OLDUĞUN YERİ SEV

12651143_599719593566515_4113514176863479590_n[1]

Dün kendimize ölçülü bir şekilde hayranlık duymaktan bahsetmiştim, bugün ise olduğumuz yeri sevmenin bizi istediğimiz noktaya daha rahat taşıyabileceğine ilişkin eski bir yazımı tekrar yayınlamak istedim, konuların biraz bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim.

“Olduğun yeri sevmeden olmak istediğin yere gidemezsin” dedi Bilge. “Olduğum yeri seviyor olsam, olmak istediğim tek yer burası olurdu zaten” diye yanıtladım. Anlayışla gülümsedi ve en baştan kısaca tekrar anlattı.

“Olduğun yeri sevmelisin çünkü orası olabileceğin en iyi yer ve bunu anlamadan ileri gidemezsin. Geçmişinde söylediğin veya yaptığın şeyler seni buraya getirdi, bundan daha iyi bir başlangıç noktası olamaz, çünkü buradasın.”

“Ben öyle düşünmüyorum, daha farklı davransaydım daha ileri bir noktada olabilirdim. 5 yıl önce bugünkü aklım olsaydı varmak istediğim yere belki de çoktan varmış olurdum.”

“Bugünkü aklım dediğin şeyin önemli bir kısmı son beş yılda şekillendi, son beş yılda öğrendiklerini senden geri alsam ve seni zamanda beş yıl öncesine geri göndersem muhtemelen yine aynı şeyleri yapar ve üç aşağı beş yukarı aynı yolu izlerdin.”

Düşündüm, Bilge haklıydı, ama yenilgiyi bu kadar çabuk kabul etmek istemiyordum.

“Ya benim sahip olmak istediklerime doğuştan sahip olanlar ya da çok genç yaşta kavuşmuş olanlar?” diye sordum.

“Herkesin yolculuğu farklı, seninki de öyle, bu bir yarış değil. Hayal ettiğin her şeye zamanla kavuşacaksın, sabırlı ol ve keyfini çıkar. Unutma, zamanı gelince meyveler olgunlaşır, dallar eğilir, senin olan sana gelir. İyi ki her istediğin henüz gerçekleşmemiş yoksa gerçekten çok sıkıcı bir hayatın olurdu. Hayatta tek bir gerçek başarı vardır, o da öğrenmek ve kendimizi geliştirmektir, buna son verdiğimizde yaşamaya da son veririz aslında farkında olmadan”

“Başarılı olmak için dua ediyorum ve sahip olduklarıma şükrediyorum.”

“Dua ettiğin şeyler gerçekleşmiş gibi şükretmelisin, bunu unutma”

“Yapmak istediğim çok şey var ve zaman çok kısa” diye son bir serzenişte bulundum.

“Zaman izafi bir kavram, bazen az bazen çok, olduğun yeri seversen olmak istediğin yere daha hızlı gidersin” dedi ve geldiği gibi aniden ortadan kayboldu.

Bilge’nin ziyaretlerini seviyorum, belki bir gün onları kitaplaştırırım, kim bilir?

Sevgi ile kalın.

Not: Hayatını Seç, Hayatını Değiştir ve Yarına Notlar isimli kitaplarıma D&R ve diğer kitapçılardan ulaşabilirsiniz.

kaynak: Mert Çuhadaroğlu

Serserilik ederek geçirmeli insan serserilik edilecek yaşları. Zira, atlayıp geçtiğin ne varsa, dönüp dolaşıp bulur insanın yakasını

12644706_1191534114197889_1560573024829577695_n[1]

 

Hayatın İntikamı

Ne zaman üniversitelere konuşma yapmaya gittiysem, ya da ne zaman benden daha genç biri benim ondan daha fazla bir şey bildiğimi sanarak bana sorduysa “bu işin olurunu”, dedim ki…

“Üniversiteyi bitirince, hemen çalışmaya başlama. Git, dolaş, ülkeler gez, aç kal, meteliğe kurşun at, ama ne yap et, koşturmaya başlamadan önce biraz amaçsız yürü! Bedeli ne olursa olsun, bunu yap!

Çünkü…

Çünkü hayat, onu erken anladığını sananlardan çok fena alır öcünü! Bir şeyi vaktinde yaşamadan geçersen, çok sonra, seni rezil etme pahasına, sana yaşatır o eksik bıraktığın bölümü…

Aşık mı olmadın on altı yaşında?
Gelir seni kırk beşinde bulur, en olmaz zamanda…

Maceraya mı çıkmadın yirminde?
Sürükleye sürükleye götürür seni otuz beşinde…

Yırtık kot, yer bezinden hallice bir kazak giyip, nasıl göründüğüne aldırmadan geçiremedinse öğrencilik yıllarını mesela, elli yaşında, artık kalabalıkların gözleri seni hiç de öyle görmeyi beklemezken, sana giydirir o kot pantolonu!

Hayatı sakın erkenden yaşama, sonradan çok fena komik eder adamı… Serserilik ederek geçirmeli insan serserilik edilecek yaşları. Zira, atlayıp geçtiğin ne varsa, dönüp dolaşıp bulur insanın yakasını. Kendini yaşatıncaya kadar yaşatıp kalır…

ECE TEMELKURAN

Kaynak: Charlotte Gabay Facebook Sayfası

KENDİNİ BASTIRMA

ozgurluk-anayasa[1]

KENDİNİ BASTIRMA
yaşaman gerekmeyen bir hayatı yaşamak demektir.

KENDİNİ BASTIRMA
hiçbir zaman yapmayı istememiş olduğun şeyleri yapmaktır.

KENDİNİ BASTIRMA
olmadığın bir kimse olman demektir.

KENDİNİ BASTIRMA
kendini yok etmenin bir yoludur.

KENDİNİ BASTIRMA
intihardır; elbette çok yavaş bir şekilde ama çok kesin, yavaşça zehirlenmedir.

İfade etmek hayattır, KENDİNİ bastırma intihardır.

NİÇİN?

Niçin insan bu kadar çok bastırıp sağlıksız hale gelir?
Çünkü toplum sana dönüştürmeyi değil; kontrol etmeyi öğretir.
Ve dönüştürmenin yöntemi tamamıyla farklıdır.
Hepsinden önce o, kontrol etme yöntemi hiç değildir.

O TAM TERSİDİR.

KENDİNİ BASTIRARAK ZİHİN BÖLÜNÜR.

Kabul ettiğin kısım bilinç haline gelir ve reddettiğin kısım bilinçaltı haline gelir.
Bu bölünme doğal değildir, bölünme bastırma yüzünden oluşur.
Ve bilinçaltına toplumun reddettiği tüm pislikleri atmaya devam edersin.
Ancak unutma oraya attığın her ne olursa olsun giderek daha çok senin bir parçan haline gelir:
O senin ellerine, kemiklerinin içine, kanına;
Kalp atışlarının içine siner.
Artık psikologlar hastalıkların neredeyse yüzde yetmişinin bastırılmış duygulardan kaynaklandığını söylüyor:
Çok kalp rahatsızlığı kalpte bastırılan çok fazla öfke demektir,
O kadar çok nefret var ki kalp zehirlenmiştir.

İLK ŞEY:

KONTROL ETMEDE BASTIRIRSIN,

DÖNÜŞTÜRMEDE İFADE EDERSİN.

Fakat başka birisine ifade etmeye gerek yoktur çünkü “başka birisi” konu dışıdır.
Bir dahaki sefer öfke hissettiğinde git ve evin etrafında yedi kez koş
ve bundan sonra bir ağacın altında otur ve öfkenin nereye gittiğini izle.
Onu bastırmadın, onu kontrol etmedin,
Onu hiç kimsenin üzerine kusmadın.
Çünkü eğer bunu birisinin üzerine kusarsan bir zincir oluşur
Çünkü diğerleri de en az senin kadar aptaldır, senin kadar bilinçsizdir.
O senin üzerine daha çok öfke akıtacaktır, o senin kadar bastırılmıştır.
O zaman zincir ortaya çıkar. Sen onun üzerine kusarsın
o senin üzerine kusar. Ve her ikiniz de düşman olursunuz.

ONU HİÇ KİMSENİN ÜZERİNE KUSMA.

Bu tıpkı kusma isteğinin gelmesi gibidir.
Gidip birisinin üzerine kusmazsın.
Öfkenin kusulmaya ihtiyacı vardır. Tuvalete gider kusarsın.
Bu tüm bedeni arındırır; kusmayı bastırırsan bu tehlikeli olacaktır.
Ve sen kustuğunda tazelenmiş hissedeceksin.
Yediğin yiyecekte yanlış bir şey vardı ve bedenin onu reddediyor.

ONU İÇERDE KALMAYA ZORLAMA.

Öfke sadece zihinsel bir kusmuktur.
İçine aldığın şeyde yanlış bir şey vardır.
Ve senin tüm psişik varlığın onu kusmak ister.
Fakat onu başka birisinin üzerine kusmana gerek yoktur.
Onu başkalarının üzerine kustuğun için, toplum onu kontrol etmeni söyler.

* OSHO

Buna Önce Senin İnanman Lazım Şekerim…

12670325_10207513215807448_7320878306226029841_n[1]

Ekşi maya, 5000 yıldan daha fazla süredir kullanılmakta

1-dsc_2792[1]

 

Prof. Dr. Ahmet Aydın‘ ın Beslenme Bülteni’ nde yer alan mülâkatından ekşi maya ile ilgili bölüm:

Ekşi hamur metoduyla ekmek yapılmasının ne gibi ilave faydaları var? 

Ekşi hamur, 5000 yıldan daha fazla süredir kullanılmakta. Çavdar ve buğday başta olmak üzere, ekmeklere daha güzel bir lezzet ve koku veriyor; daha önemlisi çok besleyici.

Ekşi hamurların çoğu, un ve su karışımına bir gün önceden hazırlanan olgunlaşmış ve beklerken ekşiyen hamur parçasından bir parça eklenerek başlatılıyor (4). Bu parça saklanma sürecinde, unun kendisinde bulunan laktik asit bakterilerinin metabolik aktivitesi sonucu laktik asit fermantasyonu oluşuyor. Laktik asit bakterileri ve mayanın karbondioksit üretmesi sonucu ekmek hamuru kabarıyor.

Ekşi hamur ürettiği faydalı mikroplarla (probiyotik) gıdadaki çürüme ve patojenik (zararlı) bakterilerin büyümesini engelliyor ya da öldürüyor. Ekşi Hamurlu ekmeğin bir dilimi diğer ekmek türlerine göre çok daha fazla toplam lif içeriyor. Kepekçe zengin ekmeklerin tadı ve ekmek yapısı da ekşi hamur yöntemi sayesinde geliştirilebiliyor

Ekşi hamurlu ekmek, ekmek hamurunun elastikiyeti, mayanın ürettiği karbondioksitin tutulması, ekmek hamurunda aromanın artması (özellikle çavdar hamurunda), küf ve maya çoğalmasını engellemesi ve taze tutması gibi pişmiş ekmeğin raf ömrü ile ilgili pek çok avantaja sahip.

Tam tahıllar potasyum, fosfor, magnezyum, demir ve çinko gibi mineraller açısından önemli bir kaynak. Ancak içerdiği fitik asit nedeniyle bu minerallerin bağırsaktan kana geçmeleri büyük ölçüde engelliyor.

Yapılan araştırmalar ekşi hamurla yapılan fermantasyon fitik asit içeriğini % 62 azaltırken, konvansiyonel maya fermantasyonu ise ancak % 38 azalttığını göstermiş. Ekşi hamur bunu fermantasyon sırasında oluşan asidite ile sağlıyor (5).

Ekşi hamur emeğinin bir başka faydası da glüten içeriğinin oldukça düşük olması

ORGANLARIMIZI ANLAMADAN, SORUNLARIMIZA ÇÖZÜM ÜRETEMEYİZ…

ic-organlarimiz[1]

Aşağıdaki organların yaşamdaki simge anlamları verilmiştir. Bunlar dünyada yapılan istatiksel bilgilere ve duyudışı algıları güçlü bütünsel / holistik uygulayıcıların deneyimlerine göre şekillenmiştir. Her organın birden fazla derin anlamı da vardır. Organların anatomik yapıları ve teşhis-tedavi için uzman doktorunuza görünmeniz salık verilir.

Ayaklar: Kendimizi, başkalarını, hayatı anlama kapasitemizi temsil eder.

Ayak parmakları: Geleceğin küçük ayrıntılarını temsil eder.

Eklemler: Hayatımızın yön değiştirmesini temsil eder.

Ayakbileği: Hareket ve yol belirlemeyi temsil eder.

Dizler: Egoyu, kendimize ve çevreye yargımızı temsil eder.

Bacaklar: Yaşam yolunda ilerlemeyi temsil eder.

Kalça: Büyük kararları ve gidilecek yönü temsil eder.

Omuz: Bedenin eylem merkezidir. Taşıdığımız sorumlulukları temsil eder.

Kollar: Hayat deneyimlerini, sevgiyi kucaklama kapasitesi, yeteneğini ve eylemi temsil eder.

Dirsekler: Eylemlerimize zindelik ve esnekliği temsil eder.

Eller: Hayatla ve kendimizle alış verişi temsil eder. Sağ; alan el (eril). Sol; veren el (dişil). hayatı ele alış biçimimizi temsil eder.

El bileği: Hareketi ve kolaylığı temsil eder.

El Parmakları: Hayatın detaylarını simgeler.

Boyun: Zihin beden dengesini, mantık duygu dengesini ve başı dik tutmayı temsil eder.

Diş ve Diş eti: Sınırları, kararlılığı temsil eder.

Çene: Rahat olmayı ve güveni temsil eder.

Sırt, Hayata karşı dik durmamızı ve gücü temsil eder.

Karın: Kendimize ve çevreye güveni, değeri temsil eder.

Göğüs: Dışarıdan nasıl göründüğümüzü, imajımızı temsil eder.

Göğüsler: Anneliği ve şefkati temsil eder.

Yüz: Dünyaya gösterdiğimizi temsil eder.

Kaslar: Hareketi, gücü ve kararlılığı temsil eder.

Kaba etler (butlar): Gücü temsil eder. Gevşek olması, kabahatler, gücün kaybolması.

Omurga: Hayatın esnek desteğini temsil eder.

Kemikler: İnsanın temel yapısını, dengesini ve gücünü temsil eder.

Rahim ve Yumurtalıklar : Yaratıcılığı, yaşam kaynağını temsil eder.

Vajina: Açıklık ve teslimiyeti temsil eder.

Testisler: Cinsel arzu ve gizli tutkuları temsil eder.

Prostat: Cinsel ve yaşamsal gücü temsil eder.

Kan: Bedende hazzı temsil eder.

Mide: Kişi ve olayları sindirimi, kaygıyı temsil eder.

Böbrek: Duyguları, ikili ilişkileri ve dengeyi temsil eder.

Mesane: Yaşanılan korku ve sorunların depo edilişini temsil eder.

Bağırsaklar: Özümsemeyi, alış-verişi ve duyguları temsil eder.

Rektum: Boşaltmayı, öfke ve şiddet duygularının dışa vurumunu temsil eder.

Karaciğer: Değişimi, dönüşümü ve öfke – kin – tepki duygularını temsil eder. Varlık amacımızla da ilgilidir.

Safra: Bilgileri değerlendirme ve özümsemeyi temsil eder.

Kalp: Sevgi, güven ve neşeyi temsil eder.

Akciğerler: Yaşam alanımızı, duyguları ve bağımsızlığı temsil ederler.

Nefes: Hayatı içimizde hissetme yeteneğini temsil eder.

Diyafram: Duygu paylaşımını temsil eder.

Epifiz: Gece gündüz dengesini, dünyevi – uhrevi dengeyi temsil eder. Ruhun yeri olarak bilinir.

Hipofiz: Başkalarını ve kendimizi ( otokontrol ) kontrolü temsil eder.

Tiroid: İletişim ve hayattaki akış hızımızı temsil eder.

Timüs: Bağışıklık sistemini temsil eder.

Böbreküstü: hayattaki heyecanı ve kendi ayaklarımız üzerinde duruşu temsil eder.

Pankreas: Hayatın tadını simgeler.

Eşeysel bezler: Üreticiliği, yaratıcılığı, hayattan alınan keyfi temsil eder.

5 Duyu

Antik filozoflar duyuları “ruhun pencereleri” olarak tanımlamışlardır. Aristo bugün en çok bilinen 5 duyudan bahsetmiştir.

Duyu organları, en basit haliyle, “5 duyu” olarak da adlandırılan; görme, koklama, işitme, tat alma ve dokunma işlevlerini yerine getiren göz, burun, kulak, dil ve deridir.

Gözler: Geçmişteki, an’daki ve gelecekteki berrak görüşü ve vizyonu simgeler. Gözler ruhun aynasıdır.

Kulaklar: İşitme kapasitesini, duymak isteyip istemediğimiz kişi ve olayları temsil eder. “Kulak kesilmek.”

Burun, oksijeni ve yaşam enerjisi prana’yı akciğerlere alış yolumuzdur. Yaşamın hem tatlı hem de sert yanlarını algılamamızı temsil eder. “Havayı koklamak.”

Dil, hayatın tadını ve söylenen şeyleri yutmayı, kendimizi ifade etmemizi temsil eder.

KAYNAK. SAĞLIKLA KAL SAYFASI

Size Uyan Melek Kolyesini Almak İstiyorsanız 8 Şubattaki Sergiyi Kaçırmayın…

img_76491[1]

 

 

IMG_0899

Çok Şanslıyız Işıl İpekçi’nin Beklenen Sergisi 8 Şubatta Açılıyor…

Açılışın Özelliği Işıl İpekçi Size Uyan Meleği Söyleyecek ve Bundan Sonra Meleği Üzerinde Taşıyarak Hayatınız Daha Güzel Hale gelecek…

Ben Orada Olacağım Sizleri De Bekleriz…

Şansın, Huzurun, Bereketin, Mutluluğun, Sağlığın Kaynağı Melek Kolyeleri Siparişleriniz için Işıl İpekçi 0536 508 1973

Sağlıcakla,

Anette İnselberg

Not: Açık Adres: Şakayık sok. 53 tuna palas apt. dd.1 Teşvikiye

tel: 0212 343 21 54

Nasıl? Dolu Mu Lan?

1918977_10208535700500002_707556289946661072_n[1]

Benim yanıma sokulman kolay olmayacaktır!

12650793_1194913843859916_368868346723168805_n[2]

 

Söyleyemediklerimi işitin lütfen.

Bana aldanmayın!
Yüzüm bir maskedir,
Sizi aldatmasın.
Binlerce maskem var,
Çıkarmaya korktuğum.
Ve, hiç biri ben değilim…

Olmadığımı göstermek,
İkinci doğam oldu.
‘‘Kendinden emin biri’’ dersiniz,
Sanki güllük gülistanlık,
Benim için her şey…

Adım, güven belirtir.
Ve,
Oyunumun adı,
Ağırbaşlılıktır.
İçimde ve dışımda denizler sakin,
Her şeyin kumandanı ben…
Fakat, inanmayın bana,
Lütfen!

Her şey dışta düzgün ve cilalı,
Hiç yıpranmayan, her zaman saklayan,
O maske!

Altta ne güven, ne de rahatlık…
Altta,
Karışıklık, korku ve yalnızlık içinde bocalayan,
Gerçek ben!

Ama saklarım bu gerçeği savunuculukla,
Kimsenin bilmesini istemem.
Zayıf taraflarımı düşündükçe,
Titrer ve sararırım…

Ve başkaları görürse iç dünyamı…
Gerçek beni ve yalnızlığımı!
İşte, maskelerimi onun için takarım…
Onun için, arkalarına saklanacak maskelerim var.
Onlar, gösterişle kullanabileceğim,
Parlatılmış yüzlerim.
Bana,
‘‘Sen değerlisin’’ diyecek,
‘‘Maskesizken daha bir insansın’’
‘‘Daha bir bendensin’’
‘‘Daha yakın, daha bir dostsun’’
diyecek bir bakışa,
Muhtacım…

Benim yanıma sokulman kolay olmayacaktır!
Uyarırım seni dost!
Uzun yıllar kendini yetersiz hissetmiş ben,
Sana kendini kolayca açmayacaktır…
Bütün gücümle tutunacağım maskelerime,
Ne kadar sokulursan yakınıma,
O denli şiddetli geri iteceğim seni…
Kim olduğumu merak ediyor musun?
Hiç merak etme!
Ben, çevrendeki
Her erkek ve kadınım…
Maske takan her insanım…

DOĞAN CÜCELOĞLU

kaynak: Charlotte Gabay facebook sayfası

Düşüncelereimizi Tek Bir Noktaya Odaklıyoruz…

12540838_10153427897730945_6195179981775019092_n[1]

UYKUSUZLARA 25 ÖNERİ

uyku_problemi[1]

1. Kızgınlıklarınızı, hiddetinizi ve işinizi işte bırakın, eve iş ve stres taşımayın.
2. Akşam saatlerini mümkün olduğunca ailenizle ve evinizde geçirin. Sevdiğiniz dostları ağırlayın.
3. Rahatsız edici filmleri (korku gibi) veya geç saatlere kadar süren tartışma programlarını izlemeyin.
4. Sigarayı azaltın. Özellikle akşam saatlerinden itibaren sigara kullanmayın. Nikotin uykuyu kaçırır.
5. Yatmadan evvel yarım bardak su için. Gece yanınızda bir bardak su bulundurun.
6. Yataktaki zamanınızı sınırlayın. Yatak odasını mümkünse sadece uyumak için kullanın. Yatak odası işyeri değildir, çalışılmaz; mutfak değildir, yemek yenmez; oturma alanı değildir, TV izlenilmez…. Yatak odasında sadece uyumalısınız.
7. Ağrılarınız varsa geçirmeden yatmayın. Ağrılar uykuyu kaçırabilir.
8. Gerginseniz yatağa girmeyin. Bir banyo ya da masaj sizi gevşetebilir.
9. Aldığınız ilaçların uykunuzu etkilemediğinden emin olun. Bazı ilaçlar uyku kaçırabilir.
10. Egzersiz yapın. Yatmadan 4-6 saat evvel yapılan 20-30 dakikalık egzersiz uykuyu kolaylaştırır. Uykudan hemen evvel ağır egzersiz yapmayın.
11. Yatak odanızın aşırı aydınlatılmadığından emin olun. Yatmadan hemen önce loş bir ortamda kalmayı deneyin. Işıkları yatar yatmaz söndürün.
12. Yatak odasındaki saatleri gizleyin.
13. Uyumaya çabalamaktan kaçının. Uykunuz gelinceye kadar bir şeyler okuyun.
14. Yatak ve yastıklarınızın rahat olduğunda emin olun.
15. Yatak odanızdan elektronik cihazları uzak tutun: Bilgisayarlar, müzik setleri, televizyonlar, cep telefonları, elektrikle çalışan radyoların tümü beyni etkileyen radyasyon yayarlar.
16. Perdeleri kapalı tutun. Gürültü sızmasına karşı pencerelerinizin izolasyonunu güçlendirin.
17. Gündüz uykusundan kaçının, gündüz uykusunu sınırlayın.
18. Yatak odanızın ısısını ayarlayın. İdeal ısı 20-22 derecedir.
19. Battaniyenizin ya da yorganlarınızın sizi rahatsız etmediğinden emin olun. Uykuda beden ısısını düzenleyen sistem kapalıdır. Bu yüzden dış ortam ısısından doğrudan etkilenir.
20. Bol ve rahat gecelikler ya da pijamalar giyin.
21. Yanınızdaki kişi horluyorsa kulak tıkacı kullanın.
22. Düzenli uyuma programınızı koruyun. Aynı saatlerde uyumaya ve uyanmaya özen gösterin.
23. Düzenli beslenin. Düzenli öğünler yiyin. Günde üç kez düzenli aralıklarla beslenin.
24. Sakinleşmek için zaman ayırın. Uyumadan birkaç saat önce kitap okumak, dinlendirici müzik dinlemek sizi rahatlatacaktır.. Yatmadan önce yapılan riüelistik alışkanlıklar da sizi uykuya hazırlar. Belirli bir saatte köpeği gezdirebilir, sonra dişleriniz fırçalayıp, belirli bir süre kitap okuyup sonra uykuya geçebilirsiniz.
25. Yatmadan önce inanç dünyanızla baş başa kalabilirseniz bu da sizi sakinleştirir.

Kaynak: Kelebek 

hayalhanesi.com sayfasından alınmıştır

Özlem Çetinkaya

GÜNE GÜZEL BAŞLAMAK İÇİN ….

BlUeashCQAAmVnw[1]

Alarm çalıyor, siz susturuyorsunuz. Alarm çalıyor, siz susturuyorsunuz. Sonunda başınızı yastıktan kaldırıp yere dik pozisyona geçerken bir geriniyorsunuz ve bir bakıyorsunuz ki hazırlanıp evden çıkmanız için azıcık bir vaktiniz var. Alelacele hazırlanırken o gün haftanın hangi günüyse o günden ne kadar nefret ettiğinizi düşünüyorsunuz. Ağzınıza bir lokma koyacak zamanınız kalmamış bile.Koşturup işe veya okula gidiyorsunuz. Her sabah böyle olmak zorunda mı? Aslında hayır. Güne nasıl başlarsak genelde öyle geçer. Dolayısıyla yatmadan önce planlayacağınız heyecanlı bir sabah rutini size güne güzel başlatıp, günü gülümseyen bir yüzle karşılamanızı sağlayacaktır. Bu yazıda güne güzel başlamak için sabahtan yapabileceğiniz, vaktinizi çok almayacak ama sizi kesinlikle güne güzel bir motivasyonla başlatacak 10 önerimiz var.

1. Sabah kalkar kalkmaz bir şeyler yazın.Hemen yatağınızın yanında minik bir defter bulundurun ve bu defterin içine sabah kalkar kalkmaz aklınıza ilk gelen şeyleri yazın, çiziktirin. Özellikle de bir rüya günlüğü tutuyorsanız sabah kalkmadan önce gördüğünüz son rüyayı hatırlamaya çalışın ve yazın. Maalesef biz insanlar günümüzde rüyalarımız üzerine hiç düşünmeden yaşıyoruz. Oysaki onlar, bizim bilinçli yaşamımızın bilinçaltımıza renkli izdüşümleri, ve onları anlamaya çalışmak kendimizi daha iyi tanımak için çok önemli bir kapı.
 2. Gereksiz eşyaları atın.
Hafta sonu bir gün kalkın ve işinize yaramayan en az birşeyi atın veya muhtaç birine vermek için ayırın. Attığınız her parçayla zihninizin daha da rahatladığını hissedeceksiniz.
3. 10 dakika meditasyon yapın.
Sabah uyanınca, yere sırtüstü uzanın. Sağ elinizi diyaframınıza, sol elinizi de göğsünüze koyun. Derin karın nefesleri alın ve nefes alıp-verişinize konsantre olun. İşte bu kadar basit. Başta 10 dakika olmasa da ilk gün bir dakika yapın, sonra 2, sonra 5, ve yavaş yavaş 10. Günü açık bir zihinle devam ettirmek için meditasyondan iyisi yok!
4. Egzersiz yapın!
Yanda soldaki kafa resminde beynimizin otururkenki halinin fMRI görüntüsünü görüyorsunuz. Sağdaki resimde ise beynimizin 20 dakikalık yürüyüş sonrasındaki fMRI görüntüsünü görüyorsunuz. Renklerin çokluğundan fark edebileceğiniz gibi sağdaki resimdeki beyinde daha çok aktivite var. Bu iki görüntünün karşılaştırması aslında kısa süreli bir egzersizin bile zihnimize, dolayısıyla da yaşantımıza ne kadar iyi geldiğini gösteriyor. 20 dakika yürüyüş özellikle de hafta içleri uzun mu geliyor? O zaman hiçbir ekipmana gerek kalmadan evinizde bile uygulayabileceğiniz, son günlerde Amerika’da oldukça popüler olmuş 7-dakikalık egzersizleri deneyin

5. Birine içten teşekkür edin.

Teşekkür etmek ve şükretmek… Aslında bunlar bizim kültürümüzün vazgeçilmezleri. Ancak yaşantılarımız hızlandıkça ve teşekkür etmemiz gereken kişiler arttıkça teşekkürlerimizi hızlıca savuruyoruz. Veya artık hiç söylemiyoruz. Sabah kalkınca birine teşekkür edin. O kişi o an yanınızda olmasa bile. O kişinin varlığına şükredin, ve kendisi hayatınızda olduğu için ve size kattıkları için o kişiye şükranlarınızı sunun.
6. Yeni bir kelime öğrenin.
İngilizce mi öğreniyorsunuz? Dictionary.com veya seslisozluk.com‘da karşınıza çıkan ilk kelimeyi öğrenin. Gazetede veya okuduğunuz kitapta/dergide bilmediğiniz Türkçe bir kelime mi var? Sözlüğe bakın. Hatta daha derinlere inin o kelimenin etimolojik anlamını araştırın. Ve öğrendiğiniz yeni kelimeyi gün içinde kullanmaya çalışın. Bu sizi güne merak ve şevkle başlatacak eğlenceli bir aktivite olacak.
7. Hayal kurun.
İşe gidiyorsunuz ve aslında patronunuzun o günkü raporları istemeyeceğini hayal ediyorsunuz. Ancak içinizde “Aman canım, olur mu öyle şey? Tabii ki isteyecek!” diyorsunuz. Bir durun ve patronunuzun size ve takım arkadaşlarınıza gelip raporu istemediğini söylediği anı ve sizin o an nasıl hissedeceğinizi düşünün. Patronunuzun onu dile getiriş tarzını, yüzündeki ifadeyi ve sonra sizin yüzünüzde belirecek ifadeyi iyice canlandırın. Gün içinde bu gerçekleşmeyecek olsa bile, olabilme ihtimalini kafanızda tüm detaylarıyla canlandırmak, sizin yapmanız gereken işe daha olumlu bir tavır takınmanızı sağlayacak.
 8. TV ve gazeteyi bir kenara atın.
Eğer finans sektöründe veya devlette çalışmıyorsanız, haberleri okumak gününüzü birebir etkilediğini söyleyemeyiz. Çoğu zaman güne haberlerle uyanmak insanın güne daha negatif, korku dolu ve endişeli başlamasına sebep oluyor. Unutmayın, günümüzde medyanın görevi tamamıyla objektif haber sunmak değil, tersine insanların günlük endişelerini artırarak onların daha çok onları rahatlatıcı şeyleri satın almasına aracı olmak. Dolayısıyla zihninizi sabahtan haberlerle veya medya dedikodularıyla doldurmayı bırakın.
9. Sabah içeceğinizi tadını çıkarak için.
İyi demlenmiş bir çay, kocaman bir bardak taze sıkılmış meyve suyu, veya kokusu tüm odayı dolduran keskin bir kahve… Sabahınıza ne içerek başlarsanız başlayın, onu yavaş yavaş acele ettirmeden için. İçtiğiniz şeyin boğazınızdan yavaş yavaş süzülüşünü, sonra da midenize inişini hissedin. Bitirince de içtiğiniz içeceğin size bol enerji verdiğine inanarak güne koyulun.

10. Duş alın.

Erken kalkabildiniz ancak uyanamadınız. Kendinizi bezgin ve bitkin hissediyorsunuz. Hemen duşa girin. Hatta hasta olmaktan korkmayacaksanız soğuk bir duşa girin. Vücudunuz suyla temas edince, suyun uyandırıcı, yumuşatıcı ve stres alıcı etkisini hissedeceksiniz. Üstelik saçınızı yıkarken başınıza yaptığınız masaj hareketleri bu bölgedeki sinirleri uyarıp sizi daha uyanık hissetirecek.
Bu listedeki 10 maddeden birisini bugün veya yarın sabah uygulayarak yeni rutininizi oluşturmaya başlayın! :)
Kaynak:
Ayşe Canan Altındaş
hayalhanesi.com sayfasından alınmıştır
Özlem Çetinkaya

Unutmayın! “YARIN KİMSEYE VAAD EDİLMEMİŞTİR”

12662578_1194917603859540_1797224372679131787_n[1]

Önce, evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan, hatta ardından bir tane daha olduktan sonra, hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi…

Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyüyünce daha mutlu olacağımıza inanırız. Bundan sonra, ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz. Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz…

Gerçek ise, şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır. Eğer şimdi değil ise ne zaman? Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır. En iyisi, bunu kabul edip her ne olursa olsun, mutlu olmaya karar vermektir. En sevdiğim sözlerden biri Alfred D. Souza’ya aittir. Der ki…

“Uzun zamandan beridir, gerçek hayatın başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. Sonunda anladım ki, bu engeller benim hayatımdı…”

Bu görüş acısı, mutluluğa giden bir yol olmadığını gösterdi. Mutluluk yoldur, öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin ve mutluluğu, vaktinizi harcayacak kadar özel biriyle paylaştığınız için, ona daha fazla değer verin. Unutmayın, zaman hiç kimse için beklemez. Öyleyse…

Okulu bitirene kadar,
100 milyar kazanana kadar,
Çocuklarınız olana kadar,
Çocuklarınız evden ayrılana kadar,
İşe başlayana kadar,
Evlenene kadar,
Cuma gecesine kadar,
Pazar sabahına kadar,
Yeni bir araba,
Ya da ev alana kadar,
Borçları ödeyene kadar,
İlkbahara kadar,
Yaza kadar,
Sonbahara kadar,
Kışa kadar,
Maaş gününe kadar,
Şarkınız söylenene kadar,
Emekli olana kadar,
Ölene kadar…

Mutlu olmak için, içinde bulunduğunuz “an”dan daha iyi bir zaman olduğuna karar vermek için beklemekten vazgeçin!

Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur.
“Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır…”

Unutmayın! “YARIN KİMSEYE VAAD EDİLMEMİŞTİR”

MURATHAN MUNGAN

kaynak: Charlotte Gabay Facebook Sayfası

İşinizi mi kaybettiniz? İlişkiniz sona mı eriyor? Ailenizin evinden mi ayrıldınız? Yurtdışına yaşamaya mı gittiniz? Uzun süren bir dostluk aniden bitti mi?

livrozahirok-141903-50c8db804a3a0[1]

Bir insan her zaman sahnenin bittiğinin, perdenin indiğinin farkında olmalı. Gereken zamandan daha uzun kalmak için ısrar ederseniz, mutluluğu ve oynamamız gereken diğer sahnelerin anlamını yitiririz.
Çemberleri tamamlamak, kapıları kapatmak, bölümleri sona erdirmek – ne isim verirseniz verin; önemli olan yaşamda bitmiş olan anları arkada bırakabilmektir.
İşinizi mi kaybettiniz? İlişkiniz sona mı eriyor? Ailenizin evinden mi ayrıldınız? Yurtdışına yaşamaya mı gittiniz? Uzun süren bir dostluk aniden bitti mi? Bunun neden olduğunu düşünerek uzun zaman geçirmek mümkün.
Kendinize yaşamınızda bu denli önemli ve büyük yer tutan şeylerin bir parmak şaklatması süresinde toza dönüşmesinin nedenlerini anlamadan yaşamınızda bir adım daha atmayacağınızı söyleyebilirsiniz. Ama bu yaklaşım, yaşamınızı paylaşan herkes için dehşetli biçimde stresli olacaktır : ebeveynleriniz, eşiniz, dostlarınız, çocuklarınız, kardeşiniz.
Herkes kitabın bölümlerini kapar, yeni sayfaları açar, yaşamına devam ederken sizi durağan bir biçimde görmek hepsini kötü hissettirecektir.
Şeyler olur ve geçer, ve bazen elimizden gelen en iyi şey onların gitmesine izin vermektir.
Bu yüzden, ne kadar acı da verse, hatıralardan arınmak bazen iyidir, küçük şeyleri yok etmek, eşyaları yetimhanelere bağışlamak, kitaplarınızı satmak ya da ödünç vermek.
Bu dünyada görünür olan her şey, aslında görünmeyen dünyanın ifadesidir, yüreklerimizde yer alan şeylerin bir izdüşümü.. -Ve hatıralardan arınmak, bazen yeni hatıralar için yüreklerimizde yer açmak anlamına gelir. Bırakın gitsinler. Azat edin onları. Arının onlardan.
Kimse hayatı işaretli iskambil kağıtları ile oynamaz, yani bazen kazanır ve bazen de kaybederiz. Geri dönüş beklemeyin her zaman, emeklerinizin takdir edilmesini, dehanızın keşfedilmenizi, aşkınızın anlaşılmasını.
Kendi duygusal televizyonunuzda aynı kanalı izlemeyi bırakın. Bir kayıptan ne kadar acı çektiğinizi gösteren o programı artık izlemeyin. O sizi sadece zehirliyor, başka bir şey değil.
Hiçbir şey, kırık aşk öykülerini kabul etmekten daha tehlikeli değildir hayatta; başlama tarihi olmayan söz verilmiş işlerden veya sizi “ideal zamanı” beklemeye sürekli mecbur eden kararlardan.
Yeni bir fasikül açılmadan, önceki bitirilmelidir: Kendinize geçmiş olanın tekrar geri gelmeyeceğini söyleyin kendinize.
Bir zamanlar o şey veya o kişi olmaksızın yaşayabildiğinizi hatırlatın – hiçbir şey yeri doldurulamaz değildir; bir alışkanlık bir ihtiyaç değildir.
Bu çok belirgin görülebilir, hatta zor olabilir, ancak çok önemlidir.
Çemberleri kapatmak. Gururunuz nedeniyle, yoksunluğunuz veya öfkeniz nedeniyle değil, artık ona hayatınızda yer kalmadığı için.
Kapıyı kapatın, müziği değiştirin, evi temizleyip tozu silkeleyin. Eskiden olduğunuz kişi olmayı bırakın, ve şimdi olduğunuz kişiye dönüşün.

PAULO COELHO

Kaynak:Charlotte Gabayın Sayfasından Alınmıştır

Hangi Yeteneğiniz Olsun İstersiniz?

12642507_885434321553786_8149454066381931842_n[1]