Duyguları ifade edebilmek hayatın anahtarı.

kelebek1

 

Rahmetli anne dedem eğitimciydi, tarih ve edebiyat öğretmeni ve cumhuriyetin İzmir Muallim Mektebi müdürüydü.
Baba dedemin de katıldığı ilk iktisat kongresinden sonra, vergi mevzuatı makaleleri yazmıştı.
Ama edebiyat eleştirileri de yazmıştı.
Hep şunu söylemiş, “çocuklara öğretilmesi gereken tek şey, ifade-i meramdır. Meramını ifade edebilen, hayatını kurtarır.”
Sonra geceleri, okuduğu kitaptan bir anda ayrılıp, uzun geceliği üzerinde, pencereyi açıp, Karantina mahallesine, “kim içiiin ve ne içiiin?” diye bağırdığıyla ilgili tevatürler de var.
Zaten o da, “deli ve veli arası bir harf” dermiş.
Rahmet istedi, andık.
Hem deli, hem veli, biraz da Ali, ama en çok “öğreten adam” handikaplarım oradan.
Gerçi annemin anne, ve babamın baba tarafı da öğretmen dolu.
Genetik kökenlerimin her yanıyla barışalı çok oldu.
Konuya geri dönersek, duyguları ifade edebilmek hayatın anahtarı.
İnsanlar önce ikiye ayrılır.
Duygularının farkında olabilenler ve olamayanlar.
Duygularının farkında olamayanlara, duygusal zeka eğitimleri lazım.
Ama duygularının farkında olup da ifade edemeyenler için, durum daha zor.
Kendilerini ifade etmekten korkmaları bir yana, bu yüzden kendilerine saygıları da azalıyor.
Ve bir çok bedensel hastalığın kaynağı da, sadece bu.
Neden korkuyorlar?
Duygularından değil, doğru ifade edememekten korkuyorlar.
Çünkü geçmişte, onlara bu öğretilmemiş.
Her duygunun doğal, hatta ilahi olduğu, evrenin Dünya’da duygu zenginliği istediği, hem bireysel duygu dalgalanmalarının, hem kümülatif, kitlesel duygu dönüşümlerinin kaderlerimizin anahtarı olduğu anlatılmamış.
Ama en çok duygularını fark etmek, ve zarafetle ifade etmek öğretilmemiş.
Çin atasözü der ki, “başımızı derde sokan sadece iki şey vardır, susmamız gereken yerde konuşmak, ve konuşmamız gereken yerde susmak.”
Bütün duygularımızı ifade etmeliyiz ki, pişman olmayalım.
Ama, nasıl ifade edeceğimizin eğitimi de çok önemli.
Amaç sadece duygularınızı karşı tarafa iletmek, ve bunlar gerçek duygular olmalı.
Karşı tarafı yönlendirmeden, cevap vermeden, savunma yapmadan, tahrik etmeden.
“Üzüldüm”, “korktum”, “endişeliyim”, “çekingenim”, “aslında canım istemiyor” ve vesaire.
Bunlar zaaf değil, duygu.
Ve son derece insani.
“Üslub-u beyan, ayniyle insan” da denir.
Önce rafine olup, sonra zarif bir üsluba geçebilmek, daha mantıklı.
Ama çocuklarımıza duygularını farkedip, sonra bunları zarif ifade edebilmeyi öğretirsek, onlar bizim kadar zorlanmazlar.
El özet, yanlış duygu yoktur, yanlış olan ifade edememek, ya da yanlış ifade etmektir.
Konya Türkmenlerinden, İzmir’de yüzyıllardır yaşamış, “Güzel Ahmetler”den, İsmail Nevzat Çelikoğlu anne dedemin de dediği gibi, ifade-i meramda, ve onun zarafetinde buluşalım.

Korkut Keskiner

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s