KENDİNİ BİR RENKLE ANLAT…

55eb5f3ff018fbb8f8bcd73e1

 

Beyaz = Doğal.
Turuncu = Tatlı.
Yeşil = Artist.
Sarı = Sempatik….
Mavi = Güvenilir.
Siyah = Gizemli.
Mor = Büyüleyici.
Kahverengi = Duygusal.
Lacivert = Gıcık ama tatlı.
Pembe = Tanımıyorum
turkuaz = yakışıklı/güzel
Gri = Bir tane

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Huzursuz Ayak Sendromu Olanlara Bitkisel Çözüm…

siyah-hardal-tohumu11

 

Siyah hardal tohumu, Helenistik ve Roma döneminden şimdilere kadar bilinen ve kullanımına devam edilen hardal tohumunun asıl yetişme alanı gerçekleştirilen kazılarda  Batı Asya ve Avrupa olduğu tespit edilmiştir. Hardalın pek çok türü bulunmaktadır. En çok bilinen türleri, beyaz hardal, kahverengi hardal ve siyah hardaldır.
Beyaz hardal yani yabani olarak, Kuzey Afrika, Orta Doğu, Akdeniz ve Avrupa’da kendine yetişme alanı bulmuştur. Fakat asıl yetişme alanı Himalaya’nın etekleridir. Çiçekleri sarı renge sahiptir. Yalnız, hardalın tohum kısmından üretilen baharatı ise beyaz, sarı, siyah ya da kahverengi olabilmektedir. Tat olarak hafif tatlımsıdır. Özellikle salatalarda, et yemeklerinde, peynirlerde, sandviçlerde, çorbalarda ya da süt mısırına dökülen sos olarak tercih edilebilmektedir. Genellikle baharatın bolca tüketildiği Hindistan’da ve Bangladeş’te bol miktarda tüketilmektedir.
Ülkemizde de genellikle yemeklerin içerisinde kullanılan hardal tohumu çok faydalı bir bitkidir. Hardal tohumu C, K, E ve B vitaminlerini ihtiva etmektedir. Aynı zamanda hardalın içerinde fosfor, magnezyum, kalsiyum, potasyum ve demir mineralleri bulunmaktadır. Yani sağlık açısından eşsiz bir besindir diyebiliriz. Yurdumuzda pek bilinmemekle birlikte son yıllarda popülerlik kazanmış olan bir bitkidir.
Siyah Hardal Tohumunun Faydaları
Hardal tohumu özellikle kas ağrısı şikayeti olan bireyler için faydalı bir besindir. İçerisinde mevcut olan magnezyum ve potasyum mineralleri ile kasların gevşemesine ve rahatlamasına fayda sağlamaktadır. Eğer mevcut kas ağrılarınızdan şikayetçiyseniz hardal tohumunu lapa biçimine getirip şikayet edilen bölgeye sürmeniz ağrıların hafiflemesi adına faydalı olacaktır.
Hardal tohumu kan basıncını düşürür ve bu basıncın dengelenmesine yardımcı olmaktadır. Aynı zamanda hardal tohumu ani felç ve kalp krizi riskinin önüne geçmektedir.
Hardal tohumu bedenin toksinlerden arınmasına yardımcı olmaktadır.
Hardal tohumu menopoz döneminde karşılaşılan uykusuzluk sıkıntısına iyi gelmektedir. Fazlaya kaçmamak şartı ile hardal tohumu, uyku düzeninin sağlanmasına yardımcı olmaktadır.
Mevcut balgamın sökülmesine yardımcı olmaktadır.
İştahsızlık sıkıntısı olan bireylerin iştahının artmasına ve kilo almaya yardımcı olmaktadır.

Hardal tohumunu un haline getirip içerisine az miktarda da tarçın ekleyerek tüketmek iştah açmak için tercih edilebilir.
Besin zehirlenmelerinde kusarak mideyi boşaltmak için kullanılabilmektedir.
Her sabah uyanır uyanmaz 1 su bardağı ılık suya çeyrek çay kaşığı kadar hardal tohumu ekleyin ve 20 gün kadar bir süre devam edin. Bu uygulama sayesinde gastrit şikayetinden kurtulmak için önerilen bir yöntemdir.
Hardalın yakı biçiminde göğüs bölgesine uygulanması ile göğüs bölgesinde oluşan balgamın rahatlıkla söktürülmesine yardımcı olmaktadır.
Hardal tohumu regl döneminde bayanların sıkça yaşadığı adet sancılarını hafifletmektedir.
Metabolizmanın düzenlenmesine yardımcı olur ve bedendeki yağların azaltılmasına destek olmaktadır.
İçeriğinde bulunan magnezyum sebebi ile kan damarlarının görevlerini daha iyi yapmasına destek olur. Halsizlik ve yorgunluk sıkıntılarına karşı da iyi gelmektedir. Özellikle, mesane kanseri, kolon kanseri, bayanlarda sıklıkla karşılaşılan rahim ağzı kanseri gibi pek çok kanser türü ile mücadele ederek kanserli hücre oluşumlarını yok etmektedir.
En önemli faydalarından bir tanesi de kanser görülme riskini azaltmasıdır. Önemli oranda bitkisel besin içeren hardal, içerisinde bulunan ve bitkisel besin kaynağı olan glukosinolat desteği ile, pek çok kanser türüne karşı etkin bir rol oynamaktadır.
Aynı zamanda sedef rahatsızlığı ve kontakt dermatit gibi cilt rahatsızlıklarına karşı da iyi geldiği bilinmektedir.Huzursuz ayak sendomunu geçirmektedir.
Özellikle güzelliğine önem veren bayanlar tarafından tercih edilen bir tohumdur. Kaynatılmış olan kına yaprakları ile birlikte karıştırılıp saça sürüldüğü takdirde saça canlılık kazandırmaktadır.
Hardal Tohumunun Zararları
Bu tohumun beden direkt olarak teması çok uzun sürmemelidir. Bu ciltte bazı yara oluşumlarına ve tahrişlere sebep olabilmektedir. Bu tohum yakı biçiminde kullanılacaksa gözlerle olan temasından kaçınılmalıdır. Bu yakının dumanıda gözleri yakarak acı oluşumuna ve öksürüğe sebep olmaktadır. Aşırı tüketilmesi halinde bağırsak ve midede kan toplanmasına sebep olabilir. Önerilen dozdan fazla kullanılması halinde ölüm gibi bir sonuçla dahi karşılaşılabilir.

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ÇOK ÖNEMLİ HERKES BU YAZIYI OKUMALI !!!

15350565_591648361032267_6051444668274189757_n1

 

DR. SERDAR HAKAN ÇİFTÇİ ‘ YE TEŞEKKÜRLERİM LE..
Merhabalar
İsmim Serdar Hakan ÇİFTÇİ. 46 yaşındayım. Evliyim. 20 yaşında ikiz kızlarım var. GATA mezunuyum. Tıp doktoruyum ve halen hekimliğe aktif olarak devam etmekteyim. Sağlıkla ilgili yazılanları okuduğumda gördüm ki; çok fazla bilgi eksikliği ve kavram kargaşası var. Burada konuşulanlara ayrı ayrı değil, genel olarak cevap vermeye çalışacağım. Öncelikle Tıp Fakültelerimizde besin tamamlayıcıları ilgili bir ders okutulmadığından, Türkiye deki doktorların %95 i Doçent – Profesör de olsalar, balık yağı, polen, arı sütü gibi ek besin maddelerini ve kullanım alanlarını bilmemektedirler. Geri kalan %5 ise tıbbi çalışmalarda veya yurt dışı kongrelerde tesadüfen bunlarla karşılaştığı için bilir ama onlar da nerelerde ve ne dozda kullanılacağını bilmezler. Burada suç biz doktorlarda değil; Türkiye deki Tıp eğitimindedir. Yurt dışındaki hekimler bu tür ürünleri bilmekte ve tamamlayıcı tıp olarak kendileri de dahil herkeste kullanmaktadırlar.

Aksi takdirde Türkiye de hiçbir vicdanlı doktor, 9 tane balık yağıyla romatoid artriti, aloe vera ve propolisle reflü, gastrit ve ülseri, aloe vera, propolis ve balık yağıyla astımı, balık yağı, B12 ve folik asitle psikiyatrik rahatsızlıkları, balık yağı ve argiyle damar tıkanıklıklarını, ginsengle migreni, polen ve pomesteen le kansızlığı, aloe vera, polen, fields of greens ve balık yağıyla şekeri, 6 tane besin tamamlayıcısıyla kanseri vurabileceklerini bilselerdi, kullanmazlar mıydı ? Onca insan kilo problemiyle boğuşurken, zayıflatıp sağlıklarına kavuşturmazlar mıydı onları ? Tabiki kullanırlardı ve tabiki kavuştururlardı. Meslektaşlarımın bu tür ürünlere olumsuz tepki vermelerinin altında sadece bilgi eksiklikleri değil; sağlığı paraya dönüştürmeye çalışan, tıpta ŞARLATAN dediğimiz ucube yaratıkların piyasadaki engellenemeyen varlığı da yatar. O yüzden bir hekime balık yağını, polen ya da propolisi sorduğunuzda, “Bırak bu saçmalıkları, sen doğru beslenmene bak” cümlesini duyarsanız şaşırmayın. Çünkü onlar besin maddelerinin besin değerlerini yitirdiğinin, bitkilerin genetik yapılarıyla oynandığının ve hastalıkların altında yatan nedenlerin yine bu mevcut tüketilen besin maddelerinin olduğunun farkında değiller ! Gelelim doğru bilgilere: Bitkisel omega 3, asla hayvansal omega 3 ün yerini tutmaz. Yani ceviz, ıspanak, semiz otu yiyerek bu iş olmaz. Balık yağı doğumdan ölüme kadar herkesin düzenli ve devamlı kullanmak zorunda olduğu, en önemli ek besin maddesidir. Türkiye deki meslektaşlarım bilmeseler de, dünyada en çok bilinen ve üzerinde en fazla tıbbi çalışma yapılmış (2.400 den fazla çalışma var) maddedir üstelik Omega 3. Tıbbi olarak 4 özelliği vardır balık yağının 1-Antiinflamatuar = İltihap giderici 2-Antioksidan = Temizleyip yenileyici 3-Antitümöral = Kitle engelleyici 4-Antiaterosklerotik = Damar sertliğini, daralma ve tıkanıklıkları önleyici Amerika dan İngiltere ye, Avustralya dan Almanya ya kadar herkese, üstelik doktor nezaretinde kullandırılmaktadır balık yağı. Japonya da ise balık yağı kullanımında, direkt sağlık bakanlığı devrededir. Yeni doğan bebeğe – Biz Türkiye de, bebek 6 aylık olana kadar anne sütü dışında bir şey vermezken – anne sütüyle birlikte balık yağı da vermektedirler. Üstelik te neredeyse bizim büyüklere verdiğimiz doz olan 0.9 gram/gün olarak. 3 ile 5 yaş arası tüm çocuklara bizdeki erişkin dozunun 1.5 katı olan 1.5 gram/gün verilmektedir. 50-70 yaş arası kadınlara 2.5 gram/gün, erkeklere 2.9 gram/gün Hamilelere 2.1 gram/gün Lohusalara 2.5 gram/gün kullandırılmaktadır. Sonuç ne sizce ? Türkiye de kalpten ölüm oranı %50 iken yani 2 kişiden biri kalpten ölürken; Japonya da bu oran %13 tür ! Japonya da 100 yaş üzeri yaşayan insan sayısı ise – Verileri görmeme rağmen inanmakta ben bile güçlük çekiyorum – tam 300.000 kişidir ! 90 yaşında birisi öldüğünde, “Vah vah, genç yaşta, çiçeği burnunda gitti” diyorlar oralarda Bizde ise “Maşallah. Dünyaya kazık çakmış, amma da yaşamış” deniyor. Piyasada çok ucuza satılan, Norweç, Alaska kökenli olduğu söylenen balık yağları var. Bunların bir çoğunun prospektüslerini okudum. Hiçbirisinde hangi cins balıklardan ve balığın neresinden elde edildiği yazılmamış ! Bu kadar ucuz olmaları, düşündürücü değil mi sizce de ? Benim ailemde ve kendimde kullandığım balık yağı, somon, sardalye ve uskumru gibi soğuk deniz balıklarının gövdesinden elde edilmekte. 150 ülkede denetlenmiş ve o ülkelerde satılan bir balık yağı ayrıca.

Üretimiyle ilgili danışman hekimleri ise, Tıp tarihinde “Balık yağının babası” diye bilinen, ilk defa Eskimo çalışmalarını yapmış, Grönland eskimolarının kalp krizi geçirmediklerini ve sürekli somonla beslendiklerini bulan, 300 den fazla tıbbi çalışması olan Prof.Dr.John Dyerberg. 60 lık kapsülünün müşteri satış fiyatı 83 tl. 200-250 adet olup 30-40-50 ya da 70 tl ye alınabilen, üstelik te Norweç ten Alaska dan geldiği söylenen balık yağları gerçek olabilir mi sizce? Ve kaç ülkede denetlenip satılmakta bir araştırın isterseniz. Sağlığımız bu kadar ucuz olmamalı ! Sen balığı Norweç te yakala, fabrikasını kur. Yağını çıkar. Ambalaj yap. Oradaki çalışanlarının maaşını ver. Yine orada vergi öde. Türkiye ye gönder. Türkiye de ayrıca vergi öde. Yine Türkiye de dağıtıcı firmanın karını ver. Eczanelere mal fazlası bırak. Eczanenin karını ver. Dağıtımda kullandığın representlerin parasını ver. Reklam artistlerine para ver. Ve 200 tane balık yağını 70 tl ye sat. Bu mümkün mü ? Birkaç ihtimalden biri bunların bir kısmının balık yağını, çok ucuza mal edilen balina gibi balıkların karaciğerlerinden üretip bedavaya getirdikleri ve bizim gibi ülkelerde sattıkları. Çünkü balığın karaciğerinden elde edilen balık yağları çok ucuz ama aşırı zararlıdır. Bu balık yağları A ve D vitaminlerini çok fazla içerdiklerinden, karaciğerde toksik etki yapmakta ve vücudu zehirlemektedirler !

Diğer ihtimal ise Türkiye de illegal olarak merdiven altında üretilip; yurt dışından geldiğinin söylenmesi. Olur mu olur ! Devletimiz bununla ilgilenip denetlemeli ve bizlerin sağlığını korumalı diye düşünüyorum. Sizler gibi bu tür kaliteli sitelere üye olup, bloglarda konuyu sorgulayan arkadaşlarımızın da, ucuz diye böyle balık yağlarını almamaları gerekir. Bir meslektaşım “Haftada 2 kez balık tüketen kişinin balık yağı kullanmasına gerek yok” demiş. Peki bu meslektaşım, Türkiye deki balıkların sıcak deniz balığı olduğunu, aktif omega 3 olan EPA DHA nın içlerinde yok denecek kadar az bulunduğunu ve bir kişinin alması gereken günlük doz olan 1 gram EPA DHA yı alabilmesi için her gün 17 kilo hamsi yemesi gerektiğini biliyor mu acaba? Ya Türkiye de bulunan balıkların bir çoğunun ağır metaller içerdiği gerçeği ne olacak ?

Balık yeyip yarar sağlayalım derken; tamir edilemeyecek zararlarla karşılaşıyor insanımız ! Umarım yazdıklarım biraz olsun sizleri aydınlatmıştır. Ben bir hekim olarak, bu yazıyı yazmakla vicdani sorumluluğumu yerine getirmiş oluyorum. Fakir ya da zengin hiç kimsenin bebeğinin ya da ailesinin hayatı, diğerlerinkinden kıymetli değildir ve herkesin doğru bilgiye ulaşma hakkı vardır !

kaynak: facebook karbonat sayfası

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 36 Comments »

Migren, Sindirim Rahatsızlıkları ve Ağrıdan Kurtulmak için Zencefil Suyu

Migren, Sindirim Rahatsızlıkları ve Ağrıdan Kurtulmak için Zencefil Suyu – Sağlığa bir adım

Zencefil, mutfakta ve çeşitli tıbbi nedenlerden dolayı çağlardır kullanılmış olan aromatik bir bitkidir.

Çok yönlülüğü nedeniyle dünyanın dört bir yanındaki mutfaklarda yaygın olarak kullanılan baharatlı bir yumru köküdür.

Zencefil, iltihaplanma karşıtı, ağrı kesici ve antioksidan etkilere sahip olduğu kabul edilen aktif madde olan zenceol içerir.

Aynı zamanda uçucu yağlar, vitaminler ve amino asitler için zengin bir kaynaktır. Bunlar, vücut için çok çeşitli hem içsel hem de harici yararlara sahiptir.

Alternatif Doğu tıbbında sıklıkla kullanılır. Sağlığı geliştirme özelliği nedeniyle şu anda dünyaya yayılmış haldedir.

Aşağıda, sizinle zencefil suyunun birincil yararlarını ve zencefil suyu için popüler bir tarif paylaşmak istiyoruz, siz de bu faydalardan faydalanabilirsiniz.

Hadi bir bakalım!

Zencefilin besinsel yararları

zencefil

Zencefil kökü, vücudu korumak ve çeşitli hastalıklarla mücadele etmek için kullanılabilecek muazzam bir besin kaynağıdır.

Limonen, sitronella ve zenceol gibi uçucu yağlar içerir ve bu da bu olumlu sağlık etkilerinin önemli bir kısmını sağlar.

Zenceol hepsinden en şaşırtıcı olanıdır ve aynı zamanda ona baharatlı lezzet katmaktadır. Artrit ve osteoartrit gibi hastalıkların tedavisini destekleyen güçlü bir iltihaplanma karşıtı maddedir.

Ayrıca C vitamini, B kompleks vitaminleri ve kalsiyum, krom, alüminyum ve fosfor gibi mineralleri içerir.

Buna ek olarak linoleik asit, niasin ve triptofan gibi amino asitler ve proteaz ve zingibain gibi enzimler içerdiğini de belirtmeliyiz.

Zencefil suyunun faydaları

migren

Zencefil suyu, limon ve bal ile birleştirilen, bir yumrudaki tüm besinleri konsantre eden şifa verici bir içecektir.

Çok güçlü bir iltihaplanma karşıtı, ağrı kesici ve sakinleştirici etki yarattığından, baş ağrılarını, migreni ve stres kaynaklı gerginliği gidermek için öneririz.

Beyindeki kan damarlarını alevlendirerek migrene neden olan bir madde olan prostaglandinlerin etkilerini bloke ettiği kanıtlanmıştır.

Aynı zamanda, gaz, ağrı ve hazımsızlık gibi ortak sindirim sistemi ile alakalı problemlerle mücadelede mükemmel olan harika bir sindirim toniğidir.

Aktif bileşenleri kan akışını uyarır ve varikoz ve örümcek damarlarının oluşmasını önler.

Zenceol, iltihaplanmayı azalttığı ve rahatlama hissi yarattığı için, eklem ve kas ağrısına karşı en iyi doğal ilaçlardan biridir.

Aslında, her gün ılımlı bir dozaj almak, romatoid artrit, osteoartrit ve diğer kronik iltihaplı durumlarla ilişkili belirtilerle savaşır.

Ve düşük kalorili olduğundan, metabolizmanın hızlanması ve kilo kaybının daha kolay olması için sağlıklı bir seçenektir.

Zencefil suyu nasıl hazırlanır?

limon-zencefil

Zencefil suyunu yapmak için bilim insanı olmanıza gerek yok. Ayrıca maliyetli maddeler ya da bulması zor olan bir şey gerektirmez. Onları en yakın pazarda bulabilirsiniz.

Gün boyunca genelde görülen sancıları hafifletmek için mükemmel olan, nemlendirici, iltihaplanma karşıtı bir içecektir.

Malzemeler

  • 5 çorba kaşığı taze zencefil (50 gram)
  • 3 bardak su (750 mL)
  • 1/2 limonun suyu
  • 2 çorba kaşığı organik bal (50 g)

Yapılışı

  • Taze zencefil kökünü alın ve iyice yıkayın. Daha sonra bir yemek rendesi ile rendeleyin.
  • Ardından suyu kaynatın. Su kaynayınca, zencefil ekleyin.
  • İki dakika düşük ateşte bırakın, ardından ocaktan alın.
  • İçine limonu sıkın, sonra organik bal ekleyin.
  • Bu karışımı sıcak olarak tüketebilirsiniz, aynı zamanda buzdolabında soğuk bir içecek olması için bırakabilirsiniz.
  • Günde iki ya da üç bardak için.

Reçetenin uygun olmama durumları

Zencefil suyunun çok fazla sayıda fayda sağladığı gerçeğine rağmen, içmeyi önermediğimiz bazı durumların bulunduğunu da eklemeliyiz.

Örneğin: duodenal ülser, kolit veya Crohn hastalığınız varsa içmemelisiniz, eğer aktifse bunlar ağrıyı kötüleştirebilir.

Bu bileşiklerden bazıları fetüsünüzün hormon sisteminin oluşumuna müdahale edebileceğinden hamileyken içmek de iyi bir fikir değildir. Bunu mide bulantısını sakinleştirmek için kullanıyorsanız, kadın hastalıkları uzmanınızı görmek en iyisidir.

Diyabet ya da dolaşım sistemi için ilaç kullanıyorsanız, bir uzmana danışmalısınız.

Zencefilin çok sayıda aktif maddesi bu tür ilaçların etkilerini değiştirebilir

Kaynak: sağlığa bir adım

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Arkadaş Grubunda Burçlar…

15338666_1200704280011307_2906277093412194318_n1

Koç: Grubun Havalısı

Boğa: Grubun İnatçısı

İkizler: Grubun Manyağı

Yengeç: Grubun Annesi

Aslan: Grubun Neşesi

Başak: Grubun Zekisi

Terazi: Grubun Yardımseveri

Akrep: Grubun Lideri

Yay: Grubun Baş Belası

Oğlak: Grubun Gizli Koruyucu

Kova: Grubun Sessizi

Balık: Grubun Sakinleştiricisi

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

”Ömer Hayyam adını duydunuz mu?” diye sorar.

15319195_292464054483016_1069659116457958496_n1

 

“Bursa Cezaevi denetimine Adalet Bakanlığı’ndan bir müfettiş gelir. Bir kaç gün denetim yaptıktan sonra müdüre: “- Nazım da buradaymış, çağır da görelim nasıl biridir?” der. Nazım’i odaya getirirler. Müdür koltuğuna iyice kurulan müfettiş Nazım’ı tepeden tırnağa süzer ve:
“-Demek Nazım Hikmet sensin”, der. Nazım’a oturması için yer göstermez. Kısa bir konuşma sonrası, “Gidebilirsiniz” der. Nazım tam kapıdan çıkarken durur ve müfettişe:
“-Ömer Hayyam adını duydunuz mu?” diye sorar. Müfettiş hemen atılır: “-Kim bilmez ki Hayyam’ı”
Nazım: “-Hayyam zamanında İran hükümdarı kimdi?” diye sorar.
Müfettiş şaşırır. Nazım konuşmasını sürdürür, “Görüyorsunuz, sanatçıyı anımsadınız ama hükümdarı anımsamadınız. Yıllar sonra beni dünya anımsayacak, ama dönemin Adalet Bakanını ve sizi kimse anımsamayacak” der ve çıkar.
Müfettiş yaptığı yanlışı anlar, Nazım’ı geri çağırır ama Nazım koğuşunun yolunu tutmuştur, asla geri dönmez.
Sahi, o dönemin Adalet Bakanı kimdi?”

Kaynak: Keyif Atölyesi

“Ey hayat nasıl geçersen geç”diyorsun bazen ancak ne geçmek biliyor ne de gerçek anlamda yaşıyorsun.

15171051_343192269394792_6596975820143771416_n1

 

“Ey hayat nasıl geçersen geç”diyorsun bazen ancak ne geçmek biliyor ne de gerçek anlamda yaşıyorsun. Tüm olumsuzluklara yenilip, içindeki canavara teslim oluyorsun. Kendini nasıl sabote ettiğinin dahi farkında değilsin. Sınırlayıcı inançlar ve olumsuz düşünceler ile oluşturduğun çemberin dışına çıkamıyorsun. Çoğu insan da sınırlayıcı düşüncelere sahip olduğundan tamamen habersizdir ve sen yalnız değilsin.
Geçmişi değiştiremeyeceğini bilmeli insan, değiştirmeye çalışmanın da anlamı yok. Bunun yerine düşünceleri değiştirmeli ve bilinçli seçimler yapmalı. Daha huzurlu, başarılı ve coşkulu bir yaşam için kendini yeniden programlamalısın.
Bu programlama için de bazı temel kurallar vardır.
İlk şey bolluk zihniyetinde olmak. Kıtlık bilincinde tutan söylemlerden uzaklaşmak. Yeterli olduğunu bilmek ve içindeki güce inanmak. Başkaları ile yarışmak zorunda değilsin. Gerçek mutluluğa ve bolluğa sahip olmanın yolu gereksiz rekabetten uzaklaşmaktır.
Bolluk ve bereket içinde hayat yaşamanın vazgeçilmez parçası şükran duymaktır. Her gün minnettar olacağın o kadar çok şey listeleyebilirsin ki.
Şükran günlüğü tutmaya ne dersin?
Minnettar olduklarını yazmanı öneriyorum. Şükran alışkanlığı daha çok mutlu olmana yardımcı olacaktır. Mutluluk içinden gelir, şükran basit ama güçlü bir etkiye sahiptir. Şükran sadece duygusal bir duygu ya da tepki değil, yaptığımız bir seçimdir. Benlik saygını artıran, huzurlu bir uyku sağlayan ve enerji düzeylerini dengeleyen faydasını da unutmamak gerekir.
Sahip olduğun bolluğu başkaları ile paylaştığında hayatın tadını daha çok çıkarmaya başlayacaksın. Mutluluk paylaşımını yaymak harika bir yoldur. Sevdiklerine vakit ayır, tebessüm etmeyi unutma. Heal Your Life® Workshops and Seminars sayfasından
Kendini Sev,Hayatını İyileştir
Bahar Paksoy

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Negatif Enerjili İnsanlardan Korunmak İçin Çok Basit Bir Teknik…

dsc05173-solar-medium11

 

Basit bir metot daha.
Diyelim ki, negativiteyle karşılaştınız, neşenizi çalıyorlar.
Ortam, karşınızdaki insan, telefondaki insan, televizyondaki insan, negatif.
Toplu ulaşım araçları, hastaneler, vergi daireleri, taziye evleri zaten hep negatif, ama aslında, her yerde mümkün.
En ilginç olan, aslında pozitivite vaadeden yerler:)
Çünkü oralarda insanlar negativiteden kurtulmaya geliyorlar filan.
Negatif, gücünüzü azaltan şeyler, bazen iyi zannedip, sevdikleriniz de negatif olabilir, ama bu başka bir konu.
Böyle bir durumda, 3. çakrayı kapatmalısınız.
3. çakra, göbek deliğinizin 4 parmak üstündeki nokta.
Ve başta insan kaynaklı olanlar olmak üzere, negativitenin bünyenize giriş kapısı.
Enerji kullanmayı bilip bilmemeniz de önemli değil.
Hangi eliniz olursa olsun, hatta tasavvuf büyüklerinin iki elle yaptıkları gibi de olur, o noktayı, el ayanızın ortasına gelecek şekilde, elinizle kapayın.
Göreceksiniz, o sırada size haksız eleştirilerde de bulunsalar, hakaret, hatta küfür de etseler, etkilenmeyeceksiniz.
“Neden böyle yapıyor, sevgisiz biri galiba, haydi ona gülümseyeyim, iltifat edip gününü güzelleştireyim” bölümü opsiyonel ve bonus.
Ama etkilenmeyeceksiniz.
Korku filmlerinde korkmayacak, sevmediğiniz liderlere kızmayacak, telefonda, kontrolünüzü kaybetmeyeceksiniz.
Vız gelip, tırıs gidecekler.
Eğer sizi kasten üzmek isteyenler varsa, bu metot onları başta, biraz daha kızdırabilir.
Çünkü sizi artık kontrol edemediklerini fark ederler, ve bir süre sonra, bundan vaz geçmek zorunda da kalırlar.
Ama o da, onların sorunu:)

Her zamanki gibi, basit, kolay, ve garantili.
Korunmaya hakkımız var.
Korunmanın huzurunda buluşalım

Korkut Keskiner

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

MUTLULUĞUN GİZLİ ANAHTARI (ŞÜKRETMEK)

gulenkadin1

 

 

Aslında herkesin elinde olan ama çoğumuzun kullanmayı bir türlü beceremediği o gizemli anahtar!
İnsanın kendi iç zenginliğini fark etmesine yol açan; farkındalığını çoğaltan, hayatın daha anlamlı, daha yaşanabilir olduğunu kanıtlayan bir insani duygu. Bir anlamda mutluluğun gizli anahtarı, şükretmek…
Oysa ki kullanmayı bilenler hayatın o en güzel anlarını iliklerinde hisseder, şükrettikçe ruhunun zenginliğini daha da çoğaltır. Mutluluğunun farkına varıp hayatına yeni mutluluklar katar. Evet mutluluğunu fark eder. Çünkü hepimiz sahip olduğumuz o kadar çok şey adına mutluyuz ki aslında. Ama farkında değiliz; elimizin tersiyle itip duruyor, kendimizden uzaklaştırıyoruz. Oysaki küçücük bir gayretle farkına varmaya başladığımızda sayıları karşısında şaşıracağımızdan; mutlu olmamıza yetecek kadar çok sayıda değere sahip olduğumuz için hepimizin aslında çok zengin olduğundan kimsenin şüphesi olmasın.
Bunu bir kere değil, beş kere değil tıpkı nefes alır gibi her an hissetmeliyiz. Neden mi? Çünkü farkındalığın gücünü kendi içimizde yaşatmaya başladığımızda ancak, etrafımızda bizi mutlu etmek için bekleyen çok özel detayların olduğunu anlayabiliriz. Elimizdeki her şeyin, sahip olduğumuz tüm sevgilerin kıymetini daha güçlü hissederiz. Dışarıda bizi düşünerek, bizim için çarpan kalpler olduğunu bilmek bile şükretmek için yeterli neden değil mi sizce?
Sevebiliyorsanız özgürce sevginizi haykırabiliyorsanız, seviliyorsanız, paylaşıp çoğalıyorsanız, sevdikleriniz için çabalıyor, onların gözlerinde tatlı tebessümler yaratabiliyorsanız ne mutlu size. Şükredin tüm bunlara. Elinizdekileri kaybetmeden değerlerinin farkına varın, çünkü inanın bana herkes kendi ölçüsünde çok zengin. Yeter ki o zenginliğin farkına varalım, yeter ki zengin olmamıza sebep olan her bir detay için şükretmesini bilelim.
İnanmak ve beklemek, beklerken elimizdeki azlara, çoklara her şeye şükretmek; aslında tüm yapacağımız bu. Olumsuz duygu ve düşüncelerden olabildiğince uzak durarak iyi şeyleri hatırlamak. Güzelliklerin yine güzellikleri çektiğini, karamsar ve negatif duyguların ise çoşkumuzu bir balon gibi söndürdüğünü unutmadan. Hep olumlu, hep seven, hep mutlu ve sevgi dolu.
Peki sorarım size hangimiz bunu sıklıkla yapıyor ve yeterince şükretmesini biliyor? Maalesef etrafımızdaki örnekler bir elin parmaklarını dahi geçmiyor. Biliyorum bu hayat şartlarında, onca olumsuzluğun içinde bunu başarmak hiç kolay değil ama bunu öğrenebiliriz. Tekrarlarla tıpkı bir dersi çalışır gibi hevesle, canla başla. Her gün bakış açımıza, farkındalığımıza yeni bir tuğla ekleyerek. Her olayda edindiğimiz tecrübelerle attığımız adımları daha da sağlamlaştırarak. Tek tek, özenle, yılmadan ve her defasında denemekten heyecan duyarak, isteyerek.
Çünkü her şeye rağmen hayat çok güzel. Yaşamak, nefes almak, bu serüvenin bir parçası olmak çok önemli. Yaşam koşturmamız içinde her defasında şükretmemiz gereken fark edemediğimiz o kadar çok güzellik var ki… üstelik tümü mutluluğumuza mutluluk katacak kadar önemli detaylar.
Sabahları uyanırken, gözlerimizi ilk açtığımız anda sağlıkla gerinebiliyorsak eğer… işte ilk neden karşımızda duruyor bile. Ne dersiniz? Sağlıklı olmanın parayla bile ölçülemeyecek derecede önemli olduğunu hepimiz biliyoruz, öyle değil mi? Biliyoruz da hangimizin aklına bunun için şükretmek geliyor ki? Ancak hastalandığımızda, sağlığımızı kaybetmeye başladığımızda değerini anlıyoruz; ama iyileşince her şey tekrar eskiye dönüyor, rutine biniyor ne yazık ki…
Tıpkı bunun gibi bir başka örnek… market arabamızı elimizdeki listeyle doldurup eve geldiğimizde tüm alabildiğimiz nimetler için şükretmemiz gerekmez mi sizce; hele hele istediklerini, özlediklerini, onlardan da önemlisi ihtiyaçlarının çoğunu alamayanları düşününce? Peki bizler ne yapıyoruz; elimizin ağırlığından, yorgunluğumuzdan dem vuruyoruz öyle değil mi?
Bunlara benzer örnekleri çoğaltmamız mümkün elbette ama bunların pek çoğunu fark edebilmemiz için mutlaka bir şeylerin sebep olması, bize bir şekilde hatırlatılması gerekiyor. Oysaki… kendiliğinden fark edebildiğimiz, şükür edebildiğimiz ölçüde mutluluk kıvılcımları daha bir etkili olacak, denizin mavi serinliklerinin ruhumuzu dinlendirmesi gibi daha bir sarıp sarmalayacak dört bir yanımızı.
Kendi mutluluğunu fark edenler çoğaldığında ise sadece kendileri mutlu olmakla kalmayıp; etrafındaki kişilerin, sevdiklerinin kalplerini de bu ışıltıyla ısıtıp sıcacık yapacaklar. Sadece tek bir eylemle ne kadar çok şey başarabiliriz aslında düşünsenize; yapacağımız tek şey bunu unutmamak, o kadar.
Gelin şükreden insanlardan olalım, gelin tercihimizi bu yönde kullanalım ve güne gülerek başlayalım, her yeni günde yaşanacak pek çok güzellik olduğuna yürekten inanalım. O günü daha gelmeden, yaşamadan mutluluk adına tüm frekanslarımızı açık olarak bekleyelim. Ve unutmayalım ki günümüz güzel geçecek; üstelik eğer dün için yaşadıklarımıza şükredersek, bugünümüz dünden daha zengin ve güzel olacak.
Ben buna inanıyorum ve her sabah yatağımdan gülümseyerek kalkmanın keyfini yaşıyorum. Ya siz?
Sevgiyle kalın.
Belgin ERYAVUZ
____________________________________________________________________________

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Yaşadığınız her anın tadını çıkarın. Kıymetini bilin. Geriye yaşadığımız güzel anlardan başka bir şey kalmıyor…

01shutterstock_1144325321

 

Üniversitede çıktığım bir çocuk vardı. Bir gün okul çıkışı Fenerbahçe parkına gittik. Karşıdan elinde bir dolu uçan balonu olan bir satıcı bize doğru yürümeye başladı. Erkek arkadaşım baloncuya yanaştı ve belki 15 tane balon aldı bana. Ve tüm harçlığı bitmiş oldu…
Ben de bütün bir hafta koca bir gülümsemeyle gezdim. Eve o balonları götürürken yolda herkesin bana şaşkınlıkla bakması ve benim gururla o balonları tutuşum hala aklımda…
Hala o mutluluk ve şaşkınlık içimde… Yaşadığınız her anın tadını çıkarın. Kıymetini bilin.

Geriye yaşadığımız güzel anlardan başka bir şey kalmıyor…
Sağlıcakla,
Anette

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ayvalar Rüyalar Aleminde… Günün Fotosu…04/12/2016

img_6668

By Anette İnselberg

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »