SU, kendine sırdaş arıyordu…


SU, kendine sırdaş arıyordu
-Önce buluta verdi sırrını.
-Ağır geldi sır buluta.
-Sağanak sağanak döktü suyun tüm sırlarını.
-Sonra göle gitti su.
-Ona anlattı derdini….
-Bu arada bulut suyun sırrını tekrar tekrar yağmur yapıp, dolu yapıp, kar yapıp savurduğu için , zaman zaman taşıyordu göl ve suyun sırrı iyice açığa çıkıyordu. -Sonra nehre ulaştı suyun sırrı.
-Nehir aldı suyun sırrını çekti gitti.
-Dereye verdi.
-Dere biraz daha yavaş olsa da nehirden , O da götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze..
-Çağlayanlar, şelaleler ,akarsular..
-Hepsi kayboluyordu bir anda.
-Sonra bir gün su takip etti dereyi.
-Dereye, okyanusa kavuşunca fark etti su, bütün sırlarının akarsularla, çağlayanlarla, ırmaklarla… okyanusa taşındığını.
-Karar verdi su. Sırrını okyanusa verecekti.
– Öyle de yaptı zaten. Tüm sırlarını okyanusa verdi. –
Artık suyun sırrını okyanustan başkası bilmiyordu.
-Ne taştı okyanus, ne bir başkasına taşıdı suyun sırrını, ne de kurudu….
-Geçen karşılaştık suyla.
-Bir bardaktaydı. –
-Suskundu.
-Çok uğraştım konuşturamadım.
-Ben, tam giderken ” Dur !” dedi ..su.
-Durdum!
” Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konuşma!
Taşıyamazlar ,kaldıramazlar senin yükünü, canını yakarlar, utandırırlar….” dedi.. —sevgiyle kalın..

Sağlıksız Su Markaları Açıklandı…

Sağlık Bakanlığı, daha önce bildirilen markalara ilaveten ”Gençsu”, ”Karlık Madran”, ”Alka Madran”, ”İvriz Su”, ”Beysu”,  ”EDK Lara”, ”Hünkar”, ”Revan”, ”Buzdağ”, ”Kardelen”, ”İdeal”,  ”Hazar Vox Nida”, ”Bahçeayran”, ”Esensu Özayran”, ”Kabalak” markalarının dolum tesislerinde uygunsuzluk tespit edildiğini açıkladı. Daha önce de ‘Buzada’, ‘Erpınar’, ‘Alps’, ‘Kervansa…

ray’ ve ‘Yalısu’ açıklanmıştı. Bakanlıktan damacana suyu açıklaması Sağlık Bakanı Recep Akdağ, sonuçlarla alakalı net bir açıklama yapamayacağını vurgulayan Akdağ, ”Ama  halkımıza da ifade ettiğimiz gibi açıklama yapacağız. Çok geniş bir çalışma yaptık, bütün Türkiye’de. Sadece dolum tesislerinden değil, sahadan da çok sayıda örnek aldık. Dün itibarıyla bin 100 noktadan örnek almıştık” diye konuştu.

Alınan örneklerin, hassasiyetle, dikkatle laboratuvarlarda analizlerinin yapıldığını belirten Akdağ, şöyle devam etti:

”Şunu da ifade etmemiz gerekir. Dolum tesisinden çıkan problemi, satış noktasında çıkan problemi birbirinden ayırmak lazım. Dolum tesisinde, doğrudan ilgili, markayla ilgili bir problem var demektir, eğer bir sıkıntı varsa. Ama satış noktasındaki problemler daha ziyade satış şartlarının elverişsiz olmasından kaynaklanabilir. Dolayısıyla bu açıklamaları yaptığımız zaman, satış noktasında çıkan bir problemin o markayla ilgili Türkiye’deki bütün damacanayla satılan suları ihtiva ettiği düşünülmemeli. Ama biz bu açıklamaları yapacağız.”

Piyasayı yakından takip ettiklerini ifade eden Akdağ, yaz mevsiminin sıcak geçişinin, bu açıdan hassas bir durum oluşturduğunu belirterek, ”Halkımız hiç endişe etmesin, şeffaf biçimde gerçekleri onlara açıklıyoruz, açıklamaya devam edeceğiz. Bazı basın yayın organlarında hala işin spekülasyonu peşinde koşanlar var. Arkadaşlarımıza da bu spekülatif haberlere itibar etmemelerini duyurmak istiyorum” şeklinde konuştu.

Bu konuda bugün öğleden sonra belki akşama doğru açıklama yapabileceklerini ifade eden Bakan Akdağ, ”Son derece titiz bir biçimde, bilim adamlarının eşliğinde halk sağlığı laboratuvarlarımızın ulaştığı sonuçları bugün vatandaşımızla paylaşacağız” diye konuştu.

SULARIN PH DERECELERİ …SAĞLIĞINIZ İÇİN

–Zayıflamada PH Mucizesi” isimli kitapta bana çok çarpıcı gelen bir kısmı paylaşmak istedim.

Kitap, vucudumuzun en büyük düşmanının asit olduğunu belirtiyor.

Vücüdumuzda asit, ya içtiğimiz-yediklerimizden yada strese bağlı kendiliğinden oluşuyor.

Vücut, asidin zararını engellemek için kalkan görevi gören yağa ihtiyaç duyuyor. Vucudumuzda asit çoğaldıkça daha çok yağa ihtiyaç duyuyoruz ve daha çok yağ aldıkça da daha da şişmanlıyoruz.

Sağlıklı, enerjik, genç yaşamanın temeli, vucudumuzu yıpratan, enerjimizi çalan, şişmanlatan, yaşlandıran en büyük düşmanımız olan asidi, vucudumuzdan en kısa zamanda uzaklaştırmak.

Bunun için de alkalik derecesi yüksek gıda ve içecekleri içmemizi öneriyor kitap.

Kimya-biyoloji dersinden hatırlayacağınız üzere, bir gıdanın asidite-alkalik derecesini pH derecesi belirliyor.

0-14 arasında değişen pH, 7 de nötr, 7 den küçük 0(sıfır) a ne kadar yakınsa, gıda o derece asidik, 7 den büyük 14 e ne kadar yakınsa, o derece alkalik.

Alıntı

 

 

Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer.

Hayat, çatlak bardaktaki suya benzer.
İçsen de tükenir içmesen de.
Bu yüzden hayattan tat almaya bak.
Çünkü yaşasan da bitecek yaşamasan da…

__Neyzen TEVFİK

Bermuda Şeytan Üçgeni

Photo: Bermuda Şeytan ÜçgeniAtlantik Okyanusunda çok sayıda uçak ve geminin kaybolduğu, eskiden manyetik olduğu sanılan fakat günümüzde bir doğalgaz kaynağına ev sahipliği yaptığı düşünülen alanın olduğu bölgenin adıdır. Bu bölge Amerikan sahil koruma örgütünün 7 nolu bölge müdürlüğünün 5720 sayılı sirküler yazısında şöyle tarif edilmektedir: "Bermuda üçgeni ya da şeytan üçgeni diye anılan hayal ürünü yer, Atlantik'te, ABD'nin güneydoğu kıyılarında, açıklanamayan gemi, tekne ve uçak kayıplarının çok yüksek oranda yer aldığı bir alandır. Bu üçgenin köşelerinde Bermuda, Florida'daki Miami, ve Puerto Rico'daki San Juan olduğu kabul edilmektedir.[1]Kimsenin açıklama getiremediği bu esrarengiz fenomen, içinde bilim adamlarının da bulunduğu pek çok insan tarafından "doğaüstü bir takım güçlerin yaptırımı" olarak algılandı ve öyle lanse edildi. Bu açıklamalar arasında kayıp kıta Atlantis'in orada bulunup (bu düşünceyle paralel olarak Atlas Okyanusu ismini almıştır.) Kayıp Kıta'nın hiçbir zaman anlaşılamayan teknolojik ve manyetik kayıp aygıtlarından birinin etkisinden veya o bölgenin defalarca Dünya dışı varlıkların ziyaretlerinde orada yarattıkları manyetik alanın bir etkisi olduğu, hatta Kristof Kolomb'un bile tuttuğu günlüklerde, o bölgede gökyüzünde uçan tanımlanamaz cisimlerden bahsedildiği iddia edilmiştir. Bu esrarengiz üçgen ile ilgili olarak yapılan son iddia ise uzun yıllardır devam eden araştırmaların birkaç yıl önce bir sonuç verdiğinin iddia edilmesi ile ortaya çıktı . Bu son iddiaya göre tüm bu gizemli olaylar aslında basit bir doğal gaz cilvesi idi.Yer altından fışkıran doğal gazlar, sadece yüksek kara parçalarından değil, deniz ve okyanus tabanlarından da çıkarlar. Çünkü deniz tabanları da üstü suyla kaplanmış alçak kara parcalarıdır. Ancak, okyanusların derinliklerindeki bölgelerden çıkmak isteyen doğal gazlar, oradaki çok düşük ısının da etkisiyle katı hâle dönüşürler ve "hidrat" denilen beyaz ve tebeşirimsi bir madde hâline gelirler. Çok derinlere dalabilen robot kameralarının bu bölgedeki karbeyaz okyanus tabanını ve bazı gemi enkazlarinı resimlemesinden sonra konuya şu bilimsel açıklama getirilmiştir: Bu bölge, Gulf Stream denilen sıcak su akıntısının da geçtiği yerdir. Tabanın bazen ısınması yüzünden, bu "tebeşir gazlar" erir ve sudan hafif oldukları için yüzeye doğru yükselirler. O anda, tabandan yüzeye kadar suyun yoğunluğu azalır . O sırada oradan geçen ne varsa, derin bir kuyuya düşer gibi hızla okyanusun dibini boylar. Çünkü, yoğunluğu düşen su, gemileri taşıyacak kaldırma kuvvetini oluşturamaz. Gazın yükselmesi sona erince yoğunluk tekrar eski haline döner ve geride hiçbir iz kalmadan kocaman gemiler kilometrelerce derine gömülmüş olurlar.Uçakların düşerek kaybolması ise yine aynı sebeptendir. Yüzeye çıkan doğal gazlar, havadan da hafif oldukları için yükselmeye devam ederler. Bu kez yoğunluk azalması, bölgenin üzerindeki atmosferde oluşur. Oradan tesadüfen geçen bir uçak hemen irtifa kaybeder ve motorları durur. Çünkü, motorlardaki benzinin yanması için oksijene ihtiyaç vardır ve düşük yoğunluklu havanın içindeki oksijen miktarı motorların çalışması için yeterli değildir. Böylece uçak da, hızla okyanus tabanına doğru inişe geçer.Atlantik Okyanusunda çok sayıda uçak ve geminin kaybolduğu, eskiden manyetik olduğu sanılan fakat günümüzde bir doğalgaz kaynağına ev sahipliği yaptığı düşünülen alanın olduğu bölgenin adıdır. Bu bölge Amerikan sahil k…oruma örgütünün 7 nolu bölge müdürlüğünün 5720 sayılı sirküler yazısında şöyle tarif edilmektedir: “Bermuda üçgeni ya da şeytan üçgeni diye anılan hayal ürünü yer, Atlantik’te, ABD’nin güneydoğu kıyılarında, açıklanamayan gemi, tekne ve uçak kayıplarının çok yüksek oranda yer aldığı bir alandır. Bu üçgenin köşelerinde Bermuda, Florida’daki Miami, ve Puerto Rico’daki San Juan olduğu kabul edilmektedir.

 Kimsenin açıklama getiremediği bu esrarengiz fenomen, içinde bilim adamlarının da bulunduğu pek çok insan tarafından “doğaüstü bir takım güçlerin yaptırımı” olarak algılandı ve öyle lanse edildi. Bu açıklamalar arasında kayıp kıta Atlantis’in orada bulunup (bu düşünceyle paralel olarak Atlas Okyanusu ismini almıştır.) Kayıp Kıta’nın hiçbir zaman anlaşılamayan teknolojik ve manyetik kayıp aygıtlarından birinin etkisinden veya o bölgenin defalarca Dünya dışı varlıkların ziyaretlerinde orada yarattıkları manyetik alanın bir etkisi olduğu, hatta Kristof Kolomb’un bile tuttuğu günlüklerde, o bölgede gökyüzünde uçan tanımlanamaz cisimlerden bahsedildiği iddia edilmiştir. Bu esrarengiz üçgen ile ilgili olarak yapılan son iddia ise uzun yıllardır devam eden araştırmaların birkaç yıl önce bir sonuç verdiğinin iddia edilmesi ile ortaya çıktı . Bu son iddiaya göre tüm bu gizemli olaylar aslında basit bir doğal gaz cilvesi idi.

Yer altından fışkıran doğal gazlar, sadece yüksek kara parçalarından değil, deniz ve okyanus tabanlarından da çıkarlar. Çünkü deniz tabanları da üstü suyla kaplanmış alçak kara parcalarıdır. Ancak, okyanusların derinliklerindeki bölgelerden çıkmak isteyen doğal gazlar, oradaki çok düşük ısının da etkisiyle katı hâle dönüşürler ve “hidrat” denilen beyaz ve tebeşirimsi bir madde hâline gelirler. Çok derinlere dalabilen robot kameralarının bu bölgedeki karbeyaz okyanus tabanını ve bazı gemi enkazlarinı resimlemesinden sonra konuya şu bilimsel açıklama getirilmiştir: Bu bölge, Gulf Stream denilen sıcak su akıntısının da geçtiği yerdir. Tabanın bazen ısınması yüzünden, bu “tebeşir gazlar” erir ve sudan hafif oldukları için yüzeye doğru yükselirler.

O anda, tabandan yüzeye kadar suyun yoğunluğu azalır . O sırada oradan geçen ne varsa, derin bir kuyuya düşer gibi hızla okyanusun dibini boylar. Çünkü, yoğunluğu düşen su, gemileri taşıyacak kaldırma kuvvetini oluşturamaz. Gazın yükselmesi sona erince yoğunluk tekrar eski haline döner ve geride hiçbir iz kalmadan kocaman gemiler kilometrelerce derine gömülmüş olurlar. Uçakların düşerek kaybolması ise yine aynı sebeptendir. Yüzeye çıkan doğal gazlar, havadan da hafif oldukları için yükselmeye devam ederler. Bu kez yoğunluk azalması, bölgenin üzerindeki atmosferde oluşur. Oradan tesadüfen geçen bir uçak hemen irtifa kaybeder ve motorları durur.

Çünkü, motorlardaki benzinin yanması için oksijene ihtiyaç vardır ve düşük yoğunluklu havanın içindeki oksijen miktarı motorların çalışması için yeterli değildir. Böylece uçak da, hızla okyanus tabanına doğru inişe geçer.

Renklerin Gücü…

 

Bazen  bir rengi seyretmek ve ona odaklanmak ihtiyacı hissederiz, bu her zaman  ayni renk değildir, çoğu zaman enerjisini depolamak istediğimiz renk,  adeta herhangi bir gıda türüne ihtiyaç duyduğumuz zamanlardaki gibi bizi  çekebilir.

Ona uzun süre bakmak ferahlatıcı olacaktır. Ruhsal ve  bedensel olarak renklerin sağaltıcı, şifa gücü, insan üzerinde etkin  kılınabilir. Her bir renk, zaman zaman yararlı ya da zararlı kuvvete  sahiptir. Dolayısı ile bize olumlu gelebilecek renkleri, giysi ve  dekorasyon seçiminde bilinçli kullanmak önemlidir.

Her  renk, kendine has bir frekansla titreşiyor, vücudumuzdaki organların da  belirli frekanslarda titreştiği göz önüne alınarak, belli renklerin  kullanımı ile bedende rahatsızlık hissedilen bölgelere enerjisini  iletip, hastalıklarda tedaviye yardımcı olunabileceği düşünülmüş.

Renklerle tedavi, yüzyıllardır uygulanılmış ezoterik bir bilgi. Rutin  günlük renk terapisini kendi başına uygulamak için, öncelikle ruhsal  huzur veren turkuaz rengini zihin gözü ile canlandırmaya çalışmanız  önerilir. Transa girildiğinde, tüm renkleri sırayla takip eden ve altın  rengine dek uzanan bir tayf görme çalışması gibi terapiler de  yapılabilir.

Kromoterapi, yardımcı renk tedavisinin çalışması; belli organlarımızı yöneten 7 enerji  merkezinin; yani Chakra (şakra) ların, 7 renge karşılık gelen renk  titreşimleri hastalıklarla azaldığında; bazı renklere olan  ihtiyaçlarının fazlalaştığı mantığına dayanır.

Hastalıklarda bu ihtiyacı  dengelemek adına yapılabilecek yardımcı tedavi, duruma uygun rengi,  ışık halinde vücuda vermektir. Bunun yanında, belirlenen renkte taş  taşımak, kıyafetler ve ortamı renklerle düzenlemek olumlu sonuçlar  verebilir. Bazen bir fon veya objeye bakarak veya renkli bir kumaşı yüze  kapatıp, gözler açık dinlenmekle ya da uygun renge boyanmış ampullerin  kullanımı ile terapi sağlanabilir. Hangi renge ihtiyacımız varsa, o  renkte meyve sebze bulabiliriz. Bunları yemek, suyunu içmek tedavinin  diğer tamamlayıcı unsurlarındandır.

Bu tedaviye örnek bir renk  verip sarıyı inceleyelim; sarı, 3. çakra ile ilgilidir, bu çakra,  bağımsızlık ve kişisel gücü belirler. Sindirim sistemi, karaciğer,  böbrekler, kan ve pankreas etkilediği alanlar. Bu bölgelerde sorun  olursa, sarıya gerek duyulabilir. Güneş ışığında durmak, altın veya  benzer renk taşlar takmak, sarı giysi ve çarşaflar, sarı ışıklı bir  lambayı ilgili çakra bölgesine yönelterek beklemek, bu renk çiçekler  almak, mısır, muz, greyfurt, limon gibi sarı bitkilerden faydalanmak iyi  gelebilir. Bu renkle sindirim sorunları, kaşıntı, egzema, mesane  sorunları, bayılma, gaz birikimi, karaciğer, pankreas, safra kesesi  sorunları, şeker hastalığı, kramplar gibi hastalıklarda tıbbı desteğin  yanında rahatlatıcı bir terapi uygulanılabilir.

Hangi durumlarda  hangi renklerin kullanılacağı, çakralarla ilişkili organların ve o  çakraya karşılık gelen rengin belirlenmesi ile bulunuyor.

7 ana çakra ve renkleri

Muladhara  Çakra: “Temel” anlamındadır. Omurga ile bağlantı yeri kuyruk sokumu  kemiğidir, rengi kırmızıdır.

Svadhisthana Çakra: Üreme organları  üzerinde bulunur. Anlamı “Benliğin Mekanı”, rengi turuncudur, idare  ettiği iç salgı bezi yumurtalıklardır.

Manipura Çakra: “Pırlantalar  Şehri” rengi sarı, yönettiği iç salgı bezleri adrenallardır.

Anahata  Çakra: “Çalınmamış” anlamındadır, kalbe yakındır, kardiak sinirağını  idare eder, rengi yeşildir.

Vişuddha Çakra: Anlamı “saf”, rengi mavi,  yeri gırtlak bölgesindedir, işitme duyusu, tiroid bezleri, ses tellerini  yönetir.

Ajna Çakra: “Sınırsız Güç” alında ve kaşların arasındadır,  rengi mavidir, epifiz bezine bağlıdır, durugörü verir, uyarılması şuur  açılımı sağlar.

Sahasrara Çakra: “Bin Taç Yapraklı” anlamındadır, tüm  çakraları koordine eden mega-merkezdir, başın üstündedir. Hipofizi  yönetir, rengi beyazdır. Soma Merkezi: Tali çakradır, alnın ortasındadır  ve rengi mordur.

Sevdiğimiz renklerin,  kişiliğe dair ipucu verdiği düşünülür. Ancak, bir renge takıntımız ve  sürekli onu kullanma eğilimimiz varsa şu sonuçlar biraz daha geçerli  olabilir.

Kırmızı: agresif ve ateşli. Sarı: kimliği karışık ama uyumlu. 

Pembe: gösterişi seven, karşı cinsten gizlice nefret eden, aldatmayı  seven.

Mor: entelektüel, kontrollü, görünüşüne önem veren, hareketli.  Siyah: uyumsuzluğu seven, cesur, bağımsız.

Yeşil: aldatmayı sevmeyen,  sevecen, müşfik.

Turuncu: hayal gücü geniş, egoistliği ağır basan. 

Kahverengi: sıcak, derin, romantik, tartışmalarda ağır sözler  kullanabilir.

Gri: kararsızlık, soğukkanlılık, tarafsızlık.

Mavi: hassas  duyarlı, iyi bir eş.

Beyaz: tutucu, korunmayı sever görünen, ancak  baskın kişilik.

Gizemciler tarafından, insanda hakim ilkeleri  sembolize eden renklere önem verilmiş, buna göre de; Spiritüel Ruh:  Sarı. Hayvani Nefis: Kırmızı. Hayat İlkesi (Prana): Turuncu. Can: Yeşil.  Aura (canlıların bedenlerinden yayılan ışınım, bir tür elektromanyetik  alan): Mavi. Ruhsal Akıl: Leylak. Eterik duble-Astral Eş: Mor renklerde  belirlenmiştir.

Enerjinizle en doğru iletişimi kurabilen renklerin aydınlığında ve esen kalın.

Ferda Ercan Uyulan.

Okültizmveenerji Kitap.

Su, Mum ve Tutsu ile Şifa Çalışmaları…


1) Size basit agrilar ve sizilarla ilgili basit bir SIFA TEKNIGI onermek istiyoruz. Bu sifa teknigi ikinci ve ucuncu ATLANTIS donemlerinde, SIFA TAPINAKLARINDA uygulanan EN BASIT SIFA TEKNIKLERI arasinda yer almaktaydi.

Bedeninizin herhangi bir yerinde olan AGRI-SIZI, kendisini nerede ifade ediyorsa (ornegin bel agriniz var ama kalcalariniza, bacaklariniza vuruyor ) o bolgeye (kalcaniza, bacaklariniza);

A) TEMIZ
B) OLABILDIGINCE BASINCLI
C) NE SICAK NE SOGUK, SICAGA CALAN ILIK
D) DELIKLI BIR ILETICIDEN, BOL SU DOKUN, UYGULAYIN.

BU SU, O BOLGEYE SANKI TIRTIKLI BIR ALETLE DOKUNULUYORMUS HISSI VERECEKTIR. Bedeniniz istedigi surece suyu uygulayin, bedeniniz size yeter dediginde uygulamayi kesin. Basincli suyun etkisi (esasen SU BILINCLI, CANLI, SIFALANDIRICI BIR OLGU oldugundan) kendisini bir ila uc uygulamada gosterecektir. Ancak,

E) UYGULAMAYA GUVENEREK YAPIN.

2) Kendinizi sikintili, tatsiz, depresif, uzgun, mutsuz hissettiginiz zamanlar, kendi ozel mekâninizda, (size ait bir oda da, salonda) MUMLAR yakin. Yakacaginiz mumlar;

A) SEFFAF-BEYAZ
B) KOKUSUZ olsun.
Sayi konusunda comert olun, sure konusunda da.

Neden bircok dini mekân da (kiliseler, havralar, budist tapinaklari vs) MUM yakilir dusundunuz mu? Mum alevi NEGATIF enerji toplayicisidir. Ayni anda POZITIF enerjinin de toplanmasi ve odaklanmasina hizmet eder.

Ayrica mum alevi istenmeyecek bazi ENERJETIK OLUSUMLARI VE NUVELERINI de ETKISIZLESTIRMEKTEDIR.

Kendinize mumlu, romantik zamanlar tanimak SIZLERI rahatlatacaktir.


3) Ozellikle kendi kendinizle ve bizlerle bas basa kalmak istediginiz de ayrica TUTSU yakmanizi da oneririz. KOKULARIN VE DUMANIN islev ve onemi sizler icin bilinmeyen bir alan. Ozellikle SANDAL AGACI tutsusunun koku ve dumani, sizin MEDITATIF bir hale girmenize, gevsemenize yardimci olacaktir. Ama bunun yani sira sivrisineklerin KOKU VE DUMAN sevmemesi gibi, sizlerin MANYETIK ALANINIZDAN beslenen bazi ENERJETIK OLUSUMLAR VE NUVELER DE, TUTSU KOKUSU VE DUMANINI SEVMEMEKTEDIRLER.

kAYNAK:ŞİFA ÇEMBERİ

 

Su, Mum, Tutsu