BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİZİN ÇELİK GİBİ OLMASININ GARANTİSİ ALTIN MACUN…

Golden-Paste-measurements[1]

 

ÜSTELİK YAPIMIDA ÇOK BASİT:
Zerdecal bizim evimizin de vazgecilmezi, biz de altin macun yapiyoruz, onun yapimi da cok kolay, yarim bardak zerdecal bir bardak su ile 10 dk kadar kisik ateste pisiriliyor, atesten almadan 1/3 bardak organik zeytin yagi (ya da hindistan cevizi yagi) bir bucuk tatli kasigi karabiber ekleyip karistirip ocagi kapatiyoruz, yetiskinler icin bir, miniklere yarim tatli kasigi veriyoruz, hepimize sifa olsun

Kaynak: sağlıkla kal facebook sayfası

Fatoş Pabuccu Tuncay

 

Büyüklerimizin hep tavsiye ettiği Nane limonun faydaları gerçekten de muazzam.

1479635_3[1]

Büyüklerimizin hep tavsiye ettiği Nane limonun faydaları gerçekten de muazzam. Hasta olduğumuz zamanda ilk yaptığımız karışımlardan bir tanesidir. Nane limon kaynatıp içmek özellikle soğuk algınlığına iyi gelir…

İşte Nane limonun faydaları
-Mide ağrısının yanı sıra, yanmadan da şikayetçiyseniz, nane çayı içmenizde fayda var. Nane çayı, mide gazlarını geçirir, midedeki doluluk hissini giderir. Ayrıca hazmı kolaylaştırıcı etkisi vardır. Kuru naneyi sıcak suya atıp, on dakika demlendirdikten sonra nane çayınız hazır olacaktır. Tabi önemli bir hastalığınız olmadığı konusunda doktordan bilgi aldıktan sonra nane çayını içmelisiniz.
-Naneyi kaynatıp, buharını içinize çekin. Burnunuzun açıldığınıi nezlenizin de kısa sürede geçtiğini göreceksiniz.
-Ateşi düşürür.
-Sindirim sistemi ve mide için çok faydalıdır ve sindirimi kolaylaştırır.
-Gaz söktürücüdür.
-Bağırsak kurtlarını düşürmeye yardımcı olur.
-İştah açar.
-Sinirleri yatıştırır ve vücuda rahatlık verir.
-Strese ve baş ağrısına iyi gelir.
-Spazm ve kalp çarpıntısı riskini azaltır.
-Grip, bronşit gibi soğuk algınlıklarında ve öksürükte faydalıdır.
-Ülsere ve mide yanmasına iyi gelir.
-Kusmayı, mide bulantısını ve ağrısını önler.

Ne güzel bir mesaj …

trenli_manzara_kara_tren_51194_1-738x355[1]
Doğarken bindiğimiz trende anne ve babamızla tanıştık. O zamanlar onların hep bizimle seyahat edeceklerini sanıyorduk.
Oysa
istasyonun birinde onlar trenden ineceklerdi ve bizi yolculuğumuzda yalnız bırakacaklardı.
Zamanla
trene başkaları da bindi
ve bizim için önemliydiler. Kardeşlerimiz,arkadaşlar, çocuklarımız,
hatta hayatımızın aşkı…
Birçoğu inmiştir arkalarında üstelik de kalıcı bir boşluk bırakarak.
Kimisinin de eksikliği o kadar farkedilmez olmuştur ki, yerlerinin boşluğunu bile farkedememişizdir..
Bu tren yolculuğu neşe, keder, hayaller, beklentiler, merhabalar, Allahaısmarladıklar ve vedalarla doludur.
Burada başarı,
tüm yolcularla iyi ilişkilerde olmaktır.Bunun için de elimizden gelenin en iyisini
yapmalıyız..
Ancak,
hepimizin karşı karşıya olduğu bir muamma var:
Hiçbirimiz hangi istasyonda ineceğimizi bilmiyoruz.
İşte bunun içindir ki,
En iyi şekilde yaşamalı,
en iyi şekilde sevmeli, affetmeli, olduğumuzun en iyisini yansıtmalıyız.
Burası çok önemli
çünkü trenden inip de yerlerimizi boş bırakacağımızda
yaşam treninde yolculuğa devam edeceklerde güzel anılar bırakmalıyız.
Öyleyse
yaşam treninde size iyi yolculuklar diliyorum.
Çok sevgi verin, başarı biçin!
Son olarak da, trenimde yolcu olduğunuz için her birinize teşekkür ederim.
Ha, unutmadan!
Şahsen trenden bu yakınlarda inmeye hiç niyetim yok!
Yine de,
ola ki indim,
sizinle seyahat bir zevkti!
İyi ki trendeymişsiniz
ALINTI

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

JUNG VE MANDALA SANATI

manset2752-5kpi48dtlpb8xjvk2xmx[1]

 

Carl Gustav Jung’un Analitik psikolojinin kurucusu olduğu, Freud’la birlikte yürüttüğü çalışmaların psikanalize katkıları, arketipler, semboller, rüyalar, mitler ve kolektif bilinçaltı konularındaki fikirleri, hakkında en fazla bilinenler. Gölgede kalmış yönüyse Jung’un sadece psikoterapi bilim dalını değil, aynı zamanda edebiyat ve güzel sanatları da etkilemiş olduğu.

 

Gençliğinde bir çok sanat müzesini ziyaret ederek, antik Mısır, Aztek, İnka koleksiyonları ve Rönesans dönemi eserleriyle ilgilenmiş, Holbein, Böcklin, Rubens ve Da Vinci’den etkilenmişti. Ayrıca bir yıl süresince yoğun bir şekilde resimle uğraşarak, yağlıboya ve suluboya tablolar resmetmişti. Yarı figüratif soyut sanat resimlerinin yanı sıra grafik çalışmaları ve peyzaj resimleri yapan Jung’un resimlerinde sembolist hareketin güçlü izleri görülüyordu. Yoğun bir şekilde anlam üzerine odaklanan ünlü psikiyatrın, fresk ve mozaiklere olan ilgisi onun mozaik benzeri biçimler ve iki boyutlu figürler yaratmasında etkili olmuştu.

 

Jung, geniş bir çevre ve kişisel bağlantıları sayesinde çalışmalarını kolaylıkla sergileyecek imkana sahip olmasına rağmen bunu yapmak istemedi çünkü onları sanat olarak görmüyordu.”İnsanlar sanatçı bir yaradılışı olduğunu söylüyor ama aslında beni alıp götüren sadece bilinçdışımdı” diyordu. Çalışmalarını sanat olarak kabul etmese de bu konudaki düşüncelerinin daha sonraki sanat kuramlarına ciddi katkıları olacaktı.

 

Uzak Doğu ve Hint kültürlerini de araştıran Jung, her şeyin mistik merkezini sembolize eden ve insanı bütünlüğe götüren mandala şekillerinin gücünü de o zaman keşfetmişti. Yaşama içgüdüsüne ve enerjisine inanmış, bu nedenle de mandala şekillerinin yarattığı enerji akışından etkilenmişti. Kendi mandalalarını yaratırken çeşitli zihin boşaltma ve Budist meditasyon tekniklerinden, Kundalini yoga ve Tantrik yoganın mistik düşüncelerinden yararlanmıştı.

 

Jung’un içinde bulunduğu dönemde ve çevrede, sanata, özellikle de resme ilgi çok büyüktü. Popüler olan bir diğer alan da psikolojiydi ve dönemin modern ressamları bilinçdışının sanatını yapmaya çalışıyorlardı. Bu nedenle Jung’un simgesel resimler yaratmaya başlaması ilginç bir durum değildi. İlginç olan, hem kendi benlik deneylerinde hem de hastalarını tedavi ederken sanattan, özellikle de mandala sanatından faydalanmasıydı.

1. Dünya Savaşı patlak verdiği sırada Jung, korkunç kaos ortamında hem çalışmalarını devam ettirmiş hem de yarattığı mandalalar sayesinde bir parça da olsa huzur bulmuştu. Ordudayken defterine kurşun kalemle yirmi yedi mandala çizmişti. Başlarda bu mandalaları anlamıyordu ancak savaştan sonraki  günlerin çoğunda da çizmeye devam etmişti. Sanki her geçen günün canlı bir resmini çiziyor ve mandalalardaki değişimi gözlemliyordu.

Bir süre sonra mandalanın aslında ne olduğunu görebildi… Onların oluşum, dönüşüm, sonrasız zihin ve benlik olduğunu, yani kişiliğinin bir bütünlüğü olduğunu ve çizdiği mandala imgelerinin ruhunun doğasını yansıttığını fark etti. Kendi varlık temelinin resimsel sunumu gibiydiler ve onu merkeze; yani kendi bütünlüğüne yöneltiyorlardı.

Bazıları tam anlamıyla çocukça çizilmişti ancak öyle olmaları gerekiyordu çünkü sezgisel yaratımın ürünüydüler.

 

Kendi deneyimlerinden yola çıkarak hastalarına fantezilerini sembolik biçimde resmetmelerini öğretmeye başladı. Yani gördüklerinin birebir resmini çizmeye çalışmak yerine imgeleri kullanmalarını önerdi. Böylelikle enerji akışında yada odaklanmalarında bir kopma olmaksızın ruhlarının bu dingin yerlerinde yenileneceklerini söylüyordu. Hastaların kendine özgü deneyimlerini resimle ifade etmelerinin bir çok vakada çok yardımcı olduğuna şahit olmuştu.

 

Onlara içlerinden gelen ve anlamsız olduğunu düşündükleri bir şekil de olsa çizmelerini öneriyor ve mandalaların mükemmel simetriye ve düzgün çizgilere sahip olması gerekmediğini hatırlatıyordu. Plansız ve tamamen sezgilerin rehberlik ettiği bu yaratım süreçlerinde hastalar iç sesleriyle bağlantı kurabiliyor, ayrıca tekrar eden desenler ve renkler yoluyla rahatlıyorlardı.

Sözcüklerin yetersiz kaldığı en derinlerdeki düşünceler, baskılanmış duygular ve kavranması zor bilinçdışı fanteziler, bu şekilde yüzeye çıkıyor ve hastaların kendi simgesel ifadeleriyle vücut buluyordu. Bu da Jung’un amaçladığı şeyi; yani hastalarının yaşamda yeniden anlam bulabilmelerini sağlıyordu.

 

Dairesel formuyla ruhsal döngüyü harekete geçirdiğine, içsel dönüşümü ve kişisel büyümeyi sağladığına inanılan mandala sanatı, kişilere, kelimelerle kısıtlanmak yerine resim şeklinde nasıl hissettiklerini görme olanağı sunuyor ve ruh dünyalarında yepyeni kapılar açıyordu. Jung da çalışmalarında dışavurumcu bir sanat türü olan mandala sanatının iyileştirici yönünden bu şekilde faydalanıyordu.

Bugün sanat terapilerinde yaygın olarak kullanılan mandalalar bir yandan da neredeyse bir trend haline gelen boyama kitabı formunda karşımıza çıkıyor. Her derde deva, basit ve ucuz bir terapi yöntemi olarak pazarlanıyor. Elbette, bu tip kitapların içinde yer alan hazır mandala şekillerini boyamaya konsantre olmak negatif düşüncelerin yerini bir süre için de olsa huzurun almasını sağlıyor olabilir. Kalemin ritmik hareketleri ve süregelen şekiller, içinde bulunduğunuz zamana odaklanmanızı ve kaygı veren düşüncelerin dışarıda kalmasını sağlıyor. Tabii ki bu rahatlatıcı, ancak farkında olunması gereken, bu şekilde hakiki bir mandala üretmiş olmadığınız ve mandalanın görevini yerine getirmesine olanak tanımadığınız gerçeği.

 

Hız çağının bir kurbanı olan mandala sanatının felsefesini, öğretilerini ve yaratım sürecinde izlenmesi gereken ritüeli bir kenara atıp kolay yoldan amaçlanana ulaşmayı beklemek pek de gerçekçi değil. Özellikle amaçlanan mandala sanatının felsefesinde olduğu gibi bütünlenmek ve kendi merkezine ulaşmaksa. Çünkü Jung’un da dediği gibi:

“Mars gezegenine ulaşmak, kendi kendine ulaşmaktan daha kolaydır.”

Bir sonraki yazımda mandala çeşitlerini, bir meditasyon aracı olarak kullanımını, mandala sanatı yoluyla arınma, niyetleri belirleme ve istekleri gerçekleştirme enerjisine ilişkin bilgileri okuyabilirsiniz.

 

Fulya Pirim

 

 

 

(Kaynak: Liber Novus /C.G.Jung)

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

AKCİĞERLERİMİZİ TEMİZLEMEK İÇİN TARİF

944889_1011655735539219_6731708054578335091_n[1]

Ah o akciğerlerimiz yok mu?
Sigara içiyoruz. Alışmışız bir kere, bırakamıyoruz. Sevdiklerimiz içiyor, yanından kalkamıyoruz. Yolda yürüyoruz, pöööff bir aracın egzosundan bir duman boşalıveriyor. Alışveriş merkezleri ya da işyerlerinde temiz hava bulmak zor, hele camları yoksa. o hava kaç kere solunmuş kimbilir… Sinemalar da öyle. Listeye buyrun Siz ekleyin.

Halbuki akciğerlerimizi temizlesek neler neler olur!
– Rahat nefes alırız,
– Akciğer esnekliği ve kapasitesi artar,
– Hırıltı ve öksürük azalır,
– Kalp krizi riskinin düşer,
– Akciğer kanseri riski düşer,
– Tüm vücudun toksinlerden arınma kapasitesi yükselir,
– Bağışıklık sisteminin güçlenir,
– Sigarayı bırakmak kolaylaşır:)

Hoş olmaz mı?
O zaman vereceğimiz tarife geçelim:

KEÇİBOYNUZU ÇAYI

Malzemeler
500 ml alkali içme suyu
7-8 keçiboynuzu
Önce 500 ml suyu kaynatın. 7-8 adet keçi boynuzunu küçük küçük kırın ve kaynamakta olan suya atın. Hafif ateşte 5-6 dakika kadar kapağı kapalı olarak kaynatın. 15 dakika dinlendirin.
Daha sonra keçiboynuzlarını sudan çıkarın. (Bu parçaları istenirseniz yiyebilirsiniz). Çayınız hazır.

KULLANIM ŞEKLİ
Bu çayı içerken lütfen sigaradan uzak durun.
Zor! Evet. Olsun. Değer:)
Keçiboynuzu çayınızı size uygun olan şekilde 2’ye ya da 3’e bölerek sabah-akşam veya sabah-öğlen-akşam yemeklerinden önce içebilirsiniz.
Akciğerleriniz, temizleme ihtiyacı hissettiğinizde veya soğukalgınlığı ya da grip gibi bir nedenle akciğerlerinizde herhangi bir rahatsızlık olan bir dönemde çayınızı en az bir hafta boyunca içmenizde fayda var.
İkinci haftadan itibaren de, ihtiyacınıza göre tamamen iyileşene kadar çayınızı içmeye devam edebilirsiniz:)

kaynak: ışık işçileri biz biriz

 

 

Düz Bir Karın İçin En İyi 5 Çiğ Gıda

çiğ-sebzeler[1]

Kilo vermek ve vücudunuzu şekle sokmak için muhtemelen çiğ beslenmenin faydalarını duymuşsunuzdur. Ancak “çiğ” gıdadan kastımız, pişmemiş et veya balık yemek değildir. Bu sözcüğün sizi korkutmasına izin vermeyin!

Beslenme uzmanlarına göre, günlük çiğ meyve ve sebze alımınızı arttırmak yalnızca daha fazla yağ yakmanıza değil aynı zamanda çeşitli hastalıkların önlenmesine ve hatta yaşlanma sürecinin yavaşlatılmasına yardımcı oluyor. Bugünkü yazımızın ilginizi çekeceğine eminiz.

Çiğ gıda yemenin birçok faydası

Pişmiş haline göre çiğ olarak tüketildiğinde çok daha fazla yararı olan birçok gıda vardır. Çiğ gıdalar vitamin, mineral ve sindirim enzimi deposudur ve bütün bunlar sizin daha çok tok hissetmenize yardımcı olur.

Çiğ meyve ve sebzelerinizin nereden geldiğini bilmenin de çok önemli olduğunu unutmayın. Bu gıdalar toprakta yetişirken kimyasallar ve böcek ilaçlarıyla ne kadar az temas etmişlerse o kadar sağlıklıdır, o yüzden daima organik ürünleri tercih etmeye çalışın.

Çiğ gıdaların size ne gibi faydaları vardır?

  • Şiş karına veda edin: Normalde yemekten sonra gaz veya hazımsızlık sorunu yaşıyorsanız günde beş adet çiğ sebze ve meyve seçmek bu can sıkıcı problemlerle başa çıkmanıza yardımcı olacak. Lokmalarınız daha yavaş çiğnerseniz yedikleriniz midenize daha iyi ulaşacaktır. Ayrıca sindirimi kolaylaştıran ve besin maddelerinin emilimine yardımcı olan enzimleri de aktif hale getirmiş olursunuz. Çiğ beslenmenin kabızlığı önlemenin en iyi yolu olduğunu da unutmayın.
  • Daha tok hissedersiniz: Çiğ beslenmek yalnızca daha fazla besin maddesi emilimine yardımcı olmakla kalmaz; aynı zamanda vücudunuza tok olduğunu bildiren ve beyinde bulunan sinir taşıyıcılarını da tetiklerler. Hatta modunuzu iyileştirmeye yarayan serotonin düzeyini bile arttırırlar.
  • Yaşlanma sürecini yavaşlatın: Gerçekten buruşuklukları önlemek ister miydiniz? Çiğ gıdalar buruşukları sonuna kadar önleyemeseler bile yüksek anitoksidan içeriği sayesinde cildinizde belirmelerini geciktirebilirler. İnsan Beslenmesi Araştırma Merkezinde yaşlanma süreci hakkında yapılan bir çalışmaya göre, Boston Tufts Üniversitesinden Dr. Jean Mayer her gün çiğ meyve ve sebze tüketmenin beynin yaşlanmasıyla ve örneğin Alzheimer gibi diğer dejeneratif hastalıklarla savaşımda size daha çok antioksidan sağladığı sonucunu çıkarmıştır.
  • Sodyum ve potasyum arasındaki denge: Çiğ sebze yemenin potasyum almanın harika bir yolu olduğunu biliyor muydunuz? Belli meyve ve sebzeler vücuttaki fazla sodyumla başa çıkmada ve iyi bir sağlık için gereken dengeyi yerine getirmede birebirdir.
  • Kilo vermek için ideal: Günlük beslenmelerine belli çiğ gıdaları dahil edenler daha kolay kilo verdiklerini ifade ediyor. Bu teknik kişiye tokluk hissi verdiği ve az kalorili ve yağlı besinlerle kişiyi beslediği için son derece etkilidir. Ancak bu tip bir beslenmenin güçlü bir irade gerektirdiğini de unutmayalım. Gün boyunca beş porsiyon çiğ meyve ve sebze ile beraber tohum ve filiz tüketmelisiniz. Bunları diğer gıdalarla birleştirmek size ihtiyacınız olan proteini sağlayacak ve uğruna çok çalıştığınız düz karnı elde edeceksiniz. Ama bunların hepsi amaca güçlü bir bağlılık istiyor.

Peki en iyi çiğ gıdalar hangileri?

Brokoli ve su teresi

brokoliBrokoli ve su teresinin ne kadar sağlıklı olduğunu hepimiz biliyoruz. Blogumuzda da bolca konuştuk ve size haftada en az iki ile üç porsiyon tüketmenizi tavsiye ediyoruz… Peki bu besinlerin çiğ yendiklerinde çok daha iyi olduğunu biliyor muydunuz? Bu iki sebze pişirildiğinde, kanserle savaşan ve sindirimi kolaylaştıran enzimlerini kaybediyorlar.

Çiğ yemek için, çok küçük parçalar halinde doğrayın, filizler ve diğer gıdalarla birleştirin. Brokoli ve su teresi sağlığınızı korumanız için harika gıdalar.

Kırmızı biber

kırmızı-biberBu yağsız gıda metabolizmanızı hızlandırmanız için idealdir. Çiğ tükettiğiniz zaman dolmalık kırmızı biberler daha sağlıklıdır. Kabızlıkla başa çıkmanıza yardımcı olurlar ve çiğ formlarında daha kolay sindirilirler. Hem de size daha çok vitamin ve antioksidan sağlarlar. Salatanıza ince kırmızı biber dilimleri eklemeyi unutmayın.

Soğan

soğanlarSoğan sever misiniz? Tariflerinize birçok şeyi tamamlayan o eşsiz tatlarıyla hoş bir tat katarlar. Ancak soğanı pişirdiğiniz zaman içinde bulunan sağlıklı mineral ve antioksidanların %60 kadarını kaybettiklerini biliyor muydunuz? Soğanları aşırı miktarda olmamak kaydıyla çiğ tüketmek en sağlıklısı.

Bu hem metabolizmanızı hızlandıracak hem de kan şekerinizi düşürmenize yardımcı olan ve glukokinin olarak bilinen bir maddeden de faydalanacaksınız!

Yeşil elma

yeşil-elmaReçelleri ve doğal içecekleri atlayın. En iyisi kabuğuyla birlikte çiğ yeşil elma yemek. Daha çok yağ yakmanın ve çok istediğiniz düz karnı elde etmenin en sağlıklı yollarından biri.

Sarımsak

sarımsakBeslenmenize bolca pirinç veya et dahil ettiğiniz zaman, genelde sarımsak da kullanırsınız. Sarımsak yemeğinize tat ve baharat ekler. Ancak çiğ sarımsak yediğiniz zaman çok daha fazla fayda elde edersiniz. Bunun sebebine gelince, sarımsağı pişirdiğinizde vücutta doğal antibiyotik ve detoks maddesi görevi gören bir bileşen olan allicin sıvısı kaybolur. O zaman gününüze neden bir bardak su ve bir diş çiğ sarımsak ile başlamıyorsunuz?

kaynak: sağlığa bir adım

İnsan İlişkileri Üzerine Samimi Tavsiyeler…

fft99_mf1974124[1]

1- İnsan yaratılmışların en kutsalı ve varlığın özetidir. ”İnsanı sevmek” gerekir.

2- İnsanlarla “selamlaşmak” gerekir. Selam dostluğu arttırır, yeni dostlar getirir.

3- İnsanlara karşı “güler yüzlü” olunmalıdır. ”Gülümsemesini bilmeyen dükkan açmasın” dermiş Çinliler…

4- Her “insanın adı” sevimlidir, öğrenmek ve onlara adlarıyla hitap etmek yararlıdır. Elbette hoşlanacakları biçimde…

5- Kimseyle “tartışmamaya girmemelidir”. Tartışmayı kazanırsan karşındakini yitirirsiniz; kaybedersen kendine özgüvenin yara alır…

6- “Kimseyi eleştirme”…Hiçbir yararı olmaz… Mutlaka eleştirmen gerekiyorsa kendi kusurunu söylemekle başla; onu bir meziyetini öv; karşındakinin kişiliğini koruyarak davranışının yakışmadığını söyle…

7- İnsanların meziyetlerini , “iyi işlerini takdir et ve onları öv”…Elbette gerçekçi olmak kaydı ile…

8- İnsanlara “içten ilgi” göster… İçtenlikle

9- İnsanlara “ilgilenecekleri konulardan söz et” , kendinden söz etmeyi en aza indir, onlarla sohbet eyle…

10- Konuşanların sözlerini kesmeden “dinlemeyi öğren”…Gerçekten dinle, dinler gibi yapma

 

* Alıntıdır.

Nerden Buldun Onu???

10274320_10153843576841255_3758507400744617124_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

BAYAT EKMEK BÖREĞİ

bayat-ekmek-boregi[1]

1 adet bayat ekmek küp küp doğranmış
2 su bardağı süt
3 adet yumurta
1 çorba kaşığı un
250 gr beyaz peynir ya da kaşar loru
YARIM demet maydanoz
tuz
1 çay bardağı çiçek yağı

Üzeri İçin:
Rendelenmiş kaşar peyniri

Ekmeklerin yarısını  tabanını yağladığımız kare  borcama yayalım. Arasına maydanozlu peynirimizi serelim. Diğer kalan ekmekleri de peynirlerin üzerini kapatacak şekilde yerleştirelim. Çırpılmış yumurta un ve sütü ve yağı karıştırarak bu ekmeklerin üzerine bolca dökelim. Yaklaşık 1 saat kadar buzdolabında dinlendirelim. Kızdırılmış 200 derece fırında pişmeye bırakalım. pişmesine yakın üzerine rendelenmiş kaşar serpelim. Kaşarlar eriyince fırından alalım. Sıcak olarak servis yapalım. Afiyet olsun.

kaynak: pratik ev yemekleri

Yemekte Ne Var ??? kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

GREYFURT GRİP, NEZLE ve SOĞUK ALGINLIĞINA KARŞI KORUYOR..!

10406918_759971380814333_3761471189608989179_n[1]

İçerdiği C vitamini sebebiyle herkesin de bildiği gibi kış aylarında grip, nezle ve soğuk algınlığı gibi hastalıklardan korunmaya yardım eder. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Özellikle bu soğuk kış günlerinde mutlaka tüketmenizi öneririz. Şayet tadını ekşi buluyorsanız, meyve suyu şeklinde tüketebilir yada yemeklerinize de ilave edebilirsiniz. Kabuklarından greyfurt marmelatı yada greyfurt reçeli yapıp tüketmeniz de daha kolaydır. Kalsiyum bulundurması sebebiyle kemiklere, dişlere güç verir. Diş eti kanamalarını önlemeye yardım eder.

Ayrıca tırnaklar ve saçları da korur. Tırnakların kolay kırılmasını engeller. Kolesterolü dengelemeye yardım eder. Kan damarlarının esnekliğini arttırır. Kanı temizler. Kalp sağlığını korur, kalbe dosttur. Karaciğeri temizler ve idrar söktürür. İştahsızlık için yemeklerden önce yenebilir. Gut hastalığına şifa sağlar. Romatizmaya faydalıdır. Egzama ve benzeri cilt hastalıklarına ve yaralara da şifa verir. Mide rahatsızlıklarına iyi gelmesi de greyfurt faydaları arasındadır. Ayrıca cildinizi güzelleştirir ve pürüzsüzlük sağlar. Diyabet yani şeker hastalığına da iyi gelir.

Vücutta açılan yaraların kolaylıkla iyileşmesine yardım eder. Kansere karşı da faydalı bir meyvedir. Kadınların başlıca hastalıklarından biri olan meme kanserine karşı da fayda sağladığı düşünülmektedir. Yapılan araştırmalara göre greyfurtun erkeklerin prostat kanserine yakalanma riskini % 82 oranında azalttığı ortaya çıkmıştır. Sindirim sistemini rahatlatıcı özelliği de vardır. Yüksek oranda lif içermesi sebebiyle kabızlığı önler. Hazımsızlığı gidererek bağırsakların düzenli çalışmasına yardım eder. Varislere iyi gelir.

Greyfurt Diyeti ile Kilo Verebilirsiniz!

Diyet yapanlar, kilo vermek isteyenlerin de adresi yine bu şifalı meyvedir. Bu meyveyi tüketerek kolaylıkla zayıflayabilir, kilo verebilirsiniz. Greyfurt diyeti yapan kişiler yemeklerden sonra bir adet greyfurt tüketebilirler. Ayrıca salatalara, kokteyllere de dahil edebilirsiniz.

Greyfurt Yağı İle Alkol Düşkünlüğünü Yok Edebilirsiniz!

Greyfurt yağı da hoş kokusu ve etkileri sayesinde özelikle kozmetik sanayinde yer bulmuştur. Bu şifalı yağ diüretik bir etkiye sahiptir. Bu nedenle böbrek ve karaciğer tedavilerinde kullanılır. Alkol düşkünü olan ve tedavi olmak isteyen kişiler bolca greyfurt tüketmelidirler.

Greyfurtu Kimler Kullanmamalıdır?

Çeşitli hastalıklara karşı ilaç kullanan kişiler bu şifalı meyveyi dikkatli tüketmelidir. Çünkü meyvenin içindeki maddeler ilaç ile etkileşime geçip vücudunuza zarar verebilir. Eğer ilaç kullanıyorsanız bu meyveyi tüketmeden önce doktorunuza danışmanızda yarar vardır. Özellikle kolesterol, yüksek tansiyon, kalp ve antidepresan ilaçları kullanıyorsanız bu meyveyi yemeden önce doktorunuza danışmalısınız. Epilepsi yani sara hastalığı olan ve bu hastalıkla ilgili ilaç kullanan kişiler ile mide ilaçları ve iktidarsızlığa karşı ilaç kullanan kişiler doktorlarına danışmadan bu meyveyi tüketmemelidir.

♥ HAYATIN 7 TEMEL KURALI ♥

734795_760015660809905_1551574634553571136_n[1]

 

1 – GEÇMİŞİNİZLE BARIŞIN…
Böylece şimdinizi mahvetmemiş olursunuz…
2 – BAŞKALARININ DÜŞÜNDÜKLERİ
Sizi hiç ilgilendirmesin…
3 – ZAMAN HER ŞEYİ İYİLEŞTİRİR…
Zamana bırakın…
4 – YAŞAMINIZI BAŞKALARIYLA KIYASLAMAYIN…
Ve kimseyi yargılamayın. Onların ne yaşadığını bilemezsiniz…
5 – ÇOK FAZLA DÜŞÜNMEYİN…
Cevaplar hiç beklemediğiniz bir anda gelecektir…
6 – NASIL HİSSETTİĞİNİZİN SORUMLUSU SİZSİNİZ…
Bu sorumluluğu kimseye yüklemeyin…
7 – GÜLÜMSEYİN…
Dünyadaki tüm sorunlara sahip değilsiniz…..

 

Sen Hiç Rahatlayamazmısın?

1923806_10153389219907582_6466911244317866585_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Vücudunuz ne zaman, hangi vitamine ihtiyaç duyar?

696x464xyrgdrkivtmn-696x464.jpg.pagespeed.ic.h9Vou837IL[1]

Her ilaç aslında bir zehir; ilacı zehirden ayıran tek özellik kullanılan doz. Günümüz tıbbında vitaminlerin hangi şartlarda tedavi ve tedbir amacı ile kullanılacağının belli olduğunu belirten International Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. İbrahim Bağcivan, vitaminlere ne zaman ve neden ihtiyaç olduğu hakkında şu bilgileri veriyor.

Bilinçsiz alınan vitaminler sağlık sorunlarına yol açıyor:

Süt çocukluğu dönemi: D Vitamini

Gebelik: Folik asit

Böbrek yetmezliği olanlar ve diyaliz hastaları: Folik asit, D vitamini

Mide ve bağırsak ameliyatı geçirenler: B12 vitamini

Barsaktan emilim problemi ile seyreden hastalıklar: D vitamini, B12

Yoğun alkol kullanımı: B1, B12

Şeker hastaları: B1, B6

Vejetaryen: B12

Vücudunuz Vücudunuz Vücudunuz Vücudunuz Vücudunuz ne zaman, hangi vitamine ihtiyaç duyar? yrgdrkivtmn2

Vitamin eksikliği hastalığa yol açar mı?

Vitamin eksikliğinin hastalıklara yol açabileceği ilk olarak 1896 yılında anlaşılıyor ve şu sonuç ortaya çıkıyor:

C vitamini eksikliğinde cilt ve dişeti problemleri,

A vitamini eksikliğinde görme problemleri,

D vitamini eksikliğinde kemik problemleri,

B vitamini eksikliğinde cilt ve sinir sistemi problemleri oluşuyor.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde beslenme problemlerinden kaynaklanan vitamin eksikliklerine pek sık rastlanmıyor. Bununla beraber vitamin eksikliği yalnızca yetersiz beslenmeye bağlı olarak ortaya çıkmıyor. Yaşamımızın bebeklik, gebelik, ergenlik gibi değişik dönemlerinde artmış ihtiyacın karşılanamaması; diyabet, böbrek yetmezliği, bağırsaktan emilim bozukluğuyla seyreden hastalıklar, mide ameliyatları, yoğun alkol kullanımı gibi birçok durumda vitamin eksiklikleri ortaya çıkabiliyor. Bu risk gruplarına özel vitamin tedavisi denildiğinde tedavi yapılması gerekiyor.

Fazla alınan A, D, K vitaminlerine dikkat!

Vitaminler kimyasal özelliklerine göre suda eriyen ve yağda eriyen vitaminler olmak üzere iki gruba ayrılıyor. B ve C vitaminleri suda eriyebildiği için vücudumuzda depo edilmesi söz konusu olmuyor. Bu nedenle eksiklikleri yağda eriyen vitaminlere göre daha sık görülüyor. Fazla tüketilmeleri vücutta birikim yapmadığı için çoğu zaman sorun oluşturmuyor. Yağda eriyen vitaminler (A, D, E, K vitaminleri) fazla alındığında vücutta birikiyor ve kontrolsüz kullanıldığı zaman “hipervitaminoz” denilen vitamin fazlalığına yol açabiliyor. Vitamin eksikliği kadar fazlalığı da bir sağlık sorunu haline dönüşüyor. Örneğin D vitamini fazla alındığında kalsiyum fazlalığının yanı sıra, D vitamini zehirlenmesine yol açıyor. Artmış D vitamini vücutta fazla kalsiyum emilmesine, dolayısıyla ciddi kalsiyum fazlalılığına neden oluyor. Bu da kalp ve böbrek sağlığı açısından ciddi ve önemli sonuçlar doğuruyor. Fazladan alınmış A vitamini, ciltte koyulaşmaya, pullanmaya, kafa içi basıncının artmasına, şiddetli baş ağrısına, görme sorunlarına neden olabiliyor. K vitamini ise kanın pıhtılaşmasına yönelik sorunları ortaya çıkarabiliyor.

Vücudunuz Vücudunuz Vücudunuz Vücudunuz Vücudunuz Vücudunuz Vücudunuz Vücudunuz ne zaman, hangi vitamine ihtiyaç duyar? yrgdrkivtm3

Fazla D vitamini almak kandaki kalsiyumu artırıyor

Aynı şekilde anne sütü ve özellikle de inek sütündeki D vitamini düzeyinin süt çocuğundaki ihtiyacı karşılamayabileceği için, çocuğa tedbir amaçlı D vitamini veriliyor. Örneklerden de anlaşılacağı gibi vitaminlerin belirli durumlarda tıbbi olarak kullanılması gerekiyor. Günümüzde doğal besinlerle alınması gereken vitaminler ihtiyaç oluşmadan ilaç olarak rastgele alınıyor. Vitamin kullanımı ile karşılaşılan sorunlar, bu ilaçların ilaç gibi değerlendirilmeyip masum ve zararsız sanılmaları gibi yanlış bir kanıdan kaynaklanıyor. Ancak doktor önerisi olmadan, kontrolsüz ve bilinçsiz vitamin kullanımı değişik sağlık sorunlarına da yol açabiliyor. Özellikle ihtiyaçtan fazla alındığında vücutta depo edilebilen yağda eriyen vitaminlerin fazlalığına daha sık rastlanılıyor.

Vitaminin fazlalığı hangi sorunlara yol açıyor?

D vitamini fazlalığı kan kalsiyum düzeyinde artmaya ve buna bağlı olarak kas krampları, kalp ritim problemleri, kabızlık gibi sorunlara yol açabiliyor.

A vitamini fazlalığı beyin basıncının artmasına, kas güçsüzlüğü, baş ağrısı ve görme sorunlarına sebep olabiliyor.

C vitamini vücutta depo edilmemesine rağmen idrarla atıldığı için bazı böbrek taşlarına yol açabiliyor.

Son dönemlerde yapılan bilimsel çalışmalar, yüksek dozda kullanılan E ve C vitaminlerinin akciğer kanserinin oluşumunu artırdığını gösteriyor.

Yine yapılan çalışmalarda, yüksek doz A, C ve E vitamini kullanmanın mide-bağırsak, prostat kanserinde kanser gelişimine neden olmasa bile beklenen yaşam süresini kısalttığı, tümörün büyümesi ve ilerlemesine katkı sağladığını gösteriyor.

Araştırmalar, doğal gıdalardan günlük ihtiyaç kadar alınan vitaminlerin ise herhangi bir soruna yol açmadığını gösteriyor.

Tüm bu nedenlerden dolayı ihtiyaç grupları dışında sağlıklı beslenmenin vitamin alımı için yeterli olduğu, ek vitamin ihtiyacının ise doktor tavsiyesine göre planlanmasının gerekliliği vurgulanıyor.

hthayat

kaynak: yorgo der ki

CENNET HURMASI (TRABZON HURMASININ) FAYDALARI

10343689_759261717551966_7209326386639476977_n[1]

Elma veya portakal büyüklüğünden olan trabzon hurması yani diğer ismi ile cennet gurması turuncu renkte olur. Hafif ekşi ve çok tatlı bir tadı vardır. Cennet hurmasının ağaç boyu 7 metreye kadar uzamaktadır. Cennet hurmasının içindeki vitaminler B1, B3, C vitaminlerinin yanı sıra yüksek olarak askorbik asitler içermektedir.

Trabzon hurması cennet hurmasının sağlığa yararları

-Kalp damar hastalıklarına iyi gelmektedir. Bağışıklık sistemimizi güçlendirir.
-Kansızlık sorununu ortadan kaldırır. A, B1, B2, B3, C vitaminleri sayesinde kansızlık sorunu ortadan kaldırmaktadır.
-Lif bakımından oldukça zengindir. Mide ve bağırsak sorununu ortadan kaldırır.
—Tansiyon ve kolesterol sorunu ortadan kaldırır.
İştahsızlık sorununu giderir.
Hücre ve dokuları yeniler.
-Trabzon hurması cennet hurmasının yaprakları cilt bakımın da önemli rol oynar. Cennet hurmasının yapraklarını suda kaynatın cilt bakımın da kullanabilirsiniz.
-Ülser ve gastrit hastalıklarına iyi gelmektedir.
-Kış aylarında grip ve soğuk algınlığı hastalıklarına nezle ve öksürük hastalıkları tedavisinde kullanılmaktadır.

Hurma pekmezinin faydaları

Kış aylarında hastalıklardan korunmak ve vücudun direncini artırmak için tüketilen doğal bir ilaç diyebiliriz.

–Kan akşını hızlandırır.
Ramazan aylarda tüketilen hurma pekmezi enerjinin kısa sürede toplanması sağlanır.
–Zihni açar ve beynin hızlı çalışmasını sağlar.
Bronşları açarak astım nöbetlerini aza indirir.
-Balgam söktürücü ve kuru öksürüğü tedavi eder.
-Boğaz iltihaplarına iyi gelmektedir.
-Kanser hastalığına karşı koruyu özelliği vardır.
-Trabzon hurması cennet hurmasının kullanımı

Hurma sağlığa oldukça faydalıdır. Anneler ve gelişmekte olan çocukların hemen hemen günlük tüketmesi gerekir. Yılın 12 ay boyunca tüketebilirsiniz. Diğer meyvelere nazaran bekledikçe besin gücü artmaktadır. Cennet hurmasını kış aylarında çıktığı için o aylarda tüketebilirsiniz. Trabzon hurması kış ayında yetiştiği soğuk algınlığı ve diğer kış hastalıklarına iyi gelmektedir.

Cennet meyvesi Hurmanın özellikleri

*Peklik (kabızlık) giderici ve besleyici özelliklere sahiptir.
*İshal, iştahsızlık, gastrit, bağırsak iltihaplarının tedavisinde kullanılabilir.
* Kolesterolü ve yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olur.

Sevdikleriniz için lütfen paylaşın

BUNU OKUMAK SİZE İYİ GELECEK.. HAYATA BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRCEK BİR YAZI MUTLAKA OKUMALISIN….

1910016_954441827956152_7932193404326491923_n[1]
Ne zaman; hayatında bazı şeyler çekilmez hale gelirse,
Ne zaman; yirmi dört saat kısa gelmeye başlarsa,
O zaman; kavanoz ve iki fincan kahveyi hatırlayınız…
İşte kavanoz ve iki fincan kahvenin hikayesi
Bir gün bir felsefe profesörü, elinde bazı malzemelerle derse gelir. Ders başladığında; hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe kavanozunu alır. Sonrada kavanozu ağzına kadar tenis topları ile doldurur. Ardından öğrencilerine kavanozun dolup dolmadığını sorar…
Bütün öğrenciler hep bir ağızdan dolduğunu söylerler.
Bunun üzerine; profesör önündeki kutulardan birinden aldığı çakıl taşlarını, kavanoza döker. Çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurmaya başlar. Profesör yeniden kavanozun dolup dolmadığını sorar.
Öğrenciler yine hep birlikte; ‘evet doldu’ derler.
Profesör bu defa da, masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Profesör yine aynı soruyu sorar. Öğrenciler de yine koro halinde ‘evet doldu’ derler.
Profesör bu kez ise masanın altında hazır bekleyen iki fincan kahveyi alır. Başlar kahveyi kavanozun içine dökmeye. Bu kez de kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Bunun üzerine öğrenciler gülmeye başlar… Ardından profesör öğrencilerine nasihat etmeye başlar;
‘Bu kavanoz sizin hayatınızdır.
Tenis topları; Hayatınızdaki önemli şeylerdir. Yani aileniz, çocuklarınız, sağlığınız, arkadaşlarınız gibi. Diğer şeyleri kaybetseniz de, bunlar hayatınızı doldurmaya yeter.
Çakıl taşları ise; Sizin için daha az önemli olan diğer şeylerdir. Yani işiniz, eviniz, arabanız gibi.
Kum ise; diğer ufak tefek şeylerdir. şayet kavanoza önce kum doldurursanız; Çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına yeterli yer kalmaz.
Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi; ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz; Bu defa da önemli şeyler için vakit kalmayacaktır. Dikkatinizi mutluluğunuz için önemli olan şeylere çevirin.
Çocuklarınızla oynayın.
Sağlığınıza dikkat edin.
Sevdiklerinizle yemeğe çıkın.
Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın.
Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin.
Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin.
Gerisi hep kumdur…’
Bu arada bir öğrenci merakla şu soruyu sorar; ‘Hocam peki, o iki fincan kahve nedir?’ Profesör gülerek cevaplar; ‘Bu soruyu bekliyordum. Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun; Her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır…’
Sade Güzel Sözler
BEĞENDİYSEN ,BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞ