Archive | 21 Şubat 2016

Kurban Bilinci mi, Kendi yaratma gücüne sahip çıkmak mı ?

sorumluluk-580x330[1]

Hepimiz yaşamışızdır. Hepimizin gün içinde ya da hayatta mutlaka düştüğü bir durumdur kurban psikolojisi. Bazen kısa süreli, bazen ise kronikleşmiş uzun süreli.

Peki nedir Kurban psikolojisi / Kurban bilinci ?

Kurban bilinci, kendi yaratıcı gücümüzden ve yaratma kabiliyetimizden vazgeçmektir. Bunun yerine  sahip olduğumuz / olamadığımız şeylerde, yaşadığımız olaylarda birşeyleri ya da başkalarını suçlu tutmaktır. Kendi gücümüzü onlara vererek, birşeylerin ya da birilerinin hayatımızı kontrol etmesine izin vermektir. Başkalarının kendi bilincimizi ve seçimlerimizi yönetmesine izin vermektir.    

İnsanlar kurban psikolojisiyle doğmazlar, ama öyle büyürler, öyle öğrenirler. Bir insan çevresi tarafından bir gücü olmadığına ikna edilirse; ve büyürken çevresinde örnek aldığı yakınları hayatın adil olmadığını, ve bunda bir suçları olmadığını söyleyerek yaşıyorlarsa, çocuğun da hayatını böyle şekillendirmesi kaçınılmazdır. 

İçindeyken fark etmesi, ve kendine itiraf etmesi zor bir haldir kurban psikolojisi. Fark edene kadar içinde olduğumuzu bile bilmeyiz. Ama fark edip dışına çıkmayı başardığımızda hayatımızda büyük kapılar açar. 

Peki neden bu kadar önemli aslında bunu fark etmek. Çünkü Zen öğretisinin de dediği gibi :

‘Kurban psikolojisi, savaş bilincidir.’

Ve onun içinde olduğumuz sürece, fark etmesek de kendimizle, çevremizle ve hatta dünyayla savaş halinde oluruz. Birşeyleri değiştirme gücünden yoksun olduğumuz inancıyla, kendimizi güçsüz ve çaresiz hissederiz. Ve olan bitenlerle ilgili suçlayacak birilerini ararız. Bazen bununla da yetinmez, suçlu oldukları ve hakettikleri düşüncesiyle onlara saldırmaya başlarız.

Tüm ruhsal öğretiler bizleri kurban bilinci konusunda uyarır.

4JgaBqWmt

Dalai Lama bilmeyenlerimiz için Tibet’in ruhani lideri, aynı zamanda Budizm’i kuran Shakyamuni’nin reankarnasyonu olduğuna inanılan ruhani liderdir. 14. Dalai Lama der ki :

“Eğer herşeyin başkalarının suçu olduğuna inanırsanız, hayatta çok ıstırap çekersiniz. Ama ne zaman ki herşeyin sizden tohum verdiğini fark edersiniz, o zaman hem neşe hem barışı öğrenirsiniz. “

Osho der ki : Hiçbir zaman insanları ya da dış etkenleri suçlamayın. Başkalarını suçlamak bizi kurban psikolojisine sokar; çevremizde gelişen olayların sebebi değil, bir sonucu yapar. Sebep ya da sonuç olma kararını bizden alır. Bizi çevremizde yaşananların sonucu yapar. Sorumluluk almak ise, hatalı olsak da olmasak da, hayatımızın direksiyonunu elimizde tutar. Sonuç olmak yerine, hayatta istediğiniz şeyleri yaratmak için bir sebep olun, harekete geçin. 

Kurban psikoloijisinde olduğunuza dair bazı ipuçları

  • Gün içinde yaşanan aksiliklerde, özellikle sizi üzen olaylarda başkalarını suçlamak
  • Hayat adil değil, herkes bana karşı düşüncesi
  • Hayatında birşeyleri değiştirecek gücü kendinde bulamamak. ( Yakınındaki insanlar yapabileceğini düşündüğü halde)
  • Yanlış yönlendirilmiş öfke, özellikle aile yakınları ve arkadaşlara karşı. “Beni hiç bir zaman anlamıyorlar, duymuyorlar.” cümleleri.
  • Kendini izole, yalnız, yanlış anlaşılmış, terk edilmiş, sevdiği insanlardan ya da tüm dünyadan kazık yemiş, kandırılmış hissetmek.
  • Hayatında yaşadığı olayların aslında kendinden kaynaklandığı düşüncesini, ve yaşananlarla ilgili sorumluluk almayı reddetmek.

Kurban Psikolojisinden sıyrılıp kendi gücünüzü geri almak için tavsiyeler

  • Her tür “biz, onlar” düşüncesini, kelimesini kullanmayı bırakın. Kendinizi tüm insanlarla eşit seviyede görmeye çalışın. Sizinle aynı değerde insanlar olduklarını, aynı saygıyı hakettiklerini, ve hatta sizin gibi hata yapabileceklerini kabul etmeye çalışın.
  • Hayatınızda ufak değişiklikler yapmaya başlayın. Gün içinde her zaman yaptığınızdan farklı seçimler yapın, karar verme ve seçim yapma gücünün sizde olduğunu kendinize gösterin.
  • Size sorumluluk duygunuzu hatırlatan işlere yönelin. Bir işi sahiplenmek ve odaklanmak sorumluluk duygunuzu harekete geçirecektir.
  • Gün içinde ufak korkularınızla yüzleşin; ve üzerlerine gidin. Biriyle düşüncenizi paylaşmaktan mı korkuyorsunuz, sakin ve dengeli bir şekilde kelimelerin ağzınızdan çıkmasına izin verin. Ya da evde yalnızsınız ve kabusunuz bir böcek karşısınızda belirdi. Kimsenin yardımı olmadan gazete yardımıyla böceği pencerenin dışına çıkarın. Yapabilirsiniz. Kendinize yapabileceğinizi gösterin. Ve yaptıktan sonra artık yapabileceğinize inanın.
  • Duygularınızı dinleyin, niye ve nasıl hissettiğinizi anlamaya çalışın. Hangi durumlar sizi nasıl hissettiriyor, gözlemleyin. O duyguların kaynağı neresi, çocukluğunuzdan ve travmalarınızdan gelen duygular mı ? Hala bugün geçerlilikleri var mı ? Yoksa o duyguların hala sizi yönetmesine izin mi veriyorsunuz ? Bunu görmeye çalışın.
  • Üzgün olmak, incinmek, kendini kötü hissetmek, reddedilmek hepimizin, her insanın hayatında yaşadığı normal duygulardır. Ama bu duygulara tutunmak, onlardan beslenmek, onları büyütmek iyi değildir. İncinebiliyor olmak sizi daha az güçlü ya da daha az değerli yapmaz. Aynı şekilde acıyı kaldırabiliyorsunuz ve bir kez yaşadınız diye; hayatınıza daha çok acı ve kötü muamele çekmek zorunda değilsiniz. Ve yaşadıklarınız, dünyadaki herkesin bu sebepten size kötü davranmaya hakkı olduğu anlamına gelmez. Üzgün ve incinebilir olmayı kabul edin. Ama hayatınızdaki her insandan o saygıyı ve özeni talep edin.
  • Her olayda birilerini suçlama ihtiyacını bırakın. Bazen sadece işler yolunda gitmez. Bu kimsenin suçu değildir. Hata yapmak insani birşeydir. Önemli olan hatalardan ders alabilmektir. Çözüm odaklı olun. Kendi tepkilerinize odaklanın. Neler yapabileceğinizi, senaryoyu nasıl değiştirebileceğinizi düşünün.
  • Drama yaratma ve kendine acıma duygularını bırakın. Onun yerine neşeyi, ve güzel şeylere odaklanmayı seçin.
  • Şikayet etmeyi bırakın. Harekete geçin.

Şikayet ettiğimiz sürece, ya da çevremize olumsuz duygular yaydığımız sürece sadece çevremize değil, kendimize de zarar veriyoruz. Çünkü her düşüncede ve hatta yaşamayı seçtiğimiz her duyguda beynimizi ona göre programlıyoruz.

Nörologların yaptığı araştırmalar gösteriyor ki beyinde aslında her düşüncenizde yeni nöronlar ve bağlar, sinapslar oluşuyor. Beyin, kendi içindeki elektrik akışını doğru bir şekilde yönetmek için köprüler kuruyor; ki bir veriyi çağırmamız, yani hatırlamamız daha kolay olsun. Her düşünce tekrarlandığında sinapslar birbirine daha çok yakınlaşıyor, ve zamanla gittikçe birbirine bağlanıyor. Yani düşünceleriniz beyninizi şekillendiriyor, ve hatta düşünceleriniz belirli bir noktadan sonra fiziksel gerçeğe dönüşüyor. Bu oluşturmayı seçtiğiniz köprüler,  stres ya da mutluluk olarak hayatınıza yansıyor.

Beyninizin her düşüncede bunu yapıyor olmasının muhteşemliği bir yana, en çok ve en sıkı bağ kurmuş sinapslar, yani alışılmış köprüler sizin standart kişiliğinizi, düşünce şeklinizi, karakterinizi belirliyor. Çünkü hızlı aktarılan düşünce kazanıyor. 

Bunu daha basite indirgeyip şöyle düşünelim. Üç arkadaş var, A, B ve C. Bunlardan A reseptör. Bir konuyla ilgili karar vermesi gerekiyor.  B ve C ise kararını belirleyecek olan düşünceler. Bunlar birbirlerine top atıyorlar. A ile B nin arasındaki mesafe 2 m; A ile C nin arası 10 m. A bir soru soruyor, ve buna karşılık B ve C aynı anda, aynı hızla A’ya top atıyorlar. A’ya ulaşan ilk top, ilk düşünce, A’nın kararını belirleyecek. Hangisi daha çabuk ulaşır ?  Tabii ki yakın olan.

Düşüncelerimiz de bu şekilde çalışıyor. Daha çok tekrarlanan düşünce zamanla gittikçe birbirine daha çok yakınlaşıyor ve bağ güçleniyor. Ve bilgi çağrıldığında daha kısa sürede veriyi taşıyan düşünce köprüsü kazanıyor. Yani bir noktadan sonra kararlarımızı otomatik olarak vermeye başlıyoruz. Ama bunu değiştirmek, beynimizde sağlıksız kurulmuş bilgi ve düşünce kalıplarını değiştirmek mümkün. Nasıl mı, anda kalarak. Bir sonraki kararınızı ya da tepkinizi vermeden önce derin bir nefes alıp, anda merkezinizde kalın. Ve kendinize sorun, bu seçimi bana ya da çevreme faydası olduğu için mi yapıyorum. Yoksa zihnim böyle alıştığı için mi ? Aldığım karar korku temelli mi, sevgi temelli mi ? Çünkü sevgi temelli kararların, dengeli ve sakin olan kararların, ruhunuzdan gelen kararlar olma ihtimali çok daha yüksektir.  

Hepimiz aslında üzücü ya da korku dolu bir anı, hayatımızda sadece bir kere yaşıyoruz. Bir travmayı, belki gerçekten çaresiz kalıp kurban olduğumuz anı hayatta bir kere yaşıyoruz. Sonrasını kendimiz yaşatıyoruz, kendimiz şekillendiriyoruz.

Naomi Judd’un da dediği gibi : Sadece bir kez kurban oluyorsunuz. Sonrasında gönüllüsünüz.

Peki siz şu anda neyi yaşamayı seçiyorsunuz ?

kynak:hayatıseç

Oscar Wilde’dan 26 Çarpıcı Söz.

tmp_15923-SndtWdz-1711459899[2]

  1. Çoğu insan başka biridir. Düşünceleri başkalarının görüşü, hayatları taklit, tutkuları ise alıntıdır.
  2. Hiçbir şekilde aşırı şık giyinemez, aşırı fazla eğitilemezsin.
  3. Kadınlar sevilmek için yaratılmıştır anlamak için değil.
  4. Ben Cennete gitmek istemiyorum arkadaşlarımın hiçbiri orada değil
  5. Sana sıradan biriymişsin gibi davranan hiç kimseye aşık olma
  6. Günahkarlarla azizler arasında bir fark vardır. Azizlerin geçmişi günahkarların ise geleceği vardır.
  7. Bazıları nereye giderlerse mutluluk kaynağı olurlar. Bazıları ise gittiklerinde.
  8. Çok basit zevklerim var. Her zaman en iyisiyle tatmin olurum.
  9. Hepimiz hendekteyiz. Ancak bazılarımız yıldızlara bakıyor.
  10. Kendin ol, diğer herkes zaten alınmış
  11. Yaşamak dünyanın en nadir görülen şeyidir. Çoğu insan sadece vardır.
  12. Bir hayalperest ay ışığında bile yolunu bulabilir. Ancak ceza olarak da şafağı Dünya’nın geri kalanından önce o görür.
  13. Gençken paranın hayattaki en önemli şey olduğunu düşünürdüm. Şu an yaşlıyım, ve biliyorum.
  14. O kadar zekiyim ki bazen söylediğim hiçbir şeyi anlıyamıyorum.
  15. Hayatta seks dışında her şey seksle ilgilidir. Seks ise güçle.
  16. Herşeyi bilebilecek kadar genç değilim.
  17. Uğruna biri öldüğü için bir şey doğru olmak zorunda değildir.
  18. Basitçe “tecrübe” insanların hatalarına verdikleri isimdir.
  19. Asla günlüğüm olmadan seyahat etmem. Çünkü trende okumak için her zaman sansasyonel birşey lazım.
  20. Eğitim takdire şayan bir şeydir, ancak zamandan zamana hatırlamak lazım ki bilmeye deyecek hiçbir şey öğretilemez.
  21. İnsanları iyi ve kötü diye bölmek saçmadır. İnsanlar etkileyici ve sıkıcıdır.
  22. Sevilen kim fakirdir?
  23. Günümüzde insanlar herşeyin fiyatını bilmekte ancak hiçbir şeyin değerini bilmemektedir.
  24. Hiçbir iyilik cezasız kalmaz.
  25. Herkes bir arkadaşının acılarını paylaşabilir, ancak bir arkadaşının başarısını paylaşabilmek için çok ince bir mizaç gerekir.
  26. Ne zaman insanlar benimle aynı fikirde olsa yanlış olduğumu düşünürüm

Kadın evde ne iş Yapar ??

12705569_1267834216566092_4249122480399943796_n[1]
.
Adam akşamleyin iş çıkışı eve geldiğinde evin bahçesinin karmakarışık olduğunu görmüş.

3 çocuk da bahçede çamurlar içinde oynuyormuş.Boş yemek kutuları ve içecekler etrafa saçılmış.Karısının arabası garaj kapısının önünde, bir kapısı açık ve yamuk halde parkeder durumdaymış.
Evin içine girdiğinde durum daha vahim şekle dönüşmüş.Girişteki halının bir kenarı kıvrılmış, havaya kalkmış ve abajur sehpanın üzerine devrilmiş.Salondaki televizyonun sesi sonuna kadar açık halde çizgi film kanalındaymış, televizyonun üzerine bırakılan yarısı içilmiş meyve suyu ha döküldü ha dökülecek vaziyetteymiş.
Oturma odasında yerler oyuncaklar ve çocuk elbiseleriyle kaplıymış.Mutfağa girdiğinde lavabonun sabah kahvaltısı bulaşıklarıyla dolu olduğunu görmüş.Ayrıca kırılmış bir bardağın parçaları masanın altında duruyormuş

Üst rafa yöneldiğinde merdivenlerdeki elbiseleri fark etmiş. Telaşla karısının başına kötü birşey gelmiş olabileceğini ya da hastalandığını düşünerek hızla koşmaya başlamış.

Misafir odasına girdiğinde karısını uzanmış halde kitap okurken bulmuş.Karısı kocasını görünce okuduğu kitaptan başını kaldırmış, hafifçe gülümsemiş ve gününün nasıl geçtiğini sormuş.
Adam cevaplamış:”Her zaman ki gibi! ”

Ardından şaşkınlıkla sormuş:”Ne oldu bugün böyle?”

Karısı tekrar gülümseyerek;
-“Sen hergün eve geldiğinde bütün gün ne yaptın ki demez miydin..”
+”Evet”
-“Güzel… Bugün, her gün yaptıklarımı yapmadım sadece o kadar…”.. smile ifade simgesi

Beni TANRININ SEVGİSİ hayatta tutuyor.

12715785_795371160593597_5432503439020565151_n[1]

Burada, bugün ve yarın ve tüm zamanlar boyunca karşılaşacağın her sorunun cevabıdır. Sen Tanrı’nın değil, bu dünyadaki şeylerin seni hayatta tuttuğuna inanıyorsun. Sen en önemsiz ve deli sembollere güveniyorsun: haplar, para, ”korumalı” giysiler, etki, prestij, popülerlik, ”doğru” kişileri tanımak ve sihirli güçlerle donattığın hiç’in şekillerinin sonsuz bir listesi.

Tüm bunlar, senin Tanrı’nın sevgisi yerine koyduğun yedeklerdir. Tüm bunların, bedensel kimliği sağlamak için üzerlerine titrenir. Onlar EGO için söylenen övgü şarkılarıdır. Değersiz olana inancını yatırma. O seni hayatta tutmaz.

Sadece Tanrı’nın sevgisi seni her koşulda koruyacaktır. O, seni her dertten çıkaracaktır ve bu dünyada tüm algıladığın tehlikelerin üzerinden, mükemmel huzur ve güvenlik ortamının içine yükseltecektir. O, seni hiçbir şeyin tehdit edemeyeceği ve hiçbir şeyin TANRIOĞLUNUN ebedi sukunetine zorla giremeyeceği zihinsel bir hale götürecektir.

İllüzyonlara inancını bağlama. Onlar seni hayal kırıklığına uğratacaklardır. Tüm inancını içindeki Tanrı’nın sevgisine bağla; ebedi, değişmez ve sonsuza kadar şaşmaz. Bugün karşılaşacağın her şeyin cevabıdır bu. İçindeki Tanrı’nın Sevgisi sayesinde, görünürde olan tüm zorlukları, çaba sarfetmeden ve kesin güven içinde çözebilirsin. Bunu, kendine sık sık söyle. Bu, putlara olan inancının kurtuluşunun beyanıdır. Bu, senin kendi gerçekliğinin onaylanmasıdır.

Mucizeler Kursu / Ders 50

İlişkilerde çok basit bir kural var.

mutlu_iliski_cift_mnk[1]

İlişkilerde çok basit bir kural var.
Kural basit, uygulaması pek kolay değil.
Ama eğer uygularsak, neredeyse bütün ilişki sorunları çözülüyor.

Karşınızdakinin yapmadıklarına asla odaklanmayın.
Benim başıma, uzun süredir diğer ikisi değil, sadece bu geliyor, ve insanlar yapmadıklarım yüzünden bana kızabiliyorlar.
Karşınızdakinin ya da yanınızdakinin, istediklerinizi yapmıyor olması, sizi ya da aranızdaki ilişkiyi önemsemediğini göstermez.
İstediklerinizi seçmediğini gösterir.
Onları seçmesi için push-ittirme ve zorlama stratejileri çalışmaz, ilişkiye zarar verir.
Eğer pull-çekme ve teşvik stratejileri uygularsanız büyük olasılıkla uyum sağlar.

Eğer karşınızdaki istemediklerinizi yapıyorsa, durum farklı.
O zaman alanlarınıza muhakkak sahip çıkın.
Evrenin yasaları, radikal bir karar vermeden önce 3 kez uyarmayı öneriyor.
Bu uyarılarda, sertlik ve çatışmak yerine, istenmeyen şey yapıldığındaki duygularınızı ifade edin.
Üzüntü, endişe, hatta korku gibi, samimi hislerinizi dile getirin, sınırı sizin duygularınızın çizgileriyle belirleyin.
Büyük olasılıkla, ve iyi niyetliyse, yine uyum sağlar.

Ama eğer karşınızdaki, istemediklerinizi, sizi üzmek, yormak ve en acıklısı olarak sizi denemek için kasten, bilerek ve isteyerek yapıyorsa, ilişkiyi sürdürmenin bir anlamı yok.
İlişkilerde özen ve şefkat şart.
Bazen zamanla da elde edilir.
Ama ilişkilerde kastederek yapılan hareketler, ilişkiye suikasttır.
İlişki ölmese bile yaralanır.

Kural basit.
İstediklerinizi yapmamasını özgür seçime saygıyla kabul edip, değiştirmek için teşvik edin.
İstemediklerinizi yaptığında duygularınızı anlatın, zaman ve şans verin.
Kasten yapıyorsa uzaklaşın.
Huzur ve neşede buluşalım…

kaynak: Korkut Keskiner