İSYAN MI, ŞÜKÜR MÜ?

26814818_936655613155568_3305776748064366169_n[1]

 

Yıllar önce kızım Zuhal’i bir bebek olarak kucağıma aldığımda onunla ne kadar süre ve nasıl bir hayat yaşayacağımı bilmiyordum.
Büyümeye başladı. Bebekliğinden itibaren onunla oynamaya başladım, gezerken omzuma aldım, kollarımdayken yukarı doğru atıp yeniden yakaladım, sırtüstü yatıp onu ayaklarımın üzerinde havaya kaldırmamı öyle seviyordu ki.
Parklarda gezdik. Köye gittiğimizde çamuru naylon tabağa doldurup “Sana pasta yapıyorum baba.” dediğinde anlamıştım yüreğinin sevgi dolu okyanuslar gibi olduğunu.
Okul hayatı başarılarla geçti. Ailelerin cennet gibi olmasına katkı sağlamak için psikolog olmayı seçti. Gönüllere dokundu, evlere neşe saçtı. Benimle bir çok şehre konferanslara geldi.
Bir kurban bayramında Şırnak sokaklarında çocukların ellerindeki oyuncak silahları gördüğünde çok ağladı. “Baba bu çocukların elindeki silahları alıp yerine kitaplar vermek için daha çok çalışmalıyız.” dediğinde hayaller kurduk, tüm çocuklarımızın yüreğine sevgi tohumları seçmek için.
İşine uçarak gidiyor, eve koşarak geliyordu.
Doktor, “Sen kanser olmuşsun, gereğini yapmazsan yakında ölürsün.” dediğinde, elimi tutup gözlerime bakarken sordu:
“Şimdi ne olacak baba, hayallerimiz vardı.”
Kendisini çok seven ve hastalığının her aşamasında yanında olan Harun’la evlendi. Gelin gittiği kendisini tanıyan tüm Elazığlıların gönlünde taht kurdu.
Hastalığı tüm vücuduna yayıldı. Vazgeçmedi. Bir yandan iyileşmek için tevekkülle mücadele ederken bir yandan çocukların ve gençlerin gönlüne sevgi serpmeye devam etti.
Doktor, “Altı aylık ömrü var.” değinde söylemedim kendisine, söyleyemedim.
Sahnelerde ve televizyonlarda tüm Türkiye’den dua istedim Zuhalim için. Almanya’da küçücük bir kız çucuğu yanıma yaklaşıp, “Üzülme Alişan amca Zuhal ablanın iyileşmesi için şü küçücük kalbimi seve seve veririm.” dediğinde çok umutlandım.
Başarılarıyla beni geçmeye başladığında “Senin son kullanma tarihin kaç baba? diye sordu bana. Sarsılmıştım. “Kendini sürekli geliştirip insanların karşına faydalı bir eğitmen, benim karşıma son model bir baba olarak çıkmalısın.” dedikten sonra dört farklı alanda üniversite okudum.
Kendimi tazeleyip karşısına çıktığımda o da Allah’a gitmek için hazırlık yapıyordu.
Eşimle kavga edip evden ayrılırken dizlerime yapışıp “Bizi bırakıp gitme baba.” diye ağladı. Ona olan sevgimle tüm sorunlarımın üstesinden gelip geri döndüm.
Rabbim 15 gün önce onu yanına çağırdı. Bu sefer ben yapıştım tabutuna. “Nereye gidiyorsun Zuhal? diye sordum cevabını bildiğim halde.
O bana gitme baba, geri dön dediğinde onu dinleyip döndüm.
Ben ona gitme yavrum dediğimde, gitti ve dönmedi.
Dostum Durmuş Ali bey dedi ki, “Zuhal’in cenazesi sadece sizin evden çıkmadı, bilin ki Türkiyede bir çok evden çıktı.”
Şimdi bakıyorum Zuhal gibi bir sevgi meleğiyle 30 yıl aynı evde yaşama lütfuna erişmişim, ona sarıldığımda cennetin kokusunu tatmışım.
Şimdi düşünüyorum Allah yavrumu 30 yaşındayken yanına çağırdı diye isyan mı edeyim, yoksa onun bana hediyesi olan yavrumla bu güzellikleri 30 yıl yaşadım diye şükür mü edeyim…
Yavrumun hastalık sürecinde ona gözü gibi bakan eşime, yanımızda olan herkese, iyileşmesi için yüzlerce dğal tedavi bitkisel ilaç gönderen, köye kadar gelip cenazeye katılan, isteyip de katılamayan, taziye mesajlarını ileten tüm dostlara teşekkür ediyorum.
Allah’a bizim bilmediğimiz nice hayırlar verdiği için şükrediyorum.
Eğer gönlünü kırdığı, azarladığı, hatta sert baktığı kimse varsa söyleyin helallik alayım.
Sizin de gönlünüze dokunmuşsa. güzel bir hatıranız varsa yazın da bileyim.
Alişan Kapaklıkaya

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Ne güzel ÖĞRETMENSİN SEN 🙂

27067544_472212813180846_6794649844938829027_n[1]
“Üzmüşler çocuğu, diğer çocuklar. “Senin baban çöpçü, sen de pis kokuyorsun” demişler. Vicdan duygusu tam gelişmemiştir okul öncesi çocuklarında. Zaman zaman böyle acımasız olabilirler. Kırmışlar yavrucağın kalbini.
Konuştum babayla. Çok üzüldü, çocuğunun üzülmesine. Dağ gibi adam gözyaşlarını ilk kez ayırdı gözlerinden belki de. “Üzülmek yetmez dedim, bir planım var. Dahil olur musun?” Kabul etti seve seve.
“Pis ülke” oyunu oynattım çocuklara bir gün. Türetilmiş (uydurma) bir oyun. Ne bulduysak attık yerlere. Bu arada “kötü koku spreyi” sıktık sınıfa, çocuklar görmeden tabi. Birazdan sınıf dayanılmaz bir kokuya karıştı. Dedim niye böyle oldu? Dediler öğretmenim çöplerden, pislikten. Durun dedim, bakın kapıya, biri gelecek, kurtaracak bizi bu pislikten, kokudan, büyüleniyor sanki. Bak bak bitiremiyorlar. 1.90 boy. Heybetli mi heybetli çöpçümüz.
Başlıyor hemen temizliğe. Bende pencereleri açıyorum hemen. Temiz hava nüfuz edince etkisini kaybediyor kötü koku spreyi. Yardımcı öğretmenimiz de yasemin kokulu oda spreyini sıkıyor birkaç fıs. Çocukların gözü bizi görmüyor zaten. Ama içlerine doluyor mis gibi çiçek kokusu.
Sonra yarım ay düzeninde oturuyoruz çöpçünün karşısına. Konuşuyor prova ettiğimiz gibi. “Çöpçüyüm ben” diyor. “Siz sabahları uyurken daha, ya da gece yarısı mahallenizin çöplerini topluyorum. Arkadaşlarım da var. Onlar da topluyor. Çöpler toplanmasa sokaklardan, her yer bugün sınıfınızın koktuğu gibi kokar. Çöpçülük zordur çocuklar. Çok zor iştir.” Anlatıyor uzatmadan. Kısa, öz, keskin. Anlattıkça daha da büyüyor adam.
Nasıl dinliyorlar anlatamam. Gözlerini hiç ayırmadan. Hele oğlu. Gurur duyuyor babasıyla ve her sözünde hayran oluyor ona. O bakışa ömür verilir inanın bana.
Sonra fotoğraf çektiriyoruz hepimiz kahramanımızla. Alkışlarla ve aşkla uğurluyoruz çöpçümüzü. Bir baba, bir oğul. Tedavi edilmiş iki yürek. İşimiz bu. Yüreğe dokunmak. Hanımlar, beyler! Bir çocuğun alın teriyle para kazanan babasının mesleğinden utanmasına dayanamam. Dayanırsam, öğretmen olamam.
Ertesi sabah soruyor birkaç veli. “Bizim çocuk akşamdan beri büyüyünce çöpçü olacağım diyor. Siz ne öğretiyorsunuz bu çocuklara Allah aşkına?”
Gülümseyerek cevap veriyorum, “İnsan olmayı öğretiyoruz.”

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Aborjinlerden Mesaj Var…

aborjinler[1]

 

*Bir kimse kızdığı zaman, yaşam enerjisi, su ya da kaygan kayalar gibi akmak yerine, her iki tarafa itilir ve keskin uçlu bir hale gelir. Bu, bedenin içine girer ve organlara zarar verir. Kızgınlık aynı, bedende yara açan ve çıkarılması zor bir mızrak gibidir.
*Gücenmenin uçları da sivridir ama onunkilerin uçlarında bir diken vardır, onun için bu insanın içine saplanır ve daha uzun süre orada kalır. Gücenme kızgınlıktan daha zararlıdır çünkü ondan daha uzun sürer.
*Haset, kıskançlık ya da suçluluk endişeden daha karmaşıktır ve düğümler karnında ya da derinin altında olabilir ya da bir başka yerde ki yaşam akışını yavaşlatabilir.
*Üzüntü çok küçük bir bozulmaya neden olur. Ve keder aslında sevgi bağı olan bir çeşit üzüntüdür. Bu, hayatta kalan kişinin ömrü boyunca sürebilir.
*Korku bazı şeyleri sona erdirir. Korku kan akışını, kalp atışlarını, solunumu, düşünceyi, sindirimi her şeyi bozar. Korku ilginç bir duygudur çünkü bu, aslında insansı değildir. Bu duygu çok kısa süreli bir hayatta kalma rolüne hizmet ettiği hayvanlardan alınmıştır. Hiçbir hayvan korku içinde yaşayamaz. İnsanların aslında korku duyacakları hiçbir şey yoktur. Onlar kendilerinin sonsuzluk olduklarını biliyorlardı. Şimdiyse korku gezegenimizi çevreleyen temel bir enerji gücü haline geldi. Korkunun içimizde yol açtığı zarar işte böyledir.
*İnsan yaşamı bir spiraldir, bizler sonsuzluktan geliriz ve daha yüksek bir düzeyde oraya geri dönmeyi umarız. Zaman bir dairedir. Ve bizim ilişkilerimiz de bir dairedir. Bizler Aborijin çocukları olarak, yaşamın ilk yıllarında her bir daireyi, her bir ilişkiyi kapatmanın önemini öğrendik. Eğer bir anlaşmazlık varsa biz bu çözümlenene kadar uyanık kalırız. Biz yarın ya da ileri ki bir tarihte çözüm bulmayı umarak gidip uyumayız. Bu, daireyi uçları kırılabilir bir halde açık bırakmak olur.
*Sen bu dünyaya bir ruhsal farkındalık düzeyinde geldin ve buradan daha GENİŞLEMİŞ bir düzeyde ayrılma fırsatına sahipsin.
Marlo Morgan…

HERŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK DEMENİN SAKINCALARI

 

B0Ycm1ECQAADgle[1]

Çekim yasasının işleyişi açısından bakarsak, “Her şey çok güzel olacak.” diye düşünmek ve hayata böyle bakmak tabii ki “Her şey ne kadar kötü ve daha da kötü olacak.” diye bakmaktan çok çok daha iyi.
Ve tabii ki düşüncelerini ve duygularını pozitife çevirme yolunda, büyük bir aşama o kişi için.
Ama ben, hem kendim için hem de tüm sevdiklerim için, daha iyisi varken, bununla yetinmek istemezdim ve kesinlikle bunu tavsiye etmezdim.
Neden mi?
Çünkü “Her şey çok güzel olacak” bakış açısında içten içe hissediyor musunuz, bir başka gizli ima, bir başka gizli tını var:
“Şu an her şey berbat ama…”
Siz de hissettiniz mi bu tınıyı?
Ne zaman “Her şey çok güzel olacak.” desem, bu sözle beraber, aslında burada ve şimdi mutlu olmadığımı, şimdiyi sevemediğimi ama bunun etkisini azaltmak için “Gelecek hakkında bari iyi düşüneyim” dediğimi hissettim.
Oysa ki şimdiden nefret ederek, güzel şimdilere ulaşamıyoruz.
Çekim yasasının lehimize işlemesi için burada ve şu an mutlu olmamızın önemi çok büyük.
Benim kendim için ve tüm sevdiklerim için tavsiye edeceğim bakış açısı: “Her şey çok güzel” bakış açısı.
Hemen şimdi deneyin. “Her şey çok güzel olacak” derken, aynı anda etrafınıza bakın. Büyük bir ihtimalle, gözünüz uzaklara dalacak ve gelecek güzel günlerin umudu kalbinize doğacak.
Bu fena bir şey değil.
Daha doğrusu hiç yoktan iyidir.
Şimdi bir de bundan daha iyisini deneyelim.
“Her şey çok güzel” deyin ve aynı anda etrafınıza bakın. Eğer becerebilirseniz, oda gözlerinizin önünde belirecek, deminki örnekteki gibi dalıp gitmeyeceksiniz. Şu anı ve şimdiyi hissedeceksiniz. “Evet, her şeyin bir anlamı var. Başınıza gelen her şey sizi hayatta belli bir noktaya yönlerdirdi. Evet, her şey çok güzel.”
Bunu idrak edince, oda gözlerinizin önünde güzelleşecek ve sanki dün, bugün, yarın aynı anda şekil değiştirecek. Ve kalbinizde bileceksiniz: “Her şey çok güzel. Şükürler olsun Rabbime, tüm yardımlar, yol göstermeler, güzellikler için.”
Ve bunu hissedince, yine bileceksiniz ki “Her şey doğal olarak daha da güzel olacak. Başka türlü nasıl olabilir ki?”
Çünkü artık biliyoruz. Çekim yasasını biliyoruz. Hayatın işleyişini, kurallarını, yasalarını biliyoruz. Allah’ın kurduğu düzeni bir kere bilince artık bilmezlikten gelmek olmuyor.
Evet, başımıza gelen her şeyin başımıza nasıl ve neden geldiğini biliyoruz. Sırf bakış açımızla hayatımızı nasıl şekillendirdiğimizi, nasıl şekillendirebileceğimizi biliyoruz.
Bilmek belki de hayatta sahip olabileceğimiz en büyük kudret.
Şükürler olsun bize bu bilgiyi ulaştıran, yol gösteren Rabbimize ve aracı olan tüm dostlarımıza.
De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler eşit olur mu? Ancak gönül ve akıl sahipleri düşünüp ibret alır.” Zümer suresi 9
Yukarıdaki alıştırmayı yaparken, eğer “Her şey çok güzel” deyip odaya bakarken, kalbinizde hissedemediyseniz bunu, bu demek ki bu konuda biraz alıştırma, egzersiz yapmanız lazım.
Bir defter alın, ve her gün kendi hayatınızda veya tanıdıklarınızın hayatında bulabileceğiniz güzel şeyleri bu deftere yazın ve bunlar için şükredin.

Çekim yasasının işleyişinde çok ilginç bir nokta var, bunu sizinle de paylaşmak isterim:
Çekim yasası aldırmıyor şükrettiğiniz şey size mi ait başkasına mı ait.
Çekim yasasının tek aldırdığı şey sizden yayılan enerji.
Yani, komşunuzun güzel evi için şükrettiğinizde, çekim yasasını ilgilendiren tek şey sizin yaydığınız şükür enerjisi.
Bu durumda hayatınıza, bu pozitif enerjiye denk şeyleri çekiyorsunuz.
Ama komşunun güzel evine kıskançlıkla bakıp, kendinizinkini beğenmediğiniz zaman da hayatınıza, bu negatif enerjiye denk şeyleri çekiyorsunuz. Yani kendinizi fakirleştirirken, başkalarının zenginliğini arttırıyorsunuz.
Sanki, “Kıskandın ha, al biraz daha kıskan” der gibi oluyor hayat.
Şükredince de (başkasına ait şeylere dahi) “Şükrettin ha, al biraz daha şükret” gibi oluyor hayat.
Uzun lafın kısası, eğer “her şey çok güzel” diye bakamıyorsanız hayata, bu güzellikler, iyilikler bulma alıştırmasını ve şükretme alıştırmasını hayatınıza acilen yerleştirmenizi tavsiye ederim.
Yazan: Funda Teyze

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hazırcevaplığı Ve Zekâsı İle İnce İnce Dokunduran Bernard Shaw’dan 12 Harika Söz

bernard-shaw-sozleri[1]

 

1. Mantıklı bir insan kendini dünyaya uydurur. mantıksız bir insan ise, dünyayı kendine uydurma konusunda ısrar eder. dolayısıyla, tüm gelişmeler mantıksız insanlardan çıkar.

 

2. Bernard Shaw ve soylu bir hanımefendi arasında geçen ilginç bir diyalog :
– hanımefendi bin sterline benimle yatar mısınız?
– önerinizi düşüneceğim.
– pekiii bir sterline benimle yatar mısınız?
– siz beni ne sanıyorsunuz???
– madam, sizin ne olduğunuz zaten saptanmış durumda. iş pazarlığa kaldı.

3. “akıllı adam aklını kullanır,
daha akıllı adam, başkalarının aklını da kullanır”

4. “Ben sana bir elma versem, sen bana bir elma versen, bende bir elma, sende bir elma olur. Ben sana bir bilgi versem, sen bana bir bilgi versen, bende iki bilgi, sende iki bilgi olur.”

5. “Yaptığınızı bir başka budalanın bunları sizden beklediğini düşündüğünüz için yapıyorsanız, onun sizden bunları beklemesi de sizin onun bunları beklediğini umduğunuzu sandığından ileri geliyorsa… herkes istemediği bir şeyi yapıyor demektir. O zaman ortaya budalaca bir durum çıkar”

6. “Çok küçük yaşlarımdan beri okula gitmek için eğitimime ara vermek zorunda kalmışımdır.”
7. “Dürüst insan her zaman gerçeği söyler, akıllı ise yalnız zamanında.”

 

8. “Domuzla güreş tutma, her ikiniz de çamur içinde kalırsınız ve domuz bundan hoşlanır.”
9. “İnsanın kendini berbat hissetmesi, mutlu olup olmadığına önem verecek kadar boş zamanı olmasından ileri gelir.”

10. “kötülük nedir bilmemek bir erdem değil, bir ahmaklıktır: Buna hayranlık duymak, saat kullanmadığınızı bilmeyen birini saatinizi çalmadı diye ödüllendirmeye benzer. erdem, kötülükle iyilik arasında seçim yapabilmek demektir ve bilgili olmadan seçim yapmak olanaksızdır.”

11. “Hatalarla dolu bir hayat, bomboş geçirilmiş bir hayattan çok daha faydalı ve onurludur.”

12. “Linç edilmememin tek nedeni, her sözümün alay sanılmasıdır. Tek kelimemi ciddiye alsalardı, toplumsal düzen çoktan sarsılırdı.”

http://filoji.com/hazircevapligi-ve-zekasi-ile-ince-ince-dokunduran-bernard-shawdan-12-harika-soz/

50 Yaşın Üzerindekilere Nasihatler…❣

ani-yasa-ivir-zivir-bir-nasihat-degil-carpe-diem[1]
Yaşam boyu tasarruf ettiğiniz parayı kullanma zamanıdır. Bunları, onu biriktirmek için bulunduğunuz özverileri bilmeyenlere bırakmayınız. Size üzüntü verecek yatırımlar için kullanma zamanı değildir, sizin için huzur ve sükunet dönemi başlamıştır artık.
Çocuklarının ve torunlarının, parasal problemleri ile uğraşmaktan vazgeç; senin için harcadıkları paralar için suçlu hissetme kendini. Eğitim dahil, onlar için en iyisini yapmaya çalıştın daima. Şimdi sorumluluk onlarındır.
Biraz bencillik yap, ama tefeci olma. Gezintiye çık ve başkalarının hoşuna gidecek şeylerin peşinden koşmaktan vazgeç.
Sağlıklı, büyük fiziki hareketler gerektirmeyen bir yaşamın olsun. Ölçülü bir şekilde jimnastik yap ve iyi beslen.
En iyisini ve en zarifini al. Bu dönemde, ana gaye, paranın sizin tarafınızdan, zevkinize ve arzularınıza göre harcanmasıdır. Unutma ki, ölümden sonra para, sadece kin ve nefrete yol açar.
Küçük şeyler için kendini üzme, hatırlamak isteyeceğin güzel anlar gibi unutulması gereken kötü anlarında olur
Yaşa bağımlı kalma, sevgini hep canlı tut.
Kendine iyi bak, temizliğine dikkat et. Görünüşün Görkemli olsun: sık sık kuaföre git, tırnakların bakımlı olsun, cildiyeciye, diş hekimine git, düzenli bir şekilde parfüm ve krem kullan. Artık genç ve yakışıklı olmasan bile, en azından bakımlı olursun.
Modern olmak önemli değil, iyi bir klasik olmaya çalış. Saçlarını boyatarak ve şatafatlı giyinerek gülünç olma.
Gün, bu gündür. Kitapları ve gazeteleri oku, radyo dinle, TV de ki güzel programları seyret, internete gir, mailler gönder ve al, sosyal ağlara katıl, dostlarına telefon et.
Gençlerin düşüncelerine saygılı ol, onlar senin bildiklerine bilmeselerde, yaşadıklarını yaşamasalarda, senin yaşına geldiklerinde muhtemelen senin konumunda olacaklardır, kendi düşüncelerini de söyle onlara, dinlemesini bilen yararlanır, yanılmış olsalar bile, onlarla tartışma.
Sadece anılarınla yaşama, “bizim zamanımızda” deyimini çok sık kullanma, senin zamanın da bu gündür. Kıymetini bil…
Çocukların ve torunlarınla birlikte yaşamaktan kaçın, sadece onları görmeye git veya davet edildiğinde onlarla beraber ol.
Gerektiğinde bir yardımcı kadın bulundur evinde. Gündelik Yaşamını mümkün olduğunca ve imkanların nisbetinde kolaylaştır.
Seyahat etmek, yürümek, resim yapmak, dostlarınla oyun oynamak veya bir şeylerin koleksiyonunu yapmak gibi hoşuna giden bir“hobin” mutlaka olsun, olanakların dahilinde ki şeyleri yap.
Yeni veya faydalı bir şey öğrenmeye gayret et ve zoruna gitse bile ileri teknolojinin gerisinde kalmamaya çalış.
Sosyal ve kültürel etkinliklere katıl. Müzeleri gez, sinemaya git… Önemli olan, biraz evden uzaklaşmaktır. Eğer arzu ettiğin bir yere davet edilmezsen, sakın gücenme, Unutma ki, gençliğinde, sende birilerini hayal kırıklığına uğratmış olabilirsin, anne ve babanı fazlaca davet etmemiş olabilirsin.
Az konuş, çok dinle, yaşamın ve geçmişin, sadece seni ilgilendirir. Bir şey ile ilgili fikrini soran olursa, kısa konuş ve sadece, iyi ve hoşa giden şeylerden bahsetmeye çalış. Yavaş bir tonla ve kısa konuş, eleştirme. Herşey gelip geçicidir, olduğu gibi kabul et. Bir dönemin doğruları bazen başka bir dönemin yanlışları olarak kabul edilebilir.
Acılar ve üzüntülerle hep karşılaşılır, onlarla ilgili problemleri fazlaca dile getirme. Azaltmaya gayret et. Sonuçta, sadece sizi etkilerler bu yaşta sorunlarınız sadece sizin ve doktorunuzun problemleridir.
Her fırsatta gül, yaşadığın ve sağlıklı olduğun için mutlu ol,unutma sen şanslısın, hayatının geleceğinin belirsiz olması gibi, ölümünde başka bir meçhul evre olacaktır.
Eğer biri size, artık hiçbir işe yaramıyorsunuz derse, duymamazlıktan gel ve bunu dert etme. Sende kendi dünyanda sana göre önemli bir şeyler yapmışındır. Mühim olan bunu senin hissetmendir.
Unutma hayat hikayen iyi veya kötü olsun, bir daha tekrar etmeyecektir ❣❣❣❣
Alıntı

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

İKİ KAŞIN ARASINA BİR DAKİKA BASMAK, BAKIN NELERE İYİ GELİYORMUŞ…

iki-kas-arasindaki-noktaya-basmakla-1[1]

Akupunkturun güçlü noktalarından birisi de iki kaş arasındaki bölgedir. Bu noktayı uyarmak için sadece gözlerinizi kapatın, ve parmağınızı bu noktaya koyun uzun ve yavaş nefes alırken bir yandan bu noktaya 1 dakika boyunca basınç uygulayın bu işlemde orta işaret parmağınızı kullanın.

Uykusuzluk, baş ağrısı, göz problemleri, baş dönmesi, burun tıkanıklığı, anksiyete gibi sorunları çözüyor ve sizi rahatlatıyor. Zihninizi rahatlatıyor…
Kaynak: bayanlar kahvesi

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İçinizde Tuttuklarınızı Ortaya Dökecek Olan Orman Testi

orman-testi[1]

 

Çok bilinen kokoloji testlerini andıran bu bilinçaltı testi, dürüst olunduğu takdirde, gerçektende doğru sonuçlar vermekte.
Aşağıdaki soruları okuyun ve manzarayı gözünüzde canlandırmaya çalışın. Soruların cevabını uzun uzun düşünmeden, aklınıza ilk geldiği şekli ile bir kağıt üzerine yazın veya aklınızda tutun.

 

Haydi başlayalım;
Ormanın içinde yürüyorsunuz. Yanınızda kim var?
Bir hayvanla karşılaştınız.Bu ne tür bir hayvan?
Hayvan ile aranızda nasıl bir karşılaşma yaşanıyor?
Ormanın içinde biraz daha yürüyorsunuz. Birden bir açıklığa çıkıyorsunuz ve karşınızda hayalinizdeki ev duruyor. Bu ev nasıl bir ev?
Hayalinizdeki evin etrafı çitler ile sarılı mı eğer sarılı ise, bunlar ne tür çitler?
Evin içine giriyorsunuz. Yemek odasına gidiyorsunuz ve yemek masasını görüyorsunuz. Masanın üzerinde ve etrafında ne olduğunu tarif edin.
Arka kapıdan dışarı çıkıyorsunuz. Otların üzerinde yatan bir kap görüyorsunuz. Kap neden yapılmış (seramik, cam, kağıt, demir vs.)?
Kabın durumu ne? (Kırık, sağlam, eski, yeni). Kap ile ne yapıyorsunuz ?
Evin kenarına doğru yürüyorsunuz ve kendinizi su kenarında buluyorsunuz. Ne tip bir su (göl, nehir, okyanus vs.)
Suyun karşısına nasıl geçiyorsunuz ?

ŞİMDİ GELELİM CEVAPLARA;
Sizinle yürüyen kişi hayatınızdaki en önemli kişi.
Hayvanın büyüklüğü kişisel problemlerinizi ne kadar büyük gördüğünüzü temsil ediyor.
Hayvan ile aranızda geçen karşılaşmanın şiddeti, problemleriniz ile nasıl baş ettiğinizi gösteriyor. (pasif, agresif).
Hayalinizdeki evin büyüklüğü problemlerinizi çözmek için ne kadar istekli olduğunuzu simgeliyor.
Evin etrafında hiç çit olmaması açık bir insan olduğunuzu gösteriyor. İnsanlara karşı gayet açık ve kolay güvenmeye meyillisiniz. Ancak çitlerin olması biraz daha kapalı bir karakter olduğunuzu gösteriyor. İnsanları hayatınıza almakta biraz daha temkinlisiniz. Çitin büyüklüğü veya gücü sizin insanlara olan güvensizliğinizle doğru orantılı.

Eğer cevabınızın içinde, yiyecek, insanlar yada çiçekler yoksa genel olarak hüzünlü yapıya sahip bir insansınız.
Çimler üzerinde gördüğünüz kap ne kadar dayanıklı bir malzemeden yapılmış ise 1. sorudaki seçtiğiniz kişi ile olan ilişkiniz de o kadar güçlü demektir. Örneğin: kağıt ve cam dayanıklı değildir buna karşılık metal yada plastik dayanıklıdır.

Kap ile ne yaptığınız, 1. sorudaki kişiye karşı olan tavrınızı ortaya koyuyor. Örneğin kap bakırdan yapılmış ve içi su dolu ise tekrar eve taşıyorsanız, bu sizin arkadaşınıza değer verdiğinizi gösterir ve ilişkinizin sağlam temellere dayandığını simgeler. Oysa kap seramikten yapılmış ve kırık ise, sizde parçaları evden uzağa atıyorsanız, bu kişi ile ilişkinizde sorunlar olduğunu ve onu uzaklaştırmaya çalıştığınızı gösteriyor.

Suyun büyüklüğü sizin içten içe aşka olan tutkunuzu simgeliyor.
Suyun karşısına geçerken ne kadar ıslandığınız ise aşk için ne denli kendinizden fedakarlık yapabileceğinizi gösteriyor.

Peki siz bu sonuçlara katılıyor musunuz? Sağlıkla kalın!

http://filoji.com/icinizde-tuttuklarinizi-ortaya-dokecek-olan-orman-testi/

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu İki Kelimeyi Aklınızdan Çıkarmayın: Kullanmaya Başladığınızda Beyin Yapınızı Değiştiren 2 Kelime

sag-beyin-sol-beyin-testi[1]

 

‘’İstemeyi bırak, yapmaya başla. Hayatının kontrolünü ele geçir!’’. Bu ifade, usta bir yazar olan ve Standford üniversitesinde profosörlük yapan Bernard Roth’un The Achievement Habit (Başarı Alışkanlığı) adlı kitabının temel ilkelerinden birisidir. Yazara göre, başarıya ulaşmamızın sırrı yalnızca iki kelimeyi kelime dağarcımızdan çıkarıp yerine bu iki sihirli kelimeyi eklemek. Bu yazımızda söz konusu olan yazarın daha iyi bir yaşam sürülmesi adına verdiği tüyoları anlatacağız.

Bernard Roth
1.‘’Ama’’ yerine ‘’ve’’ Kullanın
‘’Sinemaya gitmek istiyorum ama yapacak bir ton işim var’’ yerine ‘’sinemaya gitmek istiyorum ve yapacak bir ton işim var’’ derseniz ne olur sizce?

Profesör Roth şöyle kaleme almış: ‘’ ‘’ama’’ kelimesini kullandığınız zaman eylemler arasında aslında olmasa da bir çatışma çıkarıyorsunuz. Ancak ‘’ve’’ bağlacını kullandığınız zaman beyniniz gayri ihtiyari bir şekilde cümlenin iki kısmını da bir bütün olarak algılıyor.’’
Dilbilim’de bu tür cümle yapıları, bağlacın olduğu yan cümleler arasındaki bağdaştırıcı veya ayrıştırıcı bileşik cümleler olarak bilinmektedir. Esas itibariyle ‘’ama’’ , ‘’buna rağmen’’ , ‘’ancak’’ bağlaçları cümle içersindeki bir ifadeyle diğer bir ifade arasında zıtlık bildirmek için kullanılmaktadır.

Oysa ‘’ve’’ bağlacını ele alırsak, bu bağlacın birleştirici ve daha olumlu bir işlevi vardır.
Buradan hareketle, belki de alışkanlıklarınızı değiştirmenin zamanı gelmiştir. Artık biliyorsunuz ki ‘’yeni bir mobilya alamak istiyorum ama tamir etmem gerek’’ ifadesi yerine ‘’yeni bir mobilya almak istiyorum ve tamir etmem gerek’’ ifadesini kullanmak daha iyi bir seçim olacaktır.
2. ‘’Zorundayım’’ yerine ‘’İstiyorum’’
Roth kitabında şöyle vurgulamış: ‘’Bu alıştırma insanların yaptığı bir takım şeylerin (işe gitmek gibi), hatta onlara zevk vermeyen şeylerin bile aslında kelime seçimleriyle alakalı olduğunu farkına varmasında oldukça etkilidir.’’Sadece küçük bir yüklem değişikliği hayatınızın gidişatını değiştirebilir. Eğer her sabah uyanıp işe gitmeyi ölüm olarak gürüyorsanız hayatınız cehenneme dönecektir.

 

Fakat işin aslına bakacak olursanız, bir şeyleri değiştirmek düşündüğünüzden daha kolay. Sadece her sabah işinizle ilgili neyi sevdiğinizi düşünün. Örneğin, karmaşık bir projeyi bitirmenin size verdiği o rahatlama hissini veya meslektaşlarınızla çay içip hoş vakit geçirdiğinizi düşünebilirsiniz. Aynı zamanda işten evinize gelip de ailenize kavuştuğunuz o anı da düşünebilirsiniz. İster inanın ister inanmayın, bu basit strateji sizi bütün gün pozitif bir enerjiyle yüklü tutacaktır.

Öylece oturup çalıştığınız günün sonlanmasını beklemek yerine, çalıştığınız şirket hakkında ne yapmak istediğinizi, nasıl iyi getirisi olan bir kariyer elde edebileceğinizi, becerilerinizi sergileyebileceğinizi ve kendinizi nasıl ödüllendirebileceğinizi düşünün. Eğer genel olarak işinizden nefret ediyor ve bununla ilgili hiçbir şeyi de değiştirmek istiyorsanız suçlamanız gereken tek kişi kendinizsiniz.

 

Gördüğünüz gibi, ‘’ailemi ziyaret etmek zorundayım/gerek’’ yerine ‘’ailemi ziyaret etmek istiyorum’’ arasında dağlar kadar fark var. Ne hakkında konuştuğunuzun bir önemi olmaksızın, her zaman ‘’zorundayım’’ yerine ‘’istiyorum’’ demek daha iyidir. Bu stratejiyi hayata geçirmek kolay değildir AMA başarıya ulaşmak ZORUNDAYSANIZ bu strateji gereklidir. Ancak bu strateji başarıya ulaşmak İSTİYORSANIZ gerekli VE de kolaydır.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

Hayatınızı Yoluna Sokmak 6 Eski İnanış

 

mısır-piramitleri[1]

Dünya düz olmayabilir veya kainatın merkezi de olmayabilir, fakat bu eski zamanlarda yaşayan entelektüellerin her şeyi yanlış bildiği anlamına gelmez. Hatta bilim insanları son yıllarda, antik zamanda yaşamış olan bilgeler tarafından köklenen inanışların ve birçok öğretinin -deneysel olarak kanıtlanmamış da olsa- geçerliliğini kabul ediyor.
İşte bilim dünyasının da onayladığı antik çağlardan kalma 8 inanış ve uygulama;

1.İnsanlara yardım etmek daha sağlıklı bir birey olmanızı sağlar.

Yunan filozofların “Daha iyi bir hayat nasıl yaşanır?”, sorusunun cevabı için bitmek bilmeyen varsayımları olmuştur. Bunun cevabını bulmak için arayışlar içerisine giren antik yunan filozofları, bir toplum içerisinde diğer insanlara yardım etmenin kurulacak bir sevgi ortamı oluşturduğu ve sosyal anlamda ilişkileri arttırdığını savunmuşlardır.
2. Akupunktur vücudunuzun enerjisini dengeler.

Geleneksel bir Çin metodu olan akupunktur, yaşayan her canlıdaki enerjinin eşit derecede yayılmasını sağladığı görüşüne dayanıyor. Bu enerji akışına ister inanın, ister inanmayın Archiver of Internal Medicine‘de yayımlanan bir çalışmaya göre bu eski teknik, kronik vücut ağrılarından yakınan, migreni olan insanların şikayetlerine çözüm niteliğinde. Özellikle ilaç kullanmadan iyileşmek isteyenler, kesinlikle bu yönteme bir şans vermeli.
3. Sağlıklı bir şekilde büyümek, ileride güçlü bir zihin sağlığına sahip olmak için çevremizdeki destek çok önemli.

Büyüdüğümüzde bize en lazım olan şey sağlıklı bir zihindir. İş hayatımızda, aşk hayatımızda, aile yaşantımızda, arkadaşlarımızla olan ilişkilerimizde, sorunlarla baş edebilmede bizi ileriye götürecek olan şey zihnimizdir. Dolayısıyla, ergenlik çağı özellikle öncesinde güçlü bir karakter inşa edilen bir birey, karşılaştığı sorunların üstesinden gelme ve bireysel anlamda bağımsız olma konusunda sıkıntı çekmeyecektir. Bir bireyin yetişkin olduğunda sağlıklı bir şekilde kendi hayatına devam edebilmesi için huzurlu bir aile ortamında yetişmesi, güven duygusuna sahip olması, sevmeyi çevresindekilerden öğrenmiş olması önemlidir. Evet sevmek bir duygudur. İçgüdüsel olarak bazı durumlarda sevgiyle tepki veririz. Fakat çevresinden sevgi görmeden büyüyen bir kişi, yetişkin olduğunda ve aşk hayatında bocalayabilir. Çünkü sevgisini nasıl göstereceğini bilemez. Çocuklarınıza ne olursa olsun, o güven ortamını sağlayın. Sizin de kolay bir hayatınız olmayabilir ama onlar huzurlu bir ortamda yetişmeyi hak ediyorlar.
4. Değiştiremeyeceğiniz şeyleri kabullenmek çektiğiniz acıyı azaltır.

 

Bazen kabulleniş kendiniz adına yapacağınız en güzel şeydir. Bu hayatta herkesin kemikleşmiş sorunları vardır. Sizin de var öyle değil mi? Kurtulmak için birçok yol denediniz. Çabaladınız fakat olmuyor. Bir türlü yoluna girmedi hiçbir şey. Gerçekten elinizden gelen her şeyi yaptığınızı düşünüyorsanız, artık dinlenmenin vakti gelmiş demektir. Arkanıza yaslanın ve yükünüzü yere bırakın. Üstünüze düşeni yaptınız. Bazı şeylerin sadece öylece hayatınızda durması gerekiyordur. Bırakın orada dursun ama siz artık kalbinizi yormayın. O kabullenmenin verdiği rahatlığı hissettiğinizde kendinize bunca zaman ne kadar eziyet ettiğinizi fark edeceksiniz.
5.Dengede kalmak ve duyguların esiri olmamak hayatınızı anlamlı kılar.

Duygusal yönden duyarlı olmak elbette kötü bir şey değil. Sadece hayatınızı duygularınızın yönetmesi vereceğiniz kararlarda, hayatınıza giren insanları seçmede size yanlış seçimler yaptırabilir. Hayatınızın kontrolünü elinize almanız için yapmanız gereken dengede kalmaktır. İnsan aslında içinde vahşi bir yaratıkla birlikte yaşar. Onu eğitmek yalnızca sizin elinizdedir. Öfkelendiğinizde ateş, sevdiğinizde akıntıya karışan bir dalga olmak zorunda değilsiniz. Sadece dengede kalmayı deneyin. İç huzurunuzu ancak böyle sağlayabilirsiniz.
6. Fiziksel rahatsızlıklar zihin sağlığıyla doğrudan orantılıdır.

 

Eski Mısır’da yaşayan insanlara göre mental ve fiziksel hastalıklar aynı anlamı taşıyorlardı. Günümüzdeki insanlar ise mental bir hastalığa sahip insanları ciddiye almama eğilimindeler. Aslında “beyinde bitiyor her şey” saçmalık ve klişe halini almış olsa da, siz öyle düşünmeyin. Ruhunuz da hastalandığında dinlenmek ve kendinize zaman vermek için uzanmak, uyumak istersiniz. Tıpkı grip olduğunuzda yaptığınız gibi. Ruhunuzun da bedeniniz gibi vitamine ihtiyacı vardır. Sizi yoran, ruhunuzu sıkan her neyse bir an önce bunu düzeltmeye çalışın. Bu hayat sizin ve istediğiniz gibi yaşanmayı hak ediyor.

http://filoji.com/hayatinizi-yoluna-sokmak-icin-bilim-tarafindan-onaylanmis-6-eski-inanis/

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Koklandığında Zekâyı Geliştiren Bitki – Bu Bitkiyi Koklamak Hafızayı %75 Oranında Güçlendiriyor

biberiye-nedir[1]

 

Birçok kişi zeka ve hafızanın güçlenmesinde teknolojik gelişmelerin büyük rol oynayacağını düşünüyor. Kısmen haklılarda. Fakat bunu gerçekleştirmek aslında düşündüğümüzden çok daha kolay olabilir. Bilimin de destekleyici bir tedavi yöntemi olarak kabul ettiği aromaterapi(bitki yağları ve özleriyle yapılan tedavi türü) buna en basit örneklerden biridir. Bu yöntemin işe yaramasının sebebi ise koklama sistemini yoğun bir biçimde harekete geçirmesi ve bu sistemin beyinle doğrudan bağlantılı olmasıdır. İkisi birbirine bağlı olduğu için birçok bilim insanı aroma terapiyle yakından ilgilenmiştir.

 

Koklama ve hafıza
Hafızaya bağlı algılarla, özellikle kokuyla, ilgili birçok araştırma mevcuttur. Birçok kişi istemli ya da istemsiz etrafında kokladığı şeylerle ilgili anılar oluşturmaktadır. Ancak zamanla uzmanlar, psikoloji biliminin ötesine geçerek kokuya beyinde kimyasal bir etki yaratan güçlü bir uyarıcı gözüyle bakmaya başlamışlar ve koku ve beyine etkisi üzerinde birçok araştırma yapmışlardır. İşte bu araştırmaların birçoğunda öne çıkan ve hepimizin yakından tanıdığı bir bitki var; “Biberiye.” Biberiyenin hafızayı %75 gibi bir hayli yüksek sayılabilecek bir oranda güçlendirdiği çeşitli araştırmalarla ortaya çıktı.

 

Hafızayı güçlendiren bitki: Biberiye
Yunan mitolojisi, güzellik ve aşk tanrıçası, Afrodit’i sudan biberiye ile kaplanmış bir şekilde çıktığını tasvir etmiştir. Ortaçağ’da biberiye birçok düğün ve cenaze de kullanılmıştır alkollere canlılık vermesi için katılmıştır. 14.yüzyılın sonlarına doğru İngiltere’de biberiye Shakespeare’in Hamlet metnin de şaşırtıcı bir şekilde “hatırlama bitkisi” olarak anlatılmıştır.

 

Biberiye üzerine yapılan araştırmalar
Biyolojik açıdan işe yarayan biberiye ile birlikte kullanılabilecek iyileştirici bileşimler mevcuttur. İçinde bulunan antioksidanlar radyasyondan ve kanserojen zararlılardan bedeni korumaktadır. Aynı zaman da içinde bulunan kafeik asidin, kafur, rosmanol ve betulin asidin canlı hücrelerle etkileşime geçerek uyarıcı etki yaratmaktadır.

Ancak biberiye üzerine yapılan gerçek manada bilimsel araştırmalardan en göze çarpanlarından biri ise 1987 yılına dayanıyor. Planta Medica journal’dan dört araştırmacı, fareler üzerinde bu bitkiyi test ettiler. Sadece biberiye kokusuna maruz bırakılan farelerin kan akışında bariz bir artış gözlemlediler. Bu biberiye bitkisinin biyolojik etikilerinin olduğunu gösteren ilk işaretti fakat son değildi.

 

Diğer önemli araştırma ise 1998 yılında gerçekleşti ve International Journal of Neuroscience’da yayınlandı. Bu araştırmada Miami Üniversitesi Tıp Fakültesinden birkaç araştırmacı bitkiyi insanlar üzerinde test etti. 40 yetişkin seçildi ve bir kısmına lavanta bir kısmına da biberiye koklatıldı. Ardından deneklerden, terapinin öncesinde ve sonrasında matematik problemleri çözmelerini istediler. Sonuçlar ise şaşırtıcıydı. Buna göre lavantayı koklayan katılımcıların hepsi kendilerini daha rahatlamış hissettiklerini belirtti ve deney öncesine göre soruları biraz daha kolay çözdüler. Ancak biberiye kullananlarda ise durum farklıydı. Biberiyeye maruz kalanlar kendilerini daha uyanık ve zinde hissetiler ve lavanta grubuna oranla soruları iki kat daha hızlı çözdüler.

 

2003 yılında ise çok daha kapsamlı bir çalışma yapıldı. 144 kişilik bir grubu üçe bölen araştırmacılar, bir gruba hiçbir şey koklatmadı, diğer gruba lavanta, diğer grup ise biberiye koklattı. Biberiye kokusuna maruz kalan grup hafıza performasında %75 oranında oldukça yüksek ve beklenmeyen bir artış yaşadı. Biberiye koklamayan grup ise testlerde hemen hemen aynı performansı sergiledi. Bu deney biberiyenin insan beyninde bilişsel yeti açısından ne kadar önemli ve etkili bir bitki olduğu ortaya çıkardı. Uzmanlar özellikle 75 yaş üstü insanların düzenli olarak saf biberiye yağını koklamalarının zihinsel sağlık açısından oldukça faydalı olacağını dile getiriyor.

http://filoji.com/koklandiginda-zekayi-gelistiren-bitki-bu-bitkiyi-koklamak-hafizayi-u-oraninda-guclendiriyor/

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

SORU SORUN, DEĞİŞİMİ BAŞLATIN

 

Değişim-Kelebek-e1441122412297[1]

 

Simone Milasas‘ın* ‘İşin Neşesi’ adlı kitabını okurken bir yerde takılıp kaldım, ilerleyemedim. Kitabı kapatıp düşünmeye başladım. Simone, herbir soruya 6 cevap yazmamızı istiyor bizden. Amaç, kendimizi tahlil etmekten öte zihnimizin yarattığı bilinçaltının derinlerine inmek. Gerçekleşmesi imkansız dediğimiz isteklerimizin, hayallerimizin aslında hiç de öyle olmadığını gösteriyor bize.
Kitapta, var olan işimizin nasıl keyifle yapılabilir olduğunu, işimizdeki başarıyı nasıl artırabileceğimizi ve bunun için neler mümkün olabileceğine dair sormamız gereken soruları içeriyor. Ayrıca iş ararken veya kurarken kendimize hangi soruları sormamız gerektiğini de anlatıyor. Dahası para ile ilgili olumsuz inançları ve değerlerimizi nasıl yok edebileceğimiz de yer alıyor.
Access Consciouness‘ın temeli sorular sormak. Sorular yardımıyla kendimizi, hayatımızı ve çevremizdeki her şeyi değiştirebiliriz. Sorular bizi güçlendirirken, cevaplar gücümüzü azaltır.
Örneğin; işinizde veya bir projenizde başarılı oldunuz. Oraya nokta koymayın. Önce müteşekkür olup şükredin sonra kendinize şu soruları sorun:
– Bundan daha iyisi nasıl olur?
– Daha başka neler mümkün?
Bu gibi sorular daha fazla başarıyı davet eder diyor Simone. Soru sorun ve daha fazla olasılıklara yer açın.
– Bugün işimle hangi sihiri yaratabilirim?
– Bugün ve gelecekte mümkün olduğunu düşündüğümden daha fazla parayı yaratmak için neler gerekir?
İşinize sorular sorun, evren size bilgi verecek ve işinizle ilgili gereken enerjileri yaratmaya başlayacaktır. İşinize veya projenize sorabileceğiniz bir kaç soru:
– Sana bugün hangi katkıda bulunabilirim?
– Bundan sonra neyi yaratmak isterdin?
– Ne yapmak isterdin?
– Bugün nerede olmak isterdin?
– Kimin seninle işe dahil olmasını isterdin?
Ya işinizde başarılı değilseniz? O zaman enerjiyi değiştirerek şu soruyu sormalıyız:
– İşte başarısız olmanın değeri nedir?
Daha fazla para kazanmak için veya herhangi bir faturayı ödediğinizde, kirayı verdiğinizde, kredi borcunu ödediğinizde;
– Bu paranın bana 10 kat daha fazlasıyla geri dönmesi için neler gerekir? diye sorun.
Soru sorduğunuzda yarattığınız enerji evrene ulaşacak ve olasılıklar kapısı açılacaktır. Seçim yapmaksa tamamen size kalmış.
O halde artık sorulara geçelim… Merak ediyorum sizin cevaplarınız ne olacak.
– Siz hiç imkansız şeyler yaratır mıısınız? Neden olmasın? Sizi olmaya, yapmaya, sahip olmaya ve inanmaya eğitildiğinizin dışına çıkmaya davet ediyorum. Kendinize şunu sorun:
‘İşimle yaratamayacağıma karar verdiğim 6 şey nedir?
1————————————————-
2————————————————-
3————————————————-
4————————————————-
5————————————————-

6————————————————-
– Şimdi cevaplarınızın her birine tekrar bakın ve sorun:
‘Bunun imkansız olması gerçekten doğru mu?’
Bunun ortaya çıkması için neyi değiştirmem, seçmem ve kurup sürdürmem gerekir?’
‘Bunu ortaya çıkartmam için işime, hayatıma, yaşantıma ve realiteme neyi eklemem gerekir?’
– Şimdi imkansız olan bir başka 6 şey daha listeleyin.
1————————————————-
2————————————————-
3————————————————-
4————————————————-
5————————————————-
6————————————————-
İşinizle, hayatınızla, realitenizle, mali işlerinizle, paralarınızla ve nakit akımınızla ilgili olarak neyin imkansız olduğuna karar verdiniz? ‘ Bugün işinizle ve sizinle ilgili hangi sihir meydana gelebilir? Eğer işinizin sihirli olmasına izin verecek olsaydınız daha kolay olur muydu?’
Herkesin işini keyifle yapmasını, bolluk ve bereket içinde olmasını temenni ediyorum…. Sevgilermle,
Funda Öztürk
Simone Milasas kimdir?: İşin neşe alanından nasıl yapılacağını tüm dünyayı dolaşarak gösteren dinamik bir liderdir. 20 yılı aşkın bir süredir iş yaratımı ve geliştirme alanlarında önde gelen liderler arasında yer almaktadır. Onun hedefi, insanları işin nasıl bir yaratım kaynağı olabileceğini görmeleri konusunda güçlendirmektir. 170’den daha fazla ülkede bulunan Access Consciousness’in® Global Direktörlüğü’nü yürütmektedir.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aynı Anda 3 Farklı Resmi İçinde Barındıran Negatif Alan Testi: Siz İlk Olarak Ne Görüyorsunuz?

ne-goruyorsunuz-durbun-araba-a[1]

 

Aşağıdaki resime yakından bakın; Resimde ilk önce ne gördüğünüzü aklınıza kaydedin. Daha sonra, gördüğünüz şeyin karakteriniz ve yaşam algısı ile halihazırdaki zihin durumunuz hakkında neler söylediğini ortaya çıkarmak için okumaya devam edin;

 

İLK OLARAK NE GÖRDÜNÜZ?

Bir Araba

İlk önce bir araba gördüyseniz, bunun anlamı bağımsızlığın sizin için çok önemli olduğudur. Özgür bir ruha sahipsiniz. Sürekli bir yerde sabit kalma düşüncesi size çok uzak. Hareketten yanasınız. Her şeyin yolunda gitmesini istediğiniz gibi, kendi hayatınızda ilerlemeyi seviyorsunuz. Araba, aynı zamanda detaylara girip her durumu derinlemesine analiz etme becerinizi gösterir. Ve detay odaklı olmak, birinin sahip olabileceği inanılmaz bir yetenektir; şu an daha büyük resimlere bakmayı ve daha sonra perspektif kazanmayı unutmamalısınız.

Dürbünlü Bir Adam

Bu, hayatınızda her zaman daha büyük resme bakma eğiliminde olduğunuz anlamına gelir ve gereksiz ayrıntılara girmekle uğraşmazsınız. Gereğinden fazla detaylar sizi sıkar ve tüm resmi görebilen kişilerden olduğundan, fazla düşünmeye gerek kalmadan hızlı bakışlarla bilgileri absorbe ederek çözüme ulaşabilirsiniz. Kimsenin çözemediği problemleri, ufak bir müdahele ile halletme olasılığın oldukça yüksektir. Düzene ve akılcılığa önem veriyorsunuz ve gereksiz risk almayı saçma buluyorsunuz. İnsanların yapmaktan çekindiği görevleri cesaretle üstlenebilirsiniz. Meraklı ve araştırmacı bir yapınız var.

Büyük resmi görmek bir avantaj olsa da, bazen de ayrıntılara bakmak önemlidir.
“A” Harfi

Bu görselde görülmesi en zor noktadır. İlk önce onu gören birkaç kişi arasındaysanız, o zaman başkalarının yapamayacağı şeyleri, yapma ve görme kabiliyetine sahipsinizdir. Çok sezgiselsiniz ve kutunun dışında düşünmeyi gerçekten iyi biliyorsunuz.. Bilişsel yetiniz diğer insanlardan farklı olduğundan olayların ardındaki gerçeği görme konusunda oldukça iyisiniz. Örneğin televizyonda bir film izlerken, daha başından filmin sonunu doğru tahmin ediyor olabilirsiniz. 6.hisleriniz oldukça kuvvetli.

Kaynak: Filoji

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

İnsan Psikolojisine Meraklıysanız Mutlaka Göz Atmanız Gereken 2 Deney

be-the-best-student-in-your-class[1]

 

Bilim insanları ve büyük markalar insan doğasını gerçekten anlayabilmek için sosyal deneyler yapmayı sever. Bazen, katılımcılar normları yıkarak ve mantık dışı hareketler sergileyerek, psikologların bile onları anlayamamasına yol açıyor.
Filoji, beklenmedik sonuçlar doğuran birkaç sosyal deneyi sizler için seçti.
1- Herhangi bir işte çalışmayan belli bir kesime karşılıksız olarak aylık 560 Euro verilseydi?
Deney: Finlandiya’da 2 bin işsiz bu deney için seçilir ve 1 yıl boyunca bu kişilere aylık 560 Euro para ödenir. Bu para işsizlik parası adı altında ödenir ve insanlar üzerinde bu parayı aldıkları süre boyunca bir iş aramaları konusunda bir baskı oluşturulmaz. Bir iş bulsalar ve ya kursalar dahi bu parayı hala almaya devam edecekleri söylenir. Yani denekler tamamen özgür bırakılır.

Sonuç: Katılımcıların hemen hepsi iş bulma konusunda üzerlerindeki stresin büyük ölçüde azaldığı belirtti. 560 Euro Finlandiya için çok yüksek bir gelir olmamasına rağmen, insanların sevdiği işi seçebilecekleri, kendi işini kurabilecekleri ya da sahip oldukları eğitim düzeyini daha üst seviyeye taşıyabilmeleri için onlara nefes aldıran bir gelir.

Sonuç olarak katılımcıların hemen hepsi, bir yıl boyunca hiç çalışmadan gelir elde edeceklerini bilmelerine rağmen, sadece 6 ay sonra önceki gelirlerinden çok daha yüksek bir gelir elde etmeyi başardı ve girdikleri işlerde daha yüksek performans sergiledi. Bu deney gösteriyor ki, iş bulma konusunda kişiler üzerinde oluşan baskı kalktığında ve karşılıksız olarak gelir elde edeceklerini bilmelerine rağmen, bireyler iş aramayı bırakmıyor tam aksine iş bulma konusundaki motivasyonları artıyor.
2- Yetişkinlerin desteği çocukları nasıl etkiler ?
Deney: Bir öğretmen aynı sınıftaki çocukları onların göz rengine göre 2 gruba böler. Deneyin ilk gününde, mavi gözlü çocuklar diğerlerine göre daha fazla ayrıcalık, övgü ve destek görürler. Kahverengi göz rengine sahip olan çocuklar ise boyunlarına kurdele takmak zorunda olmaları gibi diğer çocuklara nazaran ayrıcalık ve ilgiden mahrum bırakılır. İkinci safhada ise gruplar yer değiştirir.

Sonuç: Ayrıcalıkları olan çocukların grubu ilk etapta beklendiği gibi öğretmenin desteğini hisseder ve çalışmalarında daha verimli sonuçlar alırlar. Ancak bununla beraber aynı zamanda diğer gruba karşı kibirli hale gelirler ve bir süre sonra derslerindeki ilerleme diğer sınıflara oranla geride kalmaya başlar. Diğer grup ise aşağılanmış hissedip en basit ders konularını dahi halledemez hale gelir.

 

Sonuç olarak kısa vadede övgü alıp ayrıcalık gösterilen çocuklar başarı sağlasa da, uzun vadede bu yöntem işe yaramıyor. Bu deney gösteriyor ki, eğitimde başarılı olan çocukları ödüllendirirken, başarısız çocukları gözardı ederek rekabet oluşturmak iyi bir model değil.

Bu 2 basit deney bize gösteriyor ki, ceza, ödül ve baskı gibi kavramlar üzerine bldiğimizi sandığımız birçok şey aslında tamamen yanlış olabilir.

kAYNAK: FİLOJİ

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Koklandığında Zekâyı Geliştiren Bitki – Bu Bitkiyi Koklamak Hafızayı %75 Oranında Güçlendiriyor

C0016603027--83367[1]

 

Birçok kişi zeka ve hafızanın güçlenmesinde teknolojik gelişmelerin büyük rol oynayacağını düşünüyor. Kısmen haklılarda. Fakat bunu gerçekleştirmek aslında düşündüğümüzden çok daha kolay olabilir. Bilimin de destekleyici bir tedavi yöntemi olarak kabul ettiği aromaterapi(bitki yağları ve özleriyle yapılan tedavi türü) buna en basit örneklerden biridir. Bu yöntemin işe yaramasının sebebi ise koklama sistemini yoğun bir biçimde harekete geçirmesi ve bu sistemin beyinle doğrudan bağlantılı olmasıdır. İkisi birbirine bağlı olduğu için birçok bilim insanı aroma terapiyle yakından ilgilenmiştir.

Koklama ve hafıza
Hafızaya bağlı algılarla, özellikle kokuyla, ilgili birçok araştırma mevcuttur. Birçok kişi istemli ya da istemsiz etrafında kokladığı şeylerle ilgili anılar oluşturmaktadır. Ancak zamanla uzmanlar, psikoloji biliminin ötesine geçerek kokuya beyinde kimyasal bir etki yaratan güçlü bir uyarıcı gözüyle bakmaya başlamışlar ve koku ve beyine etkisi üzerinde birçok araştırma yapmışlardır. İşte bu araştırmaların birçoğunda öne çıkan ve hepimizin yakından tanıdığı bir bitki var; “Biberiye.” Biberiyenin hafızayı %75 gibi bir hayli yüksek sayılabilecek bir oranda güçlendirdiği çeşitli araştırmalarla ortaya çıktı.

Hafızayı güçlendiren bitki: Biberiye
Yunan mitolojisi, güzellik ve aşk tanrıçası, Afrodit’i sudan biberiye ile kaplanmış bir şekilde çıktığını tasvir etmiştir. Ortaçağ’da biberiye birçok düğün ve cenaze de kullanılmıştır alkollere canlılık vermesi için katılmıştır. 14.yüzyılın sonlarına doğru İngiltere’de biberiye Shakespeare’in Hamlet metnin de şaşırtıcı bir şekilde “hatırlama bitkisi” olarak anlatılmıştır.
Biberiye üzerine yapılan araştırmalar
Biyolojik açıdan işe yarayan biberiye ile birlikte kullanılabilecek iyileştirici bileşimler mevcuttur. İçinde bulunan antioksidanlar radyasyondan ve kanserojen zararlılardan bedeni korumaktadır. Aynı zaman da içinde bulunan kafeik asidin, kafur, rosmanol ve betulin asidin canlı hücrelerle etkileşime geçerek uyarıcı etki yaratmaktadır.
Ancak biberiye üzerine yapılan gerçek manada bilimsel araştırmalardan en göze çarpanlarından biri ise 1987 yılına dayanıyor. Planta Medica journal’dan dört araştırmacı, fareler üzerinde bu bitkiyi test ettiler. Sadece biberiye kokusuna maruz bırakılan farelerin kan akışında bariz bir artış gözlemlediler. Bu biberiye bitkisinin biyolojik etikilerinin olduğunu gösteren ilk işaretti fakat son değildi.
Diğer önemli araştırma ise 1998 yılında gerçekleşti ve International Journal of Neuroscience’da yayınlandı. Bu araştırmada Miami Üniversitesi Tıp Fakültesinden birkaç araştırmacı bitkiyi insanlar üzerinde test etti.

40 yetişkin seçildi ve bir kısmına lavanta bir kısmına da biberiye koklatıldı. Ardından deneklerden, terapinin öncesinde ve sonrasında matematik problemleri çözmelerini istediler. Sonuçlar ise şaşırtıcıydı. Buna göre lavantayı koklayan katılımcıların hepsi kendilerini daha rahatlamış hissettiklerini belirtti ve deney öncesine göre soruları biraz daha kolay çözdüler. Ancak biberiye kullananlarda ise durum farklıydı. Biberiyeye maruz kalanlar kendilerini daha uyanık ve zinde hissetiler ve lavanta grubuna oranla soruları iki kat daha hızlı çözdüler.
2003 yılında ise çok daha kapsamlı bir çalışma yapıldı. 144 kişilik bir grubu üçe bölen araştırmacılar, bir gruba hiçbir şey koklatmadı, diğer gruba lavanta, diğer grup ise biberiye koklattı. Biberiye kokusuna maruz kalan grup hafıza performasında %75 oranında oldukça yüksek ve beklenmeyen bir artış yaşadı. Biberiye koklamayan grup ise testlerde hemen hemen aynı performansı sergiledi. Bu deney biberiyenin insan beyninde bilişsel yeti açısından ne kadar önemli ve etkili bir bitki olduğu ortaya çıkardı. Uzmanlar özellikle 75 yaş üstü insanların düzenli olarak saf biberiye yağını koklamalarının zihinsel sağlık açısından oldukça faydalı olacağını dile getiriyor.

kAYNAK: FİLOJİ

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »