Otostop çektiği araçta, adını ‘Canım kızım’ koyduğu fotoğraf makinesini unutan 60 yaşındaki Ayşe Kurucu,

5850eecd0f254436106f56951

 

 

Otostop çektiği araçta, adını ‘Canım kızım’ koyduğu fotoğraf makinesini unutan 60 yaşındaki Ayşe Kurucu, sosyal medya kullanıcılarının seferberliğiyle makinesine ve onlarca ülkede çektiği fotoğraflarına kavuştu. Kendisine ‘Hür kız’ diyen Kurucu, gezdiği 25 ülkeyi anlattı.

Otostop çektiği araçta unuttuğu fotoğraf makinesini ulaştırmak için 5 ay boyunca aranan 60 yaşındaki Ayşe Teyze bulundu. Ayağı burkulduğu için Ayder Yaylası’nda Tülin Tezel Öztemel ve Emre Öztemel çiftinin aracına otostop çeken Kurucu, fotoğraf makinesini araçta unuttu. Makinenin içindeki fotoğraflara bakan çift, arabalarına aldıkları kadının tek başına dünya turunda çekildiği fotoğrafları görünce fotoğrafları sosyal medyada paylaştı. Çift, uzun uğraşların sonucunda Ayşe Teyzeyi buldu ve İstanbul’dan İzmir’e gelerek fotoğraf makinesini teslim etti. Babasından kalan şehitlik maaşı ile kıt kanaat geçinen Ayşe Kurucu’nun maddi durumu, dünyayı gezmesine engel olmadı. Çevresinde yurt dışına gitmek isteyen çok sayıda kişiyi, tanıdığı tur şirketlerine yönlendiren, bu sayede indirimli olarak geziye çıkan Kurucu, geri kalan ödemeyi de kredi kartıyla yaparak bugüne kadar tam 25 ülke gezdi. Fotoğraf makinesine ‘Canım kızım’ kendisine de ‘Hür kız’ ismini takan 3 çocuk ve 6 torun sahibi Ayşe Teyze, karyolasının altında valizinin hazır olduğunu, İspanya, Japonya ve Çin’e de gitmek istediğini söyledi.

‘FENOMEN OLMUŞUM’

5850eec30f254436106f56931
Onu sosyal medya fenomeni haline getiren olayı anlatan Kurucu, “Temmuz ayında Ayder Yaylalarına geziye gitmiştim. Bir yere tırmana tırmana çıkınca ayağım burkuldu. Tur otobüsü de merkezdeydi. Biraz oturup dinlendim ancak ayağım acıdığı için bir çiftin aracına otostop çektim. Çok tatlı, genç bir çiftti. Sohbet ettik. İnerken fotoğraf makinemi unutmuşum. Otele gelince fark ettim ve içim acıdı. Makineye acımadım ama 15 yılda gittiğim onlarca ülkenin fotoğrafları vardı. Bir daha oralara gitme imkanım yoktu. O fotoğrafların manevi değeri yüksekti. Şimdiye dek fotoğrafları hiçbir yere de aktarmamıştım. Arabalarına bindiğim çift fotoğrafları internete vermiş ama benim bir hafta önce haberim oldu. Meşhur olmuşum. Fenomen olmuşum. Turdan tanıştığım bir arkadaşım internette görünce benim numaramı Tülin Hanımlara vermiş. Beni o şekilde buldular ve makinemi getirdiler. Onlar benim ikinci çocuklarım oldu. Onları çok sevdim. Makinemi getirdikleri için çok mutlu oldum, çok şaşırdım. O makine benim arkadaşım gibi. Bir sürü hatıramız var” dedi.
İLK ÖNCE HAC, SONRA ONLARCA ÜLKE
Gezmeyi çok sevdiğini ve bugüne dek 25 ülke gezdiğini belirten Kurucu, gezgin olma hikayesini ise şu sözlerle anlattı:
“Hacca gitmeyi çok istiyordum ama maddi durumum iyi değildi. Bir tanıdığımın damadının tur şirketi varmış. Beni onunla tanıştırdı ve Hacca gittim. Tur şirketi sahibi Ahmet Bey ile irtibatımı hiç kesmedim ve onun sayesinde bir sürü şirketle tanıştım. Çevremde yurt dışına gitmek isteyenleri o şirketlere yönlendiriyorum ve bana indirim yapıyorlar. Geri kalanı da kredi kartına taksitle gidiyorum. Çevrem de beni destekliyor. Gezerken bir sürü arkadaş edindim, yeni yerler gördüm, kültürleri tanıdım.”
Suriye’den Singapur’a, İtalya’dan Rusya’ya, Tibet’ten Hindistan’a kadar pek çok ülkeye giden Ayşe Kurucu, tur şirketleri ile gezdiği için dil problemi yaşamadığını, gezi sırasında tanıştığı kişilerle birlikte gezdiğini söyledi. Gittiği ülkelerden en çok Singapur ve Dubai’yi beğendiğini kaydeden Ayşe Kurucu, “Bir kere Singapur’da kayboldum ama giderken yürüdüğüm yoldaki tabelalara, binalara bakarım. Otelin adresini taksiciye verdim ve otele geri dönebildim” diyerek gezileri sırasında pek çok macera yaşadığını belirtti.
Gençlere ve yaşıtlarına seslenen Ayşe Kurucu, “Gençler evde oturmasın. Hayat bir kere verilmiş bir sermaye. Hayat dondurulmaya gelmez. Hayat akıp gidiyor. Elim ayağım tuttuğu sürede niçin yaşamayayım? Çocuklarım küçükken fırsatım olmuyordu ama şimdi hür kızım. Sırtıma çantamı atıp geziyorum. Valizim karyolanın altında hazır bekliyor” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Hürriyet

Egomu Yendim Usta…

15338842_10154072704217765_8134701846356948822_n1

Kim Bilir Daha Önce Kaç Kadını Kurtarmışsındır Sen Böyle…

15442148_350026745361532_3543606243292084823_n1

En Yaygın Altı Evlilik Şİkayeti İçİn Gerçek Çözümler

evlilik%20sorunlari1

 

En Yaygın Altı Şİkayet İçİn Gerçek Çözümler
Yapılan son -pek de hoş olmayan- araştırma sonucuna göre çiftlerin sadece % 3’ü evlendikten sonra mutlular. Neden? Bazılarımız başımız bağlandıktan sonra bir seviyeye kadar değişirken (o kazağı bekarken asla giymediğini sen de biliyorsun), bazılarımız yüzükleri taktıktan sonra istediğimizden daha fazla değişim görürüz.
Gardner Leader firması avukatlarının yaptığı 2.000 boşanmış kadın ve erkeğin katıldığı ankete göre, %46’mız nikah masasından kalktıktan sonra eşlerimizin önemli ölçüde değiştiğine inanıyoruz ve bu kesinlikle iyi yönde değil, kötü yönde. Şaşırtıcı şekilde, beklenenden “daha az seks yapmak” şikayet listesinin oldukça alt sıralarında.
Evli çiftlerin %76’sının buna katlanmaya gönüllü oldukları için eşleriyle kalmaları ve %18’nin boşanma masrafı ve stresinden kaçınmak için bir arada yaşamaları mutlu bir tablo çizmiyor. Biz de hangi çözüm olasılıklarının olduğunu görmek için Access Consciousness’ın ortak yaratıcısı ve ilişki uzmanı Dr. Dain Heer’e en yaygın altı şikayetten bahsettik. Evlilik hayatında sıkkın ve mutsuz bir şekilde zorla yürümektense (ankete göre %22) sadece sizin iyiliğiniz için, işlerin daha iyi gitmesi için mutlaka bir yol var.
Ankete göre en yaygın şikayet, katılanların %40’ı eşlerinin evlendikten sonra daha huysuz ve/veya kızgın olduğuna inanıyor. Sıklıkla huysuz ve kızgın olan bir eşi idare etmek için sizin bir numaralı öneriniz nedir?
Eşinize sorun; hala sizinle birlikte olmak istiyor mu yoksa ilişki bitti mi? Eğer hala sizinle birlikte olmak istiyor ve ilişki bitmediyse o zaman onlara şöyle basit bir soru sorun; “Senin dünyanda neler oluyor? Çoğunlukla kızgın göründüğünün farkında mısın? Bu benim yaptığım bir şey mi yoksa senin desteğe ihtiyaç duyduğun bir şey mi?”. Genellikle insanlar ifade edemedikleri bir şey için içerlediklerinde kızarlar. Eğer siz bir konuşma yapar ve içerlemenin kaynağını bulursanız genellikle huysuzluk biter. İnsanlar artık ilişkide olmak istemediklerinde de içerlerler.
Eşlerden birinin romantizmin öldüğünü hissetmesi durumunda vereceğiniz en iyi tavsiye nedir (anketteki kadın ve erkeklerin içte birinin en yaygın ikinci şikayeti)?
Romantizmin ölmesi yargının bir sonucudur. Yapmak isteyeceğiniz şey şu; eşinizle ilgili bütün yargılarınızı bir yere yazın ve kendinize sorun “Bunları bırakacak mıyım?”. Listeyi yırtabilir ya da yakabilirsiniz ve sonra kollarınızı eşinize dolayın ve ona “Senin için şükrediyorum. Biliyorum, hayatımda sen varken her şey iyi olacak.” deyin. Bunu her gün yapmaya başlayın ve ona olan şükranınızı ifade edin, yüksek sesle ve gerçekten kast ederek söyleyin. Sonra her gün onun için şükrettiğiniz üç şey bulun ve her gün bunu ona söyleyin. Ona olan şükranınız büyürken arzunuz da artacak.
Erkeklerin %37’si eşleri evlendikten sonra kilo aldığı için söyleniyorlar. Onlara tavsiyen ne olur?
Sorun; “Onunla mı ilişkiye girdim yoksa bedeniyle mi?”. Eğer birisiyle ilişki yaşamak istiyorsanız onların kilo almalarıyla ilgili yargılarınızın üstesinden gelmelisiniz – çünkü fark etmediğiniz şey şu, eğer birisi kilo alıyorsa bu genellikle kendileriyle ilgili yoğun yargıları olduğundandır. Bununla ilgili konuşmak istememeleri, bunu değiştiremeyecekleri anlamına gelir.
Kendi yargılarınızı denklemden çıkarttığınızda ve hangi beden, şekil ya da ölçüde olurlarsa olsunlar onları sevmeye kararlı olduğunuzda ve bununla uyumlu davrandığınızda, bu sıklıkla onlara bedenlerini değiştirmek için izin verir. Çünkü bu sürekli yargı durumu bedenlerini kilo almada tutar.
Son olarak, eşinize şükran duyan. Ya bu size olsaydı ve kilo alan siz olsaydınız? Eşinizin sizi yargılamasını ister miydiniz? Yargı, bütün ilişkilerin en büyük katilidir.
En yaygın şikayetlerden biri de (kadınların üçte biri, erkeklerin çeyreği) eşlerin eskisine nazaran daha az dinleyip daha fazla görmezden gelmeleri. Burada yapabileceğiniz en etkili şey nedir?
Onun hayatındaki değerinizi ya da mevkiinizi kaybettiğinizi anlayın. Aynı zamanda çok dürüst gözlerle geçmişe bakın, bu sorun sizin yaptıklarınızla yarattığınız bir şey mi yoksa birlikte yaptıklarınızla mı yarattınız? Eğer sizin yaptığınız bir şeyse özür dileyin ve eğer birlikte yaptığınız bir şeyse bununla ilgili konuşabilir ve danışmanlık alabilirsiniz.
Araştırma erkeklerin üçte birinin (kadınların %14’ünün) eşlerinin artık seks yapmak istememelerinden şikayet ettiklerini gösteriyor. Bir ilişkide seks eksikliğini nasıl ele alırdınız?
Hala onunla ilişkinizi sürdürmek isteyip istemediğinize karar verin. Eğer ona, onun için ne kadar şükran dolu olduğunuzu söylemeye başlarsanız (araştırma gösteriyor ki ilişkide küçük şeyler için şükran duymak mutluluk ve romantizm duygularını arttırıyor) bu size, ona ihtiyacı olan her şeyi verme olanağı tanıyacak, o da (seksüel olarak) yeniden size açılabilecek.
Artık dışarı çıkmak istemeyen ve tembelleşen eşleri idare etmekle ilgili bir numaralı tavsiyeniz nedir?
Fark ettim ki insanlar çoğunlukla ilişkide oldukları zaman kendilerini boşuyorlar, bu da onları hareketsiz kalmaya götürüyor. Eşlerine, gerçekten onlarla ilgilendiklerini göstermek için yapmaktan hoşlandıkları şeylerden vazgeçiyorlar. İlk tanıştığınızda eşiniz ne yapmaktan hoşlanıyordu? Onu, bunu yapmaya teşvik ve davet edin, ki zaten bunlar ilk başta ona aşık olmanıza sebep olan şeylerdi.
Eşinizi günde bir saat, haftada bir gün kendisi için bir şey yapmaya teşvik edin. Bu endorfin akışını sağlayacak. Aynı zamanda macera duygusunu yaratmak için siz ne yapabilirsiniz? Haftada bir akşam randevulaşmaya zaman ayırmak kadar basit bir şey olabilir mi? Son olarak, ilişki bir seçimdir. Her gün ilişkinizde olmayı seçin. Uyanın ve eşinizle birlikte olmayı seçin.
Çeviri: Tuğba Oksal
Bu çeviri Dr. Dain Heer’in askmen.com sitesine evlilik ve ilişkiler üzerine yaptığı bir söyleşi yazısından yapılmıştır.

GİZLİ GÜÇLERİNİZİ 20 ADIMDA UYANDIRIN…

10477878_10203236251815251_7859236803391774776_n1

 

Paul Wilson’dan sakinlik için son derece basit, uygulanabilir sırlar…
Teri Roditi bunları hazırlarken bana dönüp “aslında bunların hepsini biliyoruz, fakat uygulamıyoruz” dediğinde şöyle cevap verdim; Çünkü, birilerinin tavsiyelerine ihtiyacımız var. Ve ben şimdi, hemen bugünden itibaren uygulamaya başlamanızı tavsiye ediyorum.
Bir parça sessizlik taşıyın: Bütün dikkatinizi sessizliğe yöneltin. Tabii bunun için önce sessiz bir köşe seçmeniz gerekiyor. Sonra konsantre olun. Sessizliğin size geldiğini anlayacaksınız, onu dinleyin. Sonra da bu sessizliği gittiğiniz her yere götürün.
Zaman harcayın: Çok çalışan insanlar hiçbir zaman eğlenceli aktivitelerle vakit geçirmezler. Fakat, çok çalışan insanlar için eğlenceli geçirilen zaman, harcanmış vakit sayılmaktan çok uzaktır.
Nefesinizi dinleyin: Nefesinizin sesine konsantre olduğunuzda, soluk alıp verdiğinizi gerçekten duyduğunuzda, kendinizi son derece huzurlu hissedeceksiniz. Bunun için derin soluklar alın. Ve bir çiçeği kokladığınızı hayal ederek nefesi içinize çekin.
Vakti gelince endişelenin: Endişelerin çoğu gelecekle ilgilidir. Birçoğu asla gerçekleşmeyecek olayların etrafında dönüp durur. Bu nedenle yaşadığınız zamana konsantre olun. Böylece “gelecek”, kendi başının çaresine bakacaktır.
Nane için: Eğer daha uyarıcı olan kahve veya siyah çay içmeyi tercih ediyorsanız, sakinleşmeyi unutun, boşa harcanan zaman demektir. Ya da nane çayı gibi bitkisel çayları tercih ederek sakinleşmeye yardımcı olun.Hassas ayakkabılar giyin: Herhangi bir refleksolojist size gerçek rahatlamanın ayaklardan başladığını söyleyecektir. Açıkça görülüyor ki, rahat ayakkabılar giymek, hiç ayakkabı giymemiş olmak kadar rahatlatıcıdır.
Her şeyin içinde en iyiyi arayın: İnsanlarda ve olaylarda en iyiyi aramayı alışkanlık haline getirin. Bu basit yaklaşımın sizi sakinliğe götürecek iyimserlik ve pozitiflik yarattığını anlayacaksınız.
Tara ve tarat: Birinin saçlarını taramak için vakit ayırın. Daha iyisi, kendi saçlarınızı tarayın veya başkasına taratın. Yavaşça, metotlu ve uzunca. (Taramak birkaç sakinleştirici akupresür noktaya temas ederek mesaj etkisi yaratır ve tekrarlanması daha çok işe yarar.)
İnsan olduğunuzu düşünün: Kusursuz ve mükemmel olmayı başkalarına bırakın. Ne olduğunuzu, kim olduğunuzu düşünün ve bulunduğunuz halden mutlu olun, sonuç olarak daha rahat olacaksınız.
Çocukları izleyin ve ders alın: Çocuklardan sakinlik (huzur!) dersi alın Onların her anlarını, nasıl sadece ve sadece o anın zevki için yaşadıklarını seyredin. Kendinizin de böyle olabileceğinizi düşünün.
Sakin düşünün: Sakin düşüncelere sahip olun. Sakin manzaralar hayal edin, sakin sesleri anımsayın ve ne hissedeceksiniz tahmin edin, bakalım. En iyisi tahminle vakit geçirmeyip hemen uygulamaya başlamak. En iyisi de bir deniz kenarında engin suları seyretmek. Denizin olmadığı yerde gökyüzünün derinliklerine bakabilirsiniz.
Portakal çiçeği spreyleyin: Bir bardak maden suyuna 3 damla portakal çiçeği yağı ekleyin ve rahatlama ihtiyacı hissettiğinizde etrafa bir sprey ile sıkın.
Beyaz giyinin: Giydiğiniz giysilerin nasıl hissettiğiniz yönünde ciddi etkileri vardır. Bedeninizi sıkmayan rahat giysiler, doğal kumaşlar ve açık renkler hep sakinleştirir. Bu yüzden yogiler hep beyaz giyerler.Sahip olmak ile yaşamak arasındaki farkı tanıyın.
Bebek gibi uyuyun: Uykunuzu engelleyen her şey kahve, kola, alkol sakin olabilme yeteneğinizi engeller. Bunları içmek yerine ihtiyacınız olduğu kadar uyuyabilmek için gereken ne ise onu yapın.
Gülümseyin: Gülümsemek yüzünüzdeki başlıca bütün kasları gevşetir. Aynı zamanda kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olacak müthiş bir etki yaratır.
Daha az nefes alın: Oldukça rahatlamış bir insan dakikada sadece 5-8 defa nefes alır. Nefesinizi bukadar düşürdüğünüzde çabucak rahatlayıp gevşeyeceksiniz.
Güzellik saçın: Hayatta nereye giderseniz gidin, ne yaparsanız yapın, bir parça güzellik katmak için gayret edin veya zaten varolan güzelliği geliştirin.
Biraz gözyaşı dökün: Ağlamanın hem duygusal, hem de fiziksel rahatlatıcı bir yanı vardır.
Günbatımını hayal edin: Günbatımları bazen hüzünlü olmalarına rağmen her zaman huzurludurlar. Ve pembe olanları daha da huzur yüklüdür.Cumartesi olduğunu hayal edin.
Değişin: Gergin durumlarla başa çıkmanın iki yolu vardır, ya onları değiştirirsiniz ya da onlara bakış açınızı değiştirirsiniz. Bakış açınızı değiştirmek daha zordur, fakat kişiyi aydınlatır.Kol saatinizi satın:İşte, en çarpıcı sakinleştirici. Hiç saatinizi çıkarttığınız zaman ne kadar sakinleştiğinize dikkat ettiniz mi? Zaman zaman saatinizi çıkartın ve zamanın baskılarından kurtulun.
kaynak: spiritueller

= Spiritüel mevzulara girip de uçmamak için birkaç tavsiye =

07bfd9a712d99b841216cf2ea6e592121
Spiritüel konulara girip te uçuşa geçmeden, ayakları yere sağlam basarak, yani dış gerçeklikten kopmadan, yani konularımızla ilgilenmeyen çoğunluğun dünyasından kopmadan ve “Bakırköy’lük hale gelmiş” damgasını yemeden ilerlemek kimilerine zor gelmekle birlikte, bazı ilkelerden ayrılınmadığı takdirde hiç de o kadar zor değildir.
Nedir bu ilkeler?
Manevi alanda ne kadar derinlere dalarsak dalalım, spiritüel alanda ya da modern deyişle KİŞİSEL GELİŞİM alanında ne kadar ilerlersek ilerleyelim;
*Daima manevi faaliyetlerle ilgili vazifeler/işler grubu ile maddi faaliyetlerle ilgili vazifeler/işler grubunu eşit bir dengede tutmak ve her iki gruba da aynı önemi vermek gerekir. Dengeyi iki gruptan birinin lehine bozmamız kendi aleyhimize sonuç verir.
*Sezgiler, rüyalar ve diğer mesaj alma kanallarından gelenleri ve hoca denilen kişilerin sözlerini yabana atmamakla birlikte, daima kendi akıl, mantık, muhakeme yeteneğimize öncelik vermeli, hele hele fallarla ve benzer kehanet yöntemleriyle asla karar vermemeliyiz.
*Asla uzun süreli bir inzivaya çekilmemeli, sosyal ilişkilerden asla kendimizi koparmamalıyız.
*Gururumuzu, kibirimizi, egomuzu okşayıcı, övücü iltifatlara itibar etmemeli, bu sözlere kapılarak kendimizi dev aynasında görmemeliyiz.
*Geçmiş reenkarnasyonlarımızı araştırmamalıyız. Bilmemiz gerekseydi, zaten açık şuurla, unutma sürecinin olmadığı bir ortamda doğardık. Geçmiş reenkarnasyonların yapay yollardan araştırılmasının sakıncaları da vardır. Zaten ölüm denilen olaydan sonra bu yaşamlarımızı öğreneceğiz…
*Geçmiş yaşamlarımızla ilgili veya yüklendiğimiz misyon ya da vazifelerimizle ilgili olduğu iddia edilen birtakım övücü, yüceltici, vizyon zannettiğimiz halüsinatif telkinlere kulak asmamalı, itibar etmemeliyiz.
*Egomuzu okşayıcı her türlü fikri, düşünceyi, sezgi sanılan telkinleri derhal kapı dışarı etmeliyiz! İnsanların bu türlü yüceltilmeye müsait eğilimleri, geri obsesör varlıkların dalmak istedikleri bir tür yumuşak karın gibidir, derhal dalarlar o zayıf noktalarımızdan bize.
*Kendimizi sanki dışarıdaki bir kişiymiş gibi tarafsızca gözlemleme yeteneğini edinmeliyiz. Çevremizle çelişki arzeden, çevremizdekilerin anormal bulduğu bir hareketimiz varsa, çevredekilerin spiritüel olmayışı yüzünden söylediklerini reddetmek veya kulak arkası etmek yerine, söylediklerinde haklı olup olmadıklarını tarafsız bir gözlem ve özeleştirimizle incelemeliyiz.
* “İlahi eller ya da Tanrı beni bugüne kadar korudu, bundan sonra da korur” zihniyeti son derece yanlış bir zihniyettir. Bu zihniyet derhal terk edilmelidir. (Birkaç acı dersten sonra zaten böyle olmadığı anlaşılır.)
*Olağanüstü yetenekler addedilen birtakım psişik yeteneklerimiz olduğunu saptadıysak veya birtakım paranormal fenomenlere tanık olduysak, bunları normal karşılamalı, abartmamalı, mübalağa etmemeliyiz. Bu tür yeteneklere sahip olmak, tekamül seviyemizin ileri düzeyli olduğunu hiç mi hiç göstermez.
*Halüsinasyonların çoğunun psişik/paranormal bir algı fenomeni olmayıp, bedensiz bir varlıktan ve genellikle obsesör bir varlıktan kaynaklandığını unutmamalıyız. Mesela paranormal yetenek algılaması zannettiğimiz birtakım ışık algılamalarımız bu tip bir halüsinasyon olabilir. (Halüsinasyonlar ile vizyonlar arasındaki farkı bilmeyenlerin dikkatine…)
* Obsesyon hakkında ayrıntılı şekilde bilgiler edinmeliyiz. Zira bu konularla ilgilenenlerin büyük bir kısmı çeşitli egzersizlere başlamakta olup, bu egzersizler genellikle zihni boş bırakıcı veya konsantrasyona dayalı tekniklerden oluşmaktadır ki, bu tür teknikler obsesyona son derece müsait bir zemin yaratırlar. Bu yüzden bu tür çalışmalarda bulunanların hatırı sayılır bir kısmı sonunda terapiye (tedaviye) başvurmaktadır.
*Hami varlıklar ile herhangi bir obsesör varlıktan gelen tesirleri ayırt edebilmeliyiz; ayırt edemiyorsak ya ikisini de uygulamamalıyız ya da her gelen sezgi ya da düşünceyi akıl ve vicdan süzgeçlerimizden geçirmeliyiz.
* Yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmadan ruh çağırma seanslarına ve medyumluğa kalkışmayalım. (Medyum olmak, ileri bir tekamül seviyesinde olduğumuzu hiç mi göstermez ve yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmadan ruh çağırma, sakıncaları çok olan tehlikeli bir iştir.)
*Spiritüel konularla hiç ilgilenmemiş insanların sözlerine de kulak vermeliyiz; niceleri var ki, vazifeleri gereği spiritüellikle hiç ilgilenmemiş olabilir, ama bazı alanlardaki hayat tecrübeleri spiritüel kimselerden fazla olabilir. Alparslan SALT

Seneleɾdiɾ kendini eleştiɾip duɾuyoɾsun ve hiçbiɾ şey olmuyoɾ. Kendini süɾekli onaylamayı dene ve bak bakalım neleɾ oluyoɾ.

images3

 

Kendinizi sürekli yargılıyor ve kızıyorsanız, affedemediyseniz, başkalarının inançları doğrultusunda mutsuz ve kalıplarla dolu bir hayat yaşıyorsanız ve çıkmak için bir yöntem arıyorsanız Louse l. Hayin oluşturduğu kendini sev hayatını iyileştir seminerine  16 Şubat perşembe 10.00-18.00 arası bekliyorum.
Anette Rez tel: 0536 798 68 68

Aşağıda Louise Hay kısa anlamlı sözlerini okuyacaksınız. Yorum yaparak Louise Hay konusuna katkıda bulunabilirsiniz.

Eğeɾ şu an yaptığınız işten nefɾet ediyoɾsanız, bu nefɾet duygusunu beɾabeɾinizde götüɾeceksiniz. Yeni işiniz iyi olsa bile, kısa süɾe sonɾa o yeni işten de nefɾet ettiğinizi faɾk edeceksiniz. İçinizde hangi duygu vaɾsa, onu yeni yeɾinize de götüɾeceksiniz. Eğeɾ biɾ hoşnutsuzluk dünyasında yaşıyoɾsanız, neɾeye gideɾseniz gidin, o kaɾşınıza çıkacaktıɾ. / Louise Hay

Başarılı olmak için yaptıklarınızın bir hata olduğuna değil, varolmamızın bile zaten bir başarı olduğu düşüncesine inanmalısınız. / Louise Hay

Affetmek heɾ zaman ve heɾ yeɾde yanımda taşıdığım iyileştiɾici biɾ aɾaçtıɾ. Affetmeye hazıɾım; Eleştiɾi, koɾku, suçluluk, pişmanlık ve utanç duygusunu üzeɾimden attığım zaman özgüɾ olduğumu hissediyoɾum. Bu sayede kendimi ve diğeɾ insanlaɾı affedebiliɾim. Bu heρimizi özgüɾ kılacaktıɾ. Eski meseleleɾi kapatmaya hazıɾım. Geçmişte yaşamayı ɾeddediyoɾum aɾtık. Bu yükü uzun zamandıɾ sıɾtımda taşıdığım için kendimi affediyoɾum. Kendimi ve başkalaɾını sevmeyi bilmediğim için kendimi affediyoɾum. Heɾ insan kendi davɾanışlaɾından soɾumluduɾ ve hayatta ne ekeɾse onu onu biçeɾleɾ. Bu nedenle kimseyi cezalandıɾmama geɾek yok. Ben de dahil olmak üzeɾe heρimiz kendi bilinçleɾimizin yasalaɾı altında yaşıyoɾuz. Kendi adıma kin tutan yönümü biɾ kenaɾa bıɾakıyoɾum ve sevgiyi kucaklıyoɾum. Ve şimdi iyileşiyoɾum. / Louise Hay

Bazı insanlar hazır değildir. Bunda bir yargılama yok. Heρimiz kendimiz için doğru olan zamanda, yerde ve sıralamada değişmeye başlarız. Ben bile kırk yaşlarına gelene kadar değişimlerimi gerçekleştirmeye başlamadım. / Louise Hay

Ektiğiniz topɾak bilinçaltınızdıɾ. Tohum ise yeni olumlu düşünceleɾinizdiɾ. Bugünden sonɾa yaşayacağınız tüm yeni deneyimleɾ bu tohumun içindediɾ. Tohumu yeni olumlu ifadeleɾle sulaɾsanız, kendinize duyduğunuz sevgi ve veɾdiğiniz değeɾin güneş ışığı gibi üzeɾinizde paɾlamasını sağlaɾsınız. / Louise Hay

Değişme Zamanı; Beni yaratan güç, bana kendi yeni hayatımı değiştirme gücü de vermiştir. Yeni yaşamıma şimdi başlayabilirim. Hemen şimdi. Heρimiz bir yolculuktayız, bilsek de bilmesek de. Bu yolculukta tüm potansiyelimizi göstermek için buradayız. Çoğumuz düşüncelerimizin kendi etrafımızdaki olaylardan etkilenerek oluştuğunu düşünürüz. Dışarıdaki olaylar ile düşünce arasında direk ilişki kurarız. Düşüncelerini kontrol edemeyeceğini düşünerek düşünce hapsine gireriz çoğunlukla, çünkü kontrolün bizde olduğunu unuturuz. / Louise Hay

Seneleɾdiɾ kendini eleştiɾip duɾuyoɾsun ve hiçbiɾ şey olmuyoɾ. Kendini süɾekli onaylamayı dene ve bak bakalım neleɾ oluyoɾ. / Louise Hay

İç evrende huzura kavuşup kendimizle barışınca, hayat çok daha zevkli oluyor. / Louise Hay

Kendimizle barışık olduğumuz zaman hayatımız her yönüyle düzene girer. / Louise Hay

Zihnimizde barışı ve uyumu yarattığımızda ve olumlu şeyler düşündüğümüzde, kendimize olumlu deneyimleri ve bizimle aynı düşüncede insanları çekeriz. Tersine hata bulmaya, suçlamaya, kurban anlayışına saplandığımızda, hayatımız hayal kırıklıkları ve başarı / Louise Hay

Kendinizi sürekli yargılıyor ve kızıyorsanız, affedemediyseniz, başkalarının inançları doğrultusunda mutsuz ve kalıplarla dolu bir hayat yaşıyorsanız ve çıkmak için bir yöntem arıyorsanız Louse l. Hayin oluşturduğu kendini sev hayatını iyileştir seminerine  16 şubat perşembe 10.00-18.00 arası bekliyorum.

Anette Rez tel: 0536 798 68 68

Mandalina Kabuğunun İçine Zeytin Yağı Damlattı – Sonucu Görünce Gözlerinize İnanamayacaksınız |

 

Gündüzler kısalıp geceler uzarken yakacağınız bir mum içinizdeki karamsarlığı söküp alacaktır.

Yılbaşında bundan güzel ev yapımı bir süs bulamazsınız.

İlk gördüğümde çok şaşırdım. Çünkü mandalina kabuğuyla mum yapılabileceğini bilmiyordum. Kulağa tuhaf gelse de yapımı çok kolay ve çok estetik görünüyorlar.

Yılbaşı gecesine şimdiden hazırım!

1- Mandalinanın kabuğunu yarı yarıya kesin.

2- Şimdi de kabuğu koparmadan dikkatlice çıkarın.

3- Şimdi de mandalinanın liflerini fitil olarak kullanacağız. Lifleri ortaya doğru çıkartın ve mandalina kabuğunun içini zeytin yağı ile doldurun.

4- Şimdi de mandalina kabuğunun diğer yarısını kullanacağız. Bu kabuğu, mum olarak kullanacağımız kısmın üstüne koyacağız. Bizim yaptığımız gibi yıldız şekli yapabilir veya istediğiniz bir şekil yapabilirsiniz.

5- Mandalina kabuğu zeytinyağını emdiyse doğal mumunuz hazır demektir. Hemen doğal fitilimizi yakabilirsiniz.

6- Şimdi de şekil çizdiğiniz diğer mandalina kabuğunu, mum olarak kullanacağınız mandalina kabuğunun üstüne koyun. Bakın ne kadar tatlı gözüküyor!

Mumları kullanırken dikkatli olun. Güvenli bir yerde yakın ve gözünüz doğal mumlarınızda olsun.

 

KANDİDA MANTARI BAĞIRSAKLARINIZI ELE GEÇİRMİŞ OLABİLİR!

imagespej4gb79
Sürekli şişkinlikten yakınanlar, kabızlık ve halsizlik çekenler…
Sabah aç karnına bir bardak suya tükürüp kendinizi test edin.
Son yıllarda sessiz ve yıkıcı hastalıklarda patlama yaşandı.
Tetkiklere ve testlere bol bol para harcanırken, yanlış ilaçların kullanılması çok daha kötü sonuçlara yol açtı.
Kimse bağırsaklarından tüm vücuda geçen ve organlarına büyük zarar veren Candida Albicans maya mantarından şüphelenmedi.
Kandida’nın neden olduğu obezite, diyabet, kalp damar hastalıkları, hormonal bozukluklar, kanser ve sinir sistemi hastalıkları adeta insanların kaderi haline geldi.
Kısaca yanlış ilaç kullanımı, stres, hazır gıdalar önce bağırsaklarımızın doğal florasını bozdu.
Bağırsak geçirgenliğini arttırdı.
Kanımıza karışan sindirilmemiş maddeler, ağır metaller, katkı maddeleri organlarımıza zarar vermeye başladı.
Kandida’nın en önemli belirtisi alkoliklerde ya da sarılıkta olduğu gibi karaciğerde bozukluktur.Çünkü mantarlar şekeri alkole dönüştürür.
Bağırsakta mantar enfeksiyonu olan kişilerde genellikle; kabızlık, gaz, kas ağrısı, burun tıkanıklığı, aşırı yemek yemek, yorgunluk, depresyon, sinirlilik, duygu durum bozukluğu, cinsel isteksizlik, öksürük, nefes darlığı ve baş ağrısı gibi belirtiler görülür.
ŞEKERİ ÇOK SEVİYOR
Beyaz şeker ve beyaz unla beslenen mantarlar, oldukça hızlı çoğalırlar.
Zaten Kandida mantarının çoğaldığı ve bağırsak flolasının bozulduğuna dair en net belirti tatlıya karşı bağımlılıktır.
Gereğinden fazla çoğaldığında ince ve kalın bağırsakta doku hasarına neden olur.
Kandidası olan kişilerde gıdalara ve kimyasallara karşı duyarlılık vardır.
Bu hasar uzun vadede bağışıklık sisteminin kafasını karıştırır.
Ve birçok hastalığın temelini oluşturur.
Teşhis edilmesi zor olduğundan çoğu kişi için ciddi bir sorun haline gelmektedir.
Kandida mantarından arınarak vücudunuzda var olduğunu düşündüğünüz pek çok hastalıktan ve fazla kilolarınızdan kurtulabilirsiniz.
Ancak bu uzun bir tedavi gerektirebilir.
HAPI YUTMAYIN
Vücudu sinsice ele geçiren Kandida Mantar Enfeksiyonu’nun başlıca nedenleri şunlar:
Beslenme alışkanlıklarında yapılan hatalar.
Şekerli besinlerin fazla miktarda tüketilmesi.
Sezaryen ile yapılan doğumlar.
Günlük beslenme programında karbonhidratlara ağırlık verme.
Gereksiz yere kullanılan antibiyotikler.
Yanlış diyetler, faydalı yağların beslenmeden çıkartılması, laksatif ilaç ve çayların çok kullanılması sonucu bağırsak florasının bozulması.
Antibiyotik kullanımının artması başta olmak üzere yanlış tedavi yöntemleri bu artışa neden oldu.
YÖNTEM ÇOK BASİT VE ANLAŞILIR
İhtiyacınız olan, şeffaf ve desensiz bir bardak ve su…
Sabah aç karnına, ağız temizliği yapılmadan ve su içilmeden önce su dolu bardağa tükürünüz.
Bardağınıza gün ışığında yandan ve üstten bakınız.
Tükürüğünüz suyun üzerinde kalıyorsa % 95 olasılıkla enfeksiyon taşımıyorsunuz, eğer iplikçikler halinde dibe çökme eğilimi gözlemliyorsanız Kandida Mantar Enfeksiyonunuz var demektir
KANDİDA MİKROBUNA KARŞI YAPABİLECEĞİNİZ BİR TARİF
Malzemeler: 1/3 çay kaşığı karbonat ve 2 yemek kaşığı taze sıkılmış limon suyu veya organik elma sirkesi
Hazırlanışı: Tüm malzemeleri karıştırın. Asit/baz kombinasyonu anında köpürmeye başlayacaktır. Köpürme durana kadar karbonat eklemeye devam edin ve bardağı yaklaşık 250 ml suyla doldurun. Hepsini bir kerede için. Bu ev tarifi pH dengesini sağlayacak ve vücudunuzda alkali oluşturan bir ortam yaratacaktır. Mide asidine de çare olacak ve kandaki aşırı asitliği engelleyecektir.

karbonat sayfası

Olabileceğinin En İyisi Ol…

15578788_1441661312551287_5979230162949074558_n1

Olabileceğinin en iyisi ol…

Yapabileceğinin en iyisini yap…

İşte yaşam felsefem…

Sağlıcakla,

Anette

BEDEN SOL YAN SORUNLARI

584c34575b45a-jpg_og1

Son bir aydır bedenin sol yanıyla ilgili problem yaşayanların ne kadar çok olduğunun farkındayım.

Sol omuz kol diz eklemlerinde düşme incinme sonrası sorunlar. Bir de sol veya sağ gözle ilgili problemler sık bu dönemde.

O zaman gelelim sol yanımınızın beden okumasına;

Bedenimizin sol tarafı Çin tıbbında kendimizi temsil eder. Sol yan aynı zamanda YİN (dişil) özelliklerimizi içerir. Aynı zamanda sol yan geçmişi temsil eder.

Kadın veya erkek bedeninde olmanın ötesinde anne-baba enerjisiyle bize gelen dışsal cinsiyetimizden farklı olarak herkesin hem dişi hem eril beden kısım ve organları vardır. Bu konuya girmeyeceğim çünkü beyazyol’ un ilk yazılarında bu konuda çok bilgi bulabilirsiniz.

Soldaki her sorun bizimle ve o güne kadar yaşadıklarımızla ilgilidir. Tabi ki sorunun yerine göre ve kişiye göre konuların detayı değişse de, beden okuyucu için konunun özü aynıdır. Konu kendimizle ve o güne kadar yaşadıklarımızla ilgilidir.

Sol omuz bölgesi geçmişle ilgili konularda, yaşanılanlarda hala kendimize kızgın olduğumuzu anımsatır bize. Yaptıklarımızı yanlış bulmuşuzdur ve kendimize kırgınızdır. Bu kırgınlık sessizce ve derindir.

Sol diz ise bize hala geçmişte yaşanılanları kendimize bağ gördüğümüzü, ilerlememizi geçmiş düşüncelerin engellediğini düşündüğümüzü gösterir.

Gözler zaten malum görmek, dış yaşanılanları değerlendirmektir.

Sol yan eklem sorunları geçmişle kendimizle ilgili konularda zorlandığımızı gösterirken, sol gözdede sorunumuz varsa (iltihap, ağrı vs) geçmişi yanlış gördüğümüz bize hatırlatılıyor olabilir ya da sağ göz gelecekle ilgili kaygı korkular taşıyor olabileceğimizi gösterir.

Bu arada şunu da söyleyeyim, sol yanında sorun olanlar hassas ve kırılgan, çabuk incinen insanlardır. Sorunun ne olduğunu bilseler de söylemezler, azıcık ketumluk vardır yani.

Tüm bunlardan sonra bugüne gelelim. Tabi önce bu rahatsızlıklarınıza tıbben yapmanız gerekenleri yaptığınızı kabul ediyorum. Çünkü hep dediğim gibi, bir sorun bedene yansımışsa onun ilk tedavi yeri tıbbidir.

Sonrasında söyleyeceklerim şöyle; Ne yaşandıysa yaşandı hepsi geçti. Bazı şeyleri biz eksik veya hatalı yaptık, bazı konulardada diğerleri yanlış yaptı diye düşündük. Yani mutlaka konular farklı olsa da herkes bazı sorunlar yaşadı. Hepimizin bazı eksiklikleri var. Ya da bazı fazlalıklarımız var. Bunlar çok doğaldır. Hayatın işleyişi bu şekildedir. Bunu sorun etmeyin, herkes kendince yapabileceğini yaptı. Her güzel şeyde sizin olamaz ya, arada paylaşmak iyidir.

Neticede oldu bitti ve işin özünde hiçbir yaşanılan yanlış eksik değildi, büyük planda mutlaka bir gereği vardı. Kimse kimseye yanlış falan yapmadı. Bizler bilincimizin aklımızın yettiği kadarını yaptık ve onlarda aynı.

Biz insanlara verilen en büyük hediye HAYAT, bunun kıymetini bilelim, tekrarı yok. Yaşadıklarımızdan sadece güzel olanlar bizden ruhumuza armağan olan. Yaratılışa en büyük hediyemiz mutlu anlarımız.

O vakit ne yaşandıysa yaşandı, mutlaka kendinizce bir değerlendirme yapmışsınızdır ve artık bırakın. Herkes kendince yaşadıklarının bilgisini eksik veya tam olduğu kadar almıştır.

O zaman geçmişle uğraşmayalım artık o bitti ve gelecek henüz gelmedi. Tek gerçeğimiz bugün bu an, buna odaklanalım. Ne kadar yapabiliyorsak o kadar burada olalım, iradeyle her zihnin kaçışını toparlayarak.

Kendimizi sevelim hem çok sevelim, biz olmasak dünya bizim için yoktur hatırlayalım.

Bizi severek yaratanı mutlu yaşayarak sevindirelim.

Yazan: Aydek Sultan Özdemir
10.12.2016
beyazyol. com paylaşabilirsiniz.

YAŞAM SAYINIZIN BULUNMASI

mutlu-yasam1

Kendi doğum tarihinizi aşağidaki örnekteki gibi tek tek topluyorsunuz
17.06.1982 :
1+7 + 6+ 1+9+8+2 : 25
2+5 : 7
☞7☜
1 Öğretme, Yaratıcılık, Girişim, Öne çıkmak, Baskınlık
2 Öğrenme, Hassasiyet, Hayal gücü, Annelik etmek, İkilemler
3 Uyum getirme, İdealizm, Büyütme, Felsefe, Kendini geliştirme
4 Yazgı, Mücadele, Bireysellik, Dik başlı olma, Köşeli davranma
5 Eylem, Merak, Hareketlilik, Eleştirel olma, Mantık, Zeka
6 Aşk, Dişi ilke, Merhamet, Zevkler, Yumuşaklık, İlişkiler
7 Gizem, Ruhsallık, Hassasiyet, Gizli olana ilgi, İnceleme, Derinlik
8 Mukadderat, Deneyim ve zorla öğrenme, Kontrol, Kısıtlama
9 sayısı Mars’la yakından ilgilidir ve bitiş ve başlangıçları anlatır. Bu sayı altında cesaret, çatışma, hedeflere ulaşma yolunda kararlılık ve mücadele vardır

Bitki çayları içerdikleri bileşiklerin etkilerine göre 3 gruba ayrılılırlar.

704947_468292706545905_243112597_o1

 

BİTKİ ÇAYLARI;
Bitkiler içerdikleri bileşiklerin etkilerine göre 3 gruba ayrılılırlar.
• Kuvvetli etkili bitkiler
Kuvvetli bileşenler içermektedirler ve çay olarak kullanılmaları tehlikelidir.
• Orta etkili kuvvetli bitkiler
Uygun miktarlarda kullanıldığında tehlike içermeyen çaylardır.
• Zayıf etkili bitkiler
Kuvvetli maddeler içermezler ve uzun süre tüketilebilirler.
YÜKSÜK OTU: Kuvvetli etkili bitkilerdendir.Çay olarak kullanılması tehlikelidir. Yüksük otu kalp kasının kuvvetle kasılmasına neden olan dijitoksin adında bir madde içermektedir.
Not: her bitkinin çayı olmaz.Kuvvetli bileşen içeren bitkilerin çayı tercih edilmemelidir.
ACAİ ÜZÜMÜ(ACAİ BERRY): Meyveleri kullanılır. Antioksidan etkisi vardır fakat antioksidan meyveler sıralamasında ortalarda yer alır. Bağışıklık sistemini güçlendirir.
ADAÇAYI(SAGE): Yaprakları kullanılır. Ostrojen hormonunu arttırır. İştahı artırır. Hazımsızlık şikayetlerinde kullanılır. Gargara olarak bağaz ağrılarında ve faranjitte kullanılmaktadır.
ALTIN ÇİLEK(PHYSALİS,CAPE GOOSEBERRY): İçerdiği karotenoitler nedeniyle antioksidan olduğu düşünülmektedir fakat tam anlamıyla yapılmış bilimsel bir çalışma yoktur. Meyveleri tüketilir. Zayıflatıcı etkisini gösteren hiçbir çalışma yapılmamıştır sadece orta derecede bir antioksidan etkiye sahiptir.
ANASON(ANİSE): Tohumları kullanılmaktadır. Hassas kişilerde görülebilecek alerjik reaksiyonlar haricinde yan etkisi gözükmemektedir. Hazımsızlık ve gaz giderici etkisi vardır. Aynı zamanda iştah kaybı giderici etkiside vardır.
ARDIÇ(JUNİPER): DİÜRETİK etkisi vardır. Uzun süreli kullanımı böbreklerde tahrişe yol açabilir. Hamilelerde plesantanın tutulumunu engeller ve düşüklere sebeb verebilir. Kan şekerini düşürücü etkisi vardır fakat kullanılırken düzenli şeker ölçümleri yapılmalıdır.
AYVA(QUİNCE): Tohumu kullanılır. Ayva çekirdeklerinde bulunan siyanogenetik glikozitlerin yatıştırıcı etkisi bulunmaktadır.Fazla tüketilmesinde zehirlenmeye yol açabilmektedir.Aynı zamanda ayva müsilaj içerir.
BAMYA ÇİÇEGİ(RED SORREL): Ülkemizde yetişmemektedir.İslam kültüründe karkadeh olarak bilinir. Spor yapan kişilerde sıvı elektrolit dengesinin sağlanması için önerilir. Hafif müshil etkiye sahiptir ve iştah arttırıcıdır.
CİVAN PERÇEMİ(YARROW): Safra akışını arttırır. Özellikle adet dönemlerinde ağrı kesici ve ödem giderici olarak kullanlır. Çiçeği ve dalı kullanılır. Kan sulandırıcı etkisi vardır ve kesinlikle hamilelere önerilmez. Tansiyon ilaçları ile etkileşime girebilir.
DEREOTU TOHUMU(DİLL): Mikroplara karşı etkili olduğu kanıtlanmıştır. Mide asitliğini azatlığı ve mide mukozasını koruduğu anlaşılmıştır.
EKİNEZYA(ECHİNACEA): Bağışıklık sistemini arttırıcı etkisi vardır.Toprak üstü kısmı kullanılır. Papatya ailesinden gelir ve papatyaya alerjisi olanların kullanmaması önerilir. Üst solunum yollarında koruyucu ve tadaviye yardımcıdır.
FESLEĞEN(BASİL): Toprak üstü kısmı tüketilir. Sindirimi kolaylaştırır. Hamilelikte kullanılmaz.
FRENK KİMYONU(KARAMAN KİMYONU): Halk arasında anne sütünü arttırıcı bir etkiye sahip olduğu söylenir.
GİNKGO: Yaprak kısmı tüketilir. Pıhtılaşmayı önleyici ve antioksidan etkilere sahiptir. Kan sulandırıcı ilaçlarla tüketilmemelidir.
GİNSENG KÖKÜ: Yorgunluk, bitkinlik gibi durumlarda bağışıklık sistemini güçlendirir. Kan sulandırıcı ve kandaki şekeri düşürücü etkisi bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Şeker ilacı kullanan kişiler kontrollu kullanmalıdırlar çünkü kan şekerinde aşırı düşmeler yapabilir.
GOJİ: Eski çin kaynaklarında yaşlanmayı geciktirici etkisi vardır. Yapılan çalışmalarda vucutta yaşlanmaya bağlı hasarları geciktirici etkisi vardır fakat bu çalışmalar hayvanlar üzerinde yapılmıştır herhangi bir insan üzerinde yapılmış bir çalışma yoktur.
HİNDİBA(CHİCORY): Hafif safra sökücüdür ve sindirimi kolaylaştırır. Karaciğer dostudur.
NAR: Kuvvetli bir antioksidandır.kalp ve dolaşım üzerine etkileri bulunmaktadır.
REZENE(FENNEL): Bağışıklık sistemini arttırır. Sindirim sistemini düzenleyici etkisi bulunmaktadır. Hamilelerde kullanılması önerilmemektedir.
SARI KANTARON: Kullanılan ilaçlarla etkileşim haline geçebilirler bu yüzden doktorunuz ve beslenme uzmanınızın kontrolünde tüketiniz.
BEYAZ ÇAY: Siyah ve yeşil çaya göre daha az kafein içermektedir bu yüzden kafein az tüketmek isteyen çay tiryakileri için iyi bir seçenektir. Yüksek antioksidan içermektedir.
YABAN MERSİNİ:İyi bir antioksidan kaynağıdır. Kan şekeri düzenlenmesinde önerilmektedir.
YASEMİN ÇİÇEĞİ: Hoş kokusu nedeni ile çaylara koku vermek için kullanılır.
ZENCEFİL: hamilelik dönemlerinde 1 gr’ın üzerinde kullanılması önerilmemektedir. Mide bulantısında kullanılmaktadır. Damar sağlığı üzerine etkileri bulunmaktadır

Paça Çorbası ve Kelle Paça Çorbası Nasıl Yapılır?

paca-corbasi-376x2801

 

Paça Çorbası, sağlık açısından oldukça faydalı bir çorbadır. Özellikle; hayvanların kemik, ilik, kelle ve paça gibi bölgelerinden elde edilen etimsi kısımlar normal kırmızı ete göre daha sağlıklıdır. Bu bölgelerden elde edilen kısımlar, vücut kas ve kemik dokuları için gerekli olan maddeleri daha yoğun bir şekilde içermektedir. Hatta yapılan bazı araştırmalara göre paça çorbasının kansere karşı etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Sizlere iki çeşit tarif hazırlamaya çalıştık. Birincisi Paça çorbası tarifi ikincisi ise kelle paça çorbası tarifi.
Terbiyeli Dana Paça Çorbası Tarifi
Vereceğimiz paça çorbası tarifi 6-7 kişiliktir.
Paça Çorbası Tarifi için Malzemeler:
1 adet temizlenmiş ve bölünmüş dana paçası
Su
Terbiye yapmak için
Yarım kase yoğurt
2,5 yemek kaşığı un
Tuz
Sosu için
Sirke
Sarımsak
Tuz
Terbiyeli Dana Paça Çorbası Yapılışı

Dana paçaları güzelce temizlenmiş ve kırılmış olmalıdır. Paçalar; iyice yıkadıktan sonra düdüklü tencere içerisine alınır ve üzerini 2-3 parmak geçecek kadar su eklenerek orta ateşte 90 dakika kadar haşlanır. Biraz soğutulduktan sonra iri parçalar çıkarılır ve paça suyu ise içinde kemik parçaları olabileceğinden süzülür. Daha sonra iri parça halinde olan etler küçük küçük doğranır ve diğer parçalarla birlikte tencereye konarak hafif ısıda kaynatılmaya devam edilir. Başka bir kapta ise yoğurt, un ve tuz çırpılıp homojen bir kıvam elde edildikten sonra bir miktar paça suyu alınarak kase içindeki bu karışıma yavaş yavaş eklenerek karıştırılır ve ardından azar azar tencere içerisine atılır, atılırken bir yandan hızlı hızlı çırpılmalıdır ki kesilmesin.15 dakika kadar kaynatıldıktan sonra üzerine dövülmüş sarımsak ve sirke karışımı atılır. Terbiyeli paça çorbası tarifi bu kadar
Kelle Paça Çorbası Tarifi
Kelle Paça Çorbası Tarifi İçin Malzemeler
Yarım kilo kelle
Yarım kilo paça
Yarım limonun suyu
Yarım çay bardağı sirke
Pul biber
1 kepçe kadar un
Tuz
Kelle Paça Çorbası Yapılışı
Güzelce temizlenmiş ve bölünmüş paça ile birlikte kelle kısmı düdüklü tencere içerisine konulur. Haşlama işlemi ortalama 1,5 saaat ( 90 dakika ) sürecektir. İyice piştikten sonra ise kelle paçalar su içerisinden çıkartılır ve hem suyun hemde kelle paçaların soğumasından sonra kelle paçalar küp biçiminde doğranır haşlamadan elde edilen su ise süzgeçle süzülür. Daha sonra yine doğranmış kelle paçalar ile su karıştırılır. Bu sudan bir miktar alınarak un ile karıştırılır ve çorbanın içine dökülür daha sonra ocağın altı açılarak kaynayıncaya kadar karıştırılır. Daha sonra diğer malzemeler olan, tuz, pul biber ve sirke ile limon suyu eklenir. Kelle paça çorbası tarifi bu kadar afiyet olsun….
Sağlıcakla Kalınız…