Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, dolayısıyla ‘ size iyi davranan insanları sevin, iyi davranmayanlar için dua edin.’

26169912_2026357914302300_8788088367809274197_n[1]

 

Bir gün bir taksiye atladım ve havaalanından hareket ettik. Sağ şeritte yol alırken siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola, önümüze çıktı. Taksi şoförü sert bir şekilde frene bastı, kaydı ve diğer arabaya çarpmaktan milim farkıyla kurtuldu. Diğer arabanın sürücüsü camdan başını çıkartıp bağırmaya ve küfretmeye başladı.
Taksi şoförü ona gülümsedi ve içten bir şekilde el salladı. Ve gerçekten çok arkadaşçaydı. Sordum: “Neden bunu yaptığınız? Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de hastaneye gönderecekti.”
Taksi şoförü bana, şimdi “Çöp Kamyonu Kanunu” dediğim şeyi öğretti. Şoför pek çok insanin çöp kamyonu gibi olduğunu açıkladı. Her tarafta çöp dolu olarak dolaşıyorlar; kızgınlık, öfke ve hayal kırıklığı dolular. Çöpleri biriktikçe onu bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar ve bazen sizin üzerinize bırakabilirler. Kişisel almayın. Sadece gülümseyin, onlar için iyi şeyler temenni edin ve yolunuza devam edin. Onların çöpünü alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın. İşin ana fikri şu ki, başarılı insanlar çöp kamyonlarının günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler.
Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, dolayısıyla ‘ size iyi davranan insanları sevin, iyi davranmayanlar için dua edin.’
Aydın Boysa

“Can taşıyor!”

26219381_1874306199547259_1634989901163045288_n[1]

 

 

BÜYÜK BÜYÜKANNEMİN ANILARINDAN 40’lı senelerin sonları, İstanbul Bakırköy’de eski bir köşk… Şayan Hanım bir kış günü bahçedeki odunluktan odun alırken, içlerinden bir tanesini elinden düşürür. Düşen odunu almak için uzandığında ne görsün, yerde yaralı bir fare yatmakta! Odun farenin üzerine düşmüş ve bacağını kırmıştır. Hayvanı can acısıyla kıvranarak yatıyor görünce o kadar üzülür ki, masmavi gözleri yaşlarla dolu olarak eve koşar.
Kızına; “Nevzat, ben böyle böyle bir iş yaptım” diye anlatır. Kızı Nevzat Hanım, çoğumuz gibi, “İyi anne, atarız gider” der. Şayan Hanım asla kabul etmez. Hemen odasına koşar, bez parçaları alır. Kibrit çöplerini ve bir tasa koyduğu zeytinyağını da alıp tekrar odunluğa koşar. Damadı Nuri Bey, eşine “Valide Hanıma söyle lütfen, çocuklar veba olursa ne yaparız” diye endişesini dile getirir ama nafile! Şayan Hanım odunluğa gittiğinde fare olduğu yerde kımıldamadan yatıyordur.
Bu arada unutmadan yazayım; kış olduğu için fare üşümesin diye zeytinyağını ocakta biraz ısıtır. Farenin kırık bacağına on gün süreyle, her sabah ve her akşam zeytinyağı sürerek masaj yapar. Sonra her gün yeniden kibrit çöplerini bez parçasıyla farenin bacağına destek yaparak bağlar ve kırığın kaynamasını bekler. Tabii, peynir, süt ve su ikramları da yapılmaktadır fareye…
Sonunda bir akşam Şayan Hanım, hadisenin başından beri kendisine yardım
etmekte olan torunu İnci’ye; “Bu gece bacağını bağlamayalım. İyileştiyse gitsin” der. Son kez zeytinyağlı masajını yapar ve odunluktan çıkarlar. Sabah geldiklerinde farenin gitmiş olduğunu görürler. Şayan Hanım yaptığı bu işe hayret edenlere çok basit bir cevap verirmiş: “Can taşıyor!”
Zeynep İnan – Dünya Bizim dergisi 2012

“‘Her şey yeterli olsun’ dediğimizde…

26219810_1875337349444144_417401277671534247_n[1]

 

 

Her Şey Yeterli Olsun
Geçtiğimiz günlerde, havaalanında bir baba ile kızının son dakikalarda aralarında geçen konuşmaya kulak misafiri oldum. Kızın bineceği uçağın kalkmak üzere olduğu anons edilmişti. Güvenlik kapısının yanında duruyorlardı. Birbirlerine sarıldılar ve baba “Seni seviyorum. Her şey yeterli olsun,” dedi. Kız, “Baba, birlikte geçirdiğimiz günler çok güzeldi. Sevgin,ihtiyacım olan tek şey. Ben de senin için her şeyin yeterli olmasını diliyorum, baba,” diye karşılık verdi. Birbirlerini öptüler ve kız ayrıldı.
Baba, yanında oturduğum pencereye doğru yürüdü. Ayakta dururken ağlamak istediğini ve buna ihtiyacı olduğunu görebiliyordum. Özel konulara girmemeye çalıştım; ama “Birine sonsuza kadar ayrı kalacağınızı bile bile hoşça kal dediniz mi hiç?” diye sorarak adeta beni sohbete davet etti. “Evet, ” Diye yanıtladım. Bunu söylemek, beni anılara, benim için yaptıklarından ötürü babama duyduğum sevgiyi ve minneti ifade etmeye çalıştığım anlara götürdü. Zamanının sınırlı olduğunu bildiğimden, benim için ne kadar önemli olduğunu yüzüne söylemek için özel zaman ayırmıştım. Dolayısıyla, bu adamın neler hissettiğini anlıyordum.
“Sorduğum için bağışlayın; ama neden bu sonsuza kadar sürecek bir veda?”diye sordum. “Ben yaşlıyım; o da çok uzakta yaşıyor. Önümde bazı ciddi mücadeleler var. Gerçek şu ki, onun buraya bir sonraki gelişi geç olabilir.” dedi. “Veda ederken ‘Her şey yeterli olsun’ dediğinizi duydum. Bunun ne anlama geldiğini sorabilir miyim?” Gülümsemeye başladı. “Eski nesillerden kalma bir dilek. Annem ve babam, bunu herkese söylerlerdi.” Bir an duraksadı; sanki daha detaylı olarak hatırlamak istermiş gibi baktı;kocaman gülümsedi. “‘Her şey yeterli olsun’ dediğimizde, karşımızdaki kişinin onu ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmesini dileriz,” diye devam etti ve bana dönerek şu dizeleri ezbere okudu:
“Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum. Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum. Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum. Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum. İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum. Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum. Son ‘Elveda’yı atlatmana yetecek kadar ‘Merhaba’ diliyorum. Sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı ve yürüdü gitti.
(Yazarı bilinmiyor)
Bende size ‘yaşamınızda her şey yeterli olsun’ diliyorum.