Carl Sagan’ın Dünya’nın 6 Milyar Km’den Çekilen Fotoğrafı Hakkında Yazdığı Tüyleri Diken Diken Eden Yazı

– Ekşi Şeyler

Dinlemesini, okumasını bilen bir insanı hayatı boyunca en derinden etkileyecek sözlerden birini Carl Sagan söylemiş.

Voyager 1’in 1990 yılında 6.4 milyar kliometre uzaktan çektiği Dünya fotoğrafı.

“uzayın derinliğinden bu resmi çekmeyi başardık. eğer bu resme dikkatlice bakarsanız, orada bir nokta göreceksiniz. o noktaya tekrar bakın. işte o nokta burasıdır. evimizdir. o nokta biziz. sevdiğiniz herkes, tüm tanıdıklarınız, adını duyduklarınız, gelmiş geçmiş tüm insanlar hayatlarını o noktanın üzerinde geçirdiler. türümüzün tarihindeki tüm sevinçlerimiz ve acılarımız, kendinden emin bin çeşit inancımız, ideolojimiz ve ekonomik öğretimiz; her avcı ve her yağmacı, her kahraman ve her korkak, uygarlığımızın mimarları ve tahripçileri, her kral ve her köylü, birbirine aşık olan her genç çift, her anne ve her baba, umutları olan her çocuk, her mucit ve her kâşif, ahlak değerlerini öğreten her öğretmen, yozlaşmış her politikacı, her bir “yıldız”, her bir “yüce önder”, her aziz ve her günâhkar işte orada yaşadı; bir güneş ışınında asılı duran o toz zerreciğinde.

dünya, dev bir evrensel arenada yer alan çok küçük bir sahnedir. bütün o komutan ve imparatorların akıttıkları kan göllerini düşünün… şan ve şöhret içerisinde, bu noktanın küçük bir parçasında kısa bir süre için efendi olabildiler. bu noktanın bir köşesinde yaşayanların, başka bir köşesinde yaşayan ve kendilerinden zar zor ayırt edilebilen diğerleri üzerinde uyguladıkları zulmü düşünün… anlaşmazlıkları ne kadar sık, birbirlerini öldürmeye ne kadar istekliler, nefretleri ne kadar yoğun!

bu soluk ışık noktası, bütün o kasılmalarımıza, kendi kendimize atfettiğimiz öneme ve evrende öncelikli bir konuma sahip olduğumuz yolundaki yanlış inancımıza meydan okuyor. gezegenimiz, çevremizi saran o büyük evrensel karanlığın içerisinde yalnız başına duran bir toz zerreciğidir. içinde yaşadığımız bilinmezlik ve bütün bu enginliğin içerisinde, başka bir yerden bir yardımın gelip bizi bizden kurtaracağına dair hiçbir ipucu yoktur.

dünya… şu ana kadar, yaşam barındırdığı bilinen tek gezegen. en azından yakın gelecekte, türümüzün göçebileceği başka hiçbir yer yok. evet, ziyaret ediyoruz. ama henüz yerleşemiyoruz. beğenseniz de beğenmeseniz de şu an için dünya yaşadığımız yer.

gökbiliminin alçakgönüllü ve kişiliği geliştiren bir uğraşı olduğu söyleniyor. bana kalırsa, insan kibrinin akıl dışılığını, küçük dünyamızın uzaktan çekilmiş bu görüntüsünden daha iyi gösterebilecek bir şey yoktur. bu görüntü, bildiğimiz tek evimiz olan bu soluk mavi noktayı daha içten paylaşmamız ve koruyup şefkat göstermemiz gerektiği konusundaki sorumluluğumuzun altını çiziyor.”

carl sagan, 1994

Carl Sagan’ın kitabından alıntılanan bu bölümü bizzat kendi sesinden dinlemek isterseniz eğer…

Dokulardaki Sorunlar: Bedenlerimizde Biriktirdiğimiz Duygulara Bakmak

untitled

Fiziksel sınırlarımızı ezip geçmek ne kadar sağlıksız ve yersizse, duygusal sınırlarımızı ezip geçmek de bir o kadar acemice ve faydasızdır.
Yoga pratiklerimiz esnasında güçlü duygular ortaya çıktığında ilk farketmemiz gereken şey şudur: “Yalnız değilim!”. Bir çok kişi çalışmaları esnasında sıkıntılı duygular ve hatta neşeli duygular hissediyor. Diğerlerinin de aynı yoldan geçtiğini- ve güzel bir şekilde atlattığını-  bilmek, o an duyduğumuz kaygıyı azatlaya yardımcı oluyor.
Bilmemiz gereken ikinci şey ise kişisel sağlıkla ilgili internetten alınan tavsiyeler: Ben bir doktor değilim ve size teşhis koyamam ve fiziksel sağlığınızla ilgili size reçete yazamam, aynı şekilde bir psikoterapist de değilim ve duygusal bir krizi atlatmanız için size ihtiyacınız olan danışmanlığı veremem. Psikoterapist olsaydım bile;  uzak mesafe, sizin durumunuzla ilgili eksik bilgiler ve yanlış anlaşılmalar nedeniyle internetten tavsiye almanız tehlikeli olurdu dolayısıyla size yapacağım danışmanlığın bir faydası olmazdı. Tüm bunlar göz önüne alındığında yine de size -neler olduğunu anlamanız ve durumunuzla başa çıkarken nasıl bir yaklaşım kullanacağınıza karar vermeniz için-  seçeceğiniz doktora söyleyebileceğiniz bazı görüşler sunabilirim.
Hepimizin dokularında problemler var, bir başka deyişle, vücutlarımızda duygular biriktiriyoruz. Başka nerede olabilirler?
Duygular bir bulut sunucusunda (cloud server) ya da internette depolanmıyor. Onlar sizin içinizdeler çok yakındalar ve bir anda ortaya çıkmayı bekliyorlar.
Yoga dansı bir nevi sınırlarımızla oynamaktır: en derin noktalara yaklaşırız, hiçbir zaman o noktaya varmayız ve o sınıra güvenli biçimde tekrar gidebilir miyiz diye bir bakmak için geri çekiliriz. Bu bir sanattır: Hiçbir zaman en derine inmemek ama sürekli; ilginç hislerin olduğu, kesinlikle bir şeylerin olduğu  o sınıra doğru ilerlemek; fakat hiçbir zaman vücudu parçalama riskine girmeyiz.
Sınırlar hakkında düşününce çoğu zaman fiziksel açıdan düşünürüz ve yukarıdakileri okuduğunuzda gözünüzde böyle bir görüntü canlanmış olabilir ama duygusal, zihinsel ve spiritüel sınırlarımız da vardır. Fiziksel sınırlarımızı ezip geçmek ne kadar sağlıksız ve yersizse, duygusal sınırlarımızı ezip geçmek de bir o kadar acemice ve faydasızdır. Hareket açıklığımızı engelleyen dokuları zedeleyebileceğimiz gibi, kişiler arası ilişkilerimize ve yaşam tarzımıza dair hareket açıklığımızı engelleyen “duygusal dokularımızı” da zedeleyebiliriz. Bu takılıp kalmış, kasılmış alanlar üzerinde çalışmak acılı olabilir ve yoga çalışmalarımızda yalnızca bir yere kadar açılabiliriz ve zedelenmiş dokuları onardığımızdan emin olmak için profesyonel danışmanlık gerekir.
Fizyoterapistlerin “canınızı acıtmaya” ehliyeti vardır çünkü yaralı dokuları düzeltmek için bu gerekir, aynı şekilde psikoterapistler de ruhsal hasarlarınızı onarmak için sizi acı veren noktalara götürebilir. Yoga eğitmenleri bu kadar ehliyetli değildir dolayısıyla yoga çalışmamızda tek yapabildiğimiz ve hatta yapmamız gereken şey, tıkanıklıkların /blokajların sınırları üzerinde çalışmaktır.
Bazılarının tek ihtiyacı bu olabilir. Dolayısıyla böyle olduğunu farzedersek, bunu çözmek için yogada ne yapabiliriz?
Cevap yine, bilinçli bir şekilde sınırlarınla oynamak olacaktır.
İçimizdeki temel duygular; koruma, iyileşme ve gelişim için vardır. Doğal olarak kötü değildirler: aslında tüm yaşamımız için çok gereklidirler. Ama bazen duygular acemice uyandırılır ve böyle durumlarda yapmamız gereken şey bu duygunun bize yaşattığı deneyimi olduğu gibi, tarafsız olarak değerlendirmektir.
Gerçek hayattan bir örnek verelim; diyelim ki yakın zamanda güçlü bir korku hissetmeye başladınız, içinde bulunduğunuz yoga pozundan çaresizce çıkmak istiyorsunuz, içinizden çığlık atmak geliyor. Tıpkı bir Yin Yoga dersinde bir öğrencimin Dragonfly/Yusufçuk  pozundayken “Göğsümde bir baskı var!” dediği andaki gibi…Bu öğrencim bir yılı aşkın bir süredir yin yoga yapıyordu ve birden bire ortaya çıkan bu korku şaşırtıcı ve kaygılandırıcıydı. Bu ne anlama geliyor ve bu öğrenci ne yapmalı?
Öncelikle bunu yaşayan tek kişi olmadığınızı farkedin. Yola yolculuğunuzun bir yerinde bazı duygular ortaya çıkabilir. Yoganın sadece fiziksel dokularda değil bütün vücutta çalıştığını göz önünde bulundurursanız bu çok doğaldır. Daha sonra, bu duyguların derinliğini inceleyin ve sadece yoga yaparken ortaya çıkıyor yoksa hayatınızın diğer anlarında da ortaya çıkıyor mu bunu inceleyin çünkü eğer diğer anlarda da oluyorsa bunun nedenlerini anlamak ve üzerinde çalışmak için profesyonel yardım almanız gerekebilir. Son olarak bilin ki bu; yoga pratiğinizde derinleşmek için, yoga pozlarının ötesine geçip kendi var oluşunuzun derinliklerini keşfetmek için harika bir fırsattır.
Ashtanga yogayı ilk kez yapan iki Amerikalıdan biri olan David Williams, bir zamanlar farketti ki yoga, görünmeyendir. Demek istiyor ki gerçek yoga süreci, vücutlarımızı soktuğumuz şekillerin derininde bir yerde gelişir, nefes ve içimizde neler olup bittiğine kulak verme şeklimizle ilgilidir. Bu, güçlü duygusal tepkinizin size sunduğu bir davettir. Duyguya kör bir şekilde veya otomatik bir şekilde tepki vermek yerine kabul ve merak ile yaklaşın. Kendinize gerçekte ne olup bittiğini sorun: “Bu nedir?”
Hem Hintli yogiler hem de Çin’Deki Daoist yogiler belirli duygularla vücudun belirli bölgeleri arasında korelasyon olduğunu farkettiler: korkunun merkezi böbreklerde, öfke karaciğerde, endişe midede, dehşet kalpte ve keder akciğerlerde. Bu ilişkiler biz Batı’lılar için bile sezgisel olarak çok şey ifade ediyor. Kederlendiğimizde akciğerlerimizde spazm oluşur, korktuğumuzda kalp atışlarımız değişir (veya kalp krizi yaşayabiliriz, “ölesiye korkmuşuzdur”), sinirlendiğimizde ülserimiz artar, karaciğerimiz zarar gördüğünde sinirden kudurur sevdiklerimizi kırarız (alkolik kişilerin aileleri bu duruma çok aşinadır) ve korktuğumuzda böbreküstü bezlerimiz aktive olarak bizi kaçmaya ya da savaşmaya hazırlar. Neyse ki bir yandan da iyi duyguların yararını görürüz: güzelliklerin yeri akciğerlerdir, keyfin yeri kalptir, yaratıcılığın yeri midedir, sevecenlik ve nezaket karaciğerdedir ve bilgelik böbreklerdedir.
Yoga pozları vücudu fiziksel ve enerjetik olarak çalıştırır, vücudun önemli organlarına denk gelen meridyen hatlarını uyarır ve zaman zaman güçlü duygusal tepkiler meydana gelir. Yusufçuk pozunda korku yaşayan kadın örneğinde bu kişi karaciğer ve böbrek meridyenlerinin geçtiği iç bacak kaslarında (addüktör kas grubu) derin bir gerilim yaratmış olabilir. Eğer karaciğer ve böbreklerle ilişkili organlarda ruhsal veya duygusal bir blokaj/tıkanıklık varsa bu gerilim duygusal bir tepkiyi tetiklemiş olabilir.
Duygusal tepkinin sebebi ne olursa olsun reçete aynı: tarafsız bir farkındalık. Olanı değiştirmeye çalışmadan, kaçmadan, ümitsizlik veya vazgeçişle teslim olmadan izlemeye çalışın. Tabii ki başında söylediğim gibi eğer sınırınızı geçtiğinizi hissediyorsanız ve çok derin bir duygu durumu içindeyseniz o zaman pozdan çıkın! Ama duygular sadce ilgi çekiciyse, tehlikeli değilse, kalın ve bu deneyimi olduğu gibi gözlemleyin. İşte şimdi çok ilginç bir şey olmak üzere, bunu kaçırmayın!
Sürekli kendinize sorun: “Bu nedir?”
Duyguları ve beraberinde gelen fiziksel hisleri detaylı olarak aklınızda tutun: Ne hissediyorsunuz, nefesiniz nasıl, kalp atışlarınız nasıl, çenenizde, omuzlarınızda, boynunuzda artan bir gerginlik var mı? Örneğin korkuyorsanız korkunun nasıl hissettirdiğine bakın: “nefesim kısa ve değişken, omuzlarım gergin, düşüncelerim bulanık ve odaklanamıyorum.” Bu hisleri iyi ya da kötü diye yargılamayın ve değiştirmeye çalışmayın sadece olduğu gibi gözlemleyin.
Özetle, bir yoga çalışmasının ortasında güçlü bir duygu ortaya çıkarsa ona kulak verin. Eğer çok güçlüyse pozdan çıkın ve hatta belki o gün için çalışmayı bırakın. Eğer bu durum artık hiç pratik yapamayacağınız kadar yüksek bir dereceye gelirse deneyimli bir yoga eğitmeninden veya bir danışmandan yardım isteyin. Ama duygular ilginç ve tehlikesizse, yoga pratiğinizi yeni bir seviyeye yükseltecek olan bu fırsatı kullanın: dibe kadar gitmeden duyguların sınırlarıyla oynamak. Gerçekte ne olduğunu, hiçbir şey ekleyip çıkarmadan, gözlemlemeye çalışın.
Son bir fikir için Rod Stryker’dan alıntı yapacağım: “Bir yoga dersinde daha önce hiç gülmediyseniz veya ağlamadıysanız, ne duruyorsunuz?”
Bernie Clark
*Bu yazı, Bernie Clark’ın onayı alınarak, kendisinin “Issues in our Tissues: Looking at the Emotions We Store in Our Bodies.” adlı makalesinin Türkçe’ye çevrilmiş halidir. Bu sitede yayınlanan tüm çeviriler YogaTurk yazarına aittir.

Hayatınızı Küçük Dokunuşlarla Sağlıklı Hale Getirebilirsiniz… Mutlaka Okuyun…

15134556_1781785105423689_5625595860446270085_n1

1 Pirinç değil bulgur

2. Ayçiçeği değil zeytinyağı

3. Margarin değil tereyağ

4.Beyaz değil mayalı ekmek

5.Uzun değil kısa ömürlü süt

6.Dana değil kuzu

7. İnek değil keçi sütü

8.Sempati değil empati

9.Kudret değil idrak

10. Geçmiş değil şimdi

 

Çekim Yasası her zaman işler ancak hangi duygu durumundaysanız ona göre işler.

cekim-yasasi1

 

Art : Najib Chakchem
Çekim Yasası her zaman işler ancak hangi duygu durumundaysanız ona göre işler.
İstediğiniz durumlar sadece anda kaldığınızda gerçekleşir.
Sıkıntılı bir duygu durumundayken bizler anda kalamayız ve istediğimiz durum için ne kadar çabalasak ta bu durum gerçekleşmez.
İmgeleme yaparken hissetmemiz gerekir. Bu olumlu hissi de kendimizi kandırarak hissedemeyiz.
– İstediğiniz şey hangi durumda gerçekleşir?
Diğer bir anlamda anda nasıl kalırız?
Duygu durumunuz akışta yani tam ve bütün olduğumuz durumda.
– Duygu durumumu olumlama yaparak düzeltebilir miyim? Olumlama yapıyorum olmuyor ..
Bu durumda sadece olumlama yapmak yeterli değildir bu kendimizi kandırmak olur çünkü zihnimiz bu durumdayken sürekli konuşur.
Düzenli olarak günlük bir çalışmamız olmadan zihnimizi eğitmekten bahsedemeyiz.
Anda kalabilmenin ön şartı da diyebiliriz.
Pozitif duygu durumuna ancak yaşadığınız üzüntü/sıkıntı ile ilgili olayın duygusal yükünü boşaltarak ulaşabiliriz.
Bu durumla yüzleşip, onu yaratan duygu neyse tam olarak hissetmemizi gerektirir. Acıdan kaçmak sadece dengeyi ertelemek olur.
Yine farklı insanlarla benzer bir durum karşımıza çıkar ve eninde sonunda kaçtığımız neyse yüzleşiriz.
Bu dünyada kaçış hiçbir zaman yoktur.
Sizi seven üzme canını boş ver diyen arkadaşlarınıza da dikkat! Sizi yoldan çıkartmasınlar.
Durumla tam olarak yüzleşin, acı neyse tam olarak hissedin, duyguyu boşaltıp dersi görün; ki bir daha başınıza gelmesin.
Vorteks alanındaki pozitif tezahürün olması için öncelikle bu duygusal özgürleşmenin ve yüzleşmenin gerçekleşmesi gerekir.
Duygusal özgürleşme için en önemlisi kuvvetli bir niyet ve de pek çok çalışma bulunmaktadır. Bunun yanı sıra kendiniz günlük egzersizlerde yapabilirsiniz.
Duygusal yükleriniz bütünlendikten sonra ihtiyacınız olan artık sizindir.
* Alıntı

Enerjinizi yükseltmek için 8 aralık perşembe 11.00-15.00 arası reiki 1 veya 10 aralık ctesi 14.00-1.800 arası reiki 1

14 aralık carşamba 19.30-22.00 arası dolunayda geçmişin yüklerini bırakma

17 aralık ctesi 10.00-18.00 arası kendini sev hayatını iyileştir

veya 24 aralık ctesi 10..00-19.30 arası Access bar bilinçaltı temizliği seminerlerime katılabilirsiniz.

Rez tel Anette 0536 798 68 68

Sahip Olduğumuz Şeylerle Huzurlu Muyuz..?

bilge-adam1

 

Dünyanın bütün zenginliklerine sahipti, ama şimdi ise zihinsel huzur peşinde koşuyordu. Bir bilgeden diğerine gitmiş ve hepsi de harika tavsiyeler de bulunmuş ama tavsiye kimseye yardımcı olmaz. Sonuçta, sadece aptallar nasihat verir ve sadece aptallar nasihat alır. Bilge insanlar, nasihat vermekte gönülsüz davranır, çünkü bilge bir adam, bu dünyada bedava olarak verilen ve hiç kimsenin almadığı yegane şeyin nasihat olduğunu bilir.
Öyleyse neden uğraşsın? Bilge bir adam, önce nasihati kabul etmen için seni hazırlar. O sana sadece nasihat vermez; senin hazırlanman da gerekir. Seni hazırlamak yıllar sürebilir; önce tarlayı süreceksin ve ancak ondan sonra tohumu ekebilirsin. Sadece bir aptal, taşların, kayaların üstüne tohum atarken, aslında onları ziyan ettiğini aklına getirmez. Bütün bu bilgeler ona nasihatte bulundu ama hiçbir şey yerine oturmadı.
Sonunda, bir şey sormadığı adamın biri, kimsenin tanımadığı bir adam – hatta köyün aptalı olarak görülüyordu – bir gün yolda giderken onu durdurdu ve şöyle dedi:
“Sen gereksiz yere vaktini harcıyorsun. Bu adamların hiçbiri bilge değil. Onları çok iyi tanıyorum, ama aptal olduğum için kimse bana inanmıyor. Belki sen de bana inanmayacaksın, ama tanıdığım bir bilge var. Zihinsel huzur için kendine bu kadar işkence yaptığını görünce, sana doğru insanı göstersem iyi olur diye düşündüm. Sonuçta ben bir aptalım. Kimse benden nasihat istemez ve ben de kimseye vermem. Ama dayanamadım. Seni bu kadar üzgün ve mutsuz görünce sessizliği bozdum. Komşu köydeki şu adama git…”
Zengin adam hemen, içinde çok değerli elmaslar bulunan büyük bir torbayla, güzel atına binip gitti. Köye ulaştı ve adamı gördü. Bu adam, Sufilerin Nasrettin Hocasıydı.
Hocaya sordu: “Zihinsel huzura ulaşmama yardımcı olabilir misin?”
Hoca yanıtladı: “Yardım mı? Onu sana verebilirim.”
Zengin adam düşündü: “Çok garip, önce o aptal tavsiye etti ve ben de çaresizliğim yüzünden, denemekten bir zarar gelmez dedim ve buraya geldim. Bu adam daha büyük bir aptala benziyor. ‘Onu sana verebilirim’ diyor…”
Zengin adam konuştu: “Bana verebilir misin? Her türlü bilgeye gittim hepsi nasihat verdi; şunu yap, bunu yap, disiplinli yaşa, bağış yap, yoksullara yardım et, hastane aç, şunu yap, bunu yap. Bütün bunları söylediler ve aslına bakarsan ben de hepsini yaptım, ama hiçbiri işe yaramadı. Hatta daha da çok bela çıktı başıma. Şimdi sen onu vereceğini mi söylüyorsun?”
Hoca cevap verdi: “Bu iş çok kolay. Şimdi attan in.”
Zengin adam atından indi. Torbasını elinde tutuyordu ve hoca sordu: “Neden o torbayı kalbine bu kadar yakın tutuyorsun?”
“Bunlar çok değerli elmaslar. Eğer bana huzur verebilirsen, sana bu torbayı vereceğim.”
Ama adam daha ne olduğunu bile anlamadan, hoca torbayı kaptı ve koşmaya başladı. Bir an için şok geçiren zengin adam, ne yapacağını bile anlamadı. Sonra hocanın peşine düştü. Ama burası hocanın köyüydü; her sokağı, her kestirmeyi biliyordu ve koşuyordu. Zengin adam, hayatı boyunca hiç koşmamıştı ve çok şişmandı…
Ağlıyor, hızla nefes alıp veriyor ve gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Dolandırıldım! Bu adam hayatım boyunca biriktirdiğim bütün emeğimi, her şeyimi aldı” diye bağırıyordu. Böyle olunca da bir kalabalık toplanmıştı ve hepsi gülüyordu. Zengin adam, “Hepiniz aptal mısınız, bu köy aptallarla mı dolu, ben mahvoldum ve sizler hırsızı yakalamaya çalışmak yerine gülüyorsunuz” dedi.
Kalabalıktan sesler yükseldi: “O bir hırsız değil, çok bilge bir adamdır.”
Zengin adam, “Köyümdeki o aptal bu belayı başıma sardı!” diye söylendi. Ama bir şekilde koşarak, terler akıtarak hocayı takip etti. Hoca, adamın atının hala durmakta olduğu ağacın altına geldi. Elinde torbayla ağacın gölgesine oturdu ve zengin adam da ağlayarak geldi.
Hoca “Şu torbayı al” dedi. Zengin adam torbayı alıp göğsüne bastırdı. Hoca sordu: “Şimdi nasılsın? Bir parça huzur hissediyor musun?” Zengin adam yanıtladı: “Evet, çok huzurlu geliyor. Çok garip bir adamsın ve garip yöntemlerin var.”
Hoca yanıtladı: “Hiçbir gariplik yok; basit bir matematik. Sahip olduğun şeyi kanıksamaya başlıyorsun. Sana, onu kaybetme ihtimalinin gösterilmesi lazım; ancak o zaman ne kaybettiğinin farkına varıyorsun. Yeni hiçbir şey kazanmadın. Bu, huzursuz bir şekilde taşıdığın torbanın kendisi. Şimdi aynı torbayı kalbine bastırıyorsun ve herkes, ne kadar mutlu ve huzurlu olduğunu görüyor; mükemmel bir bilge! Evine git ve kimseyi rahatsız etme…”

Kaynak: Mert Güler

REİKİ ŞİFA ENERJİSİYLE DAHA MUTLU HUZURLU SAĞLIKLI VE BEREKET İÇİNDE OLMAYA VAR MISINIZ?

005
10 ARALIK CTESİ 14.00-18.00 ARASI SON İKİ KİŞİ…
REIKI ŞİFA ENERJİSİNİ HERKES ÖĞRENMELİ…
Öğrenilmesi çok kolay olup herkesin uygulayabileceği bir iyileştirme metodudur. Reiki uygulayabilmek için uzun süren meditasyonlar yapmak, farklı deneyimlere, tecrübelere ya da özel yeteneklere sahip olmak gerekmez.
Eğer yaşam enerjiniz düşükse veya dolaşımında bir tutukluk varsa hastalıklara daha açık olursunuz. Enerjiniz yüksek olduğunda ve rahatça aktığında; daha az hastalanır ve sağlığınızı uzun süre koruyabilirsiniz. O yüzden Reiki enerjisini öğrenmek ve kendine düzenli uygulayarak enerjiyi yükseltmek hastalıklardan korunmak için çok önemlidir.
• Reiki, vücuttaki sağlığın, uyumun ve dengenin düzenlenmesini sağlar
• Stresli olduğunuzda derin bir rahatlama sağlar
• Şefkat ve sevgi duygularını geliştirir. Uygulama sırasında en çok ortaya çıkan duygular huzur, rahatlama ve güvendir
• Ruhsal gelişimdeki pozitif etkisi uygulamadan sonra karşılaşacağınız sorunlara daha derin bir bakış açısı kazanmanızı sağlar. Yaşamınızda doğru kararlar almak için gereken farkındalığa ulaşmanızda yararlıdır.
Reiki 1. Aşama Eğitimi Neleri İçerir?
Reiki Nedir
Reiki İlkeleri Nelerdir
Reiki Nasıl Şifa Verir
Hastalıkların Bize Anlatmak İstedikleri Nelerdir
Çakraların Anlatımı
Temel El Pozisyonlarının Gösterimi
Reiki 1 Uyumlama
Kendimize Reiki Uygulaması
Başkalarına Reiki Uygulaması
Reiki Bizi Negatif Enerjiden Nasıl Korur
Evi, İşi, Arabayı Negatif Enerjiden Arındırma
Ödev
Seminer sonunda Reiki müzikleri CD’si, dökümantasyon ve sertifika verilmektedir
Reiki 2. Aşama Eğitimi Neleri İçerir?
Reiki 2. Aşamaya Ait 3 Sembolün Detaylı Anlatımı Ve Uygulaması
Reiki Enerjisinin Şifa Gücü Ve Odaklanması Arttırılır
Geçmişte Kırgınlık Yaşanan Olaylara Reiki Gönderilir
Gelecekte Yapılacak Ameliyat, Randevu Ve Toplantılara Reiki Gönderilir
Reiki ile Öğrenme Gücünü Arttırma Alıştırması Yapılır
Evi, Arabayı, İşi Negatif Enerji ve Duygusal Yüklerden Arındırma Çalışması Yapılır
Tartışma Yaşadığımız İnsanlardan Kendimizi Reiki’yle Nasıl Koruruz
İki kişi Arasındaki İlişkiye Tarafların En Yüksek Hayrına Olacak Şekilde Şifa Verilir
Dileklerimize Enerji Gönderme Uygulaması
Uzakta Yaşayan Sevdiklerimize Şifa Enerjisi Gönderme Çalışması
Bu Seviyede Şifacı Olmanın Sorumlulukları Ve Gizlilik İlkesi Anlatılır
Toplu Şifa Gönderme Çalışması Yapılır
Ödev
Seminer sonunda dökümantasyon ve sertifika verilmektedir
Reiki Master Eğitimi Neleri İçerir?
Reiki 1 ve Reiki 2 Konuları Gözden Geçirilir
Kişiye Bu Aşamaya Ait Olan Sorumluluk Anlatılır
Anahtar Sembol Kendisine Öğretilir
Eğitmen Olmakla İlgili Koşullar Kendisine Aktarılır
Tam Seans Uygulaması Gösterilir
Başkası Nasıl “İnisie” Edilir Bilgisi Ve Uygulaması Yaptırılır
Seminer sonunda dökümantasyon ve sertifika verilmektedir
Seminerler hafta içi 11:00 – 15:00 ve hafta sonu 14:00 – 18:00 arasıdır
Başvurular
Anette İnselberg
Cep: 0(536) 798 68 68 & http://www.anettei̇nselberg.com
Nea Yaşam Merkezi
Valikonağı Cad. Poyracık Sok. İlgen Apt. N.28/15 K.4
Nişantaşı tel: 0212 219 19 30

Stresli Günlerinizde Rahatlamak İçin…

15349674_1866062226972227_2124446623610985348_n1

Bel ağrısının ilacı: Patates suyu

15391071_1302334046485117_8084819782392930193_n1
Patatesi kaynatarak elde ettiğiniz suyu soğutup için, bel ağrısından kurtulun. Yalnız patatesi kaynatmadan önce üzerindeki siyah lekelerden iyice arındın. İki haftada bir de bu suyu içmeye ara verin.
Her üç kişiden birinin şikayeti olan bel ağrısı ve romatizmadan kurtulmanın bitkisel yolu patates suyu içmekten geçiyor. Patatesin faydalarının bu kadar ile sınırlı kalmadığını dile getiren fitoterapi uzmanları “Patates suyunun faydaları arasında gastrit, kolik ve mide ülserleri ile kalp hastalıkları gibi çeşitli hastalıklar gösterilmektedir. Patates suyunun saçlara ve cilde de iyi geldiğine ilişkin veriler bulunmaktadır.
MİDE YANMASINI GEÇİRİYOR
Patates suyu çok iyi bir antiinflamatuvardır. Bel, sırt ve eklem ağrılarının giderilmesinde etkilidir. Gut hastalığında faydalıdır. Patates suyu vücudun her bölgesinde dolaşımın iyileşmesine yardımcı olur. Özellikle sabahları aç karnına içilmesi önerilir. Patates suyu sindirim sisteminin sağlıklı işleyişine yardımcı olur. Kabızlık, ishal, şişkinlik, mide yanması ve hazımsızlık gibi problemlere karşı etkilidir.

SABAH AÇ KARNINA İÇİLİRSE!
Sabahları içilen patates suyunun reflü hastalarına iyi geldiği yönünde veriler bulunmaktadır. Patates suyu vücuttan zararlı maddelerin atılmasına yardımcı olur. Karaciğerin ve safranın temizlenmesinde faydalıdır. İdrar yollarında taş oluşumunu da azaltır. Saç köklerini besler, daha gür ve sağlıklı saçlara kavuşmanıza katkı sağlar. Bunun için patates suyunu, yumurta akı ve bal ile karıştırıp saçlarınıza uygulayın ye yarım saat sonra saçlarınızı şampuan ile durulayın” diyor.