Archive | 28 April 2015

2015’te Hangi Burçlar Evlenecek…

AAbmxB9[1]

KOÇ BURCU

2015 yılı koç burçlarının azimli yapılarını test edecek. Evliliği çok istemelerine rağmen eşleriyle aynı evi paylaşmaları sorunlu olabilir. Buna eş adaylarının işi veya aile durumları engel olabilir. Yine de bir çok koç burcu insanının kolay kolay pes etmeyeceğini ve sevdikleriyle nikah masasına oturacaklarını söyleyebiliriz.

BOĞA BURCU

2015’in mayıs ayına kadar ilişkilerinizdeki pürüzler rahatlıkla ortadan kalkabilecek. Bu olumlu dönemi sevdiğiniz insanla hayatınızı birleştirmek için kullanabilirsiniz. Aynı şanslı dönem 11 Ağustos 2015’ten yıl sonuna kadar devam edecek. Bu yıl ilişkilerinizin yürümesi için kendinizden ödün verebilirsiniz.

İKİZLER BURCU

İkizler burcu bu yıl Satürn’ün etkisiyle ciddi ilişkilerin içine girecek. Evlenme ihtimali oldukça yüksek görünse de, bazı ikizlerin bu yıl uzun zamandır süregelen ilişkilerine son noktayı koyması da gündeme gelebilir. Yıl ortasında sürpriz bir kararla eski aşkınızla evlenmeye karar verebilirsiniz.

YENGEÇ BURCU

11 Ağustos 2015 tarihinden itibaren evlilik kararı alabilmeniz mümkün. Bazı yengeçler ise bütün bir yıl sorunlu aşk ilişkileriyle uğraşmaktan evlilik düşüncesini akıllarına bile getiremeyecekler. Bir taraftan delice aşık olup bir taraftan anlaşmazlıklar yaşasalar da evlilik konusunda ani kararlar veren yengeçler de olacak.

ASLAN BURCU

Aslan burçları 2015 yılında evliliğe en yakın burçlardan biri… Bu yıl dillere destan düğünlerle çok konuşulabilir ve istedikleri kişiyle kolaylıkla dünya evine girebilirler. Geçmiş yıllarda evlilik konusunda zorluklar yaşayan aslanlar, bu yıl herhangi bir engele takılmayacaklar.

BAŞAK BURCU

Başaklar bu yılın en şanslı burçlarından. Bu şanslarını evlilik konusunda da değerlendirecekler. Özellikle 2015 yılının son aylarında hayallerindeki kişi ile tanışabilir yada uzun süredir süren ilişkilerini evlilikle noktalayabilirler. Başakları evlilik konusunda şanslı bir sonbahar bekliyor.

TERAZİ BURCU

Eylül ayında gerçekleşecek Güneş tutulması size evlilik kararı aldırabilir. Çoğu terazi insanı 2015 yılında “hayatımın aşkı” diyebilecekleri kişilerle karşılaşabilirler. Bu yüzden ani evlilikler gündeme gelebilir ve hazırlıksız yakalanmanız telaşlı günlere sebep olabilir.

AKREP BURCU

2014 yılı ilişkilerinizden verim alamadığınız hatta bazı akreplerin gizli ilişkiler yaşadığı bir dönem oldu. Bir çok akrep 2015 yılında eski sevgililerine ya da eşlerine geri dönebilir ve evlilik yolunda yürüyebilirler. Temmuz ve Eylül ayları arasında evliliği düşünmeyin.

YAY BURCU

2015 yılının ortasına kadar günlerinizi yalnız geçirebilirsiniz. 2015’in ortalarından sonra kendinizi günlük ve amaçsız ilişkiler içerisinde bulabilirsiniz. Satürn’ün 2,5 yıl burcunuzda bulunması sizi ilişkiler anlamında daha ciddi düşünmeye itecek. 28-29 yaş aralığındaki yaylar bu yıl evliliğe daha yakın olacaklar.

OĞLAK BURCU

Kendini ve hayatını güvence altına almadan evlenmek istemeyen oğlaklar bu yıl evliliğe yakın görünüyorlar. Bir çok oğlak evleneceği kişilerle yakınlarının aracılığı tanışabilirler. Jüpiter’in Başak burcuna geçmesiyle 2015 yılının ikinci yarısında evlilik konusunda daha şanslı olacaklar.

KOVA BURCU

Kova burcu 2015 yılını beklenmedik gelişmelerle karşılayacaklar. Hiç akıllarında olmayan kişilerle gönül ilişkileri kursalar da evlilik düşünmeyecekler. Bazı kovalar ise sevdiği insanı kaybetmemek için nikah makası oturabilir.

BALIK BURCU

Bekar balıkları keyif alacakları aşk maceraları bekliyor. Kısa ilişkiler gözükse de, bazı balıklar çok sevip bağlandıkları kişilerle evlenebilirler. Evlilik için 2015 Temmuz’dan 2016 yılının başlarına kadar destekleyici etkiler alacaklar.

Seçim Sonrası Senoryaları

atilla_yeAilada[1]

Beni bu fani dünyadan ayrılma noktasına getiren öküz gribi ardından bir de bir hafta Londra ziyareti yaparak yatırım camiasının nabzını yokladım. Londra’da ziyaret ettiğim 40 kadar yatırımcı kuruluş arasında 3 istisna dışında herkes karamsardı. RTE’ın TCMB üzerinde kurduğu amansız ve insafsız baskı, ucuz petrol ve AMB-QE’nin göya sistemimize süpürüceği bedava paranın keyifi almış götürmüştü. Seçim de yaklaşıyor, kimse Türkiye’de pozisyon almak istemiyor. Ben “seçimleri bir kenara koyun, gözünüz HDP’de olsun. Asıl problem seçimden sonra başlayacak” dedim.

Türkiye’ye döndüm, HSBC, RBS, Standart Chartered, JP Morgan, hepsi bana benzer raporlar yazmışlar. Özetle “seçim biter, politik gürültü bitmez” diyorlar. Aksine, seçimden sonra Ankara’da maraza daha da büyüyecek. Üstelik, küresel arka plan da aleyhimize çalışıyor. ABD’den gelen zayıf Mart verileri sizi hiç kandırmasın, dev ekonomi bir ay içinde bahar canlanması yaşayacak ve Fed Haziran’da faiz artıracak. Londra’da toplantılarda “Bu sene piyasalardan umudu kesin” dedim. Nitekim de halen Gelişmekte Olan Piyasalar’da yaşanan sahte bahar rallisine rağmen, TL cinsinden varlıklar tam anlamıyla bir cenaze havasında. İşler daha da kötüye gidecek, bundan emin olabilirsiniz.

Londra’ya şu mesajla gittim:

Ekonomi stagflasyonist bir patikaya girdi, bunun başlıca nedeni ise Ankara’dan yayılan nefret söylemi ve belirsizlik, bu değişmeden ekonomi güven krizinden çıkmaz.

Bu seçimlerin “has oğlanı” AKP değil, HDP, partinin %10 barajını geçip geçmemesi herşeyi değiştirecek, o yüzden seçim üzerine bahse girmek imkansız. Son 10 yılın en tahmini zor seçimine gidiyoruz.

Seçim sonrası politik belirsizlik bitmez. Aksine, anayasa ve güçlü başkanlık, Kürt Meselesi ve uygulanacak ekonomi politikaları başlıkları altında toplanacak çok önemli konularda en az sene sonuna kadar sürecek belirsizlikler var.

Fed’in Haziran veya Eylül’de parasal sıkılaştırmaya geçtiği bir senaryoda mali piyasaların 2015 yılında kalıcı ralliler sergilemesi imkansız.

Ardından, beni dinlemek ahmaklığını gösterenlere her seçimden önce yaşanan rallinin bu kez imkan dahilinde olmadığını, çünkü bu kez Türkiye’nin kaderini belirleyecek partinin AKP değil HDP olduğunu anlattım. AKP’nin değil, HDP’nin alacağı oya bağlı 3 seçim senaryosu var, her biri belirsizliklerle dolu. Bunları anlatayım şimdi size:

Temel senaryom (%50): HDP TBMM’ne giriyor, AKP 300 veya daha az MV çıkartıyor: HDP’nin TBMM’ne girmesi halinde, Barış Süreci’nin gündemin en tepesinde kalacağı %100 kesin. Yeni anayasa da ister istemez artık kaçınılmaz hale gelecek ve bunun odağı da güçlü başkanlık değil, Kürt talepleri olacak. Bu başlıklarda partilerin kısa sürede uzlaşması nerdeyse imkansız. En az bir yıl sürecek ve tam Fed faizleri yükseltirken, bizde para ve bütçe politikasını gevşek tutacak bir döneme gireceğiz ve Türkiye şok üstüne şok yiyecek.
AKP’de ise Erdoğan’ın güçlü başkanlık yetkilerine kavuşamayacağının anlaşılması iç dengeleri kökünden değiştirecek. Daha şimdiden Erdoğan-Davutoğlu ikili yönetiminin kayalara çarptığını bir çok misalle gördük. Davutoğlu, özellikle Erdoğan’ın davranışları yüzünden ekonominin daha da yavaşlaması durumunda yeni müttefikler kazanacak ve parti liderliğini ele geçirmek için karşı hamle yapacak. Belki de Erdoğan nazikçe Ak Saray’da emekliliğe zorlanacak.

“Putin senaryosu” (%30): HDP TBMM’ne girmez, güçlü başkanlık içeren anayasa yazılır: HDP tüm anketlerde güç kazanıyor, ama yine de seçim gecesi ne olacağını kimse bilemez. Yeni Ağrı olayları HDP’nin desteğini azaltabilir. Bu yüzden %30 olasılıkla HDP’nin TBMM’ne giremeyeceği varsayımını da içeren bir senaryo ürettim. Bu durumda AKP en az 350, belki de süper-çoğunluk olan 367 MV ile temsil edilir.
Sonuçlar bu şekilde çıkarsa Erdoğan yeni anayasayı beklemeyip ilk günden güçlü başkanlık yetkilerini kendine ikram edecek, ve Babacan ve Şimşek’i kabineye almamak da ilk icraatlarından biri olacak. Ekonomi politikasını Berat Albayrak, Cemil Ertem ve Yiğit Bulut gibi fikirleri akıllara zarar dostlar belirleyerek piyasada ne kadar yabancı yatırımcı varsa kaçmasına ve sabit sermaye yatırımlarının tamamen durmasına neden olacaklar.

Ardından, diğer partilerle “dostlar alışverişte görsün” misali bir pazarlık sonrası derhal güçlü başkanlık odaklı yeni bir anayasa TBMM’ne sunulacak. Bu durumda Kürt Siyasi Hareketi ile ciddi bir pazarlık da söz konusu olmaz. Erdoğan, Kürt Meselesi’ni kendi başkan olduktan sonra informal yollardan halletmeyi daha uygun bulacaktır. Dolayısı ile sokakların karıştığı aylara da yakın olabiliriz. İkinci bir ihtimalde, PKK ve HDP Kürt Meselesi’ni enternasyonal platformlara taşıyarak, Türkiye’yi uluslararası alanda baskıya tabii tutabilir.

AMA, AKP TBMM’nde yeterli çoğunluğa sahip olsa dahi, anayasada referanduma gidecek ve elimizdeki anketler seçmenin en az yarısının Erdoğan’a daha fazla yetki vermenin çok da akılcı bir düşünce olmadığı kanaatini taşıdığını gösteriyor. Özetle bu iyimser senaryoda dahi 2015 yılı boyunca ekonomik güveni ve piyasa performansını sarsacak bir dizi şoka karşı kırılgan kalacağız.

“Kötü” senaryo (%20): CHP-MHP koalisyonu: Eğer anketlerde gözlenen trendler devam ederse yani MHP ve HDP güç kazanmaya devam ederse, olasılığı %20 de olsa, CHP-MHP koalisyonuna hazır olmalıyız. Bence
HDP TBMM’ne girse
AKP %41 veya altına gerilerse
CHP-MHP %47 veya üstüne çıkarsa
Bir CHP-MHP koalisyonu veya azınlık hükümeti söz konusu olabilir. Açıkçası, siyasi açıdan bu koalisyonun Erdoğan’ın Putin’leşerek hüküm süreceği bir Türkiye’ye nazaran daha kötü sonuçlar vereceği düşüncesinde değilim. Ama CHP-MHP’nin en azından kısa vadede tek ortak noktası yolsuzlukların üstüne gitmek ve ulufe dağıtmak olacak. Fed’in parasal sıkılaştırmaya geçmesinin gerektirebileceği zor bütçesel ve parasal tedbirleri almaya pek de niyetli olmayacaklar. Kemal Deviş ve Durmuş Yılmaz’ın kabinede varlığı bu tutumu değiştirebilir, ama hiç bir koalisyon hükümeti çabuk hareket edemez. Ayrıca AKP’nin beynini yıkadığı bürokrasi ve yargı da onlara ayakabağı olacak, RTE her yasayı veto edecek.

Piyasa artık 7 Haziran ve sornasını düşünmeye başladı. Gördü ki, Türkiye’nin istikrar problemi seçim değil, RTE’nin davranışları. AKP RTE’i içinden atmadan ve parti olarak merkeze dönmeden, Türkiye’ye yatırım gelmez. Eğer AKP seçimden güçlenerek çıkar da “Yeni Türkiye” zırvası ile ekonomide daha da radikal operasyonlara giderse, 2015 kayıp yıl olacak. Bu algılama değişmeden, piyasalar adam olmaz.

FÖŞ, Gerçekbilimci
Twitter: @AtillaYesilada1

Yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim ama yere düşen insani tekmeleyen çok kisi gördüm” diyor…

10888473_1430389143922106_7612165797951758888_n[1]
“Yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim ama yere düşen insani tekmeleyen çok kisi gördüm” diyor… Saygılı olmaktaki kusurlarımızı söyle anlatıyor: …
– Birbirimize saygılı olma konusunda 3 tip temel hatamız var…
Avrupa’da yasayan vatandaşımız orada yerlere çöp atmıyor ama Kapıkule’den girer girmez yerlere tükürmeye, çöp atmaya başlıyor. Niye burada böyle yapıyorsun diye sorulduğunda, herkes böyle yapıyor diyor. Kendi fikri olmayan insanin duruma göre hareket etmesidir bu. İkinci hatamız, adama göre davranmamız.
Karşımızdaki adam iri yarıysa, ‘Buyur Abi’, diyoruz, ufak tefekse, ‘Ne var lan!’ diyoruz. Oysa ki, insanların onuru birbirine eşittir.
Üçüncü hata, keyfimize göre davranmak. Keyfimiz yerindeyse eve girerken ‘Merhaba millet’ diyoruz, değilse surat asıyoruz. Oysa keyfimiz yerinde olsun olmasın insanlara saygılı davranmak zorundayız. Diyorum ki, yerdeki ekmeğe saygılı olma konusunda ülkemde mutabakat var, kimse basamaz, ayağıyla dürtüklemez ya da öper, koyar bir kenara. Ekmek nimettir kabul, peki insan nimet değil mi? –
Profesör Üstün Dökmen (Başkaları da okuyabilsin diye paylaşır mısın lütfen

Bir Japon, İstanbul’da geçirdiği bir haftanın sonunda Türkler hakkındaki fikri sorulduğunda şunları söylüyor :

10599556_797605700302791_6816432797010712312_n[1]

Bir Japon, İstanbul’da geçirdiği bir haftanın sonunda Türkler hakkındaki fikri sorulduğunda şunları söylüyor :

Türklerin evine gittiğinizde, tanımasalar da buyur ediyorlar.

Siz oturmadan kimse oturmuyor.

Siz sofraya geçmeden kimse geçmiyor. En iyi yere sizi oturtuyorlar.

Siz yemeğe başlamadan kimse başlamıyor. Zorla her yemekten tattırıyorlar.

Siz kalkmadan kimse, evin çocuğu bile sofradan kalkmıyor.

Cay, kahve, meyve, ikram bitmiyor.

Herkes sizi rahat ettirmek için uğraşıyor.

Kumandayı elinize veriyorlar. Sırtınıza, altınıza yastık konuyor. Yorgunluktan ölseler bile siz kalkmadan kimse gidip yatmıyor.

Gitmeye yeltendiğinizde bu kez bırakmıyorlar. Yataklarını veriyorlar, kendileri kanepede, koltukta yatıyor.

Sonra evden çıkıyorsunuz ayni adamlar 180 derece değişiveriyor.

Herkes arabasını üstünüze sürüyor.

Arabanın burnunu çıkarmazsanız kimse yol vermiyor.
Kornalar, küfürler. Şerit değiştirmek bile mümkün değil.

Yayaysanız ışık olmayan bir geçitten mümkünü yok gecemizsiniz.

Evde öyle, arabada böyle, nasıl oluyor? Bu isi çözemedim

Bazen bir gülümseme bile muhteşem bir sevgi işaretidir.

10532366_882640121799348_3281160148174137732_n[1]

Adam karısına pek hoş davranmaz, kalbini kırar.
Sonra karısından sofrayı kurmasını ister.
Kadıncağız hiç sesini çıkarmadan kurar sofrayı ve buyur eder kocasını.

Adam sabırsızca sofraya oturur, iştah kabartacak bir zevkle yemeye başlar. Yemek tuzsuz olmuştur. Birkaç lokma yedikten sonra karısından tuz ister.

Karısı; “sen yiyedur ben getiririm”, der ve içeri gider.
Adam ikide bir; “tuz nerde kaldı?” diye sorar.
Kadın her seferinde “tamam getiriyorum” diye cevap verir .
Fakat tuz bir türlü sofraya gelmez.
Neyse adam tuzu isteye isteye karnını doyurur.
Sonra aklı başına gelir. Az önce hatununun kalbini kırdığı için özür diler.

Hanım mutfağa gider, ve elinde tuzla geri döner.
Adam merak eder ve sorar; “bu ne şimdi karnım doyduktan sonra tuzu ben ne yapayım” der. Karısı da ona; “senin kalbimi kırdıktan sonra dilediğin özür, doyduktan sonra sofraya gelen tuz gibidir, ihtiyaç kalmaz”… der.

Evet, dikkat etmek lazım! Kırmamak lazım. Gönül sevmek demektır.
Sevipte kıymetini bilmek. İnsanlar için güzel dostluklar kurması kadar, dostlarına olan muhabbetini göstermesi de önemlidir.
Bunun bir çok yolu var.
Bazen bir gülümseme bile muhteşem bir sevgi işaretidir.

İşte bütün dertlerin arkasında da Rabbinin olduğunu bil ve ona güven…”

11143217_882664148463612_6904330692857623543_n[1]

Hz. Mevlânâ bir gün eve gelir,
oğlunu üzgün görür. Sebebini sorar.
Oğlu: “Hiç…” der.
Hz. Mevlânâ dışarı çıkar.

Kapıda asılı bir kurt postu vardır, onu alır üstüne giyer.
Ellerini havaya doğru açıp ulumaya başlar.
Oğlu babasının bu haline bakıp güler.

Hz. Mevlânâ:
“Evladım, gördün mü?” der.
“Dünya dertleri de işte böyledir.
Kurt, aslında korkutucu bir hayvandır.
Ama sen o postun arkasında babanın olduğunu
bildiğin için korkmadın ve güldün.
İşte bütün dertlerin arkasında da
Rabbinin olduğunu bil ve ona güven…”

Göbek bölgesi YAĞLARINDAN sadece 2 hafta da kurtulmanın özel formülü

11169872_846793665387636_4162365470761613122_n[1]

1-2 yemek kaşığı organik elma sirkesi
Yarım Limon suyu
1 yemek kaşığı zencefil, rendelenmiş
1 adet salatalık
1 adet yeşil elma
1 diş sarımsak
1/2 avokado
30 gr taze ıspanak
1 yemek kaşığı bal
1 avuç dolusu taze nane
1 avuç dolusu maydanoz
Ilık su ( 1/2 bardak )
Hazırlama:
Avokado ,elma , salatalık ,nane ve maydanozu ,yüksek hızlı Smothie yapan bir blender ile iyice karıştırın.
Kısa bir süre sonra zencefil, bal, sirke ve limon suyunu da ekleyin ve pürüzsüz bir doku elde edene kadar karıştırmaya devam ediniz.
Kahvaltıdan önce sabah bu kokteyl için.
İçerik , klorofil, vitaminler, mineraller ve antioksidanlar açısından da zengindir. Bu kokteyl size tazelik hissi verir ve göbek bölgesi yağlarından hızlı kurtulmak için yardımcı olur.
Günde 3 litre su içmeyi ve 45 dakika tempolu yürümeyi unutmayın.
Afiyet , şifa olsun

kaynak: sağlık olsun

doktorunuza danışınız

ÇAĞIMIZIN HASTALIĞI : KANSER DEN KORUNMA HAKKINDA SADECE BASİT VE ÇOK ÖNEMLİ TEDBİRLER VE BESLENME ÖNERİLERİ :

10868290_847313232002346_3557641789537173505_n[1]
Bildiğiniz üzere son yıllarda GDO ( Genetiği ile oynanmış ) besin grupları , umursamasızca kullanılan pestisidler, hayvan yetiştiricliğinde bilinçsizce kullanılan ilaçlar ve et ,süt verimini yükseltmek için kullanılan hormonlar , pestisid artığı olan merada beslenen hayvanlar , hava ve çevre kirliliği , petrol türevleri, elektronik kirlilik , insan sağlığında rastgele kullanılan ilaç ve hormonlar, Tanı amacıyla kullanılan X-Ray ve Gama ışınları Tomografi, PET CT , fastfood alışkanlıkları , şekerlemeler , tatlılar , sigara , alkol tüketimi vb. sebebiyle KANSER görülme sıklığı artmış durumda .
Çevremizde nerdeyse Kanserli bir tanıdığı , yakını olmayan kimse kalmadı……
Yapılan araştırmalar sonucunda çok yakın bir dönem içerisinde ; her 30 kişiden birinin Kansere yakalanacağı öngörülmektedir.
Şu anda Türkiye ‘de dahil olmak üzere her 8- 10 kadından 1 kadın Meme Kanseriyle karşı karşıya kalmaktadır.
Bu durum konunun ciddiyetinin algılanması açısından çok büyük önem arzetmektedir.
Kanser en son gelişmeler doğrultusunda tedavi edilebilen bir hastalık ancak tedavinin başarısında en önemli etken olan Erken teşhis ve tedavi öncesi, esnası ve sonrasında ise doğru beslenme çok büyük bir önem arz etmekte.
Çağımızın hastalığı olan Kanserden korunma da temel alınacak , Oksidatif Hücre hasarını önleyici tedbirler , hasarlı hücrelerin onarımı, ve Immun sistemi en yüksek seviyede güçlü tutmaya yardımcı besin gruplarından özellikle aşığıda yazılanları beslenme alışkanlıklarınızın içerisine almanız konusunda lütfen duyarlı olunuz ve çevrenizdeki insanlarıda bu konuda uyarınız .
Kanserin temel nedeni; hücrelerde meydana gelen DNA hasarı sonucu bu hücrelerin kontrolsüz veya anormal bir şekilde büyümesi ve çoğalma eğilimine geçmesi şeklinde basitce tanımlanabilir .
1 Gün içerisinde vücudumuzda (DNA’da) yaklaşık 10.000 mutasyon olmasına rağmen immün sistemimiz her milisaniye de vücudumuzu tarar ve kanserli hücreleri yok eder.
Dolayısıyla ;
Immune sisteminizi güçlü tuttuğunuz sürece kansere karşı korunmanız ve yakalanma riskiniz düşmeye başlamaktadır.
Çevresel RADYASYON VE KANSEROJEN ETKİSİNDEN KORUNMA :
İYONİZE EDİCİ RADYASYON ( BİLHASSA X VE GAMA IŞINLARI ) CANLI DOKUYLA ETKİLEŞTİĞİNDE , BÜYÜK MİKTARLARDA REAKTİF OKSİJEN VE AZOT TÜREVLERİ AÇIĞA ÇIKARIRLAR .
BU DURUMUN PATOLOJİK SONUCU HASSAS DNA ZİNCİRLERİNDE , SERBEST RADİKAL HASARI OLUŞTURUR. HÜCRESEL PROLİFERASYONU DÜZENLEYEN , DNA GENLERİ HASAR GÖRDÜĞÜNDE İSE KANSERE ZEMİN HAZIRLAR .
RADYASYONLA TETİKLENEN KANSER RİSKİ, OKSİDE EDİCİ PROSESLERİ KESİNTİYE UĞRATILARAK AZALTILABİLİR.
EĞER DOKTORUNUZ SİZDEN , RÖNTGEN, TOMOGRAFİ VEYA RADYASYON İÇEREN TANI AMAÇLI BİR PROSEDÜRÜN YAPILMASINI İSTİYORSA : ÇEKİM İÇİN GÜN ALIR ALMAZ ,
KULLANDIĞINIZ ANTI-OKSIDAN KATKILARININ DOZUNU MUTLAKA ARTTIRIN !!!
BU AMAÇLA NELER YAPILABİLİR :
ÇEKİMDEN ÖNCE VE SONRASI , 15 GÜN SÜREYLE :
PANCAR LAPASI ve YULAF EZMESİ
+ 4 -5 DİŞ SARIMSAK (günlük )
+ SOĞAN ( 1 adet günlük ) ve ELMA ( 3-4 adet küçük boy )
+ YEŞİL ÇAY ( 3 -5 fincan /günlük)
+ FRENK KİMYONU (1 tatlı kaşığı /günlük ) +
+ ZERDAÇAL( 2 Tatlı kaşığı / günlük )
+ ÇİĞ SIZMA ZEYTİNYAĞI ( 2 YEMEK KAŞIĞI/ Günlük )
VEYA OMEGA-3 KAPSÜL ( 2 KAPSÜL/günlük) ,
OMEGA-3 KAPSÜLLE , SARIMSAK MÜMKÜNSE AYNI ANDA TÜKETİLMELİDİR ( Kolesterol dengesi)
DİP NOT :
OMEGA-3 EN YOĞUN ORANDA VE VÜCUT TARAFINDAN EN İYİ TOLERE EDİLEBİLEN YAPISI OLAN ;
FOSFOLIPID -SUDA ÇÖZÜNEN YAPIDA SADECE : KRIL YAĞINDA BULUNMAKTADIR ,
DOLAYISIYLA ; BALIK YAĞINDA BULUNAN OMEGA-3 YERİNE,
KRIL YAĞINDAN ELDE EDİLEN OMEGA-3 FORMUNU ALABİLİRSİNİZ.!
ANCAK OMEGA-3 TAKVİYESİ ALIRKEN MUTLAKA 2-3 DİŞ SARIMSAK TÜKETMEYE ÖZEN GÖSTERİN (Kolesterol ‘ a karşı )
KRIL : ANTARTİKA DA YAŞAYAN BİR DENİZ CANLISI OLUP ( MİNYATUR BİR KARİDESE BENZER ,) SOĞUK KUZEY DENİZLERİNDE BOL MİKTARDA MEVCUT VE PLANKTONLA BESLENMEKTEDİR.
YUKARIDAKİ TAKVİYELERE EK OLARAK ;
+ DEVE DİKENİ SÜTÜ TABLETİ
Ancak ;
DEVE DİKENİ SÜTÜTABLETİ ; Meme kanseri durumunda , östrojen hormon reseptörü pozitif olan kişiler de kullanılamaz.
Silybum marianum (milk thistle- devedikeni), özellikle Almanya’ da yaygın olarak kullanılan ve karaciğer destekleyici olarak yararı bazı bilimsel çalışmalarda gösterilmiş bitkidir.
Özellikle kemoterapinin karaciğer üzerine olumsuz etkisini azaltmak amacı ile kullanılmaktadır.
Eczanelerde , Milk Thistle adında özel tablet formu bulunmaktadır.

GÜNLÜK ÇEVRESEL RADYASYON TEHLİKESİNE KARŞI İSE ;
1-
FRENK KİMYONUNU DÜZENLİ OLARAK TÜKETİNİZ
GÜNLÜK DOZ : 1 ÇAY – 1 TATLI KAŞIĞI, SUYA KARIŞTIRARAK VEYA ÇOK AZ MEYVE SUYU İÇİNDE .
2-
YEŞİL ÇAY ,
RESVERATROL ( MADIMAK , ÇEKİRDEKLİ KARA ÜZÜM , YABAN MERSİNİ, YER FISTIĞI (ÇİĞ)
QUARCETİN (ELMA , SOĞAN, PIRASA ) ,
ZERDAÇAL , SARIMSAK ( 2-3 DİŞ ) , ZENCEFİL , KIRMIZI ACI TURP TÜKETİNİZ.
BU ÜRÜNLER EN YÜKSEK RADYASYON KORUYUCU BESİN GRUPLARIDIR.

3- SOYA FASÜLYESİ ( GENETİĞİ İLE OYNANMAMIŞ ) İÇERİSİNDE BULUNAN GENISTEIN ADLI MADDE RADYASYONA KARŞI YÜKSEK ORANDA KORUMA SAĞLAMAKTA, KEMK İLİĞİNDE ÇOĞALAN KÖK HÜCRELERİNİ KORUMAKTADIR . ANCAK SOYA FASÜLYESİ DE , MEME KANSERİNDE , HORMON RESEPTÖRÜ POZİTİF OLANLARDA KULLANILMASI TAVSİYE EDİLMEMEKTEDİR.

4- EVİNİZDE VE İŞYERİNİZDE MUTLAKA KAKTÜS VE ALOA-VERA BİTKİLERİ BULUNDURUNUZ . Ç ÜNKÜ KAKTÜS VE ALEO-VERA BİTKİLERİ , DOĞADA EN İYİ BİLİNEN RADYASYON SAVAR BİTKİLERDİR.
ELEKTRONİK CİHAZLARIN YAYDIĞI RADYASYON HAVADA ASILI TOZLARA TUTUNARAK, SOLUNAN HAVA İLE ALINMAKTA VE AKCİĞERLER KANALIYLA DA KANA GEÇMEKTEDİR .
DOLAYISIYLA ;
KAKTÜSÜ ELEKTRONİK EŞYALAR ( TV , BİLGİSAYAR VB ) İLE SİZİN ARANIZDA BULUNACAK ŞEKİLDE KONUMLANDIRIN
ANCAK BU KAKTÜSÜ HER GÜN VEYA BİR KAÇ GÜNDE BİR DEĞİŞTİRİN .
KAKTÜS VEYA ALOA VERA BİTKİSİ SAKSI İÇİNDE BİRİSİ BAŞKA BİR ODADA BULUNSUN , ONUNLA DEĞİŞTİRİN DEĞİŞTİRMEZSENİZ BİR MÜDDET SONRA RADYASYONUN ETKİSİ SEBEBİYLE KAKTÜS YAPRAKLARININ KARARIP , SOLDUĞUNU İZLEYEBİLİRSİNİZ.
DÜNYANIN EN İYİ RADYOAKTİF MADDE SOĞURAN BİTKİSİ OLARAK TESPİT EDİLMİŞ.
KULLANMADIĞINIZ ELEKTRONİK EŞYALARIN MUTLAKA FİŞİNİ ÇEKİNİZ. YATAK ODANIZDA ELEKTRONİK EŞYA ,CEP TELEFONU , BİLGİSAYAR VB. BULUNDURMAYINIZ,
SEBZE VE MEYVELERDEKİ PESTİSİD ( ZİRAİ İLAÇ KALINTILARI ) KALINTILARINA KARŞI İSE :
LÜTFEN MEYVELERİ VE SALATALIĞI SOYARAK TÜKETİNİZ. !
ÇÜNKÜ KABUĞUNDA BULUNAN PORLAR ÜZERİNDE PESTİSİD KALINTILARI MEVCUT.
MUTLAKA SEBZELERİ ÇOK İYİ YIKAYINIZ .ELMA SİRKESİNDEN GEÇİRİNİZ
EVİNİZE KESİNLİKLE AYAKKABI İLE GİRMEYİNİZ. AYAKKABILARLA EGZOS GAZ ARTIKLARININ EVE TAŞINMASINA İZİN VERMEYİNİZ.
EVİNİZDE , ŞAMPUAN GRUPLARINDA MÜMKÜNSE SAF ZEYTİNYAĞI İÇERİKLİ OLANLARI
VEYA
BEBEKLER İÇİN OLANLARI TERCİH EDİNİZ. SAF ZEYTİNYAĞLI SABUN KULLANINIZ.
HALI ŞAMPUANLARI KONUSUNDA :
TEMİZLİKTE MÜMKÜNSE SİRKE KULLANIN VEYA VE PETROL TÜREVİ OLMAYANLARI KULLANIN.
DİŞ MACUNLARI KONUSUNDA :
MÜMKÜN MERTEBE BİTKİSEL KÖKENLİ OLANLARI TERCİH EDİNİZ. FLORID İÇERENLERİ KULLANMAYINIZ.
ANTİBAKTERİYEL EL SABUNLARINA DİKKAT !!!
EV TEMİZLİĞİNDE : DOĞADA ÇÖZÜNEN VE PETROL TÜREVİ OLMAYANLARI KULLANIN.
EXRTA ÜRÜNLER GRUBU :
1- MELATONIN TABLET :
Endokrin ve immun sistemi düzenlemekte ve doğrudan kanserin büyümesini durdurucu etki göstermektedir. MCF-7 hücre hatlarında çoğalmayı engellemektedir.
Ayrıca metastatik kanserli hastalarda kilo kaybını azaltmaktadır.
Meme kanserinde etkili olabileceği yeni yapılan bir literatür derlemesinde de ileri sürülmüştür (Ernst ve ark, 2006).
Kanser tedavisinde kullanılan dozlar, normalde jet lag (okyanus aşırı uçuşlarda görülen uyku bozukluğu) için kullanılandan daha yüksektir ve iyi tolere edilmektedir
.
Başka kanserlerde de kemoterapi ile birlikte kullanılmasının tedavi etkinliğini bozmadığı, tam aksine tedavinin daha iyi tolere edildiği gösterilmiştir.
2- Selenyum TABLET :
Günde tek doz 200 mcg kullanılabilir. Özellikle antioksidan ve immun sistemi uyarıcı olduğu düşünülmektedir. Kemoterapinin etkisini bozmadığı saptanmıştır.
3- Koenzim Q10 TABLET :
100 mg cp olup, günde tek doz önerilmektedir. Metastatik meme kanserinde yapılan bir çalışmada 360 mg/gün dozlarının daha etkili olduğu gösterilmiştir fakat maliyetin yüksek olması nedeni ile pratikte uygulanması zordur.
Hayvan ve insan çalışmalarında tamoksifen tedavisine koenzim Q10, niasin ve riboflavin eklenmesinin yanıt ve tedavi etkinliğini arttırdığı gösterilmiştir (Premkumar ve ark, 2007. Perumal ve ark 2005.).
Kanserde kaşeksi olarak isimlendirilen aşırı zayıflamanın temelinde kanserli hücrenin glikoz metabolizmasının bozuk olması nedeni ile aşırı enerji harcaması yatmaktadır.
4- B vitaminleri :
Enerji tedavisi ile (riboflavin-B2, niasin-B3, KoQ10) kaşeksinin engellenebileceği saptanmıştır (Perumal ve ark, 2005).
Ayrıca Thiamin-B1 (oksidatif dekarboksilasyonda), Pantothenic asit-B5 (koQ10 oluşumu), Biotin-B7 (dekarboksilazların koenzimi), pyridoxale-B6, folate ve B12 vitaminleri de hücre metabolizmasında temel olan diğer B vitaminleridir.
Onların desteklenmesinin yararlı olabileceği düşünülmektedir (özellikle gıdalarla yeterli miktarda alamayanlar için).
B vitaminlerinin mitokondrideki oksidatif baskıyı azalttığı düşünülmektedir (Depeint ve ark, 2006).
RAFİNERİ ÜRÜNÜ OLAN ŞEKERİ VE BU ŞEKERDEN YAPILAN ŞEKERLİ GIDA VE TATLILARI HAYATINIZDAN ÇIKARTIN
ÇÜNKÜ ; ŞEKER KANSER HÜCRELERİNİN EN SEVDİĞİ BESİN MADDESİDİR.
KANSER HÜCRELERİNİN BU KADAR ÇOK ŞEKERİ SEVMESİNİN NEDENİ İSE :,
KANSER HÜCRELERİNİN METABOLİZAMASININ ÇOK YÜKSEK OLMASI SEBEBİYLE AŞIRI DERECEDE YÜKSEK ENERJİYE İHTİYAÇLARININ OLMASIDIR.
ŞEKERİ BU KADAR ÇOK SEVMELERİNDEN DOLAYIDA , İLERİ SEVİYE PET CT TARAMALARINDA , RADYOAKTİFLİ ŞEKER SOLUSYONU DAMAR İÇİ VERİLMEKTEDİR.
KANSER HÜCRELERİNİN ŞEKERE SALDIRMASI (TUTULUMU ) SONUCUNDA İLERİ SEVİYE TANI KONULMAKTADIR (METASTASLAR AÇISINDAN ) ,
ŞEKER KONUSU İŞTE BU KADAR ÖNEMLİDİR !
LÜTFEN DİKKAT …….. ŞEKERDEN UZAK DURUN !
ŞEKER VE ÜRÜNLERİ VUCUTTA NELER YAPIYOR ? !!!
• VÜCUTTA SERBEST OKSİJEN RADİKALLERİNİ OLUŞTURMASI, İNSÜLİN DİRENCİ BAŞLATMASI , IGF-1 HORMONUNUN AŞIRI MİKTARDA ÜRETİLMESİNE SEBEB OLMASI , VÜCUTTA OKSİTADİF STRESE SEBEB OLUP ,BUNUN SONUCUNDA İSE HÜCRELERİN DAYANIKLILIK GÜCÜ ZAYIFLAR VE HÜCRESEL BAZDA DNA YAPISINDA DEJENERASYONLARA VE KANSER HÜCRELERİNİN GELİŞİMİNE SEBEB OLUR !!!
• AYRICA ERKEN YAŞLANMA VE BUNAMAYA DA SEBEB OLMAKTADIR.
• FOSFATAZ ADLI ENZİMİ BAĞLAR VE YOK EDER, BÖYLECE SİNDİRİM İŞLEMİ ZORLAŞIR , KABIZLIĞA SEBEB OLUR , KABIZLIK İSE KOLON KANSERLERRİNİN OLUŞUMUNA ZEMİN HAZIRLAR.
• PANKREASIN YAĞLANMASINA VE KANSERİNE NEDEN OLUR .
• MİDE, MEME , YUMURTALIK , PROSTAT VE KALINBARSAK KANSERİ RİSKİNİ ARTIRIR.
• VÜCUTTA HORMONAL DENGESİZLİĞE SEBEB OLUR . HORMONAL DENGESİZLİK İSE KANSER SEBEBİDİR.
• MEYVE ŞEKERİ (FRUKTOZ ) , BAL, ŞURUP VE PEKMEZLERİN TÜKETİLMESİ AKCİĞER KANSERİ İÇİN CİDDİ BİR RİSK FAKTÖRÜ DE OLUŞTURMAKTADIR .
• VÜCUDUN MİNERAL DENGESİNİ BOZAR .
• BAKIR EKSİKLİĞİNE SEBEB OLUR . KALSİYUM VE MAGNEZYUM EMİLİMİNİ BOZAR . PROTEİN EMİLİMİNİ ENGELLER VE YAPISINA ZARAR VERİR
…………………VE DAHA BİR ÇOK TEHLİKELİ HASTALIĞA ZEMİN OLUŞTURUR.
DİP NOT : DOĞAL DEDİĞİMİZ BAL KEZA , PEKMEZ , REÇEL VB. BESİNLER İŞLENMİŞ ŞEKER GİBİDİRLER . DOLAYISIYLA ÇOK AZ TÜKETMEYE ÖZEN GÖSTERİNİZ.
İNSÜLİN VE LEPTİN DİRENCİYLE BİRLİKTE , TATLI VE ŞEKERLİ GIDALARIN KANSER HASTALARININ VÜCUDUNDA OKSİDATİF STRESİ VE TRANSYAĞLARI ARTIRMAKTADIR.
1 BARDAK TAZE SIKILMIŞ MEYVE SUYU DAHİ İÇİNDE LİF KALMAMIŞ OLDUĞUNDAN DOLAYI KAN İNSÜLİNİNİ ÇOK FAZLA YÜKSELTİR.
MEYVE ŞEKERİ OLAN FRUKTOZUN , AZ YAĞLI VE DÜŞÜK KOLESTEROLLÜ YİYECEKLERDEN DAHİ ÇOK DAHA ZARARLI OLDUĞU YAPILAN ÇALIŞMALARLA KANITLANMIŞ DURUMDA .
KAN ŞEKERİNİN YÜKSELMESİNİN VE YÜKSEK KALMASININ KARACİĞERİ YORDUĞUNU VE YAĞLANDIRDIĞINI , BUNUN SONUCUNDA İSE VÜCUT DİRENCİNİN KIRILDIĞI, İNSULUN DİRENCİ GELİŞEREK BAŞTA KARACİĞER VE PANKREAS KANSERİ OLMAK ÜZERE BİR ÇOK KANSER HASTALIĞI RİSKİNİ ARTIRMAKTADIR.
DOLAYISIYLA , KANSER TEDAVİSİ GÖRENLERİN VE KORUNMAK İSTEYENLERİN , HEM DÜŞÜK GLİSEMİK İNDEKSLİ HEMDE YÜKSEK ANTİOKSİDAN İÇEREN TAZE BÖĞÜRTLEN , YOKSA DONDURULMUŞ DA OLABİLİR , KARADUT , ÇİLEK YEŞİL ERİK, TAZE ÇAĞLA , AHUDUDU , KİRAZ VE VİŞNE , VE YABAN MERSİNİ ve KİVİ MEYVELERİNİ TÜKETMELERİ TAVSİYE EDİLMEKTEDİR.
ŞEKERSİZ YAPAMAM DİYENLER İÇİN YUKARIDA NEDEN OLDUĞU VE ZEMİN HAZIRLADIĞI HASTALIKLARI BİR KEZ DAHA GÖZDEN GEÇİRDİKTEN SONRA TEKRAR DÜŞÜNSÜNLER VE EN AZINDAN RAFİNERİ ÜRÜNÜ OLMAYAN KAHVERENGİ ŞEKERİ AZALTARAK VEYA BAL YADA HURMA ŞURUBU KULLANSINLAR VE BİR MÜDDET SONRA İSE HAYATLARINDAN TAMAMEN ÇIKARTSINLAR
KEZA , RAFİNERİ ÜRÜNÜ OLAN , BEYAZ TUZ . KANSER HÜCRELERİNİN BÜYÜMESİNE SEBEB OLMAKTADIR.
İLLA TUZ KULLANACAKSINIZ , KAYA TUZU VEYA RAFİNERİZE EDİLMEMİŞ DENİZ TUZUNU ÇOK AZ MİKTARDA KULLANIN
BEYAZ UN , HAYATINIZDAN ÇIKARTMAYA VEYA SINIRLAMAYA ÇALIŞIN TAM BUĞDAY UNU , ESMER EKMEK GRUPLARINI TÜKETMEYE ÇALIŞIN.
BEYAZ PRİNÇ YERİNE KABUKLU KAHVERENGİ PRİNCİ TERCİH EDİNİZ.
YEMEK VE SALATALARINIZDA KULLANDIĞINIZ YAĞLAR HAKKINDA :

SADECE NATURAL SIZMA ZEYTİNYAĞI KULLANIN ( ÇİĞ OLARAK )
KATI VE TRANS YAĞLARDAN UZAK DURUNUZ. !!!!
Katı Margarin , Çiçek yağı, Mısır Yağı, Soya yağı, Kanola yağı VE RAFİNERİZE ZEYTİNYAĞI , KULLANMAYINIZ .
ÇÜNKÜ :
İNSAN SAĞLIĞI AÇISINDAN KULLANILACAK YAĞLARDA ;
Omega3 / Omega 6, yağ asitlerinin oranı, 1 /1-1/4 olması gerekirken ,
yukarıda sayılan ve Kullanmayın denilen yağ gruplarında 1/50- 1/200 ‘ ler seviyesinde dir, !!!
Bu tehlikeli orantısızlık ve bahse konu olan bu yağlarda Omega -6 yağ asitinin bu kadar yüksek oranda olması sebebiyle ; KANSEROJEN ETKİ GÖSTERMEKTEDİR. !
Dolayısıyla Hidrojene edilmiş ve kötü kaliteli katı ve sıvı yağların kullanılmasından kaçınılmalıdır. Yağlardan ölçülü miktarda Sızma zeytin yağı, badem yağı , susam yağı veya organik üretilmiş çok az tereyağı kullanılması önerilmektedir.
SIZMA ORGANİK ZEYTİNYAĞI MUCİZESİ hk :
Chicago Feinberg Üniversite’sinde yapılan ve onkoloji dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre zeytinyağında bulunan oleik asit, meme kanserine karşı koruyucu özellikler taşımaktadır.
Oleik asit meme kanseri oluşumunu tetikleyen geni (bu gen Her-2/NEU ya da ERB B-2′dir) baskılayıp, harekete geçmesini engellemektedir.
Aynı zamanda oleik asit, meme kanserli hastalarda kullanılan ilaçlann etkinliğini de arttırmaktadır.
En fazla zeytinyağda bulunan oleik asit, hala bilimsel çalışmalara konu olmaktadır.
Zeytinyağının kanserden kalp hastalıklarına olan faydalan, FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) tarafından resmi olarak kabul edilmiştir.
Zeytinyağının etkinliğinin artması için doğru kullanılması ve saklanması gerekmektedir.
Zeytinyağı çiğ tüketilmeye gayret edilmelidir.
Yemek yaparken kullanılırsa yemek pişmeden 5 dakika önce ilave edilmelidir.
Işık görmeyen ve nemsiz ortamlarda muhafaza edilmelidir
KIRMIZI ET VE TAVUK ETİNDE TEHLİKE :
ET ÜRÜNLERİNİN BESLENMENİZDE % 20 ORANINI GEÇMEMESİNE DİKKAT EDİNİZ. MÜMKÜNSE BUĞULAMA BALIK VE HİNDİ TÜKETİNİZ !
ET GRUPLARI VUCUDU ASİDİK ORTAMA ÇEVİRMEKTE ,
ASİDİK ORTAM İSE KANSER HÜCRELERİNİN ÇOĞALMASI İÇİN GEREKLİ OLAN ORTAMI SAĞLAMAKTADIR.
SALAMURA VE İŞLENMİŞ ET ÜRÜNLERİNDEN UZAK DURUNUZ
( SALAM, SOSİS, SUCUK VB )
ET NİÇİN KANSEROJEN ? :
Özellikle et ürünlerinin pişirilmesi esnasında oluşan heterosiklik aminlerin (HSA) kanser gelişiminde önemli rol oynadıkları bilinmektedir.
HSA olarak isimlendirilen kimyasalların hücrelerin normal genetik yapılarını bozduğunu göstermiştir.
Sonradan yapılan çalışmalarda da etin pişirilmesi ile oluşan kimyasalların mutajen özellikte olduğu gösterilmiştir.
Günlük besinlerle alım miktarı düşük olmakla birlikte yıllarca alındığı, bu mutajenik kimyasallara maruz kalmanın engellenemediği düşünülürse önemli bir sağlık sorunu olduğu kolaylıkla anlaşılır.
Burada kişinin alabileceği önlemlerin başında et ürünlerinin pişirilmesine dikkat etmeleri gereklidir.
Özellikle yağda, fırında veya alevde kızartma yapılmaması gereklidir.
Mikrodalga fırınların kullanılması, karsinojenlerin daha az oluşumuna neden olmaktadır.
En iyisi buğulama veya buharda pişirme olarak isimlendirilen yöntemin kullanılmasıdır.
Türk mutfağında kızartma, mangal yapma, ızgara ve döner gibi et tüketim alışkanlıklarının yoğun olduğu düşünülürse kanser oluşumunun engellenmesinde beslenmenin önemini arttırmaktadır.
İnsanlarda HSA tek başına kanser oluşumuna neden olmaktan ziyade, diğer karsinojenlerin diyet, ilaç, radyasyon ile alınması veya enfeksiyon, genetik bozukluk gibi değişikliklerin olması ile kanserleşme süreci tetiklenebilmektedir.
Beslenmede yağ oranının yüksek olması bu karsinojenlerin etkisini arttırırken, balık yağı, konjuge linoleik asit, izoflavon içeren soya ürünlerinin, yeşil çay kateşinleri, indol-3-karbinol içerek turpgillerin alınmasının bu karsinojenlerin etkisini azalttığı gösterilmiştir.
Kafein de metabolizmalarını etkileyerek bunların karsinojenik etkilerini arttırmaktadır.
Bu karsinojenlerin oluşumu; ısı yüksekliğinin derecesine, pişirme süresine ve etin kaybettiği su miktarına göre değişmektedir.
Pişirme süresinin uzaması, etin kızartılması ve doğrudan ateş ile temas etmesi önerilmemektedir.
Örneğin, ince dilimli olan hamburgerin kızartılmasında karsinojen miktarı az olmakla birlikte mikrodalga fırında pişirilmesi önerilmektedir.
Eğer damak tadı olarak bu tür et tüketiminden vazgeçilemiyorsa barbekü veya mangalda pişirilen etin yanık ve siyah bölümlerinin bıçak yardımı ile iyice temizlenmesi gereklidir VE YANINDA MUTLAKA BOL MİKTARDA KEKİK TÜKETİLMESİ ÖNERİLMEKTEDİR.
Balık kızartıldıktan sonra da derisinin veya üst tabakasının ayrılması önerilmektedir.
Çalışmalarda besinlerle HSA alınmasının mide, meme, kalınbarsak gibi kanserlerin riskini arttırabileceği gösterilmiştir.
Akrilamid kızartılmış patates ve un ile kavrulmuş kahvede bulunan bir diğer güçlü karsinojendir.
Akrilamid ve HSA gibi karsinojenlere maruz kalma sıfırlanamazsa bile yaşam değişikliği ile alınma miktarı ve olumsuz etkileri azaltılabilir.
Yapılan çalışmalarda et pişirmesi esnasında HSA oluşumu sadece kreatinin içeren kas kökenli et ürünlerinde olduğu gösterilmiştir.
HSA’ lerin oluşumumun azaltılması için alınabilecek önlemler (Weisburger JH, Mutation Research 506–507 (2002) 9–20): etin ağırlığının %7-15’ i kadar olan soya proteini konsantresi ile etin etrafının bulanması, pişirme esnasında HSA oluşumunu %90 azaltmaktadır.
50 gramlık et parçalarının 2.5 gram pektin içeren formülasyonlarla muamele edilmesi kızartma esnasında karsinojen oluşumunu %50-60 azaltmaktadır.
Yeşil çay polifenolünün %0.5, %2.5 veya %7.5 luk sudaki solüsyonunun 30 gramlık etin her iki tarafına sürülmesi kızartma sonrası karsinojen oluşumunu belirgin azaltmaktadır.
Siyah çay polifenolleri de karsinojen oluşumunun azaltılmasında yararlıdır.
Dünya Kanser Araştırma Fonu (DKAF), insanlara kırmızı ve işlenmiş et tüketimini kısıtlamaları konusunda yeni bir uyarıda bulundu. :
DKAF, 2007’de yayınladığı bir raporda, eti farklı kanser türleri için risk faktörü olarak ortaya koymuştu.
2007’deki raporda analiz edilen 14 araştırmaya eklenen 10 yeni araştırmanın bulgularının, gerek kırmızı et gerekse salam, sosis gibi işlenmiş etlerin bağırsak kanseri riskini artırdığını teyit ettiği kaydedildi.
DKAF’ın raporunda, insanlara kırmızı et tüketimini haftada 500 gramla (pişmiş ağırlık) sınırlamaları gerektiği, bu miktarın 5-6 orta porsiyona eşit olduğu belirtilirken, işlenmiş et ürünlerinden ise kaçınmaları çağrısında bulunuldu.
850 sayfalık raporda, insanlar daha az yerler ve lifli gıdaları daha çok tüketirlerse, daha az alkol alır, sağlıklı bir kiloya sahip olur ve aktivitelerini korurlarsa, sadece İngiltere’de yılda 17 bin vakanın önlenebileceği belirtildi.
DKAF’tan Prof. Alan Jackson, “Et konusunda raporumuzdaki açık mesaj şudur;
kırmızı ve işlenmiş et bağırsak kanseri riskini artırır ve bu riski azaltmak isteyenler yedikleri et miktarını düşürmelidirler” dedi.
PROTEİN KAYNAĞI OLARAK MÜMKÜNSE, DENİZ BALIKLARI VE BAKLAGİLLERİ TÜKETİNİZ. HAFTADA 3 GÜN GİBİ.
ET TÜKETİMİ KONUSUNDA İSE SINIRLAMA YAPILMALIDIR.
MÜMKÜNSE KEÇİ ,OĞLAK, KUZU VE DANA ETİ (YAĞSIZ )
AYRICA HİNDİ ETİ. …………… ancak ÇOK AZ !!!
YOĞURT , MARKETDE SATILANLAR YERİNE MÜMKÜNSE EVDE YAPINIZ .
ÇÜNKÜ ;
MARKET TİPLERİNİN BÜYÜK BİR ÇOĞUNLUĞUNDA , YOĞURDUN UZUN SÜRE DAYANABİLMESİ VE KATI DURABİLMESİ ADINA BOL MİKTARDA JELATIN KULLANILMAYA BAŞLANMIŞ DURUMDA , JELATİN İSE KANSEROJEN MADDELERDEN BİR DİĞERİDİR.
KEZA :
TAZE PEYNİR TÜKETİMİNDEN KAÇININ.
ONUN YERİNE BEKLETİLME YÖNTEMİYLE HAZIRLANAN VE MAYA OLARAK ESKİ USUL ŞİRDENİN KULLANILDIĞI EZİNE PEYNİRİ , KEÇİ PEYNİR VE LORUNU , ESKİ KAŞAR VE TULUM PEYNİRLERİNİ TERCİH EDİNİZ.
MÜMKÜNSE YARIM YAĞLI VEYA YAĞSIZ OLMASINA ÖZEN GÖSTERİNİZ
.
% 100 KEÇİ PEYNİRİNİN , EPITELIAL OVER KANSERLERLERİNDEN KORUDUĞU TESPİT EDİLMİŞ. KANSER TEDAVİSİNDE DE VUCUDUN DİRENCİNİ ARTIRMAKTADIR.
ANCAK DİĞER PEYNİR GRUPLARINDAKİ, IGF 1 HORMONUN VE YAPIMINDA KULLANILAN SENTETİK PEYNİR MAYASI SEBEBİYLE KANSEROJEN OLDUĞU AÇIKLANMIŞ !
HAFTADA 3 KEZ BALIK TÜKETMENİN , OVER KANSERİ GÖRÜLME SIKLIĞINI DÜŞÜRDÜĞÜ VE PROTEİN KAYNAĞI OLARAK , ÖNCELİKİ TÜKETİLMESİ GEREKEN ÜRÜNLERİN BAŞINDA , BALIK ETİNİN TERCİHLİ KULLANILMASI GEREKLİDİR.
ANCAK, DENİZ KABUKLULARINDAN , İSTRİDYE, MİDYE, KARİDES, İSTAKOZ GİBİ DENİZ CANLILARININ ÇOK AZ TÜKETİLMESİ VEYA TÜKETİLMEMESİ TAVSİYE EDİLİR ( TOXİC VE KANSEROJEN MADDE YÜKLÜ OLMALARI SEBEBİYLE )
MEME KANSERİ konusunda ,
Şu anda yapılan istatistikler itibariyle, Her 8-10 kadından birisinde Meme CA görülmektedir.
Dolayısıyla ;
Meme kanserinin erken saptanabilmesi için öneriler şunlardır:
*18- 20 yaş üzerindeki bütün kadınların her ay kendi kendilerini muayene etmesi
*20-39 yaş arası kadınlara her 3 yılda bir klinik olarak meme muayenesi yapılması
*40 yaş ve üzerindeki her kadının hekim veya eğitimli hemşire tarafından yılda bir kez muayenesi ve mamografi yapılması
DİKKAT : Meme’de Fibrokistik yapı varsa eğer ; daha ileri tetkik olarak Meme MR ‘ ı çekilmelidir. Ayrıca Kadınlarda OVER ( yumurtalık ) Kanseri ile Meme kanseri kardeş olduğu için , Mutlaka OVERLERE ‘ de iyi bakılmalıdır. Dolayısıyla MEMEM KANSERİNE yakalan kadınlarda mutlaka OVER (YUMURTALIK ) Kanseri yönünden sıkı takip edilmeli ve Tümör Markerlarrına ( CA 125 ) bakılmalı gereklidir.
Sağlıklı kadınların hiç değilse senede 1 kez ; Batın ultrasonu ve Jinekolojik muayenesini yaptırması erken tanılar açısından çok önemlidir.
DİĞER KANSER TÜRLERİNE KARŞI ERKEN TANI AMACIYLA İSE ;
1- KOLONOSKOPİ : Kolon kanserlerinde , eğer ailede kolon kanseri varsa , mutlaka 30 yaşına kadar bir kolonoskopinin yapılması gereklidir. Kolonoskopinin yanında ayrıca , CEA ve CEA 19-9 gibi tümör markırlarına da bakılması tavisye edilmektedir. Eğer Polip tespit edilirse , muhakkak 6 ay da bir kez tekrarlarının yapılması gereklidir. Yoksa 3 senede 1 kez, ailesinde genetik yatkınlık yoksa eğer , 5 senede 1 kez kolonoskopi yapılması tavsiye edilmektedir.
2- SMEAR TESTİ : Kadınlar , Rahim ağzı kanserlerine karşı , 40 yaşından itibaren her yıl , Smear testi yaptırmalıdır.
3- PSA TESTİ : Erkeklerde 50 yaşından sonra , her 3 erkek den 1 si PROSTAT KANSERİNE yakalandığı için , 50 yaş üstü erkekler senede 1 kez , PSA ( Prostat spesifik antijen ) testi yaptırmalı, bunun dışında şüpheli görülen ve PSA ‘sı yüksek olanlarda rektal olarak senede 1 muayene yapılmalıdır.
Eğer Aile’de Prostat Kanserli varsa , mutlaka 35 yaşından itibaren yukarıda bahsedilen tetkiklere başlanmalıdır. Senede 1 kez, PSA testi ve ürolojik muayene gerekmektedir.
BEL AĞRISI konunda çok dikkat edilmelidir. Çünkü Prostat Kanserlerinin çok sevdiği ve Metastaz yaptığı yer Bel kemiğidir. 50 yaş altı olan ve Bel ağrısı şikayeti olan Erkeklerin bu husus da mutlaka dikkatli olması gereklidir.
Buğuda pişirilmiş sebze tüketiminin arttırılması yararlıdır.
Özellikle turpgillerden olan brokoli, kıvırcık lahana, taze hardal tüketimi arttırılmalıdır. Bu gıdaların tiroid bezinin çalışmasını bozabileceğinden dikkat edilmelidir.
Ayrıca sarı bitkilerden olan havuç, balkabağı, yer elması ve tatlı patates (ikisi birbirine benzemekte) ve kabak gibi ürünler A vitaminin en önemli kaynaklarındandır.
Domates ve patlıcan gibi benzer gruptan olan bitkilerin de antikanserojen olduğu ve likopen gibi yararlı maddeleri içerdiği bilinmektedir. Ayrıca taze meyve suyu tüketiminin yararlı olabilir
Çoğu musluk sularının kontamine olması nedeni ile (ağır metaller, pestisid ve solvent gibi kimyaslalar, mikroplar) filtre edilmiş veya ruhsat ile işletilen temiz su kaynaklarından elde edilmiş suların tüketilmesi tercih edilmelidir.
Florinlenmiş su kesinlikle tüketilmemelidir.
Klordan farklı olarak flor elementi ortadan kaldırılması çok zordur; bağışıklık sistemini bozmakta ve kanser gelişimine neden olmaktadır.
Florun, insanların tükettiği suda bulunmasının hiçbir yararı ve gerekçesi yoktur.
Yeşil ve siyah çayda doğal floridler yüksek oranda bulunmaktadır; bu nedenle aşırı tüketilmemelidirler. Maksimum günlük 5 fincan .
Klorlu suların da içme suyu olarak tüketilmesi pek önerilmemektedir.
Çünkü : Bazı çalışmalarda meme kanseri dokusunda, meme kanseri olmayan meme dokusuna göre daha fazla klorinli bileşikler olduğu gösterilmiştir. Bu da meme kanseri ile ilişkili olabileceğini düşündürmektedir.
Havuz suyunda da dezenfeksiyon amaçlı klor bulunması nedeni ile havuz yerine deniz veya doğal su kaynaklarından yararlanılması iyi olabilir.
Alkol ve sigara tüketiminden kaçınılmalıdır.
Meme kanseri tanısı sonrasında radyoterapi alan ve sigara içmeye devam eden kadınlarda akciğer kanseri riskinin belirgin derecede arttığı, sigara içmeyen ve radyoterapi alan kadınlarda ise risk artışının olmadığı saptanmıştır.
Bu nedenle hastaların sigara içmemeleri gereklidir (Ford MB, Cancer. 2003 Oct 1;98(7):1457-64.).
Ayrıca alkol ve sigaranın kendilerinin kanser dışında bir çok sağlık sorununa neden olduğu, tedavilerin başarı şansını azalttığı unutulmamalıdır.
Kahve, siyah çay ve çikolata gibi ksantin alkaloidlerini içeren gıdaların tüketiminden kaçınılmalıdır.
Kahvede yoğun olarak bulunan kafeinin idrar söktürücü özelliği olması nedeni ile sıvı kaybına neden olabilir.
Yeşil çay, siyah çayın işlenmemişi olup, kansere karşı koruyucu olduğu, içindeki bazı kimyasalların da kanser hücrelerini öldürdüğü gösterilmiştir. Beslenme programında yeşil çayın bulunması yararlı olabilir.
Çalışmalarda yeşil çay, kahve ve kafeinin tip 2 şeker hastalığı riskini azalttığı, Parkinson riskini azalttığı, karaciğer hastalıklarının riskini azalttığı (siroz ve karaciğer kanseri) kalp-damar hastalığı riskini arttırmadığı saptanmıştır
Kahve tüketiminin pankreas, yumurtalık ve mesane kanserlerinin riskini arttırdığı yönünde çalışmalar olmakla birlikte bu sonucun daha çok sigara tüketimi ile beraber olmasına bağlanmaktadır.
Özellikle kalsiyum alımı 750 mg/gün altında olan kadınlarda ; 300 mg/gün üzerinde kafein alımının kemik erimesini arttırdığı gösterilmiştir.
Çalışmalarda farklı sonuçlar bildirilmekle birlikte özellikle 65 yaş üstünde olanlarda, güneş ışınından yoksun bölgelerde yaşayanlarda ve kafein/kahve tüketimi yüksek olanlarda (3-4 fincan/gün’ den fazla kahve veya 300 mg/gün’ den fazla kafein tüketimi olanlarda) kemik erimesi ve kalça kırığı görülme riski artmaktadır.
Bu nedenle yeterli kalsiyum ve D vitamini alınarak, kahve ve kafein tüketimi sınırlandırılarak (maksimum 3 fincan/gün kahve veya 300 mg/gün kafein) özellikle yaşlılarda olumsuz olayların görülme riski azaltılabilir.
Kahve ayrıca demir ve çinko emilimini bozmaktadır. Bu nedenle yemeklerle birlikte kahve tüketilmemelidir.
Ayrıca hamile ve emziren kadınlarında kahve tüketimini sınırlandırması önerilmektedir.
Genel olarak kahve tüketiminin 3-4 fincan/gün,
Kafein tüketiminin 300-400 mg/gün altında olması daha sağlıklıdır.
Doğum Kontrol haplarının , 1 yıldan daha uzun süre kullanılmaması tavsiye edilmektedir. Çünkü Amerika ‘da yapılan bir çalışmada , Washington civarındaki bir nehirde , 16 tür balıkta , Karaciğer ve Barsak kanserleri görülmüş . Araştırmalar sonucunda Doğum Kontrol hapı kullanan kadınların idrarırın bu nehre karışarak balıklarada kansere sebebiyet verdirdiği ve toplu ölümlere yol açtığı tespit edilmiş. Bu sebeble 1 yıldan daha uzun bir süre Doğum Kontrol hapların kullanılması tavsiye edilememektedir.
Floresan ışığı, televizyon izleme ve negatif etki içeren tüm basın-yayın organlarından kaçınılması gereklidir. Floresan ışığı duyarlı insanlarda migren ve nöbet geçirme riskini arttırmaktadır.
Bol miktarda uyunmalı ve gece saat 22.00’ de yatılmalıdır.
Uyku melatonin hormonunun düzenli salgılanmasını sağlamakta ve vücudun dinlenmesine, enerji toplamasına yardımcı olmaktadır.
Yatak odasında uyku zamanı elektronik cihazların ve ışıkların hepsinin kapalı olması gereklidir. Çünkü elektromanyetik dalgalar, melatonin hormonunun salınımını bozmakta ve kanser gelişme riskini arttırabilmektedir.
Gıdaların ve içeceklerin sıcak veya ılık tüketilmesine özen gösterilmeli; soğuk gıda veya içecek tüketimi sınırlandırılmalıdır.
Sindirim sistemi ve sindirim enzimlerinin aktivitesi soğuk ortam ile bozulmakta, sindirim enzimlerinin çoğu vücut ısısına yakın sıcaklıkta maksimum etkinlik göstermektedir

MEYVELER : GÜNLÜK 15 GRAM FRUKTOZ ALIMI GEÇİLMEMELİDİR ….. ! BU HUSUS GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURLARAK MEYVE TÜKETİLMELİDİR ..!!!
Meyvelerin renkleri bizim için iyi birer işarettir. Her tür renkten meyveyi uygun şekilde tüketmeliyiz.
Ancak şu hataya düşülmemelidir; meyvelerin çoğunun içinde benzer fonksiyon gören yararlı maddeler vardır.
Meyvelerin iklime göre yetiştikleri yerler farklı olduğu için siz kendi çevrenizdeki ve kendi coğrafyanızdaki ürünleri tercih etmelisiniz.
Örneğin kanseri önlüyor diye illa mango suyu içmeniz gerekmez. Portakal, greyfurt, kızılcık, vişne vb. kendi coğrafyanızın ürünleri de aynı özellikleri taşır.
Meyve tüketiminizi renklere göre yapıp, her gün farklı renkten meyvelerin tüketimine özen gösterebilirsiniz.
Meyveleri sarı, kırmızı, koyu kırmızı, yeşil gibi ana renklerde değerlendirerek tüketmeye dikkat edebilirsiniz.
SEBZELER :
Sebzeleri de renklerine göre sınıflamalı ve her renkten uygun aralıklarla tüketmelisiniz.
Ana renkler koyu yeşil (ıspanak, pazı, maydonoz, roka, tere, nane, brokoli vb.),
mor (lahana, patlıcan, turp),
kırmızı (domates, kırmızı biber vb.),
beyaz (karnabahar, lahana, taze soğan, sarımsak, pırasa, turp, kereviz vb.),
sarı (patates-kızartma değil-, havuç),
açık yeşil (taze fasulye, kıvırcık, yeşil biber vb.)
KURU BAKLAGİLLER :
Burada da renkleri kullanabilirsiniz.
Beyaz (kuru fasulye vb.),
sarı (mercimek vb.),
yeşil (yeşil mercimek vb.),
mor (barbunya) gibi…
Kuru baklagiller posa alımı için son derece önemlidir.
Posa alımının artması tek başına kalın barsak kanserlerinin neredeyse yarısını önleyebilir. Ayrıca çok önemli birer protein kaynağıdırlar.
Kuru baklagil tüketimi alışkanlığı çocukluk dönemindeki damak tadı ve alınan kültür ile yakından ilgilidir. Bu nedenle çocukların kuru baklagil tüketimi özellikle teşvik edilmelidir.
Sadece sigarayı ve alkol ü bırakıp, sağlıklı bir beslenme alışkanlığı elde ederek kanser vakalarının büyük çoğunluğunu önleyebiliriz.
Kanserden korunmada bitkisel ürünler en başta gelmektedir.
Belki de bitkisel ürünleri renklerine göre sınıflayarak kendinize düzenli tüketim alışkanlığı elde edebilirsiniz
KANSERDEN KİMSE HAYATINI VE YAKINLARINI KAYBETMEMESİ TEMENNİSİYLE ….

kaynak: facebook sağlık olsun sitesi

doktorunuza danışınız

Her insanın içinde keşfedilmemiş bir yetenekler hazinesi vardır.

imagesO01H9YVN

 

Her insanın içinde keşfedilmemiş bir yetenekler hazinesi vardır. Bundan bütünüyle yararlanabilen insanların sayısı ne yazık ki çok azdır.  Bunun sebebi ya bu hazinenin farkına varamayışımız, ya da onu geliştirmek için gerekli …bilgiye sahip olamayışımızdır. Büyümemiz ve gelişimimiz tıpkı bir ağaç gibidir.  Bu  ağacın, üzerinde pek çok dal ve yaprakları olan sağlıklı bir ağaç mı,  ya da bodur bir bitki mi  olacağına karar vermek sizin elinizdedir.

Hayat ağacınız 4 Bölümden oluşur. 1-KÖKLER: Hayata bakış açınız 2-TOPRAK: Çevreniz 3-GÖVDE:  Kişisel hedefleriniz 4-DALLAR: Bilgi ve becerileriniz
KÖKLER: Hayata bakış açınız Ağacınızın pek çok kökü vardır ya da başka bir deyişle birbirinden farklı birçok tutumunuz vardır. Bazı kökler diğerlerine oranla daha çabuk büyürler. En etkin kökler hayata en olumlu bakış açısı; “daha pozitif olmaya çalışacağım, kendimi işe adamak istiyorum, iyiyim, hayatımın sorumluluğunu taşıyorum ve ben kazanan bir kişiyim”, sözlerini söyleyip yaşamaya başladığınız anlardır. En verimsiz kökler ise; “hayata negatif bir yaklaşımım var, kendimi herhangi bir şeye adamayı düşünmüyorum, ben kaybeden bir kişiyim” sözleriyle yaşamaya başladığınız zamanlardır. Kökleriniz ne kadar etkin? Gelişiminize katkıda bulunuyor mu? Gelişim için köklerin kendi içinde güçlü iletişimi ve etkinliği şarttır. Güçlü kökler ağacın gelişimini, fırtınalarda sapasağlam ayakta kalmasını ve uzun yıllar yaşamasını sağlar. Bu felsefede olumlu tutum yaratmaya verilen önemin bu derece ısrarla üzerinde durulmasının sebebi budur.
TOPRAK: Çevreniz Ağacınızın büyümesi sadece köklerin güçlendirilmesine değil aynı zamanda içinde yetiştiği toprağın kalitesine de bağlıdır. Toprak gübrelenmek ister. Bir kök özellikle gelişiminizi, etkinliğinizi ve mutluluğunuzu belirler. Bu kök sizin öz saygınızdır, kendinizi iyi hissetmenizdir. Eğer kendinizi iyi hissederseniz iyi sonuçlar ortaya çıkartırsınız. Kendinizi ve başkalarını geliştirme ve olumsuz durumlarla başa çıkabilme becerinizi güçlendirirsiniz. Başkaları tarafından kabul edilmeniz, ”ben iyiyim” hissinizi geliştiren en uygun topraktır. İnsanlar için başkaları tarafından kabul edilme, onanma tıpkı bir ağacın ya da bitkinin toprağa duyduğu ,ihtiyaç kadar gereklidir. Doğal olarak herkes kendi gelişiminden sorumludur ve bazı insanlar başkalarından gördükleri küçücük bir ilgi ile bile kendilerini çok iyi hissedebilirler. Yapmanız gereken kendi kendinizde güven duygusunu kuvvetlendirerek ben iyiyim duygusunu geliştirmektir. Başkalarının hayat ağaçlarını besleme ve geliştirme gücü de sizin kendi elinizdedir.
GÖVDE: Hayattaki hedefleriniz Hem tüm hedeflerinizin tanımı ve hem de bunları başarmak için gösterdiğiniz çaba yaşamınızda çok önemli bir rol oynar. Bunlar gelişiminizin, verimliliğinizin ve mutluluğunuzun temel taşlarıdır. Kişisel hedefleriniz hayat ağacınızın gövdesidir. İnsanların çoğu hayatları için daha fazlasını ister ancak daha fazlanın ne olduğunu bilmezler. İnsanlar “büyük bir hedefim var” dediklerinde bu genellikle yeni bir ev, iş ya da araba gibi maddi yeterliğe dayanan hedeftir. Hayattan daha çok keyif almak ya da insanlarla daha iyi ilişkiler kurmak gibi maddi olmayan hedeflerin tanımlandığına çok nadiren rastlanır. Hedeflere ulaşabilmenin en etkin yolu çok iyi tanımlanmasından geçer. Hayatın her evresi farklı değişiklikler geçirdiği için hedeflerin düzenli olarak ve sık sık gözden geçirilmesi gerekir. Burada öğrenmemiz gereken, sağlığımız, mutluluğumuz, eğitimimiz, becerilerimiz işimiz, kariyerimiz gelirimiz, tutkularımız, ailemiz, arkadaşlarımız hakkındaki tüm hedeflerimizi tanımlayabilmek ve güncelleştirmektir.
DALLAR: Yaşam becerileriniz Büyüyüp gelişebilmek için insanların bir dizi temel hayat becerisine ya da dallara ihtiyacı vardır. Nasıl plân yapacakları, öncelik belirleyecekleri, değişiklik yapmayı, farklı bakış açıları oluşturmayı, karar vermeyi ve yorumlamayı, öğrenmeyi, hatırlamayı, özetlemeyi, iletişim kurmayı, problem çözmeyi, kalite üretmeyi, delege etmeyi ve hatta öz disiplini kullanmayı, yaratıcı ve esnek olmayı, tolerans göstermeyi ve stresle yaşayabilmeyi öğrenmeleri gerekir. Bu dalların hayat ağacının gelişiminde çok önemli bir rolü vardır. Dallar gelişerek yeni dallara dönüşürler. Yaşam becerilerinin geliştirilmesinin kişisel gelişim için ne kadar önemli olduğunu görmek ve bu becerilerin gelişimi ile yaşam kalitenizi yükseltmek sizin elinizde olacaktır.
Claus Molle

Erguvan Ağacı Can’dır…

imagesW2CRRZW4

imagesKCPY614Y

imagesXM2OOTOB

16361073[1]

 

Bu kadeh bir bedendir, cana gebe!
Bir yasemindir, erguvana gebe!
Hayır; yanlış; ne odur şarap ne bu:
Bir sudur, bir su ki yangına gebe!

Ömer Hayyam
Bu ağaç baharın gelişiyle kısa bir an için çiçeklenir, çiçeklerinin görüntüsü narin ve utangaçtır. Sanki ağaç yüzünü gizlemek istemektedir. Çiçeklerin dallarda çok kısa bir süre kalması sanki ağacın çiçeklerini insanlardan kıskandığı duygusunu verir gibidir.

Erguvanla ilgili mevcut en eski bilgiler Hz. İsa dönemine aittir. Hristiyan Batı kültüründe sık sık işlenmiş trajik bir hikayesi vardır erguvan ağacının: Havarilerinden biri (Yahudi) Hz. İsa’ya ihanet eder ve sonra da pişman olur. Bu pişmanlık onu ölüm düşüncesine sürükler; kendini erguvan ağacının dalına asar. Bu hain adamın alçaklığını sindiremeyen erguvanın önceleri beyaz olan çiçekleri utancından kırmızı/pembeye dönüşür. Bundandır ki, Latince ismi cercis siliquastrum olan erguvan ağacına Hıristiyanlar Yahuda (Juda) ağacı derler.

Yine Hıristiyan inanışına (İncil’e) göre Hz. İsa çarmıha gerilmeden önce Romalı askerler tarafından üzerine erguvani elbiseler giydirilmiştir. Bunun sebebi, “Roma’da erguvan renginin imparatorluk rengi olmasıdır. Bir Roma imparatorunun babası imparator ise, çocuk erguvan renkli örtüler arasında doğacağından, ona “porfirojenet” yani “erguvanlar içinde doğmuş” denilirdi. Romalı askerler Hz. İsa’nın göğsüne “Yahudilerin Kralı” yaftasını asmadan önce onunla alay etmek için erguvan giydirmişlerdir.

alıntı

Valla bu bilgiler çok hoşuma gitmedi çünkü bana göre ergüvan ağacı neşenin, sıcaklığın, güzelliğin ve baharın müjdecisidir. Nokta:)

İşler kötü gittiğinde, ki bazen gidecektir,

images5EA7TIJV
İşler kötü gittiğinde, ki bazen gidecektir,
Tırmandığınız yol size çok dik geldiğinde,
Elinizdeki para az, borçlarınız çok olduğunda,
Gülümsemek isteyip, iç çektiğinizde,
Biraz daha endişe, sizi daha da kötü yaptığında,
Gerekirse dinlenin, ama vazgeçmeyin.
Hayatın dönemeçleri olduğunu
Öğreniriz hepimizin zamanla,
Ve birçok başarısızlık tersine döner,
Sonuna kadar dayanıp, kazandığınızda;
Vazgeçmeyin adımlarınız ne kadar ağırlaşsa da,
Esecek bir rüzgarla başarıya ulaşabilirsiniz.
Tersine döndürülmüş başarısızlıktır, başarı,
Gümüşe çalan şüphe bulutlarının altında,
Anlayamazsınız hedefinize ne kadar yakın olduğunuzu,
Çok uzak gibi görünürken, hemen yanı başınızda olabilir;
Öyleyse, devam edin mücadeleye, en kötü anınızda,
İşler kötü gidiyor gibi göründüğünde,
Vazgeçmemelisiniz…!
____ C. W. Longeneck