Archive | 20 Nisan 2017

Aradığımız kendimiziz…

393679-3-4-88076[1]

 

 

” Bir Zamanlar duyduğum bir hikayeye göre her birimiz bu hayata saf, kusursuz, ışıltılı bir elmas olarak gelmişiz. Ancak büyümenin zorluklarını Ve hayatın acılarını yaşayınca, içimizdeki bu pırıltı bir yığın döküntü altında kaybolurmuş. Daha sonra yetişkinliğimizde, bütün bu dağınıklığı parlak ışıltılı bir kat cila ile örteriz. Dünyaya sunduğumuz bu yapay kaplamayı kimsenin o kadar da olağanüstü bulmamasına şaşarız. Zaman geçtikçe, bu koruyucu kabuğun gerçek kişiliğimiz olduğuna inanmaya başlarız ve tüm kimliğimizi bu kabuk etrafında şekillendiririz.
Fakat gerçekten şanslıysak, hayat bize bir hediye sunar; bir “uyandırma çağrısı”. Öyle bir olay olur ki, bir an için bu sertleşmiş yüzeyi çatlatır, çamur katmanları arasından bakıp derinlerdeki Işıl Işıl mükemmelliğin parladığını yakalayıveririz.
Sonra da, hayatımız boyunca bu üstün güzellik ve özgürlüğün içlerine, özümüze doğru bir yolculuk yaparız. Aslında daima bu kusursuz, saf elmas olduğumuzu ve olacağımızı keşfederiz.
Aradığımız kendimiziz… ” B.Bays (Yolculuk kitabından)

Elma pancar ile karaciğer temizleyen detoks nasıl yapılır

elma-pancar-ile-karaciger-temizleyen-detoks-376x280[1]
Elma pancar ile karaciğer temizleyen detoks nasıl yapılır: Doktorlar için karaciğerin sağlıklı olması genel vücut sağlığı için çok önemlidir. Sağlıklı bir detoks için en büyük etkendir.  Kötü beslenme, fiziksel hareketsizlik, alkol kullanımı, işlenmiş gıdaların fazla tüketimi, karaciğerin yağlanmasına yani dolaylı olarak vücudun yağlanmasına neden olur.
Bu yüzden size karaciğerinizi detoks yapan, vücuttaki fazla yağları eriten ve forma girmenizi sağlayan Elma pancar ile karaciğer temizleyen detoks tarifini öneriyoruz.
Elma pancar ile karaciğer temizleyen detoksu gerekli malzemeler:
6 adet kıvırcık lahana yaprağı, yarım limon(kabukları soyulmuş), 2 adet organik kırmızı elma(yıkanmış ve kesilmiş), bir-iki santim büyüklüğünde zencefil kökü, 1 adet organik pancar (yıkanmış ve soyulmuş), 3 adet organik havuç (yıkanmış ve soyulmuş). Gerekli mazlemeleri temin ettiyseniz hemen yapılışına geçelim.
Elma pancar ile karaciğer temizleyen detoksu hazırlanışı:
Hazırlama süresi ortalama 8 dakika sürüyor. Tüm malzemeleri blendır veya katı meyve sıkacağına koyun. Blendıra koyduysanız 1-2 bardak su ilave etmeniz gerekir. İyice parçalandıktan sonra süzgeçle sıkmanız ve karıştırmanız gerekir. Katı meyve sıkacağı kullandıysanız malzemeleri iyice karıştırın.
Oluşan karışımı biraz buz ile servis edin. 1 haftada etkisini gösterecektir. Günde 3 bardak içebilirsiniz. Sabah öğlen akşam olmak üzere yemeklerden sonra.

Kaynak: Diyet evi

Genetik bilgi: Düşünce gücü ile genleri harekete geçirmek

Artık, uyuyan genlerin uyandırılabileceğini biliyoruz. “Kalıtsal” terimi, bundan 20-30 yıl öncesine kadar Kader ya da Alın yazısı ile neredeyse eş anlamlıydı. Bir kuşaktan diğerine aktarılan özellikler değiştirilemez görülmekteydi. Oysaki yetenek, büyük çabalar sonucunda elbette geliştirilebilir. Çevre ve diğer dış etkenler genlerimizin işleyişini değiştirebilir.
genetik-bilgi-dusunce-gucu-genleri-harekete-gecirmek-aktivasyon[1]

Genetik Kodumuzda Saklı Gizemler
Diğer bir mucizevi olan kısımsa; işleyiş ilkelerinin temelde aynı olmasına karşın, genlerin sonsuz sayıda kombinasyon olasılığından dolayı hiçbir varlığın birbiriyle tamamen özdeş olmamasıdır. Doğacak bir çocuk için yetmiş trilyon gen kombinasyonu olasılığı vardır. Dolayısıyla, güzel bir kadınla zeki bir adamın evliliğinden her zaman yakışıklı bir dahi doğmaz. Bu aynı zamanda sizin ne kadar eşsiz ve özel olduğunuzun da bir göstergesidir. Meseleye şöyle de bakabilirsiniz: Siz varsınız, çünkü yetmiş trilyon olasılık arasından denk gelip seçildiniz. İşte siz, bu kadar özelsiniz!
Yararlı genlerinizi harekete geçirin!
Japoncada, “hastalık zihinden ileri gelir” diye bir özdeyiş vardır. Başka bir ifadeyle, düşünce tarzımız bizi hasta edebilir ya da tam tersine iyileşmemize yardımcı olabilir. Bazı bilim adamları, genlerimizin ve işleyişlerinin mutlu bir yaşam sürüp sürmeyeceğimizi belirlediğine bile inanmaktadır. Bu, insanın mutluluğunun doğduğu anda genetik olarak belirlenmiş olduğu anlamına gelmemektedir.

Mutluluğu yöneten genler; herkesin içinde gizlidir ve sadece devreye alınmayı bekler. Bize düşen görev, onları harekete geçirmek ve yaşantımıza fayda sağlayacak biçimde çalışmalarını sağlamaktır. Bilindiği kadarıyla; genlerimizin yalnızca %5-10’luk bir bölümü gerçek anlamda çalışmaktadır. Geriye kalanlarının ne yaptığıysa meçhuldür. O halde, nasıl yaparız da genlerimizi mutlu olmamızı sağlayacak biçimde çalıştırırız? Bu sorunun cevabı: Her günü olumlu bir tutum içinde ve dolu dolu yaşamaktır.
Hayata karşı coşku dolu bir yaklaşımın, insanı başarıya götürme ve mutluluk duymaya yol açan genleri harekete geçirme olasılığı çok yüksektir. Olumlu bir tutum içerisinde, coşku dolu ve zindeysek yaşam kolay akar. Böyle bir zihinsel durum; iyi genleri harekete geçirirken, kötülerini hareketsizleştirir. Nasıl çalıştığı henüz tam olarak anlaşılmamış olmakla birlikte günümüzde yaygın olarak konuşulan ve benimsenen “pozitif düşünce” kavramının bu ilkeyle bağlantılı olduğu düşünülebilir.

Genetik bilgi: Düşünce gücüyle genlerimizi harekete geçirebilir miyiz?
Birçok insan hayata karşı olumsuz bir yaklaşım içindeymiş gibi görünmektedirler. Böyle bir yaklaşım genler açısından zararlıdır. “Fazla yememeliyim”, “fazla içmemeliyim”, “sigarayı bırakmalıyım”, “kilo vermeliyim” ve “daha iyi beslenmeliyim”… Yararlı genleri harekete geçirmeyen düşüncelere örnektir. Diğer bir deyişle, bu ifadelerde normalde bir hata olmamasına karşın; bizim için geçerli olduklarına inanmamız gereksiz gerginliğe yol açabilir ve bu gerginlik de, genlerimiz üzerinde olumsuz etki yapabilir.
Sonuçta size “neyin iyi geldiği” kendinize bağlıdır. Eğer canınız bir şey çekiyorsa, yiyin. Sizi hasta etmediği sürece onun tadını çıkarabilirsiniz. Önemli olan şey; mümkün olan en fazla sayıda zararlı geni “kapamak” ve yararlı genleri harekete geçirerek, size hizmet etmelerini sağlamaktır. Bunu başarmanın anahtarıysa, düşünce tarzınızdır.

Hücre ve genlerin yaşamsal gizemleri: “Açma/kapama” mekanizması
Hayatımız, bir anlamda DNA’larımızda kayıtlı olan uçsuz bucaksız bilgiye bağlıdır. Tek bir gende kayıtlı bilginin, bedenimizde bulunan altmış trilyondan fazla hücrenin her birinde kayıtlı bilgiyle birebir aynı olduğu gerçeği; bedenin herhangi bir kısmından alınacak bir hücrenin, yeni bir insan yaratmak için kullanılabileceğini ifade etmektedir.
Hücre çekirdeğindeki genler, içlerinde ucu bucağı bulunmayacak miktarda bilgi depolar. Bu bilgilerin arasında, genlerin belli durumlarda nasıl çalışacağına ve çalışmayı ne zaman durduracağına ilişkin talimat da vardır. Genetikçiler bunu “açma/kapama” mekanizması” olarak adlandırırlar. Bu “açma/kapama” mekanizmasının varlığı ise artık bir sav değil, gerçektir. Bundan kırk yıl kadar önce; Paris Pasteur Ensitüsü’nde çalışan iki iki bilim adamı, François Jacob ve Jacques Monod, genellikle bağırsaklarda yaşayan bir bakteri olan koli basili üzerinde deney yaparlarken, genlerin “açma/kapama mekanizmasına” çok benzer bir işlev keşfettiler.
Koli basilinin temel besin kaynağı glikozdur. Hem laktoz hem de glikozun bulunduğu durumlarda bakteri, şaşmaz olarak ikincisini seçmektedir. Yapılan deneyde, ortama önce glikozun yanı sıra laktoz da verildiğinde bakteriler laktoza ilgi göstermedi. Bir sonraki adımda, besin kaynağı tek başına laktozdu. Bakteriler başlangıçta bir şey yemediler ancak aradan kısa bir süre geçtikten sonra laktoz tüketerek hızla çoğalmaya başladılar.
Jacob ve Monod yaptıkları deneyle, bakterilerin laktoz tüketme yeteneğinin, bu maddenin ortama verilmesinden sonra mı edinildiğini yoksa hep mi var olduğunu belirlemeye çalışıyorlardı. Uzun araştırmalardan sonra, bu yeteneğin sonradan edinilmediği sonucuna vardılar. Başka bir deyişle; laktozun bozulmasını sağlayan laktaz enzimini üretme yeteneği, koli basilinin doğasında vardı. Ortamda glikoz bulunduğu sürece, enzimi üreten genin düğmesi kapalı oluyordu. Bakteri, besin kaynağı olarak sadece laktoz bulabildiğinde ve hayatta kalmak için laktozu sindirmek zorunda kaldığındaysa gen harekete geçiriliyordu.
Genetik bilgi nedir?
Genlerimizde kayıtlı olan ve “genetik bilgi” olarak adlandırılan bilgi, üç milyar kimyasal harfe eşdeğerdir ve basılmaya kalkılsa her biri biner sayfalık, üç bin cilt oluşturur.
Bedenimizde olup biten her şey kimyasal tepkimelerin sonucudur. Yaşamı bir kimyasal tepkime olarak tarif etmek hiç de iç açıcı olmayabilir. Ama ne yapalım ki bu bilimsel gerçekliğin en iyi göstergelerinden biri de insanların kriz anlarında kazandıkları insanüstü güçtür. Kaza ya da yangın gibi acil durumlarda, kaldırılması olanaksız eşyaları kaldırabilen kişiler olduğunu duymuşsunuzdur. İlk gereklilik enerjidir. Acil bir durumda, o zamana kadar hücreye elli kiloyu kaldırmaya yetecek kadar enerji üretmesini emretmiş olan genler, enerjinin iki katına çıkarılmasını buyurur. Aslında her bir yaşam süreci, belli bir durumla uğraşmaya yönelik kimyasal tepkimelerin sonucudur. “Yaşamak” bu anlama gelir.

Genetik bilgi: Düşünce gücüyle genlerimizi harekete geçirebilir miyiz?
Düşünün ve genlerinizi harekete geçirin!
“Olumlu” ve “olumsuz” düşünme kavramları bize artık öylesine tanıdık gelmektedir ki; “olumlu düşün” ifadesi gündelik dilimizin adeta bir parçası halini almıştır. Ancak, yaşamda hem iyi hem de kötü şeyler vardır. İşler ters giderken, olumlu bakışı yitirmemek her zaman kolay değildir.
İki kavram arasında ki farkın açıklığa kavuşmasına yardımcı olmak üzere “olumlu” ve “olumsuz” düşünmeyi entropi bağlamında karşılaştıralım. Suyla dolu bir küvete bir damla mürekkep eklerseniz ne olur? Mürekkep derhal suyun içinde yayılmaya başlar. Peki, neden bir noktada toplanıp orada kalmaz? Bu olayın altında derin bir açıklama vardır.
Fiziksel alemde, düzensizliğe doğru doğal bir eğilim olduğu düşünülür ve bu eğilim “artan entropi” yasası olarak bilinir. “Artan entropi” yasası, sadece mürekkep için geçerli olmayıp; bütünüyle madde alemini ilgilendiren bir yasadır. Genler ansızın bütün hızlarıyla çalışmaya başlasalardı, bu hemen ölmeleri anlamına gelirdi. Çünkü fazlasıyla yıpranırlardı. Oysa normal koşullarda genlerimiz, bizi hayatta tutmak ve bedenimizdeki entropinin artmasını önlemek için çalışmaktadır. Buna “entropi azalması” denir.
Entropi ilkesini olumlu ve olumsuz düşünme kavramına uyarlarsak; olumlu düşünmenin entropi azalmasına, olumsuz düşünmenin ise entropi artışına yol açtığı kabul edilebilir. Daha açık bir ifadeyle; neşe, heyecan, inanç ve dua gibi olumlu etkenler, yararlı genlerde bulunan belgeleri faal hale getirirken; kaygı, gerginlik, korku ve ağrı gibi olumsuz etkenler aynı belgeleri hareketsizleştirmektedir. Bedenimizdeki muazzam sayıdaki genin yalnızca %5-10’u işlev görmektedir.
Bilim adamları, geri kalan genlerin ne yaptığı hakkında hiçbir bilgiye sahip değildir. Onlar, içlerinde belki insan evriminin tarihini, belki de insanın gelişimini sağlayacak gizli gücü saklamaktadır. Ve biz onların ne olduklarını henüz bilmiyoruz.
Vücudumuzda, genlerimizde yazılı olmayan hiçbir şey gerçekleşmez. Ne mutlu bize ki genlerimizin önünde sayısız seçenek bulunmakta; kullanılmayan genlerin büyük bir yüzdesi kendi kendilerini sağaltma gücünü elinde tutmaktadır. Bu yüzden genlerimizin şu anda bize söyledikleri, en son söyleyecekleri sözler değildir. İyi genler her an devreye girip, kötü genler de devreden çıkabilir. Bizi hasta eden genlerimizin yanı sıra, hastalığı bastıran genlere de sahibiz. Hem kansere yol açan hem de kanseri engelleyen genler olduğu kaydedilmektedir. Bunlar birlikte var oldukları sürece, denge korunmaktadır. Bu durum diğer hastalıklar için de geçerlidir. Önemli olan dengedir.

Genlerimiz biz düşünmeye başlamadan harekete geçer
Kendimizle, farkında bile olmadan konuşuruz. Endişeliysek, olumsuz bir bakış açısıyla düşünür ve düşündüklerimizi uygularız. Öte yandan güneşli bir sabah gezintisi, “Ne güzel bir gün!” Kendimi çok iyi hissediyorum!” diye haykırmamıza yol açabilir. O anda hücrelerimiz bu çığlıktan yarar görmektedir. Önce günışığını görsel olarak kaydedip, beynin bu mesajı bütün vücudumuza iletmesini beklememiz gerekmez.
Dışarı adım atar atmaz, hücrelerimiz güzel havaya yanıt verir ve harekete geçer. Hücreler, beyinden gelen talimata göre hareket etmelerine rağmen, aynı zamanda bağımsız bir organizmadır. Bu, “açma/ kapama” mekanizması üzerinde düşünülürken, üzerinde durulması gereken bir noktadır. Gerçek yaşamda, hepimizin sağlıksız ya da enerji yüklü olmadığı zamanlar vardır. İş hayatında sorunlarla karşılaşabilir ya da başkalarıyla ilişkilerinizde zorlanabilirsiniz. Böyle zamanlarda karamsarlığa kapılmamak oldukça güçtür.
Size enerji veren genlerinizi harekete geçirin!
Kendinizi bu duygudan nasıl kurtarabilirsiniz? Size enerji veren genlerinizi harekete geçirerek… Bunu nasıl yapacağınızı, yaşayarak kazandığınız bilgelik sayesinde keşfedebilirsiniz. Bu yolda atılacak en önemli adımlardan birisi coşkulu olmaya çalışmaktır. Eğer yaşadığınız anda coşkunuzu arttıracak bir şeyler bulamıyorsanız, sizi derinden heyecanlandırmış olan geçmiş bir anı düşünün. Coşku; sevinç ve heyecan karışımı bir duygudur.
Coşkulu olmak, aynı zamanda gençliğin ve uzun yaşamanın yollarından biridir. İnsanlar, duygulandıkları zaman genellikle ağlarlar. Güçlü duygular gözümüzden yaş getirir ancak, fizyolojik olarak bu genlerin ortaya çıkardığı bir durumdur. Ve zihnimizin, genlerimizi nasıl etkilediğinin bir göstergesidir. Ağlayacak kadar heyecan duymak güzel bir şeydir. Üzüldüğümüz zaman ise, güzelce ağlamak bizi rahatlatarak kendimizi iyi hissetmemizi sağlar. Kendimizi iyi hissetmemiz, iyi genlerimizin harekete geçtiğinin işaretidir. Uzun ve dolu dolu bir ömür sürdürebilmek için; kalbinizin derinliklerinden gelen, içten duygular uyandıran işlerin ve ilişkilerin peşinden gitmek önemlidir.
Yetenek her yaşta ortaya çıkabilir
Genlerin harekete geçirilmesinde üç etken vardır. Genin kendisi, çevre ve zihin…
Dahi: Kendisine, geçmiş kuşaklardan miras kalan genleri bir etkiyle aniden harekete geçmiş kişidir.
Tüm insan ırkının gizil gücü, bireyin genlerinde saklıdır. Bu yüzden, olağanüstü yeteneklere sahip analar ve babalar, kendileri kadar iyi olmayan çocukları karşısında hayal kırıklığına uğramamalıdır.
Ne kadar yaşlanmış olursak olalım, hayatımızın herhangi bir döneminde gelişme gösterebiliriz. İçimizde bir şeyler başarma tutkusu ve enerjisi varsa, her şey mümkündür. Başarıya ulaşmanın önündeki tek engel “ben bunu yapamam” düşüncesidir. Gizli yetenekleri geliştirmeye başlamanın “erken” i de yoktur. “Doğum öncesi eğitim”, anne adayının bilinçli olarak iyi müzik dinlemesini, iyi kitaplar okumasını, sanata eğilmesini ve doğmamış çocuğuna sevgiyle seslenerek, eğitmesini içerir. Bu eğitim; cenin için zararlı sayılan, olumsuz duygular uyandıran şeylerden kaçınmayı da kapsar.
Doğanın hedefi çeşitliliktir. Ne, yüksek IQ’lu insanların birbiriyle evlenmesi önemlidir, ne de daha düşük IQ’lular arasındaki evlilikler… Olasılıklar her durumda eşittir. Herkes, içinde uyuyan muhteşem yetenekleri geliştirebilir. Yapmaları gereken tek şey, genlerini harekete geçirmeyi öğrenmektir. Uykudaki genler, yeni bir çevreyle karşılaştıklarında aktif hale gelebilir ve sanki bu fırsatı bekliyormuş gibi hemen işe koyulurlar.
‘Tutumunuzu verin ve kendinizi verin!’
Yeni bir çevrede bulunan herhangi bir uyarıcı, kişide ani bir başkalaşım yaratabilir. Japonlar: “tutumunuzu değiştirin ve kendinizi verin” derler. Kafa yapısının bu şekilde değiştirilmesi, varlığından haberdar bile olmadığımız genleri uyandırabilir. Zaman zaman normal yaşantınızın dışına çıkıp; size kimlerin, nerelerde, neler sunduklarına bir bakın. Eğer çevrenizin ve etkileşim halinde olduğunuz insanların hiç dışına çıkmaz, hep aynı yerde kalıp, hep aynı şeyleri yaparsanız, bakış açınız da dahil olmak üzere; her şey aynı kalacaktır. Hem zihinsel hem de bedensel olarak canlanmak için alışkanlıklarınızdan düzenli aralıklarla silkinin. Çevre değişikliği, yeni şeyler görmenizi sağlayarak, size yeni bir hayatın kapılarını açabilir.

Dolu dolu ve mutlu bir yaşam için zihnimizi kullanarak, genlerimizi harekete geçirmeliyiz. Yeni şeylerle, yeni bilgilerle, yeni çevrelerle karşılaşmak “kapalı” genlerin harekete geçirilmesi için mükemmel fırsatlardır. Gelişim ve büyüme için alıştığımız kalıpların dışına çıkmak, farklı düşünce biçimlerini benimsemek ve her zaman yaptıklarımızın dışında bir şeyler yapmak önemlidir.
* Dr Kazuo Murakami’nin Genlerinizi Uyandırın isimli kitabından alıntılanmıştır.”

Kaynak. indigo dergisi

Öz Saygınızı Korumanızı Sağlayacak 5 Alışkanlık

saygınızı[1]

 

 

Pek çok durumda kendimize olan saygımızı fark etmeden de olsa baltalarız. Ama kendinize olan öz saygınızı yitirmemek için edinebileceğiniz basit alışkanlıklar var. Bu alışkanlıkları, sizi mutlu ve tatmin edici bir hayata kavuşturacak önemli ipuçları olarak da düşünebilirsiniz.
“Öz saygı kendiliğinden verilmiş değildir; sonradan kazanılır.”

-Nathaniel Branden

1. Kendinize saygı duyun
Kendinize saygı duymanız güçlü bir öz saygı hissi kazanmak için önemli bir anahtardır. Peki, kendimize nasıl saygı duyabiliriz? Öncelikle, ihtiyaçlarımızı ve değerlerimizi tanımalı ve onları karşılamalıyız. Her zaman kendimizi geri planda tutup başkalarının ihtiyaçlarına öncelik veremeyiz. Eğer kendimizi nasıl mutlu edeceğimizi bilmiyorsak, başkalarını da mutlu etmekte zorlanacağız demektir.
Duygularınızı ifade edin ve onları ifade ettiğiniz için de suçluluk hissetmeyin. Birine ya da bir şeye karşı kızgınlığınızı yapıcı bir şekilde ifade etmeniz sizi kötü bir insan yapmaz. Sizi gururlandıran tüm taraflarınıza değer verin. Sıklıkla onları ön plana çıkarın.
2. Kendinizi olduğunuz gibi kabul edin
Eğer gerçekten hayatınızı yaşamak istiyorsanız kendinizi olduğunuz gibi kabullenmeniz çok önemlidir. Eğer bunu yapmazsanız, kendinizi bir yalanın içinde yaşıyorken bulabilirsiniz.

Sizin hayatınız özgün ve tamamen size ait olmalı. Herkes gibi olmaya çalışmayın. Belki kendinizi başkalarıyla kıyaslıyor olabilirsiniz ve onlar size mükemmel görünüyor olabilir, ama gerçekten öyle mi acaba? Hayatınızı sevmeyi öğrenin ve kendinizi olduğunuz gibi kabullenin. Ancak o zaman mutlu ve uyumlu bir şekilde yaşarsınız.
3. Hatalarınızı görün
Hatalarınızla yüzleşmekten kaçarsanız, hayatınız bahanelerin ardına gizlenerek geçebilir. Tüm bunlar çok büyük enerji kaybetmenize sebep olur.
Hatalarınızdan ders alın! Hatanızı ve ürettiğiniz bahaneyi görün ve sorumluluğu üstlenin. Nerede yanlış yaptınız? Ne oldu? Bahane bataklığına bir yenisini daha ekleyip sorumluluktan kaçmayın. Öğrenmek ve bir insan olarak gelişme kaydetmek için bu andan faydalanın. Hatalar bizi zayıf ya da kırılgan yapmaz. Onlar bizi daha güçlü kılar ve gelecekteki olası hatalardan kaçınmak için hazırlıklı olmamızı sağlar.

4. Özeleştiri konusunda dikkatli olun
Kendimizi eleştirmek her zaman kötü değildir ama dikkatli olun! Dozunu kaçırdığınız eleştiriler sizi yıkabilir. Bu yüzden bunun yerine siz onu yıkmalısınız.
İçimizdeki eleştirel ses, negatif ve heves kırıcı ise gelişmekten bizi alıkoyar, onu durdurmasını bilmeliyiz.
Hiçbir zaman başaramayacaksın. İçimizdeki ses beynimizin arkasından bu cümleyi yumuşakça fısıldar. Eğer o fısıltı oluşursa, şöyle düşünün: Hiçbir zaman başaramayacağım nereden belli? Denedim mi? Başarısız mı oldum? Bazen, bir problemin çözümünü öğrenene kadar onunla birden çok kez karşılaşmanız gerekebilir. Eğer bir şeyi istiyorsanız, başarmak için çok çalışın. O zehirli fısıltıyı susturun.
Sen onlardan daha kötüsün. Hiçkimse başkasından daha iyi ya da kötü değildir – hepimiz birbirimizden farklıyız! En iyisi birbirimizi nasıl tamamlayacağımızı, birbirimize nasıl yardım edebileceğimizi görmektir. Kendinizi hiç kimseyle karşılaştırmayın. Öğrenin, çok çalışın ve kendiniz olun. Siz kendinize özgü ve benzersizsiniz, tıpkı diğer herkes gibi.
Beni sevmiyorlar. Emin misiniz? Onlara sordunuz mu? Belki de onlardan gelen sinyalleri yanlış algılıyorsunuz. Hem sizden hoşlanmıyorlarsa bile, kimin umurunda! Bu dünyanın sonu değil, değil mi?
5. Kimseden onay beklemeyin
Pek çok kişi tarafından yapılan hatalardan biri de başkalarının onayını almak için uğraşmaktır. Bu derinlerde yatan bir özgüvensizlik belirtisidir.

Neden başka birisini mutlu etmek için bir şey yapayım ki?
Paylaş
Başkalarını tatmin etmeye uğraşmayın. Eğer farklı düşünüyorsanız, bunu bilsinler!
Kararlı olun, kararlı davranın ve kararlı düşünün. Diğerleri hiçbir zaman her konuda sizinle aynı fikirde olmayacak, bunu düşünün ve kendiniz olun!
Başkalarından onay beklemek, başkalarından iyi olmadığımızı düşünmek, kendimiz için durmadan bahaneler üretmek, düşüncelerimizi ifade etmemek… Bunlar size tanıdık geliyor, değil mi? Umarız bu yazı daha mutlu olmanıza yardımcı olur ve olmak istediğiniz yere ulaşmanızı kolaylaştırır. Önemli olan sadece sizsiniz, başkaları değil!

kAYNAK: Aklınızı Keşfedin

KEMİK ERİMESİ OLANLAR İÇİN MÜTHİŞ REÇETE

KEMİK-ERİMESİ-OLANLAR-İÇİN-MÜTHİŞ-REÇETE-Sonsuz-şifa[1]

 

Yumurta kabuğu eskiden önemsiz bir çöp olarak nitelendirilirdi ve çöpe giderdi. Ancak sonradan yapılan araştırmalar yumurtanın en büyük faydasının kabuğu olduğunu ortaya çıkardı.
Yumurta kabuğu kürünün en büyük faydalarından bazıları ise kemik yapısını güçlendirici etkileri, dişleri güçlendirici etkileridir.
Kemik Erimesine Karşı Yumurta Kabuğu Kürü Tarifi:
* Yumurta kabuğunun mikrobunun tam anlamıyla kırılabilmesi için öncelikle çok iyi şekilde haşlamak gerekiyor.
* Haşlanan yumurtamızın kabuğunu soyuyoruz ve ardındna üzerindeki zarı da alıyoruz. Yumurta kabuğunun zarı da en az kabuğu kadar faydalıdır ve kalsiyum açısından zengindir.
* Yumurta kabuğu kürü için gerekli olan yumurta kabukları ve zarı blender içerisinde toz haline gelinceye kadar parçalıyoruz. Çok iyi şekilde parçalanmadığı taktirde yerken çıtır çıtır bir ses oluşturacak ve bu hoş olmayacaktır. Bu nedenle besinlerin içerisinde hissetmeden tüketebilmek için toz haline gelebilmesi gerekmektedir.
* Toz haline gelmiş olan yumurta kürü sek şekilde 1 çay kaşığı kadar yenir. Yumurta kabuğu tozunun ardından meyve suyu içebilirsiniz. Tozu, süt ve saf meyve suyuyla birlikte tüketildiğinde etkileşime geçer ve faydaları artar. Dilerseniz limon suyu da koyabilirsiniz.
* Özellikle sabah kahvaltıdan önce veya akşam yemekleriyle birlikte tüketildiğinde çok faydalı olduğu tespit edilmiştir

Kaynak: Aklınızı kullanın

Hayat, Seni kaç kişinin aradığı, Kiminle çıktığın ya da evli olduğun değildir.

iyi-bir-hayat-surme-ihtimali-en-yuksek-ulke-6739184_x_5115_o1[1]

 

Hayat, Seni kaç kişinin aradığı, Kiminle çıktığın ya da evli olduğun değildir.
Kimlerin seni sevdiği, Hangi sporu yaptığın da değildir.
Hayat, Ayakkabıların, saçın, derinin rengi de değildir.
Nerede yaşadığın veya işin de değildir.
Girmeyi başardığın okullar da değildir.
Hayat, Notlar, para, üniforma, beyaz önlükler, gelinlikler ve giysiler hiç değildir.
Hayat; Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
Zor gününde kimin yanında olduğundur.
Kendin için neler hissettiğindir.
Güven, mutluluk, şefkattir.
Ailene, arkadaşlarına ihtiyaç anını hissedip destek olmak ve
Nefretin yerine sevgiyi koymaktır.
Yaşım büyük, sıra onda, ben zamanında çok yaptım egoları değildir.
Hayat; Kıskançlığı yenmek, Önemsemeyi öğrenmek ve Güven geliştirmektir.
Ne dediğin ve ne demek istediğindir.
İnsanların sahip olduklarını değil, kendilerini olduğu gibi görmektir. Her şeyden önemlisi, Başkalarının hayatını karşılıksız olumlu yönde etkilemektir.
Hayat, her şeye rağmen sevmek sevilmektir . …
Bu bilinç ve farkındalığın yükseldiği bir gün olsun 💛
Alıntı

Hemen Yapmanız Gereken 25 Şey

hemen-yapmanız-gereken-25-şey[1]

 

T üm hayatınızı bu yazıdan sonra değiştirebilirsiniz. Evet bu 25 adımı hemen uygulayın ve büyük değişimi yakalayın. Bu 25 adım hem çok kolay hem de çok zor. Bu tamamen sizin bakış açınızla ilgili bir şey. Değişime olan inancınız ve isteğinizle ilgili bir durumdur.

1- Geçmişi Bırakın.
Pek çok kez duydunuz ama beyniniz buna izin vermiyor. Yapmanız gereken güçlü bir karar ve hesaplaşma yaşamak. Hesaplaşın geçmişinizle ve geçmişi geçmişte bırakın.

2- Eski İlişkinizi Affedin.
Şu anda geçmişte kalması gereken aşkı veya ilişkiyi bitirin.

3- Akışı Kontrol Etmeyi Bırakın.
Akışa müdahale etmeyin ve tamamen değişimi kucaklayın.

4- Aynaya Bakın ve Kendinizi Sevin.

5- Nefret Ettiğiniz Neyse Hemen Bırakın.

6- Amacınızı Keşfedin ve Gerçekleştirmek İçin Adım Atın.

7- Kilolarınız ve Fiziğinizle Barışın.

8- Kaderinize ve her şeyin iyi olacağına güvenin.

9- Meditasyon yapmaya başlayın.

10- Korktuğun şeyle yüzleş.
O kadar korkunç olmadığını göreceksiniz.

11- Değişimi kabullenin.

12- İnsanları değiştirmeye çalışmayın.

13- Cevaplar sende başkasında aramayı bırak.

14- İç sesine odaklan ve onu dinle.

15- Gülümse özellikle aynada kendini gördüğünde

16- Tuhaflıkların seni sen yapan şeyler onları sev.

17- Sıcak bir çay ve kahve keyfini atlama.

18- Dünyayı güzel ve güvenli bir yer olarak gör.

19- Pozitif düşünmeye başla ve hemen şimdi.

20- Anın tadını çıkar. Anın gücüne tanık ol.

21- Herkesi eşit ve değerli olarak gör.

22- Yaşamını sev ve bir ödül olarak kabul et.

23- Mücadeleyi kabul et ve sev.

24- Yaşam bir derstir. Tüm dersleri kabul edin.

25- Dünya ile savaşma sadece oyna.
Hayat bir oyun alanıdır. Hayatı ne kadar eğlenceli hale getirirsen o kadar mutlu olursun.

Kaynak: Bilgi erdemdir

Soğanı 4’e Bölüp Yatak Odanıza Koyun Etkisi İnanılmaz

S oğan yüzyıllardır Geleneksel Çinde tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Soğan çok sağlıklı bir sebze, neredeyse tüm yemeklerimizde soğanı kullanırız. Türk yemeklerinin olmazsa olmazıdır diyebiliriz. Soğanın güçlü bir doğal antibiyotik etkisi ve doğal bir ağrı kesici etkisi de vardır. Herkes soğanın güçlü kokusunu bilir. Bunun nedeni içinde bulunan propanthial (kükürt) maddedir.

onion-276590_640[1]

Grip, soğuk algınlığı vb. rahatsızlıklarınızda soğanı dörde bölüp yatak odanıza koyun. Soğan odanızda mikropları absorbe etmeye yardımcı olabilir. Ayrıca soğanın doğal kokusu solunumunuzu rahatlatabilir. Dünya sağlık örgütü soğanın solunum yollarına yardımcı etkisini kabul etti. Öksürüğü azalttığı ve bedensel ağrıları azalttığı söylenmektedir.

Soğanı ince ince doğrayıp ayağınızın tabanına koyduğunuzda vücudunuzda rahatlama ve ateş varsa onda düşüş yaşayabilirsiniz. Soğanı yemeklerinizde kullandığınız gibi pişirmeden de tüketin.

soğa[1]

Ayrıca göğsünüze koyarak göğüs tıkanıklığını azaltmada yardımcı olabilir. Bunun için doğranmış soğanı buharda bir iki dakika pişirdikten sonra bir bezin içine koyun ağzını kapatın. Sızıntı olmamasına dikkat edin. Göğüs veya ağrıyan bölgeye uygulanabilecek sıcaklığa geldiğinde tatbik edin.

soga_2[1]

Önemli not ! Bir rahatsızlığınızda önce uzman doktora başvurunuz. Bu bir yardımcı yöntemdir.

Kötü Bir Gün İçin 15 Harika Olumlama Cümlesi

pexels-photo-24992[2]

 

 

Z or bir gün geçirdiğinizde, bu durum tüm haftanızı ve belki ayınızı mahvedebilir. Yapmanız gereken ise bilinçaltınıza yüksek öncelikli bu 15 güçlü olumlama cümlesini göndermektir. Bunu yaptığınızda bilinçaltınız yaşadığınız negatif duygu durumunu pozitif şekilde iyileştirecektir. Olumlama yapmak zihni negatif duygulardan temizler.

15 Güçlü Olumlama Cümlesi

1- Her şey yolunda ve iyi durumdayım.

2- Her şeyi akışına bırakıyorum ve beni en güzel yere doğru götürüyor.

3- Güçlü ve Cesurum. İçimde her şeyin iyi olacağına dair güçlü inancım var.

4- Gülümsüyorum ve Mutluyum. Ben harika bir insanım

5- Yaşadıklarım beni güçlendiriyor ve güzel bir hayata yönlendiriyor.

6- Ben negatifin içindeki pozitif güce inanıyorum.

7- Yaşadıklarım bana yeni ve güzel kapılar açıyor.

8- En azıyla en çok mutluluğa ulaşıyorum.

9- Yaşadıklarımı kabul ediyor ve affediyorum.

10- Ben içimdeki güce ve yaşamın dengesine inanan bir insanım.

11- Zihnim tamamen özgür ve bağımsız.

12- Huzurlu ve sağlıklıyım.

13- Kimsenin üzerimde negatif bir gücü yok.

14- Beni bugün üzen her şey şu anda pozitife dönüyor.

15- Ben enerji dolu ve güzel ruhlu bir insanım.

Kaynak: Bilgi Erdemdir