Geçmişin Yükleriyle Bağ Kesme Çalışması… 14 Aralık Çarşamba 19.30-22.00 Arası…

15310747_1120535264726121_1944163774_n1

 

Hala eski işimize, eski sevgilimize kızgın mıyız?
Bir müzik çaldığında ya da bir dizi seyrettiğimizde ağlama krizleri mi geliyor?
Eski patronunun sana yaptığı haksızlığı affedemiyor musun?
Annene babana mı kızgınsın?
O zaman bu çalışma tam sana göre…
Dolunayın tamamlanma enerjisini arkamıza alıyoruz ve yüreğimize çöreklenmiş tüm eski anı ve kişilerle bağlarımızı kesiyoruz.
Bu atölye çalışmasında:
 Oyunlar oynanıyor
 Altın makasımız bir elimizde, siyah kurdelemiz bir elimizde bağ kesme çalışmaları yapılıyor
 Çeşitli meditasyonlar yapılıyor
 Bağlarımızı kestiğimizin kontrolünü yapılıyor
 Ve tüm öfke ve kızgınlıklarımızı küle çevriliyor
 Ve temizlenip arındıktan sonra niyet yazma çalışması yapılıyor
 Niyet çanağımızda niyetlerimiz yıkanırken Deeksa enerjisiyle onları kuvvetlendirip evrene yollanıyor
Bu çalışma ayda bir kez sadece “Dolunay”da yapılır
Seminer saatleri 19:30 – 22:00 arasıdır
Başvurular
Anette İnselberg
Cep: 0(536) 798 68 68 & http://www.anettei̇nselberg.com/
Nea Yaşam
Teşvikiye Mahallesi, Profesör Doktor Mülfde Küley Sk. N.28 D.15 K.4 0(212) 219 19 30

Kendisi Sordu ” Boynun Neden Eğri”…

15349740_10210642659689936_1571683957644689617_n1

Konfüçyus’un eşlerin birlikte mutlu bir hayat sürmeleri için 14 öğüdü var.

15317863_1468513833176367_9055337938431322166_n1
1- Tedavi edilemez derecede romantik olun.
2- Birlikte kitap okuyun, elele tutuşun ve birlikte düzenli yürüyüşlere çıkın.
3- Gülümsemeler bulaşıcıdır. Ona da bulaştırın.
4- Güvenilir bir sırdaş olun ve onu hiç kimseye şikayet etmeyin.
5- Onun en sevdiği çiçeği, rengi, müziği, şiiri ve yazarı bilin.
6- Ona, beklemediği hoş sürprizler yapın. Hiçbir neden yokken de kart ya da küçük aşk notları yollayın.
7- Birbiriniz için özel ve gizli takma adlar bulun.
8- Aşk, birlikte saçmalamaktır. Arada bir, birlikte sonuna kadar saçmalayın.
9- Kimin haklı olduğunu tartışmayın, neyin doğru olduğuna karar verin. Her tartışma sonunda barış anlaşmasını bir öpücükle imzalayın.
10- Sevdiğinizi yalnızca onun duyabileceği biçimde eleştirin. Övgünüzü ise bütün dünyaya duyurun.
11- Bedeninize iyi bakın. Daima sağlıklı ve dinç olmayı hem kendinize hem de ona borç bilin.
12- Bir kucaklaşmadan ilk ayrılan siz olmayın.
13- Eş seçmek kitap seçmeye benzer, iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir. İceriği sağlam olmadıkça sonunu getirmek zordur.
14- Aşk için evlenin. Hem eşinizin hem de kendinizin en iyi arkadaşı olun..

Konuştuğumuz Kelimeler Beynimizi Değiştiriyor…

zihin-okuma-teknolojisi1

Son çalışma harika sonuçlar sunuyor: Kullanmayı tercih ettiğiniz kelimeler beyninizi gerçekten değiştiriyor.
Thomas Jefferson Üniversitesi’nden nörobilimci Dr Andrew Newberg ve bir iletişim uzmanı olan Mark Robert Waldman “Kelimeler Beyninizi Değiştirebilir” isimli kitap üstünde birlikte çalıştılar. Kitapta şöyle diyorlar: “Tek bir kelime bile fiziksel ve duygusal stresi düzenleyen genlerin üzerinde etkilidir.”
‘Aşk’, ‘huzur’ gibi pozitif kelimeler kullandığımızda, bilişsel düşünceyi artırarak ve frontal loblardaki bölgeleri güçlendirerek,
beynimizin işleyişini değiştirebiliriz. Olumlu kelimeleri olumsuzlara göre daha fazla kullanmak, beynin motivasyonla ilgili bölümlerini harekete geçirebilir.
Spektrumun diğer ucunda ise şu var: negatif kelimeleri kullandığımızda stres kontrolüne destek olan bazı nöro kimyasalların üretilmesine engel oluruz. Her birimiz öncelikle endişe ve ilkel beynimizin hayatta kalabilmek için tehlikeli durumlardan bizi nasıl koruması gerektiğiyle ilgili donanıma sahibiz.

Yani negatif kelime ve görüşlerin düşüncelerimiz arasına girmesine izin verdiğimizde, beynimizin korku merkezini(amigdala) harekete geçiriyoruz ve stres üreten hormonların sistemimiz içine baskın yapmasına izin vermiş oluyoruz. Bu hormonlar ve nörotransmitterler mantığı ve mantıksal düşünmeyi bloke eder, normal fonksiyonlarında devam etmelerine engel olurlar. Newberg ve Waldman şöyle diyorlar: “Öfkeli sözcükler beyine, alarm mesajları gönderirler, frontal loblardaki mantık ve mantıksal düşünme bölgelerini kısmen kapatırlar.” Kitaplarından yaptığımız bir alıntı, ‘doğru’ kelimeleri kullanmanın beynimizi nasıl gerçekten değiştirdiğini gösteriyor:
Zihninizde pozitif ve iyimser bir kelime bulundurduğunuzda, frontal lob aktivitesini canlandırırsınız. Bu bölgeler, sizin eyleme geçmenizi sağlayan motor kortekse doğrudan bağlı olan dil bölgelerini de içerir. Araştırmamızın da gösterdiği gibi, olumlu kelimelere ne kadar odaklanırsanız, beyninizin diğer bölgelerini o kadar etkilemeye başlarsınız.
Paryetal lobdaki işlevler değişmeye başlar; bu da sizin kendiniz ve de iletişimde bulunduğunuz insanlar hakkındaki algınızı değiştirir. Kendiniz hakkında olumlu bir görüşünüz, diğer insanların da iyi yönlerini görmenizi sağlarken; kendiniz hakkındaki olumsuz bir görüşünüz de sizi şüphe ve vehme sürükleyecektir. Zaman içinde bilinçli kelimeleriniz, düşünceleriniz ve hislerinize tepki olarak talamusunuzun yapısı değişecek. Talamusdaki değişiklikler gerçeği algılama biçiminizi etkileyecektir.
Pozitif Psikoloji üzerine yapılan bir araştırma,  pozitif kelimeler kullanmanın etkilerini gösteren detaylar sunuyor. 35-54 yaş arası bir grup yetişkinden, o gün içinde yolunda giden 3 şeyi nedenleriyle birlikte yazmaları istendi. Sonraki 3 ay boyunca mutluluklarının artmaya, depresyon duygularının da azalmaya devam ettiği gözlendi. Olumlu kelimelere odaklanarak ve bunları yansıtarak, genel sağlığımızı iyileştirebilir ve beynimizin işlevselliğini artırabiliriz.
Enerjinizi hangi kelimeler üzerine odaklıyorsunuz? Eğer hayatınızın istediğiniz kadar güzel olmadığını fark ettiyseniz, olumsuz kelimeleri ne sıklıkla kullandığınızı not etmek için bir defter tutun. Gerçekten daha iyi bir hayatın ne kadar kolay ulaşılabileceğini gördüğünüzde şaşıracaksınız: Kelimeleri değiştirin, hayatınız değişsin.
Çeviren : Sıdıka ÖZEMRE

kaynak: e-mistik

Lanetli bir tür: Homo sapiens

 

Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens, vardığı her yere ölüm getiren insan türünün tarihini anlatırken, insanın bugün en güçlü olduğu noktada ne istediğini bilmeyen tanrılara dönüştüğünün altını çiziyor. Kardeş türlerini ortadan kaldıran Homo sapiens, gezegen genelinde bir tür ekolojik seri katil olarak tanımlanıyor.

Bugün bulunduğumuz yerden geçmişe ve geleceğe baktığımızda göreceğimiz şey, hâlâ büyük oranda sırlarla dolu olan insan aklının baş döndürücü olduğu kadar ürkütücü de olduğudur.

sapiens kitapSimgesel düşüncenin ve takiben dilin doğuşuna kadar bir “doğal tür” olarak yaşamını sürdüren insan, çağlar boyunca gelişerek organik-inorganik varlıkları yaratabilecek konuma gelmiştir. Akıl, onu bir kez harekete geçirince, durdurulamayan bir tepkimeye girmiş gibi gelişmiştir. Ancak, varacağı nokta daha üstün başarılar getirebileceği gibi, kendi kıyametini de getirebilir. İsrailli tarihçi Yuval Noah Harari, Kolektif Kitap’tan çıkan “Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens” başlıklı kitabında, türümüzün, yani Homo sapiens’in tarihini anlatıyor. İnsanın ortaya çıkışı, diğer insan türleri gibi konularla başlayan kitap, tarıma geçiş, bilimin ilerleyişi gibi tarihsel konuları işlerken para, din, emperyalizm, mutluluk gibi farklı konulara da ayrı başlıklarda mercek tutuyor.

6 insan türü

Maymunları “kuzenlerimiz” olarak niteleyen Harari’ye göre, nasıl ki maymunların çeşitli türleri varsa 100 bin yıl önce yeryüzünde de 6 farklı insan türü bulunuyordu. Bunlardan adını en çok duyduğumuz tür kuşkusuz Homo neandertalis (Neandertal). Buna karşılık Homo erectus’un yeryüzündeki var olma süresi hala Homo sapiens’in kat kat üstünde. Bugünkü Endonezya’da yer alan Flores Adası’nda yaşamış Homo florensis türü ise boyutları ile dikkat çekiyor. Bu tür, en fazla bir metre boya ulaşıyor ve 25 kiloyu geçemiyordu. Bu türler tamamen yok olmuş durumda ve bunun sebepleri ile de ilgili farklı teoriler var ama her teorinin içinde Homo sapiens’in yıkıcılığı sabit öğe olarak yerini koruyor. Buna karşılık türler arası çiftleşme gerçekleşmiş gibi. Zira, bugünün modern insanının genlerinde yüzde 1 ila 4 arasında Neandertal DNA’sı, Aborjinler’de ise yüzde 6’ya varan oranda Homo denisova DNA’sı bulunuyor.

sapiens (1)

Tarım ve yabancılaşma

Tarihin büyük bir kısmı boyunca avcı-toplayıcı olarak yaşayan insan için değişimi başlatan adım, tarımı keşfederek yerleşik hayata geçmek (Tarım Devrimi) oldu. Bazı antroploglara göre avcı-toplayıcı dönem bir tür altın çağdır. Harari de tarıma geçişin, insana, doğa yasaları gibi kendi içinde acımasız yasaları olan avcı-toplayıcı zamanlardan daha iyi bir hayat getirmediğini ancak bir kez adım atıldıktan sonra geri dönüşün pek mümkün olmadığını belirtiyor. Tarıma geçen toplumların daha sefil bir hayat yaşamaya başladıklarını belirten Harari, kitabın dini ele alan bölümünde de, “Tarım Devrimi’nin ilk dini sonucu, bitkileri ve hayvanları ruhani bir yuvarlak masanın eşit üyelerinden birer metaya çevirmiştir” sözleri ile yabancılaşmanın altını çiziyor.

Ekolojik seri katil

Gün geçtikçe hızlanan türlerin yok oluşunun bugüne ait bir durum olduğunu düşünürüz. Harari, insanın tarihini yazdığı bu kitapta, aslında bu yok oluş sürecinin Homo sapiens’in tarih boyunca yayılması ile doğru orantılı olduğunu gösteriyor. Kardeş türlerini ortadan kaldıran Sapiens, gezegen genelinde bir tür ekolojik seri katil olarak tanımlanıyor. Sapiens, özellikle büyük memeli hayvanların ortadan kalkmasına sebep oldu ve bu süreç devam ediyor. Kitapta yer alan bilgilere göre, Sapiens’in ortaya çıkmasından sonra Kuzey Amerika, büyük memeli cinslerinin 47’sinden 34’ünü kaybetti. Güney Amerika da 60’tan 50’sini. Homo sapiens, ayak basmadan önce Avustralya’da 50 kilonun üstünde 26 keseli hayvan yaşıyordu. Bugün bunlardan geriye yalnızca kangurular kaldı.

homo sapiens (3)

Hayvandan tanrıya

Kitabında insanı kötü yanlarıyla aktardığı gibi özellikle bilimin getirdiği olumlu yanları da ele alan Harari, Sapiens’in geleceğini de irdeliyor. Bugünden geçmişe bakarken aklımıza “Maymunlar Cehennemi” filmi geliyor. Maymunlar Cehennemi, doğaya yabancılaşan insan türü için bir korku filmidir. “Biz değil başka bir canlı da olabilirdi” demektir. Kutsal ışığımıza düşen karanlık bir gölgedir. Geleceğe bakarkense artık bu eşiği değil ama kendi yaratabileceklerimizin korkusu içimizi kaplar. Harari, organik-inorganik yaşam türleri oluşturmanın ilk adımlarını atan insan için, hayvandan tanrıya dönüştüğü bu hikayede, “Her zamankinden daha güçlüyüz ama bunca güçle ne yapacağımızı bilmiyoruz” diyor. Türlere ölümü getiren canlılar olmak kolaydı. Öldürdük ve yedik. Peki, yaşam veren bir tanrı olmak?

kAYNAK: gAİA DERGİ

Kendin İçin Yapman Gereken Yedi Şey…

ruya-kovucu-dovmesi-dream-catcher-tattoo-11-e14414501153061

  1. Senin için doğru insanlarla görüş… Gülümseyen, anlayışlı, mutluluk veren…
  2. An’ı kaçırmadan yaşamaya başla…Şimdi buradasın, nefes al, huzuru hisset
  3. Mutluluğunu ön plana… Ancak sen mutlu olursan mutlu edebilirsin
  4. Kendine karşı dürüst olmaya başla… Sana doğru gelmeyen şeyi hayatından çıkart
  5. Problemlerinle yüzleş ve çözüm üret… Nasıl bir pozitif çıkış yolu bulabilirim
  6. Kendine karşı nazik ol…Kendini yargılamaktan vazgeç…Kendini küçümsemekten vazgeç…KENDİNİ SEV…
  7. Yeni ilişkiler kurmaya açık ol…Yürümeyen ilişkilere tutunmaya çabalama…Kaynak: Mistik yol

Duyguları ifade edebilmek hayatın anahtarı.

kelebek1

 

Rahmetli anne dedem eğitimciydi, tarih ve edebiyat öğretmeni ve cumhuriyetin İzmir Muallim Mektebi müdürüydü.
Baba dedemin de katıldığı ilk iktisat kongresinden sonra, vergi mevzuatı makaleleri yazmıştı.
Ama edebiyat eleştirileri de yazmıştı.
Hep şunu söylemiş, “çocuklara öğretilmesi gereken tek şey, ifade-i meramdır. Meramını ifade edebilen, hayatını kurtarır.”
Sonra geceleri, okuduğu kitaptan bir anda ayrılıp, uzun geceliği üzerinde, pencereyi açıp, Karantina mahallesine, “kim içiiin ve ne içiiin?” diye bağırdığıyla ilgili tevatürler de var.
Zaten o da, “deli ve veli arası bir harf” dermiş.
Rahmet istedi, andık.
Hem deli, hem veli, biraz da Ali, ama en çok “öğreten adam” handikaplarım oradan.
Gerçi annemin anne, ve babamın baba tarafı da öğretmen dolu.
Genetik kökenlerimin her yanıyla barışalı çok oldu.
Konuya geri dönersek, duyguları ifade edebilmek hayatın anahtarı.
İnsanlar önce ikiye ayrılır.
Duygularının farkında olabilenler ve olamayanlar.
Duygularının farkında olamayanlara, duygusal zeka eğitimleri lazım.
Ama duygularının farkında olup da ifade edemeyenler için, durum daha zor.
Kendilerini ifade etmekten korkmaları bir yana, bu yüzden kendilerine saygıları da azalıyor.
Ve bir çok bedensel hastalığın kaynağı da, sadece bu.
Neden korkuyorlar?
Duygularından değil, doğru ifade edememekten korkuyorlar.
Çünkü geçmişte, onlara bu öğretilmemiş.
Her duygunun doğal, hatta ilahi olduğu, evrenin Dünya’da duygu zenginliği istediği, hem bireysel duygu dalgalanmalarının, hem kümülatif, kitlesel duygu dönüşümlerinin kaderlerimizin anahtarı olduğu anlatılmamış.
Ama en çok duygularını fark etmek, ve zarafetle ifade etmek öğretilmemiş.
Çin atasözü der ki, “başımızı derde sokan sadece iki şey vardır, susmamız gereken yerde konuşmak, ve konuşmamız gereken yerde susmak.”
Bütün duygularımızı ifade etmeliyiz ki, pişman olmayalım.
Ama, nasıl ifade edeceğimizin eğitimi de çok önemli.
Amaç sadece duygularınızı karşı tarafa iletmek, ve bunlar gerçek duygular olmalı.
Karşı tarafı yönlendirmeden, cevap vermeden, savunma yapmadan, tahrik etmeden.
“Üzüldüm”, “korktum”, “endişeliyim”, “çekingenim”, “aslında canım istemiyor” ve vesaire.
Bunlar zaaf değil, duygu.
Ve son derece insani.
“Üslub-u beyan, ayniyle insan” da denir.
Önce rafine olup, sonra zarif bir üsluba geçebilmek, daha mantıklı.
Ama çocuklarımıza duygularını farkedip, sonra bunları zarif ifade edebilmeyi öğretirsek, onlar bizim kadar zorlanmazlar.
El özet, yanlış duygu yoktur, yanlış olan ifade edememek, ya da yanlış ifade etmektir.
Konya Türkmenlerinden, İzmir’de yüzyıllardır yaşamış, “Güzel Ahmetler”den, İsmail Nevzat Çelikoğlu anne dedemin de dediği gibi, ifade-i meramda, ve onun zarafetinde buluşalım.

Korkut Keskiner

Burçlar Ne Kadar Kin Tutar?

15317778_10154272731231701_2072118485215015125_n1

Koç: En fazla 24 saat

Boğa: Ölünceye dek. Belki öldükten sonra bile

İkizler: Bir 30 saniye kadar

Yengeç: Yıllarca

Aslan: Evrenin sonuna kadar

Başak: Birkaç ay

Terazi: 2 sn. Büyük haltlar yemediyseniz tabi

Akrep: Sonsuza dek

Yay: 2 Gün

Oğlak: Özür dilemeyin bile.

Kova: 1 yıl

Balık: Belki 2 ay

Anlamamışsın Yogayı Ekrem…

15349690_10154795689792272_2629064643201781673_n1

Açlık Savunma Mekanizmasını Yeniliyor…

NOBEL ÖDÜLÜ: AÇ KAL UZUN YAŞA | Haberin Merkezi 

Eskişehir’den Çocuklara Dürüstlük Aşılayan Örnek Proje: Dürüstlük Kantini

Bugün size ülkede geleceğe dair umutları yeşerten, mutlu eden bir haberden bahsedeceğiz.

Yer Eskişehir’in Mihalgazi ilçesinde bir ortaokul. Bu ortaokulu diğerlerinden farklı kılan ise hayata geçirdikleri bir proje. Adı ise Dürüstlük Kantini.

Çocuklara dürüstlüğü, adaleti ve güven duygusunu aşılayan bu enfes projeyi merak edenleri aşağıya doğru alalım.

Sorumlusu olmayan kantinden çocuklar alışveriş yaparak parasını bırakıp çıkıyorlar

internethaber

“Dürüstlük Kantini Projesi”, Mihalgazi Ortaokulu’nda haftada iki gün uygulanan pilot bir proje.

Bu proje kapsamında öğrenciler sorumlusu bulunmayan kantine gelerek ihtiyaçlarını alıyor, parasını kasaya bırakıyor, gereken durumlarda da para üstünü kasadan kendileri alıyorlar.

Bu proje okulun ilk benzer projesi de değil üstelik. Okulun müdürü Vedat Duman’ın verdiği bilgiye göre okulda daha önceki yıllarda da “Dürüstlük Dolabı” projesi yapılmış ve 2016-2017 eğitim öğretim yılında da bunu “Dürüstlük Kantini” olarak devam ettirmeye karar vermişler.

Projenin amacı ise çok açık; çocukların dürüstlükle ilgili davranışlarının pekiştirilmesi.

“Kasamız sürekli fazla veriyor”

internethaber

Öğrencilerine sonsuz bir güven duyan okul yöneticilerinin bu güveni de boşa çıkmamış. Bütün adalet sistemini öğrencilerin elinde olan bu projede hiçbir kontrol mekanizması kullanılmamasına rağmen proje çok başarılı bir şekilde ilerlemeye devam ediyor.

Proje sorumlusu öğretmen Seyhan Doğan’ın söyledikleri de her şeyi açıklar türden:

“Normal günlerden daha çok keyif aldıklarını söylüyor öğrencilerimiz. Kendi kendilerini kontrol ederken onları görmeniz lazım. ‘Senin aldığın şey 50 kuruş, paranın üstünü alır mısın’ diyen bir kontrol mekanizması olan arkadaşı var kimi zaman yanında. Kasamız sürekli fazla veriyor. Bu çok önemli. Belki öğrencilerimizin yanlış hesaplamaları yüzünden kasa eksik verebilir diye düşünürken sürekli artıyı gördük. Bu değeri koruyan ve bu ahlakla yetişip büyüyen çocuklar ileride ülkemiz için çok faydalı olacak, buna inanıyorum.”

Çocuklar da çok memnun

internethaber

“Ürün stoklarımız belli fakat herhangi bir kontrol mekanizması kullanmıyoruz. Bütün adalet sistemi o an öğrencinin elinde. Öğrencilerimiz bu anlamda şimdiye kadar bizi mahcup etmedi. Akademik eğitim önemli ama önceliğimizin değerler eğitimi olması gerekiyor. Bizler eğitimciler olarak öğrencilerimize ne kadar güvendiğimizi hissettirebilirsek onlar o kadar verimli hale geliyor” diyen okul müdürünü öğrenciler de hiç mahçup etmemiş. Çünkü onlar çocuklara güvendiklerini hissettirdikleri kadar öğrenciler de o kadar adaletli, dürüst ve kendine güvenen bireyler olduklarını kanıtlamışlar.

Son olarak sözü okulun 5. sınıf öğrencisi Arda Tek’e verelim:

“Herkes kendi dürüstlüğünü gösteriyor. Arkadaşlarımız sınavdan çıktığında ya da teneffüslerde kantinden istediğini alıyor, parasını bırakıyor. Bazen arkadaşımızın parası yanında yoksa biz veriyoruz.”

Hem okul yönetimini, hem de bu güzel minikleri alkışlıyor, keşke bu uygulama tüm ülkeye yayılsa diyoruz. İyi ki varsınız.

Kaynak: yemek.com