkayın. İki hafta her gün uygulanırsa sivilceleri kökünden söker.

► Cilt Enfeksiyonları

Bal ve toz tarçını etkilenen bölgelere eşit miktarda uygulamak egzama, mantar ve her türlü cilt enfeksiyonunu iyileştirir.

► Kilo Verme

Her gün sabahları kahvaltıdan yarım saat önce, boş mideye ve geceleri yatmadan önce bir bardak kaynamış suyun içine bal ve toz tarçın koyup için. Düzenli olarak alındığında obezite sorunu yaşayanlarda bile kilo kaybı sağlıyor.

► Kanser

Japonya ve Avustralya’da yapılan araştırmalar mide ve kemik kanserinin başarıyla tedavi edilebildiğini gösterdi. Bu kanser çeşitlerinden muzdarip hastalar günde bir yemek kaşığı bal ve bir çay kaşığı tarçını üç parçaya bölerek bir ay boyunca almalı.

► Yorgunluk

Yakın zamanda yapılan araştırmalar gösteriyor ki baldaki şeker vücudun güç kazanmasına yardımcı oluyor. Bal ve toz tarçın tüketen yaşlılar daha zinde ve esnek olduklarını ifade ediyor.

Her gün diş fırçaladıktan sonra ve öğleden sonra 15.00’te alındığında bir haftada vücut direnci artıyor.

► Kötü nefes

Güney Amerikalılar sabahları bir çay kaşığı bal ve tarçın konmuş suyla gargara yapıyor böylece nefesleri gün boyu güzel kokuyor.

► İşitme kaybı

Günlük olarak sabah ve akşamları bal-tarçın ikilisini almak duyma kaybını giderebiliyor.

TARÇINLI BALIN HAZIRLANIŞI

Önce bir bardak suyu kaynatın, sıcak suya tarçın koyun ve demlenmeye ve soğumaya bırakın. Kaynar suya bal koymayın. Sıcak su baldaki enzimleri öldürür. Su oda sıcaklığına geldiğinde tarçının iki katı kadar bal ekleyin. Yatmadan bardağın yarısını için ve diğer yarısını sabaha bırakın.

Sevdikleriniz için lütfen paylaşın..!

kaynak: sağlık haberleri

14 ALTIN GÜVENLİK KURALI! MUTLAKA ÇOCUKLARINIZA ÖĞRETİN..!

12313521_751439548334183_6557410088918646222_n[1]

14 güvenlik kuralı üç başlık altında toplanıyor: Ben Akıllıyım, Ben Cesurum, Ben Dürüstüm. Bu kurallar şöyle sıralanıyor:

BEN AKILLIYIM:

1- Yalnız yerler güvenli değil. Ben hep arkadaşlarımla oynarım!
2- Tanımadığım kişilerden şeker, hediye almam!
3- Ailemden İzinsiz arabalara binmem!
4- Yardım istersem, üniformalı birinden isterim!
5- Kendi adımı, annemin, babamın adını bilirim. Telefon numaramızla adresimizi de bilirim!
6- Su birikintisine, kuyu nehir veya denize yanımda yetişkin olmadan yaklaşmam ve girmem!

BEN CESURUM

7- İstemediğim şeylere hemen hayır derim!
8- Tedirginsem, hemen oradan uzaklaşırım, kaçarım!
9- Biri bana dokunduğunda kötü hissedersem, “Hayır, bana dokunma” derim! Bu benim en doğal hakkım.
10- Sesim alarmımdır benim. Tedirginsem, korkarsam hemen bağırırım! Çekinmem.

BEN DÜRÜSTÜM

11- Başkalarıyla konuştuklarımı, aileme de söylerim!
12- Bir yere gitmeden önce, aileme sorarım!
13- Korkarsam, kendimi kötü hissedersem, hemen birine söylerim!
14- Büyük biri benden yardım isterse, yardım etmeden ailemden önce izin alırım!

Sevdikleriniz için mutlaka paylaşın ve lütfen uyarın

Eğer dışarı çıkıp ormana gitmezseniz asla bir şey olmaz ve hayatınız da hiçbir zaman başlamaz.

kad_n_ve_kurt[1]

 

Clarissa Pinkola Estés’in “Kurtlarla Koşan Kadınlar” adlı kitabında, okuduğumda kendimi daha güçlü hissettiğim bir metindir, “Kurdun Kirpikleri”. Dilerim ki sizler de aynı hissi tadasınız.

KURDUN KİRPİKLERİ
Eğer dışarı çıkıp ormana gitmezseniz asla bir şey olmaz ve hayatınız da hiçbir zaman başlamaz.

Ormana gitme,” dediler. “Ormana gitme.”
Neden gitmeyecekmişim? Gece neden ormana gitmemem gerekiyormuş?” diye yanıtladı.
“Orada senin gibi insanları yiyen koca bir kurt yaşar. Ormana gitme, gitme. Çok ciddiyim.”

Doğal olarak, kız ormana gitti. Bir şekilde ormana gitti ve tabii ki, onu daha önce ikaz etmiş oldukları gibi, kurtla karşılaştı.

“Bak, sana söylemiştik,” diye böbürlendiler.
“Bu benim hayatım, peri masalı değil, sizi gidi ahmaklar,” dedi. “Ormana gitmem gerek ve kurtla karşılaşmam gerek, yoksa hayatım asla başlamayacak.”
Ama rastladığı kurt bir tuzağa düşmüştü, kurdun ayağı tuzağın içindeydi.

“Yardım et, ah, yardım et bana! Aaayy, aaayy, aaayy!” diye bağırıyordu kurt. “Yardım et bana, ah, yardım et bana!” diye ağlayarak bağırıyordu, “ben de seni hakettiğin şekilde ödüllendiririm.” Çünkü bu tür masallarda kurtların yöntemi budur.

Bana zarar vermeyeceğini nasıl bilebilirim?” diye sordu -soru sormak onun işiydi. “Beni öldürmeyeceğini ve etlerimi kemiklerimden sıyırmayacağını nasıl bilebilirim?”
“Yanlış soru,” dedi kurt. “Sadece benim sözüme inanman gerekecek.” Ve kurt ağlamaya başladı ve bir kere daha inledi.

Ah, aaayy! Aaayy! Aaayy!
Güzel kız sormaya değer
Tek bir soru vardır
Aaıııyyy rrrrrııııı
nııırrrrr?”
Ah seni gidi kurt, şansımı zorlayacağım. Pekâlâ, işte oldu!” Ve tuzağın yayını gevşetti. Kurt pençesini çekerek çıkardı ve kız da otlarla bir güzel sardı.
“Ah, teşekkür ederim nazik kız, teşekkür ederim,” diye iç geçirdi kurt. Ve kız da yalan yanlış masalları çokça okuduğu için ağladı : “Devam et, şimdi öldür beni ve bu işi burada bitirip kurtulalım.”

Ama hayır, olaylar böyle gelişmedi. Onun yerine kurt pençesini kızın omzuna koydu ve :

“Ben başka bir zamandan ve yerden gelen bir kurdum,” dedi. Ve gözünden bir kirpik kopararak ona verip şunları söyledi : “Bunu kullan ve akıllı ol. Şu andan itibaren kimin iyi olduğunu, kimin o kadar iyi olmadığını bileceksin; gözlerimin içine iyice bakarsan görebilirsin.
Yaşamama izin verdiğin için
Sana da hayat dilerim
Daha önce hiç yaşamadığın bir tarzda
Unutma güzel kız
Sormaya değer tek bir soru vardır
Aaıııyyy rrrrrııııı
Nııııırrrrr?

Ve böylece kız köyüne döndü
Hâlâ yaşadığı için mutlu
Ve bu kez dediler ki,
“Sadece burada kal ve gelinim ol,”
ya da “Sana söylediğimiz gibi yap,”
Ya da “Söylemeni istediğim gibi söyle,”
“Ve dünyaya geldiğin gün gibi
Üstüne yazılmamış olarak kal.”
Kurdun kirpiğini elinde tutup kaldırdı
Ve uzun uzun baktı
Ve onların amaçlarını anladı
Daha önce hiç farketmediği.
Ve sonra bir keresinde
Kasap et tarttı
O da kurdun kirpiklerinden baktı
Ve kasabın kendi başparmağını da tarttığını gördü
Ve talibine baktı
“Senin için çok iyiyim,” diyen
ve gördü ki, talibi
tam olarak hiçbir şey için iyi değildi
ve bu şekilde devam etti
hepsinden değilse de
birçok talihsizlikten
kurtuldu.
Ama böyle devam ettikçe, bu yeni görüşle sadece sinsi ve zalim olanları görmekle kalmadı, yüreği de yoğunlaşmaya başladı, çünkü herkese bakıyordu ve kurtarmış olduğu kurdun verdiği bu yetenek sayesinde onları yeniden tartıyordu.
Ve gerçekten nazik olanları gördü
Ve onların yanına gitti
Eşini buldu
Ve hayatının günleri ona kaldı
Cesurları ayırt etti
Ve onlara yaklaştı
Güvenilir olanları idrak etti
Ve onlara katıldı
Kızgınlığın altındaki şaşkınlığı gördü
Ve hızla yatıştırdı
Utangaçların gözlerinde sevgiyi gördü
Ve onlara elini uzattı
Ağzı sıkılardaki ıstırabı gördü
Ve onların kahkahalarını elde etmeye çalıştı
Sözcükleri olmayan adamdaki ihtiyacı gördü
Ve onun adına konuştu
Kadınların derinlerindeki sadakati gördü
Hiçbir şeyi olmadığını söylüyorlardı
Ve kendisinden aldığı ateşler onları yeniden tutuşturdu
Her şeyi gördü
Kurt kirpiğiyle
Hakiki olan her şeyi
Ve sahte olan her şeyi
Hayatın karşısına çıkan her şeyi
Ve hayata dönen her şeyi
Görülen her şeyi
Kalbi sadece akılla değil
Kalple de tartan
Kirpiğin gözleriyle.
Söylediklerinin doğru olduğunu, kurdun hepsinden akıllı olduğunu işte böyle öğrendi. Eğer yakından dinlerseniz, ulumakta olan kurt her zaman en önemli soruyu -sonraki yiyeceğin, sonraki kavganın, sonraki dansın nerede olduğu sorusunu değil- sorduğunu görürsünüz.

Ama en önemli soru
İçini ve ardını görmek için
Yaşayan her şeyin değerini tartmak için
aaııııırrrrr rrrrrrıııııııı
Nıııııııırrrrrrr?
aaııııırrrrrrrr rrrrrııııııı
Nıııııırrrrrrrr?
Eeey ruh neredesin?
Eeey ruh neredesin?
Çık ormana git, git. Eğer ormana gitmezsen asla bir şey olmaz ve hayatın asla başlamaz.
Çık ormana git
Git
Çık ormana git
Git
Çıkk ormana git
Git.

NAZARA KARŞI İYİ GELDİĞİNE İNANILAN 10 ŞEY.

nazar_boncugu_lale[1]

 

Nazar, Ortadoğu kökenli bir inanış. Gözlerden iletilen kötü enerji olduğuna inanılan nazar, elbette bilimsel olarak tespit edilmiş değil. Ne var ki, bin yıllardır inanılan bir şey olduğu için; çeşitli toplumlarda çeşitli biçimlerde hikayelere, efsanelere ve elbette koruyuculara konu olmuş. Nazar, toplumumuzda çok sık dile getirilen bir şey. Özellikle başarılı insanları çekemeyen insanlar tarafından nazara maruz kalacağına inanılır. Kimileri ise, nazarın isteyerek değil, istemeden de “değeceğine” inanır. Üst üste gelen ve ardı arkası kesilmeyen talihsizlikler yaşandığında ise, ister eğitimli ister eğitimsiz; ister şehirli ister köylü olsun toplumumuzda hemen herkes nazar değdiğine ikna olur! Öyle veya böyle nazara karşı halk arasında çözüm olarak inanılan pek çok şey bulunuyor. Kimisi garip, kimisi yaygın bu inanışları sizler için derlemeye çalıştık. Sizin de aklınıza gelen inandığınız veya ilginç bulduğunuz nazara karşı yöntemler varsa, yorumlarda aktarmaktan çekinmeyin.

1) Tahtaya Vurmak

Aslında bu inanış, paganist inanışlardan kaynaklanmaktadır. Ağacın kutsal kabul edildiği Şamanist / Paganist inanışlarda, ağaç yer altı (cehennem) ve yer üstü (cennet) arasında bir köprü olarak kabul edilir. Bu inanışta, tahtaya iki kere vurulmasının sebebi, ilkinde yer üstünün yani cennetin koruyucu tanrısına, ikincisinde ise yer altının yani cehennemin koruyucu tanrısına mesaj göndermek. Kuşaktan kuşağa değişime uğrayan bu inanış bugün Amerika’dan İngiltere’ye, Sırbistan’dan Rusya’ya hemen hemen dünyanın dört bir köşesinde “iyi şans” için yapılan bir hareket. Biz de, iyi gitmesini umduğumuz bir şeyden bahsederken “aman nazar değmesin” dedikten sonra tahtaya vurmaya devam ediyoruz.

2) Kurşun döktürmek

Tarihi kökeni tam olarak bilinmeyen oldukça garip geleneklerden biri de kurşun döktürmek. Kurşun düşük sıcaklıklarda eriyebilen bir maden olmanın yanı sıra, radyasyondan koruyucu materyal olarak da kullanılıyor. Bu özelliğinin keşfinin ardından, kurşun döktürmeye bilimsel arka plan olarak yazılmaya başlanmış. Gerçi nazar radyoaktif bir şey olsaydı da kurşunu ısıtıp soğutma işleminin pek bir faydası dokunmazdı. Çeşitli inanışlardan birine göre, kurşun ısıtılırken nazarı içinde topluyor ve suya dökülüp anında soğutulurken nazar içinde hapsoluyor ve dökülen kurşundaki göz göz görüntüsü, kurşuna hapsolmuş, “değmiş gözlerden” kaynaklanıyor. Genellikle, kurşun döktürülecek kişinin kafasının üstüne gerilmiş bir tülbentin üzerinde Kuran’ı Kerim’den sureler okunarak gerçekleştirilir.

3) Nazar boncuğu

Nazara karşı herhalde bilinen en yaygın şey nazar boncuğudur. Apartmanlara asılan devasa boyutlardaki nazar boncuklarından, yeni doğan bebeklerin yakasına iliştirilenlere nazar boncukları hemen her yerde kullanıyor. Hatta, 2007 yılında faaliyetlerine son veren FlyAir havayolu firmasının ve Fifa U-20 Kupası’nın da logolarında nazar boncuğu yer alıyordu. Nazarın gözden geldiğine inanıldığı için, nazar boncuklarının nazarı “çekeceği” ve kötü bakışlara adeta kalkan olacağına inanılıyor. Nazar ve nazar boncuğu eski Türk inanışlarına dayandığı için, en yaygın olarak Türkiye’de kullanılsa da Ortadoğu ve Avrupa’da da oldukça yaygın.

4) Yumurta gömmek

Listemizde ilerledikçe daha az bilinen ve biraz da ilginçleşen uygulamalara doğru geçiyoruz. Bunlardan biri de yumurta gömmek. (Yumurta gömmek derken, özellikle öğrenci arkadaşların aklına, yumurta yemek gelmesin, bildiğiniz gömmekten bahsediyoruz!) Bu inanışa göre, çiğ yumurta önce nazar değdiği düşünülen kişinin kafasında çevrilerek sureler okunur, ardından yumurta, kırılmamasına dikkat edilerek, üzerine basılmayacak bir yerde açılan çukurun içe gömülür ve üstü örtülür. Yumurta gömüldükten sonra yumurtayı çeviren kişi sure okunmuş bir bardaktan su içer, bunun yumurtaya değdiği sırada kendisine geçmiş olması muhtemel nazarı engellediğine inanılır.

5) Çörek otu yakmak ( ya da Zeytin yaprağı)

Nazarın bir kişiye değdiğine inanılır da, eve değdiğine inanılmaz mı? Bazı inanışlarda, nazar kişiye yönelik olabileceği gibi bütün hane halkına da yönelik olabilir. Bu durumda yapılması gerektiğine inanılan şeylerden biri de çörek otu (ya da zeytin yaprağı) yakmak. Genellikle poğaçaların üzerinde görmeye alışık olduğumuz çörek otu geniş bir tavaya konur ve yanıncaya kadar ateşin üzerinde tutulur, yoğun bir şekilde dumanı çıkmaya başladığı zaman ateşin üzerinden alınır ve evin içinde dolaştırılır. Bu dumanın nazara iyi geldiğine inanılır.

6)Tuz kavurma

Çörek otunun yakılması gibi inanılan bir başka şey de tuz kavurmadır. Tuz kavurma, aynı çörek otu yakma gibidir. Yine bir tencereye konan tuz, ateş üzerinde kavrulur. Tuz yüksek ısıda “patlayacağı” (bomba gibi patlamadan bahsetmiyoruz tabi ki, mısır patlatma gibi patlama) için dikkatli olmak gerekir. Bazıları, tuzu evde dolaştırırken, bazıları da bu tuzu suyun içine katıp bunu dolaştırırmış. Sonra da suyu, ayak basmayacak bir yere dökermiş.

7) Üzerlik

Üzerlik bitkisinden yapılan bu süslerin nazara karşı koruduğuna inanılır. Bu süsler özellikle Anadolu’da çok yaygın olsa da, günümüzde gittikçe yerini Çin yapımı nazar boncuklarına bırakıyor. Üzerlik bitkisinden yapılan bu el yapımı süsler özellikle evin girişine asılarak, gelenlerin kem gözlerinden sakınıldığına inanılır. Ayrıca, üzerlik biçiminde süs haline getirilmeden de bitkinin yakılması ile nazardan korunduğuna inanılır.

8) Sirke

Sirkeye dair inanılanlar biraz ilginç. Sadece evde sirke bulundurmanın bile nazara karşı iyi olduğuna inananlar var. Kimileri de, evi temizledikleri suya biraz sirke katarak nazarı uzaklaştırdıklarına inanıyor. Özellikle sirkenin banyo suyuna konulması ile kişinin nazardan arınacağına inananlar da var. Sirkeye dair bu inanışın, sirkenin antiseptik özelliğinden dolayı enfeksiyonlara iyi gelmesinin anlaşılmasının ardından sirkeye doğa üstü anlamlar yüklenmesinden kaynaklandığı düşünülüyor.

9) Yılan gömleği

Yılanın deri değiştirirken geride bıraktığı yılan gömleğinin de nazara karşı çok etkili olduğuna inanılıyor. Yılan gömleğinden bir parçanın evde saklanması, yılan gömleğinden bir parçanın kolye olarak takılması hatta muska kılıfı olarak kullanılması gibi değişik örnekleri mevcut.

10) Sedef çiçeği

Nazara karşı etkili olduğu düşünülen şeylerden biri de sedef çiçeği. Sokaklarda bile bolca bulunan sedef çiçeği, çiçekçilerde de satılıyor. Sedefi andıran beyaz / krem renkli oval yapraklara sahip sedef çiçeğini kurutup demet halinde evlerinin duvarlarına asanlar, nazara karşı önlem aldıklarına inanıyorlar. Günümüzde dekoratif olarak saksıların içinde kurutulmuş sedef çiçekleri de satılıyor. Ayrıca, oval yaprakların içindeki tohumlarını çıkarıp, çörek otu gibi yakanlar olduğu gibi, kimi zaman tarlalarda da bir hasadın verimli olması için yani tarlaya ve ürünlere nazar değmemesi için de yakılıyor.

EK.. Sarımsak

Çörek otunu yaktınız, sirkeyle yıkandınız, yılan gömleğini kolye yakıp taktınız ve hala nazar başınıza musallat olduysa, daha kokulu bir inanış da sarımsak. Kimi inanışlara göre sarımsak zaten kutsal bir bitki. (Bu arada sarımsak gerçekten çok ama çok faydalı bir besin) Kimilerine göre duvara asılan sarımsak bereket ve bolluk getirdiği gibi kem gözlerden de koruyor. Kimileri ise, işi pratik hale getirmiş, mutfak duvarına astığı sarımsaktan hem nazara karşı koruma beklerken hem de yeri geldiğinde cacığın içine doğramak için bir diş koparıveriyor.

EK.. Üzerlik Otu ile Üç Yol Ağzından Alınan Çöp ve Eşikten Koparılmış Tahta Parçasını Birlikte Yakma

Listemizin bir numarasında yer alan bu metod, nazara karşı kombo korumalı bir yol vadediyor. Tamamıyla gerçek bir yöntem olarak; üzerlik otu, üç yol ağzından alınan çöp ve eşikten koparılmış tahta parçasını bir arada yakarak da, nazardan kurtulabilirsiniz! Bu yöntem için özellikle kapı eşiğinden tahta koparmak biraz abartı bir şey gibi gelebilir tabi ki.

* alıntı kaynak: sonsuz şifa

Kuş tüyünün özellikle eski Mısır, Maya, İnka, Amerika kızılderilileri ve Asya Şamanizmi tradisyonlarında önemli bir yeri vardır.

1045077_368868009902480_1267227810_n[1]

 

TÜY SEMBOLİZMİ

Kuş tüyünün özellikle eski Mısır, Maya, İnka, Amerika kızılderilileri ve Asya Şamanizmi tradisyonlarında önemli bir yeri vardır.

Birçok tradisyonda ilahlar, krallar ve kahramanlar için kullanılan tüy, kuş sembolüyle birçok anlamı paylaşır ve genellikle, hakikatin, doğruluğun, ilâhî adaletin, hafifliğin ve göğe çıkmada kuşlara en büyük yardımcı unsur olduğundan yükselmenin sembolü olarak kabul edilir.

Tüy, eski Mısır yazısında tüy “j” sesini veren tek heceli işaretlerden biri olup, “hakikat”in hiyeroglifidir ve hiyeroglif yazısında hafiflik, yükseklik, uçuş gibi sözcüklerin oluşturulmasında kullanılan bir işarettir.

Tüy Mısır’da ışıkla da ilişkilendirilir. Nitekim, karanlık hakikati gizlediğinden, hakikatler ancak ışık altında görülebilir.

Tüyün ışıkla ilişkilendirilmesine Amerika kızılderilileri tradisyonlarında da rastlanır.

Amerika kızılderilileri şeflerinin tüylerden oluşan başlığında, İnka ve Maya başlıklarında da görüldüğü gibi, güneşin ışık ışınları gibi bir yayılma göze çarpar; kimi başlıklarda tepe üç tüyden oluşur.

Tüy, Amerika kızılderililerinde kabile şeflerinin yanısıra, ilahların, kabile şamanlarının başlıklarında ve giysilerinde bulunur. Kuzey Amerika kızılderilileri kartal kemiğinden çıkarılan düdük sesi eşliğinde icra ettikleri “güneşe bakan dansları”nda kartal tüyü kullanırlar.

Kartal tüyü kullanımı Asya Şamanizmi’nde de mevcuttur. Asya samanları, özellikle Samoyed ve Altay şamanları başlığına kartal veya kuğu tüyleri takarlar. Moğol şamanı ise omuzlarında kanatlar bulunan bir giysi giyer.

Kartal tüyü kullanımı Hititler’de de mevcuttur. Hitit bayram-larındaki
adetlerden kartal tüyü ile su serpmeydi.

Tüy, şamanın “uçuş” denilen trans deneyiminde sık sık rastlanan bir öğedir, şa törenlerinde de kullanılır.

Çin tradisyonlarında göğe yükselme” “dönüşüp kuş tüyleriyle ölümsüz gibi yükseldi” deyimiyle ifade edilir.

Tao’cu rahibin adı “kuş tüylü bilgin” ya da “kuş tüylü konuk”tur.

Taoizm’de “son realite olan Tao taş kadar ağır, tüy kadar hafiftir, ” denir.

Tüy sembolüne Hint tradisyonunda yılanlar ırkının düşmanı “kuş tüylü ırk” öyküsünde (Vishnu-Purana) bir ırkın niteliği olarak, İzlanda tradisyonunda ise “hakikat ağacı”ndaki altın güvercinin tüyü olarak rastlanır.

Tüyün sembol olarak kullanımına Afrika ve Okyanusya yerlilerinde ve diğer birkaç tradisyonda da rastlanmakla birlikte, tüyün en çok önem taşıdığı tradisyonlar, varlıklarını birbirinden uzak topraklarda sürdürmüş olmalarına rağmen, Şamanizm (Asya ve Amerika Şamanizmi) ve eski Mısır tradisyonlarıdır.

Eski Mısır ilahlarının başlarını süsleyen tüyler Asya’da Türk samanların, Amerika’da ise önce Maya samanlarının, sonra torunları olan Kızılderililerin başlarını süslemiştir. Bu, birbirine uzak topraklarda yeşermiş üç kültürdeki ortak bir özelliktir.

kaynak: hülya reis

FENG SHUİ

537456_287351504720798_535903773_n[1]

Evrenin, doğanın güçlerini ve titreşimlerini dengeleyerek, hayatınızda başarıyı, sağlığı ve zenginliği sağlayan bir yöntemdir.

Günümüzde bilim adamları tüm evrenin bir titreşime sahip olduğunu ve bir enerji gücü ile birbirine bağlı olduğunu kabul etmektedir. İşte Feng Shui, bu yaşamsal enerjiye Chi diyor.

Bu enerjinin nasıl doğru olarak hareket ettiğini öğrenirsek, Chi’den en iyi şekilde yararlanabilir ve yaşantımızda önemli iyileşmeler sağlayabiliriz.

Çünkü Chi yaşam veren bir enerjidir. Bu nedenle bir binanın nereye, hangi konumda inşa edilmesi veya bir evin, odanın nasıl dekore edilmesi gerektiği önemlidir. Tüm bu düzenlemelerin amacı, ortamda denge, uyum ve doğru Chi akışını sağlamaktır.

Chi, iyi aktığında yaşamımız uyumlu ve dengeli olur. Durgunlaştığındaysa, hastalıklara ve şanssızlıklara neden olabilir. Chi, dört farklı pusula yönünden dört farklı yaşamsal enerjiyi taşır. Bunlar;

Sheng Chi – doğu yönünün bilge enerjisi ·
Yang Chi – güneyin güçlendirici enerjisi
T’sang Chi – kuzeyin besleyici enerjisi
Sha Chi – batının yıkıcı enerjisi.

Atmosferimiz yaşamsal enerji hatlarıyla doludur. Bu enerjilerden bazıları olumlu pozitif, bazıları da zararlı negatiftir.

Pozitif enerji olan Sheng Chi, (Şefkatli nefes) çok büyük şans, bolluk ve mutluluk getirir. Bulunduğunuz mekana bu enerjiyi çektiğinizde talihiniz açılır.

Negatif enerji ise Sha Chi’yi (öldüren nefesi) yaratır. Eğer eşyalarınız kayboluyorsa, sık sık hastalanıyorsanız ve problemler bir türlü peşinizi bırakmıyorsa biliniz ki, Sha Chi sizi çevrelemiştir. Ama korkmayın, Feng Shui ile bu durumdan kolayca kurtulabilirsiniz..

Chi her yerde mevcuttur ve atmosferde salınır, durur. Hayatın tadını çıkarmak, başarılı ve zengin olmak, iyi bir aile ve aşk yaşamı için Sheng Chi’yi (pozitif enerjiyi) harekete geçirmek ve Sha Chi’yi (negatif enerjiyi) defetmek gerekiyor. Zaten Feng Shui çalışmasının amacı da budur..

Sokak kapınızı açtığınızda Chi içeri girer. Evinize canlılık ve yaşam getirir. Ve Chi her geçtiği yerden, artık enerjileri de toplar.

Eğer eviniz mezarlığa bakıyorsa kederi toplar.

Mezbahaya veya kasaba bakıyorsa acıyı toplar.

Eğer eviniz güzel bir manzaraya karşıysa, doğal olarak Chi’de evinize güzelliği getirecektir.

Eğer eviniz hoşunuza gitmeyen görüntülere bakıyorsa, sakın umutsuzluğa kapılmayın. Chi, evinize girmeden önce onu saflaştırmanın veya düzeltmenin yolları vardır..

Feng Shui’nin temel prensiplerinden biri de Tao’cu düşünceye dayanır. Tao’cu düşünceye göre yaşamın tümü birbiriyle bağlantılıdır.

Bu bağlantı geleneksel Yin ve Yang sembolü ile temsil edilir. Yin ve Yang yaşamı şekillendiren ve dengeleyen iki kozmik güçtür.

Yin (negatif enerji) karanlık alanları, Yang (pozitif enerji) aydınlığı sembolize eder.

Tao’cular her bir bölümün içine de karşıtı alandan bir nokta koymuşlardır.

Yin Yang sembolünde, siyahın içinde beyaz, beyazın içinde siyah nokta vardır. Zıt renkli noktalar, her şeyin kendi içinde zıddını da barındırdığının sembolüdür.

Bu ikiz kavramda karşıtlık değil, tamamlayıcılık vardır. Çünkü her birinin var olabilmesi için diğerine ihtiyaç vardır..

Yin ve Yang arasında sağlanan denge ile aslında evrenin bütünlüğü simgelenir.

Feng Shui’yi uygularken mutlaka mekanın Yin-Yang analizinin yapılması gerekir. Odanın boyutunu, yerleşimini, güneşli ve loş bölgelerini, nem ve kuruluğunu, parlak ve solgun renkleri ile, katı ve sıvı maddeler gibi konulara dikkat ederek uyuma bakılır.

Fazlaca Yin enerjiye sahip mekanlar pek iyi değildir, çünkü bolluğu getirmeye yetecek kadar yaşam enerjisi taşımazlar.

Ama fazlaca Yang enerjiye sahip olan mekanlar da, enerji fazlası nedeniyle zarar verici olabilirler. Yaşadığımız mekanlar ancak Yin ve Yang iyi dengelenmişse huzurludur..

Bazı yerlere girdiğimizde kendimizi çok iyi hissederiz. Bulunduğunuz ortam huzur doludur. Bizi sarar, sarmalar. Orada bir farklılık hissederiz.

Bu farklılığın nedenini ancak Feng Shui ile anlayabilirsiniz. Dikkat edin! Kendinizi farklı biçimde rahat hissettiğiniz mekanlarda, Yin ve Yang dengesinin mükemmelliğini fark edebilirsiniz..

Feng Shui’nin dayandığı diğer bir unsur da çevremizdeki beş elementtir. Bunlar, ateş, toprak, metal, su ve ağaç’tır.

Çinliler evrendeki her şeyin, insanlar da dahil olmak üzere, bu beş elementten birine ait olduğuna ve birbirlerini etkileme biçimine göre yaşamlarını yönlendirdiğine inanırlar.

Elementlerden her biri, Chi’nin ayrı bir yolla ifadesidir. Feng Shui uygulamaları, elementlerin ilişkilerine de büyük önem veriyor.

Herhangi bir mekandaki objelerin ve yönlerin ait olduğu elementler, birbirine zarar vermemelidir. Feng Shui esasları çerçevesinde herhangi bir değişiklik yapmadan önce mutlaka elementlerin birbirleri ile yaratıcı ve yıpratıcı döngüdeki ilişkileri analiz edilmelidir.

Elementler kendi aralarında iki tarz ilişki içindedirler.

Elementlerin yaratıcı döngüsü: Ateş toprağı yaratır, toprak metali içerir, metal suyu tutar, su ağacı besler, ağaç ateşi besler.

Elementlerin yıpratıcı döngüsü: Ateş metali eritir., metal ağacı keser, ağaç toprağı tüketir, toprak suyu emer, su ateşi söndürür.

Pa Kua (Ba Gua) sekizgeni (haritası), Feng Shui’nin en önemli sembollerinden biridir ve başlangıç noktası I Ching’dir.

Ba Gua kelime anlamı olarak I Ching’i oluşturan sekiz temel ifadeyi tanımlar. Trigram adı verilen ve üç çizgiden oluşan her ifade;

sağlık, servet, aşk, iş gibi “yaşam hazinelerini” simgeler. Ba Gua, Feng Shui’de kullanılan temel araçlardan biridir. Bu sekizgen sembolün işlevi, bir mekanda hangi alanın iyileştirilmeye ihtiyacı olduğunu belirlemeye yardımcı olmasıdır..

Bir ortamdaki Chi’yi iyileştirmek, kalıcılığını sağlamak, dengelemek ve fazlalaştırmak için yüzyıllardır kullanılan ve işlerliğini kanıtlamış bazı araçlar da vardır.

Ba Gua haritasındaki bilgiler ışığında bu araçlar da kullanılabilir. Bunlar kişinin severek kullanacağı araçlar olmalıdır. Çevremize her baktığımızda hoşunuza giden şeylerle çevrili olmanız, bu sembollerin etkisini arttırır.

Chi akışını düzenleyen sekiz araç şunlardır:

Işık: Her çeşit ışıklandırma malzemesi, aynalar.
Ses: Çanlar, ziller, su, müzik.
Renkler:Kuvvetli, parlak renkler.
Yaşam:Çiçekler, bitkiler, balıklar, evcil hayvanlar.
Hareket: Rüzgar çanları, havada salınan hareket eden objeler.
Durağanlık: Heykeller, kayalar, taşlar.
Mekanik aletler: Her türlü elektronik alet.
Düz hatlar: Bambudan yapılmış flütler, kılıçlar vs.

Bu araçlarla evimizdeki Chi enerjisini dengeleyebiliriz. Örneğin; yeterince ışık almayan odaların, loş mekanların ve uzun süre kapalı kalan yerlerin ışığı ihtiyacı vardır. Çünkü ışık kullanmak, bir ortama sıcaklık katarak ekstra Chi getirmenin en çabuk ve kolay yoludur. .

Odalara yerleştirilen ışıkla, – bu bir mum, lamba veya ışığı yansıtan bir ayna -olabilir, olumsuzluğu hemen giderebilirsiniz. Aynalar, Feng Shui’de değişik amaçlarla sık ve severek kullanılan, ışık araçlardan biridir.

Yalnız kullanılan ayna kişileri kesik göstermemelidir. Evinizin duvarlarında uygun renkleri kullanarak, salonunuzu güzel çiçeklerle süsleyerek veya bir köşeye akvaryum koyarak Chi enerjisini en iyi şekilde kendinize çekebilirsiniz..

Feng Shui hemen kesin sonuç vermez. Onun için hayatınızdaki değişiklikleri sabırla gözlemeniz gerekir. Zamanla birçok şeyin olumlu bir yönde değiştiğini göreceksiniz..

Eğer evinizin enerji dengesini doğru kurarsanız, kendinizi her zaman sağlıklı ve dengede, huzur dolu hissedersiniz.[1][2]

Kaynaklar

[1] Miraç Atuna, “Feng Shui Yaşamla Uyum ve Denge Sanatı”, Ötesi Yayıncılık İstanbul, 1999.

kaynak: Hülya Reis