Bermuda Şeytan Üçgeni

Photo: Bermuda Şeytan ÜçgeniAtlantik Okyanusunda çok sayıda uçak ve geminin kaybolduğu, eskiden manyetik olduğu sanılan fakat günümüzde bir doğalgaz kaynağına ev sahipliği yaptığı düşünülen alanın olduğu bölgenin adıdır. Bu bölge Amerikan sahil koruma örgütünün 7 nolu bölge müdürlüğünün 5720 sayılı sirküler yazısında şöyle tarif edilmektedir: "Bermuda üçgeni ya da şeytan üçgeni diye anılan hayal ürünü yer, Atlantik'te, ABD'nin güneydoğu kıyılarında, açıklanamayan gemi, tekne ve uçak kayıplarının çok yüksek oranda yer aldığı bir alandır. Bu üçgenin köşelerinde Bermuda, Florida'daki Miami, ve Puerto Rico'daki San Juan olduğu kabul edilmektedir.[1]Kimsenin açıklama getiremediği bu esrarengiz fenomen, içinde bilim adamlarının da bulunduğu pek çok insan tarafından "doğaüstü bir takım güçlerin yaptırımı" olarak algılandı ve öyle lanse edildi. Bu açıklamalar arasında kayıp kıta Atlantis'in orada bulunup (bu düşünceyle paralel olarak Atlas Okyanusu ismini almıştır.) Kayıp Kıta'nın hiçbir zaman anlaşılamayan teknolojik ve manyetik kayıp aygıtlarından birinin etkisinden veya o bölgenin defalarca Dünya dışı varlıkların ziyaretlerinde orada yarattıkları manyetik alanın bir etkisi olduğu, hatta Kristof Kolomb'un bile tuttuğu günlüklerde, o bölgede gökyüzünde uçan tanımlanamaz cisimlerden bahsedildiği iddia edilmiştir. Bu esrarengiz üçgen ile ilgili olarak yapılan son iddia ise uzun yıllardır devam eden araştırmaların birkaç yıl önce bir sonuç verdiğinin iddia edilmesi ile ortaya çıktı . Bu son iddiaya göre tüm bu gizemli olaylar aslında basit bir doğal gaz cilvesi idi.Yer altından fışkıran doğal gazlar, sadece yüksek kara parçalarından değil, deniz ve okyanus tabanlarından da çıkarlar. Çünkü deniz tabanları da üstü suyla kaplanmış alçak kara parcalarıdır. Ancak, okyanusların derinliklerindeki bölgelerden çıkmak isteyen doğal gazlar, oradaki çok düşük ısının da etkisiyle katı hâle dönüşürler ve "hidrat" denilen beyaz ve tebeşirimsi bir madde hâline gelirler. Çok derinlere dalabilen robot kameralarının bu bölgedeki karbeyaz okyanus tabanını ve bazı gemi enkazlarinı resimlemesinden sonra konuya şu bilimsel açıklama getirilmiştir: Bu bölge, Gulf Stream denilen sıcak su akıntısının da geçtiği yerdir. Tabanın bazen ısınması yüzünden, bu "tebeşir gazlar" erir ve sudan hafif oldukları için yüzeye doğru yükselirler. O anda, tabandan yüzeye kadar suyun yoğunluğu azalır . O sırada oradan geçen ne varsa, derin bir kuyuya düşer gibi hızla okyanusun dibini boylar. Çünkü, yoğunluğu düşen su, gemileri taşıyacak kaldırma kuvvetini oluşturamaz. Gazın yükselmesi sona erince yoğunluk tekrar eski haline döner ve geride hiçbir iz kalmadan kocaman gemiler kilometrelerce derine gömülmüş olurlar.Uçakların düşerek kaybolması ise yine aynı sebeptendir. Yüzeye çıkan doğal gazlar, havadan da hafif oldukları için yükselmeye devam ederler. Bu kez yoğunluk azalması, bölgenin üzerindeki atmosferde oluşur. Oradan tesadüfen geçen bir uçak hemen irtifa kaybeder ve motorları durur. Çünkü, motorlardaki benzinin yanması için oksijene ihtiyaç vardır ve düşük yoğunluklu havanın içindeki oksijen miktarı motorların çalışması için yeterli değildir. Böylece uçak da, hızla okyanus tabanına doğru inişe geçer.Atlantik Okyanusunda çok sayıda uçak ve geminin kaybolduğu, eskiden manyetik olduğu sanılan fakat günümüzde bir doğalgaz kaynağına ev sahipliği yaptığı düşünülen alanın olduğu bölgenin adıdır. Bu bölge Amerikan sahil k…oruma örgütünün 7 nolu bölge müdürlüğünün 5720 sayılı sirküler yazısında şöyle tarif edilmektedir: “Bermuda üçgeni ya da şeytan üçgeni diye anılan hayal ürünü yer, Atlantik’te, ABD’nin güneydoğu kıyılarında, açıklanamayan gemi, tekne ve uçak kayıplarının çok yüksek oranda yer aldığı bir alandır. Bu üçgenin köşelerinde Bermuda, Florida’daki Miami, ve Puerto Rico’daki San Juan olduğu kabul edilmektedir.

 Kimsenin açıklama getiremediği bu esrarengiz fenomen, içinde bilim adamlarının da bulunduğu pek çok insan tarafından “doğaüstü bir takım güçlerin yaptırımı” olarak algılandı ve öyle lanse edildi. Bu açıklamalar arasında kayıp kıta Atlantis’in orada bulunup (bu düşünceyle paralel olarak Atlas Okyanusu ismini almıştır.) Kayıp Kıta’nın hiçbir zaman anlaşılamayan teknolojik ve manyetik kayıp aygıtlarından birinin etkisinden veya o bölgenin defalarca Dünya dışı varlıkların ziyaretlerinde orada yarattıkları manyetik alanın bir etkisi olduğu, hatta Kristof Kolomb’un bile tuttuğu günlüklerde, o bölgede gökyüzünde uçan tanımlanamaz cisimlerden bahsedildiği iddia edilmiştir. Bu esrarengiz üçgen ile ilgili olarak yapılan son iddia ise uzun yıllardır devam eden araştırmaların birkaç yıl önce bir sonuç verdiğinin iddia edilmesi ile ortaya çıktı . Bu son iddiaya göre tüm bu gizemli olaylar aslında basit bir doğal gaz cilvesi idi.

Yer altından fışkıran doğal gazlar, sadece yüksek kara parçalarından değil, deniz ve okyanus tabanlarından da çıkarlar. Çünkü deniz tabanları da üstü suyla kaplanmış alçak kara parcalarıdır. Ancak, okyanusların derinliklerindeki bölgelerden çıkmak isteyen doğal gazlar, oradaki çok düşük ısının da etkisiyle katı hâle dönüşürler ve “hidrat” denilen beyaz ve tebeşirimsi bir madde hâline gelirler. Çok derinlere dalabilen robot kameralarının bu bölgedeki karbeyaz okyanus tabanını ve bazı gemi enkazlarinı resimlemesinden sonra konuya şu bilimsel açıklama getirilmiştir: Bu bölge, Gulf Stream denilen sıcak su akıntısının da geçtiği yerdir. Tabanın bazen ısınması yüzünden, bu “tebeşir gazlar” erir ve sudan hafif oldukları için yüzeye doğru yükselirler.

O anda, tabandan yüzeye kadar suyun yoğunluğu azalır . O sırada oradan geçen ne varsa, derin bir kuyuya düşer gibi hızla okyanusun dibini boylar. Çünkü, yoğunluğu düşen su, gemileri taşıyacak kaldırma kuvvetini oluşturamaz. Gazın yükselmesi sona erince yoğunluk tekrar eski haline döner ve geride hiçbir iz kalmadan kocaman gemiler kilometrelerce derine gömülmüş olurlar. Uçakların düşerek kaybolması ise yine aynı sebeptendir. Yüzeye çıkan doğal gazlar, havadan da hafif oldukları için yükselmeye devam ederler. Bu kez yoğunluk azalması, bölgenin üzerindeki atmosferde oluşur. Oradan tesadüfen geçen bir uçak hemen irtifa kaybeder ve motorları durur.

Çünkü, motorlardaki benzinin yanması için oksijene ihtiyaç vardır ve düşük yoğunluklu havanın içindeki oksijen miktarı motorların çalışması için yeterli değildir. Böylece uçak da, hızla okyanus tabanına doğru inişe geçer.

Özelsin.

Şimdi kalk git bak aynaya.

Dünyada yaşayan bilmem kaç milyar insan içinde sen TEKSİN.

Onca göz uyanıyor ve bakıyor her sabah bir yerlerden dünyaya.

Senin gözlerin gibi bakanı yok. Onca insan sureti var.

Hepsinde bir ağız, bir burun iki göz,… kaş kirpik vesaire.

Hepsinde farklı bir ifade ve farklı bir bakış.

Özelsin.

Özel yaratıldın ve muhatap alındın.

Ötelerde bir yerlerde, sen bir hata yaptığında hemen seni cezalandırmak için bekleyen bir zalim yok.

Sen sevgiyle yaratıldın ve İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK İÇİN DENEYİMLİYORSUN HAYATI.

Düşe kalka. Sevildiğini asla unutma. Sevmekten ve güvenmekten de asla vazgeçme.

Kendine yenildiğin yerde, yine elinden tutacak ve yolu gösterecek O’dur.

Çünkü SEVİLİYORSUN..

El alem siz onlar için ne yaparsanız yapın, siz onlar için ne kadar yaşarsanız yaşayın,

El alem siz onlar için ne yaparsanız yapın, siz onlar için ne kadar yaşarsanız yaşayın,

Sizi kendiniz olmaktan alıkoyan her şeyi söyler. Çünkü onlar EL….

Üstelik tek de değil. Kocaman bir alem… Hiçbiri sizi tanımıyor…

Sizi kendinizden alıkoymayan tek kişi kendinizdir.

O yüzden kendiniz olmak istiyorsanız el alem için değil, kendiniz için yaşayın.

Onlara asla YA – RA – NA – MAZ – SI – NIZ ! !!!!!!!!

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , , , , , . Leave a Comment »

Bugün yaşayacağım her şeyi ben seçeceğim;

Bugün yaşayacağım her şeyi ben seçeceğim; Ya kızacağım yağmura etrafı ıslatıyor diye,

Ya da seveceğim onu çiçeklerimi suladığı için…

 Ya sıkılacağım param yok diye, Ya da harcamalarımı planlayıp, müsriflikten uzak kalmaya çalışacağım…

Ya sızlanacağım bozulan sağlığıma, Ya da hayatta olmayı kutlayacağım…

Ya içli içli sitem edeceğim anne babama, beni büyütürken veremedikleri şeyler yüzünden,

 Ya da onları yürekten seveceğim beni dünyaya getirdikleri için…

Ya sıkıntı basacak dikenli güllere katlanmak zorundayım diye, Ya da dikenlerin gülleri var diyerek umut dolacağım…

Ya kaybettiğim dostlar için yas tutacağım, Ya da yeni insanlarla yeni dostluklar peşinde koşacağım…

Ya işe gitmek zorunda olduğum için mızırdanacağım, Ya da gidecek bir işim olduğu için sevinç dolacağım…

Ya ev işleri yapmak eziyet olacak bana,

Ya da işlerini yaptığım o evde aklımı, ruhumu ve bedenimi barındırabildiğim için minnettar olacağım…

Belki yeni şeyler öğrenmek istemeyecek canım,

Ya kızgın olacağım -öğrenmek gereken ne çok şey var- diye,

Ya da ufak tefek de olsa faydalı ne varsa öğrenmeye çalışacağım….

Bir bardak çay deyip geçmeyin aslında birçok gerçeği gösterir hayatımızdan bir kesittir

Photo: Bir bardak çay deyip geçmeyin aslında birçok gerçeği gösterir hayatımızdan bir kesittir.Çayın Alt Demliği "KAYNANADIR"Sürekli Kaynar Durur. Hatta: Dikkat edilmezse TAŞABİLİRÜst demlik " GELİNDİR" Alt demlik kaynadıkça onunda Hareketi artar.Ama Zamanla da Olgunlaşır ve Demlenir......." DAMAT “ iseBARDAKTIRHer iki Çaydanlıktanda da Yeterince Nasibini Alır.Biraz Kaynana Doldurur onu; Birazda Gelin...Denge Unsurudur.Açık yada Demli çayın Hoşa gitmemesiBundandır..... "ÇOCUKLAR" ÇAYIN ŞEKERİDİR.Tat verir.Çok Şeker Çayın Lezzetini Bozar.Şekersiz Çaya alışanlara iseBir tanesi bile... Fazla Gelir....."GÖRÜMCE" ise“ ÇAY KAŞIĞI “ dır.Arada Bir gelir; Karıştırıp Gider...."KAYINPEDERE GELİNCE" oda" ÇAY TABAĞI "dır. Çayın Demine, Suyuna Karışmaz;Bir Kenarda Lök Gibi Oturur.Sadece Dökülenleri Toplarve çevreye zarar vermesini engeller.Ancak; Ara sıra boşaltılması gerekir,Yoksa Taşıp Herşeyi Berbat edebilir."ÇAY SÜZGECİ" Ailenin Sahip olduğu Değerlerdir.Aileyi Dış Müdahalelerden Korur.Delikler Büyük olursa ! Çayın Tadı Kaçar.Suyu Isıtan "ATEŞ" iseHOŞGÖRÜDÜR.O Olmadan Çayda Olmaz.KISACASI Bir Bardak Çay "AİLEDİR"ve Ağız Tadıyla içilenBir Bardak çayınÜstüne Yoktur...Bir bardak çay deyip geçmeyin aslında birçok gerçeği gösterir hayatımızdan bir kesittir.

 Çayın Alt Demliği “KAYNANADIR” … Sürekli Kaynar Durur. Hatta: Dikkat edilmezse TAŞABİLİR

Üst demlik ” GELİNDİR” Alt demlik kaynadıkça onunda Hareketi artar. Ama Zamanla da Olgunlaşır ve Demlenir…….

” DAMAT “ ise BARDAKTIR Her iki Çaydanlıktanda da Yeterince Nasibini Alır.

Biraz Kaynana Doldurur onu; Birazda Gelin… Denge Unsurudur. Açık yada Demli çayın Hoşa gitmemesi Bundandır…..

 “ÇOCUKLAR” ÇAYIN ŞEKERİDİR. Tat verir. Çok Şeker Çayın Lezzetini Bozar. Şekersiz Çaya alışanlara ise Bir tanesi bile…

Fazla Gelir….. “GÖRÜMCE” ise “ ÇAY KAŞIĞI “ dır. Arada Bir gelir; Karıştırıp Gider….

“KAYINPEDERE GELİNCE” oda ” ÇAY TABAĞI “dır. Çayın Demine, Suyuna Karışmaz; Bir Kenarda Lök Gibi Oturur.

Sadece Dökülenleri Toplar ve çevreye zarar vermesini engeller.

Ancak; Ara sıra boşaltılması gerekir, Yoksa Taşıp Herşeyi Berbat edebilir. “ÇAY SÜZGECİ” Ailenin Sahip olduğu Değerlerdir.

Aileyi Dış Müdahalelerden Korur. Delikler Büyük olursa ! Çayın Tadı Kaçar.

Suyu Isıtan “ATEŞ” ise HOŞGÖRÜDÜR. O Olmadan Çayda Olmaz. KISACASI

Bir Bardak Çay “AİLEDİR” ve Ağız Tadıyla içilen Bir Bardak çayın Üstüne Yoktur..

Haziran Ay Tutulması ve Etkileri

4 Haziran 2012 tarihinde 14 º 13 ‘de Yay burcunda parçalı Ay tutulması gerçekleşecek Türkiye saati ile 14:11 de. Avustralya’dan tam gözlemlenecek, Asya üzerinden doğacak ve Kuzey Amerika’nın batısından batacak. Batı Kanada ve Amerika’da yaşayanlarda tutulmayı ay batımında seyredecekler.

Bir Ay Tutulması birkaç aylık bir süre ile hayatımıza etkilerini gösterir , hayatımızda bazı şeylerin temizlenmiş olduğunu gösterir ve daha yoğun, daha özel bir dolunay ile açıklığa kavuşturmak için daha önceki eylemlerin etkilerini ortadan kaldırmak gerektiğini vurgular. 4 hazirandaki ay tutulması Yay- İkizler aksında tutulacağı için transit haritamızda bu burçların bulunduğu evler bize bilinçaltımızdaki hangi konulara göz atmamızı da söylemektedir. Bu ay tutulması Mars ve Venüs arasında bir kare olumsuz açı oluşturuyor, bu nedenle ilişkimizde anlaşmazlıklar doğuran ve duyguların incinmesi, sadece ortaya çıkan hukuki sorunların belirsizliğini de kapsar. 4 Haziran Ay tutulmasından güçlü şekilde etkilenecekler; Güneş,Ay ve yükselen burcu İkizler ve Yay olanlar , ayrıca 2 ve 8 Mart tarihleri arasında doğmuş olan Balıklar , 4 – 10 Eylül Başaklar , 2 – 8 Haziran İkizler , 3 – 9 Aralık arasında doğmuş olan Yaylar.Venüs , Ay , Güneş ve Mars arasında olumsuz bazı açılar oluşacak bu tutulma sırasında . Hayal kırıklıkları yanında değerli deneyimler de yaşayacağız. Uzun süredir uyuyan ilişkiler canlanacak , Venüs retrosu olduğundan dolayıda eski ilişkilerde geri başlanabilir ayrıca. Bu tutulma başlıca iki burcu yani İkizler ve Yayı çok etkiliyor. İkizler yazma, öğretim, konferanslar, medya ve iletişimi simgelediği için ünlü bir yazar veya profesörün ölümünden haberdar olabiliriz. Yabancı ülkeler ile alakalı olarak yüksek öğrenim ve hukuk gibi konularda haberler duyabiliriz. Yay karaciğer, kalça, uyluk ve kalçalarda , ikizler omuzlar, kollar, akciğerler ve sinir sistemine sağlık olarak çok dikkat etmemiz gerekecek.

Yılın ilk ay tutulması; olgunlaşma ve özgür olma temalarını işletecek bize. 4 Haziran – 4 Eylül arası tutulma hayatımıza ışık olup, ayrıca duygusal ilişkilerimize özellikle Yay, İkizler, Balık, Başaklara değişiklikler getirebilir ve kader yolları düzelebilir. Tutulma sırasında Karmik karşı karşıya kaldığımız olaylar ve durumlar hızlı bir saat tiktakları gibi işleyecektir. Toplantılar, kararlar, seyahat, yeni yerler, yeni faaliyetler, üzüntü, sevinçler, başarılar, yenilgiler oluşacaktır çevremizde. Ruhumuzun fısıltılarını iyi dinlemek lazım. Tutulma sırasında Mars ile olumsuz açılar kazalar ve doğal afetleri ayrıca denizlerde oluşabilecek kazaları da beraberinde getiriyor. İkinci dekanda oluşması tutulmanın yıkım ve ölümlere de işaret ettiği gibi büyük baş hayvanlarla alakalı hastalıklar ve telef gibi durumları da gösterecek. Özellikle 24 Haziran da Uranüs – Pluton açısı ile kaza ve doğal afetleri de daha da çoğaltmakta.

Özellikle Çin,Honkong, Bankok ve Singapur daha çok etkilenecek bu durumlardan. Yay burcu ülkeleri olan Irak ve Umman, Etopya, Hindistan, İran,Almanya, Hırvatistan, İspanya, Macaristan, Buda, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Slovenya, Hollanda,Arabistan, Almanya, Hırvatistan, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, İngiltere, Slovenya, İspanya, İtalya, Yemen, Tanzanya da etki altındaki ülkeler.
İtalya da deprem riski devam etmekte ve tutulmadan sonra daha büyük bir doğal afetler karşı karşıya kalabilir. Ayrıca inançlar konusunda karmaşalarda başlayacak. Amerikada da bu tutulma ile birlikte güvenlik,iç huzursuzluklar, hava durumunda ani değişimler,uçak kazaları, terör,hacker saldırıları,askeri olaylar ve doğal afetler görülecektir.
Türkiye’de ise eğitim,hukuksal konular,medya,askeri hareketler ve doğal afet riskini göstermekte. ( Ege özellikle dikkat etmeli )
Burçlara bakarsak eğer ;

31 Mart – 9 Nisan doğumlu KOÇlar ; İlişkiler adına sevinçli haberler…Beklediğiniz mükemmel aşk geliyor. Ayrıca diğer Koç ve yükselenler için ruh hallerinizde ,inançlarınızda büyük değişimler olacak. İşlerinizde veya işyerinizde değişimler yaşayabilirsiniz.

Boğa ve Yükseleni ; İlişkilerinizde önemli kararlar alacaksınız. y ilişkiniz bozulacak yada yeni bir ilişkiye başlayacaksınızdır. Tutulma sırasında çok öfkeli olabilirsiniz.İleri gitme cesaretini gösterirseniz finansal konularda kazanacaksınız.
1 – 11 Haziran doğumlu İKİZLER ; İlişkilerde hayal kırıklığı yaşanabilir. öfkeli kavgalar olabilir. Ayrıca diğer İkizler ve yükselenleri ise ; İş de ve ilişkilerinizde yeni heyecanları getiriyor.
Yengeç ve Yükseleni ; işinizde profesyonel anlamada ilerleme döneminiz başlıyor. Tutulma sırasında işdeki arkadaşlarınızla ufak tartışmalar yaşayabilirsiniz. Meslek hayatınızda doyum sağlayacaksınız.
3 – 12 Ağustos doğumlu ASLANlar ; Harika başlangıç ve adımların habercisi bu tutulma. İlişkilerinize uyum ve barış getirecek. Aşk hayatınız aydınlanacak. Karmik ruhdaşlarınızla bir olacaksınız ve yeni ilişkilerinizde mükemmel ve çok derin olacak. Diğer Aslan ve yükselenler için;fiziksel olarak kendinizi iyi hissedemeyebilirsiniz. Kişisel yönde olumlu değişimler de göstereceksiniz.Arkadaşlarınızla tartışmalardan da uzak durun.
3 – 12 Eylül doğumlu BAŞAKlar; Duygusal olarak çok duyarlı bir zamanda olacaksınız. Her zamankinden daha güçlü egolar ve arzular içinde olacaksınız.Arkadaş ve partner ilişkilerinde çok dikkat etmeniz gereken bir zamandasınız. İçsel gerginlikler de sizi bekliyor. Diğer Başak ve yükselenler;eski tüm alışkanlıklarınız sona eriyor ve hayata geleceğe doğru yeni bir kapı açıyorsunuz. Bu tutulma size güven kazandıracaktır.
4 – 13 Ekim doğumlu TERAZİler ; Aşk için daha fazla fırsatlar , mali koşulların iyileşmesi ve daha fazla eğlence sizi bekliyor bu tutulma ile birlikte. Keyifli ilişkiler içinde ve şanslı olacaksınız. Diğer Terazi ve yükselenler ; duygusal anlamda çok iniş çıkış ve huzursuzluklar hakim olacak size. Bazı olumsuz tartışmalar içinde bulunabilirsiniz. Ayrıca hayal ve umutlarınızı gerçeğe dönüştürmede fırsatlar da elinize geçecek.

AKREP ve Yükseleni ; Finansal konularda iç sesinize güvenir cesaretle adımlar atarsanız kazanacaksınız. Sosyal yaşamınızda hareketli değişimler olacaktır. İçinde bulunduğunuz koşullarda iyileşmeye başlayacak doğru düzgün tercihlerde bulunacaksınız.

YAY ve Yükseleni ; Duygularınız bu ay tutulması ile iyice yüzeye çıkacak. İlişkileriniz mutlu şekilde sonuçlanacak. Sorumluluklarınıza sahip çıkarsanız hayal kırıklığı yaşamazsınız. Dengesiz ilişkilerinize bir son vermenizde gerekebilir. kafa karışıklığı yaşasanız da arada önemli sıçrayışlar yapacaksınız.

OĞLAK ve Yükseleni ; Üzerinizde ruhsal güçlü bir tutulma oluşmakta. Psikolojik ve fiziksel olarak bazı dengesizlikler gel gitler yaşamanız mümkün. Gereksiz endişelerinizden kurtulacaksınız ayrıca . Depresyona dikkat. Ayrıca yaşadığımız zorluklardan ders çıkartarak hayatımızda yeni bir dönemde başlanacak.

KOVA ve Yükseleni ; Ruhsal açıdan kendi özümüzü keşfederek kişisel özgürlüğümüzü elde edeceğiz.Kendimizle alakalı değişimlere adım atarken düşünmeden atmayın yalnız. Peşinde olduğumuz güvenli hayata doğru emin adımlar atacağız. Her türlü ilişkimizi yeniden gözden geçirmemiz gereken zamanlardayız.

BALIK ve Yükseleni ; Yeni bir kariyere adım atabilir , yurt dışı bağlantılı fırsatlarda önünüze çıkabilir. Kariyeriniz bakımından önemli eğitimlerden de geçebilirsiniz. İşinden memnun olan Balıklar ise işlerinde daha önemli adımlar atacaktır. Ayrıca iş konusunda yeni deneyimler yaşayarak ne istediğinize net kararlar vereceksiniz.

Tüm sevgimle,Keyifli mutlu bir Ay Tutulması dilerim,
Yıldızlarınız üzerinizde mutluluk ve şansla pırıl pırıl parlasın, Hülya Balıkavlayan

İyi mahsülüm var diye güvenme: Ambarına BUĞDAY girmeden.

İyi evladım var diye güvenme: EVLENDİRMEDEN.

İyi komşum var diye güvenme: Büyük DERDE düşmeden..

İyi arkadaşım var diye güvenme: Başına BELA gelmeden..

İyi eşim var diye güvenme: HASTALANIP yatağa düşmeden.

İyi kardeşim var diye güvenme: Araya MADDİYAT girmeden.

 İyi mahsülüm var diye güvenme: Ambarına BUĞDAY girmeden.

İyi dostum var diye güvenme: Araya DOST görünen biri girmeden…

Mori Schwartz, hayat dolu bir üniversite profesörü…

Photo: Mori Schwartz, hayat dolu bir üniversite profesörü...1994'te vücudunda bir gariplik hissetmiş. 60'lık vücuduartık dans derslerini kaldıramayacak kadar bitkinleşmiş.doktora gittiğinde yakında öleceği haberini almış: HastalıkMori'yi tekerlekli Sandalyeye bağlamış. Dersleri bırakmış,evdeki bakıcının kollarında bebekliğe yeniden dönmüş.Kucaklanıp kaldırılır, başkası tarafından yıkanır,poposu pudralanır olmuş. Düşünmüş o zaman:"Kendimi bırakıp yok olmayı mı bekleyeyim, yoksa kalanzamanımı en iyi şekilde değerlendireyim mi?" Sonunda ölümünden utanmamaya ve yaşamla ölüm arasındakison köprünün bütün ayrıntılarını anlatmaya karar vermiş.Hayattaki son dersi, "kendi ölümü" olacakmış. Önce sevdiklerini toplayıp, onlara bir "canlı cenaze töreni" düzenlemiş. Bizim ancak ölenlerin ardından yaptığımız sevgi konuşmalarını hayattayken dinleme ve gönlünce cevap verme şansını yaratmış. ABC televizyonunun ünlü haber sunucusu Ted Koppel'ın programına konuk olunca üne kavuşmuş. Dünyanın dört bir yanından mektup yazan, röportajagelen insanlar ona "son yolculuk"u sormaya başlamışlar.Mori'nin bu sorulara verdiği yanıtlar Türkçede de yayımlandı.(Mitch Albom, "Öğretmenim Mori'yle Salı Buluşmaları",Boyner Y. 1997)"Herkes öleceğini bilir, ama kimse buna inanmak istemez.Oysa öleceğimize inansak, bazı şeyleri farklı yapardık.İnsan ölmeyi öğrenince yaşamayı da öğrenmiş oluyor. Budistlerinyaptığını yap ve her sabah omzundaki küçük kuşa sor:- O Gün, bugün mü?Hazır mıyım? Olmak istediğim insan mıyım? Kariyer, iyi maaş,araba ve ev taksitleri... Hayattan istediğim şey bu mu?""Şuraya uzanmış yavaş yavaş ölürken rahatlıkla söyleyebilirim ki, istediğin kadar güce ya da paraya sahip ol, yaşamı satın alamazsın."diyor Mori... "- Son bir 24 saatin olsa ne yapmak isterdin?"sorusuna ise herkesi şaşırtacak kadar sade bir cevap veriyor:"- Sabah kalkar, jimnastiğimi yapar, ardından çörek ve çaylakahvaltı eder, yüzmeye giderdim. Sonra arkadaşlarımı evdegüzel bir öğle yemeğine davet eder, onlara ne kadar değerverdiğimi anlatırdım. Ardından ağaçlıklı bir bahçede yürüyüprenkleri, kuşları seyreder, doğayı içime çekerdim.Akşam sevdiklerimle bir restorana gidip yemek yer veen güzel kızlarla tükeninceye dek dans ederdim.Ardından eve gelir mükemmel bir uyku çekerdim."Sizin bunları yapacak vaktiniz var. Bütün yapmanız gerekenarada bir omuzunuza bir bakış atıp sormak:"Bugün mü küçük kuş, bugün mü?"Mori Schwartz, hayat dolu bir üniversite profesörü…

1994’te vücudunda bir gariplik hissetmiş. 60’lık vücudu artık dans derslerini kaldıramayacak kadar bitkinleşmiş. doktora gittiğinde yakında öleceği haberini almış: Hastalık Mori’yi tekerlekli Sandalyeye bağlamış.

Dersleri bırakmış, evdeki bakıcının kollarında bebekliğe yeniden dönmüş. Kucaklanıp kaldırılır, başkası tarafından yıkanır, poposu pudralanır olmuş. Düşünmüş o zaman: “Kendimi bırakıp yok olmayı mı bekleyeyim, yoksa kalan zamanımı en iyi şekilde değerlendireyim mi?” Sonunda ölümünden utanmamaya ve yaşamla ölüm arasındaki son köprünün bütün ayrıntılarını anlatmaya karar vermiş. Hayattaki son dersi, “kendi ölümü” olacakmış. Önce sevdiklerini toplayıp, onlara bir “canlı cenaze töreni” düzenlemiş. Bizim ancak ölenlerin ardından yaptığımız sevgi konuşmalarını hayattayken dinleme ve gönlünce cevap verme şansını yaratmış. ABC televizyonunun ünlü haber sunucusu Ted Koppel’ın programına konuk olunca üne kavuşmuş.

Dünyanın dört bir yanından mektup yazan, röportaja gelen insanlar ona “son yolculuk”u sormaya başlamışlar. Mori’nin bu sorulara verdiği yanıtlar Türkçede de yayımlandı. (Mitch Albom, “Öğretmenim Mori’yle Salı Buluşmaları”, Boyner Y. 1997)

“Herkes öleceğini bilir, ama kimse buna inanmak istemez. Oysa öleceğimize inansak, bazı şeyleri farklı yapardık. İnsan ölmeyi öğrenince yaşamayı da öğrenmiş oluyor. Budistlerin yaptığını yap ve her sabah omzundaki küçük kuşa sor: – O Gün, bugün mü? Hazır mıyım? Olmak istediğim insan mıyım? Kariyer, iyi maaş, araba ve ev taksitleri… Hayattan istediğim şey bu mu?” “Şuraya uzanmış yavaş yavaş ölürken rahatlıkla söyleyebilirim ki, istediğin kadar güce ya da paraya sahip ol, yaşamı satın alamazsın.” diyor Mori… ” – Son bir 24 saatin olsa ne yapmak isterdin?” sorusuna ise herkesi şaşırtacak kadar sade bir cevap veriyor:

 “- Sabah kalkar, jimnastiğimi yapar, ardından çörek ve çayla kahvaltı eder, yüzmeye giderdim. Sonra arkadaşlarımı evde güzel bir öğle yemeğine davet eder, onlara ne kadar değer verdiğimi anlatırdım. Ardından ağaçlıklı bir bahçede yürüyüp renkleri, kuşları seyreder, doğayı içime çekerdim. Akşam sevdiklerimle bir restorana gidip yemek yer ve en güzel kızlarla tükeninceye dek dans ederdim. Ardından eve gelir mükemmel bir uyku çekerdim.” Sizin bunları yapacak vaktiniz var. Bütün yapmanız gereken arada bir omuzunuza bir bakış atıp sormak: “Bugün mü küçük kuş, bugün mü?”

Yüreğine ne ekersen, onu yaşarsın.

Venüs, 15 Mayıs’tan itibaren “İkizler” burcunda gerilemeye başlamış bulunmakta ve bu gerileme dönemi 27 Haziran’a kadar devam edecektir. Venüs, “Terazi” burcunun yöneticisi olup, iliksilerdeki dengeyi temsil etmektedir.

Venüs,  15 Mayıs’tan itibaren “İkizler” burcunda gerilemeye başlamış bulunmakta ve bu gerileme dönemi 27 Haziran’a kadar devam edecektir. Venüs, “Terazi” burcunun yöneticisi olup, iliksilerdeki dengeyi temsil etmektedir.

Aynı zamanda Venüs, “Boğa” burcunun da gezegeni olup diğer yargılarımızı temsil etmektedir. Bu süreç içerisinde ilişkilerimizi gözden geçirir, hayatımızda nelerin bizler için önemli olup, nelerin artık bizler için çok fazla önem kazanmadığını; gerek özel ilişkilerimiz olsun, gerekse iş ilişkilerimiz olsun kendi değer yargılarımızı ön plana çıkartırız.   Venüs’ün 15 Mayıs- 27 Haziran tarihleri arasındaki geri hareketinden dolayı, ilişkilerimizde çelişkiler yaşayabileceğimizi, diplomasi, uzlaşma gerektiren konularda,  problemler yaşayabileceğimizi göz önünde bulundurmalıyız.    Gerileme “İkizler” burcunda gerçekleşeceği için, anlaşmalar, uyum, düzen, işbirliği ve ortak çalışmalarda, tartışmalar, anlaşmazlıklar yaşayabileceğimiz için, kelimelerimizi seçerken dikkat etmeli ve kendimizi içinden çıkılmaz zor durumlara sokmamalıyız.   İlişkilerinizde bir türlü halledemediğiniz konular, hayatınızdan çıkarmak ihtiyacı hissettiğiniz, ister özel ilişkiniz olsun, isterse iş, arkadaşlık ilişkileriniz olsun, Venüs’ün ileri hareket edeceği 27 Haziran ayına kadar aldığınız kararları sakin uygulamayın.   “Venüs” gerilerken yarıda kalmış ilişkiler, eski aşklar tekrar gündeme gelebilir.    15 Mayıs’tan önce bir ilişkiye başlamışsanız eğer, bu süreç içerisinde birbirinizi tanımanız için kendinize zaman vermeli ve acele karar almamalısınız.   Venüs’ün 27 Haziran’dan sonraki düz hareketi size zorluk yaşadığınız, halledemediğiniz konularda, ne yapmanız gerektiğiniz konusunda daha fazla farkındalık sağlayıp bu ilişkide daha fazla yer alıp, almamanız konusunda sizi aydınlatacaktır.   Gerileme süresince, parasal konularda dikkat etmeli ve büyük harcamalar yapmamalıyız. Çok pahalı olan, çok fazla beğenerek aldığınız bir eşya, Venüs düz harekete geçtikten sonra, artık, çok fazla beğeninizi kazanmayıp hatta aldığınız için pişmanlık duyabilirsiniz.   Venüs’ün düz hareketi geçeceği 27 Haziran’dan sonra, alım satım işlerine, güzellik konularına, estetik operasyonlara, dekor konularına atılımlar yapabiliriz.    Gerileme döneminde, evlilik ya da ciddi bir birliktelik için kararlar alınmamasında fayda vardır. Venüs gezegeni her 18 ayda gerilediği için bir sonraki gerileme 21 Aralık 2013- 31 Ocak 2014 tarihleri arasında Oğlak burcunda gerçekleşecektir.

Astrolog Duygu TAĞMAC

Bir o yana, bir bu yana laf götürenleri, bir o yandan bir bu yandan çarpasım var…

Fotoğraf

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , . Leave a Comment »

ODTÜ Felsefe öğrencilerini en çok zorlayan hocalardan biri yıllık olan dersinin final sınavında sınıfa gelmiş ve sınavsorusu olarak tahtaya, "Why?" (Neden?) yazmış

Photo: ODTÜ Felsefe öğrencilerini en çok zorlayan hocalardan biri yıllık olan dersinin final sınavında sınıfa gelmiş ve sınavsorusu olarak tahtaya, "Why?" (Neden?) yazmış. Öğrenciler ilk önce ne yazacaklarını şaşırmışlar, sonra herkes birşeyleryazmaya başlamış.Yalnız bir öğrenci, sınavın ilk dakikasında kağıdını teslim etmiş.Öğrencinin cevabı da soru gibi kısaymış: "Why not?"(Neden olmasın ki?) Bu öğrenci sınavdan "100" almış.Aynı hoca başka bir sınavda "risk nedir?" diye soruyor. Yine bir öğrenci sınavın ilk 10 saniyesinde teslim ediyor kağıdını.Kağıdın üst kısmında sadece isim-soyadı yazıyor, gerisi ise bomboş beyaz yaprak.En altta ise "İşte risk budur" diye yazıyor. Ve sonuçta da sınıftaki en yüksek notu alıyor.Hocanın bir sonraki sınavında yine "Risk nedir?" sorusuyla karşılaşan öğrencimiz tekrar boş kağıt verince bu sefer 0 alıyor. Tabii koşa koşa hocaya gidip sebebini soruyor. İşte cevap:"Aynı şartlar altında, aynı riski iki kere almak aptallıktır! 'Kuantum Yaşam HaritasiKuantum Yaşam Harita'mODTÜ Felsefe öğrencilerini en çok zorlayan hocalardan biri yıllık olan dersinin final sınavında sınıfa gelmiş ve sınavsorusu olarak tahtaya, “Why?” (Neden?) yazmış.

 Öğrenciler ilk önce ne yazacaklarını şaşırmışlar, sonra herkes birşeyler yazmaya başlamış.Yalnız bir öğrenci, sınavın ilk dakikasında kağıdını teslim etmiş.Öğrencinin cevabı da soru gibi kısaymış: “Why not?” (Neden olmasın ki?) Bu öğrenci sınavdan “100” almış. Aynı hoca başka bir sınavda “risk nedir?” diye soruyor.

Yine bir öğrenci sınavın ilk 10 saniyesinde teslim ediyor kağıdını. Kağıdın üst kısmında sadece isim-soyadı yazıyor, gerisi ise bomboş beyaz yaprak. En altta ise “İşte risk budur” diye yazıyor. Ve sonuçta da sınıftaki en yüksek notu alıyor. Hocanın bir sonraki sınavında yine “Risk nedir?” sorusuyla karşılaşan öğrencimiz tekrar boş kağıt verince bu sefer 0 alıyor. Tabii koşa koşa hocaya gidip sebebini soruyor.

 İşte cevap: “Aynı şartlar altında, aynı riski iki kere almak aptallıktır!
Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , , , , , , , . Leave a Comment »

Hayat hiç birimiz için tekdüze değil.Aslında hepimizin inişleri ve çıkışları var.

Photo: Hayat hiç birimiz için tekdüze değil.Aslında hepimizin inişleri ve çıkışları var. Bazen daha yukarıda ve iyi hissederken bazen daha aşağıda, daha durgun ve gergin olabiliyoruz. İyi bir ruh halindeyken, aniden bir olay gelişiyor ve kendimizi birden aşağılara çekilmiş hissedebiliyoruz.Bu yüzden de hayatın inişe geçtiği zamanlarda (benim iniş dediğim, yaşama göre çıkış da olabilir çünkü şerde hayr vardır) tırnaklarımızı çıkarıp, önümüze gelen her zemine tutunmaya çalışabiliriz.Bu bir bataklıkta, çırpınarak tutunabilecek bir dal aramak gibi bir şey. Çırpınmak insanı daha da batırıyor. Battıkça da kaygı daha çok artıyor. Durmayı bilmek, daha doğrusu öğrenebilmek gerekiyor.Uyumak zorlayarak yapılabilecek bir eylem değil. Uyumak çabalayarak yapılacak bir eylem değil. Uyumak sadece bir sonuç. Ve bizler sonuçları çabayla değil teslimiyetle alabiliyoruz ancak. Bu sebeble akışa teslim olmak ve akışa güvenmeyi bilmemiz gerekmektedir.AN'da Akışda ve Güvende...AŞK'la 'Kuantum Yaşam HaritasiHayat hiç birimiz için tekdüze değil.Aslında hepimizin inişleri ve çıkışları var.

Bazen daha yukarıda ve iyi hissederken bazen daha aşağıda, daha durgun ve gergin olabiliyoruz. İyi bir ruh halindeyken, aniden bir olay gelişiyor ve kendimizi… birden aşağılara çekilmiş hissedebiliyoruz.Bu yüzden de hayatın inişe geçtiği zamanlarda (benim iniş dediğim, yaşama göre çıkış da olabilir çünkü şerde hayr vardır) tırnaklarımızı çıkarıp, önümüze gelen her zemine tutunmaya çalışabiliriz.

Bu bir bataklıkta, çırpınarak tutunabilecek bir dal aramak gibi bir şey. Çırpınmak insanı daha da batırıyor. Battıkça da kaygı daha çok artıyor. Durmayı bilmek, daha doğrusu öğrenebilmek gerekiyor.Uyumak zorlayarak yapılabilecek bir eylem değil. Uyumak çabalayarak yapılacak bir eylem değil.

Uyumak sadece bir sonuç. Ve bizler sonuçları çabayla değil teslimiyetle alabiliyoruz ancak. Bu sebeble akışa teslim olmak ve akışa güvenmeyi bilmemiz gerekmektedir.AN’da Akışda ve Güvende…AŞK’la

Alıntı: Kuantum Yaşam Haritasından…

Ya hatalarınızla yüzleşirsiniz, ya da hatalarınızla yüzsüzleşirsiniz…

Fotoğraf

DOSTLUK İPİ

 “ Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış… Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük… bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini… Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam, “Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer” diye söylenmiş.

Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar, “Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?” diye düşünmeye başlamış. Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadamı, terzinin yanına yaklaşıp, “Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim” deyince, “Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş” diye yanıt vermiş terzi.

Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş. “Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?” diye soran yaşlı adam, “Ben terziyim” yanıtını alınca “Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın” diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi. Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş.

Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık “ünlü işadamı” diye anılır olmuş. Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş. Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış.

Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş. Ve başlamış anlatmaya: “Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş. Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona “Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın” demiş. Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş.

Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış. Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu.

Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın…” Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş… Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle