Bazen fısıldanın gerçekler haykırışlardan çok daha güçlü olabilir…

hqdefault1

 

Yakın bir zamana kadar ülkemizde bir terörist saldırı olduğunda yabancı arkadaşlarım hemen mesaj atar, arar halimi hatırımı sorarlar, endişelerini dile getirirlerdi. Son terörist saldırılarda artık bunu yapmamaya başladılar. Onların bakış açısından sanırım artık Türkiye, bombaların patladığı ve insanların savaş ortamında yaşadıkları bir ülkeye dönüştü. Yalnızca biz değil, diğer ülkelerdeki dostlarımız da şiddeti kanıksadı. Artık bu şiddet bize normal geliyor ve büyük bir travma yaşandığında verilen tepkiyi kitlesel olarak veriyoruz: yani olup biteni hızla unutuyoruz! Unutuyoruz çünkü yaşanana mantıklı bir açıklama getiremiyor ve çaresizlik duygusu ile ne yapacağımızı bilemiyoruz.
Bu terör saldırısı beni hızla anılarıma götürdü. 1980’lerde henüz üniversite öğrencisiyken o yıllarda yapılan bir araştırmada Üniversite öğrencilerine içinde “Güneş mi dünyanın çevresinde dönüyor, dünya mı güneşin çevresinde dönüyor?” tarzı soruların da bulunduğu bazı sorular sorulmuştu. Önemli bir oranda Üniversite öğrencisi soruya, “ikisi birbirinin çevresinde dönüyor,” tarzında yanıtlar vermişlerdi. İlk büyük dehşetimi burada yaşamıştım. Aptallaşan bir gençliğin geleceğimizi nereye götüreceğini o an dehşet ile fark etmiştim. Bundan kısa bir süre sonra “İçinden Tramvay Geçen Şarkı” adlı oyunda, Nazi askeri kılığındaki bir kaç oyuncu İstiklal Caddesi’ne çıkıp, insanları kenara çekip duvara dayadılar. Ardından “Kimlik bitte!” diyerek kimlik kontrolü yaptılar ve üst baş aradılar. İnsanlar Alman aksanı ile konuşan Nazi kıyafetli askerlerin kendilerinden kimlik istenmesini yadırgamadılar. Bu ikinci olay dehşetimi daha da artırdı. Tümüyle boyun eğen, sorgulamayan, sorgulamaktan ve itiraz etmekten korkan bir topluma dönüşmüştük. İtaatsizlik yapamayan, karşı çıkamayan, sorgulamayan bir toplum ne yazık ki büyük acılar yaşayarak yok olmaya mahkumdur.
İşte öğretmen olmaya o zaman karar verdim. Bu karanlıkla nasıl mücadele edebileceğimi, ne yapabileceğimi düşünürken, birilerine itaatsizliği, özgürlüğü, sorgulamayı, anlamayı, eğriyi doğrudan ayırt edebilmeyi ve işini hakkıyla yapabilmeyi öğretmekten başka bir mücadele yöntemi olmadığını fark ettim.
Aslında bunun uzun bir yazı olmasını düşünmüştüm. 80’lerin son çeyreğinde, 90’ların başında ve sonunda, ardından 2000’lerde olan olayların nasıl birbirlerini hazırlaya hazırlaya bizi bugün yaşamakta olduğumuz bu karanlığa getirdiğini anlatacaktım. Sonra insanların 90’ların başında artık uzun metin okumamaya başladıklarını anımsadım ve daha uzun yazmaktan vazgeçtim.
Bugün, yapılabilecek tek bir şey var: Her ne yapıyorsanız yapın, onu hakkıyla ve mükemmel yapın. Bu karanlıktan çıkmanın yolu eleştirmek değil, karşı çıkmak, hatta mücadele etmek bile değil. Bunlar karanlığı azaltmıyor, karanlığın ömrünü uzatıyor. Bütün bu yaşananların bir yakıtı var ve bu yakıt bitmeden bu acılar da bitmeyecek. Bu yakıtı hızla tüketmek istiyorsak yapılacak şey karanlığa karşı yönelttiğimiz tüm enerjiyi çekebilmekte. Bu şüphesiz ki anlaşılması zor bir strateji. Bu sebeple uygulanması da zor bir strateji. Şu an insanlar marangoz hakkıyla marangozluk, öğretmen hakkıyla öğretmenlik, ayakkabı tamircisi hakkıyla ayakkabı tamirciliği yaptığında bu karanlıktan çıkabileceğimizi anlamayabilir. Ne olur sizler anlamayı deneyin. En basit haliyle durum şundan ibaret: ne zaman ki kişiler layık olmadıkları işlere getirilir ve ne zaman ki insanlar işlerini layıkıyla yapmazlarsa orada karanlık, bozulma ve çürüme kaçınılmaz olur. Daha büyük görevlerin o görevlere layık olan insanlar tarafından layıkıyla yapılabilmesi için, daha küçük işleri yapan insanların o işleri layıkıyla yapması gerekir. İşte bu sebeple ne olur işinizi layıkıyla yapın.
Elbette hayatını yitiren tüm kardeşlerim için üzüntü duyuyorum. Üzüntünün haykırarak ifade edilmesi hissedilen üzüntünün büyüklüğünü göstermiyor. Bazen fısıldanın gerçekler haykırışlardan çok daha güçlü olabilir

Hocam Cem Şen

Düşünün ki bugün dünyanın son günü. yarın bu saatte her şey bitecek. kurtuluş şansınız yok. bugün ne yapardınız?”

15390912_10154310039936799_6876489981094655142_n1

 

 

bir üniversitede, profesör derse şöyle başlamış :
– “düşünün ki bugün dünyanın son günü. yarın bu saatte her şey bitecek. kurtuluş şansınız yok. bugün ne yapardınız?”
tüm öğrencilerden bir çok değişik cevap gelmiş:
– ibadet eder tanrıdan günahlarımı affetmesini dilerdim,
– tüm sevdiklerimle vedalaşırdım,
– ailemle zamanımı geçirirdim,
– anneme veya babama giderdim,
– arkadaşlarımla yarım saat eski günlerdeki gibi basket oynardım,
– barbekü partisi yapardım,
– tüm sevdiğim yemekleri son bir defa yerdim.
– yatar uyurdum.
– ormanda son defa dolaşırdım,
– güneşin doğuşunu ve batışını son defa seyrederdim.
– akşam yıldızları seyrederdim.
– en sevdiğim yemeği hazırlar tüm sevdiklerimi akşam yemeğe davet ederdim.
– piknik yapardım,
– hayatta en çok gitmek istediğim yere gider orda ölümü beklerdim,
– jet uçağına binerdim,
– üzdüklerimi arar özür dilerdim beni affetmesini isterdim vs..
hoca bütün hepsini tahtaya yazmış. sonra gülerek:
-“çocuklar bunları yapmak için dünyanın son günü olması şart mı ..? ”
diye sormuş.

Kaynak: Miryam Şulam

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bir gün her şeyini bir anda yitirebilirsin ve geriye sığınacağın anların kalır. Biriktirebildiysen şanslısındır.

picturesupplier1

 

Sen soğanları doğra salatayı ben yaparım!
Hastalıkta sağlıkta yanında olacağına söz veriyorsun ama bir gün o hastalanıyor ve sen toplantıda olduğun için yanına gidemiyorsun. Akşam televizyonda bir filme denk gelip kanepede yanına kıvrılmak geliyor içinden ama sabah yedide kalkman lazım. Sabah mırıl mırıl sarılıp biraz daha uyumak istiyorsun ama dokuzda işte olmalısın. Öyle birkaç kez gecikirsen atılırsın. O zaman ev kirasını, kredi taksitini ödeyemezsin, buzdolabına mama koyamazsın ve artık birbirinizi sevmemeye başlarsınız.
Bir insanı sevip birlikte bir hayat kuruyorsun ama onu günde sadece üç saat görebiliyorsun. Çocuğun oluyor, hasta oluyor, elini alnına koyup “geçti bak yok bir şey” diyemiyorsun. Ona mutlulukla hatırlayacağı çocukluk anıları bırakamıyorsun. Onun nasıl güzel güldüğünü, nasıl güzel oynadığını, senin adını ilk nasıl söylediğini göremiyorsun. Fırtınalı bir okul çıkışında sürpriz yapıp elinden tutamıyorsun.Bütün günün hastalıkta sağlıkta yanlarında olacağına yemin ettiğin ailenle değil, başkalarının yanında geçiyor.
Hayatımızı sevdiğimiz insanlarla geçiremeyeceksek niye yaşıyoruz? Onlara sarılmak için akşam olmasını bekleyeceksek, akşam sarılmaya çalışırken sadece hayatımızın çözülmesi gereken sorunlarını konuşacaksak, ortak hayatımız sadece problem çözmek haline gelecekse ve biz bu yüzden birbirimizden bıkacaksak niye aile kuruyoruz?
Birlikte yemek yapamadığımız, misler gibi sofralar hazırlayamadığımız, “Sen soğanları doğra, salatayı ben yaparım” demediğimiz insana karı, koca ya da sevgili diyebilir miyiz? Bunu yapamıyorsak, yaşadığımız hayata hayat diyebilir miyiz?
İnsanın bir ailesi yoksa hiçbir şeyi yoktur. Ailenin tanımı da kadın-erkek-çocuk-kardeşler değildir. Dostlar da ailedir. “Haberleşelim” diye kapatılan telefonun ucundaki sesler, bir kahve bile içemediğimiz, alelacele bir araya gelip dağıldığımız, başımıza bir hal gelince aklımızdan, karnımızdan konuştuğumuz insanlar da ailemizdir.
Geçip giden her an bir anı ve mutlu anılar biriktirerek yaşamaktan daha önemli bir şey yok. Her şeyi, herkesi yitirdikten sonra o anlar kalıyor. Geçip giden koca bir hayatın tek tesellisi parmaklarınla toplayabildiğin hatıralar, hepsi o kadar. Güzel anıların yoksa dünyanın tapusu üzerine olsa ne olur ki?
Ne bütün gün ısıtıp içinde oturamadığımız evlere, ne üzerinde oturup eskitemediğimiz koltuklara sahip olmanın bir anlamı var. Özleyecek bir kokun, kolun kanadın kırıldığında bütün yükünü bırakacağın bir kucağın olmadıktan sonra parayla aldıklarını ne yapacaksın?
Bir gün her şeyini bir anda yitirebilirsin ve geriye sığınacağın anların kalır. Biriktirebildiysen şanslısındır.

Serra İnce

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

YENİYİ iNŞA ETMEK İSTEYENLER 13 NİSAN PERŞEMBE SİZLERİ BEKLİYORUM… Rez. Tel. Anette 0536 798 68 68

277119411

“İçimden gelen yanıtların kolaylıkla farkında oluyorum”
Dikkatinizi neye yoğunlaştırırsanız o daha da artar ve yaşamınızda kalıcı hale gelir. Olumsuzdan uzaklaşın ve dikkatinizi gerçekten olmak, yapmak, sahip olmak istediğiniz şeyler üzerinde yoğunlaştırın…
Şişman olmak istemiyorum.
Parasız kalmak istemiyorum.
Yaşlanmak istemiyorum.
Burada yaşamak istemiyorum.
Bu ilişkiyi sürdürmek istemiyorum.
Annem\Babam gibi olmak istemiyorum.
Bu işimde takılıp kalmak istemiyorum.
Saçlarım\burnumun\bedenimin böyle olmasını istemiyorum.
Yalnız olmak istemiyorum.
Mutsuz olmak istemiyorum.
Hasta olmak istemiyorum.
DİKKATİNİZİ NEYE YÖNELTİYORSANIZ, O DAHA DA FAZLALAŞIR
Yukarıdaki örnekler zihnimizde olumsuzluklarla savaşmaya nasıl kültürel olarak şartlandığımızı gösteriyor. Bu şekilde düşünürsek olumlunun kendiliğinden bize geleceğini sanıyoruz. Ama öyle değil.
İstemediğimiz şeyler için ne kadar sık hayıflanıyorsunuz? Böyle yapmak size gerçekten istediğiniz şeyleri hiç getirdi mi? Yaşamınızda değişiklik yapmayı gerçekten istiyorsanız, olumsuzluklarla savaşmak zamanınızı boşa harcamaktan başka bir şey değil. İstemediğiniz şeyler üzerinde daha çok düşündükçe, daha çok istemediğiniz şeyleri yaratacaksınız. Kendiniz veya yaşamınız hakkında hep beğenmediğiniz şeyler, büyük olasılıkla hala hayatınızda.
Dikkatinizi neye yoğunlaştırıyorsanız o daha da artar ve yaşamınızda kalıcı hale gelir. Olumsuzdan uzaklaşın ve dikkatinizi gerçekten olmak, yapmak, sahip olmak istediğiniz şeyler üzerinde yoğunlaştırın. Yukarıdaki olumsuz ifadeleri hadi gelin olumlu ifadelere çevirelim.
İnceyim
Maddi rahatlık içindeyim
Hep genç kalıyorum
Şimdi daha iyi bir yere taşınıyorum
Harika yeni bir ilişki içindeyim
Kendim gibi olmaktan memnunum
Saçımı/burnumu/bedenimi seviyorum
Sevgi ve şefkatle doluyum
Neşeli, mutlu ve özgürüm
Çok sağlıklıyım
OLUMLU İFADELER
Olumlu ifadeleri düşünmeyi öğrenin. Bunlar her konudaki ifade biçimlerinizdir. Genellikle olumsuz ifadelerle düşünürüz. Bunlar istemediğinizi söylediğiniz şeyleri sadece daha da fazla yaratır. “İşimden nefret ediyorum” demek hiçbir çözüm getirmez. “Şimdi harika yeni bir işi kabul ediyorum” demekse, bunu yaratmak için bilincinizde kanallar açacaktır.
Sürekli hayatınızda neler olmasını istiyorsanız, o cümlelerle kendinizi ifade edin. Yanlız, burada bir nokta çok önemli: Olumlu ifadelerinizde daima ŞİMDİKİ ZAMAN kipi kullanın. Yapıyorum, oluyorum gibi.
Bilinçaltınız öylesine itaatkar bir hizmetkar ki, eğer “olmak istiyorum” veya “olacağım” gibi gelecek zaman kipi kullanırsanız, gerçekleşmesini istediğiniz şeyler de daima gelecek zamana ait olacaklardır, yani elinizin altında olmayan gelecekte!
KENDİNİ SEVME SÜRECİ
Daha önce de söylediğim gibi, sorun ne olursa olsun, temel konu KENDİMİZİ SEVMEK üzerinde çalışmaktır. İşte, sorunları çözen “”sihirli değnek” budur.
Kendinizi iyi hissettiğiniz zamanlar, hayatınızın ne düzgün gittiğini hatırlayın. Aşık olduğunuz dönemleri ve o dönemlerde sorunlarınız yokmuş gibi hissettiğiniz anları hatırlayın. İşte, kendinizi sevmek de böylesine güzel duyguları ve güzel olayları size getirecek, kendinizi havada dans ediyormuşçasına hafif hissedeceksiniz. KENDİNİZİ SEVMEK, İYİ HİSSETMENİZİ SAĞLAR.
Kendinizi onaylamadıkça ve kabul etmedikçe, gerçekten kendinizi sevmek imkansızdır. Bu, ne olursa olsun kendinizi eleştirmemek demektir. Tüm karşı çıkmalarınızı hissediyor gibiyim.
Ama ben hep kendimi eleştiririm
Kendimin şu yönünü beğenmem nasıl mümkün ki?
Ailem/ öğretmenlerim/ sevgililerim daima beni eleştirdi
Kendimi nasıl motive edebileceğim ki?
Ama böyle şeyler yapmak benim için yanlış olur
Ama kendimi eleştirmezsem, değişmem nasıl mümkün olur?
13 nisan  perşembe 10.00-18.00 kendini sev hayatını iyileştir seminerinde sizi sınırlayan inanç kalıplarını, önyargıları farkedecek ve dönüştürüp hayatınızı mucizelere açacaksınız. Bunu Louse L. Hay’in mucizevi yöntemiyle yapıyorum…
Bilgi ve Başvurular
Anette İnselberg
Cep: 0(536) 798 68 68 & http://www.anettei̇nselberg.com

AKLI EĞİTMEK
Kendine yönelik eleştiri -yukarıdaki cümleler gibi-, eski plakları çalıp duran zihin faaliyetidir. Zihninizi kendinizi suçlamak ve değişime karşı koymak için nasıl eğittiğinizin farkında mısınız? Bu düşünceleri önemsemeyin ve çalışmalarınızı sürdürün!
Daha önce yaptığımız bir alıştırmaya geri dönelim. Aynaya tekrar bakın, “Kendimi olduğum gibi seviyor ve onaylıyorum”” deyin.
Şimdi nasıl hissediyorsunuz? Asıl konumuz budur, Kendini onaylama ve Kabul etme, olumlu değişimlerin anahtarıdır.
ALIŞTIRMA: KENDİMİ ONAYLIYORUM
Bu çalışmayı yüzlerce kişiye yaptırdım ve sonuçlar olağanüstü oldu. Önünüzdeki ay boyunca tekrar tekrar, “kendimi onaylıyorum” deyin.
Bunu günde en az üç yüz-dört yüz kez söyleyin. Hayır, çok fazla değil. Endişe duyduğunuz, sorunlarınız üzerinde düşündüğünüz zaman tekrar edin durun. “Kendimi onaylıyorum” durmaksızın yineleyin.
“Kendimi onaylıyorum” dedikçe bilincinizin derinliklerinde gömülü olan tam tersi her şeyin açığa çıkacağı garantidir.
Böylesine şişmanken kendini nasıl onaylarsın?
Bunun bir yararı olacağını düşünmek çok aptalca.
Senin onaylanacak bir yanın yok.
Gibi olumsuz düşünceler geldiğinde, zihinsel kontrolü ele almanın zamanıdır. Bu tür düşüncelere önem vermeyin. Sadece bu düşünceyi geçmişe takılı kalmanızın bir biçimi olarak görün.. Bu tür düşüncelerinize, “Gitmene izin veriyorum, ben kendimi onaylıyorum” deyin.
Bu alıştırmayı yapmayı düşünmek bile karşı çıkmalara neden olabilir. “Aptalca bir şey” “Bana doğru gelmiyor” “Amma da yalan” “Hadi canım sende” “Bu yaptığım şeylerden sonra, kendimi nasıl onaylayabilirim?” gibi.
Bırakın, gelip geçsinler. Bunlar sadece direnen düşünceler. Onlara inanmayı seçmedikçe üzerinizde güçleri olmaz.
“Kendimi onaylıyorum, kendimi onaylıyorum, kendimi onaylıyorum” Ne olursa olsun, size kim ne söylerse söylesin, kim ne yaparsa yapsın, söylemeye devam edin. Hatta, biri onaylamadığınız bir şey yaptığında bile, bunu kendinize söyleyebiliyorsanız, bilin ki gelişiyor ve değişiyorsunuz.
Biz güç vermedikçe, düşüncelerin üzerimizde gücü olamaz. Düşünceler sadece yan yana dizilmiş sözcüklerdir. HİÇBİR ANLAMLARI YOKTUR. Onlara ancak biz anlam yükleriz. Ne anlam vereceğimizi de biz seçeriz. Bizi geliştiren ve destekleyen düşünceleri seçelim.
Kendini kabul etmenin bir bölümü de, başka insanların düşüncelerinin doğruluğundan vazgeçmeyi içerir. Eğer ben size sürekli “sen mor bir koyunsun, sen mor bir koyunsun” deseydim, ya bana gülüp geçecektiniz ya da deli olduğumu düşünüp benden rahatsız olacaktınız. Ama söylediğimin doğru olma ihtimalini düşünmeyecektiniz bile. Kendimiz hakkında inanmayı seçtiğimiz birçok şey de aynı şekilde gerçekdışı. Özdeğerinizin, bedeninizin şekline bağlı olduğuna inanmak da “sen mor bir koyunsun”un doğruluğuna inanmaktan farksız.
Çoğunlukla kendimizde “yanlış” olduğunu düşündüğümüz şeyler, bireyselliğimizin bir ifadesidir. Bunlar bizim farklılıklarımız ve özelliklerimizdir. Bize özgüdür. Doğa asla kendini tekrarlamaz. Bu gezegende zamanın başlangıcından itibaren asla iki aynı kar tanesi veya su damlası olmadı. Her papatya diğerinden farklı. Parmak izlerimiz farklı, biz farklıyız. Farklı olmak için yaratıldık. Bu gerçeği kabul ettiğimizde rekabet ve kıyaslama söz konusu olmaz. Başka birine benzemeye çalışmak, ruhumuzu kurutmak demektir. Bu gezegene kendimizi ifade etmek için geldik.
FARKINDALIĞINIZI UYGULAMAYA KOYUN
Sizi mutlu eden düşünceleri düşünün. Size iyi duygular hissettiren şeyleri yapın. Size iyi duygular yaşatan kişilerle birlikte olun. Bedeninize yararlı olan şeyler yiyin. Kendinizi rahat hissettiğiniz hızda yaşayın.
TOHUMLARI EKMEK
Şimdi bir domates fidesi düşünün. Sağlıklı bir fidede yüzlerce domates vardır. Bu kadar çok domatesi elde etmek için, işe küçük kuru bir tohumla başlamak zorundayız. Tohum domates fidesine hiç benzemez. Kesinlikle domatese benzer tadı da yoktur. Ama bu tohumu bereketli bir toprağa ekelim, sulayalım ve güneş ışığıyla beslensin.
Küçücük bir filiz verdiğinde, “Bu bir domates fidesi değil” diye filizi çiğneyip ezmezsiniz. “Ne kadar güzel büyüyor” dersiniz, büyüyüp gelişmesini zevkle seyredersiniz. Zaman içinde, sulamaya devam edip bol güneş ışığıyla beslenmesini sağlarsanız ve etrafındaki zararlı otları temizlerseniz, bir süre sonra yüzlerce lezzetli domatesiniz olacaktır.
Her şey küçük bir tohumla başladı, değil mi?
Kendinize yeni deneyimler yaratmanız da aynı şekilde oluyor. Ektiğiniz toprak bilinçaltınızdır. Tohum ise yeni olumlu düşüncelerinizdir. Tüm yeni deneyimler bu tohumun içinde. Tohumu yeni olumlu ifadelerle sularsınız. Kendinize duyduğunuz sevgi ve verdiğiniz değerin güneş ışığı gibi üzerinde parlamasını sağlarsınız. Orada burada biten zararlı otları (olumsuz düşünceleri) ayıklarsınız. Ve küçücük bir kanıtı (filizi) ilk gördüğünüzde “Bu yeterli değil” diye basıp ezmezsiniz. İlk başarıyı gördüğünüzde, “Ne kadar güzel, işte canlanıyor ve gelişiyor” diye sevinirsiniz. Sonra da gelişimi izler ve isteklerinizin hayatınızda gerçekleştiğini görürsünüz.
ALIŞTIRMA: YENİ DEĞİŞİKLİKLER YARATMAK
İşte şimdi kendinizde yanlış olarak gördüğünüz şeylerin bir listesini yapıp bunları olumlu ifadelere dönüştürmenin zamanı. Ya da değiştirmek, olmak, yapmak istediğiniz şeylerin bir listesini yapabilirsiniz. Bu listeden üçünü seçip olumlu ifadelere çevirin.
Diyelim ki, olumsuz listeniz şöyle bir şey olsun:
Hayatım karmakarışık
Kilo vermeliyim
Kimse beni sevmiyor
Taşınmak istiyorum
İşimden nefret ediyorum
Yeterince gayret göstermiyorum
Yeterli değilim
Bunları olumlu hale çevirelim:
Bu koşulları yaratan içimdeki düşünce kalıbını bırakmaya hazırım.
Olumlu değişimler süreci içindeyim.
Mutlu, ince bir bedenim var.
Nerede olursam olayım sevgiyi hissediyorum.
Tam istediğim gibi bir yerde yaşıyorum.
Tam istediğim bir iş de çalışıyorum.
Her şeyi istediğim gibi düzene soktum.
Yaptığım he şeyi takdir ediyorum.
Kendimi seviyor ve onaylıyorum.
Yaşam sürecinin en iyi olmamı sağlayacağına güveniyorum.
En iyiye layığım ve bunu kabul ediyorum.
Bu liste değişmesini istediğiniz her şeyi kapsıyor. Kendinizi sevmek ve onaylamak, güvenli bir ortam yaratmak, güven duymak, hak ettiğini bilmek ve kabul etmek, kilolarınızın normale inmesini sağlayacaktır. Ayrıca düşüncelerinize bir düzen getirecek; hayatınızda sevecen ilişkiler, yeni bir iş, yaşamaktan mutluluk duyduğunuz yeni bir ev yaratacaksınız. Domates fidesi mucizevi bir şekilde büyür ve biz arzularımızı mucizevi bir şekilde gerçekleştiririz.
İYİ ŞEYLERE LAYIK OLMAK
İstediğiniz şeylere sahip olmaya layık olduğunuza inanıyor musunuz? Eğer inanmıyorsanız, sahip olamazsınız. Bu durumda kontrolünüz dışında oluşan koşullar birbiri ardına üzerinize gelerek sizi çaresiz hale getirecektir.
ALIŞTIRMA: LAYIĞIM
Aynaya tekrar bakın ve şöyle deyin: “…… sahip olmaya/olmaya layığım ve kabul ediyorum”. 2-3 kere tekrar edin.
Ne hissediyorsunuz? Duygularınıza, bedeninizde neler olup bittiğine sürekli dikkat edin. Söyledikleriniz size doğru geliyor mu? Yoksa hala değersiz olduğunuzu mu düşünüyorsunuz?
Bedeninizde olumsuz duygular hissediyorsanız yeniden olumlu ifadeler kullanın. “İyiliğimi engelleyen bilinç kalıbımı bırakıyorum” ” ….. layığım”
Bu olumlu ifadeler size doğru gelene kadar tekrar edin, günlerce yapmanız gerekse bile.
OLUMLAMA
Hayatın sonsuzluğunda, bulunduğum noktada her şey mükemmel, bütün ve tam. Hayatım her an yepyeni.
Hayatımın her anı yeni, taze ve canlı.
Olumlu düşüncelerimi, tam istediğim şeyleri yaratmak için kullanıyorum.
Bugün yeni bir gün. Ben yeni bir ben’im.
Farklı düşünüyorum. Farklı konuşuyorum. Farklı davranıyorum. Başkaları bana farklı davranıyor.
Yeni dünyam, yeni düşüncelerimin bir yansıması.
Yeni tohumlar ekmek zevkli ve neşe verici.
Bu tohumların, yeni deneyimlerim olacağını biliyorum.
Dünyamda her şey iyi ve güzel.
13 nisan  perşembe 10.00-18.00 kendini sev hayatını iyileştir seminerinde sizi sınırlayan inanç kalıplarını, önyargıları farkedecek ve dönüştürüp hayatınızı mucizelere açacaksınız. Bunu Louse L. Hay’in mucizevi yöntemiyle yapıyorum…
Bilgi ve Başvurular
Anette İnselberg
Cep: 0(536) 798 68 68 & http://www.anettei̇nselberg.com
Nea Yaşam Merkezi
Valikonağı Cad. Poyracık Sok. İlgen Apt. N.28/15 K.4
Nişantaşı tel: 0212 219 19 30

Şifa Seminerleri Ocak 2017 Programı…

15672959_1138481882931459_6584437147258872720_n1

2017 yılında burcunuza göre öğretiniz, şifreniz, renk ve kristaliniz ne?

2017 yılında burcunuza göre renk ve kristaliniz ne?

2017 yılında burcunuza göre renk ve kristaliniz ne? Yıl boyunca her burca özel enerjinizi doğru kullanmanız için şifreleriniz ne?

Dr. Astrolog Şenay Yangel analizi

Yeni bir yılı karşılarken her birimizin yönetici gezegenine göre o anın gezegensel enerjilerinin yansımasıyla ruhsal ve bedensel enerjimizi yükseltecek renk ve kristalleri tercih etmeliyiz. Uygun renkleri kıyafetlerimizde yoğun olarak kullanmalı doğal kristallerimizle de enerjimizi güçlendirmeliyiz.

Ruhsal bedenimizdeki 7 çakra

Renkleri insanoğlu çok eski çağlardan beri kullanmaktadır. İnsan bedeninde 7 enerji merkezi vardır. Bedenimizde 7 chakra vardır. Sanskritçe çakra sözcüğü “Tekerlek”, “Çark” veya “Halka” demektir. Enerjetik açıdan ise çakra “girdap” anlamına gelmektedir. Enerji merkezi olan Çakra enerjetik bedende halka şeklindedir ve enerji çakra halkasının üzerinde bir girdap gibi dönmektedir.

Ruhsal bedenimizdeki 7 çakra

Bunun yanı sıra çakra, iç yaşam enerjisinin döner merkezi, iç enerji kanallarının buluştuğu, enerjinin bedene girip çıktığı ve farklı enerji düzeylerine dönüştürüldüğü bir kesişme noktasıdır. Her chakra negatif ya da pozitif titreşimleri çeken özel bir renge bağlıdır. Astrolojik olarak ta gezegen ve burçlarımıza ithaf edilmiş renkleri kullandığımızda, Kişi daha dengeli mutlu ve huzurlu olacaktır. Renklerle birlikte kristallerimizi kullanmamız da bu etkiyi kuvvetlendirecektir. Renkler ve kristallerin insanlar üzerinde olumlu ya da olumsuz etkileri bir çok bilim insanı tarafından araştırılmıştır ve insan üzerinde etkili oldukları bilimsel olarak ta ispatlanmıştır.

koç burcu astroloji

Koç burcu

Renk: Kırmızı

Kırmızı; Sizleri harekete geçirerek değişim enerjisine zorlanmadan ayak uydurabilmeniz için sizleri destekleyecek. Duygusal anlamda ise mutluluğu, azim ve kararlılığınızı arttırır.

Yılın Şifresi: Zümrüdü anka kuşu gibi küllerimden yeniden doğuyor sabrımın emeğimin sevgimin mükafanı yaşamdan alıyorum.

Kristaliniz: Zultanit

Zultanit astroloji burçlar kristal taş

Öğretiniz: Uyan fark et şükret et inan.

boğa burcu astroloji

Boğa burcu

Renk: Yeşil

Yeşil; Umudu, yeniliği, gençleşmeyi ve yeniden canlanmayı tüm ruhunuza yansıtacaktır. Paylaşım ve uyumun rengidir.

Yılın Şifresi: Beni ben yapan değerlerimi seviyor ve sahip çıkıyorum. Sağlık bilgelik şans en yüce hali ile benimle birlikte.

Kristaliniz: Altın Topaz

Altın Topaz astroloji burçlar

Öğretiniz: Her bir zerrenle yenilen şifalan güven başarı seninle.

ikizler burcu astroloji

İkizler burcu

Renk: Gold / Altın

Altın sarısı ‘’GOLD’’, Ruhsal aydınlanmanızı sağlayacağı gibi üretim ve verimliliğinizi artırır. Yaşama sevincinizi yükselterek hedeflerinize kararlılıkla gitmenize yardımcı olur. Bilgi ve bilgeliği ifade eder. İş hayatında başarılı olmanıza katkıda bulunur.

Yılın Şifresi: Sorumluluk alıyor hayat yolunda cesur adımlarla ilerleyerek hakkım olanı alıyorum.

Kristaliniz: Kalsedon

Kalsedon astroloji burçlar

Öğretiniz: Özünde ki güzellikleri yenilerek yaşamına yansıt.

yengeç burcu astroloji

Yengeç burcu

Renk: Mor

Mor; Zenginliği, asalet, lüks ve ihtişamını yansıtır sizlere. Ruhsal enerjinizi arttırarak yeteneklerinizi hayallerinizi hayata geçirmenize yardımcı olur.

Yılın Şifresi: Ruhumu bilgi ile eğitiyor geçmişi affediyor yenileniyor sevgiyi aşkı yaşamıma davet ediyor inanç ile kabul ediyorum…

Kristaliniz: Ay taşı

Ay taşı astroloji burçlar

Öğretiniz: Şifa seninle ruhuna bedenine iyi bak.

aslan burcu astroloji

Aslan burcu

Renk: Turkuaz

Turkuaz; Ruhunuzun özgürleşmesine yardımcı olur. Kendinizi güçlü huzurlu hisseder yükselen enerjinizle mücadele gücünüzü kazanırsınız.

Yılın Şifresi: Zayıf yönlerimi geliştiriyor hatalarımı kabullenip yaşadıklarımın olgunluğu ile aşka emeğe dostluğa değerlerime sahip çıkabilmenin mucizelerini yaşıyorum.

Kristaliniz: Zultanit

Zultanit kristali astroloji burçlar

Öğretiniz: Dünle yarışma anda kal yeteneklerine güven.

başak burcu astroloji

Başak burcu

Renk: Fuşya

Fuşya; Ruhsal anlamda sizlere canlılık vereceği gibi aşk hayatınızda oluşturduğunuz blokajlarınızı aşmanıza yardımcı olur.

Yılın Şifresi: Her doğan günle yenileniyor ruhumu bedenimi şifalandırıyor doğru kararlar alıyor ve uyguluyorum.

Kristaliniz: Yeşil Peridot

Yeşil Peridot astroloji burçlar

Öğretiniz: Özgürleş akışta kal ve anın getirdiklerini fark et.

terazi burcu astroloji

Terazi burcu

Renk: Siyah

Siyah hakimiyeti, kararlılığı dönüşüm ve irade gücünüzü ortaya koymanıza yardımcıdır.

Yılın Şifresi: Korkularımı hatalarımı pişmanlıklarımı dünde bırakıp anı tüm zenginliği ile yaşamayı seçiyorum.

Kristaliniz: Akuamarin

Akuamarin astroloji burçlar

Öğretiniz: Sev hayatı işini sahip olduklarını sev ve vazgeçme.

akrep burcu astroloji

Akrep burcu

Renk: Turuncu

TURUNCU, Dışa dönük olmanızı ikili ilişkilerinizde iletişim ve uyumu sağlamanıza yardımcı olur ve sosyal ilişkilerinizi kuvvetlendirir. Maddi konularda şans getirir. Ruhunuzun özgürleşmesine yardımcı olur.

Yılın Şifresi: Kendimi seviyor sürekli gelişmeyi seçiyorum sevgi ile emek veriyor maddi manevi zenginliklere erişiyorum.

Kristaliniz: Obsidyen

Obsidyen astroloji burçlar

Öğretiniz: Affet kendinide geçmişide.

yay burcu astroloji

Yay burcu

Renk: Pembe

Pembe ve Pudra rengi iletişiminizi kuvvetlendirmenize ve kendinizi doğru sözlerle ifade etmenize yardımcı olur. İş hayatınızda maddi konularda rahatlamaları getirirken aradığınız huzuru bulmanıza ruhsal olarak içinde çıkamadığınız konuların’ da farkına varmanızı sağlar.

Yılın Şifresi: Şikayet etmiyor mücadele ediyorum. Şükrediyor paylaşıyor her ana sevgi emek yüklüyor karşılığını aşk ile alıyorum.

Kristaliniz: Aragonit

Aragonit

Öğretiniz: Aşka ve kalbinin verdiği mesajlara inan.

oğlak burcu astroloji

Oğlak burcu

Renk: Saks Mavisi

Duygusal anlamda mutluğu aşkınız ve ilişkinizde sorunları aşmanız için gerekli olan azim ve kararlılığınızı arttırır. Ruhunuzun tüm saflığını özel hayatınıza yansıtmanıza ve aşkta saflığı duruluğu bulmanıza yardımcıdır. Düşünce gücünüzü kuvvetlendirir.

Yılın Şifresi: Tüm hastalıklı düşüncelerimden ruhsal ve bedensel hastalıklarımdan arınıyorum. Şifa enerjisi benimle birlikte hayatımda yeni bir sayfa açıyor başarı ile aşk ile büyüyor gelişiyorum.

Kristaliniz: Mavi Topaz

Öğretiniz: Her doğan günle yenilen sevgini sahiplen.

kova burcu astroloji

Kova burcu

Renk: Çivit Mavisi

Soğukkanlılığınızı, asaletinizi, masumiyetinizi istikrarınızı ve bunun devamlı olmasına yardımcı olur. Huzur ve güven duygunuzu harekete geçirir. Düşünce gücünüzü kuvvetlendirir. Mavi aradığınız huzuru bulmanıza ruhsal olarak içinde çıkamadığınız konuların farkına varmanızı sağlar.

Yılın Şifresi: Kendime güveniyorum güvensizliklerin yorgunluğundan arınıyor seviyor seviliyor yarım kalan her şeyi aşk ile tamamlamayı seçiyorum.

Kristaliniz: Topaz

topaz kristal astroloji

Öğretiniz: Yenilen ve geçmişle savaşmayı bırak.

balık burcu astroloji

Balık burcu

Renk: Mor

Mor; Bilinçaltında yatan problemlerinizin çözülmesine katkıda bulunur. Söylemek isteyipte söyleyemediklerinizi ifade edebilme gücünü özel hayatınıza yansıtmanıza ve aşkta saflığı duruluğu bulmanıza yardımcıdır.

Yılın Şifresi: Hayattan korkmuyor akışa ayak uydurmayı seçiyorum. Tekrarlardan uzaklaşıp yenilikleri deneyimliyorum..

Kristaliniz: Zirkon

zirkon kristali burçlar

Öğretiniz: Sahip oldukların için şükret.

Tüm insanlık için dünyamız ve ülkemiz için dürüstlüğün kardeşliğin iyiliğin paylaşmanın öneminin arttığı yalanların savaşların zulmün son bulduğu insani değerlerimize sahip çıktığımız hastalıkları acıları korku ve kaygıları ardımızda bırakabildiğimiz uyanış, barış ve sevgi yılı olsun 2017 hepimiz için mutlu yıllar.

Kaynak: indigo dergisi Astroloji: 2017 yılında burcunuza göre renk ve kristaliniz ne

Dr. Astrolog Şenay Yangel

 

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Gerçekleşmesi İmkansız Amaçlar

martha%20beck_1-1007x10241
Bu yazıda Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırmaları ve mucizelerinizi gerçekleştirmenin yöntemlerini bulacaksınız. Zihniniz siz farkına varmadan sizi dilediğiniz yöne doğru yöneltir. Kimi zaman bir davranışı niye yaptığınızı, ya da bir kararı neden aldığınızı bilemezsiniz. İşte o zaman bilin ki bilinçaltınız devrededir.
Biliyor musunuz hepimizin içinde bir başka ben vardır. Kimi zaman bizimle konuşur ama biz içimizden gelen bu sesin söylediklerini, kimi zaman duymaz kimi zaman da diğer sıradan düşüncelerimizden ayırt edemeyiz. Oysa bu ses sihirlidir adeta, eğer onu duyabilirsek hayatımızda pek çok imkânsız görülen hayalimizi gerçekleştirebiliriz.
Bu yazıda bu hayallerimizden “gerçekleşmesi imkânsız amaçlar” olarak bahsedeceğiz. Yani GİA diyeceğiz kısaca.
Martha Beck 13 yaşındaydı. Evlerinin salonunda ev ödevini yapıyor, ebeveynleri ise eski püskü televizyonu izliyorlardı. Ekranda kapalı bir spor salonunda koşan bir gencin görüntüsü belirdi. Martha başını kaldırdı, televizyondaki görüntüye baktı ve kendisini yüksek sesle “Ben bu okula gideceğim” derken buldu.
Televizyondaki spiker devam etti. Gösterilen okul ABD’nin en ünlü ve prestijli üniversitesi olan Harvard’dı. O anda Martha’nın kalbi duracak gibi oldu. Utah’ın küçük bir kasabasında yaşayan bir genç kız için Harvard’a gitmek gerçekleşmesi imkânsız bir amaçtı. Ne Martha’nın ailesinin onu bu okulda okutacak kadar parası vardı ne de genç kız bu okulu kazanacak kadar akıllı olduğuna inanıyordu.
Ancak Martha kendi içinden gelen bu sesin farklı olduğunu hissetti. Bu ses sanki onun dışından bir yerlerden gelmiş ve ona gelecekte neler olacağını söylemişti.
Aradan 20 yıl geçtikten sonra Martha Beck iki Harvard diplomasına sahip ünlü bir yazar, psikolog ve araştırmacıydı.
Martha yaşadığı bu deneyimden sonra, GİA’ların herkes için geçerli olabileceğini anlamıştı. Bu konuda bilimsel çalışmalarda yer aldı. İnsanların başlarına geleceği hissedebilmek gibi bir özelliği vardı. Bu durum deneylerle ispatlanmıştı.
Bu deneylerin birinde, deneklere üzeri kapalı resimler veriliyordu. Resimlerin bazılarında güzel görüntüler yer alırken bazılarında ise insanı rahatsız edecek kadar vahşi görüntüler vardı. Denekler kötü olan resimleri açmadan birkaç saniye önce bunu hissediyor ve buna bağlı olarak kan basınçları ve nabızları artıyordu.
Martha Beck her insanda bulunan bu özelliğin keşfedilip kullanılması için bilimsel yöntemler geliştirdi.
Evet şimdi bu yöntemleri öğrenmenin sırası sizde… Ne dersiniz içinizdeki büyülü sesi duymaya hazır mısınız ?
Öyleyse denemeye başlayalım.
Öncelikle bilmelisiniz ki GİA’lar normal düşüncelere benzeseler de aralarındaki benzerlik bir kediyle bir Sibirya kurdu arasındaki kadardır. Ne yazık ki üst beynimizin bu düşünceleri avlama yeteneği yoktur. Ama GİA’lar gelir ve sizi bulurlar.
İşte mucizelerinizi çağırmanın yöntemleri; sonuçları görünce kendiniz de şaşıracaksınız.
Önce boş bir kağıt ve kalem alın. Kalemi dominant elinize alarak cevabını bilmek istediğiniz soruları yazın. Ancak bunu yaparken dominant olan elinizi kullanmanız önemlidir. Yani sağ elinizi kullanıyorsanız, sağ elinizle, solak iseniz sol elinizle yazmalısınız.
Kendinize soracağınız sorular şöyle olsun:
– Neler hissediyorsun?
– Neye ihtiyacın var?
– Hayattan ne istiyorsun?
Bu ve benzer soruları yazdıktan sonra kalemi diğer elinize alın ve cevapları diğer elinizle yazmaya çalışın. Kargacık burgacık olması hiç önemli değil.
Beyniniz alışık olmadığı elinizi kullanmaya çalışmakla o kadar meşgul olacak ki, o güne kadar kendi kendinize hiç söylemediğiniz şeyleri bulacaksınız o kağıtta.
Yazmaya devam edin. Sonra yazdıklarınızı okuyun, gerçekleşmesinin imkânsız olduğuna inandığınız hayallerinizi, kargacık burgacık yazılarınızın arasında bulacaksınız. Bugüne kadar kendinize itiraf bile edemediğiniz arzular ve geleceğe dair önsezilerinizi kargacık burgacık yazılarınızın arasında görünce şaşıracaksınız.
Kalbinizden gelecek sesi duymaya çalışın.
İkinci olarak kendinize sakin ve sessiz bir ortam yaratın. Rahat bir koltuğa yerleşin ve gözlerinizi kapayın. Tarihin değişmiş olduğunu hayal edin. Aynı ayın aynı günündesiniz ama tarih 2005, 2012 veya 2020. Seçtiğiniz yılda kaç yaşında olacağınızı hayal edin. En yakın arkadaşınız kaç yaşında ? çocuklarınız, eşiniz kaç yaşındalar, neredeler ? Hayal ettiğiniz tarihi iyice benimsemeye çalışın. Gözlerinizi kapalı tutarak, yüksek sesle içinde bulunduğunuz şartları tasvir edin. Neredesiniz ? Dış görünüşünüz nasıl ?
Bulunduğunuz ortam sıcak mı soğuk mu ?
Şimdi içinde bulunduğunuz durumu bozmadan hayatınızı tasvir edin. Hayatınızdaki en önemli şey ne? Neyle meşgul oluyorsunuz? Yanınızda kimler var?
Bu deneyimi yaşarken lütfen hayal kurup bazı şeyleri uydurmaya çalışmayın! Burada önemli olan hayal gücünüzü zorlamak değil, bilinç altınızı serbest bırakıp geleceğinizi dışarıdan bir film gibi izlemeye çalışmak. Siz geleceğinizi kurgulamaya çalışmayın bırakın görüntüler kendiliğinden belirsin.
Eğer ilk denemede hayatınız gözünüzün önünde belirmezse ümitsizliğe kapılmayın, GİA’larınız sizden saklanabilirler. Ama merak etmeyin siz bir kere çağırdıktan sonra bilinçaltınız, gelecekle ilgili ‘olanaksız görülen ama gerçekleşecek’ hayallerinizi size gösterecektir. Belki dişinizi fırçalarken, belki araba kullanırken, ama mutlaka gösterecektir.
Olanaksız görülen ama gerçekleşecek olan hayallerinizle ilgili önseziler, diğer düşüncelerden farklıdır. Öncelikle onu ‘siz uydurmazsınız’ onlar adeta dışarıdan bir yerden gelir gibi beyninizin içinde beliriverirler. Duyduğunuz ses kendinize ait değildir sanki. Ve o ana, fiziksel tepkiler eşlik eder, kan basıncınız yükselir, ani bir heyecan duyarsınız. Kalbiniz çarpmaya başlar. Yüreğiniz sizden önce kaderini tanımıştır.
Üçüncü olarak gerçekleşmesini istediğiniz arzularınızı bir kağıda yazın. Ama tüm detaylarıyla yazmanız önemlidir. Çünkü yazma eylemini beynimiz emir olarak algılar ve çevrenizde sizi amacınıza ulaştırabilecek detayları algılamaya başlar. Hayallerinizi ve gerçekleşmesi imkansız görünen amaçlarınızı yazmaya başladığınız zaman beyniniz sizi ona ulaştıracak fırsatları bir olta gibi yakalamaya başlar. Aksi halde bu fırsatların kapınızı çaldığını fark edemeyebilirsiniz. Bazen de zihniniz siz farkına varmadan sizi dilediğiniz yöne doğru yöneltir. Kimi zaman bir davranışı niye yaptığınızı, ya da bir kararı neden aldığınızı bilemezsiniz. İşte o zaman bilin ki bilinçaltınız devrededir.
Martha Beck bu yöntemleri yalnızca kendi üzerinde değil, kendisine gelen hastalarında da denedi. Sonuç şaşırtıcıydı. Bu kişiler hayatlarında ‘mucize’ olarak adlandırdıkları, gerçekleşmesi imkansız görünen amaçlarına ulaşıyorlardı.
Martha Beck bu konudaki bilimsel çalışmalarını ve deneyimlerini ‘Kendi Kutup Yıldızınızı Bulmak’ (FINDING YOUR OWN NORTH STAR) adlı kitapta anlatınca, çalışması kısa zamanda ABD’de en çok satanlar listesine girdi.
Dileğim sizin de kendi kutup yıldızınızı bulmanız…
Unutmayın; Schiller’in dediği gibi ‘Kalbin atışı, kaderin sesidir’.
Alıntıdır.

Kendisi Sordu ” Boynun Neden Eğri”…

15349740_10210642659689936_1571683957644689617_n1

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Konfüçyus’un eşlerin birlikte mutlu bir hayat sürmeleri için 14 öğüdü var.

15317863_1468513833176367_9055337938431322166_n1
1- Tedavi edilemez derecede romantik olun.
2- Birlikte kitap okuyun, elele tutuşun ve birlikte düzenli yürüyüşlere çıkın.
3- Gülümsemeler bulaşıcıdır. Ona da bulaştırın.
4- Güvenilir bir sırdaş olun ve onu hiç kimseye şikayet etmeyin.
5- Onun en sevdiği çiçeği, rengi, müziği, şiiri ve yazarı bilin.
6- Ona, beklemediği hoş sürprizler yapın. Hiçbir neden yokken de kart ya da küçük aşk notları yollayın.
7- Birbiriniz için özel ve gizli takma adlar bulun.
8- Aşk, birlikte saçmalamaktır. Arada bir, birlikte sonuna kadar saçmalayın.
9- Kimin haklı olduğunu tartışmayın, neyin doğru olduğuna karar verin. Her tartışma sonunda barış anlaşmasını bir öpücükle imzalayın.
10- Sevdiğinizi yalnızca onun duyabileceği biçimde eleştirin. Övgünüzü ise bütün dünyaya duyurun.
11- Bedeninize iyi bakın. Daima sağlıklı ve dinç olmayı hem kendinize hem de ona borç bilin.
12- Bir kucaklaşmadan ilk ayrılan siz olmayın.
13- Eş seçmek kitap seçmeye benzer, iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir. İceriği sağlam olmadıkça sonunu getirmek zordur.
14- Aşk için evlenin. Hem eşinizin hem de kendinizin en iyi arkadaşı olun..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Konuştuğumuz Kelimeler Beynimizi Değiştiriyor…

zihin-okuma-teknolojisi1

Son çalışma harika sonuçlar sunuyor: Kullanmayı tercih ettiğiniz kelimeler beyninizi gerçekten değiştiriyor.
Thomas Jefferson Üniversitesi’nden nörobilimci Dr Andrew Newberg ve bir iletişim uzmanı olan Mark Robert Waldman “Kelimeler Beyninizi Değiştirebilir” isimli kitap üstünde birlikte çalıştılar. Kitapta şöyle diyorlar: “Tek bir kelime bile fiziksel ve duygusal stresi düzenleyen genlerin üzerinde etkilidir.”
‘Aşk’, ‘huzur’ gibi pozitif kelimeler kullandığımızda, bilişsel düşünceyi artırarak ve frontal loblardaki bölgeleri güçlendirerek,
beynimizin işleyişini değiştirebiliriz. Olumlu kelimeleri olumsuzlara göre daha fazla kullanmak, beynin motivasyonla ilgili bölümlerini harekete geçirebilir.
Spektrumun diğer ucunda ise şu var: negatif kelimeleri kullandığımızda stres kontrolüne destek olan bazı nöro kimyasalların üretilmesine engel oluruz. Her birimiz öncelikle endişe ve ilkel beynimizin hayatta kalabilmek için tehlikeli durumlardan bizi nasıl koruması gerektiğiyle ilgili donanıma sahibiz.

Yani negatif kelime ve görüşlerin düşüncelerimiz arasına girmesine izin verdiğimizde, beynimizin korku merkezini(amigdala) harekete geçiriyoruz ve stres üreten hormonların sistemimiz içine baskın yapmasına izin vermiş oluyoruz. Bu hormonlar ve nörotransmitterler mantığı ve mantıksal düşünmeyi bloke eder, normal fonksiyonlarında devam etmelerine engel olurlar. Newberg ve Waldman şöyle diyorlar: “Öfkeli sözcükler beyine, alarm mesajları gönderirler, frontal loblardaki mantık ve mantıksal düşünme bölgelerini kısmen kapatırlar.” Kitaplarından yaptığımız bir alıntı, ‘doğru’ kelimeleri kullanmanın beynimizi nasıl gerçekten değiştirdiğini gösteriyor:
Zihninizde pozitif ve iyimser bir kelime bulundurduğunuzda, frontal lob aktivitesini canlandırırsınız. Bu bölgeler, sizin eyleme geçmenizi sağlayan motor kortekse doğrudan bağlı olan dil bölgelerini de içerir. Araştırmamızın da gösterdiği gibi, olumlu kelimelere ne kadar odaklanırsanız, beyninizin diğer bölgelerini o kadar etkilemeye başlarsınız.
Paryetal lobdaki işlevler değişmeye başlar; bu da sizin kendiniz ve de iletişimde bulunduğunuz insanlar hakkındaki algınızı değiştirir. Kendiniz hakkında olumlu bir görüşünüz, diğer insanların da iyi yönlerini görmenizi sağlarken; kendiniz hakkındaki olumsuz bir görüşünüz de sizi şüphe ve vehme sürükleyecektir. Zaman içinde bilinçli kelimeleriniz, düşünceleriniz ve hislerinize tepki olarak talamusunuzun yapısı değişecek. Talamusdaki değişiklikler gerçeği algılama biçiminizi etkileyecektir.
Pozitif Psikoloji üzerine yapılan bir araştırma,  pozitif kelimeler kullanmanın etkilerini gösteren detaylar sunuyor. 35-54 yaş arası bir grup yetişkinden, o gün içinde yolunda giden 3 şeyi nedenleriyle birlikte yazmaları istendi. Sonraki 3 ay boyunca mutluluklarının artmaya, depresyon duygularının da azalmaya devam ettiği gözlendi. Olumlu kelimelere odaklanarak ve bunları yansıtarak, genel sağlığımızı iyileştirebilir ve beynimizin işlevselliğini artırabiliriz.
Enerjinizi hangi kelimeler üzerine odaklıyorsunuz? Eğer hayatınızın istediğiniz kadar güzel olmadığını fark ettiyseniz, olumsuz kelimeleri ne sıklıkla kullandığınızı not etmek için bir defter tutun. Gerçekten daha iyi bir hayatın ne kadar kolay ulaşılabileceğini gördüğünüzde şaşıracaksınız: Kelimeleri değiştirin, hayatınız değişsin.
Çeviren : Sıdıka ÖZEMRE

kaynak: e-mistik

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Lanetli bir tür: Homo sapiens

 

Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, vardığı her yere ölüm getiren insan türünün tarihini anlatırken, insanın bugün en güçlü olduğu noktada ne istediğini bilmeyen tanrılara dönüştüğünün altını çiziyor. Kardeş türlerini ortadan kaldıran Homo sapiens, gezegen genelinde bir tür ekolojik seri katil olarak tanımlanıyor.

Bugün bulunduğumuz yerden geçmişe ve geleceğe baktığımızda göreceğimiz şey, hâlâ büyük oranda sırlarla dolu olan insan aklının baş döndürücü olduğu kadar ürkütücü de olduğudur.

sapiens kitapSimgesel düşüncenin ve takiben dilin doğuşuna kadar bir “doğal tür” olarak yaşamını sürdüren insan, çağlar boyunca gelişerek organik-inorganik varlıkları yaratabilecek konuma gelmiştir. Akıl, onu bir kez harekete geçirince, durdurulamayan bir tepkimeye girmiş gibi gelişmiştir. Ancak, varacağı nokta daha üstün başarılar getirebileceği gibi, kendi kıyametini de getirebilir. İsrailli tarihçi Yuval Noah Harari, Kolektif Kitap’tan çıkan “Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens” başlıklı kitabında, türümüzün, yani Homo sapiens’in tarihini anlatıyor. İnsanın ortaya çıkışı, diğer insan türleri gibi konularla başlayan kitap, tarıma geçiş, bilimin ilerleyişi gibi tarihsel konuları işlerken para, din, emperyalizm, mutluluk gibi farklı konulara da ayrı başlıklarda mercek tutuyor.

6 insan türü

Maymunları “kuzenlerimiz” olarak niteleyen Harari’ye göre, nasıl ki maymunların çeşitli türleri varsa 100 bin yıl önce yeryüzünde de 6 farklı insan türü bulunuyordu. Bunlardan adını en çok duyduğumuz tür kuşkusuz Homo neandertalis (Neandertal). Buna karşılık Homo erectus’un yeryüzündeki var olma süresi hala Homo sapiens’in kat kat üstünde. Bugünkü Endonezya’da yer alan Flores Adası’nda yaşamış Homo florensis türü ise boyutları ile dikkat çekiyor. Bu tür, en fazla bir metre boya ulaşıyor ve 25 kiloyu geçemiyordu. Bu türler tamamen yok olmuş durumda ve bunun sebepleri ile de ilgili farklı teoriler var ama her teorinin içinde Homo sapiens’in yıkıcılığı sabit öğe olarak yerini koruyor. Buna karşılık türler arası çiftleşme gerçekleşmiş gibi. Zira, bugünün modern insanının genlerinde yüzde 1 ila 4 arasında Neandertal DNA’sı, Aborjinler’de ise yüzde 6’ya varan oranda Homo denisova DNA’sı bulunuyor.

sapiens (1)

Tarım ve yabancılaşma

Tarihin büyük bir kısmı boyunca avcı-toplayıcı olarak yaşayan insan için değişimi başlatan adım, tarımı keşfederek yerleşik hayata geçmek (Tarım Devrimi) oldu. Bazı antroploglara göre avcı-toplayıcı dönem bir tür altın çağdır. Harari de tarıma geçişin, insana, doğa yasaları gibi kendi içinde acımasız yasaları olan avcı-toplayıcı zamanlardan daha iyi bir hayat getirmediğini ancak bir kez adım atıldıktan sonra geri dönüşün pek mümkün olmadığını belirtiyor. Tarıma geçen toplumların daha sefil bir hayat yaşamaya başladıklarını belirten Harari, kitabın dini ele alan bölümünde de, “Tarım Devrimi’nin ilk dini sonucu, bitkileri ve hayvanları ruhani bir yuvarlak masanın eşit üyelerinden birer metaya çevirmiştir” sözleri ile yabancılaşmanın altını çiziyor.

Ekolojik seri katil

Gün geçtikçe hızlanan türlerin yok oluşunun bugüne ait bir durum olduğunu düşünürüz. Harari, insanın tarihini yazdığı bu kitapta, aslında bu yok oluş sürecinin Homo sapiens’in tarih boyunca yayılması ile doğru orantılı olduğunu gösteriyor. Kardeş türlerini ortadan kaldıran Sapiens, gezegen genelinde bir tür ekolojik seri katil olarak tanımlanıyor. Sapiens, özellikle büyük memeli hayvanların ortadan kalkmasına sebep oldu ve bu süreç devam ediyor. Kitapta yer alan bilgilere göre, Sapiens’in ortaya çıkmasından sonra Kuzey Amerika, büyük memeli cinslerinin 47’sinden 34’ünü kaybetti. Güney Amerika da 60’tan 50’sini. Homo sapiens, ayak basmadan önce Avustralya’da 50 kilonun üstünde 26 keseli hayvan yaşıyordu. Bugün bunlardan geriye yalnızca kangurular kaldı.

homo sapiens (3)

Hayvandan tanrıya

Kitabında insanı kötü yanlarıyla aktardığı gibi özellikle bilimin getirdiği olumlu yanları da ele alan Harari, Sapiens’in geleceğini de irdeliyor. Bugünden geçmişe bakarken aklımıza “Maymunlar Cehennemi” filmi geliyor. Maymunlar Cehennemi, doğaya yabancılaşan insan türü için bir korku filmidir. “Biz değil başka bir canlı da olabilirdi” demektir. Kutsal ışığımıza düşen karanlık bir gölgedir. Geleceğe bakarkense artık bu eşiği değil ama kendi yaratabileceklerimizin korkusu içimizi kaplar. Harari, organik-inorganik yaşam türleri oluşturmanın ilk adımlarını atan insan için, hayvandan tanrıya dönüştüğü bu hikayede, “Her zamankinden daha güçlüyüz ama bunca güçle ne yapacağımızı bilmiyoruz” diyor. Türlere ölümü getiren canlılar olmak kolaydı. Öldürdük ve yedik. Peki, yaşam veren bir tanrı olmak?

kAYNAK: gAİA DERGİ

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kendin İçin Yapman Gereken Yedi Şey…

ruya-kovucu-dovmesi-dream-catcher-tattoo-11-e14414501153061

  1. Senin için doğru insanlarla görüş… Gülümseyen, anlayışlı, mutluluk veren…
  2. An’ı kaçırmadan yaşamaya başla…Şimdi buradasın, nefes al, huzuru hisset
  3. Mutluluğunu ön plana… Ancak sen mutlu olursan mutlu edebilirsin
  4. Kendine karşı dürüst olmaya başla… Sana doğru gelmeyen şeyi hayatından çıkart
  5. Problemlerinle yüzleş ve çözüm üret… Nasıl bir pozitif çıkış yolu bulabilirim
  6. Kendine karşı nazik ol…Kendini yargılamaktan vazgeç…Kendini küçümsemekten vazgeç…KENDİNİ SEV…
  7. Yeni ilişkiler kurmaya açık ol…Yürümeyen ilişkilere tutunmaya çabalama…Kaynak: Mistik yol
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Duyguları ifade edebilmek hayatın anahtarı.

kelebek1

 

Rahmetli anne dedem eğitimciydi, tarih ve edebiyat öğretmeni ve cumhuriyetin İzmir Muallim Mektebi müdürüydü.
Baba dedemin de katıldığı ilk iktisat kongresinden sonra, vergi mevzuatı makaleleri yazmıştı.
Ama edebiyat eleştirileri de yazmıştı.
Hep şunu söylemiş, “çocuklara öğretilmesi gereken tek şey, ifade-i meramdır. Meramını ifade edebilen, hayatını kurtarır.”
Sonra geceleri, okuduğu kitaptan bir anda ayrılıp, uzun geceliği üzerinde, pencereyi açıp, Karantina mahallesine, “kim içiiin ve ne içiiin?” diye bağırdığıyla ilgili tevatürler de var.
Zaten o da, “deli ve veli arası bir harf” dermiş.
Rahmet istedi, andık.
Hem deli, hem veli, biraz da Ali, ama en çok “öğreten adam” handikaplarım oradan.
Gerçi annemin anne, ve babamın baba tarafı da öğretmen dolu.
Genetik kökenlerimin her yanıyla barışalı çok oldu.
Konuya geri dönersek, duyguları ifade edebilmek hayatın anahtarı.
İnsanlar önce ikiye ayrılır.
Duygularının farkında olabilenler ve olamayanlar.
Duygularının farkında olamayanlara, duygusal zeka eğitimleri lazım.
Ama duygularının farkında olup da ifade edemeyenler için, durum daha zor.
Kendilerini ifade etmekten korkmaları bir yana, bu yüzden kendilerine saygıları da azalıyor.
Ve bir çok bedensel hastalığın kaynağı da, sadece bu.
Neden korkuyorlar?
Duygularından değil, doğru ifade edememekten korkuyorlar.
Çünkü geçmişte, onlara bu öğretilmemiş.
Her duygunun doğal, hatta ilahi olduğu, evrenin Dünya’da duygu zenginliği istediği, hem bireysel duygu dalgalanmalarının, hem kümülatif, kitlesel duygu dönüşümlerinin kaderlerimizin anahtarı olduğu anlatılmamış.
Ama en çok duygularını fark etmek, ve zarafetle ifade etmek öğretilmemiş.
Çin atasözü der ki, “başımızı derde sokan sadece iki şey vardır, susmamız gereken yerde konuşmak, ve konuşmamız gereken yerde susmak.”
Bütün duygularımızı ifade etmeliyiz ki, pişman olmayalım.
Ama, nasıl ifade edeceğimizin eğitimi de çok önemli.
Amaç sadece duygularınızı karşı tarafa iletmek, ve bunlar gerçek duygular olmalı.
Karşı tarafı yönlendirmeden, cevap vermeden, savunma yapmadan, tahrik etmeden.
“Üzüldüm”, “korktum”, “endişeliyim”, “çekingenim”, “aslında canım istemiyor” ve vesaire.
Bunlar zaaf değil, duygu.
Ve son derece insani.
“Üslub-u beyan, ayniyle insan” da denir.
Önce rafine olup, sonra zarif bir üsluba geçebilmek, daha mantıklı.
Ama çocuklarımıza duygularını farkedip, sonra bunları zarif ifade edebilmeyi öğretirsek, onlar bizim kadar zorlanmazlar.
El özet, yanlış duygu yoktur, yanlış olan ifade edememek, ya da yanlış ifade etmektir.
Konya Türkmenlerinden, İzmir’de yüzyıllardır yaşamış, “Güzel Ahmetler”den, İsmail Nevzat Çelikoğlu anne dedemin de dediği gibi, ifade-i meramda, ve onun zarafetinde buluşalım.

Korkut Keskiner

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Burçlar Ne Kadar Kin Tutar?

15317778_10154272731231701_2072118485215015125_n1

Koç: En fazla 24 saat

Boğa: Ölünceye dek. Belki öldükten sonra bile

İkizler: Bir 30 saniye kadar

Yengeç: Yıllarca

Aslan: Evrenin sonuna kadar

Başak: Birkaç ay

Terazi: 2 sn. Büyük haltlar yemediyseniz tabi

Akrep: Sonsuza dek

Yay: 2 Gün

Oğlak: Özür dilemeyin bile.

Kova: 1 yıl

Balık: Belki 2 ay

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Anlamamışsın Yogayı Ekrem…

15349690_10154795689792272_2629064643201781673_n1

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »