Baharatların Faydalarını Kaçırmayın…

11014862_1134907289856388_7399375356106986889_n[1]

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

GERÇEKTEN BEDAVA MI?

final(2)[1]

(Gerçek bir öyküdür- isimler değiştirilmiştir.)

Bir şirketin hukuk bölümünde çalışan Avukat Perihan Hanım sabah ofise gelir gelmez bölümün asistanına şöyle diyor:

“Dün yaptığım alışverişte kasiyer 160 liralık elbiseyi yazmayı umutmuş; güzelim elbise bana bedavaya geldi!”

Oldukça neşeli bir kız olan asistan, “Yaşasın! Çak bir beş!” diyerek Avukat Perihan Hanım’ın sevincine katılır.

Açık ofiste yan bölmede oturan Avukat Yeşim Hanım konuşulanları duymakta ve duyduğu şeylerden rahatsız olmaktadır. Sesini çıkarmaz. Perihan Hanım, Yeşim’in hiçbir şey söylememesine anlam verememektedir.

“Yeşim Hanım duydunuz mu, 160 liralık elbise bana bedavaya geldi!” der.

“Duydum!”

“Beni kutlamayacak mısın?”

“Hayır!”

“Neden?”

“Senin elbisenin bedelini kasiyer kız ödeyecek. Onun durumunu hiç düşünmeyişini anlayamıyorum!”

“Bana ne. Hata yapan cezasını çeker. Dikkatli olsaydı!”

“Her insan ara sıra hata yapar; sen de böyle bir hata yapabilirdin; bu senin de başına gelebilirdi.”

“Ben böyle bir hata yaparsam, hatamın cezasını çekerim. Şimdi ben kazançlı durumdayım; hata yapan kızı kurtarmak için bu kazancımdan niçin vazgeçeyim?”

“Bu elbiseyi içine sindirerek giyebilecek misin?”

“Tabii, neden giymeyeyim? Herkes hatasının cezasını ödemeli. Bundan ders alsın; daha dikkatli davranmayı öğrensin.”

“İçin rahatsa, benim söyleyecek sözüm yok.”
**
Evet, bu gerçek bir öykü.
Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben ne düşündüğümü söyleyeyim; ama önce altını çizmek birkaç gerçek var:

1- Perihan Hanım, Türkiye’de doğmuş büyümüş, annesi, babası vatandaşımız olan, bu ülkenin okullarında, bu ülkenin öğretmenleri tarafından eğitilmiş, bu ülkenin bir devlet üniversitesinde bu ülkenin hukuk profesörleri tarafondan eğitilmiş, hukuk diploması almış bir kadın insan.

2- Bölüm sekreteri de üniversite mezunu bir kadın insan. Onun annesi, babası, öğretmeni, üniversitesi, profesörleri de bu ülkenin insanları.

Ve çok muhtemelen Perihan Hanım, bölüm sekreteri, onların anne ve babaları, onları yetiştiren öğretmenler, profesörler eşlerine, dostlarına bayram mesajları yazıyorlardır. Paylaştığımız bir inancın önemli bir gününü idrak ettiğimiz için birbirimizi kutluyoruz.

Yukarıda yazdığım gerçeklerden sonra ne düşündüğümü söyleyeyim: DEĞERLER BOŞLUĞU YAŞAYAN BİR TOPLUMUZ. Ailede, eğitimde, iş hayatında, meslek yaşamında, siyasal hayatta DEĞERLER BOŞLUĞU yaşıyoruz: Hakkaniyet, güven, empati yokluğu yaşıyoruz. Bu değerlerin yokluğundan ortaya çıkan boşluğu bencillik, güvensizlik, kaygı ve öfke dolduruyor.

**
“Beni kutlamayacak mısın?” sorusuna “Hayır” diyebilen dostumu tebrik ediyorum. İnsanın kendine olan tanıklığının önemini keşfetmiş biri.

Bütün mesele bu! İnsanın kendine olan tanıklığının önemini keşfetmek. Bu tanıklığın önemini keşfedince “doğru seçimi” yaparsın. Seni kendi gözünde onurlu ve haysiyetli yapacak olan “doğru seçimi” yapıp yapmadığının farkında olursun.

Bir ülkenin hukuk mezunu, avukatlık yapan bir insan kadın 160 liralık bir elbiseye kendi onurunu, haysiyetini satan bir seçim yaptığının farkına varamıyorsa, bu ülkenin ana babaları olarak, öğretmenleri, profesörleri, siyasetçileri olarak değerlerimiz ve önceliklerimiz üzerinde derin derin düşünmemiz gerek.
**
Düşüneceğimize ve başaracağımıza inanıyorum! Zaman verip bu yazıyı okuyan değerler konusuna önem veren her bir okurumu, büyük, güçlü bir ekibin parçası olarak görüyor, önemli değerleri temsil eden bu özel bayramınızı kutluyorum

Doğan Cüceloğlu

”Başka Bir Dünya Mümkün” Dedirten Dünyanın En İyi 10 Ekolojik Köyü

Gezegenimizde ve Türkiye’de sayıları az da olsa ilgilenenlerin gittikçe arttığı, adeta bir değer haline gelmiş olan ekoköylerde, para yerine takas yapılıyor. Su ve elektriğe para ödenmiyor doğadan karşılanıyor, biyoyakıt kullanılıyor. Her evde beyaz eşya yerine ortak  çamaşır makinesi ile çamaşırlar yıkanıyor, ulaşım ise bisikletle sağlanıyor.

Kısaca, Gazeteci/Yazar Dilek Kaykılar’ın da belirttiği gibi israftan, kirlilikten, rekabetten kaçanların alternatifidir ekoköyler.

İşte günden güne kıymetlenen, alternatif bir yaşam biçimi haline gelmiş dünyanın en iyi 10 ekoköyü…

1. Auroville,Hindistan

Auroville,Hindistan

Mısırlı bir anne ile Türkiyeli bir babanın kızı olan Mirra Alfassa’nın eseri. Büyük çabalar sonucunda kurulan ekoköyün nüfusu 2 bin kişiyi aşıyor.

Köyün en dikkat çekici özelliği ise; Gandhi’nin ilkeleri olan kendine yeterlik,
merkezileşmeme ve spiritüel arayış unsurlarının temel prensipler haline
getirilmesi…

2. Sieben Linden,Almanya

Sieben Linden,Almanya
Sieben Linden, doğanın gücüne inanan bir grup ekolojist tarafından 1986 yılında kuruldu. Saman evlerden oluşan ve elektrik enerjisini güneş panellerinden, ısınmasını ise kendi yetiştirdikleri ağaçlardan sağlayan köyde 100 kişi yaşıyor ve sebze-meyve ihtiyaçlarının yüzde 75’ini kendileri üretiyor…

3. Findhorn Ekoköyü,İskoçya

Findhorn Ekoköyü,İskoçya

En eski ekoköylerden biri olan Findhorn’da 450 kişi komünal bir yaşam sürüyor. Her yıl 4 bin kişinin ziyaret ettiği köyde bilgisayar firması, dizayn ve ses stüdyosu, kitapçı, çömlek yapım atölyesi, eczane, dokuma atölyesi ve Rudolf Steiner Okulu da var.

Köydeki kurslarda kişisel ve spiritüel gelişme, ekolojik yaşam biçimi, sanat,
sağlık, iyileşme konularında eğitim veriliyor. Ayrıca belirli zamanlarda kurulan atölyelerle de Findhorn ekolojik yaşam, eğitim ve sanatın müthiş uyumunu yerinde görmek ve bu uyuma dahil olmak isteyenlerin öncelikli tercihi…

4. GreenCircle,Singapur

GreenCircle,Singapur

Özellikle doğa yürüyüşçülerinin birincil tercihlerinden biri olan köy, oksijeni doğrudan ciğerlerinizde hissedebileceğiniz ender alanlardan biri…

5. Ravensca,Romanya

Ravensca,Romanya
Ravensca; doğal güzellikleri, şirin mi şirin evleri ve çalışkan insanları ile tam bir cennet. Hatta öyle ki, rakımın yükseldiği yerlerde zaman zaman sis çökebiliyor yeşilin üzerine. Karadeniz gibi yani. Burada insanların neredeyse tamamı ekolojik yaşama eğilmiş durumdalar. Tarım ve yaşam onlar için ayrılmaz bir bütün…

6. Santa Cruz de Tenerife,Kanarya Adaları,İspanya

Santa Cruz de Tenerife,Kanarya Adaları,İspanya
Dünyanın cennet köşesi. Adeta insana, insan olduğunu anımsatacak bir doğa harikası. Burada insanlar, olabildiğince organik yaşamaya gayret ediyor…

7. Panevezio Apskritis,Litvanya

Panevezio Apskritis,Litvanya

Huzuru koklayıp, aynı zamanda da tarımla ilgilenebileceğiniz bir ekoköy. Yetiştireceğiniz meyve sebzeler, sizi ölümsüzlüğe bile taşıyabilir…

8. Devon,İngiltere

Devon,İngiltere

Devon, tarihi zenginlik açısından Londra ve türevleri kentler kadar biliniyor olmasa da hem İngiltere‘nin hem de dünyanın en güzide yerlerinden biri. Çiftçilik de burada en mühim uğraşların başında geliyor. Özellikle de eko tarım…

9. Kolarbyn Ecolodge,İsveç

Kolarbyn Ecolodge,İsveç

Aynı zamanda yerli-yabancı turist ziyaretlerine de açık olan bu yer, yıl içerisinde binlerce insanın akınına uğruyor. Ormanlık alanda, yeşille uyumlu bir yaşam sürmek isteyenlerin uğrak mekanı. İster bir şeyler yetiştirebilir, ister alternatif bir tatil yapabilirsiniz burada…

10. Datça,Türkiye

Datça,Türkiye

Geldik yurdumuza. Kırıkkale, Ankara, Sakarya gibi bazı illerimizde ekoköy çalışmaları sürdürülmeye çalışılsa da şuan için en aktif olan bölgemiz Datça.

Adeta bir yeryüzü harikası olan Muğla‘nın saklı cenneti Datça’da ekolojik tarım; ilaçsız, inorganik tohumlama yöntemi olmadan, hormonsuz bir biçimde icra edilmeye çalışılıyor. Dünyaya ekolojik pencereden bakan herkese kapısı açık olan köy, her geçen gün çalışmalarını daha nitelikli bir hale getiriyor…

Karşılaşıldığında Sinirden Kendinizi Tokatlama İsteği Uyandıran 16 Durum

1. Hoşlanılan kişiyle buluşmadan yarım saat önce baş parmak kadar sivilce çıkması

Hoşlanılan kişiyle buluşmadan yarım saat önce baş parmak kadar sivilce çıkması

2. Garsonun “bıçak kesmiyor” deyip bahşiş istemesi

Garsonun

Aferin delikanlı yüklü bir bahşiş bırakacaktım ama kendin kaybettin

3. Trafikte sarı ışık yanar yanmaz arkadan korna çalınması

Trafikte sarı ışık yanar yanmaz arkadan korna çalınması

4. Dosya indirirken bilgisayarın %99’da hata vermesi

Dosya indirirken bilgisayarın %99'da hata vermesi

5. Kargo şirketinin bütün gün evde olduğunuz halde “geldik ama evde yoktunuz” demesi

Kargo şirketinin bütün gün evde olduğunuz halde

6. Esnafın yalandan eline hesap makinesi alıp 7+4-6×2+4-5 gibi garip kombinasyonlu işlemler yapıp daha sonra ekranı sıfırlayarak etiket fiyatını yazıp “en son bu olur o da sırf senin güzel hatırına” demesi

Esnafın yalandan eline hesap makinesi alıp 7+4-6x2+4-5 gibi garip kombinasyonlu işlemler yapıp daha sonra ekranı sıfırlayarak etiket fiyatını yazıp

Utanmasa leblebi yazacak

7. Taksicinin kısa mesafe diye almaması

Taksicinin kısa mesafe diye almaması

8. Arkadaşın masada duran çakmağı cebine indirmesi

Arkadaşın masada duran çakmağı cebine indirmesi

. Patronun mesainin bitmesine 5 dakika kala mail atıp iş kitlemesi

Patronun mesainin bitmesine 5 dakika kala mail atıp iş kitlemesi

10. Metroda siz daha inmeden binmek için kendini yırtan insanlar

Metroda siz daha inmeden binmek için kendini yırtan insanlar

1. Bankamatiği terk etmemek üzere yemin etmiş biri

Bankamatiği terk etmemek üzere yemin etmiş biri

12. Taksicinin 11 lira tutan mesafeye 15 lira uzattıktan sonra “bozuk yok helal et” demesi

Taksicinin 11 lira tutan mesafeye 15 lira uzattıktan sonra
Vites topuzunun oradan görünen bozuklar ne olacak peki? Ayrıca bunların bir de hiçbir şey demeden arabadan inmenizi bekleyen versiyonları var.

13. Bütün vitrinini kaplayan indirim yazısına rağmen mağazada indirimde mal bulunmaması

Bütün vitrinini kaplayan indirim yazısına rağmen mağazada indirimde mal bulunmaması

14. Arkadaşın ödünç aldığı şeyi asla geri getirmemesi

Arkadaşın ödünç aldığı şeyi asla geri getirmemesi

15. Yağmurlu bir günde hızla geçen arabanın üstünüze başınıza su sıçratması

Yağmurlu bir günde hızla geçen arabanın üstünüze başınıza su sıçratması

16. Akrabaların Facebook’ta olur olmaz her şeye yorum yapması

Akrabaların Facebook'ta olur olmaz her şeye yorum yapması

Zafer! Bizim Şarkımız Çıktı…

11219061_888078957984204_7521687157336488965_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sana Bir Sır Versem Tutar Mısın?

563312_2272481748887_2028682424_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz kalınca anlar insan…

bayram_sekeri[1]

Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz
kalınca anlar insan…

Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;
sevmeninkini yalnızlık…

Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.

Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni
kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp “çok şükür bugünü de gördük” diyebilmek…

Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.

Yoğun bakımda sancılı geceyi ya da kangren olmuş bir
ilişkiyi bitirmek de öyle…

En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini
bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara
düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.

Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede
üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle
okşayan anne bayramdır.

“Ona güvenmiştim, yanılmamışım” sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram…

Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış
ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son
taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.

Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda
karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta
ölebilmek bayram..
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun..!

Can Yücel

“Mükemmel olmayı beklemeden, kredi vererek, yol arkadaşlığı yapmak”sa dostluk…

haberresim33076[1]

 

Uzun bir yolculuktu. Yan koltuktaki yolcu, tozlu bir aile albümünü karıştırarak sanki, kulağımıza tanıdık şarkılar söyledi.
Albümde, acılarımız, kahırlarımız, sevdalarımız, coşkularımız vardı.
Yan koltuktaki ablamızdı, annemiz, hasmımız, hısmımız, sevdalımız, yârimiz…
Anlattıkça anlattı; bizi… bize…
Yıldızlardan baktık, dünyadaki resmimize…
Sanki şehre bir film gelmişti; yazılarda bir güzel orman olmuştu, iklim Akdeniz’e dönmüştü.
Ufalana ufalana kaç kuşak, erimiştik bu yollarda; kimimiz yerle yeksan, kimimiz zor ayakta…
Çıktı sahneye dedi ki:
“Beraber, ülkenin bir sürü haline tanıklık ettik. İyi günde kötü günde… Dostluk böyle bir şeydir işte: Mükemmel olmayı beklemeden, kredi vererek, yol arkadaşlığı yapmaktır.”

‘Damar’larla başladı
Ülkenin bir sürü halinde yanı başımızdaydı Sezen Aksu
Her halini hatırlattı Açıkhava’daki “40. Yıl Gecesi”nde:
Hem kendinin, hem memleketin…
İlkin, ağırbaşlı, siyah-beyaz bir elbiseyle geldi sahneye;
Siyah-beyaz ekranda, “ş”leri ıslayarak konuşan, kocaman dudaklı, kocaman yürekli, dilbaz kız oluverdi. Ömrümüzün renksiz devrinden hüzün şarkıları söyledi.
Kaybolan yıllarımızda, bir küçük iz bırakmak için didinmesini, oyuncak, küçük zaferlerini anlattı.
Sen ağlama” dedi, “Geri dön” dedi. “Firuze” diye inledi.
İçini çeke çeke, burnunu sile sile kayıplarına ağıt yaktı, selam çaktı;
Onno’ya, Aysel’e, Meral’e, Uzay’a…

Düğüne döndü
Sonra bir an durdu; “Yeter kavrulduk” dedi…
Attı gözyaşlarını sildiği mendili, üstündeki siyah beyaz elbiseyi; cümbüşlerini giyindi.
Cenaze bitti. Düğünün fitili ateşlendi.
Mahzun Sezen, o malum işveli kadın oldu aniden…
40. yılının kına gecesini yaptı sahnede; göbek attı, oğlan oynattı. Ada Vapuru’nda, “Oh oh suyundan da koy” diye kalçasını çalkalayan çapkın, muzır, hayta bir kadına dönüştü.
Bizi hüzünlerden alıp kahkahalara saldı.

Hoyrat bir makasla
“Son tufan”, hepimizi öyle vurdu, öyle savurdu ki, kolay harcadık birbirimizi, kıydık birbirimize…
Bir referandum oyundan, bir demeçten, bir fotoğraftan, müebbet verdik sevdiklerimize…
Dar günümüzde elimizden tutmalarını, her çıplağa battaniye kapıp koşmalarını unuttuk.
Sezen de aldı nasibini tufandan…
Bir çağ yangınında, onu da hoyrat bir makasla, eski bir fotoğraftan oydular.
Bizde kaldı yanağının yarısı…
Ne kavgası bitti; ne sevdası…

Değer mi hiç?
Oysa, 40. yıl konserinin mükemmelen hatırlattığı gibi, her yangında su taşıyanımız oydu.
Çocuk gelinler mi? “Ünzile”yi daha 1986’da söylemişti.
Cumartesi Anneleri mi? 1996’da bestelemişti.
Kürt meselesi mi? Kemal Burkay’dan önce “Gülümse”mesini getirmişti.
Erdal Eren’e şarkı yazmış, Sivas’a ağıt yakmış, Hrant için “Gitti cancağızım” diye yanmıştı.
Kredisi çoktu yani bizde…
Bir oyla ismini sildiler sokak tabelalarından…
Değer miydi hiç?

Masum değiliz
Kendini kimsesiz hissettiğinde/ içindeki çocuğa sarıl/sana insanı anlatır” diyordu ya bir şarkısında…
Biz, içimizdeki o çocuğu aldırdık, seneler önce…
Bize insanı anlatacak kimsemiz kalmadı.
Sezen Aksu, o anlatıcıların en hası…
Keyfimizin, hüznümüzün kâhyası…
Gözyaşlarımızın, kahkahalarımızın mahyası…
Anlata anlata, kendisiyle birlikte bizi de büyüttü:
Elinden tuttuklarını, taklitlerini, orkestrasını, korosunu, âşıklarını, kocalarını, sevenlerini…
Onlar yaşlandı; ama onlara yazılan şarkılar genç kaldı.
Biz giderken, geride sadece, “İyi bilirdik” diyen bir cemaatin sesi kalacak; yol boyu kulağımıza fısıldanan şarkılarsa yıllar yılı kulaklarda çınlayacak.

40 yılımız
Kırık ayağı üstünde dans ederek tamamladığı konseri, “Bir 40 yılımız daha yok” diyerek noktaladı Sezen…
Mükemmel olmayı beklemeden, kredi vererek, yol arkadaşlığı yapmak”sa dostluk…
Biz dün gece onunla en iyisini yaptık.
40 yıllık hatrı var bizde…
Sağ olsun!

Can Dündar