HER ŞEYİN EN İYİSİNİ HAK EDİYORUM

11139783_478088975729578_911018216963900255_n[1]
(Özge Çuhadaroğlu)

Yaşamı istediğimiz gibi yaratmanın formülü basittir aslında; içtenlikle istersin, şüphesizce inanırsın ve akılcı bir şekilde emek harcarsın.

Formül bu kadar basit olmasına rağmen bazen isteklerimiz bir türlü gerçekleşmez. Çünkü daha önceki deneyimlerimiz sebebiyle isteme veya inanma konusunda kendi kendimize engel yaratırız. Bu engellerin başında da ‘hak etmiyorum inancı’ gelir.

Diyelim ki, lezzetli bir yemek yemek istiyorsunuz. Bu durumda yemeği ya pişirmeniz ya da bir şekilde tedarik etmeniz gerekir. Ama güzel bir yemeği hak etmediğinizi düşünüyorsanız, ne kadar uğraşırsanız uğraşın tabağınıza koyduğunuz yemek istediğiniz lezzette olmaz. Çünkü ya gerçekten istediğiniz şeyi dile getiremezsiniz ya da iyi şeylerin sizi bulmayacağına dair inancınız buna engel olur.

Veya sürekli bir şeyleri ispat etmeniz gerektiğini düşünürsünüz. Hak etmek için; daha akıllı, daha çalışkan, daha yetenekli, daha düşünceli, daha verici, daha, daha , daha…. olmanız gerektiğini zannedersiniz. Sürekli daha yeterli olmanın peşinden koşarken, aslında olduğunuz kişinin her şeyin en iyisini hak ettiği gerçeğini gözden kaçırırsınız.

Oysa evrensel işleyişe göre, gerçekleşme ihtimali olmayan şeyleri isteme ihtimaliniz de yoktur. Ne isterseniz karşılanır, çünkü içtenlikle istediğiniz şeyler aslında sadece SİZ değil aynı zamanda GENEL MERKEZ kaynaklıdır, yaşam ancak bu şekilde ilerler. KAYNAKTAN gelen istekler sizin aracılığınızla ifade bulur sadece.

Sevgi dolu ilişkiler, başarılı bir iş hayatı, sağlıklı bir yaşam veya bolluk ve bereket istemekten çekinmenize ya da bunları elde edebilmek için bir şeyler ispat etmenize gerek yok. Var olmak tüm bunları hak etmek için yeterli. Yapmanız gereken şey, akılcı bir şekilde emek harcamak ve kendinizi hazırlayarak akışa teslim etmek. Daha fazlası değil.

Yaşamdaki isteklerinizi şöyle bir düşünün ve kendinize isteğinizle ilgili “ben bunu hak ediyorum” deyin. Eğer içinizden çatlak bir ses ‘hadi canım’ diyorsa ya da her şeyin en iyisini istemek size ayıp geliyorsa kendinize sık sık şunu hatırlatın, ta ki tüm kalbinizle inanana kadar:

“Ben mükemmel YARATANIN mükemmel YARATIMIyım. Var olmam ve kendi üzerime düşenleri yapmam yeterli. Ben her şeyin en iyisini hak ediyorum, beni YARATANDAN ötürü…”

Kendi gücünüzün çok daha büyük bir yerden geldiğini fark ettiğiniz harika bir hafta diliyorum.

Daha fazlası için www.ozgecuhadaroglu.com ‘u ziyaret edebilir ya da bana ozge@ozgecuhadaroglu.com mail adresinden ulaşabilirsiniz.

‪#‎hayatböylegüzel‬ paylaşımları için Instagram hesabım @cuhadarogluozge

Sevgiyle kalın
Özge Çuhadaroğlu

Selma!!! Selma!!!

k1

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Kimi zaman nefret sınavıyla karşılaşacaksın…

IMG_1583[1]
Evet, doğru, insan dünyaya bir kere gelmez ve tüm dünya zevklerini tatmak ve   maddeye gömülmek için de gelmez …
Gelmez ama, eş ruhunu bulmak veya  mutlu olmak için de değildir geliş amacı…
Evet mutlu olmayı herkes ister, ama mutluluk bir sonuçtur, amaç değil. Amaç gelişmen, olgunlaşmandır ve kendini olgunlaştırıcı faaliyetlerinin sonucu olarak bir mutluluk duysan da, bu bir sonuçtur, amaç değil. Bu arada unutma ki, mutluluk maddeyle asla elde edilemez. Zaten maddi olmayan bir şey hiç maddeyle elde edilebilir mi!!!? Mutluluk doğru davranışların sonucunda edinilen içsel bir olgudur ve yeryüzünde tadılanı da bedensizken erişilenin çok cılız bir tezahürüdür sadece…
Peki niçin mi gelir insan dünyaya?
Gelişim ihtiyaçlarını tamamlamak, kusurlu taraflarını kusursuz hale getirmek, geri taraflarını ilerletmek, eksik taraflarını tamamlamak, budanacak taraflarını budamak, kaba taraflarını inceltmek, olgunlaştırılacak taraflarını olgunlaştırmak, geliştirilecek meleke ve kudretlerini geliştirmek, yani kısaca topluluk içinde yaşamayı öğrenmiş bir insan olabilmek için gelir, daha da kısası yetişmek için gelir, kemal (tekamül, gelişme) için gelir…
Peki kemal ya da olgunlaşmak, tatlı deneyimlerden geçildiği kadar acılı, biberli deneyimlerden geçilmeden edinebilir mi? Bu hiç mümkün mü?
O halde mi?
O haldesi şu:
1- Mutluluk; yapacağın insani davranışlarla zaten kendiliğinden gelir sana, onu maddede aramayı bırak!
2- Ruhsal eş filan arama hiç, unut gitsin!
Birilerinle acı tatlı deneyimler geçirmekle birlikte aradığın ideal eşi bir türlü bulamaman, ne senin bir hatan, ne kaderinin bir oyunu, ne de talihin bir cilvesidir…
Zaten aradığın ideal eşi bulmak ve mutlu olmak için gelmedin ki dünyaya…
Dolayısıyla karşına ara sıra seni memnun edici insanlar çıksa da, çoğu zaman seni mutlu edecek insanlar değil, acı veya tatlı sonuçlarla sana dersler verecek, yontulmanı, eksik taraflarını tamamlamanı , olgunlaşmanı, gelişmeni, gözlemlerde bulunmanı, tecrübe edinmeni sağlayacak insanlar çıkacaktır. Bu bir dünya ilkesidir.
Dolayısıyla karşına çıkanlar, çıkacak olanlar seni elbette;
kimi zaman sevecek, kimi zaman sever görünecek
kimi zaman nefret sınavıyla karşılaştıracak
kimi zaman sevindirecek,
kimi zaman incitecek, kıracak,
kimi zaman terk edip üzecek, acılarla baş başa bırakacak
ve ama sonuçta, gerektiği gibi olmanı veya o yolda adımlar atmanı sağlayacaktır.
Bunların hiçbiri haksızlık, şanssızlık, bahtsızlık, tesadüf, plansız programsız olmayıp, senin bizzat elinle imzaladığın planının gerekleridir, yani planındaki deneyim ve sınavların içeriği olan şeylerdir, karşılaşmalardır, davranışlardır, olaylardır.
Yeter artık, işin sırrı ne  mi diyorsun?
Peki bir kez daha duy sırrı!…
Sınavları kanat takarak, uçarak, acı çekmeksizin geçmenin en önemli ve hatta tek şartı, tek yolu, tek anahtarı, tek sihirli değneği, tek şifresi, tek sırrı nedir bilir misin?
Maddi arzu ve ihtiraslar yönünde gitmemek, aksine daima vicdan pusulasının gösterdiği üst kutup yönünde gitmek ve o yönden hiç sapmamak… Son bir şey; vicdan kalpte değildir ve idrak ile yükselir…
AS

Nazar nedir ne nasıl korunulur?

06.12.2012_21.51.10_972133[1]

 

Nazar nedir deseler?
Yoğun bir enerji alışverişinde bir tarafın pasif kalarak yoğun olarak enerji yüklenmesi ve bazı şeylerin ters dönmesidir, derdim.
Başka neler denmiş nazarla ilgili bir bakalım;
Nazar (yani göz değmesi)  Arapça kökenli olup Türkçe karşılığı dikkatli bakış anlamındadır. Dikkat’i bir nokta’da toplamak, yoğunlaşmak ya da çok istemek veya kıskanmak gibi terimlerle de tanımlanır.Nazar Arapça kökenli bir kelime olsa da kavramı binlerce yıldır tüm inanışlarda farklı adlarla ama korumaları benzer sembollerle yapılmıştır. Göz şeklinde ki korumalar eski Mısır’a dayanırken mavi rengi kullanan Anadolu bu tılsımı cama aktarmıştır.

 

 

Aynı şekilde uğursuz gözlerden gelen fenalığı ortadan kaldırmak için Fenikeliler, Yunanlılar ve Romalılar tarafından el şeklindeki muskaların kullanıldığı tespit edilmiştir
Hz. Muhammed’in “Nazar’dan Allah’a sığınınız. Çünkü göz (değmesi) gerçektir.” hadisinden de anlaşılacağı üzere İslâm dininde nazarın varlığı kabul edilmiştir.
Nazar kötü niyetli insanlardan yayılan kıskançlık enerjisi midir?
Aslına bakarsanız değildir. Nazar dediğimiz olgu bir yoğunlaşma ve ne yoğunlukta olduğu bilinmeyen bir enerjinin bir yerden bir yere aktarımıdır. Elbette bu enerjiye geçen her tür duygu karşı tarafa aktarılacaktır.
Aniden kırılan bir eşya, birçok iltifatın hemen ardından düşen bir kişi, kendimizi birden bire ağırlaşmış ya da yorgun hissetme halimiz gibi örnekler gözlemlediğimiz de nazar tespiti yaparız.
Aslında tarih boyunca ve hali hazırda günümüzde birçok tılsım yerine geçecek obje kullanılmaktadır. Bölgeye dinsel ve kültürel inanışa göre farklılıklar gösterse de anı amaca hizmet etmektedirler.
Neden nazar çekeriz?
Kendimizi savunmasız hissettiğimiz, elimizdekileri kaybetmekten korktuğumuz, sahip olduklarımızı hak etmediğimizi düşündüğümüz ama en önemlisi yükselmek ve ilerlemek konusunda pasif olduğumuz dönemlerde nazar enerjisi dediğimiz çarpışmalara açık hale geliriz.
Şu soruyu sorabilirsiniz, çocuklarda mı böyle düşündüğü için nazar olur ya da negatif enerjiden etkilenir. Çocuklar ebeveynlerinin korkuları sayesinde bu etki alanına girer, aslında onlar kendilerini ufak tefek çarpma ve düşmelerle dengelerler.
Neden Nazar Ederiz?
Aşırı sevgi ile aktığımız çocuğumuzu bile etki altına alabiliriz. Kontrolsüzce o anda farkında olmadan yoğunlaştığımız bir alana aktardığımız aşırı enerjiyle kendi hayatımıza dahi etki edebiliriz.
Gelelim nazar enerjisinden kurtulmanın yollarına; en önemlisi kendinizden emin olmaktır. Bu etkiyi almayı kabul etmeyip de toprağa gönderseydiniz ya da gökyüzüne üzerinize almazdınız. Siz onay verdiniz aktarım oldu.
Bedende : Su ile elleriniz ve yüzünüzü yıkayın, ellerinizden akan suyu etrafınıza serperek üzerinizde ki enerjiyi havaya ve yere aktarın.
Eğer yakınınızda ağaç ya da doğal taş var ise ellerinizi tam olarak buraya yerleştirin ve ‘’ üzerimde birikeni aktarıyorum ‘’ deyin. Evde ve duş alabilecek halde iseniz tuzlu su ile küvet uygulaması yapın yada duş sonrasında başınızdan aşağıya tuzlu su dökün ve tekrar durulanmayın.
Doğal taşlar kapalı mekanlarda ki taşlarınız ise onları da akan suyun altında yıkayın.
Mekanlarda ; Adaçayı tütsüsü yakarak evin içinde yoğunlaşmış enerjiyi dağıtabilirsiniz. Bir  kaç parça kristal tuz alın iyice yoğunlaşın ve evin her köşesine bu tuzları yerleştirin yada granül halde ise küçük bir kapta dolaştırın. Tuz ortamda ki tüm yoğunlaşmış enerjileri emer, daha sonra kristal olanları yıkayarak granül olanları dışarı serperek enerjinin değişmesini sağlayın. Evinizi ya da iş yerinizi sirke ile ıslatılmış bezle silerek yine enerji temizliği yapabilirsiniz.
Nazar enerjisini yönetin:
Diyelim ki bir yere gideceksiniz ya da enerjisinin sizi kötü etkilediğini düşündüğünüz birisi ile bir görüşmeniz ya da akşama misafiriniz var, ne yapabilirsiniz?

 
Kıyafette ya da aksesuarda; cam göbeği mavi, laciverte yakın mavi renkler kullanın ya  da aksesuar olarak dikkat çekici bir parça takın tüm dikkatleri bir yere toplayacak bir objeyi yanınıza alın. Bunların hiçbirini yapacak zamanınız olmadıysa, hemen kendinizi beyaz ışıktan bir fanusun içine alın. Karşınızdakine fırsat vermeden ‘’aaa şu üzerinde ki ne kadar da….’’ Tarzı bir ifade ile ilk davranan siz olun.
Mekanlarda yoğun enerjilerin ya da negatif aktarımların birikmesi ya da bir yerde toplanması için, girişlere mavi rengin tonlarında bir obje koyun, doğal taşların özellikle dişi olanları( içe doğru mağara tarzı olanlar) nazar enerjisini almada çok etkilidir.
Koruma yapmak için kendinizi, işinizi, çocuklarınızın başarılarını ya da ilişkinizi kötülemeyin. Söylediğiniz her söz gerçek olabilecek bir alandadır ve siz o anda kendi kendinizi nazara açmış olursunuz. Siz korumanızı yapıp emin olursanız kendi halinizden ve sahip olduklarınızdan ömür boyu korunursunuz.
Yinede ben kendimi iyi hissedemem diyorsanız bir tılsım yapın, uğuruna inandığınız bir yakınınızdan sizin için üzerinizde veya yanınızda taşıyabileceğiniz bir obje seçmesini ve buna koruma yapmasını isteyin veya kendiniz bir koruma yapın, ister dua edin ister güzel niyetler edin.
‘’şeytan kulağına kurşun’’ gibi batıl inanç sanılan birçok davranış enerji dağıtmak için iyi bir yoldur.
Karşınızdakine zorla da olsa ‘’ Maşallah’’ deyiniz lütfen baskısı uygulayabilir o anda yoğunlaşan bir enerjiyi üzerinize almadan geri gönderebilirsiniz.
Ama en güzeli, evinize işinize, arabanıza yerleştireceğiniz birer kristal taşa yapacağınız yüklemelerle sürekli çalışır hale getireceğiniz korumalarınızla oluşturacağınız kalkanınızla rahatça dolaşmaktır.
Mekanlarınız, işinizi ,sevdiklerinizi ve hatta kendiniz hakkında yorum yaparken içinizden ya da dışınızdan ‘’Allah’a emanet…, Maşallah, Korunsun İnşallah’’ gibi ifadelerle sözlü koruma yapmayı bir alışkanlık haline getirin.
Allah nazardan ve nazar edenden uzak, ışığın korumasında kılsın hepimizi….

 
NOTLAR;
• Kırılmış taşları hemen atın. Kaybolmuş tek kalmış çift eşyalarınızı, çatlayan cam eşyalarınızı hemen kırarak atın. Bunlar üzerlerine tüm enerjiyi çekip sizi korumuşlardır. Daha fazla aynı mekanda tutmanız doğru değildir.
• Ayrıca evin girişine mavi bir objeye saracağınız şap taşı bulundurmak koruma yapar.
• Çocukların üzerine sadece sarı yada kırmızı renk giydirecekseniz mutlaka mavi bir taş, nazar boncuğu ya da mavi bir giysi ile kombin yapın.
• Siyah rengi tek başına kullanmak yoğun enerji çekmeye neden olabilir takı yada aksesuar ile başka renkleri ekleyin.
• Tütsü olarak, adaçayı ,üzerlik ya da aktar süprüntüsü karışımını yakabilirsiniz.
• Dışarıdan eve geldiğinizde mutlaka dışarıda giydiğiniz kıyafet ve aksesuarları çıkarın.

• Bu yazıda bolca kullandığımız mavinin bu tonları, 3. Gözümüz yani 6. Çakra ile ilgilidir ve dönüştürme gücünü temsil eder bu nedenle de nazar enerjilerinde en etkili renktir

Mavi Tüy – Gönülsüz Bir Mesih’in Serüvenleri

images[6]

1. Kutsal Indiana topraklarında doğmuş, Fort Wayne’in doğusundaki mistik tepelerde yetişmiş bir Usta gelmişti yeryüzüne.

2.Usta bu dünyayı Indiana’nın okullarında ve yetişkinliğinde de otomobil tamirciliği mesleğinde öğrendi.

3.Ancak Usta başka ülkelerden, başka okullardan ve yaşadığı başka yaşamlardan da çok şey öğrenmişti. Bunları hatırladı ve hatırlayınca da, akıllı ve güçlü oldu, diğerleri onun gücünü gördüler ve kendisine akıl danışmaya geldiler.

4.Usta kendine de bütün insanlığa da yardımcı olacak güce sahip olduğuna inanıyordu ve buna inandığı için bu kendisi için geçerli oluyordu. Diğerleri onun gücünü gördüler ve dertlerinden ve hastalıklarından kurtulmak için ona geldiler.

5.Usta her insanın kendini Tanrı’nın oğlu olarak görmesinin doğru olduğuna inanıyordu ve buna inandığı için de öyleydi. Çalıştığı garajlar, atölyeler onun bilgeliğini, onun elinin temasını arayanlarla, dışarıdaki sokaklar sadece o geçerken gölgesinin üstüne düşmesini ve böylece yaşamlarının değişmesini isteyenlerle doldu.

6.Kalabalıklar yüzünden ustabaşılar ve dükkân sahipleri onun da tamircilerin de otomobiller üzerinde çalışacak yer bulamadıkları için aletlerini toplayıp başka bir yere gitmesini istediler.

7.Böylece o da kırlara gitti ve kendisini izleyenler ona Mesih, mucizeler yaratan demeye başladılar; buna inandıkları için de öyle oldu.

8.O konuşurken bir fırtına kopsa, dinleyenlerden birinin başına bir damla düşmüyor, gökler gürlese, yıldırımlar düşse bile kalabalığın en sonundakiler sözlerini en öndeki kadar açık seçik duyuyorlardı. Ve onlarla hep mesellerle konuşuyordu.

9.Ve Usta onlara dedi ki: “Her birimizin içinde sağlığa ve hastalığa, zenginliklere ve yoksulluğa, özgürlüğe ve köleliğe rızamız yatar. Bunları kontrol eden sadece bizleriz, başka biri değil.”

10.Bir değirmenci ortaya çıktı; “Senin için böyle konuşmak kolay, Usta, çünkü sen bizim gibi değilsin, yönlendiriliyorsun ve bizler gibi çalışmak zorunda değilsin. Bu dünyada insan yaşamak için çalışmak zorundadır.”

11.Usta dedi ki: “Bir zamanlar büyük bir billur ırmağın dibinde bir köy dolusu yaratık yaşardı.

12.Genç ve yaşlı, zengin ve yoksul, iyi ve kötü hepsinin üzerinden sessizce akar geçerdi ırmak. Sadece kendi billur varlığını bilir, kendi yolunda giderdi.

13.Her yaratık kendi bildiğince ırmak dibinin köklerine ve taşlarına tutunurdu, çünkü tutunmak onların yaşam biçimiydi ve doğuştan beri öğrendikleri şey akıntıya direnmekti.

14.Ama sonunda bir yaratık şöyle dedi: ‘Ben tutunmaktan bıktım artık, gözlerimle göremiyorsam da, ırmağın gittiği yeri bildiğine inanıyorum. Kendimi bırakacağım, beni istediği yere götürsün. Burada asılı kalırsam sıkıntıdan öleceğim artık.’

15.Öteki yaratıklar güldüler, ‘Aptal,’ dediler. ‘Hele bir bırak, o zaman taptığın o akıntı seni kayalardan kayalara çarpar ve sıkıntıdan öleceğinden daha çabuk ölür gidersin.’

16.Ama o onları dinlemedi ve derin bir soluk alarak kendini koyverdi. Aynı anda akıntı kendisini kayalara çarptı.

17.Ancak yaratık bir daha tutunmayı reddedip de aradan bir zaman geçince akıntı onu dipten kaldırdı ve ondan sonra bir yere çarpıp bir yanını incitmedi.

18.Irmağın aşağısında kendisine yabancı olan başka yaratıklar, ‘Bir mucize bu!’ diye bağırdılar. ‘Bizim gibi bir yaratık, ama uçuyor işte! Bizleri kurtarmaya gelen Mesih bu!’

19.Akıntıya kapılmış giden, ‘Ben sizden fazla Mesih değilim,’ dedi. ‘Irmak bizleri özgürlüğümüze kavuşturmaktan zevk alıyor, eğer kendimizi koyvermeye cesaret edebilirsek. Bizim gerçek işimiz bu yolculuktur, bu serüvendir.’

20.Ama onlar, ‘Kurtarıcı!’ diye daha çok bağırarak sıkı sıkı tutundular kayalarına. Bir daha baktıklarında yaratık gitmişti ve onlara da artık sadece bir Kurtarıcı efsanesi yaratmak kalmıştı.

21.Usta kalabalığın çevresinde her gün biraz daha arttığını gördü, kendisine her zamankinden daha çok yaklaşıp kendilerini iyileştirmesini, mucizeleriyle beslemesini, onlar için öğrenmesini, onların yaşamlarını yaşamasını istediklerini görünce, bir gün tek başına bir dağ tepesine gidip dua etti.

22.Ve kalbinde şöyle dedi: Ey Ebedi Parlak Olan, eğer istediğin buysa, bu kadehi al elimden, bu imkânsız görevi bir yana bırakmama izin ver. Başka bir insanın yaşamını yaşayamam, oysa on bin kişi benden yaşam bekliyor. Bunların olmasına izin verdiğim için pişmanım. Eğer istersen beni bırak da motorlarıma ve makinelerime döneyim ve başka insanlar gibi yaşayayım.

23.Ve dağın tepesinde bir ses duydu: Ne erkek ne kadın, ne yüksek ne hafif, sonsuz derecede sevecen bir ses. Ve bu ses dedi ki: “Benim değil, senin istediğin olacak, çünkü senin istediğin benim senin için istediğim şeydir. Öteki insanlar gibi sen de yoluna git ve yeryüzünde mutlu ol.”

24.Usta bunu duyunca sevindi, teşekkür etti ve dağdan bir tamirci şarkısı mırıldanarak indi. Kalabalık dertleriyle çevresini sarıp kendileri için iyileştirmesini, kendileri için öğrenmesini, anlayışıyla kendilerini sürekli beslemesini ve mucizeleriyle kendilerini eğlendirmesini istediğinde Usta kalabalığa gülümsedi ve şöyle dedi: “Ben bu işi bırakıyorum.”

25.Kalabalık bir an şaşkınlıktan donakaldı.

26.Ve Usta onlara dedi ki: “Bir insan Tanrı’ya en çok istediği şeyin, kendisine bedeli ne olursa olsun, ıstırap çeken dünyaya yardım etmek olduğunu söylerse ve Tanrı da ona yanıt verip ne yapması gerektiğini söylerse, o insan kendisine söyleneni yapmalı mıdır?”

27.“Elbette, Usta!” diye bağırdı kalabalık. “Tanrı istediği takdirde cehennem azabı çekmek bile bir zevktir onun için!”

28.“Bu azap ne olsa da, bu görev ne kadar güç olsa da mı?”

29.“Tanrı istemişse asılmak bir şereftir, bir ağaca çivilenip yakılmak insanı yüceltir,” dediler.

30.Usta kalabalığa “Tanrı sizin yüzünüze konuşsa ve YAŞADIĞIN SÜRECE YERYÜZÜNDE MUTLU OLMANI EMREDİYORUM deseydi, o zaman ne yapardınız?” dedi.

31.Ve kalabalık sustu, öylece durdukları vadilerden, tepelerden tek ses çıkmadı.

32.Ve Usta sessizliğe dedi ki: “Mutluluk yolumuzda bu yaşam için seçtiğimiz bilgiyi bulacağız. Bugün ben bunu öğrendim ve şimdi sizi kendi yolunuzda istediğiniz gibi yürümeye bırakmayı seçiyorum.”

33.Ve Usta kalabalığın arasından geçerek kendi yoluna gitti, onları bırakıp kendi gündelik insanlar ve makineler dünyasına döndü.

Richard Bach

Kaynak: Charlotte Gabayın sayfasından alınmıştır

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Herbireyi kendi duruşuna göre değerlendirmek gerekir…

IMG_2685

Her insanı önyargıya kapılmadan, genellemelere kanmadan;  davranışları ve konuşmalarına göre, yetiştirilme şekline göre yani birey bazında değerlendirmek gerekir…

Anette İnselberg

Çalakalem Laflarım... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Aaa Gerçekten Prense Dönştün Öpünce…

11011814_1455213268106360_2631746125464958328_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Geleneksel Çin tıbbına göre hastalıkların belirtileri

BBjOB64[1]

Çin tıbbına göre her organ belirli bir duyguyu işaret eder. Duygular, hastalıkların görünmesinin başlıca sebebidir. Peki, Çin tıbbında hangi duygular hangi hastalıkları tetikliyor?

Çatallı ve kısık bir ses akciğerlerinizdeki enerjinin düşük olduğunu gösterir.

Kırmızı gözler karaciğerinizde sorun olabileceğiniz işaret eder.

Yüzünüz soluk ve sarımsı bir renkteyse kan eksikliğiyle ilgili olabilir.

Hamile kalamayan bir kadının böbreklerinde sorun olma ihtimali vardır.

Çin tıbbına göre hangi organlar hangi duygularla eşleştirilmiştir?

Akciğerler- Üzüntü

Karaciğer – Öfke, hassasiyet

Böbrekler – Korku

Mide – İlgi, alaka, sevgi

Çin tıbbına göre böbrekler çok önemli organlardır ve vücudun enerji merkezini temsil eder.Yine Çin tıbbında her organ bir hava durumuna denk gelir. Örneğin rüzgar karaciğerde yaşar ve zaman zaman baş ağrısı ve baş dönmesine de neden olabilir

kaynak: msn

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Canın Kavga İstiyor Galiba…

11054801_10152774120631174_411996797989439105_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

Kapı Israrla Açılmıyorsa, Açman Gereken Bir Başka Kapı Var Demektir…

11203003_10153047297672663_5792558945718317222_n[1]

Romatizma ağrılarına bitkisel kür önerileri…!

10987720_891707497516828_4441620981594267623_n[2]

Hareketleri kısıtlayan, döküntü yapan ve eklemlerde ağrıyla şişmeye neden olan bu hastalık için bitkisel kür hazırlayarak ağrılarınızı hafifletebilirsiniz.

Romatizma ağrılarına bitkisel kür önerileri
Ağrı ve hareket sınırlığı oluşturan eklem ve bağ dokusu iltihabının genel adına romatizma deniyor. Hastalık, boğazın bir tür enfeksiyonuna, vücudun verdiği anormal cevap sonucu oluşuyor. Boğaz ağrısını izleyen ikinci hafta sonunda, hastanın eklemlerinde ağrı, bazen deri döküntüsü, genel bitkinlik durumu ve ateş beliriyor. Etkilenen eklemler, genellikle ayak bilekleri, dizler, el bilekleri oluyor. Dirseklerle, el bileklerinin üstünde, deri altında yumrucuklar hissediliyor.

Romataid artrit
Bir diğer romatizmal hastalık olarak romataid artrit görülüyor. Bu hastalık genellikle 18- 45 yaşları arasındaki kadınlarda görülüyor. Nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte bir çeşit bağışıklık reaksiyonu olduğu düşünülüyor.

El ve ayakların ufak eklemleri, alt çene kemiğiyle kafatası arası eklem, köprücük kemiği, göğüs kemiği eklemi sık etkileniyor.

Osteoatrit hastalığı
Osteoatrit hastalığı ise genellikle, 50 yaşın üstündeki erkeklerde görülüyor. Dejeneratif bir durum olduğu tahmin ediliyor. En sık atrit şeklinde görülüyor. Bu hastalığın nedenleri ilk sırada özellikle, ağırlık taşıyan eklemler gittikçe ağrılı ve hareketsiz duruma geliyor. Uzmanlar bu durumlara dikkat edilip, uzman bir doktora danışılması gerektiğini belirtiyor. Bununla birlikte hastalığı önlemek ve tedavi sürecine destek olması amacıyla bitkisel önerilerde bulunuyor.

İşte o mucizevi kürler:

Küçük parçalara bölünmüş portakal kabuğunu bir şişenin boğazına kadar doldurun. Üzerine ağzına kadar saf zeytinyağı ekleyin. Ağzını sıkıca kapatın. Sonra şişeyi 2 hafta sıcak bir yerde bekletin. Ağrılı bölgeye masaj yapın.

Bir miktar papatyayı bir şişenin boğazına kadar doldurun. Ağzına kadar saf zeytinyağı ekleyin. Ağzını sıkıca kapatın. Şişeyi iki hafta sıcak bir yerde bekletin. Gerektiğinde hafif masajlar yapın.

İki avuç dolusu ince kıyılmış papatya çiçeğini,su kaynayan bir tencerenin üzerindeki süzgecin içine bırakın. Buharda pişmeye başlayan bitkiler yumuşayınca, bir tülbentin arasına koyun. Daha sonra ağrılı bölgeye sarın.

Su dolu bir kovanın içine dört avuç lavanta çiçeği katın. On iki saat bekletin. Daha sonra iyice kaynatın. Süzüldükten sonra banyo suyuna ilave edin.

İri bir lahananın geniş yapraklarını kaynatın. Ağrılı bölgeye sıcak bir halde koyun.

Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı karanfil katın. Demlendikten sonra süzün. Sabah kahvaltılarından yarım saat sonra ve geceleri yatmadan bir saat önce için.

Sarımsak sarın

Küçük parçalara bölünmüş taze sarımsağı bir şişenin boğazına kadar doldurun. Üzerine ağzına kadar saf zeytinyağı ekleyin. Ağzını sıkıca kapatıldıktan sonra şişeyi 2-3 hafta boyunca sıcak bir yerde bekletin. Ardından yarım litre suyun içine, bir kahve fincanı bu yağdan, iki çorba kaşığı ev hardalı ve yine iki çorba kaşığı toz karabiber katın. Bu karışımı geçici bir kapta kaynatın. Sonra suyun üzerindeki tabakayı alıp, söz konusu ağrılı bölgenin üzerine sürün ve ardından sarın

alıntı

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hangi Besinler Ne İçin?

10407579_890960897591488_7312535019899841189_n[1]

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »

KOZMETİKTEKİ ALERJENLERE DİKKAT

1526220_10153336661539169_5028974003143472793_n[1]

Bilim insanları, kozmetiklerde kullanılan “formaldehit” ve “papain”in alerjik reaksiyonlara yol açabildiği konusunda tüketicileri uyardı.

Bu dönemlerde bazı kişilerin reaksiyonlar açısından risk altında olduğunu, güneş ya da polen dışında bazı kozmetiklerdeki enzimlerin de sorun yaratabileceğini ifade eden Bülbül, bu ürünlerin içeriğinin dikkatli okunması gerektiğine dikkati çekti.

Bülbül, Viyana Üniversitesince yayımlanan dergideki çalışmaya göre, kozmetiklerde deri soyucu ajan olarak kullanılan “papainin farelere uygulandığında iki haftada alerjik reaksiyonlara yol açtığının ortaya konduğunu vurguladı.

Bülbül, şunları kaydetti: “Papayadan elde edilen madde papain, aynı zamanda ev tozu maytlarıyla (akar) yapısal benzerlik göstermektedir. Dolayısıyla çocuklarda ve hassas derili kişilerde bu maddeyi içeren kozmetiklerin kullanılmasından kaçınılması önerilmektedir. Tırnak cilalarından, saça yapılan Brezilya uygulamalarına, kırışıklık önleyicilerden kumaşlara, ev temizlik ürünlerinden kişisel hijyen ürünlerine kadar birçok malzemede günlük hayatımıza giren ‘formaldehit’ de 2015’in temas alerjeni olarak belirlendi.

” BAZI ÜRÜNLERDE İÇERİĞİNDEKİ FORMALDEHİTLE İLGİLİ BİLGİ YER ALMIYOR”

Kuzey Amerika Kontakt Dermatit Grubu tarafından formaldehit, en sık egzamaya yol açan alerjenler açısında 7. sırada gösterildi. Toplumun formaldehit kaynaklarından ve bu maddeyi içeren ürünlerden haberdar olması önemlidir ancak yurtdışında nemlendiricilerin yüzde 33’ünün etiketlerinde, içerdiği halde formaldehitle ilgili bilgi bulunmadığı gözlenmiştir.”

RİSK GRUBUNDAKİ HASTALARA UYARILAR
Türk Dermatoloji Derneği üyesi Prof. Dr. Teoman Erdem de teknoloji ve sanayinin gelişmesine paralel, kimyasal ve alerjik maddelerin etkisiyle alerjik deri hastalıklarının sayısı ve şiddetinin giderek arttığını vurguladı.

Alerjik deri hastalıklarının en önemlileri arasında, “kurdeşen” olarak bilinen durumla karşılaşıldığında gerekmedikçe ağrı kesici kullanılmaması konusunda uyaran Erdem, şunları belirtti:

“ALERJİK HASTALIKLARDA AİLESEL YATKINLIK DA ÖNEMLİ”

“Hipertansiyon hastaları dikkatli olmalıdır. Alkollü içeceklerden kaçınılmalıdır. Ağır egzersiz, aşırı sıcak ve soğuk ortamlardan kaçınılmalıdır. Boya ve katkı maddesi içeren gıdalar tüketilmemelidir. Bunun dışında, atopik egzama tanısı konulanların çoğunun kendisinde veya ailesinde alerjik astım, saman nezlesi gibi alerjik hastalık öyküleri vardır. Bu kişiler, pamuklu ve dar olmayan giysileri tercih etmelidir. Ilık suyla banyo yapmalılar ve banyo süreleri çok uzun olmamalı, banyodan hemen sonra nemlendirici sürmeliler. Kimyasal maddeler, parfüm, kozmetik ürünler, alkol içeren cilt ürünleri, boyalar hastaların şikayetlerini artırabilir. Bebeklerin özellikle anne sütüyle beslenmesine özen gösterilmelidir.”

Şefik Ne Yaptın Ulaşabildin Mi Nirvanaya…

11218522_10153343191458606_1559073290182940996_n[1]

Karikatür kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Çakralar Nasıl Açılır?

838474968fcf42bb9e441170b3c4a0f3.jpg_srb_p_630_421_75_22_0.50_1.20_0[1]

Çakraların nasıl açılacağı konusu belki de spritüal alemin en popüler konularından biridir.  Ben, çakraların  açılabilmesi için kişinin yaşamına çeki düzen vermesi gerektiğine inananlardanım. Mesela, bir takım korkularınız varsa kalp çakranızdaki enerji akışı dengede olmayabilir. Hatta korkular gittikçe çeşitlenip arttığında, sadece kalp çakrası değil diğer çakraların da dengesi bozulabilir. İsterseniz çakraların üzerinden tek tek geçerek ne demek istediğimi açıklayabilirim.

Kişi bir şeyleri kabul etmekte zorlanıyor, sürekli bir gücenme halini deneyimliyor ve çevresindekilere karşı sert davranışlarda bulunuyorsa kök çakradaki enerji akışı dengede olmayabilir. Kişi, insanları yargılamaya, eleştirmeye devam ettiği sürece kök çakranın açılması zaman alacaktır.

İkinci çakra yani cinsel çakranın temsil ettiği konular arzu, ihtiras, kutupsallık, hareket, alma/verme dengesi, değişim ve yaratıcılıktır. Bu çakradaki enerji akışının dengesiz olması, öfkeyi de beraberinde getirecektir. İkinci çakradaki enerji akışının dengelenmesi ile kişi kendisini en çok nelerin mutlu edeceğini bilmeye başlar, suçlama hali yok olur, sevgiyi daha çok vermeye başlar.

Üçüncü çakranın temsil ettiği konu kararlılıktır. Buradaki enerji akışında dengesizlik, kişinin yaşamında öfke, açgözlülük, hırs temasını kuvvetlendirebilir.

Dördüncü çakra; kalp çakrası, burası herkesin bildiği gibi şefkat, sevgi ile ilgilidir. Bu çakrada dengesizlik olduğunda, kaybetme korkusu, aşırı korumacılık, bağımlılıklar, başkalarının ihtiyaçlarının daha önemli olması gibi temalar da söz konusu olabilir. Kalp çakradaki enerji dengelendiğinde şükran duyma, takdir etme temaları var olmaya başlayacaktır.

Beşinci boğaz çakrası,  dürüstlük, iletişim ve ifade ile ilişkilidir. Buradaki enerji akışı dengesizleştiğinde, kişi ilişkiye girmekten ve öne çıkmaktan kaçınacaktır. Yaşamında beğenilmeme korkusu, rekabet ve gurur hakim olacaktır. Bu çakra, aynı zamanda kişinin harekete geçmesine engel olan başarısızlık korkusu ile de ilgilidir. Arzu ve istekleriniz gerçekleşmeye, ilişkileriniz düzelmeye başlandığında beşinci çakra açılıyor demektir.

Altıncı çakra, kendi kendinin farkında olma, mutluluk, neşe ve zihin gücü ile ilgilidir. Bu çakradaki enerji dengesizliği zihinsel karmaşa, bunalıma sebep olabilir. Kişinin yaratıcı fikirleri engellenir. Kişi yaratıcı fikirlerini ortaya dökse de bunları uygulamaya koyamaz. Suçu dış dünyaya yükleme halinde olabilir.

Yedinci çakra, zihin ve bedenle bağlantılıdır. Bu çakradaki enerji akışında dengesizlik acı ve üzüntüye sebep olabilir. İyi haber! Yedinci çakradaki enerji akışı dengelendiğinde diğer altı çakradaki enerji akışı da dengelenecektir.

Nasıl? Çakraları açmak için nereden başlayacağınıza karar verebildiniz mi?

Sibel Kavunoğlu

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Etiketler: . Leave a Comment »