KAÇAN DELİLER!…..:)

15726608_1695675480743666_7297794375368964932_n1
Olay gerçektir. Elazığ’da geçer. 1960’lı yıllar! Elazığ Akıl hastahanesinden personelin bir ihmali sonucu bütün deliler kaçar, Elazığ’ın cadde ve sokaklarına dağılırlar. Toplam 423 deli kaçmıştır. Mülki makamlar panikler, Başhekime koşup “Doktor bey ne yapalım?” diye sorarlar. O zamanın ünlü doktoru Mutemet Bey hastahanenin başhekimidir. Mutemet Bey : “Bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin” der. Doktor önde birkaç personeli arkasında Kara trencilik oynayarak bütün Elazığ’ı “çuf çuf” nidalarıyla dolaşırlar. Başhekimin tahmini tutmuştur, bütün deliler bu kuyruğa girer vagon olurlar. Lokomotif, yani başhekim Mutemet bey yönünü hastahane’ye çevirince tüm kaçan deliler hastahaneye geri dönmüş olurlar. Sorun çözüldüğü için Mülki makamlar ve doktorlar, trencilik oynayıp hastahaneye döndükleri için de deliler hallerinden çok memnundur.
Ancak esas sorun akşam yoklama yapıldığı zaman ortaya çıkar; Hastaneye trencilik oynayarak gelenlerin sayısı 612 kişidir.

Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı.

15672947_10154855005614099_3779322816104120167_n1

 

 

Yaşlı kadın yatağından kalktı.
Sabah ezanının insan ruhuna huzur veren sesi oda içinde yankılanıyordu.
88 yaşından beklenmeyecek bir çeviklikle pencereye doğru yöneldi. Pencereyi açması ile birlikte odaya ezan sesi ile birlikte baharın güzel kokusu ve kuş cıvıltıları doluştu.
Penceresinden gözüken Kurtuluş Parkına bakarak yaşlı ciğerlerine sabahın ılık esintisi ile doldurdu. Abdestini aldı, sabah namazını kıldı. Mutfağa yöneldi. Çayla birlikte bir iki lokma bir şeyler atıştırdı.
Oturma odasına yöneldi. Eski bir fiskos masasının yanındaki koltuğuna ilişti.
Masanın üstü çerçeveler ile doluydu. Bir tanesine uzandı, camının üzerinde titreyen parmaklarını dolaştırdı.
Çerçevenin içindeki fotoğrafta İstiklal madalyalı kara yağız bir adamla, makyajsız olmasına rağmen güzelliği göz alan bir kadın birbirlerine bakarak gülümsüyorlardı.
Yaşlı kadın ‘Günaydın Anne, Günaydın Baba’ dedi. Usulca yerine koyduğu çerçeveye bir bakış daha attıktan sonra başka bir çerçeveyi eline aldı.
Bu siyah beyaz fotoğrafta da subay üniformalı bir adamla bir gelin yan yana duruyorlardı. Yaşlı kadın çerçeveyi titreyen dudaklarla öptü. ‘Günaydın Kocacığım’ dedi. Kadın bu çerçeveyi de bıraktıktan sonra üçüncü ve son çerçeveye uzandı.
Artık gözlerinden yaş damlıyordu. Fotoğraftaki biri erkek diğeri kız çocuklara bakıp ‘Günaydın Evlatlarım’ dedi.
Tüm çerçevelere kısaca göz atıp ‘Sizleri, hepinizi çok özledim’ dedi.
Gözlerinde biriken yaşları sildi. Artık ağlamak için bile yaşlı hissediyordu kendini. Ağır ağır doğrulduğu koltuğundan eski telefonuna doğru yöneldi. Ağır ağır numaraları çevirdi. Karşısına çıkan adama ‘Bir taksi istiyorum’ dedi ve adresi verdi. Kapısını kilitleyip, apartman merdivenlerine yöneldi. Yıllarca çekmediği zorluk kalmamıştı ama şimdi bu merdivenler hayatının en büyük engeli olmuştu. Ağır ve dikkatli bir biçimde iniyordu.
Sabırsızlanan taksi şoförünün çaldığı korna sokağı inletiyordu. ‘Patlama be adam’ dedi. Nihayet taksiye binebildi.
’Teyze hoş geldin’ dedi 25-30 yaşlarındaki şoför. ‘Nereye gidiyoruz?’
Kadın kısa bir sessizliğin sonunda ‘Tüm bir gün beni taşırmısın?’ diye sordu.
‘Sana 500 lira veririm.’
Adam küçümser bir gülümseme ile, ‘Mal sahibi benden her gün 500 lira istiyor teyze’ dedi.
Kadın gülümsedi
‘O zaman sana 650 lira vereceğim ne dersin?’
‘Kurtarmaz ama senin güzel hatırını kırmayayım. İlk önce nereye gideceğiz?’
‘Anıtkabir’e’
‘Anıtkabir’e mi?
‘Evet’
‘Tamam teyzeciğim’
‘Yaş kaç teyzeciğim?’
‘Seksen sekiz’
‘Maşallah Allah uzun ömür versin teyzeciğim’
‘Allah sağlıklı mutlu ömür versin oğlum’
‘Haklısın teyzecim’
Taksi Anıtkabir’in kapısına gelmişti. Şoför ‘Teyzeciğim geldik’ dedi. Dalgın görünen kadın ‘Evladım burada yardımına ihtiyacım var’ dedi. ‘Benimle gel’ Adam şaşırmıştı. ‘Tabii teyze’ dedi. Kuşkulu gözlerle ‘Bizi buraya alırlar mı?’ diye sordu.
O ana kadar dalgın ve yorgun görünen kadın, bir anda irkildi. Gözlerinden ateş fışkırarak ‘Ne demek almamak? Sen daha önce hiç gelmedin mi buraya?’ dedi
‘Hayır’
‘Kaç yıldır Ankara’da yaşıyorsun?’
‘Ben Ankaralıyım teyze. Doğma büyüme’
‘Ee o zaman’
‘Ne bileyim bir kez okulla gelmiştik bayramda. Bayram olmayınca burası kapalı sanıyordum ben’
Kadın sinirli bir şekilde kafa salladı.
Şoför utanmıştı. Mozoleye çıkan mermer merdivenlere kadar konuşmadılar. Merdivenlere geldiklerinde Şoför kuşkulu bir şekilde
‘Nasıl çıkacaksın Teyze?’ diye sordu.
‘Her ay nasıl çıkıyorsam öyle’
‘Her ay geliyormusun?’
‘Evet’
Uzun bir uğraşla merdivenleri çıktılar. Mozoleye doğru ağır ağır ilerlediler. İçerisi çok serindi. Şoför büyük bir azimle yürümeye çalışan kadının koluna girmişti. Kadının nefes alışları sıklaşmıştı. Nihayet mozolenin önüne geldiler. Kadın şoförün kolundan ani bir hareketle kurtuldu. Çantasını açtı. Tek bir karanfil çıkardı. Mozoleye doğru ilerledi. Çiçeği mozoleye koydu. Şoför şaşkınlıkla olayı seyrederken kadının ağzından şu sözlerin döküldüğünü fark etti.
‘Hayatım boyunca sana verdiğim sözü tutmak için çalıştım’. Ağır ağır geriye çekilen kadın ellerini açıp Fatiha okumaya başladı. Şoför kısa bir şaşkınlığın ardından ona katıldı. Kadın bir anlık suskunluktan sonra, ‘Hadi gidelim’ dedi.
Geldiklerinden çok daha ağır bir şekilde arabaya döndüler. Şoför kadının durumundan endişelenmeye başlamıştı.
‘Yoruldun mu Teyze’ dedi.
Kadın sustu.
Bir süre suskunluktan sonra ‘Evet hem de çok yoruldum’ diye cevapladı.
‘Nereye gidiyoruz?’
‘Bankaya’!
Şoför arabasındaki kadının herhangi biri olmadığını anlamıştı. Bu yaşlı kadının Atatürk’e verdiği söz ne olabilirdi? En sonunda dayanamadı.
‘Teyzeciğim bir şey sorabilirmiyim?’
‘Sor bakalım evladım’
‘Anıtkabir’de Atatürk’e bir söz verdiğinizi söylemiştiniz. O söz nedir?’
‘Uzun hikaye evladım’
‘Olsun be teyze anlat ne olur’
‘Ben lisedeyken bizim okulumuza gelmişti Atatürk. Beni de ona çiçek vermek için seçmişlerdi. Çiçeği verdiğimde bana ismimi sordu. Bende ‘Adalet’ dedim. Bunun üzerine ‘Ne güzel ismin varmış’ dedi. ‘Okulu bitirince ne olacaksın’ dedi bana. Hemşire dedim. Oda ‘Güzel meslek ama bence sen Hakim ol ismine çok yakışır’ dedi. Ben kadından hakim olmaz ki dedim. Kaşlarını çattı, ‘Sen istedikten sonra olur. Senden söz istiyorum hakim olacaksın’ dedi .’
‘Sen ne dedin peki?’
‘Mustafa Kemal emretmiş ne denir? Söz verdim.’
‘Peki olabildin mi Adalet Teyze?’
‘Evet ben Cumhuriyetin ilk kadın hakimlerindenim.’
‘Vay be. Sende ne hikaye varmış Adalet Teyze’
‘Herkesin bir hikayesi vardır evladım. Herkesin hikayesi de kendine göre değerlidir. Eğer insanların hikayelerini bilip anlayabilirsen insanlara daha anlayışlı davranabilirsin’
‘Haklısın Adalet Teyze. Bu banka mı gelmek istediğin’?
‘Evet’!
‘Yardım edeyim mi? Bende geleyim mi?’
‘Hayır. Sen burada bekle lütfen.Bu arada adın neydi evladım?’
‘Osman teyzeciğim’
‘Tamam Osman. Beni 45 dakika kadar sonra buradan al olur mu?’
‘Tamam teyzeciğim’!
Adalet hanım bankadan içeri girdi. Osman öğlen saatinin geldiğini
fark edip yemeğe gitti. Yemek boyunca Adalet hanımı düşündü.
‘Kim bilir neler yaşamış, neler görmüştür’ diye düşündü. Tam vaktinde bankanın önündeydi. Adalet hanım 15 dakikalık gecikme ile geldi.
‘Hoş geldin Hakim Teyze’
‘Çok uzun zamandır bana Hakim denmemişti.’
‘Hoşuna gitmediyse söylemeyeyim?’
‘Yok aksine hoşuma gitti. Sağol’
‘Nereye gidiyoruz?’
‘Seyranbağlarına’
‘Tabii’
‘Hakim Teyze çok yer gezmişsindir sen’
‘Tüm Anadolu’yu karış karış gezdik rahmetli kocamla’
‘Ne iş yapardı amca?’
‘Subaydı.’
‘Ne zaman vefat etti?’
‘1952′de’
‘Çok olmuş.Gençmiş’
‘Kore savaşında şehit oldu.’
‘Allah rahmet eylesin Hakim teyze’
‘ Sağol’
‘Seyranbağları’na geldik nereye gideceğiz?’
‘Sağa sap. İkinci binanın önünde dur.’
‘Tamam.Buyur Hakim Teyze.Geleyim mi ben’
‘Yok bekle burada’
Osman beklemeye başladı. Bir ara merak etti. Binanın uzaktan görünen levhasına baktı. ‘Seyranbağları Kız Yetiştirme Yurdu’ yazısını okudu. Anlam veremedi. ‘Bu kadın burada ne yapar ki?’ diye düşündü.
Yarım saat sonra Adalet hanım göründü. Yanında orta yaşlı kibar bir hanım vardı. Adalet hanımı arabaya ağır ağır bindirdi. Kadın ‘Adalet Hanım size ne kadar teşekkür etsek azdır. Her zaman yanımızdasınız. Kızlarda sizi çok seviyor. Ne olur arayı çok uzatmayın. Yine gelin’ dedi.
Adalet hanım, buğulu gözlerle ‘İnşallah. Kızlara selamımı söyleyin. Bende onları çok seviyorum. Onlara iyi bakın’ dedi.
Araba hareket etti.
‘Nereye Hakim Teyze?’
‘Hemen iki sokak öteye’
Osman iki sokak ötede bu sefer başka bir binanın önüne park etti.
Bu binada da ‘Ankara Seyranbağları Huzurevi’ yazıyordu.
‘Bekle beni’
‘Tabii Hakim Teyze’
Yine 1 saate yakın bir bekleyişin sonunda bu sefer etrafında bir çok yaşlı kadın ve adamla çıkageldi Adalet Hanım. Sarılıp
öpüştükten sonra oradan ayrıldılar. Osman dikiz aynasından Adalet Hanım’ın gözlerinden akan yaşları fark etti.
‘İyi misin Hakim Teyze’
‘İyiyim Osman. Eski dostları görünce insan bir hoş oluyor’
‘Nereye gidiyoruz?’
‘Cebeci Asri Mezarlığına’
‘Tamam’
‘Teyze nerelisin sen?’
‘Aydın Sökeliyim. Babam orada pamuk ekerdi. Annem ev hanımıydı. Sonra Kurtuluş Savaşı oldu. Babam savaşa gitti. Söke işgal oldu. Biz dağlara kaçtık annemle. Saklandık dağ köylerinde. Savaş bitince Söke’ye döndük. Allah’a Şükür Babam’da sağ salim döndü savaştan.’
‘Sonra ne oldu?’
‘Liseye Aydın’a gönderdi babam. Orada Atatürk’le karşılaştım. Sözümü tutmak için İstanbul’a gittim. Hukuk fakültesine girdim. Orada rahmetli eşimle karşılaştım. O Harbiye’de okuyordu o zaman. Mezun olunca evlendik..’
‘Çocuğunuz var mı?’
‘Bir kızım bir oğlum vardı.’
‘Neredeler şimdi?’
‘Oğlum dışişlerinde çalışıyordu.’
‘Ne güzel’
‘1978′de Fransa’da Ermeniler öldürdüler.’
‘Üzüldüm Hakim Teyze. Başın sağ olsun. O da babası gibi şehit oldu yani’
‘Evet. Şehit babanın şehit oğlu. Allah kimseye evlat acısı vermesin.’
‘Amin. Ya kızın?’
‘O eşi ve çocukları ile İzmit’te yaşıyordu. Öğretmendi. 1999′da depremde hepsi vefat ettiler.’
‘Allah rahmet eylesin.Boş boğazlığımla üzdüm seni Hakim Teyze kusura bakma’
‘Sanki sormasan aklımdan çıkıyorlar mı evladım.Sen üzülme sağol’
‘Geldik Teyze’
‘Tamam evladım. Al işte paran artık gidebilirsin.’
‘Hakim teyze buradan nasıl döneceksin? Ben seni bekleyeyim eve bırakayım.’
‘Yok beni alacaklar buradan’
‘Hakim Teyze bu para fazla. Kusura bakma ben sana yalan söyledim.
Taksinin sahibi benden 350 lira bekliyor. Affet beni. 350 ‘yi ona veririm. Gerisi kalsın.
Bende para istemem. Bugün senden aldığım hayat dersinin parasal karşılığı yok zaten.’
‘Çocukların var mı?’
‘İki tane ellerinden öperler.’
Taksinin güneşliğinden çocuklarının resimlerini çıkarıp gösterdi.
‘Adları nedir?’
‘Kemal ve Ayşe’
‘Oğlumun adı da Kemaldi.’
Sessizliğin ardından Osman’ın elindeki parayı ittirdi Adalet Hanım..
‘Onlara bir şeyler al benim için. Onları okut. Ama yalansız, dolansız, çok çalışarak helal lokma ile büyüt ve okut.
Atatürk’ün bana yaptığı gibi içlerindeki gücü fark etmelerini sağla.
Bir de vatanını, milletini sevmelerini öğütle onlara.’
Osman Adalet Hanımın ellerine sarılıp öptü. Ona iyi evlatlar yetiştireceğine söz verdi.
Adalet hanım mezarlığın kapısından ağır ağır içeri girerken; Osman yaşlı gözlerle onu izliyordu.
Hayatının en büyük dersini kendisi küçücük, yüreği yaşadığı acılara rağmen kocaman ve güçlü bu yaşlı kadından almıştı.
Osman arabasını mal sahibine götürmeye karar verdi. Bu gün daha fazla çalışamazdı.
Ertesi gün Ankara’da garip bir yağmur yağıyordu. Sanki gök delinmişti. Osman taksiyi mal sahibinden almış, durağa gelmişti.
Çay ocağının yanında duran gazeteyi aldı. İlk sayfadaki haberlere göz gezdirdi.
Siyaset doluydu gazete. Hiç anlamazdı. Sıkılıp adli olayların yer aldığı üçüncü sayfayı açtı. Taksiciler arkadaşları ile ilgili kötü haberleri genellikle oradan alırlardı.
Göz gezdirirken bir haber dikkatini çekti:
’Dün gece geç saatlerde Cebeci Asri mezarlığında bulunan cesedin Cumhuriyet tarihinin ilk Kadın Hakimlerinden Adalet YILMAZ’a ait olduğu belirlendi. Adalet YILMAZ’ın bulunduğu yerdeki mezarların eşine ve oğluna ait olduğu belirlendi. YILMAZ vefat ettiği gün bankadaki tüm parasını çektiği, bu parayı ikiye bölerek Seyranbağları’ndaki bir kız yetiştirme yurdu ile bir huzurevine bağışladığı belirlendi. Polis, Adalet YILMAZ’ın mezarlığa ölmek için gittiğini düşünüyor.’
Osman bir anda sarsıldı. Gözyaşlarına engel olamıyordu. Taksici arkadaşları hiçbir şey anlamadılar.
Bir daha da hiç anlatmadı Osman bu yaşadıklarını.
Herkesin tek bildiği Osman’ın bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında
’Gökler bile sana ağlıyor’ diyerek ağladığıydı..
.
.
İşte bu günlerde de adalet ağlıyor..

Çocukta Özgüven Nasıl Oluşur?

ozguvenli-cocuk-yetistirmede-sen-yaparsin-demek-yeterli-mi1

 

Özgüven nedir? Kendi ile barışık, kendini sevme hali mi?
Günümüz dünyasında bireyin kendisi ile olan barışını bozan o kadar çok etken var ki.
Kızınız varsa dediğimi daha da iyi anlayabilirsiniz.
7-8 yaşına kadar ailenin prensesi, dünyanın en güzel kızı olan miniğiniz, toplumla etkileşime başladığında, okul yıllarında, dünyanın en güzel kızı olmadığının bilincine varıyor.
Haftasonu okuduğum bir gazetede bir araştırmadan bahsediyordu.
Dove’un tüm Türkiye’de yaptığı bir Güzellik Araştırması’na göre  bugün Türkiye’de kadınların fiziksel özgüvenleri %40’lara gerilemiş durumdaymış. Yani kadınların neredeyse %60’ı kendini güzel bulmuyormuş. Aynı araştırmada mutluluk endeksi de ölçülmüş ve bu aynı kadınların mutluluklarının da düştüğü görülmüş.
Fiziksel özgüven düşünce mutluluk da etkileniyormuş.
Fiziksel özgüven düşünce sosyallik de etkileniyormuş.
Her 10 kadından 6’sı kendini güzel hissetmediği için sosyal ortamlara katılmıyormuş.
Her 10 genç kızdan 7’si ise yemek yemeyi bırakıyormuş.
Nedir bu özgüven? Kimler özgüvenli? Özgüven ile ukalalık arasındaki ince çizgi nerede başlıyor ve bitiyor?
Sevgili Özgür Bolat diyor ki: “Özgüveni yüksek bir insan değerli hissetmek için dış kaynağa ihtiyaç duymaz. “Ben ben olduğum için mutluyum. der.””
Özgüvenin 3 ana unsuru varmış: Değerli hissetme duygusu, Ben yapabilirim duygusu ve Gelişim.
Pekiii, nasıl bu duyguyu çocuklara vereceğiz?
Sizce “Kırmızı elbisenle çok güzel olmuşsun” dersek değeri neye veriyoruz?
Elbiseye mi, kızımıza mı?
“Matematikten 90 aldın. Bravo akıllı oğluma” dediğimizde değer nereye gidiyor?
Akıllı olmasına mı, çocuğumuza mı?
Ya “Biraz zayıfladın mı sen? Çok güzelsin.” dediğimizde?
Zayıf olmazsa değersiz olduğu duygusu yaratılmıyor mu? Zayıf değilsek çirkin miyiz?
Çevremizde güzellik kusursuzluk ile eş değer olarak dayatılıyor bize.
Her tarafta ideal vücut ölçülerine sahip kadın modeller, kusursuz dişler, gülüşler, sosyal medyada dolaşan ideal aile resimleri.
Küçük yaşlarda çocuklara özgüven aşılamak daha kolay. Büyüdükçe iş zorlaşıyor. Çünkü akranlarının ve çevrenin acımasız eleştirileri yanıbaşlarında.
Kendi görünüşü ile barışık olan çocuk, arkadaşının “Kulakların da çok büyükmüş” demesiyle kafasını kulaklarına takıyor. Ya da “Bluzunu kotunun dışarısına çıkar istersen, kalçan daha güzel gözükür” diye fikir veren arkadaşının bu sözünden sonra o genç kızda kendi fiziksel görünüşü hakkındaki güveninin seviyesi nerede sizce?
Benim özgüvenim yüksektir. Kendimle barışığım. Kilom yok mu? Var. Dert ediyor muyum? Bazen.
Yine de kendimi seviyorum. Beni ben yapan kilom, gözlerim, güzelliğim, kıyafetlerim, evim, arabam değil. Ben ben olduğum için değerliyim.
Ailem ne mi yaptı?
SEVGİ
Ailem şartsız, koşulsuz her zaman sevgi verdiler. Ne yaparsam yapayım beni seveceklerini biliyordum. İyi ki onlara sahibim.
ÖVGÜ
Beni yerli yersiz övmediler. Evet, bazen akıllı kızımı fazla fazla kullanmış olabilirler o kadar. Açıkçası o da ilerleyen yıllarımda bazı girişimlerimde “Ya başaramazsam?” ı düşündürttü bana. Başaramazsam akıllı etiketimin durumu ne olacaktı? Bunu da aştım.
Ancak yeni yeni, esas başarının ne olduğunu keşfettim. Kendinle barışık olmak, denemekten korkmamak, düşmekten çekinmemek, gerekirse geri çekilmek, gerekirse yolu değiştirmek.
FİZİKSEL GÖRÜNÜŞ
Güzelliğime çok fazla takılmadılar. Fena bir tip değildim. Ama aile içinde “Güzel kızım, muhteşem kızım” sözlerini bana sarfetmediler. Kendimi geliştirmeme izin verdiler. Güzelliğimi ön plana koymadılar.
İç güzelliğinin ve iç değerlerin her zaman fiziksel güzellikten önemli olduğunu bana aşıladılar.
Kendine yakışanı bulmak, vücut tipine göre giyinmek sonradan edindiğim beceriler.
TERBİYE / DAVRANIŞ
Bana terbiye verdiler. Doğruyu, yanlışı, oturmayı, kalkmayı öğrettiler. Büyüklerime saygıyı, otobüste yer vermeyi, karşıdakini dinlemeyi de.
Dik durmak, biriyle tanıştığında selamlaşmak, el sıkışını güvenli yapmak, bir ortama girdiğinde nasıl davranacağını bilmek hep sonradan gözlemle edindiğim beceriler.
SORUN ÇÖZME BECERİSİ
Sorunlarımı çözmeme izin verdiler. Benim için arkadaş sorunlarımı çözmediler. Tartıştıysam, bir problemim varsa beni dinlediler.
Fazla öğüt vermediler. Çözümü kendim bulmam için izin verdiler.
Haklı bile olsam haklısın demediler. Haksızsam haksızlığımı kabul etmemi beklediler. Sözün kısası kendi sorunumu kendim çözdüm.
BAŞARMA HİSSİ
Bana hiç bir zaman ders çalıştırmadılar. Ben istemedikçe ellerinde kitap tutup, bana sorular sormadılar. Kendi kendime çalıştım.
Başarım, ya da başarısızlığım hep kendi eserim oldu. Başarılı oldukça, akademik başarı hoşuma gitti. Daha küçükken kızıma da söylediğim gibi “Başarılı olmanın en zor yanı, hep başarılı olmaya devam etmek zorunda olmandır.”
SEN DEĞERLİSİN VE ÖZELSİN
Kendimde özel olanı bulmama izin verdiler.
Beni programa boğmadılar. Sinemadan, tiyatroya, baleden, piyanoya koşturmadılar.
Sıkılmama izin verdiler.
Kendi güçlü yanlarımı bulmam için bana alan ve zaman yarattılar. O sıkıcı pazar günleri olmasaydı, belki de “Bir Kelime Bir İşlem” seyretmezdim. Ya da bu kadar çok kitap okuyan bir insan olmazdım.
HEDİYE VERME
Beni hiçbir zaman hediyeye boğmadılar. Evet, hediyeler aldılar.
Ama esas hediyeleri bana verdikleri zamandı. Beraber çıktığımız seyahatler, okul sonrası sohbetlerimiz, anne-kız, baba-kız zamanlarımız.
Benim için hiç bir zaman fazla meşgul değildiler.
ÖRNEK OLMA
Kendileri de öz güvenleri yüksek bireyler olarak bana örnek oldular.
İLETİŞİM
Benimle her zaman iletişim içinde oldular. Arkadaşlarımdan, derslerimden, okulumdan, sosyal hayatımdan hep haberleri oldu. Ama sorgular bir şekilde değil. Gözlemle ve benimle konuşarak.
Kendimi değerli hissetmemi sağladılar.
Bu dönemin çocukları biraz daha şanssız.
Ellerindeki aletlerle çok fazla insana ve çok fazla hayata ulaşabiliyorlar.
Bu insanların ve hayatların sosyal medyadaki mükemmelleştirilmiş görüntüleri kendilerini eksik hissetmelerine sebep olabiliyor.
Kapitalist düzen almaya ve sahip olmaya odaklı. Bu nedenle de sahip olduklarının onları daha değerli kılacağını zannediyorlar.
Biz ne yapabiliriz?
Elimizdeki aletleri biraz bırakıp, öncelikle onların gözünün içine bakalım.
Konuşalım.
En önemlisi dinleyelim.
İnanın çocuklar kendi yollarını kendileri buluyorlar.
Yeter ki dinleyelim ve zaman ayıralım.

Kayna: Bahar Anah mias

Bir kahve içimlik paylaşımlar için

Yağ Yakmak ve Kolesterol Kontrolü için Patlıcan Suyu

Kiloyu ve kolesterol düzeylerini kontrol etmek, sağlık üzerindeki olumsuz etkileri bilindiği için bir çok insanın önceliği haline geldi.

Basit estetik algısının ötesinde, vücuttaki yağ birikimi kalp hastalığı, şeker hastalığı ve eklem hastalıkları gibi kronik problemlere neden olabilir.

Bu nedenle sağlık ve beslenme uzmanları, yaşam tarzınızı iyileştirebilecek bir dizi sağlıklı alışkanlık ve öneri sunmaya başladı.

Besin değeri sayesinde fazla kiloları daha kolay kaybetmenize yardımcı olacak sağlıklı alternatiflere işaret eden bir dizi “hileler”den de bahsediliyor.

Patlıcan suyu hem kan dolaşımının temizlenmesini hem de kilo vermeyi kolaylaştıran doğal bir seçenektir.

Bu içecek, vücudunuzu daha fazla kalori yakmak ve zararlı lipitleri ortadan kaldırmak için harekete geçiren antioksidanlar bakımından çok zengindir.

Düzenli tüketimi, özellikle kilo vermede güçlük çeken insanlar için diyet programına eklemlenebilecek büyük bir destektir.

Peki, patlıcan suyunun faydaları nelerdir?

yag%cc%86Konu yağ yakma olduğunda bu sebzenin başlıca avantajlarından biri, çok miktarda besin ve çok az miktarda kalori sağlamasıdır.

Suyun önemli içeriği, sıvı tutulumunu ve iltihaplanmayı engelleyen bir diüretik etki sağlar.

Güçlü bir antioksidan olan E vitamini sayesinde patlıcan suyu daha iyi bir kan dolaşımı sağlar ve kalp rahatsızlığı riskini azaltır.

Ayrıca potasyum ve sodyum açısından zengindir. Bunlar doğru miktarlarda kullanıldığı zaman sinir sistemini ve kardiyovasküler sisteminizin sağlığını iyileştirebilir.

Patlıcan suyunu tüketmek aynı zamanda metabolizma işlevlerinizi geliştirirken, kan şekeri düzeylerini kontrol eder ve vücudunuzun detoksunu destekler.

Lif içeriği bağırsak hareketlerini arttırır ve kabızlık ile gaz gibi sorunları önler.

Lif daha tok hissetmeniz ve yağların damarlarda birikmesi yerine bağırsaklarda emilmesini arttırmak için birebirdir.

Göz ardı edilmemesi gereken diğer bir özellik ise, patlıcanın safra üretimini uyarması ve karaciğerin yağ tutmasını önleyerek bu organın sağlığını geliştirmesidir.

Patlıcan, içeriğindeki bol miktarda magnezyum ve demir ile kansızlık ve bağışıklık sistemi hastalıkları çekenler için birebirdir.

 

Yağları yakmak ve kolestrolü kontrol etmek için patlıcan suyu hazırlanışı

patlican1

Patlıcan suyunu hazırladığınız ve tükettiğiniz zaman, sadece genel sağlığınıza fayda sağlayıp kilo vermekle kalmaz, aynı zamanda gündelik yaşam aktiviteleriniz için çok daha fazla enerjiye sahip olursunuz.

Daha önce bahsetmediğimiz bir diğer avantaj ise, bu içeceği hazırlamanın çok kolay ve ucuz olması – çünkü malzemeleri her markette bulmak mümkün.

Haydi gelin, yapalım.

 

Malzemeler

  • 1 orta boy organik patlıcan
  • 1 limonun suyu
  • 1 litre su
  • 1 büyük cam kavanoz

Hazırlanışı

  • İlk olarak patlıcanları biraz organik elma sirkesi ve sodyum bikarbonat ile durulayın.
  • İyice dezenfekte olduktan sonra küplere doğrayın.
  • Bunları cam kavanoza koyun ve bir litre suyu ekleyin.
  • Limonun suyunu sıkın. Cam kavanoza ekleyin.
  • Bu içeceği buzdolabına koyun ve bir gece boyunca bekletin.

Patlıcan suyunu nasıl ve ne kadar tüketmeli?

  • Detoksu desteklemek için, bu içeceği her ay 7 gün boyunca ardı ardına içmelisiniz. 
  • Ayrıca haftada üç kez ya da öğünlerin dışında her yemek yeme ihtiyacı duyduğunuzda tüketebilirsiniz.
  • Bir litre su günde bir kaç bardak olarak tüketilmeli. Mesela her öğünden önce bir bardak şeklinde…

Kilonuzu kontrol etme konusunda en iyi sonuçları elde etmek için, meyve ve sebze tüketimini artırmanız ve yağlı, şekerli yiyecekleri ve rafine edilmiş unlu ürünleri azaltmanız ideal bir fikirdir.

Ayrıca her gün en az 30 dakika egzersiz yapmalısınız.

Bu basit ipuçlarını izleyerek haftalar içinde birkaç santim kaybedebilirsiniz. Bununla birlikte, herkesin metabolizmasının farklı şekilde çalıştığını ve bazı insanlar için bu sürecin daha uzun sürebileceğini hatırlatmak isteriz.

Patlıcan içeriğindeki solanine maddesi yüzünden aşırı miktarda çiğ yenmemelidir çünkü bu madde kusmaya ve ishale neden olan bir alkaloiddir. Ancak bundan korkacak bir şey yoktur. Burada önerdiğimiz miktarda tüketirseniz herhangi bir sorun yaşamayacaksınız.

Kaynak: sağlığa bir adım

Şeker Hastalığından Mahlep, Çörek Otu, Tarçın, Üzüm Çekirdeği İle Kurtulun!

 

mahlep-corek-otu-tarcin-uzum-cekirdegi

Tip 2 diyabet dünyada ve ülkemizde en sık görünen rahatsızlıklardan birisidir. Fakat şeker hastalığı ile yaşamanın kader olmadığı bilinmelidir.

Fazla kiloların sebep olduğu bu hastalıktan fazla kilolardan kurtulduğunuzda tamamen şeker hastalığından kurtulmak mümkündür. Şeker hastalığından kurtulmanın bir yolu da şeker düşürücü ve insülin düzenleyici bitkilerden geçmektedir.

seker-hastaligina-uzum-cekirdegi

Bu bitkilerin bir karışımı şeker seviyesini birkaç ayda düzenli kullanıldığında normal seviyelere düşürmektedir. Denenmiş bir kür olan mahlep, çörekotu, tarçın ve üzüm çekirdeği karışımı şeker hastalığını tamamen ortadan kaldırmaktadır. İnsülin seviyesini ayarladığı için kullanan kişilerin iştah seviyesi azalarak fazla kilolarından kurtulduğu da görülmektedir.

Mahlep, Çörekotu, Tarçın, Üzüm Çekirdeği

Mahlep, çörekotu, tarçın ve üzüm çekirdeği nasıl kullanılır? Bu 4 tane bitki öğütülerek toz haline getirilmelidir. Her birinden 50 gram olmalı ve hepsi birden harmanlanmalıdır. Her yemekten önce aç karnına bir şeker kaşığı içildiğinde bir ay süre sonra şeker seviyesinin oldukça çok düştüğü görülmektedir.

seker-hastaligina-tarcin

Kullanan kişiler arasında tamamen şeker ilaçlarını kullanmayı bırakan kişiler de bulunmakta ve tip 1 diyabette insünilin kullanmayı bırakarak ilaca başlayan kişiler de bulunmaktadır. Bu kür uygulanırken yağlı yemekler, karbonhidratlı yemekler ve kızartmalar tüketilmemeli et yemekleri daha çok haşlama ve ızgara tercih edilmelidir. Sebze ağırlıklı beslenmek bu kürün uygulamasını yaparken daha iyi kürün yararının hissedilmesine sebep olur.

seker-hastaligina-corek-otu

İlaçlarınızı Hemen Kesmeyin

Bu kürü uygulamaya başladığınızda hemen ilaçlarınızı kesmeyin. Çünkü diyabet ilaçlarınız ilk başlarda şeker seviyenizi bu kür ile birlikte ayarlamaya yardımcı olacaktır. Fakat kürü uygulamaya başladıktan ve diyetinize de dikkat ettikten sonra 15 gün bu kürü uyguladıktan sonra kapsamlı bir şeker ölçümü yapınız.

seker-hastalagina-mahlep

Mutlaka şekerinizde bir miktar düşüş olacaktır o zaman doktorunuza başvurarak ilaçlarınızı yeni baştan düzenlemesini isteyiniz. Bu şekilde kademeli olarak ilaçlarınızın hepsinden kurtulabilir ve ilaçsız bir hayata adım atabilirsiniz. İlaçlarınıza düzenleme yapıldıktan sonra mahlep, çörekotu, tarçın, üzüm çekirdeği uygulamasına devam ediniz. Uzun süre kullanımda hiçbir yan etkisi bulunmayan bu kürün uygulamasına şeker hastalığından tamamen kurtulana kadar devam edebilirsiniz.

Kaynak:

www. sekerhastalıgı.com.tr/seker-hastalığından-mahlep-çörek-otu-tarcin-uzum-cekirdegi-ile-kurtulun

Kaynak: karbonat

http://www.sekerhastaligi.com.tr/seker-hastaligindan-mahlep-corek-otu-tarcin-uzum-cekirdegi-ile-kurtulun/ yayınlanmıştır.

Yılbaşında Sevdiklerinize Işıl İpekçi’nin (0536 508 19 73)Tasarımı Olan Melek Kolyeleri Hediye Edebilirsiniz…

 

 

Işıl İpekçi dünya tatlısı şeker mi şeker bir insan.  Kendisini meleklere adamış ve bu muhteşem tasarımlar ortaya çıkmış. Bu muhteşem tasarımlardan  ben kendime Baş Melek Rafael ve Baş Melek Mikael’in olduğu kolye ve ayraçlardan aldım.
Peki sizin ihtiyacınız ne?
Hangi melek sizin şansınızı, yaratıcılığınız, güveninizi, bolluk ve bereketinizi arttıracak.
İşte tüm bunları öğrenmek için Işıl İpekçi’yi 0536 508 19 73’ten arayabilir ve sizi koruyup kollayacak meleklerinizi  sipariş edebilirsiniz. Ayrıca şimdi kaşkollara da takacak şekilde yeni melek tasarımları da geldi. Kaçırmayın…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg

Günün Fotosu… 26/12/2016 Rus Kızıl Ordu Korosu…

15726975_10155723205049199_9203310581490984828_n1

Bir kere konserlerine gitmiştim muazzamdılar…

Yaşlanma Karşıtı Zerdeçalın Cildi Yenilemede Kullanımı

1-131
Zerdeçal anti-ageing ( yaşlanma karşıtı ) bileşenleri sayesinde hücre yenileyici bir etken yapıya sahiptir. Ayrıca anti-oksidan ve iltahap giderici etkisi de bulunmaktadır. Ülkemizde, özellikle Anadolu topraklarında bir çok yemek yapımında özel madde olarak kullanılan zerdeçal kanserle mücadelede, ağrılı yaralarda ağrı kesici olarak oldukça faydalıdır.
Cildinizi sağlıklı hale getirecek, yaşlanma karşıtı, cildi yenileyen mucize yöntem
Eğer bu güçlü baharatı kullanırsanız cilt pigmentlerinizi yenileyerek sizi gençleştirir.

 

YAPILIŞI ve UYGULANIŞI: Sadece yarım çay kaşığı zerdeçal, bir kaç damla limon suyu, 1 çay kaşığı un, yarım çay kaşığı domates suyu. Bütün karışımı macun kıvamına gelene kadar karıştırın. Ardından göz çevrenize halkalar şeklinde sürün. Bu şekilde 10 dakika bekletin, üzerini kapamayın. Süre dolduktan sonra soğuk suyla durulayın. Böylece gözlerinizin altındaki mor halkalardan kurtulmuş, kırışıklıkların günden güne azaldığını, cildinizin tazelendiğini göreceksiniz…

Kaynak: Karbonat

Vücuda bomba etkisi yapar ve gün içinde ihtiyacımız olan enerjiyi karşılar

c21
Çoğumuz sabahları bir kahve ya da yaz aylarındaysak soğuk bir içecek ile genelde soda ve soda benzeri meyve suları ile güne başlamayı alışkanlık haline getirmişizdir. Fakat size bu içtiğiniz içeceklerden çok daha faydalı bir içecek olan Haşlanmış limon ile güne başlamanızı öneriyoruz.
Haşlanmış limon aç karna içildiğinde soda ve kahve gibi midenize zarar vermez, aksine besleyici, bağırsaklardaki bakterileri yok edici, vücuda detox etkisi yapan ve gün içinde ihtiyacımız olan enerjiyi karşılayıcı etki yapacaktır.
Haşlanmış limon tarifi için gerekli malzemeler:
Haşlanmış limon vücudun yağ yakımını hızlandırır ve gün içinde fazla efor sarf etmediğiniz anlarda bile yağ yakımını devam ettirir. Vücudu temizleme etkisi ile zehirli toksinlerin atılmasını sağlar.
İhtiyacımız olan malzemeler ise;
2-3 cm lik zencefil parçası
5 adet limon
4-5 diş sarımsak
2 litre su
Haşlanmış limon nasıl hazırlanır:
Haşlanmış limon içeceği için ilk yapmanız gereken limonların kabuklarını soyun ve suyunu sıkın. Posasını ve kabuklarını atmayın daha sonra içine ekleyeceğiz. Ardından blendır ile sarımsakları, zencefili iyice parçalıyoruz. Limon suyunu, ve blendırdan geçirdiğimiz malzemeleri bir tencereye ekleyip iyice karıştırıyoruz.
Ayrı bir tencerede ise 2 litre suyumuzu, ilk başta arta kalan limon kabuklarını ve posasını ekleyip kaynatıyoruz. Su fokurdamaya başladığında üzerine blendır ve limon suyundan elde edilen karışımı ekliyoruz. Karıştırmaya devam ediyoruz. 5-10 dakika bu şekilde devam ettikten sonra kapağını kapatıp soğumaya bırakıyoruz. Tarifimiz hazır.

Haşlanmış limonu her sabah bir fincan içerek vücudunuzun safra kesesini uyarılmasını sağlarısınız. Bu da bütün gastrointestinal sistemin uyarılmasını sağlar. Limonda bulunan mineraller de midenizi rahatlatır, sindirim sistemini güçlendirir. Hızlı ve doğal olarak kilo vermenizi sağlar. Her gün bu içeceği hazırlayın ve hiçbir diyet yapmadan 20 kiloya kadar olan vücut fazlalığınızın gittiğini göreceksiniz.
Diğer Faydaları:
Limonun antioksidan etkisi diğer pek çok hastalıkta olduğu gibi, iltihaplı ve ağrılı hastalıklar olan iltihaplı eklem ar yol açtığı rahatsızlıkları hafifletmek için kullanılabilir.
Kalp ve Damar Sağlığına çok faydalı
Yaraların İyileşmesine katkı sağlar
Cilde iyi gelir
Sindirime yardımcıdır
Kemik sağlığına faydalı.
Saçlara sürülürse iyi gelir.

Sağlıklı mutlu günler dileriz.

Kaynak: arbonat

ANNE; ‘BEN’ OLMAMA YARDIM ET! SEN OLMAMI BEKLEME!

0_7ab41_586daa0a_xl1

Doğduğumuz an annenin dünyasında yaşamaya, nefes almaya başlarız. Varoluşumuz annenin
bakımına bağlıdır. Anne ne zaman yedirir, ne yedirir ve nasıl yedirirse onu öğreniriz. Annenin duygu dünyasının içine doğuyoruz da denebilir. Neye kızar, nasıl sevinir o şekilde öğrenme şablonları oluşur zihnimizde. Bu dünyaya ait ne varsa önce annenin tanımlarıyla bizde tanımlanır. Mutluluk, hüzün, keder, başarı annenin gözündeki gibidir bizdede. Doğum anımızdan okul yıllarımıza kadar neredeyse katıksız algımızı, öğrenmelerimizi annenin dünyasında yaşarız.
Anne bize kendi doğrularını, duygularını dünyasını aktarırken bunu nadiren bilinçli yapar. O da kendi çoğu zaman dünyasını annesinden ve sosyal çevresinden kopyalamıştır. Yaşadı, öğrendi ve aktarmaya başladı. Bu normal süreç tabi. Annemizin korkuları, kaygıları, sevinçleri bize, genetik kodlarımızın üzerine nakış nakış işlenerek ‘Ben’imizi oluştururuz.
Annenin kucağına doğan çocuk tüm varlığını annesine bağlar ve bağlanır. Anne kimi zaman severek kimi zaman da cezalandırarak bizleri kendi yanında tutar. Onun istemediği beğenmediği şeyleri yaparsak duygusal anlamda uzaklaşır, bizi kendi sevgisinin dışına atar ve kendisi gibi olmamızı sağlamaya çalışır.
Annenin kızması, öfkesi, bazen de algısı kendi bedenine ya da duygularına, dünyasına dönük olduğunda bizi sevgisinden mahrum bırakır. Biz şablonumuzu kendiliğimizden işleterek hayatta kalmayı henüz öğrenemediğimizden dünyamız kararır, boşluğa düşeriz.
Anne olgun bir kişiliğe erişmemişse bizi, kendisinin kopyası gibi yetiştirerek kontrol etmeye devam etmek ister. Kendisinin dışındaki bir varoluşla tanışmamışsa korkar çocuğundan ve bu farklı varoluşu men etmek, engellemek için cezalandırmaya başlar. Cezalar bildiğiniz üzere illa fiziksel olmaz. Annenin sevgisini hissedememek çocuk için çok ciddi bir cezadır. Anne küser, konuşmaz, kızar, uzak tutar kendine benzetmek ve kontrol etmek adına.
Eğer kendimiz olmamıza izin verilmeden hayata başlıyorsak bocalarız. Hep annemiz olmaya çalışırız farkında olmadan. Onun gibi arkadaşlarımızla iletişim geliştirmeye çalışırız. Annemizin bizimle, babamızla ve kardeşlerimizle olan ilişkilerini taklit ederiz ilk yıllarımızda.
Bu böyle devam ederken sosyal hayatta annemiz şablonu içimizde bizi ‘Ben’ olmaktan men eder farkında olmadan. Hep hafıza kayıtlarındaki şablon bizim yolumuzu çizmek için bilinç dışından bizi etkiler. Yavaşlatır çünkü zihnimizde direk işlem yapmak yerine gelen bilgileri önce anne şablonumuza yollar, orda işler sonra sosyal çevrenin şartlarına uyarlar tepki açığa çıkartırız. Yani beynimizde çok katmanlı uzun bir işlemle tepkilerimizi açığa çıkarmak zorunda kalırız. Bu da bizi dalgın, yavaş, heyecanlı, başaramayacağım duygusuyla var eder.
Anne çocuğunun kendisi olmasına izin vermeli. Hayatında denemeler yapmalı çocuk, ne yaparsa ne oluyor yaşayarak deneyimlemeli, çıkarımlarda bulunmalı. Beyninde öğrenme becerisini aktive etmeli; düşünmeyi, düşündüklerini eyleme dökme cesaretini ve sonuçların çeşitliliğini yaşamalı. Beyninde çocuk kendi şablonunu oluşturmalı. Bunu yaparken “Annem ne der? Onun istediği gibi olamazsam annem beni sevgisiz bırakır mı?” diye düşünmemeli.
Anne çocuğunun deneyim kazanması için cesaretlendirici olmalı. Anne deneyimlerden elde edilen bilgileri, nasıl işleyeceğini, tasnif ederek duyguları nasıl tanımlayacağına yardım edip, öğretmeli. Yani anne matematikteki gibi toplama, çıkarma, çarpma ve bölmeyi öğretmeli ama her problemi çocuğu için çözmemeli. Çocuğun problemi çözüm yöntemini öğrenmesine fırsat vermeli.
Bir anne “büyük kızımın tüm el işi ödevlerini ve resimlerini ben yaptım” diyordu. “Kızımın yeteneği yok” demeyi de ihmal etmemişti. Anne itiraf ediyordu. Kızımın ödevlerini ben yaptım, kızım bu becerisini geliştiremedi. Ben ona vakit ayırıp “yapabilmeyi öğretmedim, yaptım- verdim-fırsat vermedim- öğrenemedi” diyordu.
Bu çocuk muhtemelen Dünyanın uydusu Ay gibi anneden aydınlanacak, kendisi olamayacak. Ayın üzerinde dünyadaki gibi bir yaşam olmadığı gibi bu çocuk da kendi dünyasında bir yaşam kuramayacak. Dünyasını yeşertip, mevsimlerini yaşayamayacak. Annesinin hayat ışığıyla aydınlanacak düşünmeyi, yaşamayı, yaşatmayı öğrenemeyecek. Ya da iyi ihtimalle anneden şiddetli depremlerle, sellerle kopacak zorluklarla karşılaşıp kendisi olmaya çalışacak, hayatın karşısına çıkaracağı iyi ihtimallere rastlarsa da kendi dünyasını atmosferlendirip, yeşertecek yaşam oluşturacak.
Uzman Psikolojik Danışman
Şenay Çetin

Korku bazı şeyleri sona erdirir. Korku kan akışını, kalp atışlarını, solunumu, düşünceyi, sindirimi her şeyi bozar.

las-voces-del-desierto-libro-recortado1

 

Bir kimse kızdığı zaman, yaşam enerjisi, su ya da kaygan kayalar gibi akmak yerine, her iki tarafa itilir ve keskin uçlu bir hale gelir. Bu, bedenin içine girer ve organlara zarar verir. Kızgınlık aynı, bedende yara açan ve çıkarılması zor bir mızrak gibidir.
*Gücenmenin uçları da sivridir ama onunkilerin uçlarında bir diken vardır, onun için bu insanın içine saplanır ve daha uzun süre orada kalır. Gücenme kızgınlıktan daha zararlıdır çünkü ondan daha uzun sürer.
*Haset, kıskançlık ya da suçluluk endişeden daha karmaşıktır ve düğümler karnında ya da derinin altında olabilir ya da bir başka yerde ki yaşam akışını yavaşlatabilir.
*Üzüntü çok küçük bir bozulmaya neden olur. Ve keder aslında sevgi bağı olan bir çeşit üzüntüdür. Bu, hayatta kalan kişinin ömrü boyunca sürebilir.
*Korku bazı şeyleri sona erdirir. Korku kan akışını, kalp atışlarını, solunumu, düşünceyi, sindirimi her şeyi bozar. Korku ilginç bir duygudur çünkü bu, aslında insansı değildir. Bu duygu çok kısa süreli bir hayatta kalma rolüne hizmet ettiği hayvanlardan alınmıştır. Hiçbir hayvan korku içinde yaşayamaz. İnsanların aslında korku duyacakları hiçbir şey yoktur. Onlar kendilerinin sonsuzluk olduklarını biliyorlardı. Şimdiyse korku gezegenimizi çevreleyen temel bir enerji gücü haline geldi. Korkunun içimizde yol açtığı zarar işte böyledir.
*İnsan yaşamı bir spiraldir, bizler sonsuzluktan geliriz ve daha yüksek bir düzeyde oraya geri dönmeyi umarız. Zaman bir dairedir. Ve bizim ilişkilerimiz de bir dairedir. Bizler Aborijin çocukları olarak, yaşamın ilk yıllarında her bir daireyi, her bir ilişkiyi kapatmanın önemini öğrendik. Eğer bir anlaşmazlık varsa biz bu çözümlenene kadar uyanık kalırız. Biz yarın ya da ileri ki bir tarihte çözüm bulmayı umarak gidip uyumayız. Bu, daireyi uçları kırılabilir bir halde açık bırakmak olur.
*Sen bu dünyaya bir ruhsal farkındalık düzeyinde geldin ve buradan daha GENİŞLEMİŞ bir düzeyde ayrılma fırsatına sahipsin.
Marlo Morga