Archive | 26 Şubat 2016

ZEHİRLİ DÜŞÜNCELERİ DÖNÜŞTÜRMENİN 10 YOLU!

sukranakgun_135246601556[1]

Öfkenin veya korkunun bir odanın havasını elektriklendirebilme tarzını hissetmişseniz, Sandra Ingerman’ın “zehirli düşünceler” sözüyle neyi kastettiğini anlayacaksınız. Bir aile terapisti ve şaman olan yazar, düşüncelerimizin ve duygularımızın zihinsel ve fiziksel esenliğimizi etkileyen görünmeyen ama hissedilir bir enerji yaydığına inanıyor “Zehirli Düşüncelere Şifa Vermek: Kişisel Dönüşüm için Sade Araçlar” adlı kitabında “psişik yumruklar”ın fiziksel şiddet kadar gerçek olduğunu yazıyor.
Bu makalede, kendinizi negatif düşüncelerden korumak ve pozitif enerji yaymayı öğrenmek için Sandra Ingerman’ın önerdiği on basit yolu okuyacaksınız:

Bir gece, etkileyici bir rüya gördüm. Çalışma arkadaşlarımdan oluşan bir grupta, bir su soğutucusunun etrafında ayakta durmaktaydım. Aramızdaki konuşmalar samimiydi ama çalışanlardan bazısının diğerlerine psişik/görünmez “yumruklar” attıklarını fark ettim. Yumruk yiyen kişiye “İyi misin?” diyor ve diğerine dönüp “Ne yaptığını gördün mü?” diye soruyordum. İnsanların davranışları bakımından böyle bilinçsiz olması beni şoke etmişti.
Rüyam, görünmeyen etkileşimlerin gücünü göstermişti. İnsanların nasıl davrandıklarını gözlemlediğimizde herhangi bir düşmanlık yok gibi görünebilir. Bizi dinlemekte olan kişinin yüzünde bir gülümseme görebiliriz. Ama görünmeyen düzeyde neler olmaktadır? Konuşmamız veya mevcudiyetimiz aracılığıyla karşımızdaki kişide hangi hisleri tetiklemekteyiz?
Ruh dediğimiz görünmeyen bir boyuta; “tenimizin ötesindeki asıl kimliğimiz” dediğim bir unsura sahibiz. Bu yanımızı göremeyiz ama beden ve zihin ile birlikte bu yan bütün varlığımızı oluşturmaktadır. Fiziksel dünyada başkalarıyla ne zaman etkileşime geçsek, görünmeyen bir enerji alışverişi de gerçekleşir.
Başkalarının davranışlarını tarif etmek için kullandığımız bazı yaygın ifadelerden bazıları:

Çok buyurgan.
Kişisel alanımı işgal ediyor.
Adeta dayak yedim.
Düşünce tekmelenmiş.
Sırtımdan bıçakladı.
Bakışları hançer gibiydi.
Tavrıyla grubu adeta esir aldı.
Oda, patlamaya hazır bir enerjiyle doldu.
Bir öneride bulunayım dedim, vuruldum.

Şiddet enerjisi görünmeyen, psişik düzeyde eyleme geçer ama hem fiziksel sağlığı ve hem de psikolojik esenliğimize etki yapar. Enerji, somuttur. Negatif enerjiyle dolu bir ortamda yaşadığımızda veya çalıştığımızda kendimizi ya fiziksel veya psikolojik düzeyde iyi hissetmeyiz.
Yerli kültürlerin hepsi, öfke gibi negatif bir enerjiyi yollamak ile bunu yalnızca ifade etmek arasındaki farkı anlamaktadırlar. Biri öfkesini “zehirli ok” gibi yollamaksızın ifade ederse o kişi öfke hissini tanıyıp kabul etmektedir; bu durumda, öfkenin bir başkasına zarar verebilecek hiçbir kuvveti veya hareketi yoktur. Olanları yalnızca görünür düzeyde tanıyıp kabullendiğimiz kültürümüzde, farkındalığın bu diğer düzeyini inkar etmekte ve bu nedenle, sebep olduğumuz hasarı fark etmeksizin, bilinçsizce “zehirli oklar” atmaktayız.
Duygular taşımanın ve duyguları ifade etmenin insanlık halinin bir parçası olduğunu anlamamız önemlidir. Yürütülen araştırmalardan biliyoruz ki duygularımızı ifade etmediğimizde hastalıklar oluşabilmektedir.

Ruhsal öğretiler, dış dünyamızın; bilincimizin iç durumunun bir yansıması olduğunu, binlerce yıldır öğretmekteler.

Çevre kirliliğine ve günümüzde dünyanın durumuna baktığımızda, içsel dünyamızın bir yansımasını görmekteyiz. Dünyayı değiştirmek istiyorsak kendimizi değiştirme niyetimize odaklanmamız gerekir.

Ruhsal uygulamalar ile çevreyi iyileştirmek ve dünyaya barış getirmek için yapılan dışsal çalışmalar arasında bir köprü oluşturmamızın zamanıdır.

Ruhsal öğretilerin hepsi, fiziksel düzeyde tezahür etmeden önce her şeyin ruhsal düzeyde tezahür ettiğini öğretmektedir. Ruhsal uygulamaları yaşamlarımıza sokmakla, kişisel ve gezegensel değişimi yaratma gücüne hepimizin sahip olabiliriz.
Dünyada nasıl biri olduğunuzu dönüştürmek yoluyla barışın gerçek ifadesi olabilmeniz mümkün. İşte, bunu yapmanın 10 basit yolu:

Kalbinizden Nefes Alıp Verin
Nefes alıp vermek, enerjiyi dönüştürmenin en basit yollarından biridir. Bu alıştırmayı, gün boyunca yapabilirsiniz: Ellerinizi kalbinizin üstüne koyun ve nefes alıp verirken kalbinizin hareketini hissedin. Bu, sakinleştiricidir ve dünyaya sevgi, huzur ve uyum enerjisi yollar.

Aynaya Bakın
Mücadele gerektiren bir duruma tepki vermeden önce bir aynadaki yansımanıza bakarak duygu ayarı yapın. Hiç kimse kendini zehirli bir tarzda hareket ederken görmek istemez. Size aptalca gelebilir ama bu düşüncenin sizi durdurmasına izin vermeyin. Kendimizi fazla ciddiye almak, negatif düşüncenin nedenlerinden biridir.

İfade Edin; Yollamayın
Stres, daha sonra pişman olabileceğimiz tarzda davranmamıza yol açabilir. Sorunlu duygulara sahip olmak normaldir ve hislerinizi tanıyıp kabullenmek önemlidir. Yalnızca enerjiyi kendinize, başkalarına ve dünyaya bir “zehirli ok” gibi göndermemeye dikkat ediniz.

Sevdiğiniz Birinin Yüzünü Düşünün
Duygularınızın ardındaki enerji tüm canlılara yayılır. Duygularınızın ardındaki enerji tüm canlı varlıklara yayılır. Sizin için sorunlu olan duyguları tetikleyen biriyle karşılaştıysanız, sevdiğiniz birini düşünün ve, size meydan okuyan kişinin siması yerine sevdiğiniz kişinin simasını koymaya çalışın. Örneğin, bir küçük yavru kedinin siması veya sevdiğiniz bir çiçeğin imgesi ile de çalışabilirsiniz.

Sözlerinize Dikkat Edin
Düşünceleriniz ve duygularınız gibi sözleriniz de içinde yaşadığımız dünyayı ve deneyimlerinizi değiştirme gücüne sahiptir. Bu, yüksek sesle başkalarına söylediğiniz sözler kadar sessizce kendinize söyledikleriniz için de geçerlidir. Kendinize iyi bir insan olmadığınızı söylemekteyseniz bu gerçekliği tezahür ettirmeye başlarsınız. Zihninizi olumlu sözcüklerle doldurun ki hayatınız da olumlu yönde açılıp genişlesin. “Abrakadabra” kelimesi, Arami dilinde “Konuştuğum üzere yaratacağım” anlamına gelen “Abraq ad habra” cümlesidir. Çocukken, ne anlama geldiğini bilmeksizin, kimbilir ne kadar sık söylemişizdir bu cümleyi.

Başkalarında Tanrısallığı Görün
Istırap çektiğini algıladığınız kişilere acımayınız; bu, onları yalnızca daha da derin bir ıstıraba sevk eder. İnsanları kendi ilahi ışıkları ve kusursuzlukları içinde gördüğünüzde, zorluklarıyla başa çıkmak için ihtiyaçları olan kuvveti onlara vermeye yardımcı olursunuz. Algılamanın gerçekliğinizi yarattığını unutmayın.

Doğayla Bağlantı Kurun
Bizler doğanın birer parçasıyız. Stres durumunda olduğumuzda doğanın temel unsurlarından –toprak, hava, su ve ateş (güneşteki gibi)– beslenmemiz kesilir ve gerçekten hastalanabiliriz. Doğa, en büyük şifacıdır. Sık sık zaman yaratıp doğal dünya ile bağlantıya geçin.

Suyla İyileşin
Suyun yaşam gücü acılarınızı yıkayıp götürebilir ve en basit faaliyetlerin bile şifa verici bir etkisi vardır. Ellerinizi yıkarken, duş alırken veya yağmur altında ıslanırken negatif enerjinin sizden uzaklaştığını ve ışığa dönüştüğünü imgeleyin.

Kendinizi Işıkla Koruyun
Birinin size psişik açıdan saldırdığını veya enerjetik açıdan düşmanca davrandığını hissederseniz, etrafınızı saran koruyucu bir ışık imgeleyin. Bazıları bunu beyaz bir enerji alanı olarak düşünmektedir; ben ise şeffaf ve mavi bir yumurtanın içinde olmak şeklinde imgeliyorum. Size uygun rengi bulmaya çalışın. Bu sizi, size doğru yollanan zararlı enerjilerden koruyacaktır.

Sevgiyle Yanıt Verin
Başkalarından gelen negatif ve zehirli enerjilerin alıcısı olmanız gerekmez. Sevgiyle almak istemediğiniz enerjiyi geri çevirebilirsiniz. Sevgiyle yanıt vermek ise bir saldırı pozisyonu almanızı ve daha çok negatif enerji yaratmanızı önleyecektir. Şifa veren tek şey sevgidir.

Kaynak: Sandra Ingerman

MAGNEZYUM EKSİKLİĞİNE BAĞLI OLUŞABİLEN 37 SAĞLIK PROBLEMİ

 11880498_10153428996480340_1974507017795510007_n[1]

1. Adrenal Yetmezlik — Bir süre devam eden kronik stres, aksiyete ve panik atakları takiben adrenal yetmezlik başgösterir ki günümüzde salgın boyutuna ulaştığı görülüyor. Adrenalin, noradrenalin ve (kronik stres durumunda yükselen) kortizol, bu üçü magnezyum tüketiyor. Stres yüzünden bir yandan idrardan magnezyum atımı da artınca eksiklik daha da vahim hale geliyor. Günümüzde ağızlardan düşmeyen ve bu yüzden anlamını yitirmiş gibi gözüken “stres” kelimesini yabana atmayalım; hepimiz hergün fiziksel, zihinsel ve duygusal stres altındayız ve bunun her bir gıdımı magnezyum çalmakla meşgul bizden.
2. Alzheimer Hastalığı — Magnezyum beyin hücrelerinde birikme yapan uygunsuz kalsiyum ve ağır metaller yüzünden oluşan sinir sistemi iltihabı (nöroinflamasyon)’u bloke eder. Magnezyum daha iltihap belirmeden görev başındadır zaten; hücre iyon kanallarını bekler, ağır metallerin girişini engeller.
3. Anjin — Anjin ağrısı kalp kaslarındaki şiddetli spazmdan kaynaklanır ki bu da aslında magnezyum eksikliğinden kaynaklı bir durumdur. Kalp karıncıkları vücudumuzda en yüksek magnezyum miktarına sahip yerimiz, ki bu da magnezyumun kalbin pompalama fonksiyonu için neden bu denli önemli olduğunu açıklıyor.
4. Anksiyete ve Panik Ataklar – Normal koşullarda adrenal stres hormonlarını kontrol altında tutuyor magnezyum (Mg). Adrenaller gereğinden az magnezyum yüzünden korumasız kaldığında, vücudun “vur ya da kaç” yanıtı vermesini sağlayan hormonlar olan adrenalin ve noradrenalin çok daha kolay tetiklenir oluyor ve gerçekleşen düzensiz ve ani yükselişler yüzünden de nabzımız yükseliyor, tansiyon çıkıyor ve kalp çarpıntıları oluşuyor. Hatta, magnezyumdan ne kadar eksiksek adrenalin salgısı da o denli abartılı oluyor. Adrenalin deyince, vücutta bir düzinenin üstünde ana metabolik işlemde doğrudan payı var bu hormonun ki bunlardan bazıları kalbin atım hızı, tansiyon, damar büzülmesi ve kas kasılması örneğin. Bunların herbirinin işlevi için magnezyum gerekiyor. Strese bağlı olarak bu belirtiler devam ettikçe vücut magnezyum depolarını boşaltıyor. Magnezyum sinir sistemini yatıştırıyor, kasları gevşeterek gerginliği alıyor, anksiyete/kaygı ve panik atakların azalmasına yardımcı oluyor.
5. Artrit — Ağrı ve enflamasyon (iltihap), artritin magnezyuma yanıt veren iki ana belirtisi.
6. Astım – Mg eksikliği durumunda hem histamin üretimi hem de bronşiyal spazmlar artıyor.
7. Ateroskleroz – Kalsiyum birikintisiyle oluşan damar sertliği — Kalsiyumun çözülmesini sağlamak ve kanda çözülebilir halde tutmak için magnezyum gerekli. Birlikte çalışıp kalsiyumu ait olduğu yere, yani kemiklere yönlendirernler Magnezyum ve K2 vitamini.
8. Bağırsak Hastalıkları – Mg eksikliği durumunda bağırsak hareketleri de yavaşlayarak kabızlığa götürebiliyor, ki bu da toksisite, besleyici ögelerin emiliminin yapılamaması gibi sorunların yanısıra kalınbağırsakta kolit, divertikül iltihabı ve Crohn hastalığı belirtilerinin oluşumunu tetikleyebiliyor.
9. Başağrıları — Boyun ve baştaki kaslarda oluşan gerginlik ve spazm gerek lokal uygulama gerekse ağızdan alma yoluyla magnezyum terapisiyle ortadan kaldırılabilir.
10.. Beyinde İşlev Bozukluğu — Magnezyumun beyne faydalı etkilerinin geniş özeti için Magnesium in the Central Nervous System kitabında sayfa xxxii’ye bakınız.
11. Böbrek Hastalığı – Mg eksikliğinin aterosklerotik böbrek yetmezliği oluşumunda payı var. Mg eksikliği lipid (yağ) seviyelerinde anomaliye ve böbrek nakli yapılmış hastalarda kan şekeri kontrolünün bozulmasına sebep oluyor. Böbrek hastalarının doğrudan hücrelere geçecek şekilde pikometrik birim ölçüsüyle magnezyum almaları son derece önemli.
12. Böbrek Taşları — Özellikle de ortağı B6 vitaminiyle beraber alındığında magnezyumun böbrek taşı oluşumunu önleyici ve tedavi edici etkisine kitabının 11. bölümünde geniş yer veriyor Dr. Dean.
13. Depresyon – Ruh halimizin iyileşmesine, kendimizi iyi hissetmemize yarayan serotoninin oluşumu magnezyuma bağlı. Magnezyum açlığı çeken bir beyin alerjenlere, akıl hastalığına benzer belirtilere yol açabilecek yabancı maddelere de açık hale geliyor.
14. Detoksifikasyon – Magnezyum; cıva, alüminyum ve kurşun gibi ağır metal ve toksik maddelerin vücuttan atılımı için elzem. Kendisi glutatyon üretimi ve karaciğerdeki P450 detoksifikasyon sistemlerinin çalışmasında rol alan bir eşfaktör. MgATP, önemli GSH ve tiyol detoks yollarına enerji sağlıyor.
15. Diyabet – Magnezyum, insülin sekresyonunu destekliyor, karbonhidrat metabolizmasını sağlıyor ve insülinin glükozu hücre içine taşımasına olanak sağlıyor. Bu olmadığı takdirde glükoz ve insülin kanda birikme yaparak çeşitli şekillerde doku hasarı oluşturuyor. Tirozin kinaz, insülinin hücreye girişi için gerekli bu enzim magnezyuma bağımlı çalışıyor. Glükoz metabolizması için gerekli on enzimin yedisi yine magnezyuma bağımlı çalışıyor. Magnezyum olmadan ne insülin yapmak ne de sekresyonunu sağlamak mümkün.
16. Diş çürüğü – Mg eksikliği tükrükte sağlıksız bir fosfor-kalsiyum dengesi yaratır ki bu da dişlere zarar verir.
17. Enflamasyon (Yangı, İltihap) — Time dergisinin meşhur 2004 sayısı halkı şöyle uyarıyordu: “Gizli Katil: Enflamasyon ve Kalp Krizi, Kanser, Alzheimer’s ve Diğer Hastalıklar Arasındaki Şaşırtıcı İlişki”. Çoğu ilaç firması artık kolesterol yerine kalp hastalığına yol açan faktör olarak enflamasyonu benimsemiş durumda. Enflamasyona gerçekte neyin yol açtığını bilmedikleri iddiasındalar, ancak tabii bu onları yine de enflamasyonu baskılayıcı ilaçlar üretmekten alıkoymuyor. Açıkça kabul etmeye yanaşmadıkları şey ise şu: Kalsiyum felaket derecede enflamasyon yapıcı, magnezyum ise tam tersi, son derece anti-enflamatuvar, yangı alıcı, iltihap önleyici mineraller.
Dr. Dean’in derin endişesi ise araştırmacıların enflamasyon reseptörlerini bloke etmeye çalışırken bizzat kendileri enflamasyona yol açan ilaçlar kullanıyor olmaları. Yapmaları gereken William Weglicki ve Terry Phillips’in, enflamasyon silsilesinin birbirini takip eden bütün aşamalarının (P maddesi, interlökinler, tümör nekroz faktörü, kemokinler ve sitokinler) magnezyum eksikliği durumunda ağırlaştığını kanıtladıkları araştırmaları dikkate almak.
Bilinmesi gereken nokta şu: Enflamasyonu tetikleyen magnezyum eksiliği ve rölatif kalsiyum fazlalığıdır.
18. Halsizlik – Mg eksikliği olan hastalarda sıklıkla karşılaşılan bir şikayet halsizlik, çünkü vücutlarındaki düzinelerce enzim sistemi bu eksiklik yüzünden randımanlı çalışamıyor. Vücutta enerji üretimi için en önemli faktör ATP ve bir magnezyum iyonuna bağlı olmadığı takdirde ATP biyoloijk olarak aktif hale geçemiyor.
19. Hazımsızlık — Mideye girenleri asidifiye eden gastrik proton pompası magnezyumsuz çalışamıyor.
20. Hipertansiyon – Vücutta magnezyum eksik kalsiyum da gereğinden fazlaysa, kan damarlarımızdaki kaslar spazm geliştirip kan basıncının artmasına neden olabilir. Bu arada kolesterol de yükselirse, magnezyum yetmezliğine bağlı olarak gidip kan damarlarındaki kalsiyuma bağlanabilir ki bu da tansiyonun daha da yükselmesini sağlar.
21. Hipoglisemi — Magnezyumun dengeleyici etkisi sayesinde kana birden gereğinden fazla insülin salınması ve buna bağlı olarak kan şekeri düşüklüğü ile bağlantılı belirtilerin ortaya çıkması engellenir.
22. İnsomni – Kaslarda rahat bir uyku uyuyamızın önüne geçebilecek gerginliği alıyor magnezyum. Ayrıca, Mg düzeyi yetersizse, uyku regülasyonundan sorumlu melatoninin üretim aşamalarında aksaklıklar meydana geliyor.
23. İritabl Bağırsak Sendromu — Dr. Dean, IBS for Dummies adlı kitabında IBS’de görülen ağrı ve sancıyı almak için neden magnezyuma ihtiyaç olduğunu anlatıyor. Biraz daha laksatif formları kullanıldığı takdirde magnezyum ayrıca IBS ile ilintili kabızlığı da ortadan kaldırabiliyor.
24. Kadın Hastalıkları ve Doğum Alanındaki Problemler – Magnezyum şu sorunların önlenmesi ve tedavisinde etkilidir:
a. ‘Adet Öncesi Sendromu’
b. Dismonere (adet esnasında kasıklarda şiddetli ağrı/sancı hissedilmesi)
c. Gebelikte erken sancılanma (bu durum magnezyum eksikliğine bağlı kas spazmlarından kaynaklanıyor olabilir)
d. Kadın İnfertilitesi (fallop borusundaki spazmları ortadan kaldırmak yoluyla)
e. Preeklampsi ve eklampsi (derialtı dokularında -ödeme uzanmak üzere- su tutulmasını, yüksek tansiyon ve eklampsi nöbetini geçirir)
f. Serebral Palsi (beyin nöronlarındaki harabiyet nedeniyle ilk yaşlardaki çocuklarda görülen, her iki bacakta spastik sertlik, zaman zaman gelen konvülsiyon nöbetleri, istemli hareketlerde düzensizlik ve zeka geriliği ile belirgin konjenital defekt)
g. Ani Bebek Ölümü Sendromu
h. Erkek İnfertilitesi (sağlıklı meni önemli miktarda magnezyum ve çinko ihtiva eder)
25. Kalp hastalığı – Kalp, özellikle de sol karıncık vücutta magnezyumun en yüksek oranda bulunduğu yer. Kalp hastası olanlarda magnezyum eksikliği sık rastlanılan bir durum ve magnezyum desteği alındığı takdirde kalp hastalığı riski azaltılabiliyor. IV magnezyum, yani damardan magnezyum kalp krizinin başında verildiği takdirde miyokart enfarktüsü hasarını ve kardiyak aritmiyi önlenebiliyor.
Dr. Dean, başından beri sorun magnezyum eksikliği iken çok sayıda insana kalp hastalığı teşhisi konarak çoğu kez en aşağı altı farklı ilaç tedavisine başlatılmadığını ve elbette çok geçmeden bu hastaların kalp yetmezliğine gittiğini, bunun da kendisini son derece endişelendirdiğini söylüyor. Üstelik, kalp hastalarına önerilen ilaçların çoğu da vücuttan magnezyum çalan ilaçlar. Statinler bilhassa hasar oluşturan ilaçlar, zira bunlar çokça magnezyuma bağlanıp vücutça kullanımını engelleyen flor bileşikleri.
26. Kan pıhtıları – Magnezyum kanda pıhtılaşmayı kan inceltici ilaçlardan farklı bir mekanizmayla, kalsiyum fazlasının pıhtı oluşumunu tetiklemesini engellemek suretiyle önlüyor ve gerek olduğunda kandaki pıhtılaştırıcı faktörlerin doğal yoldan dengelenmesini sağlıyor.
27. Kas-iskelet sistemi sorunları – Yetersiz magnezyum diğer yandan kalsiyumda rölatif fazlalıkla birleştiğinde vücudun herhangi bir kasında uzun süreli kasılmaya yol açacaktır. Aşağıda verilen kas-iskelet sistemi sorunlarının hepsi magnezyum terapisine yanıt vermektedir:
a. Kas krampları
b. Fibrozit (bağ dokusunun iltihabı)
c. Fibromiyalji (inatçı adale ağrıları, yorgunluk ve vücutta bazı hassas ağrılı noktalarla karakterize bir hastalık)
d. Gastroentestenal spazmlar, safrakesesi spazmları — bunlar cerrahi müdahale gerektirebilecek durumlardır
e. Ruhsal gerilime bağlı olarak saçlı deri, boyun ve yüz kaslarındaki devamlı kasılma veya gerilme sonucu gelişen baş ağrıları.
f. Kas spazmları, vücudun herhangi bir kasında oluşabilecek çekilmeler.
g. Kronik boyun ve sırt/bel ağrısı.
28. Kolesterol Yükselmesi — Dr. Dean 1970’lerin ortalarında tıp eğitimi alırken normal kolesterol seviyelerinin 245 mg/dL civarında olduğunu söylüyor. Kitabının ilk baskılarında (ilki 2003’te çıkıyor) normal seviye 180-220 mg/dL olarak geçiyor. Şimdi ise tıp kurumları kolesterolün 200 mg/dL’in (5.2 mmol/L) altında olması gerektiğini söylüyor.
Yeterli miktarda kolesterol varken HMG-CoA redüktazının (herhangi bir kimyasal maddenin indirgenmesini kolaylaştıncı enzimin) aktivitesini yavaşlatmaktan sorumlu mineral Magnezyum. Statin ilaçlarının bir yandan magnezyum eksikliği oluştururken diğer yandan hedefe alıp ortadan kaldırmaya çalıştığı enzim de bu.
29. Migren — Serotonin dengesi Mg’ye bağlı. Serotonin eksikliği migren ağrıları ve depresyona yol açabiliyor. Migreni oluşturanın beynin incecik kılcal damarlarını tıkayan kan pıhtıcıkları olduğu söylenir. Magnezyum, kalsiyumun kanı gereğinden fazla pıhtılaştırmasına engel olur. Damardan ve ağızdan alındığı takdirde magnezyum migreni önleyebilir ve geçirebilir.
30. Osteroporoz – İster D vitamini ile birlikte ister D vitaminsiz alınmış olsun, yüksek doz kalsiyum takviyesi yanında dengeleyici miktarda magnezyum alınmadığı takdirde kemik kaybına giden bir dizi biyolojik olay başlatır.
31. Parkinson Hastalığı — Magnezyum, beyinde kalsiyum kalıntılarının yarattığı nöroenflamasyonu (sinir sistemi iltihabını) bloke eder.
32. Raynaud Sendromu – Mg el parmaklarında ağrı ve uyuşmaya yol açan spastik kan damarlarının gevşemesine yardımcı olur.
33. Reflü — Yemek borusunun mideye giriş yerindeki kapakçıkta oluşacak spazm reflüye neden olabilir. Magnezyum yemek borusu spazmlarını ortadan kaldırır.
34. Sinir Sistemi Problemleri — Magnezyum yetersiz, kalsiyum da göreceli olarak fazla yüksekse vücudun herhangi bir yerindeki sinir hücreleri uzun süreyle aşırı uyarılacak demektir. Magnezyum vücuttaki şu sinir rahatsızlıklarını ortadan kaldırır:
a. Yanma
b. Kas güçsüzlüğü
c. Uyuşma, hissizlik
d. Paralizi ve hassasiyet
e. Karıncalanma, iğnelenme
f. Seğirme
g. Vertigo ve kafa karışıklığı, oryantasyon bozukluğu
35. Sistit — Magnezyum eksikliği varsa enfeksiyon halinde idrar kesesi spazmları oluşur. Spastik mesane sık idrar çıkma durumu oluşturabilir.
36. Spor İncinmeleri — Ağrı, enflamasyon, kas spazmı, kas gerginliği ve yırtık gibi incinmelerin tümü magnezyumla geçirebilir.
37. Spor Sonrası Toparlanma — Magnezyum laktik asit birikimini azaltarak, antrenman sonrası vücutta ağrı-sızıyı engeller.

Bu bilgiler Dr. Carolyn Dean’in 2014 basımı The Magnesium Miracle kitabından alınmıştır.

11880498_10153428996480340_1974507017795510007_n[1]

72 Saatte Akciğer Temizleme Yöntemi

72 Saatte Akciğer Temizleme Yöntemi

akciğer kapak

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

behramoglu-600x300[1]
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa …
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
 Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına
Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
,
* Ataol BEHRAMOĞLU

“Şimdi ne yapacağım?”

10176174_1205922966092337_4649843613752709661_n[1]

DİPLOMASİ

Adamın biri, Afrika’da safariye çıkarken yanına minik köpeğini de almış. Minik köpek bir gün ormanda dolaşıp kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken, kaybolduğunu fark etmiş.

Ne yapacağını düşünürken, bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor. “Şimdi başım dertte!” diye düşünmüş minik köpek…

Etrafına bakmış,yerde kemik parçalarını görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yöne çevirerek kemikleri kemirmeye başlamış. Bu arada da, arkadaki hareketi kestirmeye çalışıyormuş. Leopar tam saldıracakken, minik köpek kendi kendine konuşmuş… “Ne kadar lezzetli bir leoparmış! Acaba etrafta bundan bir tane daha var mı?”

Bunu duyan leopar, bir anda donmuş kalmış ve en yakındaki ağaca tırmanarak dalların arasına saklanmış. “Tam zamanında kurtardım, yoksa bu köpeğe yem olacaktım!” diye düşünmüş leopar.

Bütün bunlar olup biterken, bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş. Bildiklerini kullanarak, bundan sonra leopardan kurtulabileceğini düşünmüş. Leoparın yanına giderek neler olduğunu anlatmış…

Leopar, köpeğin yaptıklarına çok sinirlenmiş ve maymuna… “Atla sırtıma, gidip şunu yakalayalım!” demiş. Ancak minik köpek, neler olduğunu ve leoparın sırtında maymunla birlikte süratle kendisine yaklaştığını fark etmiş!

“Şimdi ne yapacağım?” diye düşünürken, kaçmaya teşebbüs etmemiş. Bunun yerine, arkasını leoparın geldiği yöne dönerek kemikleri kemirmeye devam etmiş. Tam leopar saldıracakken, yine kendi kendine konuşmuş…”Bu aptal maymun da nerede kaldı? Yarım saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim, hala haber yok!”

Kıssadan hisse…
Diplomasi böyle bir şey işte. Yapabiliyorsan; hızlı düşün, sakin ol, güçlü görün, düşmanını kendi silahı ile yen!

Yazarı Bilinmiyor

CHARLOTTE GABAYIN FACEBOOK SAYFASINDAN ALINMIŞTIR

hayır işleri yapmak ise; uzun vadede hücrelerimiz üzerinde son derece pozitif bir etkiye sahip. Nasıl mı?

imagesJM36AM7V

Hücreler Gerçek Mutluluk ile Sahte Mutluluğu Ayırd Ediyor

Bir çok insan, hayatında mutlu olmak ister. Mutluluğu yakalayabilmek için de çeşit çeşit şeyler yapar. Kimi boğaz kenarında güzel bir yemek yediğinde mutlu olur, kimi de bir hayır işi yaptığında…

Peki, bu mutluluklardan hangisi gerçek?

Bu sorunun yanıtını, “her ikisi de gerçek” diyerek verebiliriz. Ancak, hücrelerimiz bizimle aynı fikirde değil.

Birleşik Devletler’deki Kaliforniya Üniversitesi ile Kuzey Karolina Üniversitesi’nin işbirliği altında gerçekleştirilen bir araştırmaya göre; hücrelerimiz bu olaylardan sadece bir tanesini gerçek mutluluk olarak algılıyor.

Yapılan araştırmada, hücreleri yakından inceleyen bilim adamları, her iki duruma karşı, bağışıklık sistemimizdeki hücrelerimizin verdiği tepkiyi incelediler ve hiç beklemedikleri bir sonuçla karşılaştılar.

Araştırmaya göre, güzel bir pasta yemek, iyi bir tatil yapmak, güzel elbiseler giymek ya da hoş bir arabaya binmek insanları yanlız o an için mutlu edebiliyor. Bilim adamları bu hissi, mutluluk değil, “anlık tatmin” olarak yorumluyor.

Aç bir kimseye yardım etmek, ihtiyacı olana yardımda bulunmak, hayır işleri yapmak ise; uzun vadede hücrelerimiz üzerinde son derece pozitif bir etkiye sahip. Nasıl mı?

Bir amaç uğruna yaşamak, hücrede bulunan kronik stresle ilgili genleri büyük ölçüde azaltıyor. Kısa süreli mutluluk anlarıysa, hücredeki stres genlerini arttırdığından, romatizmaya, kalp hastalıklarına neden oluyor ve stres kökenli hastalıklara karşı bağışıklık sistemimizi çökertiyor. Böylece, kendilerine bir amaç edinenler, hem mutlu hem de sağlıklı; bir amacı olmayan ve anı yaşayanlar ise hem mutsuz hem de sağlıksız oluyor.

Kaliforniya Üniversitesi’ndeki araştırma ekibinin lideri Barbara L. Fredrickson, elde ettikleri sonucu şöyle tarif ediyor:

“Günlük aktiviteler kısa süreli hazlar sağlasa da; uzun vadede negatif fiziksel sonuçlar doğuruyor. Hücresel düzeyde bakarsak, vücudumuzun tepki verdiği tek bir mutluluk türü var; o da bir amaç uğruna yaşamak ve o amaca bağlı olmak”

Kuzey Karolina Üniversitesi’nin internet sitesi üzerinden yayınlanan araştırmanın sonucuna göre, manen doyucu işlerle meşgulseniz, ne sizin ne de hücrelerinizin mutsuz olması imkansız… Ancak, tek arzunuz güzel bir yemek, lüks bir ev, pahalı bir tatilse, kendinizi mutluymuş gibi hissedeceğiniz anlar yanlızca yemeğinizi yerken, evinizi satın alırken ve tatildeyken geçirdiğiniz anlarınızla sınırlı olacak. Yemek ve tatil bittikten sonra ise; bu “tatmin bulma” hissi ortadan kalkmış olacağı için, bıkkınlık ve sıkılma başlayacak; depresyon ve stres baş gösterecek.

Görünen o ki, hayatlarında uzun vadede mutluluğu yakalamak isteyen ve sağlıklı bir yaşam sürmek isteyenler için mutluluğun anahtarı, “anı yakalamak”ta değil; gerçek bir amaç uğruna yaşamakta saklı.

Kaynak: University of North Carolina at Chapel Hill (2013, July 29). Human cells respond in healthy, unhealthy ways to different kinds of happiness.

Vücudumuzun Duygusal Dili ve Olumlamalar…

vc3bccudumuz-ve-ac49frc4b1lar[1]

Vücudumuz deneyimlemekte olduğu duygusal ve bilinçaltı mesajları bize ağrılar ve hastalıklar şeklinde ifade ederek iletişim kurmaya çalışır.  Genel olarak hayatımızla ilgili doğru yolda olup olmadığımızı bu mesajlar sayesinde anlarız. Karmaşık hayatlarımız, bazen vücudumuzdan bize gelen mesajlar farketmemizi engeller. Kendi iyiliğimiz için dönüşüm ve berraklık, bu mesajları anlayarak gereğini yapmaya niyet ettiğimizde başlayacaktır. Aşağıdaki listede yer alan bilgiler sezgisel olup, bu listeye bir çok ek yapmak ve onu geliştirmek mümkündür.

  • Ergenlik sivilcesi: Kabul edememek, kendini beğenmemek

Olumlama: Kendime duyduğum sevgi ve anlayış vücuduma ve yüzüme yansıyor.

  • Bağımlılıklar: Kendinle yüzleşmekten kaçmak. Korkuyla yüzleşmemek. Kendini sevmenin nasıl olacağını bilememek

Olumlama: Aradığım cevapları bulabilmek için içime dönmek ve içime bakmak güvenlidir.

  • Alkolizm ve Suistimal: Faydasızlık hissi, suçluluk, yetersizlik ve kendini reddetme hisleri.

Olumlama: Şu an şimdi de yaşıyorum. Her an benim için yeni. Kendi değerimi görüp farketmeyi seçiyorum. Kendimi şu an seviyorum ve onaylıyorum.

  • Alerji: Kendinizin veya başkasının sizin gücünüzü inkar etmesi

Olumlama: Dünya güvenli ve dostça. Ben güvendeyim. Hayatla barışığım.

  • Ayak Bileği: Esnek olamamak, suçluluk duygusu. Bilekler keyif alabilme yeteneğini temsil eder.

Olumlama: Hayattan keyif almayı ve neşeli olmayı hakkediyorum. Hayatın bana sunacağı tüm keyifleri şu andan itibaren kabul etmeyi seçiyorum.

  • Kaygı ve Sinir: Hayatın doğal akışına güvenmemek.

Olumlama: Kendimi seviyor ve onaylıyorum. Hayatın akışını ve aşamalarına güveniyorum. Güvendeyim. Sevdiklerim güvende.

  • Kol problemleri: Hayatın getirdiği deneyimlere tutunamamak.

Olumlama: Bana gelen tüm deneyimlere sevgiyle sarılıyorum ve bu tecrübeleri keyifle kucaklıyorum.

  • Sırt Ağrısı (üst): Duygusal destek eksikliği. Kimse tarafından sevilmeme hissi, aşık olmaktan korkmak.

Olumlama: Kendimi seviyor ve onaylıyorum. Hayat beni her zaman sever ve destekler.

  • Sırt Ağrısı (orta): Suçluluk duymak, geçmişe takılı kalmak. Sırtında yük olarak taşıdığı insanlardan kurtulma ihtiyacı.

Olumlama: Geçmişi evrene serbest bırakıyorum. Kalbimdeki sevgiyle birlikte hayatımda ilerlemekte özgürüm.

  • Sırt Ağrısı (Alt) : Parasal endişeler, finansal kaygılar.

Olumlama: Hayatın tüm aşamalarına güveniyorum. Tüm ihtiyaçlarım hallediliyor. Güvendeyim. Sevdiklerim güvende.

  • Yüksek Tansiyon: uzun süreli ve çözümlenememiş duygusal problemler.

Olumlama: Geçmişi sevgiyle evrene serbest bırakıyorum. Kendimle barışıyorum. Huzura ulaşmayı seçiyorum.

  • Alçak Tansiyon: Çocukken az sevgi görmek. Yenilgiyi kabullenme, “neye faydası olacak, nasılsa işe yaramayacak “ duygusu

Olumlama: Şu andan itibaren hiç bitmeyecek keyifli bir hayat yaşamayı seçiyorum. Hayatım çok keyifli.

  • Kemik Kırılması:  Bir otoriteye karşı isyan etmek

Olumlama: Hayatım için tek otorite benim. Kendim için en iyi olanı en hayırlı olanı seçecek olan kişi de benim.

  • Göğüs Ağrısı (sol): Sevilmeme, sevgiden beslenememe hissi. Fazla fedakar olmak, hep başkasını düşünüp hiç kendini düşünmemek.

Olumlama: Ben etrafımdaki herkes tarafından sevilirim. Çevremden gelen sevgi enerjisi beni besler.

  • Göğüs Ağrısı (sağ): Aşırı korumacı olmak, aşırı çocuk sahibi olma isteği, sevgiyi göstermekte güçlük.

Olumlama: Güvende olduğumu ve sevildiğimi bilerek hayatı kucaklıyorum ve ona güveniyorum. Sevmeyi seçiyorum. Sevilmeyi seçiyorum.

  • Nefes Almada Güçlük: Hayatta iyi bir rol almaktan duyulan endişe veya red edilme korkusu. Layık olamama korkusu.

Olumlama:  Özgür ve tam bir şekilde yaşamak benim doğuş hakkım. Sevmeyi hakkediyorum. Hayatı bana sunduğu hayrıma olan herşey ile tam olarak yaşamayı seçiyorum.

  • Kanser: Affedeemek, derin yaralar, sırlar, derin üzüntüler ve kırgınlıklar.

Olumlama: Geçmişi ve geçmişteki yaşadığım tüm üzüntüleri ve bu üzüntülere sebep olan herşeyi affediyorum. Sevgi enerjimle hayrıma olmayan tüm bu enerjileri evrene serbest bırakıyorum. Hayatımın içini keyifle ve mutlulukla doldurmayı seçiyorum. Kendimi seviyorum ve onaylıyorum.

  • Öksürük: Dünyaya ve çeyreye haykırma isteği. “ beni dinleyin mesajı “

Olumlama: Farkediliyor ve en pozitif yollarla takdir ediliyorum. Seviliyorum.

  • Kulak Problemleri: Duymak istememek. Öfke yada etrafta çok fazla karmaşa

Olumlama: Sevgiyi duymaya niyet ediyorum

  • Dirsek Problemleri: Yön değiştirmeyi ve yeni deneyimleri yaşamayı kabul etmemek

Olumlama:  Hayatımda meydana gelen yeni yönlerin, yeni değişikliklerin akışına kolaylıkla adapte oluyorum.

  • Baygınlık, Fenalaşma: korkular, başedememek. Gerçekten olup biteni anlamak istememek.

Olumlama: Ben tam bütünüm ve en önemlisi güçlüyüm. Hayatımda karşıma çıkacak herşeyle başedebilecek güce ve bilgiye sahibim. Kendimi olduğum gibi kabul ediyor ve onaylıyorum.

  • Bayansal Problemler: Kendini kabul edememek içindeki kadınsal yönleri reddetmek.

Olumlama: Kadınlığımdan keyif alıyorum ve gurur duyuyorum. Kadın olmayı seviyorum. Vücudumu seviyorum.

  • Gaz Sancısı: Hazmedilememiş fikirler yada endişeler

Olumlama: şu an artık rahatım. Hayat rahatlıkla ve kolaylıkla benim içimden akar.

  • Başağrısı: Kendini çok eleştirme. Aslında olanbiteni kabullenmek istememek

Olumlama: Kendimi seviyor ve onaylıyorum. Kendimi görüyorum ve etrafımdaki olayları sevgi enerjisiyle kabule geçiyorum. Güvendeyim.

  • Sinuzit: Bir kişiye karşı irite olmak. Özellikle yakınınızda olan birinin sizi irite etmesi

Olumlama: Etrafımdaki herkesle huzur ve barış içinde yaşamayı seçiyorum. Çevremi iyi niyet ve sevgi enerjisi ile sarıyorum. Güvendeyim. Mutlu ve huzurluyum

Sevgiyle

Serkan Sorguç – Kuantumdaben.com

Not: bu yazı Louise Hay ve Caroline Myss’in kitabından özetlenmiş ve kuantumdaben.com tarafından tercüme edilmiştir.

YEŞİM KIZILKARTALLA ALAÇATI OT FESTİVALİ VE YOGA ETKİNLİĞİ

10314573_10153879090458633_6886181161726118032_n[1]

8-10 Nisan 2016 tarihleri arasında 7. Alaçatı Ot Festivalin de yoga yaparak, nefes çalışarak, dengeli beden duruş tekniklerini öğrenerek aynı zamanda pazardan alınan yöresel otları pişirip tatma imkanı bulabileceğiniz bir tatil yapmak ister misiniz?
Öyleyse fiziksel ve ruhsal rahatlamak, sağlıklı beslenmek, festival etkinliklerine katılmak ve ege otlarının doyumsuz tatlarına bakmak için sizi Alaçatı Ağustos Butik Otel de misafir etmek isteriz 🙂

Tarih : 8 Nisan Cuma-10 Nisan Pazar 2016

Konaklama: Alaçatı Ağustos Butik Otel

https://www.instagram.com/agustosotelalacati/

Kapsam : Sabah ve akşam nefes ile şifalanma ve yoga çalışmaları (eklem yogası -pawanmukta, hatha yoga )

Dorn metodu ile postür bozukluğunu düzeltme egzersizleri ( Duruş bozukluklarının ve günlük iş yaşam temposunun bedenimizde yarattığı fiziksel problemlerin, beden eşitleme tekniği ile doğal dengeye geri getirilmesi )

Otelin bahçesinde Egeli ablamız ile otları tanıma, tatma ve yemeklerde kullanma atölyesi.

Ulaşım ve transferi kendi tercihlerinizle yapabileceğiniz gibi arzu ederseniz destek olabiliriz.

Detaylı bilgi ve sorularınız için aşağıda ki iletişim bilgilerinden bize ulaşabilirsiniz. En geç 7 mart 2016 tarihine kadar rezervasyon yaptırabilirsiniz.

Güzel paylaşımlar dileğimiz ve sevgilerimizle 🙂

Lizet & Yeşim

İletişim:
lizmor7@outlook.com / Lizet Moreno 0533 281 74 35
ykizilkartal@gmail.com / Yeşim Kızılkartal 0535 291 69 22

 

Beyin 40’ına kadar Tam Olarak Olgunlaşmıyor!

25635[1]

İngiltere’de yapılan yeni bir araştırma, beynin çocukluk ve ergenlikten sonra da gelişmeye devam ettiğini ve 30’lar ve 40’larına kadar da beyin40tam olarak olgunlaşmadığını göstermekte. Bu yöndeki buluşlar, beynin daha erken olgunlaştığına dair mevcut teorilere karşı çıkmakta.

Londra Üniversitesi Koleji’nde Bilişsel Nörobilim Enstitüsü’nde nörobilimci olan Sarah-Jayne Blakemore şunları açıklıyor: “Yaklaşık 10 yıl kadar önce pek çok bilim insanı erken çocukluk döneminde beyin gelişiminin durduğunu düşünmekteydi. Ama yakın zamanda yapılan araştırma, beynin pek çok bölgesinin çocukluktan sonra da gelişmeye devam ettiğini açığa çıkardı.”

Alnın hemen arkasındaki, beynin ön bölgesindeki prefrontal korteks, beynin gelişmeye en uzun süre devam ettiği bölgedir. Bu bölge, planlama, karar verme gibi yüksek bilişsel fonksiyonların ortaya konduğu ve ayrıca sosyal davranış, sosyal farkındalık, empati, diğer insanları anlama ve etkileşimde bulunma ve pek çok kişisel özellikler içeren en önemli alandır.

Prof. Blakemore, bireyin kişiliği ile beynin bu alanı arasında kuvvetli bir ilişki olmasından dolayı, prefrontal korteks’in, beynin bizi “insan” yapan kısmı olduğunu belirtir.

Prof. Blakemore, beyin taramasının, prefrontal korteksin, insanlar 30’larına geldiklerinde ve hattâ 40’ların sonlarına kadar şekli değiştirmeye devam ettiğini ve bu bölgenin erken çocuklukta gelişmeye başladığını, ergenliğin sonlarında ve daha sonra da değişmeye devam ettiğini, yeniden düzenlendiğini gösterdiğini dile getirmekte.

Bu araştırma, yetişkinlerin, kendi bildiklerini okuyamadıklarında, surat asıp, küsüp, öfkelenip, bağırıp çağırarak, neden gençler gibi davrandıklarını ve bazı insanların gençlikten çıkana kadar neden sosyal anlamda rahatsız olduğunu da açıklayabilir.

Adam fısıldadı:”Allahım konuş benimle”.

Butterfly-High-Resolution-Photo703ea1[1]

Adam fısıldadı:
”Allahım konuş benimle”.
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.
Sonra adam bağırdı:
”Allahım konuş benimle”.
Ve gökyüzünde bir şimşek çaktı.
Ama adam dinlemedi onu.
Adam etrafına bakındı ve,
”Allahım seni görmeme izin ver” dedi.
Ve bir yıldız parladı gökyüzünde.
Ama adam farkına varmadı.
Ve yüksek sesle haykırdı:
”Allahım bana bir mucize göster”.
Ve bir bebek doğdu bir yerlerde.
Ama adam bunu bilemedi.
Sonra çaresizlik içinde sızlandı:
”Dokun bana Allahım ve burada olduğunu anlamamı sağla, ne olur!”
Bir kelebek kondu adamın omzuna.
Ve adam kelebeği, elinin tersiyle uzaklaştırdı…
Halil Cibran