AŞÇI KADIN

26230824_10216050171714943_7869822666568795728_n[1]
Aşçılığıyla ün yapmış yaşlı bir kadın, akşam yemeğine gelecek olan oğlu ve yeni gelini için yine mutfağına kapanmış, yemek yapıyordu. Aynı akşam yemeğe eski bir aile dostu da davetliydi.
Beklenen misafirler gelip sofraya oturduklarında çok şaşırtıcı bir durumla karşılaştılar. Yaşlı kadının o gece yaptığı yemekler değme oburların bile iştahını kapatacak kadar berbattı. Tatlılar un kokuyordu, patatesler yanmıştı, köfteler ise neredeyse hiç pişmemişti. Oğlu, yeni gelini ve aile dostu, kadıncağıza durumu farkettirmemek için ellerinden geleni yaptılarsa da, yemek sırasında pek iştahlı göründükleri söylenemezdi.
Nihayet yemek bitti ve yeni evli çift annelerinin ellerini öperek evlerine gittiler. Aile dostları ise biraz daha kaldıktan sonra gitmeyi düşünüyordu. Oğlu ve gelini gittikten sonra, yaşlı kadına:
“Senin harika bir aşçı olduğunu adım gibi biliyorum. Bana söyler misin, bu geceki yemekler neden o kadar kötüydü? Bence ya hastasın ya da bir sorunun var” dedi.
Yaşlı kadın gülümseyerek cevap verdi:
“Hayır, hiçbir şeyim yok. Kasten yaptım. Bu yemekten sonra oğlum asla ikide bir annesinin yemeklerini hatırlatıp karısının kalbini kıramayacak.”
-Alıntı –

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YARIM KALMIŞ BİR AŞK … MEÇHULE GİDEN BİR GEMİ …..

26230620_10212433963499131_7696178454684180872_n[1]
“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.”
Yahya Kemal’e ait olan bu şiir ile lise yıllarında edebiyat derslerinde
karşılaşmayanımız yoktur. Hep bir ölümün ardından söylendiği vurgulanır şiir
anlatılırken ama işin arka boyutu tam da böyle değildir. Her şiir aslında bazen yarım kalan bir hikayenin bazen bitmemiş bir aşkın dışa aktarılmış, sözlere dökülmüş halidir.
Yahya Kemal Divan şiiri geleneği ile yeniyi bilen bunları sentezleyen dönemin en
büyük şairidir. Akademisyen, şair… Yaşadığı dönemin en büyük şairlerinden biri.
Darülfünun’da (İstanbul Üniversitesi’nin o dönemki adı), bir dönem de Bahriye
Mektebinde ders verir.
Daha ismi yeni yeni duyulacak olan geleceğin büyük şairi Nazım Hikmet’e ders
vermek için Nazım’ın evine gelip gider. Hatta Nazım‘ın bir kedi üzerine yazdığı şiiri beğenir ve kediyi görmek ister ve kediyi gördükten sonra Yahya Kemal “Sen bu pis, uyuz kediyi övmesini biliyorsun, şair olacaksın” der.
Yahya Kemal ders vermek için eve gelip gider. Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım o dönem de güzelliği ile dillere destan bir ressamdır. Eşinden ayrılmış genç, güzel ve dul bir kadındır. Yahya Kemal ile Celile Hanım arasında duygusal bir bağ oluşur.
Yahya Kemal hovarda bir adam hiç olamamıştır. Duygusal bakan, seven adamdır o. Öyle ki Celile Hanım’ı kıskanır her davete, her yere gitmesine karşıdır.
Celile Hanım’da boş değildir. Bu kıskançlık belirtisi tatlı gönül koymalara,
yasaklara uyar. Öyle ki aralarında mektuplaşmalarda Celile Hanım “Canımın içi pek göresim geldi” diye sözler sarf edecek kadar bağ kurmuştur.
Nazım Hikmet daha lise çağında genç bir delikanlıdır. Annesi ile hocası arasındaki bu münasebeti onaylaması mümkün değildir ve bir gün hocasının vestiyerdeki paltosunun cebine “Hocam olarak girdiğiniz bu evden babam olarak çıkamazsınız” diye not bırakır. Tehdit etmenin en kibar hali bu olsa gerek. Yahya Kemal’in bu nottan sonra çekindiği ve uzak kaldığı anlatılır. Celile Hanım’ın kadın başına cesurluğuna rağmen Yahya Kemal uzaklaşmış ve münasebeti kesmiş, ama Celile Hanım’a olan duygularını içten içe bohem bir tarzda sürdürmüştür.
Celile Hanım’a bir mektup gider. Evlenme teklifi beklerken umulmadık bir veda olur bu mektup. İstanbul’dan uzaklaşmak en çıkar yoldur. Paris’e gidip resim üzerine çalışmak ister. Güçlü kadın Celile Hanım Paris’e giderken limandan kalkan gemiyi hüzünlü bir çift göz izlemektedir. İşte Yahya Kemal hüzünlü yarım kalmış bir aşka veda ediyordur limanda ve hepimizin bir ölüm üzerine yazılmış olduğunu sandığımız mısraları yarım bırakılmış, cesaret bulamayınca sönmüş bir aşkın ölümü üzerine yazmıştır, sevdiği kadına uzaktan bir veda ile.
“Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.”
Bundan sonra hayatına başka kadınlar da girmiş ama hiçbiriyle evlenmeyi
düşünmemiştir. Kendisini cezalandırmıştır. Değil evlenmek, bir ev sahibi dahi
olmamıştır. Hayatı otel odalarında, pansiyonlarda geçmiştir Yahya Kemal’in.
Yahya Kemal Paris’te Fransız şairlerinin bohem havasını almaktansa Moskova’dan materyalist, maddeci bir ruhu kapsaydı belki de yarım kalan bir aşk olmayacaktı.
Belki de, bu şiir hiçbir zaman yazılmayacaktı.
Ve belki de, gerçekten kavuşamamaktır aşk…

BÜTÜN YOLLAR ROMAYA ‘MI ÇIKAR ?

26733837_1760342317343278_8175171357099671246_n[1]
…ASLEN ÖYLE DEĞİL … 🙂
İstanbul Milyon Taşı (Sıfır Taşı), antik dönemde Dünyanın merkezi Roma’nın da sıfır noktası olarak kabul edilmekteydi.
“Bütün yollar Roma’ya çıkar”
çok bilinen sözdür. Zannedilir ki. İtalya’nın başkenti Roma için söylenmiştir. Ama kastedilen Roma, Nea Roma yani Yeni Roma, yani Konstantinople, yani İstanbul’dur.
Hikayesi ise şöyledir:
***
🍀
Bizans İmparatoru Büyük Konstantin (272- 337), sadece beş bin kişinin yaşadığı Byzantium’u, Roma İmparatorluğu’nun başkenti yapmak ve yeni bir şehir yaratmak için 324 yılında kolları sıvar ve yedi tepeli şehri 14 bölgeye ayırarak işe koyulur.
Büyük bir saray (İmparatorluk Sarayı), Senato Sarayı, Aya İrini Kilisesi, Kutsal Havariler Kilisesi (bugün yerinde Fatih Camisi vardır), Ayasofya (başlar ama bitiremez), otuz üç bin kişilik bir Hipodrom, su kemeri, kendi adını taşıyan heykellerle süslü bir meydan (Çemberlitaş), annesi Augusteum adına bir meydan inşa edilir ve şehir ülkenin her tarafından getirilen antik sanat eserleri ile süslenir.
Şehrin korunması için eski surlar yıkılır ve yerlerine bugün hiçbir izi kalmayan Konstantin Surları inşa edilir. Ayrıca Ayasofya’nın önünden başlayarak Mese adıyla büyük bir bulvar (bugünkü Divanyolu Caddesi) açılır.
Altı yıl süren faaliyet sonunda ortaya muhteşem ve modern bir şehir çıkar. 11 Mayıs 330 Pazartesi günü geldiğinde yapılan büyük bir törenle Byzantium, Roma İmparatorluğu’nun başkenti olur ve şehre senatonun da kararıyla Nuova Roma- Yeni Roma adı verilir. Büyük törenlerle kutlama yapılır.
İki yıl kadar geriye döndüğümüzde yani inşaatın devam ettiği sırada bir gün baş mimar Leontius, İmparator Konstantin’e bir konuyu açar:
“Majeste, imparatorluk ailesi yakınlarının, senatörlerin ve devlet ileri gelenlerinin oturması için Kutsal Havariler Kilisesi’nin olduğu bölgeyi ayırdık. Halk için ayrılan bölge ise Küçük Limanla büyük Liman arası. Gerek küçük Liman ve gerekse Büyük Liman’ın etrafı ticaret erbabına ve denizcilere ayrılmıştır. Daha sonraki yıllarda yerleşim kendi mecrası içinde devam edecektir. Ancak bir noktaya daha işaret etmem gerekecektir. Bizim kanımıza göre Byzantium dünyanın merkezi haline getirilmelidir. Bunun için önce, halen Kudüs’te muhafaza edilen ve İsa tarafından dokunulduğu için kutsal sayılan bir taş vardır. İsmi Milion. Bu taşın getirilip yıkıntı halinde bulunan tapınağın (O sırada henüz Ayasofya yoktur) karşısına yerleştirilmesi uygun olur. Taşın olduğu yer dünyada (0/ Sıfır) noktası sayılmalı ve bütün mesafeler bu noktadan itibaren ölçülmelidir. Eğer bu gerçekleşirse, taşın hemen yanına bir büro inşa edilecektir. Bu büronun görevi başvuranlara o noktadan itibaren uzaklığı ve yolları gösteren haritalar satmak olacaktır. Bir örnek vermem gerekirse, Byzantium’dan Antakya’ya gidecek yolcular ve kervanlar buradan gelip harita satın alacaklar ve Antakya’ya kadar nasıl, hangi yolu takip ederek ve kaç günde gideceklerini bileceklerdir. Ayrıca yollar üzerinde konaklama yerleri de işaret edilecektir. Böylece Byzantium dünyanın merkezi haline gelecektir.”
Gerçekten aynen öyle olur. Milion Taşı Kudüs’ten getirilir. Ayasofya’nın karşısına yerleştirilir. 1453 yılına kadar o taşın bulunduğu yer artık dünyada (0) noktasıdır. Onun için “Bütün Yollar Roma’ya çıkar”, sözü Nouva Roma- Yeni roma yani Konstantinople yani İstanbul için söylenmiştir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Apartman Yöneticisine Hayatının Dersini Veren Öğrenci

26804675_10215145814695954_6871925209721638183_n[1]
Apartmana giren kedilerden rahatsız olan apartman yöneticisi binanın ilan panosuna astığı kağıda aynen şöyle yazar;
“Kapının kapatılmasına ve kedilerin içeri girmemesine dikkat edilmesi rica olunur“
Yöneticinin hesap etmediği bir şey vardır; aynı apartmanda bir veterinerlik öğrencisinin oturuyor olması!
Bina girişindeki “uyarı” notunu gören öğrenci hemen altına hem ahlaki hem de bilimsel bir manifesto niteliğinde aşağıdaki notu iliştirir;
“Köpek türü günümüzden 15000 yıl önce, kedi türü ise 5000 yıl önce insan tarafından kendi çıkarları için evcilleştirilmiştir. Köpeği avda kendisine yardım etsin, evi ve sürüyü korusun diye; kediyi iyi bir haşere ve fare avcısı olduğu için evcilleştirmişlerdir.
Bu nedenler bu iki hayvan türünün kendi yemeğini bulması ve zor hava şartlarına dayanması çok düşük bir ihtimaldir. Bu artık insanlığın görevidir. Bu nedenle hayvanları korumalı ve beslemeliyiz.
Bir kedinin veya köpeğin tekrar ormana dönüp eski vahşi yaşamındaki gibi avlanmasını bekleyemeyiz. Zaten insanoğlu ne bir orman ne de avlanacak hayvan bırakmıştır.
Bir kedinin günlük mama ihtiyacı 75 gramdır ve hava soğudukça daha da artmaktadır. Çünkü kediler vücutlarını ısıtabilmek için çok fazla kalori harcarlar.
Eğer yeterli besin alamazlarsa kendi vücutlarını ısıtamaz ve donarak ölürler. Bu nedenle üşüyen bir hayvanın apartmana girmesi ve çıkmak istememesi çok normaldir.
Aynı şekilde kediler araba motorlarına da ısınmak için girerler. Lütfen motoru çalıştırmadan önce bunu kontrol edin. Ancak bu durumları hayvana yeterli besin vererek ve kötü havalarda içinde saklanabileceği kutular yaparak çözebiliriz.
Sitemizin bahçesinde çok fazla kedi bulunmaktadır. İnsanoğlunun sebep olduklarını düzeltmek her insanın borcudur. Lütfen bu konularda hassas davranalım.
Lütfen bu konuda yardımcı olmasanız bile hayvan yardımına koşanlara engel olmayınız. Dünya sadece insan için yaratılmamıştır, unutmayınız. Veteriner hekim öğrencisi. Daire 3.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Çok Önemli Mutlaka Okuyun…

670x420Kapak-Foto-hayata-dair[1]

• Sürekli olarak dik dur! Gözlerin daima karşıda olsun.
• Kendinle olan konuşmalarını kontrol et.
• Negatif konuşmalarının farkına var ve düzeltmeye çalış.
• Duygularını izle. Olumsuz duyguları vücudundan hemen at
• Her fırsatta derin nefes alıp ver. Burundan al uzun süre tut, ağızdan nefes ver.
• Hedeflerine odaklan. Hedefe ulaşıncaya kadar pes etme.
• Her zorluğun içindeki fırsatı gör. Daima umudunu koru. En zor durumlarda bile.
• Kararlı ol! En kötü karar bile kararsızlıktan daha iyidir!
• Kendine her durumda inan. Kimse sana inanmasa bile.
• Her zaman ŞİMDİ’ yi yaşa. Geçmişe takılıp kalma!
• Düşünme, sadece YAP!
• Cesur ol.
• Çözüme odaklan, sorunlara değil
• Doğru soruları sor.
• Geçmiş başarılarını hatırla. Ama onlara sığınma. Daha iyisini yap.
• Meraklı ol. Sürekli yenilikleri takip et.
• Kendini geliştirecek ve motive edecek kitaplar oku.
• Kendine inan. Kendine %100 inan.
• Sorunları birer meydan okuma olarak gör.
• İki işi yarım yapacağına, bir işi tam yap.
• Sabretmeyi bil.
• Her zaman farklı alternatiflerin olsun.
• Enerjik ol.
• Sorunu parçalara böl, öyle çöz.
• Çözüm dışındaki tüm alternatifleri sil.
• Sabah kalkarken o gün yapılacak işlere keyifle bak.
• İşleri oyuna çevir.
• Heyecanın diğer insanlara bulaşsın.
• Çalışırken şarkı söyle veya gülümse.
• Algılarını aç.
• Her sonunun bir çözümü vardır.
• Yaptığın işin en iyisini yap.
• Hakkını ara.
• İşleri teker teker yap.
• Daima dürüst ol.
• Sorunlarından kaçma… yüzleş…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Ağaçlara Sarılmak Enerjinizi Değiştiriyor: Hiç Bir Ağaca Dokunduğunuzda Farklı Hissettiğiniz Oldu Mu?

Agaca-Sarilmak-Omre-Omur-Katiyor_462[1]

 

 

 
Son araştırmalara göre, bir ağaca sarılmak, DEHB, depresyon ve diğer zihinsel hastalık biçimleri de dahil olmak üzere birçok sağlık sorununa yardımcı olabilir. Genellikle ekoloji ve gezegenden bahsederken bu uygulama hakkında şaka yaparız, ancak ağaca sarılmanın aslında sağlığınız için iyi olduğu yapılan birçok araştırmayla ortaya çıkıyor. Yeni yayınlanmış bir kitap olan Science Blinded’a göre yazar Matthew Silverstone, ağaçların refah seviyemizi iyileştirdiğine inanıyor.

Ağaca sarılmak nasıl bir etki yaratır?

Yazarın araştırmasına göre, bir ağaçla yakın bir bağ kurmak konsantrasyon ve tepki sürelerinizi geliştirmeye yardımcı olabilir. Bir ağacı kucaklamanın baş ağrılarını hafifletebileceği bile araştırmalarda rastlanan bir bulgu oldu.
Diğer çalışmalar, doğada ve bitkiler arasında vakit geçirmenin pozitif fizyolojik ve psikolojik faydalarını göstermiştir. Yeşil alanlara karşı psikolojik olarak şifa verici ve çekici bulduğumuz bir şeyler olduğu kesin.
Siz ve ağaç arasındaki etkileşim nasıl gerçekleşir?

Önceki araştırmalardan yola çıkarak, birçok bilim insanı açık ve yeşil alanların bu faydalı etkileri ürettiğini teorilere dayandırdı. Ancak Matthew Silverstone, ağaçların (ve bitkilerin) kendilerinin iyileştirici yönleri olduğunu keşfetti. Ona göre her şey titreşime dayanıyor.

Muhtemelen doğadaki her şeyin “titreşimsel” bir etkileşimi olduğunu duymuşsunuzdur. Bazı titreşimlerin bizi etkilediğini bilmeniz gerek. Sonuçta, karanlık, kapalı bir hücreye kıyasla güzel bir parkta olduğunuzda farklı “titreşimler” hissetmiyor musunuz? Bu sadece bir örnek. Bilim insanları, 10Hz’lik bir titreşimle alınan içme suyunun, içtiğiniz anda kan pıhtılaşma oranlarını değiştirebileceğini dahi kanıtlamıştır.

 

Ağaçların da benzer bir etkisi vardır. Onların titreşim örgüleri ya da dizileri bize etki eder. Bir ağaca temas ettiğinizde, onun size yaydığı titreşimler vücudunuzdaki bazı davranışları değiştirecektir. Anlaşılan o ki ağaçların titreşimleri, sizi yatıştırmak ve zihinsel dengenizi geri getirmek için harika bir varlık.
Bir ağaca nasıl sarılırsınız?

Bu kulağa aptalca bir soru gibi geliyor olabilir. Bir ağaca gidiyorsunuz ve kollarını çevreliyorsunuz değil mi? Elbette, bunu yapmanın bir yolu budur, ancak bunu daha bilinçli bir farkındalık ile de yapabilirsiniz. Böylece ağacın enerjisini almakla kalmaz, aynı zamanda geri verirsiniz. İşte bunu yapmak için öncelikle kendinize 5 dakika ya da isteğinize göre daha fazla bir süre tanıyın.

 

Eğer imkanınız varsa ağaca çıkın ve etrafınıza bakın sonrasında ise sırtınızı ağaca yaslayın ve sahip olduğunuz enerjinin değişimini hissedin. Yapacağınız enerji alışverişi sizin mental sağlığınızı çok kısa bir sürede dengeleyecektir. Konsantre olduğunuzda ağacın size yaydığı pozitif enerjiyi hissedeceksiniz.
Kaynak: filoji.com/agaclara-sarilmak-enerjinizi-degistiriyor-hic-bir-agaca-dokundugunuzda-farkli-hissettiginiz-oldu-mu/

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

TASAVVUFTA 4 KAPI VARDIR VE HER KAPININ 10 MAKAMI VARDIR

0x0-2[1]

 

1- Şeriat kapısı
2- Tarikat Kapısı
3- Marifet Kapısı
4- Hakikat Kapısı
Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır.

Öğrencilerinden biri Mevlana’ya sormuş;
“Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum.
Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatırmısınız?
Mevlana:
“Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışanan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş.Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım.”

Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş.
Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasına dönmüş ve daha kuvvetli bir
tokatla Mevlana’nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri
dönecek ama hocasına itaat var.

Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa
kalkıp elini kaldırmış.Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.
Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış.

Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalşþmasına devam etmiş.

Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına
devam etmiş.

Öğrenci Mevlana’ya dönmüş, olanları anlatmış.

Mevlana;
“işte sana istediin örnekler….
– Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi. şeriatta ksasa ksas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.
– İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam
tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.
“Sana kötülük yapana bile iyilik yap”.Onun için döndü, oturdu.
– Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.
İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır.
Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı.
– Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir.
İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir.
Onun için dönüp bakmadı bile…

Tasavvufta her kapının on makamı vardır.

1) Seriat kapısının makamları:

1. Iman etmek,
2. Ilim ögrenmek,
3. Ibadet etmek,
4. Haramdan uzaklasmak,
5. Ailesine faydali olmak,
6. Cevreye zarar vermemek,
7. Peygamberin emirlerine uymak,
8. Sefkatli olmak,
9. Temiz olmak ve
10.Yaramaz islerden sakinmak.

 

2) Tarikat kapisinin makamlari

1. Tövbe etmek,
2. Mürsidin ögütlerine uymak,
3. Temiz giyinmek,
4. Iyilik yolunda savasmak,
5. Hizmet etmeyi sevmek,
6. Haksizliktan korkmak,
7. Ümitsizlige düsmemek,
8. Ibret almak,
9. Nimet dagitmak ve
10.Özünü fakir görmek

 

3) Marifet kapisinin makamlari

1. Edepli olmak,
2. Bencillik, kin ve garezden uzak olmak,
3. Perhizkarlik,
4. Sabir ve kanaat,
5. Haya,
6. Cömertlik,
7. Ilim,
8. Hosgörü,
9. Özünü bilmek ve
10.Ariflik.

 

4) Hakikat kapisinin makamlari
1. Alcakgönüllü olmak,
2. Kimsenin ayibini görmemek,
3. Yapabilecegin hicbir iyiligi esirgememek,
4. Allah’in her yarattigini sevmek,
5. Tüm insanlari bir görmek,
6. Birlige yönelmek ve yöneltmek,
7. Gercegi gizlememek,
8. Manayi bilmek,
9. İlahi sirri ögrenmek ve
10.İlahi varliga ulasmak

Tasarruflu Ampullerle İlgili Çok Önemli Uyarı…

tasarruflu-ampül-elektrik-sprial-osraf-tekfen-şavk-general-gazlı-tasarruf[1]

 
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı floresan lambalar ve tasarruflu ampuller ile çok önemli bir uyarıda bulundu: Sağladıkları elektrik tasarrufu yanında kırılmaları durumunda içerdikleri cıva nedeniyle sağlık açısından ciddi tehlike oluşturuyorlar.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı Mustafa Öztürk, floresan lamba ve tasarruflu ampul kullanımının sağladıkları elektrik tasarrufu nedeniyle son yıllarda giderek artığına işaret etti.
KIRILDIĞINDA CIVA HEMEN BUHARLAŞIYOR
Mustafa Öztürk, “Floresan lambalar ve tasarruflu ampuller, sağladıkları elektrik tasarrufu yanında kırıldığında sağlık açısından ciddi tehlike arz etmektedir. Bu tehlikenin ana kaynağı da floresan lambalarda ve tasarruflu ampullerde bulunan cıva buharıdır. Çünkü bu lambalar kırıldığında içeriğindeki cıva ortamda hemen buharlaşır. Solunum yoluyla alınır ve ciddi problemlere neden olur. O nedenle depolanması, taşınması ve geri kazanımı sırasında çok dikkat edilmeli, uygun teknikler kullanılmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.
BİRÇOK SAĞLIK SORUNUNA NEDEN OLUYOR
Kompakt floresan lambalarda lamba başına ortalama 5 miligrama kadar civa kullanımına izin verildiğine işaret eden Mustafa Öztürk, cıva buharının solunum yolu veya deriden geçişle insan vücuduna nüfuz etmesi sonucunda Alzheimer, bağışıklık sistemi problemleri, böbrek fonksiyon bozuklukları gibi birçok sağlık sorununa neden olduğunu anlattı.

‘FLORESAN LAMBALARI EVDE BEKLETMEYİN’
Mustafa Öztürk, “Bu nedenle floresan lambalar ve tasarruflu ampullerin kullanım ömrünü tamamladıklarında evlerde ve ofislerde bekletilmemeli. Taşınması esnasında kırılmaması için gerekli önlemler alınmalı ve 50 kilogram altındaki lambalar tüketici tarafından en yakın atık getirme merkezlerine bırakılmalı” dedi.

Kaynak: msn

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Karaciğer temizleyen nane limon portakal suyu tarifi

Karaciger-temizleyen-nane-limon-portakal-suyu-tarifi[1]

 

Karaciğer temizleyen nane limon portakal suyu tarifi
Karaciğer temizleyen nane limon portakal suyu tarifi ile gün boyunca vücudunuzda biriken detoksları karaciğerden tamamen atar ve vücudunuzu temizlemiş olursunuz. Son zamanlarda zayıflamak için çıkan pek çok ilaç karaciğere fazlasıyla yük bindiriyor ve karaciğer yağlanmasına yol açıyor. Ama size önereceğimiz bu doğal tarif ile karaciğeriniz temizlenecek ve vücuttan detoks atarak zayıflayacaksınız.
Gerekli malzemeler:
1 avuç nane, 1 adet limon ve 1 adet portakaldan çıkan su. Gerekli malzemeleri hazırladıysanız hemen tarife ve yapılışına detaylı olarak geçelim.
Karaciğer temizleyen nane limon portakal suyu tarifi :
1 litre suya naneleri ekleyin ve tencerede kaynatmaya başlayın. 5 dakika kaynatıp ocağın altını kapatın ve dinlenmeye alın. Limonun kabuklarını rendeleyin ve tatlandırmak için biraz bal katıp portakal suyunu ve limonun suyunu ekleyin içine. Bütün karışımı güzelce karıştırın ve buzdolabına koyun. Ertesi gün kahvaltıdan sonra 1 bardak tüketin.
Gün içinde 2-3 bardak tüketebilirsiniz. Tadını daha da yumuşatmak için balı kendi damak tadınıza göre ayarlayabilirsiniz. 1 ay boyunca bu sağlıklı karışımı kullanarak karaciğerinize ve vücudunuza iyilik yapın.

KAYNAK: Diyet evi

 

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Erich Fromm’a Göre Sevginin Değişmeyen 12 Kuralı

hqdefault[1]

 

 

Hümanist psikolojinin önemli temsilcilerinden Erich Fromm’un, “Sevgi Sanatı” adlı eserinden sizler için oluşturduğumuz başyapıt niteliğindeki sözleri…

1.) “Önemli olan sözler değil, davranışlardır. Sevdiğini söyleyen biri yerine, sevgisini gösteren birine inanın.”

2.) “Yanında huzur bulduğunuz insanlar servetinizdir.”

3.) “En zor şartta bile, en kızgın anda bile, en beklenmedik yerde bile, açan şemsiyedir sevgi.”

4.) “Birini mükemmel olduğu için sevmezsin. O, sen sevdiğin için mükemmeldir.”

5.) “Hayatımıza giren herkes değerlidir ama herkes özel değildir. Saygı hepsine, sevgi layık olana verilir.”

6.) “Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz ‘etken ilgi’dir.”

7.) “Sevmek öğretmenin tek yoludur.”

8.) “Sevmek bir eylemdir, edilgen bir duygu değil. Bir şeyin “içinde olmaktır” bir şeye “kapılmak” değil. En genel biçimiyle sevmenin etkin yapısı, sevmenin almak değil öncelikle vermek olduğu biçiminde tanımlanabilir.”

9.) “İnsanın varoluş sorununun en sağlıklı ve doyumcul yanıtı sevgidir, dolayısıyla sevginin gelişimine yer vermeyen bir toplum gelecekte insan doğasının bu temel gereksinimini gözden kaçırdığı için yok olacaktır.”

10.) “Gerçek bilgiye erişmenin tek yolu sevme edimidir. Bir insanı ancak nesnel olarak tanıyarak, onun değişmeyen özüyle, sevgi edimi ile kavrayabiliriz.”

11.) “Sevgi olmadan insanlık bir gün için bile var olamaz.”

12.) “Sevmek kendini karşılıksız olarak adamak, sevgimizin sevilen kişide de sevgi oluşturacağı ümidini taşımak demektir. Sevgi bir inanç eylemidir. İnancı az olanın sevgisi de azdır.”

* Feyza Yeşilyılmaz

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hayatta aynen böyle, insanlara yakından bakmadıkça kim olduklarını anlayamazsınız…

IMG_5826

Fotoğrafa baktığınızda köpek, tavşan ve kedi görüyorsunuz. Fakat fotoğraflara yakından bakarsanız ne kadar güzel olduklarını göreceksiniz.

Hayatta aynen böyle, insanlara yakından bakmadıkça kim olduklarını anlayamazsınız…

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bolluk Bereket Kesesi Ritüeli…

Thomas Alva Edison, kahraman bir anne tarafından, yüzyılın dahisi haline getirilmiş, “şaşkın” bir çocuktu.

26733596_10208771739369767_7483158578919831652_n[1]

 

Thomas Edison ampulü bulan mucit. Sadece ampul değil birçok yeni buluşa imza atan biri. Fakat onun da başından farklı bir öğretmen hikayesi geçiyor.
Thomas Edison bir gün eve gelir ve öğretmenin ona verdiği kağıdı annesine uzatır ve sadece annesinin açması gerektiğini söyler. Thomas Edison o kağıdın içinde ne yazıldığını bilmemekteydi çünkü öğretmeni sadece annesinin açması gerektiğini söylemişti.
Thomas Edison’ın annesi kağıdı okuduğu andan itibaren ağlamaya başlar. Edison annesine ne olduğunu sorunca annesi, ‘Oğlunuz bir dahi. Bu okul onun için çok küçük ve onu eğitecek yeterlilikte öğretmenimiz yok. Lütfen onu kendiniz eğitin’ yazısını okur.
Ama aslında gerçek öyle değildir ve bilim insanı bunu aradan uzun zaman geçtikten sonra öğrenir. Edison’un annesi vefat ettiğinde, o artık yüzyılın en büyük bilim insanlarından biriydi ve bir gün eski aile eşyalarını karıştırırken birden çekmecenin köşesinde katlı halde bir kağıt bulmasıyla gerçekleri öğrenir.
Kağıtta “Oğlunuz “şaşkın” (akıl hastası) bir çocuktur. Artık kendisinin okulumuza gelmesine izin vermiyoruz…” yazılıydı.
Edison saatlerce ağladıktan sonra günlüğüne şu satırları yazdı: Thomas Alva Edison, kahraman bir anne tarafından, yüzyılın dahisi haline getirilmiş, “şaşkın” bir çocuktu.
THOMAS EDİSON KİMDİR? Edison 11 Şubat 1847 doğdu, 18 Ekim 1931 tarihinde ise hayatını kaybetti. Hayatı boyunca bilim ile uğraşıp insanlık için çalışmalarda bulundu.
1883 yılında en büyük icadı olan ampülü icat etmiştir.
(Alıntı)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ZİHİN KONTROL YÖNTEMLERİ

1.eeg[1]

 

Hepimiz ruhsal sağlığımızın nasıl bedensel sağlığımızı etkilediğini biliriz. Bu yüzden ruhsal dengemiz çok önemlidir. Bunun yolu ise zihni kontrol etmekten geçer. Japon geleneksel savaş sanatlarında kişi dövüş tekniklerini öğrenmeden önce zihinsel yeterliliğini yükseltmek zorundaymış. Kısaca bir kişiye dövüşmeyi öğretmeden önce zihnini doğru şekilde yönetebilme yeteneklerine bakarlarmış.
Antik Japonya’da dövüş sanatını öğretirken kişinin ruhsal derinliğe ulaşıp ulaşılmadığına bakılırmış. İşte bu 4 ruhsal aşamayı geçen kişiler büyük savaşçılar olurlarmış. Bu 4 gizli aşama 4 elementin gücü ile ilgilidir.
1- Toprak gibi ol.
Kişi toprağa bağlıdır. Toprak ise gerçekliği temsil eder. Her zaman gerçekleri görmeyi ve gerçek dünyaya odaklanmayı söyler. Toprağa sağlam bas ve onu hisset.
Egzersiz
Toprakla uğraş. Ellerine arada bir mutlaka biraz toprak al. Çiçek yetiştirebilirsin mesela. 21. yüzyılda topraktan ne kadar uzak olduğumuz düşünülürse ruhsal olarak düşmemizin bir nedeni bu olabilir.

2- Ateş gibi ol
Ateş çok yıkıcı ve tehlikeli bir güçtür. Aynı zamanda yüzyıllardır bilgeliğin sembolü olmuştur. Ateş ayrıca bir cezalandırıcı figürü oluşturur. Ama dervişlerin meşhur sözü aşk ile yanmak ve pişmek çok önemlidir. Yaşadığımız zorlu dönemler bizi üzer. Bunu bir ateş gibi düşünebilirsiniz. Bilgeliğin ateşi yakarken öğretir. Deneyimler genellikle bizi zorlayan zamanlardan kazanılır.
Egzersiz
çakra olan ateş çakrası karnımızdadır. Zihnimizde o çakraya konsantre olmalı ve tutkumuzu ve deneyimlediklerimizi yükseltmeliyiz. Çünkü ateş tutkunun ve gücün elementidir.

3- Su gibi ol
Dünyadaki en yumuşak şey su elementidir. Hafiftir, gerçekte tatsız ve kokusuzdur ve 3 halde bulunabilir. Buz iken soğuk ve katıdır. Sıvı iken yumuşak ama yıkıcı olabilir ve gaz halindeyken doğal yaşamın gücünü taşır. Teslim olmak kaybetmek değildir o her noktaya nüfuz etmektir. Su çok güçlü ruhsal bir elementtir. Yaşamı sağlayan ve yaşama uyum sağlayan element o dur.
Egzersiz
Uzanın ve zihninizde bir nehir düşünün. O nehrin yanında olduğunuzu ve akışı izlediğinizi hayal edin. Sadece nehri ve akışı izlemeyi imajine edin. 10 dakika boyunca yapmaya gayret edin.

4- Rüzgar gibi ol
Rüzgar bir yönde esmez. İstediği zaman yönünü değiştirir. O yaşamın öz gücünü taşır. Ciğerlerimize giren hava ve çevremizdeki atmosfer o elementin etkisidir. Hava esnektir ve sakindir. O diğer elementlerin tamamlayıcısıdır. Onu anladığımızda hayatın anlamına giden yolu keşfetmiş oluruz.

Egzersiz
Nefes egzersizi yapın. Nefesinize odaklanın ve 10 dakika boyunca nefesinizi izleyin.
Bu gizli öğretiler hayatımızı güçlendirir ve şekillendirir. Zorluklar karşısındaki duruşumuza destek olurlar. Gerektiğinde su gibi olmalıyız. Bu anlayışla gelen güçtür. Gerektiğinde ateş gibi olmalıyız. Tutkulu ve mücadeleci olmalıyız. Rüzgar gibi sorunlara karşı yeni çözümler için yönümüzü ve fikirlerimizi değiştirmeliyiz. Esnek olmalıyız. Gerektiğinde Toprak gibi sağlam ve güvenilir olmalı ve doğru analiz etmeliyiz.
Yazar: Evrim Bilge
Kaynak; spiritueller

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

“BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM” demeyin…

can-akin-niye-ben-yk-8-728[1]

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün cesaretini
toplayarak bir grup tırmanışına katıldı. Tırmanacakları yere vardıklarında,
neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm
korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, ipi yakaladı
ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.
Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu..
Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek
ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda nın gözüne çarparak
lensinin düşmesine neden oldu.
Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında
bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde
Brenda, lensini bulması için Allah’a dua edebilirdi yalnızca. Ve içten içe
düşünüp dua etmeye başladı.
“Allahım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki
her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun.
Onu bulmama yardım et.”
Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere
oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri “Aranızda lens
kaybeden var mı?” diye bağırdı.
Brenda’nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve
karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens
kızların dikkatini çekmişti.
Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve
bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi
çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa bunları yazacaktı:
“Allahım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve
neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa,
senin için taşıyacağım…”
“BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM” demeyin…..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »