Eskiden küçücük şeyler mutlu ederdi bizleri… Şimdi kocaman şeylerden bile mutlu olamıyoruz sanki… Ne yazık…

15109541_282675215461900_3202532446018384999_n1
Bir radyomuz vardı evimizin başköşesinde. Sanki tahtında oturan bir kraliçe… Ne söylerse ağzına bakardık, dinlerdik. Yeri gelir güler, yeri gelir ağlardık onunla…
Rahmetli ağabeyimde alafranga müzik dinleme merakı vardı. Açardı sonuna kadar. Babam rahmetli, alaturka müptelâsı… İki kuşak arasındaki savaşta, olan o güzel radyomuza olurdu. Biri kapatırken ağzını, öbürü kulağını bükerdi. Zavallı tıkanırdı üzüntüden. Sesi kısılırdı, parazit yapardı. O zaman da tokatlar patlardı soldan sağdan…
Odanın köşesinde mıhlanmış bir raf üzerinden seyrederdi bizleri gülerek… Dantel örtüsü başında, evin büyük hanımı gibiydi. Susmasını da bilirdi, şarkı söylemesini de… Bilgi dağarcığı öyle zengindi ki, şaşardık. Hülyalara dalardık şarkılarıyla… Ya da toplardı aileyi radyo tiyatrosuyla. Çıt yok! Koca aile; altı kız, iki delikanlı. Kızlar seslenirdi piyes başlarken birbirlerine. Bense elimde kalem, yeni çıkan şarkıların sözlerini, acele acele kâğıtlara yazmak için çırpınırdım.”İçin için yanıyor, yanıyor bu gönlüm”. Bazen de can kulağıyla dinlediğimiz ”Çocuk Saati.” Ne güzel günlerdi onlar…
Radyo tiyatrosuna dalan annem; kız kardeşimin kurusun diye kuzineye koyduğu ayakkabılarını kavurmuştu. Patlamış mısır gibi kıvrılmışlardı, hiç unutmam.
Bahçemizde bir tulumbamız vardı. Çektikçe gürül gürül sular akardı ağzından. Uzun saçlı, kocaman ağızlı bir kadına benzetirdim. Tulumbanın havuzunu buz gibi suyuyla doldurur, karpuzlarımızı soğuturduk. Bahçede hemen hemen her çeşit meyve ağacımız vardı. O altın renginde, bal gibi şekerpâre kayısılar, dumanlı mor erikler, kirazlar, dutlar…. Ne kadar güzeldi onları dalından toplamak, dalından yemek… O günler, o bahçeler, o dostlar ne büyük bir nimetmişler meğer…
Bahçemizin ön tarafında asmanın altına bir somya koymuştu annem. Komşularla o sıcak yaz günlerinde karpuz kavun yerken, ya da demli çaylarını yudumlarken, yeni çıkan şarkıları çalardı babam uduyla. Kızlar, kadınlar neşeyle ve ilgiyle dinlerler, istekte bulunurlardı. Annem de babama eşlik eder, o tatlı sesiyle şarkıları usul usul mırıldanırdı. Hâfızamda kalan unutulmaz karelerdendir onlar… Çocuklar parmaklığa dayanır dinlerler, kızlar misafirlere hizmet ederlerdi. Unutulmaz güzellikte komşuluk ilişkileri vardı. Herkes hısım akraba gibiydi adetâ. Eskişehir’in ‘Seylâp Evleri’ de diye anılan ‘Bahçelievler’de idi evimiz. Kedimiz Tekir, her zaman somyanın güneşli bir yerine, babamın yanına kurulur, o gürültüde mışıl mışıl uyurdu. Kapımızı da, bizi her zaman okula kadar götüren sokağımızın köpeği beklerdi. Ona olan sevgimizi bilir, annemin hazırladığı yemeklerini yavruları ile paylaşırdı. Kapıdan hoşlanmadığı biri geçse, hele de pejmürde ise hali, Çomar ve yavruları koro halinde havlarlar, geçirtmezlerdi. Ne zaman koşup okşamaya başlarız, geçen adam da rahat bir nefes alırdı.
Bazen o çardak altındaki somyanın gölgeli olduğu zamanlarda, biz genç kızlar, nakışlarımızı alır otururduk. Yine radyomuz başköşeden bize şarkılar söyler, biz de niyet tutardık, bu şarkı benim olsun, diyerek…
Herkes büyüklerini sever ve sayardı. Kim ne pişirirse, tabaklar komşu evlere gidip gelirdi. Ah o eski komşular… Güler yüzlü, nüktedan, şakacı ve yardımsever insanlar… O uzun kış gecelerinde yaptıkları taklitlerle, anlattıkları hikâyeler ve hatıralarla ağızlarına baktıran güzel insanlar… Sobanın üstünde pişen kestaneleri paylaştıran anneler… Bir köşede uslu uslu oturan, büyükler yanında çekingen, akranları yanında son derece neşe taşan kardeşlerim, arkadaşlarım… Kim bilir nerelerdesiniz?
Sesleriniz, gülücükleriniz, sıcak nefesleriniz nerededirler acaba şimdi? Sizler, ne kadar yeri doldurulmaz insanlarmışsınız meğer…
O güzel radyomuz… Evimizin büyük hanımı… Can dostumuz. Hayatla bağımız. Yurttan sesler…
Babamın hepimizi sus pus oturttuğu ”Yassıada günleri.” Salim Başol’un sesi halâ kulağımda: ”Müdâfiler hâzır. Açık olarak duruşmaya devam olundu.” Hepsi, her şey, radyolar gibi ortadan kaybolsa da, hafızalarımıza nakşetmiş, özler dururuz, ara ara… O hayâl olmuş odalarda çınlayan kaybolan sesler… Unutulmaz şarkılar, türküler… Hayâl anlar… Rahmetli ablam Süheylâ’nın yeni yeni öğrendiği kemanı çalarken titreyen sesi: ‘Hâlâ kanayan kalbimi aşk ateşi dağlar…’ Ve benden umulmayan bir şarkıyla sesimi dinleyen ağabeyimin şaşkın bakışı: ‘Bir pür cefâ hoş dilberdir, müptelâyım haylidendir…’ Babamın saçlarımı okşayan o güzel, sıcak elleri… Kucağımda annemin bezden yapıp, kaş göz işlediği bebeğim Aynur…
Annemin yanağıma kondurduğu öpücük… İp atladığımız taşlık… Komşu bahçelerde, bizim bahçemizde, bizim için açan renk renk çiçekler…
Eskiden küçücük şeyler mutlu ederdi bizleri… Şimdi kocaman şeylerden bile mutlu olamıyoruz sanki… Ne yazık…
Hâlenur Kor

Penguenler Hakkında Olmayan Bir Antartika Belgeseli…

p174849_d_v8_aa1

Yalnız, eşsiz ve özgün insanların antartikaya gelip araştırma yapmalarının hikayeleri anlatılıyor…

Tüm göüntüler nefis ama beni asıl çarpan buzun altındaki dünyanın görüntüleri…

Mutlaka seyredilmeli,

Anette İnselberg

Not: Bazı insanlar kendilerini keşiflere ve insanlığa adıyorlar ve hepsine hayranım…

Yurttaş Kane…

220px-citizenkane1

1941 yapımı film montaj, makyaj gibi film teknikleri açısından çığır açan pek çok yeniliğe sahiptir.

Ölüm döşeğindeki son sözleri ”Rosebud” olan Kane’in ne demek istediğini araştıran bir gazetecinin Kane’in hayatını katman katman gözler önüne sermesini izliyoruz.

Sahibi olduğu gazetenin yükselişi, birinci eş, ikinci eş ve en yakın arkadaşıyla ilişkilerinin yanı sıra, gazetesi  aracılığıyla insanları ve çevresindeki her şeyi kontrol etme isteğini izliyoruz. Sonunda da bu güç delisi adamın her şeyini kaybedişine tanık oluyoruz…

Çok çarpıcı bir film,

Seyretmeli,

Anette İnselberg

 

Ensenize düzenli olarak buz küpü koymanın daha genç görünmenizi ve daha enerjik, neşeli olmanızı sağladığı, hastalıkları da iyileştirdiği söyleniyor

11070007_10153189128911052_1236183682663171044_n11

 

Buz küpüyle gelen sağlık
Ensenize düzenli olarak buz küpü koymanın daha genç görünmenizi ve daha enerjik, neşeli olmanızı sağladığı, hastalıkları da iyileştirdiği söyleniyor. Buzu koymanız gereken nokta ise, ensenizdeki tendonların arasında, baş ve boynun birleştiği ense kökünde yer alıyor. Bu noktaya, Çin akupunkturunda Feng Fu deniyor.
Yöntem
Yüz üstü yatın (ya da oturun) ve yukarıda tarif ettiğimiz Feng Fu bölgenize bir adet buz koyup, 20 dakika tutun. Buzu bir bez ya da eşarp yardımıyla sabitleyebilirsiniz.
Bu uygulamayı, 2-3 günlük aralar vererek, sabahları aç karnına ya da akşamları yatmadan önce olacak şekilde, düzenli olarak tekrarlayın. Bu yöntemle soğuk algınlığına yakalanmanız imkansız.
İlk başta biraz soğuk gelse de, 30-40 saniye sonra o bölgenin ısındığını hissedeceksiniz. Kan akışına endorfin salgılandığı için, ilk birkaç gün mutlu ve zinde olacaksınız.
Sonuçları
Peki ensenizdeki Feng Fu noktasına düzenli olarak buz küpü koymanın sonuçları nedir?
Daha iyi uyumanızı sağlar
Ruh haliniz yükselir ve genel olarak kendinizi daha canlı hissedersiniz
Sindirim yolunuz kusursuz çalışır
Soğuk algınlığına elveda diyebilirsiniz
Baş ağrısı, diş ağrısı ve eklemlerdeki acıyı iyileştirir
Feng Fu noktasına uygulanan buz küpleri, özellikle şu hastalık ya da sorunların iyileştirilmesinde etkilidir:
Solunumla ilgili rahatsızlıklar
Kalp damar hastalıkları
Omurgada bozulmalarla görülen sinir hastalıkları
Akut ve mide-bağırsak enfeksiyonları ile cinsel yollarla bulaşan enfeksiyonlar
Tiroid bezindeki düzensizlikler
Eklem iltihabı, hipertansiyon ve düşük tansiyon
Bronşitastımı
Obezite, kötü beslenme ve mide bağırsak yolundaki sorunlar
Selülit (özellikle erken safhalarındayken önler)
Adet düzensizliği ve endokrin yetmezliği
Psiko-duygusal rahatsızlıklar, stres, kronik yorgunluk, depresyon, uykusuzluk
Doğrusunu söylemek gerekirse, Feng Fu yöntemi, tedavi edici değildir. Fakat psikolojik dengeyi kurar, vücudun yenilenmesini sağlar ve hayatınıza etkili bir itici güç katar. Ama önemli bir uyarı yapmakta fayda var: Eğer hamileyseniz, kalp pili kullanıyorsanız, epilepsiniz varsa ya da şizofreni ile mücadele ediyorsanız, bu yöntemi denemeyin.
Çin tıbbında, beden bir enerji sistemi olarak ele alınır. Bu yüzden de akupunktur ve masaj yoluyla, enerji akışınızı ve organlarınızın işlevsel aktivitelerini etkileyebilirsiniz.

SARMISAK MUCİZESİ: Bu kür 1972 Yılında Tibetli rahiplerin kaldığı manastırda bulunan 5000 yıllık bir doğal tariften alınmıştır

21

 

 

SARMISAK MUCİZESİ: Bu kür 1972 Yılında Tibetli rahiplerin kaldığı manastırda bulunan 5000 yıllık bir doğal tariften alınmıştır. Sarmısak kürü vucutta bulunan birçok viruslere, fungi and parasitlere karşı çok etkilidir.Damarların tıkanması (atherosclerosis),ciğer hastalıkları,sinüzit, yüksek kan basıncı, gastrit,homoroit, kilo kaybı, işitme ve görme bozuklukları ve diğer pek çok hastalıklara karşı şifalıdır. 5 YIL SÜREYLE HER YIL YILDA 1 DEFA YAPILIR!
HAZIRLANIŞI: 350 gram kuru soyulmuş diş sarmısaklar ezilir ve %95 saflıktaki 200 mL saf ETİL ALKOL’içine bir cam kapta konur. Alkol kesinlikle zehirli olan Metil Alkol olmamalı ve benzalkonijum- klorür içermemelidir. 10 Gün Buzdolabında bekletin ve hergün karışımı çalkalayın.Sonra bunu süzün ve süzülen karışımı 2 gün daha Buzdolabında bekletin. Karışım şimdi kullanıma hazırdır.
KULLANILIŞI:
Günler Damla Sayısı ( Su ile karıştırılacak ve yemek öncesi
içilecek)
Kahvaltı Öğle Yemeği Akşam Yemeği
1. 1 2 3
2. 4 5 6
3. 7 8 9
4. 10 11 12
5. 13 14 15
6. 16 17 18
7. 12 11 10
8. 9 8 7
9. 6 5 4
10. 3 2 1
11. 15 25 25
12. 25 25 25

alıntı

MUTLULUĞUN SIRRI BAĞIRSAKLARINIZDA

15032105_326692027696717_8039500854900717640_n2
Bağırsaklarda bulunan vagus siniri direk olarak beyne bağlanıyor. Aslında beyniniz sindirim sisteminizi değil sindirim sisteminiz beyninizi yönetiyor! Peki sağlıklı bir sindirim sistemi için ne yapmalısınız?
1__Mutluluk hormonu serotoninin %95’inin bağırsaklarınızdaki bakteriler tarafından üretildiğini biliyor muydunuz? Bu bakteriler aynı zamanda beyindeki zevk ve ödül merkezini kontrol etmeye yarayan dopaminin de yarısını üretiyorlar!
Düşünceleriniz, duygularınız ve hareketleriniz beyninizdeki nöronlar arasındaki iletişimle meydana geliyor. Bu iletişimi sağlayan da serotonin ve dopamin gibi sinir taşıyıcıları. Örneğin iyi veya üzgün hissetmenizi, keyif almanızı veya acı çekmenizi, kızgınlığınızı, konsantrasyonunuzu bu sinir taşıyıcıları düzenliyor.
Bu yüzden tıp dünyasında milyarlarca bakteriden oluşan bağırsak florasına ‘ikinci beyin’ adı veriliyor.
Sinir taşıyıcılarının büyük oranda bağırsaklardaki bakteriler tarafından üretilmesinin fark edilmesi üzerine sindirim sistemi ve beyin arasındaki bağlantı üzerinde araştırmalar yoğunlaştı ve çok önemli sonuçlar bulundu.
Depresyon, saplantı (obsesif-kompulsif bozukluk), otizm, kaygı bozukluğu (anksiyete) gibi rahatsızlıklar bağırsak florasındaki dengesizliklerle ilişkilendiriliyor.
Konuda uzman Dr. Cole ‘’Depresyon, anksiyete gibi rahatsızlıklar için gelen hastaların bağırsaklarında bakteriyel enfeksiyon gösteren laboratuvar sonuçlarına baktığımda neden ilk aşamada sindirim sistemi kontrolü için gelmediklerine hala şaşırıyorum’’ diyor.
Yapılan araştırmalarda L. Helveticus ve Bifidobacterium içeren probiyotik destek kullananların depresyon ve anksiyetelerinde azalma görülmüş.

2___Yoğurt, kefir, turşu gibi fermente edilmiş gıdalar tüketin
Fermente edilmiş gıdalar probiyotik olarak adlandırılan iyi bakteriler içerir. Bu gıdalarla beslendiğinizde bağırsak floranızda iyi bakteri sayısı artar. Probiyotiklerin ayrıca bağışıklığı güçlendirdikleri ve yediklerinizden daha iyi besin emilimi yapmanıza yardımcı oldukları bilinmektedir.
3___Yerelması, kuşkonmaz, pırasa, soğan gibi inülin içeren besinler tüketin
Bir çeşit lif olan inülin bağırsaklarınızda sağlıklı bakterilere dönüşür. İyi bakterilerin beslenmesi ve çoğalması için gereklidir.

4___Baklagiller ve patates gibi dirençli nişasta içeren gıdalar tüketin
Eğer bağırsaklarınızdaki bakterilere ne yemek istersiniz diye soracak olsanız ilk tercihleri baklagiller ve patates gibi dirençli nişasta içeren gıdalar olur!
5__Muz yiyin
Muz bağırsak floranızı oluşturan bakteriler arasında uyum oluşmasını sağlar. Ayrıca yüksek potasyum ve magnezyum içeriği sayesinde enflamasyonu azaltır.
6___Brokoli, karnabahar, lahana, karalahana gibi sebzeler tüketin
Bu sebzelerin içerdiği sülfür bağırsaklarınızdaki iyi bakteriler tarafından parçalanarak enflamasyonu azaltan maddelere dönüştürülür. Yapılan araştırmalarda bu sebze grubunu tüketenlerin bağırsak kanserine yakalanma riskinin %18 daha az olduğu görülmüş.
7___Hareket edin!
İrlanda’da yapılan bir araştırma profesyonel sporcuların bağırsak florasının aynı yapıdaki normal insanlardan çok daha zengin ve sağlıklı olduğunu göstermiş. Fareler üzerinde yapılan başka bir araştırma, hareket sınırı olmayan farelerin bağırsaklarındaki iyi bakterilerin hareket etme sınırı koyulanlardan çok daha fazla olduğunu göstermiş.
8___Uykunuzu alın ve stresinizi azaltın
Bağışıklık sistemini genel olarak etkilediği bilinen yetersiz uyku ve aşırı stres, bağırsak floranızı da olumsuz etkiliyor. Günde 7-8 saat uyuyun ve stresinizi azaltmanın yollarını arayın.
9___Şeker, aspartam ve basit karbonhidrat içeren yiyeceklerden uzak durun
Yüksek oranda şeker ve karbonhidrat içeren beslenme şekilleri bağırsaklardaki kötü bakterileri besleyip, çoğalmalarına sebep olurlar.
Aspartamın bağırsak florasında dramatik olumsuz değişikliklere sebep olduğu tespit edilmiş.
Mecbur olmadıkça antibiyotik kullanmayın.
Şifalar diliyorum. ….

Musallat Oldu Bunlar…

15032772_10154721479207272_2095224641529458179_n1

İlkokul Mezunu, Ödüllü Yönetmen, Eğitmen Anne Ümmiye Koçak’ın İnanılmaz Hikayesi –

İlkokul mezunu bir kadın düşünün, ilk okuduğu kitap Maksim Gorki’nin Ana adlı eseri olsun, çektiği ilk uzun metraj film ile de New York’ta ödül alsın…

Ümmiye Koçak, Mersin’de yaşayan 58 yaşında bir kadın. Onu diğer kadınlardan ayıran şeyse taşıdığı Afife Jale ruhu.

Ümmiye Koçak, Mersin'de yaşayan 58 yaşında bir kadın. Onu diğer kadınlardan ayıran şeyse taşıdığı Afife Jale ruhu.

 

1957 yılında Adana’da Çelemli Köyü’nde doğan Ümmiye Koçak, okumayı çok istemesine rağmen 10 kardeş oldukları için ilkokuldan sonra okula gidememiş. Ancak bu onun şevkini kırmayı başaramamış.

Ümmiye Koçak, ilkokulu bitirdikten sonra okuduğu kitaplarla kendisini geliştirmeye karar vermiş. İlk okuduğu kitapsa Maksim Gorki’nin “Ana” adlı kitabı olmuş.

Ümmiye Koçak, ilkokulu bitirdikten sonra okuduğu kitaplarla kendisini geliştirmeye karar vermiş. İlk okuduğu kitapsa Maksim Gorki'nin “Ana” adlı kitabı olmuş.

 

Evlendikten sonra Mersin’in Arslanköy adlı köyüne taşınan Ümmiye Koçak, köy kadınlarının yaşadıklarını tüm dünyaya göstermek için, 2001 yılında “Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu”nu kurmuş. Burada halen eğitmen anne olarak canla başla çalışıyor…

Ümmiye Koçak, “Hasret Çiçekleri” adlı oyunuyla 2006 yılında Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nde sahne almış.

Ümmiye Koçak, “Hasret Çiçekleri” adlı oyunuyla 2006 yılında Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nde sahne almış.

 

Topluluğun sahneye ilk koyduğu oyun Remzi Özçelik’in “Taş Bademleri” adlı oyunu olmuş. Grup, daha sonra kendi hikayelerinden oluşan bir oyun derleyerek “Kadının Feryadı” adlı oyunu sahneye taşımış. Koçak, “Hasret Çiçekleri” adlı oyunuyla 2006 yılında Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nde sahne almış.

Ümmiye Koçak, bu kadarla da kalmamış, “kadının kadına olan şiddeti”ni anlatan uzun metraj bir filmle inanılmaz başarılara imza atmış.

Ümmiye Koçak, bu kadarla da kalmamış, "kadının kadına olan şiddeti"ni anlatan uzun metraj bir filmle inanılmaz başarılara imza atmış.

Kadının kadına olan şiddetini konu alan Yün Bebek adlı uzun metraj filmi hem yazmış hem yönetmiş. Ancak bu filmi çekebilmek için çok büyük zahmetlere katlanmış.

Tarlada çalışarak biriktirdiği paraları, son kuruşuna kadar “Yün Bebek” için kullanmış.

Tarlada çalışarak biriktirdiği paraları, son kuruşuna kadar "Yün Bebek" için kullanmış.

 

49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde galası yapılan filme Mersin Sinema Derneği, Toroslar Belediyesi, Mersin Valiliği, Mersin Ticaret Borsası ve Akdeniz Belediyesi sponsor olmuş.

Tüm bu zahmetler ona New York’tan “Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülünü getirmiş!

Tüm bu zahmetler ona New York'tan “Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülünü getirmiş!

 

Ümmiye Koçak, “Yün Bebek” filmi ile New York Avrasya Film Festivali’nde “Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülünü kazanmış.

“Bu ödülü Amerika’da festival salonunda almak isterdik. Ancak maddi olanaksızlıklar nedeniyle oraya gidemedik.”

"Bu ödülü Amerika'da festival salonunda almak isterdik. Ancak maddi olanaksızlıklar nedeniyle oraya gidemedik."

Ödülünü almaya Amerika’ya maddi yetersizliklerden dolayı gidememiş. Sonrasıda, ödülü kendisine filmin ikinci yönetmeni olan Yasin Korkmaz takdim etmiş. Tüm ekibin moral bulunduğunu anlatırken yaşadığı mutluluğu dile getiren Ümmiye Koçak, Yörük kadınlarının hikayesinin Amerika’daki bir festivalde ödüle değer bulunmasının önemli olduğunu söylüyor.

Arslanköylü Yörük Kadınlar olarak, Türkiye’deki kadınların sorunlarına dikkat çekmeye çalıştıklarını belirten Koçak, çabalarının ödülle sonuçlanmasını “Demek ki doğru yoldaymışız” diyerek açıklıyor.

“Afife Jale’nin Ruhunu Taşıyan Kadın” ünvanını da tabi ki Ümmiye Koçak almış!

"Afife Jale'nin Ruhunu Taşıyan Kadın" ünvanını da tabi ki Ümmiye Koçak almış!

Sabancı Vakfı’nın toplumsal gelişmeye katkıda bulunan “sıra dışı kişilerin olağanüstü öykülerini” anlatan, “Fark Yaratanlar” programında “Ümmiye Koçak” kendine çok yakışan bir ünvan sahibi olmuş. “Afife Jale’nin Ruhunu Taşıyan Kadın” ünvanını alan Koçak, “Afife Jale hayalim. Birçok yerde, birçok yaptığı işle kendimi yıllardır hep özleştirmiştim,” açıklamasında bulunmuş.

Ümmiye Koçak, insanın kendini kendini geliştirerek ne noktaya getirebileceğinin canlı bir örneği.

Ümmiye Koçak, insanın kendini kendini geliştirerek ne noktaya getirebileceğinin canlı bir örneği.

 

34 yıllık evli ve 2 çocuk annesi olan 58 yaşındaki Ümmiye Koçak, bugüne kadar 11 tiyatro oyunu yazdı, kurduğu tiyatro topluluğu ile 500’ü aşkın kez sahneye çıktı ve oyunlarını Türkiye’nin dört bir yanından 30 bini aşkın insan izledi. Aldığı ödüller ve kurduğu topluluktaki tüm kadınların başarıları onun azminin ve taşıdığı o eşsiz ruhun bir kanıtı.
kaynak: listeliste

Işıl İpekçi Sizi Koruyan Melekleriyle 24-27 Kasımda Harbiyedeki Ruh- Beden- Zihin Festivalinde…

 

 

Işıl İpekçi dünya tatlısı şeker mi şeker bir insan.  Kendisini meleklere adamış ve bu muhteşem tasarımlar ortaya çıkmış. Bu muhteşem tasarımlardan  ben kendime Baş Melek Rafael ve Baş Melek Mikael’in olduğu kolye ve ayraçlardan aldım.
Peki sizin ihtiyacınız ne?
Hangi melek sizin şansınızı, yaratıcılığınız, güveninizi, bolluk ve bereketinizi arttıracak.
İşte tüm bunları öğrenmek için Işıl İpekçi’yi 0536 508 19 73’ten arayabilir ve sizi koruyup kollayacak meleklerinizi  sipariş edebilirsiniz.

Ayrıca 24-27 Kasımda Harbiye Askeri Müzede Yapılacak Ruh-Beden-Zihin Natural Fuarına Gidip Onunla Bizzat Tanışıp tavsiyelerini dinleyebilirsiniz…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg