Okunmaya Değer Bir Hikaye…

dünyanın-en-tatlı-en-güzel-bebeği-12[1]

 

Arjantinli ünlü golf ustası Robert de Vincenzo, yine bir turnuvayı kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş ve kulüp binasına gidip oradan ayrılmak üzere hazırlanmıştı. Bir süre sonra binadan çıkıp otoparktaki arabasına yürürken yanına bir kadın yaklaşmış.
Kadın, başarısını kutladıktan sonra ona çocuğunun çok hasta ve ölmek üzere olduğunu anlattı. Zavallı kadının hastane masraflarını ödemesi olanaksızdı. Kadının anlattığı öykü De Vincenzo’yu çok etkilemişti, hemen cebinden bir çek defterine ve kalem çıkarttı, turnuvadan kazandığı paranın bir miktarını yazdı.
Çeki kadının eline sıkıştırırken de ona:
– ‘Umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın…’ dedi.
Ertesi hafta kulüpte öğle yemeği yerken, Profesyonel Golf Derneği’nin bir görevlisi yanına geldi.
– ‘Otoparktaki görevli çocuklar bana geçen hafta turnuvayı kazandıktan sonra yanınıza bir kadının geldiğini ve onunla konuştuğunu söylediler’ dedi.
De Vincenzo evet anlamında başını salladı.
‘Evet’ dedi
Görevli:
– ‘Size bir haberim var o zaman. O kadın bir sahtekardır. Üstelik hasta bir çocuğu da yok! ‘
– ‘Sizi fena halde kandırmış efendim! ‘ dedi alaycı bir tavırla.
De Vincenzo;
– ‘Yani ortada ölümü bekleyen bir bebek yok mu? ‘ dedi.
– ‘Hayır, yok’ dedi görevli.
– ‘ışte bu, bu hafta duyduğum en iyi haber! ‘ dedi De Vincenzo.
‘AYNI PENCEREDEN DIŞARI BAKAN İKİ ADAMDAN BİRİ SOKAKTAKİ ÇAMURU, DİğERİ İSE GÖKTEKİ YILDIZLARI GÖRÜR.’

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

İlişkiler de Hep İstiyoruz, Hep İstiyoruz… Ne Verebileceğimizi Hiç Düşünmüyoruz…

26230919_1505110822935228_8925436315252971581_n[1]

 

 

Datça’daki çiftlikte yaşadığım günler de, doğayla iç içe geçtiğim o günler de Berrin diye İstanbul’dan bir kız gelmişti. Eğitimimiz, kafa yapımız, alışkanlıklarımız birbirine çok benziyordu. Kısa zamanda da çok iyi arkadaş olduk. Sonra ona bir iş teklifi geldi. O da anlatmaya başladı: maaşı şu kadar, yol parası bu kadar, izin süresi şöyle, yurt dışına gönderme olanakları böyle, bu iş hayatımın işi diye anlattı da anlattı. Hiç unutmam Çiftliğin sahibi Ali ona şöyle bir soru sordu. Tamam alacakların çok güzel, ama sen onlara bunların karşılığında ne vereceksin. Buna hazır mısın?
O zamanlar bu sözler aklımın bir köşesinde kalmıştı ama ne demek istediğini çok da anlamamıştım…
Yıllar sonra bu sözlerin ne anlama geldiğini anca anlayabiliyorum. Facebook’ta, twitter’da kadın olsun erkek olsun milletin cümleleri hep şöyle. Zengin adam/kadın istiyorum, beni gezdirsin istiyorum, yakışıklı/güzel olsun istiyorum, bana iyi baksın istiyorum, neşeli olsun istiyorum, sadık olsun istiyorum, işi olsun, arabası olsun, evi olsun, yazlığı olsun, şusu olsun busu olsun istiyorum. E dur bi dakka kardeşim… Sen bulunmaz hint kumaşı mısın? Yani bu kadar çok şey istediğine göre kesin öylesin de ben tekrar bir sorayım dedim…
Kafan da sadece almak, almak ve almak var. Kafanda sadece bu ilişkiden neler elde edebilirim hesabı var. Yani ticari ilişkiler de bile sözleşmeler bir tarafın alacağına göre yapılmaz. İki tarafın da bu işten yarar sağlaması gerekir ki o sözleşme yapılsın.
Üstelik bizim bahsettiğimiz ticari ilişki değil, duygusal ilişki… Duyguları zaten bir tarafa bırakmışız, bir de üstüne üstelik yüzde yüz bizim çıkarımıza bir ilişki arıyoruz. Karşı tarafta enayiydi… Ya da biz o kadar vazgeçilmeziz ki, karşı taraf bize o kadar mecbur ki, gözü kapalı her şeye evet demiş. İnanın bu durumda bile sıkıldım der gideriz biz. İnsanoğlu valla kafayı yedi. Yediklerimizden mi içtiklerimizden mi bilemiyorum ama ben artık toptan kafayı yediğimizi düşünüyorum…
Yani karşı taraftan bir şey isterken en azından, ona yakın bir şeyin sende de olması gerekmez mi?
Sen kendine bir çeki düzen versen, kendine baksan, bir erkeği/kadını ne mutlu eder diye araştırsan, sonra kendindeki eksiklikleri fark edip, bunların üzerinde çalışsan iyi olmaz mı?
Ya güzel kardeşim sen de biraz kendini geliştirsen, kurslara gitsen, vermenin ne güzel bir şey olduğunu keşfetsen iyi olmaz mı?
İlişkiye biraz emek versen iyi olmaz mı? Bence süper olur… O zaman o ilişki gözünüz de belki bir anlam kazanır da en ufak sıkıntıda gitmek yerine kalmayı düşünürsünüz…
Sağlıcakla,
Anette İnselberg
Ocak 2015

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

YAŞAM KAYNAĞI NOKTALARI

10923522_926920240675937_842113286770194112_n[1]

 
Böbrek meridyenin başlangıç noktaları “Kİ” yaşam enerjisinin depolandığı yerdir. Bu enerji vücutta hayati faaliyet ve canlılığı sunar. Böbreklerin iyi çalışmaması toksinlerin birikmesine, kan dolaşımın iyi yapılmamasına neden olur.
Böbrek meridyeni toksik enerjiyi filtreler, engellenen enerjinin hareket etmeye başlamasına izin verir. Belirli bir sistemi “boşaltmak” istediğinizde böbrek noktalara baskı yapabilirsiniz. Lenf sistemi tembelse sırt gergindir, enerji belin altında sıkışmıştır veya beden bir hastalık taşıyordur. Böbrek noktalarına yapılan baskı, onların taze, berrak ve canlı olmalarını sağlar ve böbrek enerjileri de tazelenir. Resimde gördüğününüz böbrek meridyenlerin başlangıç noktaları- ayağın altında- YAŞAM KAYNAĞI NOKTALARI adı verilir. Böbrek meridyenin Başlangıçlaçların ve Yenilenmenin yaşam gücünü içerdiği eski çağlardan beri bilinir.
Böbrek noktalarına baskı yapmak bazı hastalıkların iyileşmesine yardımcı olur:
-Yüksek tansiyon;
-Akciğerlerde tıkanıklık;
-İdrar yolları sorunları;
-Kasıklarda egzama;
-Mantar;
-Cinsel sorunlar;
-Kısırlık;
-Varis;
-Ayak bileği şişliği;
-Sırt ağrılarına yol açabilir;
-Akne ve sivilce;
-İşitme zorluğu;
-Göz ve kulak sorunları;
-Uykusuzluk.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Göz Yogası

935366_525269850868629_2099819475_n[1]

Göz Yogası
Yazar: Begüm ERDOĞDU

Bu mucize teknik görme gücünü artırıyor, göz çevresini rahatlatıyor, ayrıca baş ağrılarını dindiriyor.
Günün büyük bölümü masa başında, bilgisayarın karşısında geçiyor. Öyle ki, yoğunluktan bazen gözlerimizi kırpmayı bile unuttuğumuz oluyor. Oysa bu gözlerimize yapacağımız en büyük kötülük.
Sürekli sabit bir noktaya baktığımız zaman gözümüzün uzak yakın fokuslama ayarı bozulur, bulanık ve çift görmeler başlayabilir. Sabit nokta konsantrasyonu sonucunda göz kırpmayı unutmaktan dolayı bir çok göz rahatsızlığı oluşur.
-Göz Kırpmazsak Ne Olur
Gözlerimizi temizlemek ve göz retinasını nemlendirmek için gözlerimizi kırparız. Göz küremizin dışa bakan bölümü, gün boyunca sürekli olarak etraftaki toz partiküllerine maruz kalır. Göz kapaklarımız her kapandığında, gözyaşı bezlerimizden salgılanan tuzlu salgı, gözümüzü bir anlamda dezenfekte eder.
Normal olarak, 4-6 saniyede bir gözlerimizi kırparak, bu olağan temizliği gerçekleştiririz. Ancak gözlerimizde hassasiyete neden olan herhangi bir koşul söz konusuysa, örneğin dumanlı bir ortamdaysak veya gözümüze bir şey kaçmışsa, gözün kendini bir an önce temizleyebilmesi için, daha sık göz kırpabiliyoruz. Göz kırpmamız sayesinde, gözlerimizin kurumasını da önlemiş oluyoruz.
Modernizmin götürüsü olan yakın mesafeye sürekli bakma alışkanlığımızın oluşturduğu birçok rahatsızlığı boş vakitlerimizde Göz Yogası yaparak düzeltebiliriz
-Dİnlenme Esnasında Göz Yogası
1. Çalışma
-Gözlerinizi rahatlatın
Bunun için göz kapaklarını biraz rahat bırakmanız gerekecek. Peki bu nasıl olacak?
Avuç içlerinizi birbirine sürterek ısıtın, sonra göz kapaklarınızın üzerine koyun. Gözlerinizi saat yönünde hareket ettirin. Ardından gözlerinizle havada yatay bir 8 rakamı çizmeye çalışın. Bir egzersizden diğerine geçerken, gözlerinizi dinlendirmek için ısıttığınız avuç içlerinizi göz kapaklarınızın üzerine koymayı ihmal etmeyin.
2. Çalışma
-Başparmağınıza fokuslanın
Burnunuzun ucuna yaklaştırdığınız başparmağınızı görmeye çalışın. Belki bakışınız net bir şekilde olamayacak ama önemli değil.
Yoga, göz egzersizlerinde de denemeye çok önem veriyor. Birkaç deneme sonrasında daha iyi olacaksınız. Bu egzersiz sırasında tam 6 kasımız çalışıyor. ınanılmaz ama vücut enerjisinin yüzde 25’i görme sürecinde görev alıyor.
3. Çalışma
-Tazelenmiş bakışlar…
Göz yogasının ardından gözlerinizde bir yorgunluk hissedebilirsiniz. Ama bakışlarınızın eskisinden daha zinde olduğunu fark edeceksiniz.
Tabii göz yogası da tıpkı vücut yogası seansında olduğu gibi bir bitişi hak ediyor. Evdeyseniz, gözlerinizi lavanta kokulu bir yastıkla kapatabilir ve 10 dakika dinlendirebilirsiniz. Bürodaysanız ensenize yapacağınız küçük dokunuşlarla rahatlayabilirsiniz.
-Trataka / Göz Yogası Çalışmasının Temel Hatları
Sanskrit dilinde Trataka’ nın kelime anlamına baktığımızda ona, dik bakış, dikkatli bakış gibi anlamlar yükleyebileceğimizi görürüz. Bu ismi ve bu isim altında toplanmış çalışmaları kısaca tarif edecek olursak ” Kişinin bir nesne ya da düşünce üzerinde bakışlarını ve dikkatini sabit tutmasıdır. ”
Trataka / Göz Yogası çalışmasının temel hatlarını aşağıda bulabilirsiniz. Trataka en temel konsantrasyon çalışmalarından biridir ve meditasyon heveslisi olan herkesin düzenli olarak her gün yapması tavsiye edilir.
1-) Başlangıç Mantrası:
Om Sahanavavatu,
Sahanou bhunaktu
Saha viryam karavavahai
Tejasvinavadhitamastu
Ma vidvişavahai
Om Şanti, Şanti, Şanti
Anlamı:
Om. (Evren) Hepimizi korusun,
Hepimizi beslesin.
Birlikte büyük bir enerji ile çalışalım.
Çalışmamız aydınlatıcı olsun ve meyve versin.
Birbirimizden nefret etmeyelim.
Om, huzur, huzur, huzur.
2-) Göz çalışmaları:
a. Göz kürelerinin yukarı-aşağı hareketi: toplamda 10 kez tekrar edilecektir.
b. Dinlenme: Basit avuçlama
c. Göz kürelerinin sağa ve sola hareketi: toplamda 10 kez tekrar edilecektir.
d. Dinlenme: Basit avuçlama
e. Göz kürelerinin döngüsel hareketi
i. Önce, saat yönünde 10 tur
ii. Dinlenme: Bas-bırak avuçlama
iii. Sonra, saat yönünün aksine 10 tur
iv. Dinlenme: Bas-bırak avuçlama
3-) Mum ışığı konsantrasyonu:
a. Mum alevine odaklanma: Alevin tamamına gözümüzü kırpmadan 30-60 saniye arası konsantre oluyoruz. Özellikle çok fazla zorlamıyoruz, tersine bakışlarımız rahat ve gevşek olmalı. Sakin ama kararlı bir şekilde direkt olarak mum alevine bakıyoruz.
b. Dinlenme: Bas-bırak avuçlama
c. Fitilin ucuna yoğun odaklanma: Şimdi fitilin uç kısmına bakıyoruz. Yine tamamen konsantreyiz ama bakışlarımız yine rahat ve gevşek.
d. Dinlenme: Sabit baskılı avuçlama
e. Odaklanmama:
i. Önce alevin tamamına odaklanalım.
ii. Sonra kademesel olarak, odaklanmadan genel olarak aleve bakalım. Böylece alevin çevresindeki görüntünün değiştiğini, hatta alevin çevresindeki hareyi, aurayı gördüğümüzü fark edelim. Yaklaşık 1 dakika bu şekilde kalalım.
iii. Tekrar dikkatimizi yoğun odaklanma ile aleve bir kaç saniye yönlendirelim.
iv. Şimdi gözlerimizi kapatalım ve kapalı gözlerimizin gerisinde mum alevinin aynı şekilde canlandığını görelim.
f. Dinlenme: Basit avuçlama – 5 tur Brahmari ile (dişi arı sesi çıkar)
4-) Sessizlik: 5 dakika derin sessizlik
5-) Kapanış Mantrası
Om asato ma sat gamaya
Tamaso ma jyotirgamaya
Mrtyor ma amrtangamaya
Om şanti, şanti, şanti.
Anlamı:
Om. Hepimiz gerçek olmayandan gerçek olana,
karanlıktan ışığa,
ölümlülükten ölümsüzlüğe (doğru gidelim)
Om Huzur, Huzur, Huzur.
-Mum ışığı: Mutlaka sabit bir aleve, göz hizasında bakmak gereklidir.
-Göz çalışmaları: Bu çalışmalar esnasında, başımız hiç oynamıyor. Sadece göz kürelerimiz hareket ediyor.
-Mum ışığı konsantrasyonu: Bu çalışmaları yaparken yüz kaslarımız gevşek ve yüzümüzde yumuşak bir ifade olmalı. Ayrıca gözlerimizi aşırı zorlayacak herhangi bir çalışma içine girmememiz gerekmekte. Bu çalışmalarda gözlerimizi açtığımız zaman direkt olarak mum ışığına bakmıyoruz, bunun yerine gözlerimizi yeri takip ederek yavaşça yukarı kaldırıyoruz.
-Avuçlama: Avuç içleri tam göz kürelerimizi içine alacak büyüklüğe sahiptir. Avuçlama sırasında ellerimizi hafifçe bükeceğiz. Gözlerimizi ellerimizle kapattığımızda, ellerimiz gözlerimize değmemekte ve ellerimiz göz çevresini tamamen kapatmakta yani gözümüzü açtığımızda tamamen karanlık görmemiz gerekmektedir.
Derlenmiştir..

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Şubat Ayı Seminer Programı…

şubat 2018-2

Yaş aldıkça sadeleşiyor insan

6245113361[1]

 

Yaş aldıkça sadeleşiyor insan
Bütün fazlalıklarından arınıyor…
Gereksiz insanlardan
Kıyafetlerden
Eşyalardan
Ve hatta kelimelerden…
~Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Sıcak Güzeldir… Günün Fotosu… 12/01/2018

26734249_2043826552525010_6185970961579174769_n[1]

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Önemli olan Kahrın da hoş, lûtfun da hoş demesini bir öğrenebilsek.

1601498_654401947931268_274585242_n[1]

 

Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.
Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;
“Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisi…n ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.”
Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!
Kekeleyerek: “Nasıl? Anlayamadım?” diyebildi yaşlı kadın.
“Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:
“Yeter! Lütfen dur artık!” diye bağırmak zorunda kaldım.
Ama usta sadece gülümsedi ve; “Daha değil!” diye cevapladı beni.
“Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:
“Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!”
Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:
“Henüz değil!”
“Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek”
Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:
“Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!”
“Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve “Daha değil!” diyordu.
“Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.
“Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.
“Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!” dedim. Onun cevabı ise aynıydı: “Henüz değil!”
“Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. “Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!” diye bağırdım.
Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. “Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!” diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine “Daha değil!” diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.
“Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:
“Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?”
Ona “Evet” dedim.
Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve “Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım.”
“Evet bu sensin!” dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.
Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.
Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.
Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.
Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.
Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.
Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde.”
Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:
“Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!
Bana zarar vereceğini düşündüm.
Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.
Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.
Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim.
Teşekkür ederim.”
* * * * * *
Usta fincanı, yaratıcı insanı şekillendirir. Yeter ki acı da ki hikmeti görelim.
Önemli olan Kahrın da hoş, lûtfun da hoş demesini bir öğrenebilsek.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İNANILMAZ SINAV !…..

26815358_10212409646411219_5830703232748068628_n[1]
Ewan 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanın asaletini taşıyordu. 10 gün sonra Kore’de savaşına katılmak üzere İngiltere’den ayrılacaktı, hiç bir şeyden korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle, ülkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona.
Ağır adımlarla büyük kütüphaneden içeriye girdi, bir kitap alıp oturdu ve okumaya koyuldu. Gerçekten de çok güzel temalara değinmiş etkileyici bir kitaptı elindeki, ama daha da güzel olanı kitabı daha önce başkasının da okumuş ve bazı yerlere notlar almış olmasıydı. Okuyanın notlar aldığı bölümler Ewan’i da derinden etkiliyor, notları okudukça sarsılıyordu. Kim olabilirdi bu? Hemen kütüphane görevlisine gitti ve daha önce kitabı okuyan kişinin kim olduğunu öğrendi. Holly adında bir kadındı, adresini aldı ve eve varır varmaz bir mektup yazdı:
”Büyük Kütüphanede bir kitap okudum. Eklediğiniz notlar karşısında hayranlık duyduğumu belirtmeliyim. 10 gün sonra Kore’ye gidiyorum, sizi tanımak ve sizinle mektuplaşmak istiyorum. Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum.”
Holly’den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardı ardına yazılmaya başlandı. Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha açıyorlardı. 2 sene bu şekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmış, her mektuptan ayrı tatlar almışlardı. Ewan’ın ülkeye geri dönme zamanı gelmişti, son mektubunda Holly’i görmek istediğini yazdı.
”Ancak seni tanıyabilmem için bana bir resmini gönder lütfen” diye ekledi. Holly buluşmayı kabul etti fakat resmi göndermedi.
‘Resmin ne önemi var ki? Bizi ilgilendiren kalplerimiz değil mi? Yakama kırmızı bir çiçek takacağım.’ dedi.
Günler birbirini kovaladı ve Ewan ülkeye döndü. Trenden indiği ilk anda gözleri Holly’i aradı. Bir müddet bakındı, sonra kalabalığın arasından şimdiye dek gördüğü en güzel kadın belirdi. Uzun boylu, çok güzel, uzun sarı saçlı, masmavi iri gözleri ve mavi elbisesiyle muhteşem bir kadındı. Kadına doğru bir adım attı, ama yakasında hiç bir şey yoktu. Kadın gözlerine baktı ve
”Merhaba denizci, benimle gelmek ister misin?” diye sordu.
Tam o sırada güzel kadının omzunun üzerinden, yakasında kırmızı çiçek olan kadını gördü. Kısa boylu, şişman sayılacak kiloda, gri kısa saçlı, tozlu uzun pardösüsü ve kalın bilekleriyle öylece duruyordu. Ewan şaşkındı, az önce hayatında gördüğü en güzel kadından bir teklif almıştı ancak karşısında da yüreğine aşık olduğu kadın duruyordu. Kendini toparladı ve yanından geçen dünyalar güzeli kadına aldırmadan ilerledi. Elinde Holly’le birbirlerini tanımalarını sağlayan kitap vardı. Elini uzattı, ‘Merhaba Holly’ dedi gözlerinin içi gülerek.
”pardon” dedi kadın. ”Ben Holly değilim. Az önce buradan geçen sarı saçlı mavi elbiseli bayan yakama bu çiçeği taktı ve
bunun hayatının sınavı olduğunu söyledi. Sizi garın çıkışındaki cafede bekliyormuş…”
Alıntı : T G. Eyüboğlu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HAYATTAN KEYiF ALMAYI ÖĞRENMEK !

26815358_2022507201327501_3432428896469087856_n[1]

 

HAYATTAN KEYiF ALMAYI ÖĞRENMEK !
Hayattan keyif alabilen ve zorluklarla karşılaşsalar da yaşamı iyi götürebilen bir grup var. Kendilerine şaka yapıyorlar (dikkat edin, başkalarıyla değil, kendileriyle), her şeyi ve herkesi çok da ciddiye almıyorlar, zayıf yanlarıyla ve karşılaştıkları olumsuz olaylarla baş edebiliyorlar. Bunu yaparken de gülüyorlar. Bir anlamda mizahı kullanıyorlar. Siz ‘Müdürüm bugün beni haksız yere tersledi’ diye saatler, hatta günlerce karalar bağlayıp otururken, onlar aynı durumda ‘Hayat Kısa Üzülmeye Değmez’ diyebiliyorlar. Görünen o ki, bir kısmımız kafamıza takmaz, gülüp geçerken; bazılarımız için atlatması o kadar da kolay olmuyor.
PARDON SİZ NERELİSİNİZ?
Onlar neyi farklı yapıyor? Başlarına gelen her olumsuz şeyden kendilerini sorumlu tutmuyorlar. ‘Ben çirkinim, yeteneksizim, şişmanım’ demiyorlar. Oldukları gibi iyi olduklarını, ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını biliyor, geri kalanı için de hayıflanmıyorlar ve müdürleri onları terslediğinde bunu kişiselleştirmek yerine durumun müdürünle de ilgili olabileceğini fark edip dert etmiyorlar. Bunun için çok düşünmelerine de gerek kalmıyor, otomatikleşmiş şekilde böyle davranıyorlar.
BOŞVEREBİLMEK CİDDİ BİR İŞ
Boşverebilmenin bir beceri olduğunu söylüyor Uzm Psk. Zeynep Zat. “Süpervizorüm der ki, bu hayatta boş verebilmenin kendisi ciddi bir beceridir.” Ancak burada boş vermek tanımını sorumsuzlukla karıştırmamak lazım. Sorumluluğunuzda olmayan davranışları, tepkileri, iğneleyici sözleri hemen üzerinize alınmayın. Bunun yerine, “Bir dakika, bu benimle değil ve ben bunu umursamayabilirim” diyebilmek; rahatsız olmamak, etkilerinden korunmak, onları taşımamak diye de düşünebilirsiniz. Bu anlayışa gelmek biraz deneyim ve yaş mı gerektiriyor? Uzm. Psk. Zat, sadece pratik gerektirdiğini söylüyor. Bu perspektiften bakmaya başladıkça ‘boş vermek’ keyifli bir alışkanlığa dönüşüyor.
KABUL ET, BUL VE GÜL
Baş etme yollarından biri de hata yapmamış gibi yapmak… Ancak bu, mizah kadar işlevsel bir yol değil. Hatta ilişkileri kopma noktasına getirebilen, karşı tarafta olumsuz duygular uyandırabilen bir yöntem. Kişi bunu niye yapıyor? Anlaşılan o ki anne-babadan hata yapmanın kabul edilemez olduğunu öğrenmiş ve hatalarını kabul edemiyor. Oysa hata yaparsanız en kötü ne olur? Bunun üzerine çalışıldığında kişi, ‘ben de insanım aslında’ demeye, kendine gülmeye, hata saklama çabalarını itiraf etmeye başlıyor. Hatasını sahipleniyor, onun yabancı değil, bir bütünün parçası olduğunu kabul ediyor. Hatta bir üst seviyeye geçebilirse kendini ti’ye alıyor. Formül şu: Kabul et, nereden geldiğini bul, onunla bütünleş ve ona gül…
GÜLÜYORLAR ÇÜNKÜ
Hani bazı kadınlar vardır… Sıradan bir hayatları var gibi görünür ama evin, ailenin ve hatta mahallenin neşesidirler. Nasıl bu kadar neşeli olduklarını anlamakta zorlanır insan. Bu kadınların mutluluk halini açıklayan bir araştırma var. Gallup Araştırma Şirketi’nin ‘Mutluluk Bulucu’ adını verdiği değerlendirme aracını kullanarak farklı ülkelerde yaptığı araştırmaların sonucunda, bizim bu yazıda ‘boş verebilenler, gülenler, kendileri ile barışık olanlar’ olarak adlandırdığımız grubun bunu yapamayanlardan farklı olan şu özellikleri ortaya çıkıyor:
1. Bir gün içinde, keyif aldıkları şeyleri sıklıkla yapıyorlar. Örneğin sevdiklerini gün içinde daha fazla görüyor ya da işyerindeki molaları keyif aldıkları şeyleri yaparak geçiriyorlar.
2. Her ne yapıyorlarsa o konuya yoğunlaşıyorlar. Çalışıyorlarsa sadece yaptıkları işe, dağa tırmanıyorlarsa sadece tırmanışa, ev işi yapıyorlarsa ev işine… Böylece diğer olumsuzluklar bu anlarda akıllarına gelmiyor bile.
3. Hayatlarında bir anlam buluyorlar. Örneğin yaptıkları işin başka insanların hayatına kattığı değeri önemsiyorlar. Çocuk yetiştirmeyi, besleyip giydirmekten öte dünyaya bir çocuk kazandırmak olarak yorumluyorlar.
GÜLDÜKÇE GÜZELLEŞİYOR HAYAT
Kendine gülebilmenin bir tür baş etme yolu olduğunu söyleyen Uzm Psk. Zat, böylece hayatın hafifleştiğini söylüyor. 3-5 kilo fazlasına takılıp kalan bir kadın düşünün. Öyle takılmış ki içine dönmüş, ilişki kurmaktan sakınıyor, yüzü gülmüyor ve aslında kilosu yüzünden değil, kilosundan rahatsız olması yüzünden yalnız. Ve hepimiz biliyoruz ki, samimiyetle gülen insanlar çok seviliyor. Kaç kilo olurlarsa olsunlar… Bırakın yalnız kalmayı, arkadaş ve partner seçenekleri artıyor. İş yerinde ciddi bir toplantıda yaptıkları espri atmosferi değiştirmeye yetiyor, bazen onları liderlik konumuna taşıyabiliyor ve inanın bunun devamı geliyor. Neşeleri onlara yeni iş imkanları da yaratabiliyor. Neşenin ve gülmenin işe yaradığını görünce onu kullanma halleri de artıyor. Zat’ın verdiği şu bilgi bizi şaşırtıyor: Ayna karşısında gülümsemesini, ortama girmeden önce esprisini çalışan insanlar var! Bunu neden yapıyorlar? Çünkü onlar neşenin mucizevi etkilerini biliyorlar.
PARA MI MUTLULUKTAN, MUTLULUK MU PARADAN?
‘Para mutluluk getirir mi?’ diye sorduk yıllarca. Uzman Klinik Psikolog Emre Konuk ise soruyu tersten soruyor. Mutluluk para getirir mi? Getiriyor… Çalışanların mutlu olması verimi direkt olarak artırıyor ve şirkete para kazandırıyor. Peki bireysel hayatta? Nice insan var ki en çok para kazandığı dönemde hiç de mutlu olmuyor ve hatta mutlu olmadığı için para kazanıyor. Konuk, “Esas sorulması gereken insanın hayatta gerçek anlamda nasıl mutlu olacağını bulması. Mutlu olmak, mutlu yaşamak hayattaki en zor sanat ve onu yaşamak zaten insanlığın en kutsal amacı” diyor. Yani para araç, mutluluk ise bir amaç…
MUTLU İNSANLAR
• Anlamlı yaşarlar.
• Odaklanırlar.
• Yeteneklerini anlamlı işlerde kullanırlar.
• Keyif alırlar.
• Doyum hissederler.
• Eylem içindedirler.
• Zamanı unuturlar.
• Kendilerini verirler.
• Bağlanırlar.
• Kendileri olurlar.
• Kendileri gibi hissederler.
PEKİ MUTLU HİSSEDEN İNSANLARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ NELER?
• Arkadaşlarla, aileyle ve iş hayatındaki insanlarla güçlü ilişkiler kuruyorlar ve o ilişkilerden besleniyorlar. (Bu noktada hep sızlanan eşi dostu bir gözden geçirmekte fayda var çünkü mutsuzluk bulaşıcı…)
• Ekonomik yaşantılarını -çok para kazanmasalar da- etkin bir şekilde yönetebiliyorlar.
• Mesleki olarak çok yükselmiş olmaları, hatta çalışmaları bile gerekmiyor ama yaptıkları işe saygı duyuyorlar.
• Gündelik işlerini yapabilecek kadar fiziksel sağlığa ve enerjiye sahip oluyorlar.
AZ BEKLENTİ=ÇOK MUTLULUK
kaynak: hürriyet gazetesi

Hayatta seni en mutlu kılacak şey nedir?

s-9f66b1e05084424b759be7bb35e519b1b4b85716[1]

 

Bir araştırma düşünün ki 75 yıl sürmüş olsun. Tam 75 yıl boyunca 750 kişiyi takip etmişler.
Birbiriyle çok zıt iki grup üstelik.. Bir yarısı Harvard Üniversitesi mezunu, diğer yarısı Boston’un en yoksul mahallerinde yaşayan gençler..
18 yaşında tutmaya başlamışlar kayıtları.
Gençlere sormuşlar, “Hayatta seni en mutlu kılacak şey nedir? “ Çoğunluk ne cevap vermiş tahmin edin…
İki zıt toplumsal kesim, tutmuş aynı yanıtı vermişler : Zenginlik ve şöhret !
Şimdi buraya kadar normal, ee ne olmuş ki diyebilirsiniz..
Ama iş o 750 genci, 70-80 yaşlarına kadar takip etmek olunca enteresan sonuçlar çıkıyor. Hem de öyle böyle detay değil, sağlık raporlarından, banka hesaplarına, aile bireyleri ile görüşmelerden , her yaşta ayrı fotoğraflarına kadar..
Araştırmayı sunan Amerikalı bir Psikiyatr Robert Waldinger. Fotoğrafları gösteriyor, 18 yaşındaki hali-80 yaşındaki hali.. Öyle enteresan ki görmeniz lazım..
O 750 kişiden kaçı ünlü ve zengin olmuştan öte, hedefte şu soru var, “ Kaçı mutlu ve sağlıklı yaşlılar olabilmişler? “
Hani zengin ve ünlü olunca mutlu olacaklardı ya…🙂
Olabilmişler mi?
Sizce….?
Keşke yazı değil de sohbet olabilseydi bu, cidden aklınızdan ne geçtiğini duymak isterdim…
Neyse fazla merakta bırakmayım sizi..
Zengin ve ünlü olmanın, mutlu ve sağlıklı olmakla direkt bir ilgisini “kuramamışlar” efendim.!
Anahtar kelime ne biliyor musunuz?
“Sosyal ilişkiler” !
Onca 750 kişinin içinde, mutlu ve sağlıklı olan kişiler , etrafında dostları, akrabaları, komşularıyla, kısacası sevgi ile çevrili olanlar.. İster Harvard mezunu olsun, ister yoksul bir ailenin çocuğu.. Fark etmiyor.
Bu arada kaç arkadaşınız olduğu da önemli değil. İlişkilerin “kalitesi” önemli. Güven duygusu , kabullenilme, takdir edilme, aidiyet vesaire..
Yani anlayacağınız 60-70 yaşlarına geldiğinizde, kolesterolünüzün veya tansiyonunuzun kaç bastığı bile bir şekilde ilişkilerinizin güzelliğine bağlı. İyi ilişkiler sadece vücudumuzu değil, beynimizi de koruyor.
İyi bir ilişkinin de baş tacı “güven” diye vurguluyor adam..
Tam da geçenlerde kızımla bu konuda sohbet etmişken..
“ ‘Dostluk’, dedim, tabakta kalan son patates kızartmasını birbirine ikram etmektir. O üzülünce ona kıyamamak, biri onu hırpalarsa ona siper olup korumak, o başarılı olduysa kendin olmuş gibi sevinmektir. Dost demek güven demektir güzel kızım. Sen önce güvenilir bir insan olacaksın ki etrafına da güvenilir insanlar toplansın. Sen yalancı, sen kıskanç, sen kaba biri olursan etrafında da öyle arkadaşlar olur. Gül bahçesi mi, diken tarlası mı, sen seçeceksin. “
Diyeceğim o ki, günümüz dünyasında tüm mutlulukların maddiyata
endeksli olması bir tesadüf değil.
Bir kurgu. Bir yönlendirme.
Yok mu sayacağız maddiyatı?
Elbette ki hayır.
Ama birinci sıradan indireceğiz.
Çok zengin ve ünlü bile olsa bir insan, sana telefonu teklifsizce açıp, “Vayy be ..! Helal olsun kardeşim sana..!! Gurur duyuyorum seninle..” diyecek bir gerçek dostun yoksa neye yarar?
İçin katılıp ağladığında, ya da yüreğine kara kara isli bulutlar yürüdüğünde yargılanmayacağından emin olarak dertleşmeyeceksen bir can yoldaşıyla, zehrini nereye akıtabilirsin ?
Tabakta kalan son patates kızartmasını yayıla yayıla ağzına atıyor olabilirsin.. Atlar, katlar, yatlar sahibi olabilirsin.. Herkes önünde iki büklüm eğilip ceketini ilikliyor olabilir, ama hayat, sen evinin kapısından içeri girip, o kapıyı kapattığın an başlar..
O kapının ardında, yani senin iç dünyanda kaç tane sevgili varlık var?
Kaçına güvenebilirsin? Sen kaçı için güvenilir kişisin?
Gözlerin yaşlıyken kaçının kolları sana uzanır?
Kaçı senin hangi yemeği sevdiğini, veya ne bileyim kimyondan nefret ettiğini bilip, ona göre sana yemek pişirir?
Kaçı sen balkonda üşüdüğünde içerden bir pırtıl hırka alıp omuzlarına konduruverir?
Kaçını gecenin kör bir saati teklifsiz arayabilirsin, o seni arayabilir?
Yurdu yuvası olmayan, konacak yer bulamayan kuşlara döner yalnız insanlar…
Neticede Yaşar Kemal de dememiş mi ; “ İnsan evrende gövdesi kadar değil, yüreği kadar yer kaplar” diye…
Yani evrende yakışıklı bir iz bırakmanın yolu zenginlik ve şöhretten değil de, “insanlık”tan geçiyormuş .
Anlamak için 80 yaşımıza gelmeyi beklemeyelim bence..🙂
Bige Güven Kızılay

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Müthiş Bir Test…Seçtiğiniz Meyveye Göre Hangi Çakranız Da Sorun Var Anlayın,

 

Şimdi size yedi tane sebze/meyve yada çay çeşidi yazacağım. Onlardan birini seçin. Ona göre hangi çakranızda tıkanıklık olduğunu anlayacağız.
Kiraz
Mandalina
Kavun
Ispanak
Adaçayı
Nane
Yaban mersini
Seçtiğiniz meyveye göre aşağıdaki tabloya bakın ve hangi çakranız da sorun var anlayın, sonra alttaki yazıyı okuyun ve sorununuzu anlayın…
1. Çakra: Kök Çakra: Kırmızı / Domates, çilek, karpuz, kiraz,
2.Çakra: Turuncu /Havuç, somon balığı, yengeç, portakal, mandalina, turunç
3.Çakra: Karın Çakrası: Altın Sarısı/ Karmaşık karbonhidratlar , tahıllar, kavun
4.Çakra: Kalp Çakrası: Yeşil – Pembe/ Yeşil sebzeler ve yeşil yapraklı bitkiler,ıspanak
5. Çakra: Boğaz Çakrası: Mavi/ Meyveler, adaçayı
6. Çakra: Alın Çakrası: Çivit Mavi/ Nane, yasemin aromalı yiyecekler
7. Çakra: Taç Çakra: Menekşe Moru- Viyolet/ Meyvesuları , yaban mersini
Çakraların nasıl açılacağı konusu belki de spritüal alemin en popüler konularından biridir. Ben, çakraların açılabilmesi için kişinin yaşamına çeki düzen vermesi gerektiğine inananlardanım. Mesela, bir takım korkularınız varsa kalp çakranızdaki enerji akışı dengede olmayabilir. Hatta korkular gittikçe çeşitlenip arttığında, sadece kalp çakrası değil diğer çakraların da dengesi bozulabilir. İsterseniz çakraların üzerinden tek tek geçerek ne demek istediğimi açıklayabilirim.
Kişi bir şeyleri kabul etmekte zorlanıyor, sürekli bir gücenme halini deneyimliyor ve çevresindekilere karşı sert davranışlarda bulunuyorsa kök çakradaki enerji akışı dengede olmayabilir. Kişi, insanları yargılamaya, eleştirmeye devam ettiği sürece kök çakranın açılması zaman alacaktır.
İkinci çakra yani cinsel çakranın temsil ettiği konular arzu, ihtiras, kutupsallık, hareket, alma/verme dengesi, değişim ve yaratıcılıktır. Bu çakradaki enerji akışının dengesiz olması, öfkeyi de beraberinde getirecektir. İkinci çakradaki enerji akışının dengelenmesi ile kişi kendisini en çok nelerin mutlu edeceğini bilmeye başlar, suçlama hali yok olur, sevgiyi daha çok vermeye başlar.
Üçüncü çakranın temsil ettiği konu kararlılıktır. Buradaki enerji akışında dengesizlik, kişinin yaşamında öfke, açgözlülük, hırs temasını kuvvetlendirebilir.
Dördüncü çakra; kalp çakrası, burası herkesin bildiği gibi şefkat, sevgi ile ilgilidir. Bu çakrada dengesizlik olduğunda, kaybetme korkusu, aşırı korumacılık, bağımlılıklar, başkalarının ihtiyaçlarının daha önemli olması gibi temalar da söz konusu olabilir. Kalp çakradaki enerji dengelendiğinde şükran duyma, takdir etme temaları var olmaya başlayacaktır.
Beşinci boğaz çakrası, dürüstlük, iletişim ve ifade ile ilişkilidir. Buradaki enerji akışı dengesizleştiğinde, kişi ilişkiye girmekten ve öne çıkmaktan kaçınacaktır. Yaşamında beğenilmeme korkusu, rekabet ve gurur hakim olacaktır. Bu çakra, aynı zamanda kişinin harekete geçmesine engel olan başarısızlık korkusu ile de ilgilidir. Arzu ve istekleriniz gerçekleşmeye, ilişkileriniz düzelmeye başlandığında beşinci çakra açılıyor demektir.
Altıncı çakra, kendi kendinin farkında olma, mutluluk, neşe ve zihin gücü ile ilgilidir. Bu çakradaki enerji dengesizliği zihinsel karmaşa, bunalıma sebep olabilir. Kişinin yaratıcı fikirleri engellenir. Kişi yaratıcı fikirlerini ortaya dökse de bunları uygulamaya koyamaz. Suçu dış dünyaya yükleme halinde olabilir.
Yedinci çakra, zihin ve bedenle bağlantılıdır. Bu çakradaki enerji akışında dengesizlik acı ve üzüntüye sebep olabilir. İyi haber! Yedinci çakradaki enerji akışı dengelendiğinde diğer altı çakradaki enerji akışı da dengelenecektir.
Anette İnselberg

Çalakalem Yazılarım... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

ŞEKER YEMEMEK İÇİN 66 NEDEN

26168735_1993444040975666_5924985629305727750_n[1]
“ŞEKER UYUŞTURUCU MADDELER KADAR TEHLİKELİ!
Şeker Yerken Bir Kez Daha Düşünün!
1. Şeker kanser hücrelerinin en çok sevdiği yiyecektir, kanser hücreleri şekerle beslenir.
2. Şeker bağışıklık sisteminizi zayıflatır.
3. Şeker vücudunuzun mineral dengesini bozar.
4. Şeker çocuklarda hiperaktivite, endişe, dikkat bozukluğu ve huysuzluğa sebep olur.
5. Şeker çocuklarda hiperaktivite ardından uyuşukluğa sebep olur.
6. Şeker çocukların okul başarısını olumsuz etkiler.
7. Şeker trigliserit seviyesinde belirgin bir artışa sebep olur.
8. Şeker bakteri enfeksiyonlarına karşı savunma sistemini zayıflır.
9. Şeker böbreklere hasar verir.
10. Şeker krom eksikliğine yol açar.
11. Şeker bakır eksikliğine yol açar.
12. Şeker kalsiyum ve bakır emilimini engeller.
13. Şeker meme, yumurtalık, prostat ve rektum kanserine yol açar..
14. Şeker kadınlarda daha büyük risk oluşturmak üzere, kolon kanserine sebep olur.
15. Şeker safra kesesi kanseri için risk faktörü olur.
16. Şeker gözleri bozar.
17. Şeker kan damarlarını daraltır.
18. Şeker Hipoglisemiye sebep olur.
19. Şeker sindirim sisteminin asidik olmasına yol açar.
20. Şeker çocuklarda adrenalin seviyesini artırır.
21. Şeker koroner kalp hastalığı riskini artırır.
22. Şeker ciltte kuruma ve saç beyazlamasına yol açarak yaşlanma sürecini hızlandırır.
23. Şeker alkol bağımlılığına yatkınlığa yol açar.
24. Şeker diş çürüklerini artırır.
25. Şeker kilo alımı ve aşırı şişmanlığa katkıda bulunur.
26. Yüksek miktarda şeker yemek Crohn’s hastalığı ve ülseratif kolit riskini artırır.
27. Şeker kireçlenmeye sebep olur.
28. Şeker astıma sebep olur.
29. Şeker mantar enfeksiyonlarına sebep olur.
30. Şeker safra taşı oluşmasına yol açar.
31. Şeker böbrek taşı oluşmasına yol açar.
32. Şeker kalp hastalığına yol açar.
33. Şeker apendisite yol açar.
34. Şeker Multipl Skleroz (MS) hastalığının belirtilerini şiddetlendirir.
35. Şeker dolaylı olarak hemoroide yol açar.
36. Şeker damarlarda varise yol açar.
37. Şeker osteoporoz oluşumuna katkıda bulunur.
38. Şeker salya asiditesine katkıda bulunur.
39. Şeker insülin sensitivitesinde düşüşe sebep olur.
40. Şeker glikoz toleransının düşmesine sebep olur.
41. Şeker büyüme hormonunu azaltabilir.
42. Şeker toplam kolesterolü artırır.
43. Şeker sistolik kan basıncını artırır.
44. Şeker gıda alerjilerine sebep olur.
45. Şeker diyabet oluşumuna katkıda bulunur.
46. Şeker hamilelikte kan zehirlenmesine yol açar.
47. Şeker egzama oluşuma katkıda bulunur.
48. Şeker kardiyovasküler hastalığa sebep olur.
49. Şeker DNA yapısını bozar.
50. Şeker katarakta sebep olur.
51. Şeker amfizeme sebep olur.52. Şeker ateroskleroza sebep olur.
53. Şeker serbest radikal oluşumuna sebep olur.
54. Şeker enzimlerin işlevselliğini düşürür.
55. Şeker karaciğer hücrelerinin bölünmesine sebep olabilir; bu da karaciğerin boyutlarını büyütür.
56. Şeker karaciğerde yağ miktarını artırır.
57. Şeker karaciğerde patolojik değişimlere yol açar.
58. Şeker pankreasa zarar verir.
59. Şeker kabızlığa sebep olur.
60. Şeker miyopluğa sebep olur.
61. Şeker hipertansiyona sebep olur.
62. Şeker migren de dahil olmak üzere baş ağrılarına sebep olur.
63. Şeker beyin dalgalarını artırabilir; bu da beynin düşünme kabiliyetini zayıflatır.
64. Şeker depresyona sebep olur.
65. Şeker hormonal dengesizliğe sebep olur.
66. Şeker Alzheimer’s hastalığı riskini artırır.
http://www.instagram.com/dusunenakil

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

HANIMLAR…! AĞLAMAYI BIRAKIN..

ALDIĞIN-HER-NEFES[1]

 

Unutmayın… Bir toz tabakası, altındaki ahşabı korur.
‘Bir ev mobilyaların üzerine ‘seni seviyorum’ yazabildiğinde gerçek bir ev olur .’
Yıllardır her hafta sonu, ‘aman biri çıkıp geliverirse’ diye en az sekiz saatimi her şeyin mükemmel görünmesine harcıyordum.
En sonunda anladım ki, hiç kimsenin çıkıp geldiği filan yok; hepsi dışarıda hayatlarını yaşayıp eğleniyorlar !
ŞİMDİ, insanlar ziyarete geldiğinde, kendimi evimin durumunu izah etmek zorunda hissetmiyorum;
İnsanlar, benim daha çok dışarda hayatımı yaşarken ve eğlenirken ne yaptığımla ilgililer.
Bunu hala keşfedemediyseniz, lütfen tavsiyelerime kulak verin.
Hayat kısa, tadını çıkarın !
Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın …….
ama onun yerine bir resim yapmak, bir mektup yazmak daha iyi değil mi, kurabiye ya da bir kek pişirmek, bir tohum ekmek toprağa, istemek ve gereksinim duymak arasındaki farkı keşfetmek ?
Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın, ama bilin ki çok zamanımız yok . . . .
içilecek bir kahveyle, yüzülecek bir nehir, tırmanılacak bir dağ, dinlecenek bir müzik, okunacak bir kitap, dedikodu yapılacak arkadaşlar, sürdürülecek bir hayat .
Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın,
ama bilin ki dünya gözlerinizi kamaştıracak güneşle dışarıda, saçlarınızın arasında gezecek rüzgarla, karla, sizi ıslatacak yağmurla… Bu gün bir daha yaşanmayacak.
Mecbur hissediyorsanız temizlik yapın , ama hep aklınızda bulunsun, yaşlılık bir gün gelecek ve bu çok da hoşunuza gitmeyecek . . .
Ve bir gün bu dünyadan gittiğinizde – ki hepimiz mecbur gideceğiz – geride daha çok toz bırakacağız !
Bunu hayatınızdaki kadınlarla paylaşın.
Topladıklarınız değil, nasıl bir yaşam yaşadığınıza dair dağıtabildiklerinizdir hayat…
ALINTIDIR

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Mektubu paylaştıktan hemen sonra Holly sevdiklerinin yanında son nefesini verdi. İşte mektubu:

holly[1]

Ölüm kaçınılmaz son. Kimse tek başına ölmek istemez.
Neyse ki çoğumuz yanımızda birileriyle yaşlanıyoruz ve son nefesimizde yanımızda sevdiklerimiz oluyor. Holly Butcher de onlardan biri.
Holly 26 yaşına girdiğinde kendisine kanser teşhisi koyuldu.
Ölmeden önce yazdığı ve 3 Ocak 2018 tarihinde Facebook’ta paylaştığı mektubu internette hızla yayıldı.
Mektubu paylaştıktan hemen sonra Holly sevdiklerinin yanında son nefesini verdi.
İşte mektubu:
“26 yaşındayken öleceğinizi kabullenmek çok zor. Bu yaşa kadar ölümü hep görmezden gelmişsinizdir. Ancak vaktiniz giderek azalır. Yaşlandığımı hayal ederdim hep. Yüzümün buruştuğunu ve saçlarımızın beyazladığını… Hayatımı birleştirdiğim kişiyle beraber çocuklarımızın büyüyüşünü izlediğimi hayal ederdim. O kadar güzel hayallerdi ki şimdi gerçekleşmeyeceği için üzülüyorum”

Hayatımız çok kırılgan ve değerli. Nefes aldığımız her gün için şükretmeliyiz.
Şimdi 27 yaşındayım ve ölmek istemiyorum. Hayatımı seviyorum. Mutluyum. Ancak benim elimde değil.
Ölümü görmezden gelmemiz hepimizi rahatlatır. Tabu haline gelen böyle bir konuda konuşmak ve başımıza geleceğini kabullenmek zordur.
İnsanların stres yapmalarına neden olan hayatlarındaki küçük sorunlarını önemsememelerini öneriyorum. Böylelikle daha güzel şeylere odaklanabilirsiniz.
Son aylarımı geçirirken aklıma birçok şey geldi. Şu anda bunları yazarken gecenin bir yarısı.
Saçma sapan şeyleri kafanıza takmak yerine (son aylarımda bunu sık sık yaptığımı farkettim), gerçekten sorunu olan birinin hayatını gözden geçirin. Sorunlarınızı dert etmeyin. Elbette sorunlarınız olacak ancak bunları sevdiklerinize yansıtmayın.
Sorunlarınızı unuttuktan sonra derin bir nefes alın ve masmavi gökyüzüne bakın. Ağaçların ne kadar yeşil olduğunu farkedin. O kadar güzel ki… Nefes aldığınız için çok şanslısınız.
Belki bugün trafikte sıkışıp kalmışsınızdır ya da bebeğiniz sizi uyandırdığından uyuyamamışsınızdır. Belki de kuaförünüzün saçınızı çok kısa kesmiştir. Tırnaklarınız kırılmış, göğüsleriniz çok küçük ya da kalçanızda selülit olabilir.
Unutun gitsin. Ölüm döşeğindeyken bunların hiçbirini hatırlamayacaksınız. Büyük resme dikkatli bakınca bunların önemsiz olduğunu anlıyorsunuz. Keşke ailemle bir kez daha doğum günümü veya Noel’i kutlayabilseydim.
İnsanların işlerinden veya vücutlarından şikayet ettiğini duyuyorum. Hala gücünüz varken şükredin. İş ve spor gözünüze zor gelebilir. Ancak hareket edemeyecek
Sağlıklı bir yaşam sürdürmeyi denedim. En büyük tutkum buydu. Vücudunuzdan mutlu olmasanız bile sağlığınız yerindeyse şükredin. Vücudunuzu sevmeyi öğrenin. Takıntılı olmayın.
Sağlıklı olmanın güzel görünmekten daha önemli olduğunu kabul edin. Kendinizi mental anlamda geliştirmeyi deneyin. Böylelikle sosyal medyanın yarattığı güzel kadın algısından kurtulabilirsiniz. Beğenmediğiniz ve sizi kötü hissettiren şeyleri okumayı bırakın. Kendinize odaklanın.
Bir yeriniz ağrımadığı günlerde halinize şükredin. Grip, bel ağrısı ve diğer geçici rahatsızlıkları kafanıza takmayın. Bunlar gelip geçen şeyler.
Sızlanıp durmayın. İnsanlara yardım edin.
Verin. Verin. Verin. Ne kadar çok verirseniz o kadar mutlu hissedersiniz. Keşke ben de zamanında bunu yapsaydım.
Hasta olduğumdan beri insanlara yardım etmeye, tanımadığım kişileri, arkadaşlarımı ve ailemi daha iyi anlamaya çalıştım. Bana hayatım boyunca iyiliği dokunan kimseyi unutmayacağım.
Ölürken çok paranız olsa ne olur? Alışverişe gidip yeni bir kıyafet alacak haliniz yok. Şu anda paranın ne kadar değersiz bir şey olduğunu daha iyi anlıyorum.
Kendinize gereksiz bir şey almak yerine bir arkadaşınızın ihtiyacını karşılayın. 1- Kimse aynı şeyi kaç kere giydiğinizi umursamıyor. 2- İyi hissediyorsunuz. Sevdiklerinize yemek ısmarlayın veya pişirin. Kahve yapın onlara. Minik bir hediye alıp onları ne kadar sevdiğinizi belirten bir not yazın.
İnsanlara vakit ayırın. Onları bekletmeyin. Söz verdiğiniz vakitte arkadaşlarınızla buluşun. Onlar sizi beklemek istemiyor, sizinle vakit geçirmek istiyor. Böylelikle size saygı da duyacaklardır.
Geçtiğimiz Noel’de ailecek birbirimize hediye almamaya karar verdik. Herkes, üzerinde hediye baskısı olmadığı için daha iyi hissetti. Bunun yerine birbirimize notlar yazdık. Kulağa tuhaf gelebilir ancak notlar hediyelerden daha anlamlılar.
Paranızı tecrübe edebileceğiniz şeylere harcayın. Paranızı saçma sapan şeylere harcayarak tecrübe etmek istediğiniz şeylerden uzak kalmayın.
Gitmeyi ertelediğiniz sahile hemen gidin. Ayaklarınızı suya sokun ve parmaklarınızla kumu hissedin. Suratınızı tuzlu suyla ıslatın.
Doğayla iç içe olun.
Telefonunuzla fotoğraf çekmek yerine o anın güzelliğini yaşayın.
Saçınızı ve makyajınızı yapmak için saatlerinizi harcıyorsunuz. Peki buna değiyor mu? Kadınların bunu neden yaptığını asla anlayamadım.
Bazen erken kalkın ve kuşların sesini dinleyin.
Müzik dinleyin. Müzik terapidir. Eskiler en iyileridir.
Köpeğinize sarılın. Bunu çok özleyeceğim.
Arkadaşlarınızla konuşun. Ancak telefonda değil yüz yüze.
Yaşamak için çalışın. Çalışmak için yaşamayın.
Sizi ne iyi hissettiriyorsa onu yapın.
Pasta yiyin. Suçlu hissetmeyin.
Hayır demeyi öğrenin.
İnsanlar sizi yargılayacak diye yapmak istediğiniz şeyleri içinize atmayın.
Her fırsatta sevdiklerinize onları ne kadar sevdiğinizi söyleyin.
Bir şey sizi mutsuz ediyorsa, bunu değiştirecek gücünüz olduğunu bilin. İster iş hayatınızda ister aşk hayatınızda. Değişmekten korkmayın. Ne kadar yaşayacağınızı bilmiyorsunuz. Günlerinizi sizi mutsuz eden şeylerle geçirmeyin.
Size tavsiyelerim bunlar. İster dinleyin ister dinlemeyin.
Son bir şey daha… Sık sık kan verin. Hem iyi hissedecek hem de hayat kurtaracaksınız. Her kan bağışı 3 kişinin hayatını kurtarabiliyor. Böyle basit bir eylemle hayat kurtarıyorsunuz.
Kan bağışları sayesinde bir yıl daha fazladan yaşadım. Ailem, arkadaşlarım ve köpeğimle bir mutlu yıl daha geçirebildiysem bunun nedeni kan bağışlarıdır. Hayatımın en iyi bir yılını geçirdim.
Görüşmek üzere
Hol
Kärlek
Holly’nin yazdıklarından etkilenmemek elde değil. Verdiği bütün tavsiyeleri hemen gerçekleştirmek zor olabilir ancak kesinlikle dikkate almalıyız.
Holly’nin mektubundan hepimizin ders alması gerekiyor. Mektubu paylaşmayı unutmayın.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »