Yalancı Mısın? Abartır Mısın? Doğrucu Davut Musun? Buyrun Burcunuza Göz Atın…

burc-uyumu-sorgulama[1]

Hiç yalan söylemeyen kişi yok gibi bir şeydir. Ama bazı insanlar bunu annesinin memesinde öğrenmiş gibi doğallıkla yaparken, bazıları yüzüne gözüne bulaştırmayı özenle becerir! Burçlara göre ”yalan atma” yeteneği hakkında sivri, hınzır ve cüretkar yorumlar… Buyurun efendim;

KOÇ: Koç’un eğilimi yalan söylemekten ziyade olanı abartmak yönündedir. Hani bir mekana iki üç kere gittiyse, orada itibarının yüksek olduğunu ima etmek, tatile gittiğinde eskaza bir ünlüyle aynı otelde kaldıysa, bütün yazı al takke ver külah geçirdiklerinden dem vurmak gibi zararsız şeyler. Ne var canım yani… niyahetinde onun şahsiyeti hakkaten fırsatını bulsa bütün bunları yapmaya yetmez mi? ELBET YETER! Öte yandan Koç insanı adlı sanlı bir şekilde yalan söylemese daha iyi eder! Zira insanlarla ilgili detaylara fazla dikkat etmeyi sevmediklerinden, daha sonra attıkları adımlarda kime ne anlattıklarını hesap etmeye üşenirler. Akıllarına eseni yapmaya meraklı oldukları için de, kendileri ile ters düşecekleri ihtimaline aldırmadan davranırlar. Yani ortalık biraz fazla karışabilir. Ama Koç’un böyle rezilliği çıkan durumlarda bir de rahatlığı vardır! Çok üstüne geldiler mi; ”Aaaa Allah Allah canım! O zaman öyle icap etti öyle yaptık. Şimdi böyle icap etti başka türlü yaptık. Sizin aklınız ermez!” deyip herkesi yıldırır.

BOĞA: Boğalar yalan söylemezler! Sadece gerçeğin belirli kısımlarını gözden saklamak konusunda uzmandırlar. MAHREMİYET anlayışları güçlüdür. Onların adap ve güvenlik anlayışına göre herkes her şeyi bilmek zorunda değildir… Yani yiğidin malı meydanda gerek düsturu Boğa’nın anlayışına ters düşer. İç güdüleri onlara kime neyi ne kadar anlatmaları gerektiğini dikte eder. Yani en azından Boğa böyle olduğundan emindir. Ayrıca oldukça kalabalık bir tavanaraları olduğu için, her önüne gelenin hayatlarına burun sokmasını, gerekli gereksiz sorular sormasını da istemezler! Bir Boğa ile muhabbet ederken, mümkünse bazı konulara girmek için onun istekli olmasını bekleyin. Zira fazla meraklı insanlar karşısında kendilerini geri çekerler! Yıllarca aynı iş yerinde çalıştığınız ve size ”eski evliliği” hakkında hiç bir şey söylememiş olduğu için müzmin bekar sandığınız Boğa arkadaşınızın, Nedamet Yengenin kuzeninin eski karısı olduğunu, cinnet geçirmemek için resim albümlerini karıştırdığınız bir bayram günü gördüğünüz bir fotoğraf yüzünden öğrenebilirsiniz. Ertesi gün durumu kendisine aktardığınızda ise, sadece ”Nasıl tanıdın valla bravo! O zamanki saçımla çok farklı görünüyordum.” deyip, sakince başını önündeki dosyaya eğebilir… Ay deli olmak işten diil.

İKİZLER: İkizler yalan söylemez! O anlattığı hali duygu ve fiziki belirtiler itibariyle bifiil yaşar. Yaptıkları şeyin adına yalan deyip geçmek, emeğe haksızlık olur. Onların yaptığı daha ziyade senaryoyu tanınmayacak hale getirecek kadar ”yeniden yapılandırmaktır”. Onları yalancı çıkartmaya çalışanları kendilerinden şüpheye düşürecek kadar etkili ve enerjik bir stilleri vardır! ”Olm Hakan o gün senin orada olmadığını söylüyor.” dediğinizde, ”Saçmalamasın o Eşşolubeşkulak! Astigmat bakışlarını yanındaki hatunun pempe dekoltesine zumladığı için beni göremediyse ben naapiyim.” tarzı olaya adı karışanları da zan altında bırakan açıklamaları pek ünlüdür! Hatta kendisiyle yüzleştirilen kişilere; ”Abi yapma… Ben içeri girdiğimde sen o sarışın hatunla yanyana değilmiydin? El salladım da üstünkörü cevap verdin. Terlediğin için koltukaltındaki lekeler gözükmesin diye kolu fazla kaldırmıyorsun sandım. Nıhıhahahahhaa” tarzı akıllara ziyan detaylarla dolu bir karşı saldırı düzenlemesi… Üstüne bir de ”Moralimi çok bozdunuz ya! Bana bi bira ısmarlayın yoksa affetmem.” diyerek sizi mahcup pozisyona sokması dahi mümkündür. Sonuç itibariyle onu bir süredir tanıyan hiç kimse bu halleri yemez! Ama yüzüne karşı ”yalancı” muamelesi yapmayı da kimsenin gözü yemez.

YENGEÇ: Malum herkesin bir becerisi vardır… Yengeç’in becerisi de yalan söylemesini gerektirecek durumda kalmamaktır. Hiç hata ya da kaçamak yapmadığını zannetmeyin. Onun uzmanlık alanı yaptığı şeye DİKKAT ÇEKMEMEK’tir! Yengecin zekasını ve detaylar konusundaki hassasiyetini küçümseyenler, çoook yanılmaya mahkumdurlar! Bir iş karıştıracakları zaman uslu akıllı, acelesiz, temkinli ve tam donanımlı bir harekat planıyla davranır, hiç bir şeyi şansa bırakmazlar. Eskaza yakalanırlarsa da, hiç bir şeyden haberleri yokmuş, onlar bambaşka birşeyin şeyini şeyttirmek için oraya şoolmuşlar gibi hareket eder, bir yanlış anlamaya kurban gittiklerini iddia etmekle kalmayıp, bir de farkına varmadan içine düştükleri bu tehlikeli durumun etkisiyle heyecandan bayılmak, ”iyi ki burdasınız” diye kendilerini yakalayanların kollarına atıp, gözyaşlarını onların omuzlarına silmek ve buz kesen elleri ayakları ısınsın diye kendilerine sıcak çikolata ısmarlattırmak gibi, polis rolünü oynayan kişiyi bebek bakıcısına döndürecek numaralar çevirmeyi pek güzel becerirler. Ben de garez miyim neyim bu Yengece yaaa.

ASLAN: Şimdi Aslan’a yalancı demek biraz zalimlik olur… Zira onların insanları kandırmak gibi bir niyetleri yoktur. Doğalarındaki ”optimizm” onların yaşadıkları durumların hoş olmayan detaylarını es geçmelerine, özellikle de kendileri açısından gurur verici olmayabilecek enstantaneleri kayıt dışı bırakmalarına, öte yandan onlara mutluluk ve coşku yaşatan anları biraz ağır çekime alıp detayları özenle işlemelerine, işte ne biliyim az bişi rötuşlamalarına neden olur. Yani yalan malan haşa huzurdan söz konusu olamaz. Aslanlar yaşadıkları olayları ”hatırlamak istedikleri gibi” aktarmaktan başka bir şey yapmazlar. Öte yandan – açık sözlü hatta teşhirci olarak bilinmelerine karşın – Aslanların bir de ketum ve içe dönük yanları vardır! Hoş olmayabilecek detayları tıraşlamanın ötesinde, aile geçmişlerindeki onları mahcup edebilecek hikayelerin üzerini de özenle kapatmayı, yeni girdikleri ortamlarda kendilerini sevgi dolu mükemmel bir çocukluk yaşamış insanlar olarak tanıtmayı arzu edebilirler. Zira incitilebilmiş olmak onlar için incinme hissinin kendisinden daha ağır bir yüktür…

BAŞAK: Efendim şu anda Zodyak’ın en büyük karmaşalarından birini ifşa etmek üzereyiz! Duyurulur… Başak’ın yalanla malanla işi olmaz gibi durur. Hatta çam devirme boyutunda gereksiz bir dobralıkları olması ile bilinirler ve bu en sevilen yanları değildir. Ama kimse bilmez ki, Başak’ın anlatığı şeyleri her zaman analitik bir gözle incelemek ve kendi içinde sergilediği tutarsızlıkları bulup, mutlaka ekstra açıklama istemek gerekir! Başak’ın insanları yanıltmak ya da olayları çarpıtmak derdinde olduğunu da sanmayın. Bütün sorun bir durumla ilgili algılarının çok kendilerine odaklı olmasıdır… Olayı aktarırken kullandıkları süzgeçte, genellikle en fazla kafayı taktıkları ve endişe duydukları meseleler yukarıda kalır ve dışarıya da onlar yansır. Onlara göre sorun oluşturmayan konular ise, meselenin aslına dair çok önemli bilgiler içerseler dahi ilk etapta ifade edilmeyebilirler. Bu nedenle bir Başak’ı dinlerken ilk turu onun safra attığı ama sizi bağlamayacak ayrıntılar olarak geçiştirin. Sonra da esas meseleyi öğrenmek için adım adım sorular sorarak ilerleyin… Durumun ilk başta göründüğünden çoook farklı olduğunu anlamak sizi hayrete düşürecektir. Haa bu arada bilinçli olarak yalan söylemeye kalktıklarında gerçekten berbattırlar! Hemen anlaşılır.

TERAZİ: Şeyy öhhmm. Ya işte isimlerinin ”politikacı”ya çıkmış olması boşa değildir. Çok geniş bir çevreleri ve farklı insanlarla kurdukları çok farklı boyutlarda iletişimleri vardır… Yani şimdi naapsınlar? Her şey herkese aynı kıvamda yedirilmez ki dimi ama yanim. Onlar iletişime yeni bir boyut katan insanlardır. Gerçeği muhatap oldukları kişinin ufkuna ve hazım kapasitesine uygun olacak bir formatta servis ederler! Bahane bulma, erteleme, ucunu açık bırakma, zararsız ümitler vererek ya da çok ikna edici açıklamalar yaparak olası tepkileri ve sosyal felaketleri önleme gibi konularda, tek kelime ile OLAĞANÜSTÜ’dürler… Sadece bir tek şeye dikkat ederler; onlar makyajladıkları konunun aslını astarını ve o anda nerede duruyor olduklarını çok iyi bilmelidirler. Zira gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek ya da eninde sonunda ortaya çıkacak bir duruma makul bir kılıf bulmak için, bu şarttır! Hayır şimdi neden ”Vay canına demek beni de yemişti o zilliiii” diye sinirlendiğinizi anlamıyorum… O zaman gayet mutluydunuz halinizden. Ayrıca siz halkla ilişkiler uzmanı denilen şeye niye o kadar para verildiğini sanıyorsunuz ki.

AKREP: O söylemez düşündürür! Nasıl mı? Akrep’in gerçekle yalanla derdi yoktur. O işini yürüttüğüne bakar. İnsanın en zaaflı hali ”Ya benim düşündüğüm gibi değilse…?” diyerek kuşkulara kapıldığı haldir. Akrep bunu gayet iyi bilir ve hassasiyetle kullanır :) Eğer gerçeği bilmek işini görecek kişileri tedirgin edecekse, o yaptığı imalarla aslında durumun daha farklı da olabileceğini ihsas ettirir. Burada amaç muhatabının özgüven hissini kırmak ve onu kendi ağzının içine bakar hale getirmektir. Kendisini tamamen zararsız ve tarafsız göstermek, olayla ilgilenme sebebini muhatabına yardımcı olmak şeklinde yansıtmak gibi ”sinsi” denilebilecek taktikleri vardır. Ama Akrep bunları pis pis sırıtarak değil, hakkaten eğlenerek yapar. Karşısındaki kişi kolu kanadı kırık bir şekilde ”Abi naapsak… Bunun böyle olup olmadığını nasıl anlasak” diye onun zekasına ve basiretine bağımlı hale geldiğinde ise, Akrep durumu istediği gibi çevirebilir konuma geçer. Ne var ki, çok zehirli olan türleri haricinde, Akreplerin bu durumu kötüye kullanmak gibi bir niyetleri yoktur. Dedim ya; onlar sadece yavruyu ürkütmeden kendi gemilerini yürütmenin ve oyunu kontrol etmenin derdindedirler. Ayrıca faydalandıkları kişilere karşı vicdani borçlarını ödemek ve duygu olarak da onları kendilerine borçlu bırakmak için ekstra güzellikler yapmayı asla ihmal etmezler.

YAY: Yook yalan diil burada söz konusu olan! Yay olasılıklarla yaşayan bir insandır… Yani biz ona bir tür zihin kaşifi, bir deneyimleme tutkunu da diyebiliriz. Gerçek dediğimiz şey nihayetinde her haliyle kavranabilir ve tanımlanabilir bir nane değildir… Her birimiz gerçeğe dair bir kesiti algılamakta ve deneyimlemekteyiz… Netekim Yay da, o anda size yansıtmakta olduğu boyutu, bütün samimiyetiyle deneyimlemektedir! Ama işte Yay az bişey daha deneysel, gerçeğin boyutları arasında radikal geçişler yapmaya biraz daha eğilimli, biraz daha cesurdur! Hah evet… işte sorun bu yani… Zihin cesur, yürek zaten mangal :))) Gel gör ki her dediğimizi yapmaya, her niyetlendiğimizi tamamlamaya ömür kafi değil… Ya şimdi siz bu Yay’ı niye bu kadar sıkıştırıyorsunuz ki? Olduğu gibi alsanıza… Size ”aşığım” diyorsa, o anda öyledir! ”Yapılabilir!” diyorsa illa ki mümkündür ama yapan o olmayabilir… Feyz alın! Gidin siz yapın… Alla Allaaa… Siz niye anın tadını çıkartmak yerine geleceği ipotek altına almaya çalışıyorsunuz ki… Ne kadar primitif bişi yaa.

OĞLAK: Şu Zodyakta Oğlak kadar yanlış anlaşılmaya müsait bir burç daha yoktur. Oğlak’ın dışı serin ve sakin olsa da kafasında tilkilerle kuyruklar birbirine dolanmış haldedir. Kendisine bir şey sorulduğu zaman acayip gerilir. Zira size bir cevap verecekse, bunun arka planını da açıklamak, bütün düşünce sistemini anlamanızı sağlamak zorundadır. Daha doğrusu o öyle zanneder! O yüzden mesela omlet tarifine kümesten, hatta organik tavuk yemlerinden başlayabilir. Siz onun açıklamaya çalıştığı sebep sonuç ilişkileri arasında beyniniz döndüğü için, sizi en fazla ilgilendiren konuda söylediği en tehditkar cümleye odaklanabilir ve ”Galiba bu eteğin mavisini alma şansımız yok” gibisinden dümdüz bir sonuç çıkartmış olabilirsiniz. Sonra da Oğlak’ın mavi bir etekle gezdiğini görünce feci bozulursunuz. Oğlak’ın en iyi niyetlerle kötü insan durumuna düştüğü böyle nice hikaye vardır… Zaten zamanla anlaşılamayan biri olduğunu öğrenen Oğlak da, bir süre sonra ”açıklama” yapmaktan vazgeçecek. ”Bana ne istediğinizi söyleyin ve ben size geri dönene kadar başka bir şey sormayın!” diye ültimatom verecektir.

KOVA: Yalan malan söylemez o tamam mı! Sanki kimseye bir şey ispat etmek mecburiyeti mi var da yalan söyleyecek? Hayır yani siz kimsiniz de onu sorguluyorsunuz ki zaten? Yalanmış Pöhhh… Kova sırf kendisini kontrol etmek isteyen birini şoka sokmanın keyfi adına, söylenmesi uygun olmayacak bir durumu abartarak aktarabilir . Kovaların bütün çektiği zaten dillerinin belasıdır. Yapmayacakları işi yapacakmış gibi savunmak, sırf muhalefetle karşılaştıkları için tam olarak benimsemedikleri bir işin ‘’teorik olarak’’ arkasında durmak gibi ‘’normal vatandaşa uymayacak’’ halleri vardır : Burada kilit sözcük ‘’teorik olarak’’ ifadesidir. Onların iddia ettiklerinden çok daha sakin, kendi halinde, rutinlerine bağlı bir hayatları vardır… Ama sırf asi-kanlarını onurlandırmak adına ‘’doğan görünümlü şahin’’ gibi dolanmayı marifet sayar, sonra da işler sarpa sarınca aslında fabrika ayarlarından sapmadan hareket ettiklerini anlatmak için kendilerini paralarlar : Kıyamam yaaa…

BALIK: Size yalan söylemez… Sadece her şeyi olduğu gibi bunu da ucu açık bırakmanın bir yolunu bulur :))) Sıkıştırıldığı zaman da ağzının içinde bir şeyler geveler ve ne düşüneceğinizi çok dert etmeyebilir. Söz konusu Balık olduğunda anlamanız gereken şudur; Onların kendilerini mükemmel göstermek ya da anlaşılır kılmak gibi bir dertleri yoktur. Size bir şeyleri ispat etmek için uğraşmak yerine, normalde niyetinizde olmayan şeyleri yapmak için aklınızı çelerler : Yani ONLAR KONFOR ALANLARINA DÜŞKÜN İNSANLARDIR ve bu alanın enerjisi bulaşıcıdır! Sorgulamaya gider ama kendinizi birden onun suç ortağı konumunda bulabilirsiniz : Seçimlerinden dolayı sizi sorumlu tutmaz ama hesap da vermezler. Zira onlar bir şeyi birinden dolayı ya da biri için yapmazlar… Balıkla hayat, sorgulara değil olduğu gibi kabul edişe dayalı bir hayattır. Ve bu dünyada hiç kimse cevabını duymaya hazır olmadığı soruları diğerine sormaz…

* kaynak: junoastroloji.wordpress.com

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Cevap vermen gereken tek kişi, Her sabah aynaya baktığında gördüğün kişidir

811377-cimen-kokusu[1]

İnsanlar, sen istediğin kadar hayatındalar, göz yumduğun kadar dürüstler ve onları affettiğin kadar iyiler.
İnsan geride bıraktıklarını özler, elinin altındakilerden sıkılır, ulaşamadıklarına tutulur.. ve ulaşılmaz olan hep aşk olur!
Bir insanın yaşayıp yaşamadığını anlamak istersen, nabzına değil onuruna bak, duruyorsa yaşıyordur…
İnsan beklentisi kadar mutludur. Formül: Sıfır beklenti, sonsuz mutluluk.
Hala açlıktan ölenler varsa dünyada, Aslında ölen insanlar değil; insanlıktır.
Ölüm hayatta büyük kayıp değildir. Asıl büyük kayıp, yaşarken içimizde ölenlerdir.
Hayatta bir tek başarısızlık vardır, o da denememektir.
Hepimizin başı sağolsun. İnsanlık ölmüş.
Kaygı verici düşünce bir embriyo gibidir; oluştuğunda küçüktür, ama büyür ve daha çok büyür. Kısa süre sonra kendi kontrolünü eline alır.
Geçmişteki acılarına Gülümseyerek baktığın an; Büyümüşsün demektir…
Kimse bana kendini kanıtlama çabasına girmesin. Çünkü herşey ortada, yeni maskeler üretmenin bir lüzumu yok.
Akıl yasama organı olabilir. Ama yürütmeyi mutlaka yüreğe bırakmalısınız.
Cevap vermen gereken tek kişi, Her sabah aynaya baktığında gördüğün kişidir.
Kadın olmak: Her erkekte bir parça bırakmak değil, Bir erkekte bütün olabilmektir.
Gecmişinizin üzerinde durup düşündüğünüz her an geleceğinizden çalıyorsunuz !
Erkek olmak: Mükemmelliğini bir çok kαdındα ispαt etmek değil, Tek bir kadına mükemmeli yαşαtαbilmektir.
Doğduğunda herkes gülerken sen ağlıyordun; şimdi öyle bir yaşam sür ki öldüğünde sen gülerken herkes ağlasın!
Olαğαnüstü birşeydir aşk; Siz bile kendinizi sevemiyorken, O sizi bir başkasına sevdirir.
Çoğu insan nasıl yaşanacağını, ancak ölme vakti geldiğinde öğrenir, çok yazık. Çoğu insan ömrünün en güzel yıllarını, bir apartman dairesinin odasında, televizyon seyrederek geçirir. Çoğu insan yirmi yaşında ölür ve seksen yaşında da gömülür. Bunun, sizin başınıza da gelmesine lütfen izin vermeyin.
Eğer kim olman gerektiği hakkında en ufak bir fikrin dahi yoksa, doğru arabalara, evlere ve giysilere sahip olmak tamamen anlamsızdır. Bu yüzden hayatta daha fazlasına sahip olmaya çabalamaktan vazgeç ve hayat için daha fazlası olmaya çalış. Sonsuz mutluluğun yattığı yer burasıdır.
İnsan gelişimi, bir trene benzer: kendini aşan insan, garından, haddini aşan insan ise rayından çıkmış demektir.
Hiçbir zaman hayattan bembeyaz bir sayfa bekleme! Çünkü ikinci sayfa bile, birincinin izlerini taşır…
Külkedisi ne yapsın, kendisini ancak ayak numarasından tanıyabilen bir salağı.
Her insanın aynalara göstermediği bir yüzü ve kimseye söylemediği bir hüznü vardır…
Kadınlar anlaşılmak için değil yaşanmak içindir. Yaşanacak kadın bulduysanız, anlamak için vakit kaybetmeyin.
Bir dağın zirvesinde olmanın keyfini önce eteklerinde yürümeden nasıl yaşayabilirsin.
Bana iyi gelenler, hep benden gidenler oldu .
Zihnin, gerçekte vücudundaki kaslardan farklı olmadığını hatırlamalısın. Kullan ya da kaybet.
Hiçbir şey için asla çok geç değildir ya da benim durumumda, istediğin kişi olmak için çok erken değil. Zaman sınırı yoktur,istediğin zaman başlayabilirsin. Değişebilir ya da aynı kalabilirsin. Bunun bir kuralı yoktur. En iyisini ya da en kötüsünü yapabiliriz. Umarım, sen en iyisini yaparsın. Umarım, seni şaşırtacak şeyler yaşarsın. Umarım, daha önce hiç hissetmediğin şeyler hissedersin. Umarım, değişik bakış açıları olan insanlarla tanışırsın. Umarım, gurur duyacağın bir hayatın olur. Öyle olmadığını anlarsan… Umarım, en baştan başlayacak gücü bulursun.

* ROBIN SHARMA

kaynak: sonsuz şifa

TABAKHANEYE BOK YETİŞTİRMEK DEYİMİ NEREDEN GELİYOR

 

3164875-tabakhane[1]

Tabakhane, deri tabaklanan fabrikadır. Ham deri olarak gelir ve bitmiş deri olarak fabrikadan çıkar.

Tabakhane deri tabaklanan fabrikaya verilen addır. Her türlü hayvanın postu buraya yaş ya da tuzlanmış deri olarak gelir ve çeşitli aşamalardan geçtikten sonra tabaklanmış ya da bitmiş deri olarak fabrikadan çıkar. Deri tabaklamasında esas derinin organik bir nesneden inorganik bir nesneye çevrilmesidir.

Tabakhane debbağhaneden gelen bir kelimedir. Debbağ eski dilde deri işleyen kişiye verilen isimdi, bu işin yapıldığı yerede debbağhane denirdi. Günümüze ise bu kelime tabakhane olarak gelmiştir. Osmanlıda debbağlık önemli zannaatlardan biriydi. Mesleğin ahilik ocakları vardı, bu işin piri de ahi Evrandı.

Deri işlemesi meşakkatli, emek isteyen ve severek yapılması gereken bir iştir. Deri çeşitli kimyasal ve fiziksel işlemlerden geçerek bir mamül olur ve bizim hizmetimize sunulur. Her işlemin kendine has önemi vardır. Bir işlemi yanlış veya eksik yapmak deriyi kullanılamaz hale getirebilir.

Osmanlı döneminde deri tekeli vardı… Safranbolu da derinin tabaklanması olabilmesi için o dönemin ileri gelenleri çeşitli tedbirler almışlar… Safranbolu da tabaklanmayan deriyi satanlardan o dönemin tüccarları alış veriş yapmazlar ve mecburen Safranbolu da deriyi tabaklananlar satılırdı o dönem çok para kazanan Safranbolu iş adamları Köşkler, konaklar ve 99 odalı evler yaptırmış… Bazı evlerin içine çeşme dahi getirilmiştir…

Safranbolu’da taze köpek dışkısı için tabakhanelerde yaygın olarak binlerce köpek beslenirmiş. Ham deri, kıllardan, yağ ve et tabakalarından mekanik olarak temizlendikten sonra kimyasal olarak işlendiği sama safhasında, taze köpek dışkısı enzimlere ihtiyaç duyulduğundan, Tabakhanelerin olduğu yerleşim yerlerinde çoluk çocuk ellerinde teneke maşrapalar, köpek dışkısı toplarlar, sama işlemi ancak dumanı tüten taze dışkı yapılabildiğinden koşa koşa tabakhanelere yetiştirirlermiş…

Hayvanların derilerinin işlendiği atölyeler köpek dışkısı için yanar tutuşurlarmış. Çünkü bir tek taze köpek dışkısı içinde bekletilen deri yumuşacık, kıl köklerinden arınmış, gözenekleri açık, ince, homojen yani kaliteli olabilirmiş. Bu nedenle köpek çiftlikleri kurulmuş… Binlerce köpek beslenmiş, üretilmiş ve hatta Köpeğin dışkısını sıcak ve kurumadan yetiştirmek için sistemli bir iş örgütlenmesi kurulmuştur.

Bugün dericilik tamamen ölmüş olup, yapay olarak yeni kimyasallarla da aynı sonuç elde edilmeye başlanınca köpeklerin de, dışkı toplayıcıların da pabucu dama atılıvermiş, “tabakhaneye bok yetiştirmek” de yeni kuşakların nereden geldiğini bilmediği, merak ettiğini de sanmadığım bir deyiş olarak – belki de içinde bok kelimesi geçtiğinden günümüze kadar gelebilmiş.

Safranbolu da deriyi işleyip kullanılabilir hale getiren meslek erbabına. “Tabak mısın; it bokuna muhtaçsın”, denirmiş

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ASIL EKSİKLİK , ÇAREYİ BAŞKASINDA ARAMAKTIR

1382152_430047680441000_1289316616_n[1]

Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı. Hayatın matematiği farklı;
iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de
mutlu olamıyor.
Önce yalnızdık.
9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı bekledik ve
dünyaya ağlayarak
geldik.
Pişman gibiydik. Ya da mecburen gelmiş gibi.
Biraz büyüdükten sonra, kendimizi bildiğimiz anda, içimizi kemiren,
kalbimizi
kurcalayan o tuhaf duyguyu hissettik: Bir yerde bir eksik var dedik.
Korktuk.
‘Bunun sebebi ne?’ diye sorduk kendimize. Cevabı yapıştırdık:
‘Demek ki sahip olmadığımız bir şeyler var.
O yüzden eksiklik hissediyoruz’. Peki, neye sahip olmamız gerekiyor?
Çocukken ‘yaşımız küçük’ diye düşündük.
Her istediğimizi yapamıyoruz.
Kurallar, yasaklar var. Büyüyünce her şey yoluna girecek.
Büyüdükçe bir şey değişmedi.
Yine huzursuzduk. İçimizden bir ses aynı sözcükleri fısıldıyordu:
‘Bir eksik var. Kafamız karıştı.
Nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan?
Nasıl geçecek bu?
Aklımıza yeni cevaplar geldi: Okulu bitirince geçecek.
İşe girince geçecek.
Para kazanınca geçecek. Tatile gidince geçecek.
Okulu bitirdik. Diploma aldık.
İşe girdik. Kartvizit aldık. Çalıştık. Para kazandık. Taşındık.
Araba aldık.
Çalıştık. Eve yeni eşyalar aldık.
Tatile gittik. Dans ettik. Terfi ettik.
Kartviziti değiştirdik.
Daha çok çalıştık. Daha çok para kazandık. Çalıştık. Çalıştık.
Geçmedi.’Bir yerde bir eksik var’ hissi, hala orada duruyordu.
Bu sefer de ‘Sevgilimiz olunca geçecek’ dedik.
‘Yalnızlığımız sona erince bui lletten kurtulacağız.
‘Beklemeye başladık.
Derken, biri çıktı karşımıza aşık olduk.
Ve anında başka biri olduk.
Daha güçlü, daha güzel, daha akıllı biri.
Hesap cüzdanları, kartvizitler,
hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi sağlamamıştı.
Sevgilimizin gözlerinde, daha önce bize verilmemiş
kadar büyük sevgi ve hayranlık gördük.
Sevgilimizin gözlerinde Tanrı’ yı gördük.
Işığı gördük.’Tünelin ucundaki ışık b u olmalı’ diye düşündük ‘kurtulduk’.
Sonra bir gün, daha dün bize deli gibi aşık olan insan çekip gidiverdi.
Ya da artık eskisi gibi sevmediğini söyledi.
Ya da başka birine aşık olduğunu söyledi.
Ya da daha kötüsü, başka birine aşık oldu ama söylemedi.
Telefonu açmamasından, elimizi tutmamasından, sevişmemesine bahane bulmak
zorunda kalmamak için biz uyuduktan sonra yatağa gelmesinden anladık, bir
terslik olduğunu.
Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz değildi, bizdik.
Fark etmez. Sonuçta aşk bitti.
Şimdi her yer bomboş. Şimdi tekrar yalnızız. Başladığımız yere döndük.
Yıllarca uğraştık, eksiğin ne olduğunu bulamadık. Halbuki her şeyi denedik, her
yere baktık.
Öyle mi? Bakmadığımız bir yer kaldı.
İçimize bakmadık.
Eksik parçayı dışarıda aradık ama içimizde saklı olabileceğini akıl etmedik.
Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye uğraştık ama kendimizi sevmedik.
Şaşıracak bir şey yok, tabii ki sevmedik.
Kendimizi sevsek bu kadar koşturur muyduk?
Canımız yanmasın diye duvarların ardına saklanır mıydık?
Kendimizi boş sanıp doldurmaya uğraşır mıydık?
Terk edilmekten korkar mıydık?
Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.
Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
‘Herkes beni sevsin’ diye uğraşınca kimse gerçekten sevmiyor,
herkes sevgisine şart koyuyor, sınır koyuyor.
Oysa ‘kendime duyduğum sevgi bana yeter’ diye düşününce,
kendimizi olduğumuz gibi kabullenince yarım tamamlanıyor.
Her şey bir oluyor. İşte o zaman perde aralanıyor.
Acı diniyor.
İşte o zaman başka `bir`i bir araya gelerek, hesabın kitabın,
korkunun kaygının hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine,
gerçek bir sevgi yaratılabiliyor …..

  • Can Dündar
  • kaynak: sonsuz şifa

ÇİN FİLOZOFU KONFÜÇYÜSTEN 20 ANLAMLI SÖZ

ilk-twitter-kullanicisi-konfucyus[1]
Öyle ki herkes Konfüçyüsten bir iki güzel söz okumuştur. MÖ 551 – MÖ 479 tarihleri arasında, Doğu Zhou Hanedanlığında yaşayan bu Çinli filozof, astronom ve yazarın öğretisi de bir o kadar önemli. Önemli ki ölümünden yıllar sonra bile Uzak Doğu’daki devlet ve imparatorlukların ideolojisi olarak benimsenmiş. Kimi zaman din, kimi zaman bir felsefi öğreti olarak öne çıktı. Ama daha çok onu yücelten ve önemli kılan, ahlak felsefesine dayalı öğretileri ve sözleridir. Yüzyıllar sonra bile kitaplarının ulunduğu, adına filmlerinin çekildiği bu ünlü düşünürün özlü, doğru sözleri de bir o kadar düşündürücü. İşte o sözlerden bazıları;
1. Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan her şey onun etrafında döner!
2. Araştırma yapıldığı zaman ancak bilgi artırılabilir; bilgi artırıldığında ancak istek samimi olabilir……istek samimi olduğunda ancak akıl ıslah edilebilir; akıl ıslah edildiğinde ancak özel yaşam iyileştirilebilir; özel yaşam iyileştirildiğinde ancak aile yapısı düzeltilebilir. Aile yapısı düzeltildiğinde ancak devlet düzen içinde yönetilebilir
3. Hiç kimse başarı merdivenini elleri cebinde tırmanmamıştır.
4. İyi insan, güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen adamdır.
5. Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma…
6. Sana bir şeyi nasıl bilebileceğini öğreteyim mi? Bildiğin zaman bildiğini anla, bilmediğin zaman ise bilmediğini anla.
7. Yavaş yürüyene çelme takılmaz!
8. Nasıl ki elmas yontulmadan mükemmelleşmezse, insan da acı çekmeden olgunlaşamaz…
9. Konuşmaya değer insanlarla konuşmazsan insanları, konuşmaya değmez insanlarla konuşursan kelimeleri yitirirsin. Sen öyle biri ol ki ne insanları, ne de kelimeleri yitir.
10. Güçlü olan, zayıf yanını herkesten iyi bilendir; daha güçlü olan ise zayıf yanına hükmedebilendir.
11. Erdemli olanların söyleyecek sözleri vardır ama söyleyecek sözleri olanların tümünde erdem yoktur. İnsancıl olanlar cesaretlidir ama cesaretli olanların tümü insancıl değildir
12. Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir!
13. Bir şeyi bildiğin zaman, onu bildiğini göstermeye çalış. Bir şeyi bilmiyorsan, onu bilmediğini kabul et. İşte bu bilgidir.
14. Çizik bir elmas, çizik olmayan bir çakıl taşından daha iyidir.
15. Doğrunun ne olduğunu görüyor fakat onu yapmakta başarısız oluyorsanız eksikliğiniz cesarettir.
16. Eğitimli insanlar öncelikle adalete değer verir. Eğitimli insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca asi olurlar. Küçük insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca haydut olurlar.
17. İnsanları niçin öldürüyorsunuz, biraz bekleyin zaten ölecekler.
18. Kendini affetmeyen bir insanın bütün kusurları affedilebilir.
19. Okudum, unuttum, gördüm, hatırladım, yaptım, öğrendim.
20. Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Dikkat !!! Dikkat!!! Seçtiğin Sayı Bu Hayata Gelme Amacın…

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

Gözlerini kapat ve burundan üç defa nefes al. Sonra 1 le 9 arası bir sayı seç ve aşağıda tutuğun sayıyı bul.

1: Senin  adın ”sevgi” olmalıymış. Sevgi pıtırcığı olarak dolaşıyorsun seni tanıyan çevrenden ayrılmak istemiyor. Hayata sevgiyi yaymak için geldin. En seni kıran insana bile sevgi duyabilecek kadar büyük yüreğin var.

2: Senin adın ”umut” olmalıymış. En kötü zamanda bile umudunu kaybetmiyorsun her daim tünelin ucunda ışık görebiliyorsun. Net olarak yüzyılımızın polyannası sensin. Umut barındırmak iyidir yalnız şunu unutma bazen olmayanı kabul etmek gerekir.

3: Senin adın ”şans” olmalıymış. Paçandan, kolundan her yerinden şans akıyor. Hemen koş milli piyango bileti al, sayısal loto al. Bir hediye çekilişi mi olacak sen kazanırsın, bir işe adam mı alınacak sen alınırsın, en iyi maaşı, en iyi kocayı sen kaparsın. Aman şansının kıymetini bil onu kutsa emi…

4: Senin adın ”içgörü” olmalıymış. Rüyalarından hislerinden korkulur. Olayları olmadan sezinliyorsun da olmasını engelleyemiyorsun dimi. E evrenin kuralı böyle. Onlar sana hazırlanman için gönderilen mesajlar. Unutma bu yeteneğini her zaman başkalarına yardım için kullan.

5: Senin adın ”gülümseme”. Senin kadar neşelisi bu dünyaya gelmemiştir. Çevrene hayat veriyorsun, mutlu ediyorsun. Allah ne muradın varsa versin. İnsanlara gülümsemeyi ve gülümsemenin önemini anlatmak için geldin bu dünyaya. Gül, gülmek sana çok yakışıyor.

6:Senin adın ”şefkat” olmalıymış. Birisini ağlarken mi gördün hemen yanına gidip teselli edersin. Yolda yanından geçen dilencilere, sokak müzisyenlerine yardım etmekten eve beş parasız dönersin. Televizyonda üzücü bir şey görsen ağlamaya başlarsın. Senin gibi yumuşak kalpliler dünyayı kurtaracak.

7: Senin adın ”sadakat” olmalıymış. Eşini asla aldatmazsın. Sevmesen bile yanında kalırsın. Boşanmadan, ayrılmadan başkasına yan gözle bile bakmazsın.Hele sana iyilik yapanın kırk yıl kölesi olursun. Bu dünyaya sadakatin önemini anlatmaya geldin.

8: Senin adın ”dürüstlük” olmalıymış. Doğru bildiklerini hiç korkmadan söyleyebiliyor ve arkasında durabiliyorsun. İnsanlar ağzından çıkanlara çok güveniyor çünkü doğru söyleyeceğini biliyorlar. Seninle sevgili olmak da, iş yapmakta çok hayırlı. Karman bu özelliğinden dolayı çok düzgün tek sorun bazen patavatsızlığa kaçıp insanların kalplerini kırıyorsun.

9: Senin adın ”misafirperver” olmalıymış. Yedi mahalle senin evinden besleniyor. İhtiyaç duyanı  evine de alıyorsun. Besliyorsun, giydiriyor, içiriyorsun. Bütün bunlar hayır hanene yazılıyor. Evinde yapılan sohbetler de ruhun da besleniyor, büyüyor gelişiyorsun. Yola devam bu dünyaya hep beraber yükselmek için geldik ve sen bunun hizmetlisisin.

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Birisini İyi Tanıdığınızda Taktığı Tüm Maskeleri Bilirsiniz…

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

Geçmişten gelen ilişkilerime baktığımda; eğer birisiyle çok vakit geçirirsem, ve değişik ortamlarda onla olma fırsatı bulabilirsem, artık onun içini görebildiğimi farkettim. Her durumda; kendini korumak için, ya da ilgi çekmek için yada kabul görmek için yaptığı davranışları bilir oluyorum.

Ne gariptir, birini o kadar iyi tanımak ne gariptir. Artık sizden kendini koruyamaz hale gelir. Çünkü taktığı tüm maskeleri bilir olursunuz…

İşte esas tehlike burada başlar, onu bu kadar iyi tanırken, ilişki istediğiniz gibi gitmez ve biterse, onu yaralamak için elinizde ne kadar çok malzeme olur…

O kalp kırıklığıyla, o acıyla tüm bunları ortaya mı dökersiniz? Ya da efendice çekip gidebilir misiniz?

Ne kadar zor bir sınavdır bu? Güç elindeyken, karşındakini yerle bir edebilecekken; sadece susarak gitmek…

Ne kadar güçlü olmayı gerektirir bu durum…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bugünden İtibaren (20 Eylül 1934) Mecidiye Köyüne Tramvay İşlemeye Başlıyor…

11046369_10153409460248522_8960022419452770759_n[1]

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Vücudun Vitamin Ve Mineral Eksikliğinde Verdiği Sinyaller

12088345_927897297277272_6037153927812915070_n[1]

Çatlayan Dudak: B 12 Vitamini

Kırmızı Cilt: B Grubu Vitaminleri

Kalçada Sivilce: B ve E Vitaminleri

Az Uzayan Saç: Çinko

Kırmızı Gözler: B6 Vitamini

Kırılan Tırnak: Demir ve kalsiyum

Bacak Uyuşması:Demir, B6 vitamini ve folik asit

Diş Eti Hastalığı: C vitamini

Egzama: Çinko ve C Vitamini

Ağızda Aftlar: Demir ve Folik Asit

Regl Öncesi Şikayetler: Çinko Eksikliğini Gösterir

Müzmin Yorgunluk: B Grubu Vitaminler, C Vitamini ve demir

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Tam Sırası: Bilmiyorum, siz istediklerinizi “sırasında” yapabildiniz mi?

1143419_e94d846155b647143fbd1a63f4b5e871[1]

Bilmiyorum, siz istediklerinizi “sırasında” yapabildiniz mi?

Ben hiç yapamadım…

Küçükken anneannem cebinde taşıdığı bir tomar anahtarla kilerdeki dolapları açtığı zaman, canım pestil isterdi. Bilirdim sapsarı kayısı pestilleriyle, kararmış mor erik pestillerinin hangi dolapta olduğunu. Anneannem: “Şimdi sırası değil, birazdan yemek yiyeceğiz!” derdi… Yemekten sonra ise, herkes öğle uykusuna yatardı. Şayet “Belki sırası gelmiştir!” diye yine pestil istersem, Anneannem: “Şimdi sırası değil! Bak herkes yattı. Sen de yat. Ondan sonra…” derdi.

Öğle uykusundan sonra pestil istediğim zaman da cevap yine aynıydı… “Şimdi sırası değil. Aç karnına dokunur! Nerdeyse aksam oluyor. Birazdan yemek yiyeceğiz…” Bir türlü sırasına rastlatamamıştım pestil istemeyi!

Bir gün babam boş bulunup bana iki çam ağacının arasına, kolan vurdukça göklere ulaşacak bir salıncak kurmayı vaat etmişti. Ama bir daha bu vaadini hiç anımsamaz göründü. İkide bir anneme gider… “Haydi söyle babama, salıncağı kursun!” derdim. Annem ise “Şimdi sırası değil, başı ağrıyor…” derdi. Başı ağrımazsa gazete okuduğu için salıncak kurmasını istemenin zamanı değildi. Gazete okumuyorsa banyoya gireceği için…

Salıncak istemenin de bir türlü sırasını getiremedimdi. Yaz günleri bahçe kapısının önünden, “Vişne kaymak!” diye bağırarak dondurmacılar geçerdi. Koşa koşa içeri gelir, “Dondurma alayım mı?” diye sorardım…

“Şimdi sırası değil!” derlerdi.

Birlikte çocuk dergilerinin bulmacalarını çözmeyi önerirdim… “Şimdi

sırası değil!” derlerdi. Bir şeytan uçurtmasının kuyruğunu bile yapmaya yanaşmazlardı… “Şimdi sırası değil!” derlerdi.

Okulda öğretmen ders anlatırken, aklıma gelen bir şeyi sormak için parmağımı kaldırırdım. Öğretmen bir süre görmezlikten gelirdi parmağımı. Kolum yanlış yere dikilmiş fasulye sırığı gibi öyle havada kalırdı. Sonunda öğretmen… “Şimdi sırası değil, indir bakayım parmağını aşağıya!” derdi.

Etütlerde gizli gizli roman okurken de, bir müdür muavini başıma dikilir… ‘’Şimdi sırası mı roman okumanın? Kapat onu da dersine çalış!” derdi.

İlk yazdığım yazılara da, yazı işleri müdürleri aynı gerekçeyle karşı çıkmışlardı… “Şimdi sırası değil bunun!” diyorlardı. Piyeslerim için de aynı itirazı çok duydum… “İyi ama şimdi sırası değil!”

Aşık olduğum zamanlar yemekte, yahut yürürken, yahut otururken, canım birden öpüvermek isterdi yanımdaki sevgiliyi. Kursağımda kalırdı arzum. Bir el, vagon tamponu gibi yavaşça iterdi yüzümü… “Hisse yapma, şimdi sırası değil!” Velhasıl, hiç bir şeyin sırasını tam getiremedim. Ama, sırasız mırasız bir şeyler yapmaya çalıştım kendimce. Bir şey yapmak için sırasını bekleyenler ise, genellikle hiçbir şey yapamadılar. Öteden beri aklıma takılıp kalmıştır, bir şeyi yapıp yapmamanın “sırası”nı kimin saptadığı. Ve kendimce söyle demişimdir… “Bir şeyi yapmanın sırası, onu yapmak istediğin andır!”

Zaman ayarını ters kullanmışsan, zaten toz olur gidersin… Yok ters kullanmamışsan, “Şimdi sırası mıydı!” diyenlere uzaktan nanik yaparsın sırasında mı doğup ölüyoruz ki, her şeyi sırasında yapabilelim…?!

Başarırsan “sırası”, başaramazsan “sırası değildi” oluyor ve insanlık böyle bir çalkantı içinde akıp gidiyor…

ÇETİN ALTAN

Resme Bakın Şeklinizi Seçin Ve Kendinizi Tanıyın…

104b[1]

Çocuğu Seçtiysen: Çocukluğunu tam olarak yaşayamamışsın. O yüzden içinde bir şeyler eksik kalmış o günlere gidip içini tamir etmek istiyorsun. Gözlerini kapa ve çocukluğunu karşına al, onla konuş, neyi nasıl istediğini uzun uzun anlat ve sonunda istediklerini olmuş gibi hayal et. Gerçekten ne istemişsen olmuş gibi hayal et ve içine yayılan huzuru izle. İçindeki çocuğa sarıl ve onunla tekrar arkadaş ol. Onun başını okşa ve bundan sonra hayatta el ele yol alacağınızı söyle. Kim ne der diye düşünme içinden geldiği gibi davran. Göreceksin mutluluk artık seninle…

Yetişkin İnsanı Seçtiysen: Anne ve babanla ilişkilerinde sorunlar var. Ve bunlar artık o kadar köklenmiş ki nasıl çözeceğini bilmiyorsun. Onlarla konuşsan bir dert konuşmazsan bir dert şeklinde yaşıyorsun. Gözlerini kapat ve hayali olarak önce anneni karşına al ve onla ilgili tüm sıkıntılarını ortaya dök, konuş anlat ağla rahatla. Sonra aynı şeyi baban içinde yap. Hayali olarak karşına al oturt ve tüm içinde kalanları anlat rahatla. Bundan sonra ilişkinin nasıl olmasını istiyorsan, sana nasıl davranmalarını istiyorsan onu hayal et. İçini rahat tut her şey yoluna girecek.

Ormanı Seçtiysen: İnişli çıkışlı bir hayatın var. Bazen her şey yolunda gidiyor, bazen de her şey rayından çıkıyor. Rayından çıkınca bulunduğun yerden kaçmak istiyorsun. Uzun süreli kaçmak hiç bir işe yaramaz çünkü düşüncülerin seninle geliyor. Kısa süreli gitmek tabi ki yeni bir bakış açısı kazanmana yardımcı olur. Esas yapman gereken hayatına meditasyon, yoga, nefes gibi şifa tekniklerinden birini sokmak. Böylece rahatlayacağın kendine ait bir alanın olur ve orada öğrendiklerinde sorunlarını çözmende yardımcı olur. Anahtarı sana verdim kullanıp kullanmamak sana kalmış…

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aşure barış ve kardeşliğin, paylaşımın ve bereketin sembolüdür.

Asure2[1]

Hem besleyici, hem de lezzetli aşure, bir tatlıdan çok içeriğinden ötürü neredeyse bir yemek değerinde…
İçinde en az 15 malzemenin kullanıldığı, aynı zamanda besin değeri yüksek bir tatlı olan aşure  barış ve kardeşliğin, paylaşımın ve bereketin sembolü olarak evlerde pişirilerek sürdürülen bir gelenek.
İçinde buğday, fasulye, nohut, isteğe göre genellikle kuru üzüm, kuru kayısı, kuru incir, yaş meyvelerden dilimlenmiş elma, portakal ve limon kabukları, üzerine süslemek için nar, fındık, ceviz, badem, tarçın, fıstık, tat vermek için de şeker-pekmez veya tatlandırıcı konur.
Aşure içinde, hem kuru baklagiller, hem taze ve kuru meyveler, hem de yağlı tohumlar grubunu bulundurması sebebiyle besin çeşitliliğine ve dengeli beslenmeye de iyi bir örnektir. Başta protein, karbonhidrat ve lif olmak üzere demir, çinko, kalsiyum, fosfor gibi minerallerle
A, B, C ve E vitaminleri yönünden zengindir. Bu yönüyle de özellikle şeker yerine pekmezle veya daha fazla kuru meyveyle tatlandırıldığında kansızlığı olanlar, daha doğal beslenmek isteyenler, sütlerinin miktarını ve kalitesini artırmak isteyen anneler, büyüme gelişmeye destek olduğundan çocuk ve gençler için çok uygundur.
İçindeki fındık-fıstık-ceviz-badem gibi yağlı tohumlar ve baklagiller nedeniyle kalp-damar sağlığı için koruyucu olan aşure, ayrıca kan şekerini düzenleyen posa içerir.

AŞUREYİ DOĞRU KULLANIN
– Yüksek protein içerdiğinden özellikle vejetaryenler için iyi bir protein kaynağıdır.
– Zayıflamak isteyenler için şerbetli tatlılar ya da hamur tatlıları yerine ara öğün olarak az şekerli veya pekmezle yapılmış aşure tüketilebilir.
– Bu kadar çok faydasını saydığımız aşurede bile tabii ki son kural, her şeyde olduğu gibi ölçülü yemek… Bir kase aşurenin; bir ekmek, bir yağ grubu ve bir meyve hakkımıza eşdeğer olduğunu bilmeliyiz…

Malzemeler:
– Aşurelik buğday 1/2 su bardağı
– Nohut 1/6 su bardağı
– Kuru fasulye 1/6 su bardağı
– Su 6 su bardağı
– Kuru kayısı 5 adet
– Kuru incir 3 adet
– Kuru üzüm 1/4 su bardağı
– Portakal 1 küçük boy
– Pekmez 1/2 su bardağı
– Fındık 1/2 su bardağı
– Ceviz 1/2 su bardağı
– Nar 1/2 küçük boy

Yapılışı:
Buğday, nohut, kuru fasulyeyi yıkayın. Kuru fasulye ve nohudu birer su bardağı, buğdayı 2 su bardağı suyla bir gün önceden ayrı ayrı ıslatın. Buğdaya 1, nohut ve fasulyeye ikişer su bardağı su ekleyip ayrı ayrı ocağa koyun. Buğdayı taneler parçalanıp, nişastasını dışarı verinceye, nohut ve fasulyeyi yumuşayıncaya dek pişirin. Nohutu gerekiyorsa düdüklü tencerede haşlayın. Kuru meyveleri yıkayın. 1su bardağı suyla 2 saat ıslatın. Pişmiş malzemeleri ve kuru meyveleri bir tencerede birleştirip 15 dakika pişirin. Portakalı soyun, kabuğunu beyaz kısmı ile birlikte 1 santimetre kalınlığında, 3-4 santimetre uzunluğunda parçalara doğrayın. Portakal dilimlerini 4-5 parçaya bölüp kabuğuyla birlikte karışıma ekleyin, 5 dakika daha pişirin. Pekmezi ekleyin, 1-2 dakika pişirip ocağı kapatın. Fındığı ekledikten sonra karıştırın.
Servis kaselerine boşaltın. Üzerini ceviz, nar taneleriyle süsleyip tarçın serpin.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsan olmayı öğrenmek gerçekten zaman alıyor….

1379427_1397746780460193_1060195201_n[1]

Önce almayı öğreniyor. Sürekli almanın mümkün olmadığını öğreniyor. Her şeyin emek istediğini ve kendisinin de almak için önce vermek zorunda olduğunu öğreniyor. Sonra yanlış insanlara yanlış işlere emek, zaman, sevgi vermeyi öğreniyor. Sonra, yanlış diye bir şey olmadığını, aslında hepsini sadece ve sadece kendisi istediği için verdiğini öğreniyor.

Önce “asla”ları “belki”lere çevirmeye öğreniyor. Sonra “belki”leri, ”hayatta her şey insanlar için”e çevirmeyi öğreniyor. Sonra, pişman olmayı öğreniyor. Asla deyip yaptıkları için değil de asla deyip yapmadıkları için daha büyük pişmanlık duyulacağını öğreniyor.

Önce yaşamayı öğreniyor. Yaşamanın nefes alıp vermekten farklı boyutları olduğunu öğreniyor. Yaşam kalitesi denen bir şey olduğunu öğreniyor. Yaşam içindeki duyguları öğreniyor. Gülmeyi, ağlamayı, neşeyi, coşkuyu, kederi, korkuyu, kıskançlığı öğreniyor. Sonra bir gün gerçek bir ölüm yaşadığında ve iliklerine kadar üzüldüğünde ölümü öğreniyor. Ve yeniden yaşamı öğreniyor.

İnsan, önce bebek olmayı, sonra çocuk, ergen ve yetişkin olmayı öğreniyor. Öğreniyor öğreniyor öğreniyor….insan olmayı öğrenmek ise gerçekten zaman alıyor….

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

LİMONLU SUYUN FAYDALARI VE LİMONLU SU İÇMENİZ İÇİN 10 NEDEN…

12039525_794616900648042_1403149843747578076_n[1]

 

Limonun kabuğu da kendisi de çok faydalı. İçine limon suyu ilave ettiğiniz ılık su, sabahları güne taze bir başlangıç yapmanızı sağlayacak. Kendinizi daha zinde hissedeceksiniz. Neden mi?

1- Sindirime Yardımcı Limon suyu sindirim sistemini toksinlerden arındırır, midedeki yanma ve şişkinlik gibi rahatsızlıklara da iyi gelir.

2- Zayıflamaya yardımcı Ilık limonlu suyu düzenli içtiğimizde mide asitlilik oranı düzenlenir. Mide asidi yüksek olan kişiler sürekli bir şeyler yiyerek mideyi bastırma eğiliminde olurlar. Bu da kısa sürede acıkmaya ve kilo almaya neden olur.
Limonun içerisinde bulunan pektin lifi acıkmayı geciktirir.

3- Bağışıklık sistemini güçlendirir Stres, bağışıklık sistemini zayıflatır bu yüzden de bağışıklık sistemini destekleyen C vitaminli gıdaları tüketmek stresli olduğunuz anlarda öncelikli olmalıdır. Limon da mükemmel bir C vitamini kaynağıdır.

4- Taze bir nefes için birebir Dişeti iltihaplarına ve diş ağrılarına iyi geldiği gibi nefesinizin kötü kokmasını da önler. Ancak diş minesine zarar vermek istemiyorsanız limonu direk dişinize temas ettirmeyin yani yemeyin.

Limonlu su içtikten sonra da dişlerinizi fırçalarsanız daha faydalı olduğunu görürsünüz.

5- Ph değerini dengeler Limon en alkali gıdalardan biridir ve içinde bulunan sitrik asit sindirildiğinde asitlilik yaratmaz. Her gün limonlu su içerseniz vücudunuzun toplam asitlilik oranı zaman içerisinde düşer.

Ayrıca iltihabın nedenlerinden biri olan eklemlerde biriken ürik asit limonla yok olur.

6- Daha enerjik hissetmek için birebir Limon kokusunun sinir sisteminde sakinleştirici etkisi olduğunu biliyor muydunuz?

İşte sinir sistemindeki bu sakinlik, depresyona ve endişeye iyi gelirken size mutluluk vereceği için de kendinizi daha zinde hissetmenizi sağlar. Limon sindirim sistemine girdiğinde vücuda enerji verir.

7- Viral enfeksiyonla savaşır Ilık limon boğaz ağrısı, nezle gibi semptomların azalmasında oldukça etkili bir destek kuvvettir.

8- Cilde de faydalı Limon suyu antioksidan özelliği sayesinde cilt lekelerini azaltır. Hatta ciltteki kırışıklıkların da azalmasına yardımcı olur. Limon suyunu düzenli olarak zor geçen yara izlerine ve cildinize uygulayın, farkı göreceksiniz.

9- Aynı zamanda potasyum kaynağı Eğer muz sevmiyorsanız, limon suyundan maksimum yararlanmaya bakın. Çünkü potasyum kalp, sinir ve beyin fonksiyonlarının düzenli olması için kesinlikle gereklidir.

10- Kafein ihtiyacınızı azaltır Sabahları bir fincan kahve yerine ılık limonlu bir su içerseniz kesinlikle öğleden sonra çöken o rehavet hayatınızdan çıkacak, göreceksiniz. Bu da kafeine olan bağımlılığı azaltır.”

karbonat face sayfası

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

SAĞ -SOL BEYİN ÇATIŞMASI TESTİ.

11705138_399700783559550_2808625414348724734_n2[1]

Aşağıdaki tabloya bakarak RENKLERİ söylemeyi deneyin, kelimeleri degil. Sağ beynimiz renkleri söylemeyi dener.
Sol beynimiz kelimeleri söylemekte ısrar eder.…
Haydi deneyelim. Çok eglenceli
(Varoluş terapisi egitimlerimden alıntı.)

kaynak: luna akademi- sonsuz şifanın sayfasından alınmıştır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »