Bolluk Bereket Kesesi Ritüeli…

Thomas Alva Edison, kahraman bir anne tarafından, yüzyılın dahisi haline getirilmiş, “şaşkın” bir çocuktu.

26733596_10208771739369767_7483158578919831652_n[1]

 

Thomas Edison ampulü bulan mucit. Sadece ampul değil birçok yeni buluşa imza atan biri. Fakat onun da başından farklı bir öğretmen hikayesi geçiyor.
Thomas Edison bir gün eve gelir ve öğretmenin ona verdiği kağıdı annesine uzatır ve sadece annesinin açması gerektiğini söyler. Thomas Edison o kağıdın içinde ne yazıldığını bilmemekteydi çünkü öğretmeni sadece annesinin açması gerektiğini söylemişti.
Thomas Edison’ın annesi kağıdı okuduğu andan itibaren ağlamaya başlar. Edison annesine ne olduğunu sorunca annesi, ‘Oğlunuz bir dahi. Bu okul onun için çok küçük ve onu eğitecek yeterlilikte öğretmenimiz yok. Lütfen onu kendiniz eğitin’ yazısını okur.
Ama aslında gerçek öyle değildir ve bilim insanı bunu aradan uzun zaman geçtikten sonra öğrenir. Edison’un annesi vefat ettiğinde, o artık yüzyılın en büyük bilim insanlarından biriydi ve bir gün eski aile eşyalarını karıştırırken birden çekmecenin köşesinde katlı halde bir kağıt bulmasıyla gerçekleri öğrenir.
Kağıtta “Oğlunuz “şaşkın” (akıl hastası) bir çocuktur. Artık kendisinin okulumuza gelmesine izin vermiyoruz…” yazılıydı.
Edison saatlerce ağladıktan sonra günlüğüne şu satırları yazdı: Thomas Alva Edison, kahraman bir anne tarafından, yüzyılın dahisi haline getirilmiş, “şaşkın” bir çocuktu.
THOMAS EDİSON KİMDİR? Edison 11 Şubat 1847 doğdu, 18 Ekim 1931 tarihinde ise hayatını kaybetti. Hayatı boyunca bilim ile uğraşıp insanlık için çalışmalarda bulundu.
1883 yılında en büyük icadı olan ampülü icat etmiştir.
(Alıntı)

ZİHİN KONTROL YÖNTEMLERİ

1.eeg[1]

 

Hepimiz ruhsal sağlığımızın nasıl bedensel sağlığımızı etkilediğini biliriz. Bu yüzden ruhsal dengemiz çok önemlidir. Bunun yolu ise zihni kontrol etmekten geçer. Japon geleneksel savaş sanatlarında kişi dövüş tekniklerini öğrenmeden önce zihinsel yeterliliğini yükseltmek zorundaymış. Kısaca bir kişiye dövüşmeyi öğretmeden önce zihnini doğru şekilde yönetebilme yeteneklerine bakarlarmış.
Antik Japonya’da dövüş sanatını öğretirken kişinin ruhsal derinliğe ulaşıp ulaşılmadığına bakılırmış. İşte bu 4 ruhsal aşamayı geçen kişiler büyük savaşçılar olurlarmış. Bu 4 gizli aşama 4 elementin gücü ile ilgilidir.
1- Toprak gibi ol.
Kişi toprağa bağlıdır. Toprak ise gerçekliği temsil eder. Her zaman gerçekleri görmeyi ve gerçek dünyaya odaklanmayı söyler. Toprağa sağlam bas ve onu hisset.
Egzersiz
Toprakla uğraş. Ellerine arada bir mutlaka biraz toprak al. Çiçek yetiştirebilirsin mesela. 21. yüzyılda topraktan ne kadar uzak olduğumuz düşünülürse ruhsal olarak düşmemizin bir nedeni bu olabilir.

2- Ateş gibi ol
Ateş çok yıkıcı ve tehlikeli bir güçtür. Aynı zamanda yüzyıllardır bilgeliğin sembolü olmuştur. Ateş ayrıca bir cezalandırıcı figürü oluşturur. Ama dervişlerin meşhur sözü aşk ile yanmak ve pişmek çok önemlidir. Yaşadığımız zorlu dönemler bizi üzer. Bunu bir ateş gibi düşünebilirsiniz. Bilgeliğin ateşi yakarken öğretir. Deneyimler genellikle bizi zorlayan zamanlardan kazanılır.
Egzersiz
çakra olan ateş çakrası karnımızdadır. Zihnimizde o çakraya konsantre olmalı ve tutkumuzu ve deneyimlediklerimizi yükseltmeliyiz. Çünkü ateş tutkunun ve gücün elementidir.

3- Su gibi ol
Dünyadaki en yumuşak şey su elementidir. Hafiftir, gerçekte tatsız ve kokusuzdur ve 3 halde bulunabilir. Buz iken soğuk ve katıdır. Sıvı iken yumuşak ama yıkıcı olabilir ve gaz halindeyken doğal yaşamın gücünü taşır. Teslim olmak kaybetmek değildir o her noktaya nüfuz etmektir. Su çok güçlü ruhsal bir elementtir. Yaşamı sağlayan ve yaşama uyum sağlayan element o dur.
Egzersiz
Uzanın ve zihninizde bir nehir düşünün. O nehrin yanında olduğunuzu ve akışı izlediğinizi hayal edin. Sadece nehri ve akışı izlemeyi imajine edin. 10 dakika boyunca yapmaya gayret edin.

4- Rüzgar gibi ol
Rüzgar bir yönde esmez. İstediği zaman yönünü değiştirir. O yaşamın öz gücünü taşır. Ciğerlerimize giren hava ve çevremizdeki atmosfer o elementin etkisidir. Hava esnektir ve sakindir. O diğer elementlerin tamamlayıcısıdır. Onu anladığımızda hayatın anlamına giden yolu keşfetmiş oluruz.

Egzersiz
Nefes egzersizi yapın. Nefesinize odaklanın ve 10 dakika boyunca nefesinizi izleyin.
Bu gizli öğretiler hayatımızı güçlendirir ve şekillendirir. Zorluklar karşısındaki duruşumuza destek olurlar. Gerektiğinde su gibi olmalıyız. Bu anlayışla gelen güçtür. Gerektiğinde ateş gibi olmalıyız. Tutkulu ve mücadeleci olmalıyız. Rüzgar gibi sorunlara karşı yeni çözümler için yönümüzü ve fikirlerimizi değiştirmeliyiz. Esnek olmalıyız. Gerektiğinde Toprak gibi sağlam ve güvenilir olmalı ve doğru analiz etmeliyiz.
Yazar: Evrim Bilge
Kaynak; spiritueller

“BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM” demeyin…

can-akin-niye-ben-yk-8-728[1]

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı. Bir gün cesaretini
toplayarak bir grup tırmanışına katıldı. Tırmanacakları yere vardıklarında,
neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm
korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, ipi yakaladı
ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.
Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu..
Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek
ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda nın gözüne çarparak
lensinin düşmesine neden oldu.
Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında
bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde
Brenda, lensini bulması için Allah’a dua edebilirdi yalnızca. Ve içten içe
düşünüp dua etmeye başladı.
“Allahım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki
her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun.
Onu bulmama yardım et.”
Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere
oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri “Aranızda lens
kaybeden var mı?” diye bağırdı.
Brenda’nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve
karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens
kızların dikkatini çekmişti.
Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve
bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi
çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa bunları yazacaktı:
“Allahım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve
neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa,
senin için taşıyacağım…”
“BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM” demeyin…..

Okunmaya Değer Bir Hikaye…

dünyanın-en-tatlı-en-güzel-bebeği-12[1]

 

Arjantinli ünlü golf ustası Robert de Vincenzo, yine bir turnuvayı kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş ve kulüp binasına gidip oradan ayrılmak üzere hazırlanmıştı. Bir süre sonra binadan çıkıp otoparktaki arabasına yürürken yanına bir kadın yaklaşmış.
Kadın, başarısını kutladıktan sonra ona çocuğunun çok hasta ve ölmek üzere olduğunu anlattı. Zavallı kadının hastane masraflarını ödemesi olanaksızdı. Kadının anlattığı öykü De Vincenzo’yu çok etkilemişti, hemen cebinden bir çek defterine ve kalem çıkarttı, turnuvadan kazandığı paranın bir miktarını yazdı.
Çeki kadının eline sıkıştırırken de ona:
– ‘Umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın…’ dedi.
Ertesi hafta kulüpte öğle yemeği yerken, Profesyonel Golf Derneği’nin bir görevlisi yanına geldi.
– ‘Otoparktaki görevli çocuklar bana geçen hafta turnuvayı kazandıktan sonra yanınıza bir kadının geldiğini ve onunla konuştuğunu söylediler’ dedi.
De Vincenzo evet anlamında başını salladı.
‘Evet’ dedi
Görevli:
– ‘Size bir haberim var o zaman. O kadın bir sahtekardır. Üstelik hasta bir çocuğu da yok! ‘
– ‘Sizi fena halde kandırmış efendim! ‘ dedi alaycı bir tavırla.
De Vincenzo;
– ‘Yani ortada ölümü bekleyen bir bebek yok mu? ‘ dedi.
– ‘Hayır, yok’ dedi görevli.
– ‘ışte bu, bu hafta duyduğum en iyi haber! ‘ dedi De Vincenzo.
‘AYNI PENCEREDEN DIŞARI BAKAN İKİ ADAMDAN BİRİ SOKAKTAKİ ÇAMURU, DİğERİ İSE GÖKTEKİ YILDIZLARI GÖRÜR.’

İlişkiler de Hep İstiyoruz, Hep İstiyoruz… Ne Verebileceğimizi Hiç Düşünmüyoruz…

26230919_1505110822935228_8925436315252971581_n[1]

 

 

Datça’daki çiftlikte yaşadığım günler de, doğayla iç içe geçtiğim o günler de Berrin diye İstanbul’dan bir kız gelmişti. Eğitimimiz, kafa yapımız, alışkanlıklarımız birbirine çok benziyordu. Kısa zamanda da çok iyi arkadaş olduk. Sonra ona bir iş teklifi geldi. O da anlatmaya başladı: maaşı şu kadar, yol parası bu kadar, izin süresi şöyle, yurt dışına gönderme olanakları böyle, bu iş hayatımın işi diye anlattı da anlattı. Hiç unutmam Çiftliğin sahibi Ali ona şöyle bir soru sordu. Tamam alacakların çok güzel, ama sen onlara bunların karşılığında ne vereceksin. Buna hazır mısın?
O zamanlar bu sözler aklımın bir köşesinde kalmıştı ama ne demek istediğini çok da anlamamıştım…
Yıllar sonra bu sözlerin ne anlama geldiğini anca anlayabiliyorum. Facebook’ta, twitter’da kadın olsun erkek olsun milletin cümleleri hep şöyle. Zengin adam/kadın istiyorum, beni gezdirsin istiyorum, yakışıklı/güzel olsun istiyorum, bana iyi baksın istiyorum, neşeli olsun istiyorum, sadık olsun istiyorum, işi olsun, arabası olsun, evi olsun, yazlığı olsun, şusu olsun busu olsun istiyorum. E dur bi dakka kardeşim… Sen bulunmaz hint kumaşı mısın? Yani bu kadar çok şey istediğine göre kesin öylesin de ben tekrar bir sorayım dedim…
Kafan da sadece almak, almak ve almak var. Kafanda sadece bu ilişkiden neler elde edebilirim hesabı var. Yani ticari ilişkiler de bile sözleşmeler bir tarafın alacağına göre yapılmaz. İki tarafın da bu işten yarar sağlaması gerekir ki o sözleşme yapılsın.
Üstelik bizim bahsettiğimiz ticari ilişki değil, duygusal ilişki… Duyguları zaten bir tarafa bırakmışız, bir de üstüne üstelik yüzde yüz bizim çıkarımıza bir ilişki arıyoruz. Karşı tarafta enayiydi… Ya da biz o kadar vazgeçilmeziz ki, karşı taraf bize o kadar mecbur ki, gözü kapalı her şeye evet demiş. İnanın bu durumda bile sıkıldım der gideriz biz. İnsanoğlu valla kafayı yedi. Yediklerimizden mi içtiklerimizden mi bilemiyorum ama ben artık toptan kafayı yediğimizi düşünüyorum…
Yani karşı taraftan bir şey isterken en azından, ona yakın bir şeyin sende de olması gerekmez mi?
Sen kendine bir çeki düzen versen, kendine baksan, bir erkeği/kadını ne mutlu eder diye araştırsan, sonra kendindeki eksiklikleri fark edip, bunların üzerinde çalışsan iyi olmaz mı?
Ya güzel kardeşim sen de biraz kendini geliştirsen, kurslara gitsen, vermenin ne güzel bir şey olduğunu keşfetsen iyi olmaz mı?
İlişkiye biraz emek versen iyi olmaz mı? Bence süper olur… O zaman o ilişki gözünüz de belki bir anlam kazanır da en ufak sıkıntıda gitmek yerine kalmayı düşünürsünüz…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg
Ocak 2015