Enerji, iyi veya kötü olarak tanımlanamaz.

learn-energy-healing-41

Sürekli Enerjilerden bahsediliyor. İyi enerji, pozitif enerji, kötü enerji, negatif enerji. Pozitif enerjiyi evrene yaymak gibi tabirler..
Burada bilinmesi gereken şu.
Enerji, iyi veya kötü olarak tanımlanamaz. Hele evrende enerjinin kötü veya iyi kavramı bile yoktur. Sadece çekim gücü vardır. Ya güçlü veya düşük çekim gücüdür. Buda kütleye bağlıdır.
Dolayısıyla iyi veya kötü kavramı KİME GÖRE diye sorgulanması gerekir. “Bana negatif enerji bulaştı” dediğiniz andan itibaren bu durum tamamen kişinin kendisine bağlıdır. Bazı kişilerin beden dillerine baktığınızda zaten size rahatsız edici gelebilir. En büyük enerji aktarımı, SES iledir. Ses öyle bir enerjidir ki, Konuşma ile kendini gösterir. Karşınızdaki kişinin konuşma tarzı sizi bir anda iki farklı yöne götürebilir. Bunu Negatif veya Pozitif olarak algılayabilirsiniz. Bu yine siz bağlıdır. Bir kişinin sürekli ağlayarak dert yanması sizi sıkabilir. Bu durum sizi negatif etkiyelebilirken karşınızdaki kişi ise bundan hiç rahatsız olmaz. Çünkü bu durum sizin için negatif iken onun için pozitif bir yaklaşım tarzıdır. Ama aynı durum sizin ailenizde biri için olursa o zaman durum tekrar farklı bir konuma geçer bu sefer aynı dert yanma sesi sizin o kişiye destek vermeniz noktasına döner.
Uzayda ise bu durum çok farklı. Bir kuyrukluyıldız veya bir sistem. 2014 yılında ISON kuyruklu yıldızı bizim sistemimize girdi. Enerjisi oldukça yüksek bir şekilde yoluna devam ederken Güneşin 1 milyon Km uzağından geçerken yakalandı. Güneşin çekim kuvvetini aşamadı. Şimdi Güneş buradaki enerjisi iyi ve kötü olarak algılanamaz. Aynı şekilde Güneş Enerjisi Dünya için çok önemli. Ama bu enerjiyi iyi veya kötü kullanmak bize kalır. Güneş hep aynı güneş. Helyum u sürekli tüketiyor. Ve bir enerji yayıyor. Bu enerji yi dünyada iyi kullanmak ondan düzenli faydalanmak. Ama kötü kullanmak güneşin altında saatlerce yanmak ve sonucunda Cilt kanseri bile olabilirsiniz. Şimdi GÜNEŞ iyimi yoksa kötümü..
Örnekler yüzlerce bulunabilir.
Kısaca Enerji tanımı insana yönelik bir tanımlama ile tamamen kişiye özeldir. Ve ne olursa olsun hayata bakarken her iki yönden bakmak gerektiğine inanırım. Sadece pozitif veya sadece negatif bir yaklaşım söz konusu bile olamaz. Eğer negatif bir tanımlama varsa bu ancak kişi kendisi istediği zaman yerini bulur. İzin vermediğiniz sürece hiç bir enerji yapısı kişiye bulaşamaz.

Kaynak: Ozan Güner

Verdim Gezegeni Müteahite, İki Daire Verdi…

15578833_10155652542928345_6169856172835332119_n1

İçinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin.

15578517_1349529885091192_3840392356615185897_n1

”Mutlu olmak adına,
içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur.”
İşte Hayat…
Okulu bitirene kadar,
Çok para kazanana kadar,
Çocuklarınız olana kadar,
Çocuklarınız evden ayrılana kadar,
İşe başlayana kadar,
Evlenene kadar,
Cuma gecesine kadar,
Pazar sabahına kadar,
Yeni bir araba ya da ev alana kadar,
Borçları ödeyene kadar,
İlkbahara kadar,
Sonbahara kadar,
Kışa kadar,
Maaş gününe kadar,
Şarkınız söylenene kadar,
Emekli olana kadar,
Ölene kadar…..
”Mutlu olmak adına,
içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin.
Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur.”
-Konfüçyus

İngiliz Karbonatı Nasıl Kullanılır

ingiliz-karbonati-nasil-kullanilir1

 

İngiliz Karbonatı Nasıl Kullanılır
İngiliz Karbonatı Nasıl Kullanılır; İngiliz karbonatı solvey karbonatı, cep sodası, karbonat ve garra karbonat adlarıyla da bilinen esas adı sodyum bikarbonat olan bir tuz türüdür. İngiliz karbonatı birçok yerden elde edilebileceği gibi en doğrusu eczaneden alınmasıdır. İngiliz karbonatı son günlerde ekranlarda en çok konuşulan konulardan biri haline gelmiştir. Bunun nedeni beslenme tarzımız nedeniyle vücutta oluşan asitler ve bunların vücuda zararlı etkilerinden kurtulmada ingiliz karbonatının mucizevi etkileridir.

İngiliz karbonatı nasıl kullanılmalıdır?

İngiliz karbonatı bir çok hastalığa yakalanmamak için suya karıştırılarak her gün içilmelidir. Bunun için her gün bir çay kaşığı ingiliz karbonatı bir su bardağı suya karıştırılarak içilmelidir. Yarım çay kaşığı sabah ve yarım çay kaşığı akşam olmak üzere günde iki kere alınması daha uygun olacaktır. Yarım çay ingiliz karbonatı bir su bardağının içine ilave edilir ve yaklaşık üç dakika beklenir. Sonrasında elde edilen karışım iyice karıştırılarak içilir. Bu tavsiye edilen miktar beslenme alışkanlıklarına göre değişebilir. Çok asidik beslenen kişiler bu oranı biraz daha arttırabilirler. Bu karışım vücutta biriken asitleri atmakta yardımcı olacağı gibi asitlerden kurtularak kilo vermeye de yardımcı olacaktır. İngiliz karbonatı kullanımının kış aylarında sıklıkla karşılaştığımız grip ve nezle türü hastalıklara karşıda bir çok faydası bulunmaktadır. Bu hastalıklara yakalanılması durumunda günde üç çay kaşığı ingiliz karbonatı tüketilebilir. Eğer bu miktara vücut olumsuz tepki verirse günde üç kere her seferinde yarımşar çay kaşığı ingiliz karbonatı bir su bardağına karıştırılarak tüketilebilir. Eğer ingiliz karbonatı içmekte zorlanılırsa boş ilaç kapsülleri ingiliz karbonatıyla doldurulup bol su yardımıyla yutulabilir.

Kanser hastaları ingiliz karbonatını nasıl kullanmalı?

Kanser hastaları ingiliz karbonatını kullanmaya başlamadan önce kendilerine bir tane dijital pH ölçer almalıdırlar. Her sabah idrarlarının pH’ını ölçmeli ve Ğh değeri 8 olana kadar ingiliz karbonatı kullanmaya devam etmelidir. İdrarın pH’ı 8 olduktan sonra en az iki hafta bu değer korunmalıdır. Bu pH değerlerini yakalayabilmek için günde 5-6 çay kaşığı ingiliz karbonatı almak gerekebilmektedir. Bir çay kaşığı ingiliz karbonatı bir su bardağı suya karıştırılmalı bir miktar bu su içildikten sonra yatılarak vücut etrafında 360 derece sağa sola dönülmelidir. Bir miktar böyle hareket edildikten sonra sudan bir miktar daha içilerek bu hareketler tekrarlanmalı bu şekilde bardaktaki su bitirilmelidir.

İngiliz karbonatı tüketilirken nelere dikkat edilmeli?

Tansiyon hastaları ingiliz karbonatı kullanırken dikkat etmeleri gerekmektedir. Hazırlanan karbonatlı sular bir seferde değil gün içresinde değişik zamanlarda yudum yudum tüketilmelidir. Tansiyon hastaları ingiliz karbonatlı suyu içtikten sonra bir yere uzanarak 15-20 dakika kadar uzanıp dinlenmelidir. Ayrıca ülser hastalığı olanlarda karbonatın ülser yaralarını azdırmasından dolayı ingiliz karbonatı kullanmaları uygun değildir.

Elime para geçince kap kağıdı alıp öbürlerini de kaplayacağım…”

15442128_299249570471131_8559836804197669595_n1

Öretmenim” dedi, “size bir şey diyecem.
Bugün defterlere bakacaksınız ya.
Kaplamamızı söylemiştiniz.
Ben üçünü kaplayabildim.
Elime para geçince kap kağıdı alıp öbürlerini de kaplayacağım…”
Öylece kalakaldım.
Sekiz yaşında bir kız çocuğu…
“Elime para geçince…”
Onun yaşında bir öğrencinin göstereceği mazeretler belliydi; unuttum, babam kap almadı, yarın kaplayacağım vs…
Emine’nin cümlesi kendi sorumluluğunu bizzat kendisinin taşıdığını gösteriyordu.
Ailesi köyde yaşadığı için, dedesiyle kalıyor her işini kendisi görüyordu.
Defterlerinden yalnızca Emine sorumluydu.
Ve biliyordum ki dediğini yapacak, kimseden bir şey beklemeksizin eline geçen ilk parayla defterlerini kaplayacaktı

Filiz Aygündüz

EĞER BAĞIRSAK FLORANIZ BOZULMUŞ İSE

15420921_355676644799414_2263254822394144691_n1
.
* Kilo veremezsiniz
* Zayıflayamazsınız
* Kilo alamazsınız
* Vitaminlerden yararlanamazsınız
* Mineralleri alamazsınız
* Toksinleri atamazsınız
* Şişkinliği indiremezsiniz
* Hazımsızlıktan kurtulamazsınız.
* Karın ağrılarınız bitmez.
* Yaralarınız iyileşmez.
* Gerginlik geçmez
* Uykusuzluk bitmez
* Stresi atamazsınız.
* Kabızlık bitmez
* İshal durmaz
* Bağırsak hastalıkları iyileşmez.
* Mantarlar azalmaz
* Kötü rüyalar ,kabuslar bitmez.

Kum dokmek küçük taşları eritmek için …

altin1

 

Kum dokmek küçük taşları eritmek için …iki ameliyat oldum 5 senede bır bunyem ceviz buyuklugunde tas yapıyor ve kum .sultanahmette 90 yaşlarında bir aktara tesadüfen anlattım . osmanlıda bunu tedavi edıyorlardı dedi .ve bana bir karışım verdi bunlar hepsi bitkiydi.bunu kaynat iç birşeyin kalmıyacak dedi.üçüncü ameliyatımı olacaktım o sıralar kaynattım ve içtim bir rahatsızlıgım kalmamıştı hayretler içinde kalmıştım.

Ve bunu oyle sık sıkta içmedim senede bir kere yetıyordu.birdahada amelıyat olmadım ilk 35 yasında içmiştim simdi 64 yasındayım.hiç bir yan tesirinide görmedim bu zaman zarfında.otlarda oyle pahalı degı

YAPILIŞI VE TARİFİ.5 tl lık herbır bu otlardan alıcaksınız.

kiraz çöpü.

altın otu .

ayrık otu.

mısır püskülü .

kırkkilit otu.

bir demet taze maydonoz. bunlardan herbırı avucunuzun tepeleme doldurup üç litre damacana suyuyla paslanmaz tencerede kaynamaya başlayınca on dakıka kısık ateste kaynatıcaksınız ve gunde üç saat arayla günde 5 bardak içececeksiniz .

bunun ben bugune kadar 30 senedir yan tesirini gormedım ama kısıden kısıye degışebılır bunu göz ardıda etmeyın.

BU SADECE ÇELIK TENCEREDE YAPIN VE CAM SÜRAHİDE MUHAFAZA EDIN (.ALUMUNYUM TENCEREYİ ERİTİP ZEHİRLER BU ÖNEMLİDİR ALUMUNYUM VE DİĞER KAPLARI KULLANMAYIN )burda bununla ilgili alakasız bilgiler okudum .bu karışım osmanlının yüzyıllarca kullandığı bır karışımdır .sevgiler saygılar.

OTLARIN ETKİLERİ..MISIR PUKULU.İdrar yollarını kayganlaştırır taşı kumu atmayı kolaylaştırır .TAZE MAYDONOZ Bobreklerın ihtiyacı olan tum metereyal mevcuttur..DİĞER OTLAR Taşı erıtir

Kaynak: Karbonat sayfası

Vucudum da bir değişiklik olduğunu hissedip doktora gittiğim de 16 senedir çalışmayan tiroidimin çalışmaya başladığın

havancizade-ingiliz-karbonat-200g-923-28-k1

 

1.5 sene önce anneme beyin lenfoması teşhisi konuldu, bu hastalığın yaşam süresi ve tam tedavisi mucize gibi bir şey.

Açıkçası alternatif tıbba inanmayan bir insan iken günlerce araştırmaya başladım. Bir arkadaşım 4 evre ağız kanseri olduğunu ve tıbbi desteği reddedip goji berry, gümüş suyu ve ingiliz karbonatı kullandığını ve tamamen tedavi olduğunu söyleyince araştırdım ve hiç bir yan etkilerinin olmadığını fark ettim. Kemoterapi sürecimiz başlamadan ingiliz karbonatı ve orjinal tibetten gelen goji berry başladık, beyin lenfoma hastaları beyine kemoterapi zor ulaştığı için çok uzun süren bir kemoterapi süreci görüyorlar.

Bu süreç içerisinde anneme kemoterapi verirken poşet poşet biokarbonat serum verdiler. Saatli bir şekilde goji berry yedirdim, doktorlar her ne kadar benimle kavga etseler de 20 gün sonra beyinde ki 3.5 cm lik tümörün tamamen kaybolduğunu gören doktorlar inanamadı ve üst üste 2 mr daha çektirdi. Sabahları zerdeçal extratı, akşamları ile ılık süt ile arı poleni takviyesi de yaptım. Onca ağır kemoterapi ve ilaçlara rağmen asla kilo vermedik, kök hücre naklimizi olduk ve şuan gayet sağlıklı bir şekilde hayata geri döndük.

Kanserden korkmayın onu yenmek sizin elinizde, size iyi bakacak bir yakınınız ve hastalığınızın gidişatını takip ederek sizi belirli bir seviyede tutacak bitkiler tüketirseniz herşeyi atlatabilirsiniz. Annemle aynı zamanda yatan tüm hastaları kaybettik hemen hemen, bu yüzden vucudunuzu ingiliz karbonatı ile alkali tutup goji berry mucizesini izinle paylaşmak istedim. Bol sağlıklı günler..
Eğer idrar Ph 5.5 – 6 civarında ise günde 1 çay kaşığı ingiliz karbonatı tüketebilirsiniz. İdrar PH yüksek ise tüketmeyin bu size zarar verebilir, yediğimiz bir çok sebze vucudumuzu alkali hale getiriyor.
Goji berry nin önemli noktası antibiyotik gibi saatli yemeli hasta, en az sabah öğle akşam 20 -30 tane hastalık ileri derecede ise 3 saatte bir.
Aktarlardan zerdeçal exstratı alıp sabahları 1 kaşık yedirebilirsiniz.
Akşamları kesinlikle ılık süt ile arı poleni içirin zira bu tür hastalar pek yemek yemiyorlar, 1 çay kaşığı arı polenin de 2 kilo et ve 12 kilo süt ve vucudun üretemediği aminoasitler bulunur.
Not: Bundan 1 ay önce düzenli bir şekilde goji berry yedim ve ara ara ingiliz karbonatı içtim, vucudum da bir değişiklik olduğunu hissedip doktora gittiğim de 16 senedir çalışmayan tiroidimin çalışmaya başladığını ve ilaç da kullandığım için fazla çalıştığını duyduğumda şaşırdım. Şuan ilacımın mg düşürdü doktorlar. Düzenli bir şekilde kullanıp derdine deva bulan olursa paylaşırsanız sevinirim zira bende şaşkınım hala.

Kaynak: karbonat sayfası

24 Aralık Ctesi 10.00-19.30 Arası Access Bar Bilinç Altı Temizliğiyle Sizi Engelleyen Tüm Kalıplardan Kurtulmak İstermisiniz?

550662_246758118770511_199009020_n1

550662_246758118770511_199009020_n1

 

 

ACCESS BARS � Access Bars�,

Mantramız: Hayatın tümü bize Kolaylık, Neşe ve İhtişamla gelir!

Yaşamımızda anlam yüklediğimiz önem verdiğimiz duygularımız, düşüncelerimiz, hislerimiz, inançlarımız, kararlarımız beynimizde depolanarak bir elektrik yükü oluştururlar.
Bu elektrik yükü başımızda yer alan (zaman, umut, farkındalık, yaratıcılık, güç, kontrol, şifa, yaşlanma, cinsellik, para gibi) ve “Bars” adı verilen 32 adet enerji noktasında birikir.

“Bars” çalışması ile amaçlanan o noktalara enerji verilerek orada oluşmuş manyetik alanı serbest bırakmaktır. “Bars” seansında bu noktalara parmak uçları ile yumuşakça dokunularak, bu noktalar aktif hale getirilir. Bu noktalardaki enerji birikiminin serbest bırakılması ile vücudunuzdaki blokajların çözülmesi sağlanır.

Her bir “Bars” seansında hayatınızın (dokunulan belli “Bars” noktasının temsil ettiği alanda) 5 ila 10 bin yıllık kısıtlamaları serbest bırakılabilir. “Access Bars” binlerce kişinin uyku, sağlık, kilo, para, seks, ilişkiler, korku, stres gibi birçok konuda değişimine yardımcı olmuştur.

Eğitim sürecinde 2 seans almış ve 2 seans uygulamış olursunuz
Bir seans yaklaşık 60 ile 90 dakika arası sürmektedir
Seminer saatleri hafta içi ve hafta sonu 10:00 – 19:00 arasıdır

Başvurular

Anette İnselberg
Cep: 0(536) 798 68 68 & http://www.anetteinselberg.com
( Access the Bars� eğitmeni / uygulayıcısı, Kurucular: Gary Douglas ve Dr. Dain Heer)

Nea Yaşam
Valikonağı cad. Poyracık sok. İlgen apt. No:28/15 Kat:4 Teşvikiye/Nişantaşı/İSTANBUL
0212 219 19 30

“Bars”ların çalışmasının faydaları:

Zihin ve bedendeki gerilimi yok eder
Günlük yaşamın getirdiği stresi azaltır
Yaşamın üzüntülerini en aza indirir
Aşırı kızgınlık ve öfke eğilimlerini azaltır
Öfke, yorgunluk, tükenmişlik gibi duygular tarafından vücudunuzda oluşturulmuş kısıtlamaları çözer
Duygusal iniş çıkışları yatıştırarak, daha dengeli bir ruh hali içinde olmanızı sağlar
Depresyonu ortadan kaldırarak, neşeyi yaşamınıza geri döndürür
Korkularınızın, fobilerinizin, endişelerinizin giderilmesini sağlar
Enerjiyi arttırırken, yıpranmayı azaltır
Bedenin yaşlanma hızını azaltır
Yıkıcı düşünceleri kökünden söküp atar
Kafanızın içinde sürekli konuşup duran gereksiz düşünce diyaloglarını susturur
Huzur, güven ve iyi hal duyguları yaratır
Hamilelikte kolay, rahat ve sakin doğum sağlar
Çocuklarda ve gençlerde sınav öncesi sıkıntı ve endişelerin giderilmesini temin eder
Kendiniz ve diğer kişiler için zihninizde daha geniş bir kabullenme ortamı yaratmanızı sağlar (bu sayede ilişkilerde düzelme sağlanır)
Kendinize koyduğunuz kısıtlamaları ortadan kaldırarak hayatınızın her alanında daha fazla olasılığa yer açmanıza olanak verir ve fırsatları kendinize çekmenizi sağlar
Kendiniz için şu an kullandığınız enerjiden daha fazlasını kullanmanızı sağlar
Artan odaklanma, problem çözme, hayattan daha fazla keyif alma, işlerin daha kolay yürütülmesi, ruhsal gelişme sağlar

Cem Boyner, yurtdışında yerleşmek isteyenler için yazmış. Göçmek isteyenler bir kez okumalı ! Durun gitmeyin! Siz kardeşsiniz!

517446-3-4-ea6d51

Cem Boyner, yurtdışında yerleşmek isteyenler için yazmış.
Üslup matrak ve düşündürücü 🙂 Göçmek isteyenler bir kez okumalı !
Durun gitmeyin! Siz kardeşsiniz!
16.11.2016 Çarşamba
Herkeste bir gitme arzusu. Dolar uçuşa geçmiş, başkanlık tartışmaları canını sıkıyor, sınırımızda savaş, içeride terör belası, biliyorum…
Ama, nereye gideceksin ki zaten?
Memleketin içinde debeleneceksen, git. Şehirden sıkıldıysan, trafikteki kornalar ruhunda çalıyorsa, asansördeki selamsız adam yüzüne bön bön bakıyorsa, damızlık bir tip omuz atıp geçiyorsa sokakta, masandaki dosyalar çalıştığın plazanın maketi gibi yükseliyorsa önünde, yürüyen bantta gibi hissediyorsan hayatta kendini; git.
Küçük bir kasabaya git, yerleş. Küçül, kalabalıktan uzaklaş, ruhunu temizle. Ama sıkılırsan, gel.
*
Artık Amerika’yı falan unut bir kere. Bu seçimden sonra oraya gidip anca beyaz Amerikalıların çimlerini biçersin. Amerikalılar Kanada’ya kapağı atmak için başvuru sitelerini çökertiyorlar yoğunluktan, senin orada ne işin var?
Meksikalılar, Kübalılar, El Salvadorlular, Porto Rikolular işgal etmiş zaten memleketi. İngilizcen yetmez, İspanyolcayı ana dil yapman lazım. Hintliler, Çinliler neredeyse bir Avrupa ülkesi kadar kalabalıklar. Sen işini gücünü bırakacaksın da, Amerika’ya yerleşeceksin cıbıl cıbıl. Kendine Türk arkadaş arayacaksın. Sonra sorgulayacaksın kendini, bu arkadaşımla Türkiye’de olsak arkadaşlık eder miyim?
*
Almanya’ya da gitme mesela. Büyük şişersin. Saat dokuz dedin mi sokakta adam bulamazsın. Oranın düzeni bizim insanı ruh hastası yapar. Karınca gibi planlı, düzenli, analitik olamazsın sen. İllaki kaytarmak isteyeceksin, bir kısa yol bulmaya çalışacaksın hayatta. Almanya’da yemez bunlar. Burada Almancı, Almanya’da yabancı olacaksın. Kapını bir kez çalmayacak hiç bir Alman komşun. Anca fazlaca gürültü yaparsan ‘Polizei’ gelecek kapına, ona dert anlatacaksın.
*
Uzak yerlere gitme. Avusturalya misal. Ya da dünyanın en yaşanılası yeri falan diye Yeni Zelanda’yı hedefleme. Arkanda kimse bırakmadın mı? Birine bir şey olsa, dönüp gelemezsin. Dünyanın bir ucu dedikleri yer oralar işte. Çok medeniymiş, çok mutluymuş insanlar. Evet öyle. Ama sen onlardan değilsin ki? Yanında kafanı da alıp götürdüğün için, Sydney’de bir kafede mutlu mutlu oturup ilkokul arkadaşın Samet’in Facebook sayfasına bakacaksın.
*
Çok soğuk yerlere de gitme. Herkesin medeniyet rüyası Kanada’ya sakın gitme mesela. Tam on bir yıl orada kalıp dönen arkadaşıma ‘neden döndün oğlum, manyak mısın?’ deyince, on bir yılını şöyle özetlediydi: ‘çok soğuk oğlum!’
Soğuk yere alışamazsın sen. Bizim bünyeler güneş ister. Bazen günün ortasında felekten bir saat çalıp, güneşin alnında malak gibi duralamak ister bizim bedenler. Bir de çay oldu mu yanında. Hele bir de senin gibi işsiz güçsüz bir dost, ömre bedel…
Kapının önündeki 3 ton karı küremezsin sen Kanada’da. Ellerin plaza eli, bedenin Akdeniz bedeni. Birine yaptırayım desen, Türkiye’deki Genel Müdür maaşını isterler. Sinirlenip kürek takımı alırsın, iki kürer, sonra bakakalırsın.
*
Çok medeni, mekanik Avrupa’da bir yer seçme Almanya dışında da. Irkçılık almış başını gidiyor. Birinci sınıf vatandaş olamayacağın bir memlekette nasıl huzur bulacaksın? Kara kafalar diyorlar bizim gibilere İskandinav dostlar, bilir misin?
– Ben çipil sarışınım arkadaş, kendimi aryan ırk arasına yediririm,
– Gider orada bir Türk mahallesine yerleşirim, Brüksel’de Burdurlular Kahvehanesinde takılırım,
– Biz zaten İtalyan’a benziyoruz milletçe, aralarına karıştım mı kimse anlamaz, gibilerinden bir diyeceğin varsa sen bilirsin.
Ama gittiğin yerde hep yabancı kalacaksın, unutma. Türk kahvesinde bir Euro’ya içtiğin ince belli çay bile hasret kokacak.
*
İngiltere’yi hiç düşünme. Çünkü İngiltere deyince Londra’yı düşlüyorsun biliyorum. Gofret kolisinden hallice bir apartman dairesine, Türkiye’deki yıllık maaşının yarısını vereceksin bir ayda. O da Londra’nın merkezinde falan değil ha, trene binip şehre gideceğin mesafede. Hesabını baştan yap. Londra’nın merkezinde oturman için ya bir prensle evleneceksin, ya da Chelsea’de top oynayacaksın. İkisi için de geç değil dersen, bilemem. Bence para biriktireceğine antrenmanlara başla, daha büyük bir olasılık var.
Sürekli yağan yağmurunu, hep kapalı havasını saymıyorum. Bizi bozar. Sütlü çayını içer, içinden bir Ege türküsü söylersin.
Londra dışını hiç düşünme sakın. Adanın diğer bölgelerinde misal bir pub’a girsen gece yanlışlıkla, kırmızı burunlu holigan abilerin bakışlarından öyle tırsarsın ki, bırak İngiltere’de kalmayı, Çorum Sungurlu’daki halanın evine yerleşmeyi tercih edersin.
*
Sayacak yer de çok, her birine takacağım kulp da.
Aslında demek istediğim şu:
Gitmeyin güzel insanlar, biz kardeşiz. Gittiniz mi birbirimizi özleriz. Yılda bir gelinen tatille falan da geçmez hasretimiz.

Kime ne faydası var?

13178718_1327249507302393_4675130231879340695_n1

 

Size bir şey soracağım. Kınamak, lanet okumak, beddua etmek, ağlamak, öfkelenmek… İçinizi soğutuyor mu bunlar?
Benim soğutmuyor da…
Sürekli aynı kötülüğün karşısına geçip, kötülük dört nala atını sürüp yol katederken, onun bana ve benim gibi düşünenlere attığı tokadı, hem de tam tokadı yediğim yerde durup,havaya yumruklar , tekmeler savuruyormuşum gibi bir duygu.
Daha da fenası, o kötülüğün gittiği yöne doğru koşuyorum o zaman.
O atın üstünde , ben ise düşe kalka, perişan bir halde “yalın ayak” arkasından koşuyorum, hani sokak kavgasına tutuşan çocuklar gibi yumruğum havada..
Yapıyorum elimde olmadan. Yapıyorum yapmasına da…
Kime ne faydası var?
Ben şahsen ölen olsaydım, benim gidişimle bir şeyler değişsin isterdim. Bir adım atılsın. Ben pisi pisine, boşu boşuna ölmemiş olayım isterdim. Bir yankısı olsun gidişimin, bir aydınlanmaya, bir açılmaya sebep olsun isterdim. Madem öldüm, bari bir faydam olsun giderayak isterdim.
Peki o fayda, o aydınlanma, o açılma sizce beddua ederek mi, kurban psikolojisine girerek mi olacak ?
Dürüst olalım kendimize. İçimiz soğumuyor böyle.
Önce bir düşünelim. Bu terör bize ne demek istiyor?
Nasıl okumalıyız bunun satır aralarını?
Çünkü asıl sır o satır aralarında gizli.
Ben kendi görebildiklerimi söyleyeyim: Umutsuz, karamsar, normal hayatına son vermiş, korkak , bıkkın, yorgun insanlar üretmek istiyor. Ana amaç bu.
Sonra kimseye, ama hiç kimseye güvenmeyelim istiyor. Yolda yanımızdan geçen herkese potansiyel suçlu, potansiyel saldırgan gözüyle bakalım istiyor.
Evlerimize, kendi küçücük dünyamıza kapanalım, kapanalım ki, iyice hipnotize etsin , kendi karanlığının içine hapsetsin bizi, onu istiyor.
Kaç gündür içim ezik ezik, ruh gibi geziniyorum.
Sakinleşmeye çalışırken bunu düşündüm aniden..
Kendime dedim ki : “Kötülük atını nereye koşturursa koştursun. Onun gittiği yöne değil, tam tersine koş koşacaksan. Zaten o sana, “o yöne gitmemen” gerektiğini öğretmek için var. Sen sırtını dön karanlığa, ver yüzünü aydınlığa.. Onca gencecik canı anmanın en güzel yolu bu”.
Şu sıralar, canım arkadaşım , Dr. Göksel Altınışık’ın kitabını okuyorum.
Bir kitap düşünün ki, içinde gerçek hasta hikayelerini anlatan, sadece beyaz gömleği, ile değil, altın gibi kalbiyle ve pırıl pırıl aklıyla, ilimle, bilimle karşınızda duran bir hekim var, sizinle sohbet eden, dertleşen…
Doktor kızı olarak burnumun direği sızlaya sızlaya geziyorum sayfalarında. Sanki satırlarında babamın sesini duyuyorum, bakışlarını görüyorum.
Hipokrat yemini, deontoloji kuralları, çocukluğumdan beri hep duyduğum, ve tıbbın asıl felsefesini oluşturan değerler…
Göksel bana bir kez daha umut oldu, babamın deyimiyle bir “doktor hanım” olarak. Bu ülkenin okumuş, eğitimli, vicdanlı, tertemiz kalpli bir doktor hanımının kaleminden hastalarına bakış..
Kitabın sonunda bir hikayesi var.
Bir hastasına tek akciğeriyle vedalaşması gerektiğini söylemiş. Hayatta kalması için başka çare yok.
Ve hani bir tecrübeyi yaşama zamanınız geldiğinde ilahi bir kurgu gelir, sizi elinizden tutup oraya çeker ya.. İşte öyle olmuş. Randevulu hastaları gelmeyince girmiş ameliyata ve izlemiş.
“Sol akciğerin tamamı alındığında yerinde kocaman bir boşluk kaldı.” diye yazıyor.
Öyle de canlı anlatıyor ki, ağzım kurudu resmen okurken. Gözümün önüne geliverince fena oldum.
“O göğüs boşluğunu aspiratörle yıkarlarken bir de baktım ki yanıbaşında kalp, oracıkta deli gibi atıyor. Çevresinde olan bitenden bağımsız , daha doğrusu, olanlara “rağmen” atmayı sürdürüyor. “
Ameliyattan sonra gitmiş, yoğun bakımda hastasının elini tutmuş ve demiş ki: “Çok güçlü bir kalbiniz var. Ona güvenin ve değerini bilin”.
“Bundan böyle, başıma ne gelirse gelsin, kalbim atmaya devam ettikçe hepsinin üstesinden geleceğime inanarak rahat bir nefes aldım” diyor Göksel.
İçimi çektim. Gözümün yaşını sildim. Ve oturdum bu yazıyı yazmaya başladım.
Her birimiz, işte o atan kalbiz.
Ve herşeye “rağmen”, en çok da olanlara inat, atmayı sürdürmemiz lazım.
Kalbimiz, her üzüldüğümüzde, hayal kırıklığına uğradığımızda, haksızlığa uğradığımızda, her korktuğumuzda dursaydı, bizler “hayat” diye birşeyden bahsedebilir miydik?
Vatan dediğin şey, milyonlarca kalpten oluşur.
Göğüs kafesimizde açılan bir boşluk, bizi durduruyorsa vay halimize…
Yaşayacağız. Hem de şerefle, hem de onurla, hem de merhametle, vicdanla.. Bize insan sıfatını veren tüm o aydınlık değerlerle.. Hem de o bizi bölmeye çalışan teröre inat, el ele, omuz omuza..
O gencecik fidanlar boşuna can vermemiş olsunlar.
Bize nabız gibi atmak, kalbimizin tüm bedenimize kan pompaladığı gibi, tüm kardeşlerimize sevgiyle zerre zerre nüfuz etmek düşer.
Bize kötülüğün at koşturduğu yöne yumruk sallamak değil, aksi istikamette omuz omuza yürümek yakışır.
Ve inan olsun, “yaşarız. “
Kalbimiz attıkça…
Bige Güven Kızılay
( Sevgili Göksel Altınışık’ın kitabının adı “Kalbimiz Attıkça”. D&R’ın internet sitesinden ulaşabilirsiniz. Geliri Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bağışlanıyor. Okumanızı tüm kalbimle öneririm. Kalben teşekkürlerimi kabul et Gökselcim. İyi ki varsın )