Archive | 09 April 2015

Biraz da gülelim…

41815_147563918596647_6248_n[1]

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır.

Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.

Kimyacı, “adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış”;

fizikçi, “adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş”;

jeolog, “burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangin olasılığını azaltmayı amaçlamış”;

matematikçi, “sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış”;

antropolog, “adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş”.

Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar.,

Adam cevap verir: – “Boru yetmedi.”

Dünyada beş ağır suç vardır.

images[1]

Konfüçyüs, Hükümdar’ın isteği üzerine bir süre için şehrin yönetiminde olmayı kabul etti. Yedi gün izledi. Yedinci gün yüksek memur Şao-Çeng’i idam ettirdi, cesedin üç gün açıkta kalmasını emretti.

Öğrencileri çok şaşırdılar, yanına gittil…er, sordular : “Şao-Çeng bu şehirde hatırlı ve kuvvetli bir adamdı. Şimdi şehrin yönetimini aldıktan sonra ilk işiniz onu astırmak oldu. Bu yaptığınız doğru mudur. Bildiğimiz kadarıyla bu adam haydutluk, hırsızlık yapmamıştı…” Konfüçyüs “yaptığımın nedenlerini size anlatayım” dedi ve anlattı : “Dünyada beş ağır suç vardır. Haydutluk ve hırsızlık bunların arasında değildir, daha sonra gelirler.
 Bu beş suç şunlardır : Birincisi uyumsuz ve asi bir tabiatla birlikte gözüpeklik;
İkincisi aşağı bir hayat tarzıyla birlikte inatçılık;
Üçüncüsü çenesinin kuvvetli olmasıyla birlikte yalancılık;
Dördüncüsü herkesin ayıbını, kusurunu aklında tutmakla birlikte herkesle dost geçinmek;
Beşincisi hak ve adalet duygusu olmamakla birlikte yaptığı haksızlıkları süslü ve parlak gerekçeler arkasına gizlemek.
 Şao-Çeng’de bunların beşi de vardı. Nereye gitse taraftar topluyor, hizipler yaratabiliyordu; aldatıcı fikirlerini parlak konuşmaların arkasına gizleyebiliyordu; zulmüyle adaleti tersine çevirebiliyordu. Aşağılıklar birleştiği zaman ortaya çok güçlü bir kötülük çıkar. Ben de şehir halkı için tasalanmak yerine bu adamı idam ettirmeyi tercih ettim.”

Aldatan Erkeğin Pişmanlığı…

11015115_870815386315155_3719029199953528739_n[1]

Bir adam anlatıyor ve bir avukat dinliyor:

Karımı 1998’in sonbaharında kaybettim…Yedi senelik evliliğimizin iki
… ……
senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik.

Karım , her evlilik

yıldönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler, “Bunlar bizim hayatımızın

gölgeleri” derdi.. Öldüğünde,yedi tane resmimiz vardı.97’in bir gecesinde

onu aldattım.Oysa ona sürekli onu ne kadar çok sevdiğimi ve sonsuza kadar

sadık kalacağımı söylerdim. Ölmeden iki hafta önce yine aynı şeyi

tekrarladım. Tuhaf bir gülümsemeyle baktı bana ve sadece “Biliyorum” dedi.

İzmir’e kar yağdığı gün, yani bir ay önce, evdeydim.Fotoğraflarımıza

bakıyordum yine… Her çerçevenin altında bir harf olduğunu ilk kez o gün

fark

ettim.A.R.K.A.S.I.N. Gerisi için yılları yetmemişti.Ama sanırım “Arkasına

bak”yazmaya filan niyetlenmişti.

Hemen çerçevelerin arkasına baktım.Hiçbir şey yoktu.Sonra birşey dürttü

beni, hepsini teker teker söktüm. İnanabiliyormusunuz,herbirinin

arkasından bir mektup çıktı! Geçirdiğimiz her sene için sevgi dolu sözler

yazmıştı.1997’dekiresmimizin içinden çıkan zarf ise simsiyahtı.

Ve içinden şu sözler çıktı: “14 Mart1997/Gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi

baktı /Söylemene gerek yok,biliyorum…” 2002’deyiz. Onu kaybedeli

4,aldatalı 5 yıl oluyor.İçim acıyor şimdi. Çünkü kadınlar biliyor,

hissediyor..Sadece paylaşmak istedim. Sana boş gözlerle bakıp seni seviyorum diyenin sevgisinden

şüphe et. Çünkü;

Aşk sessiz,sevgi dilsizdir

Gerçektende hissediliyor, yanında yakınında olmasa bile… kilometrelerce uzağında olsa bile, sevmesini bildikten sonra varlığıda yokluğuda hissedilebiliyor.

Bir adam anlatıyor ve bir avukat dinliyor:

11064681_869469993116361_6004369232629481561_n[1]

Karımı 1998’in sonbaharında kaybettim…Yedi senelik evliliğimizin iki
… ……
senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik.

Karım , her evlilik

yıldönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler, “Bunlar bizim hayatımızın

gölgeleri” derdi.. Öldüğünde,yedi tane resmimiz vardı.97’in bir gecesinde

onu aldattım.Oysa ona sürekli onu ne kadar çok sevdiğimi ve sonsuza kadar

sadık kalacağımı söylerdim. Ölmeden iki hafta önce yine aynı şeyi

tekrarladım. Tuhaf bir gülümsemeyle baktı bana ve sadece “Biliyorum” dedi.

İzmir’e kar yağdığı gün, yani bir ay önce, evdeydim.Fotoğraflarımıza

bakıyordum yine… Her çerçevenin altında bir harf olduğunu ilk kez o gün

fark

ettim.A.R.K.A.S.I.N. Gerisi için yılları yetmemişti.Ama sanırım “Arkasına

bak”yazmaya filan niyetlenmişti.

Hemen çerçevelerin arkasına baktım.Hiçbir şey yoktu.Sonra birşey dürttü

beni, hepsini teker teker söktüm. İnanabiliyormusunuz,herbirinin

arkasından bir mektup çıktı! Geçirdiğimiz her sene için sevgi dolu sözler

yazmıştı.1997’dekiresmimizin içinden çıkan zarf ise simsiyahtı.

Ve içinden şu sözler çıktı: “14 Mart1997/Gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi

baktı /Söylemene gerek yok,biliyorum…” 2002’deyiz. Onu kaybedeli

4,aldatalı 5 yıl oluyor.İçim acıyor şimdi. Çünkü kadınlar biliyor,

hissediyor..Sadece paylaşmak istedim. Sana boş gözlerle bakıp seni seviyorum diyenin sevgisinden

şüphe et. Çünkü;

Aşk sessiz,sevgi dilsizdir

Gerçektende hissediliyor, yanında yakınında olmasa bile… kilometrelerce uzağında olsa bile, sevmesini bildikten sonra varlığıda yokluğuda hissedilebiliyor.

Çoğu zaman istediklerimizi yapanları, bize uygun davranan insanları severiz.

10175017_871548776241816_1312749842349790470_n[1]

Çoğu zaman istediklerimizi yapanları, bize uygun davranan insanları severiz. Onların yanında kendimizi güvende hissederiz. Aslında bize uygun olanı sevmek kolaydır. Zor olan, bize benzemeyenleri, istediğimizi yapmayanları sevebilmektir. Biri seni mutlu ettiği için değil, yalnızca kendi başına varolduğu için, bir başkası gibi değil, kendisi gibi olduğu için sevebilmek zordur.

– Başucumda Müzik, Kürşat Başar

Hangi Yaşımda Ne Öğrendim…

11070977_868575363205824_703073276736562103_n[2]

Tecrübe

YAŞ 5
Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.

YAŞ 7
Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.

YAŞ 12
Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.

YAŞ 13
Annemle babamın elele tutuşmalarının ve öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini öğrendim.

YAŞ 15
Bazan hayvanların kalbimi insanlardan daha fazla ısıttığını öğrendim.

YAŞ 18
İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.

YAŞ 24
Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim.

YAŞ 33
Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.

YAŞ 36
Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil benim kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.

YAŞ 38
Eşimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.

YAŞ 41
Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda belirlediğini öğrendim.

YAŞ 44
Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim.

YAŞ 46
Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.

YAŞ 49
Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.

YAŞ 50
Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.

YAŞ 53
İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.

YAŞ 55
Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim.

YAŞ 64
Mutluluğun parfum gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.

YAŞ 70
İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.

YAŞ 82
Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına basağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.

YAŞ 90
Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.

YAŞ 95
Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim.

Dün sabaha karşı kendimle konuştum.
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
Yokuşun başında bir düşman vardı.
Onu vurmaya gittim, kendimle vuruştum !

ANNE VE KAYNANA FARKI

11064681_869469993116361_6004369232629481561_n[1]

Yaşını başını almış iki eski arkadaş hanımefendi yolda karşılaşmışlar. Hal hatır sormuşlar.

Sıra çocuklarına gelmiş.
“Senin oğlan nasıl, evlendi mi?” diye sormuş biri,
“Evlendi” demiş öteki, “evlendi ama ah, sorma,
öyle bir gelin çıktı ki, felâket!..

“Sabahtan akşama çalışıyor,
evde doğru dürüst yemek pişmiyor,
yorgun olduğu zaman oğluma yemek pişirttiriyor.

Bazen sabah kahvaltısını bile oğlum hazırlıyor.
Ne dikiş var, ne ütü.
Bir kadın bulmuş, bütün işi ona yaptırtıyor.
Evde prensesler gibi oturuyor,
oğlum için özel hiçbir şey yapmıyor, çok üzgünüm, çok…”

“Vah vah” demiş arkadaşı, “peki kızın nasıl, o da evlendi mi?”…

“O da evlendi” demiş arkadaşı,
“ama o çok mutlu, öyle iyi bir damadım var ki,
kızımın elini sıcak sudan soğuk suya sokturmuyor.
Kızım çalıştığı için çok yoruluyor, çoğu akşam,
yemekleri beraber pişiriyorlar, hatta bazen damadım hazırlıyor.
İnanır mısın öyle iyi bir çocuk ki tatil günlerinde kahvaltısını kızımın yatağına götürüyor.

Bir kadın bulmuşlar, evin bütün işlerini o yapıyor,
kızım evde hiç yorulmuyor, prensesler gibi oturuyor,
kocası da ondan iş beklemiyor, çok memnunum, Çooookkkk“

Mesele Kıymet Bileni Bulmak…

 1908406_869468219783205_2644353400286590483_n[1]

Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip:

“Oğlum” der, “Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.

Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve “Şunu kaça alırsınız?” diye sorar.

Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der.

İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.

Üçüncü defa bir semerciye gider: Semerci nesneye şöyle bir bakar, “Bu” der “benim semerlere iyi süs olur. Bundan “kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.”

En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar.

“Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?” diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. “Buna kaç lira istiyorsun?”

Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?”

“Ne istiyorsan veririm.”

Öğrenci, “Hayır veremem.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:

“Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.”

Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.

Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler..

Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.

Bilge sorar:

“Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?”

Öğrenci: “Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık” diye cevap verir.

Bilge hoca çok kısa cevap verir:

“Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir.”

Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır.

Mesele kuyumcuyu bulmaktadır…

Bilinçaltınızda her sorunun cevabı vardır

imagesJDLT38UW

MUTLAKA OKUMALISIN !

1- Bilinçaltınızda her sorunun cevabı vardır.Uykuya dalmadan önce bilinçaltına ” Sabah altıda kalkacağım” emrini verirseniz sizi tam saatinde uyandıracaktır.

2- Her gece yatarken kendi kendinize söylediğiniz olumlu ifadeler sağlığınızın ve yaşantınızın kusursuz olması yönünde olsun; bilinçaltınız Bu ifadeyi buyruk olarak algılayıp buyruğunuzu yerine getirecektir.

3- Bir kitap ya da harika bir tiyatro eseri yazmak, fevkalâde bir konuşma yapmak istiyorsanız, bu fikri sevgiyle hissederek bilinçaltınıza iletin;o da size istediğiniz karşılığı verecektir.

4- Asla “bunu yapamam” ya da “şunun olması imkânsız” gibi sözler söylemeyin. Bilinçaltınız bunu yalın anlamlarıyla alacak ve bu düşüncelerden dolayı yapmak istediğiniz şey için yeteneğiniz olmadığını kabul edecektir.

5- Size zarar verecek ya da canınızı yakacak şeyler düşünmeyin. Çünkü neye inanırsanız onunla karşılaşacaksınız.

6- En doğru şekilde düşünüp hissetmeye başlarsanız huzurlu bir zihne sahip olmanız kaçınılmaz olur. Bilinçaltınız, zihninizden geçirip doğru olduğunu iddia ettiğiniz her şeyi kabul edecek ve size bunu yaşatacaktır.

7- Bilinciniz kapıdaki bekçidir. En önemli işlevi bilinçaltını, yanlış izlenimlerden korumaktır. İyi şeylerin olabileceğini ve şu anda olmakta olduğunu düşünmeyi her zaman tercih edin.

OKUDUYSAN BEĞEN BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞ !

3 Nasihat…

11091186_869925056404188_9094429403567895784_n[1]

Yıllar önce, çok uzaklarda bir adam varmış. Bu adam çalışmak amacı ile çok uzaklara gitmiş ve yıllarca çalışmış. Sonunda memleketine dönme zamanı gelmiş. Bu çalışma sürecinde toplam 3000 akçe biriktirmiş ve evinin yolunu tutmuş.

Evine doğru giderken yolu büyük bir şehirden geçmiş. Yolda yürürken köşe başında birisi”Bir nasihat bin akçe, bir nasihat bin akçe”diye bağırıyormuş. Adam düşünmüş: ‘Nasıl olur, bir nasihat ‘ı bin akçeye satarlar, ben yıllarca çalıştım ve sadece 3000 akçe biriktirdim’

Bu işe pek aklı ermemiş ama merak işte. Duramamış ve adama bin akçe vererek o nasihat’i satın almış. Nasihat”KADERDE NE VAR İSE O ÇIKAR”ve yoluna devam etmiş…

İlerde yine köşe başında başka bir adam bağırıyormuş”Bir nasihat bin akçe”diye. Adam yine dayanamamış bin akçe de o adama vermiş ve ikinci nasihat ‘ı da satın almış. İkinci nasihat da:”GÖNÜL KİMİ SEVERSE GÜZEL ODUR”

Son kalan bin akçesi ile de yoluna devam etmiş. Tam şehrin çıkışında yine köşe başın da bir adam bir nasihat’i bin akçeye satıyor. Adam bir parasına bakmış, bir de nasihati satan şahsa, dayanamamış ve kalan son akçesiyle de o nasihat’i satın almış. Son nasihatte:”HİÇ BİR İŞ ACELEYE GELMEZ”.Parasız yoluna devam etmiş.

Şehrin çıkışında büyük bir topluluk ile karşılaşmış. Topluluk telaş içindeymiş. Yaklaşmış ve oradakilerden birine neler olduğunu sormuş. Oradan birisi açıklamış, demiş ki : Burada şehrin tüm su ihtiyacını karşılayan bir kuyu var, ama kuyunun içinde de canavar var.

Canavar suyu tutmuş, göndermiyor. Aşağıya kim indiyse bir türlü çıkamadı. Şimdi herkes korkuyor aşağı inmeye “Adam düşünmüş ve ilk satın aldığı nasihat aklına gelmiş. “Kaderde ne var ise o çıkar” aşağı inmeye karar vermiş. Aslında bu nasihatleri herkes bilir ama uygulayabilmemiz için belli bir bedel ödememiz gerekiyor. İnince canavar hemen yakalamış ve yerine götürmüş.

Demiş ki:

“Buraya gelenlerin hepsine bir soru sordum ve bilemediler. Eğer sen bilirsen seni serbest bırakırım.

“Bir dizine sarışın ve dünya güzeli bir kadın, diğer dizine de kurbağa koymuş ve “söyle bakalım hangisi güzel?” demiş.

Adam düşünürken aklına ikinci aldığı nasihat gelmiş ve “gönül kimi severse güzel odur” demiş. Bu cevap canavarın çok hoşuna gitmiş. Zira canavar, kurbağanın gözlerine aşıkmış. Adamı salmış ve suyu bırakmış.

Almışlar adamı krala götürmüşler ve ağırlığınca altın vermişler.

Adamımız yoluna devam etmiş ve nihayet evine varmış. Evinin camından içeri bakmış. Bir de ne görsün; karısı genç biri ile diz dize oturuyor. Hemen kılıcını çekmiş ve tam içeri girerken üçüncü nasihat aklına gelmiş “Hiçbir iş aceleye gelmez”. Kılıcını kınına koymuş ve içeri girmiş.

Hoş beşten sonra karısına o genci sormuş. Kadın da: “Bey sen gittiğinde ben hamileydim ve bir oğlumuz oldu. Bu genç senin oğlun” demiş.
KADERİNİZ ve YOLUNUZ AÇIK OLSUN, HAYAT ACELE ETMEYE GELMEZ !

DONDURMA…

1513702_438573839642567_6290877604098637186_n[1]

Dondurma, içine şeker katılmış çeşitli meyve suları ya da sütten dondurulmak suretiyle elde edilen ve özellikle sıcak yaz günlerinde çok aranan soğuk tatlıdır. 100 gr dondurma 100-200 kalori verir. A, B, D vitaminleriyle, kalsiyum, yağ, protein ve fosfor yönünden zengin bir gıdadır.
Dünyanın en sevilen lezzetlerinden biri olan dondurma bugün dünyanın bütün yerinde dört mevsim keyifle tüketilen bir besindir. Bu tadın nerede ve nasıl ortaya çıktığı araştırıldığında epey efsane ile karşılaşılmaktadır.

Milattan önce 4. yy.’da Büyük İskender buzlu nektarları bulmasıyla da anılmaktadır. Eski Roma kayıtlarından elde edilen bilgilerde ise İmparator Neron’un Apenines dağına kar ve buz getirmeleri için köleler yolladığı ve bu karlara meyve nektarı, bal ve şerbet karıştırttığı da kayıtlıdır.

Bir diğer iddia ise, ilk dondurmanın günümüzden yaklaşık 3 bin yıl önce Çin’de bulunduğudur. Buzlu içeceklerin Asya’da binlerce yıldır kullandıkları bilinir ve bu tarz içeceklere eski Çin litaratüründe sıkça rastlanır. 1296 yılında Marko Polo’nun Çin gezisi sırasında öğrendiği buzlu içecek tariflerini beraberinde Venedik’e getirmesiyle birlikte Avrupa dondurmayla tanışır. İtalyan Catherine de Medici’nin Fransız kralı II. Henry ile evlenmesinin ve tatlıyı saray halkına tanıtmasının ardından dondurma, Fransa’da da bilinen bir lezzet haline gelir.

1600’lü yılların ortalarında buz ve tuz kombinasyonunu kullanarak buz üretiminde pratik bir metodun bulunması dondurmanın gelişimini de hızlandırmıştır. Buz, buz mahzenlerinde ve kar ocaklarında belirli bir formülle suyun içine tuz katılması ile elde ediliyordu.

Günümüzde ise soğutucular ve dondurucular (buz dolabı,derin dondurucu) olmadan dondurma üretimi söz konusu değildir.
Dondurma mevsimi başlıyor.Dikkatli ve dengeli tüketmekte fayda var…

Dondurma, besin değeri yüksek bir tatlıdır. İçeriğinde; protein ve karbonhidratın yanı sıra A, B, C, D, E vitaminleri ile kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum, demir ve çinko gibi mineraller bulunur. Diğer tatlılarla karşılaştırıldığında daha besleyici bir seçimdir. Dondurmanın kalori değerini, un ve şekerden yapılan diğer hamurlu tatlılara oranla çok daha düşüktür. 100 gram sütlü dondurma yaklaşık 190 kalori içerir. Normal bir külah ise yaklaşık 20 kaloridir. 100 gram sütlü dondurmada ortalama 148 mg kalsiyum, 115 mg fosfor, 63 mg sodyum, 181 mg potasyum, 0.1 mg demir, 440 IU A vitamini, 0.21 mg E vitamini, 0.21 mg B2 vitamini ve 0.1 mg niacin vardır.

Özellikle çocuklar için de önemli bir besin kaynağıdır. Yoğun süt içeriği nedeniyle çocuğun büyüme ve gelişimine de destek olmaktadır. Dondurma, süt ile kıyaslandığında; karbonhidrat, yağ, protein ve enerji bakımından sütten daha zengindir. 100 gramındaki kalsiyum oranı sütten daha yüksektir. Bu nedenle çocukların yaz aylarında kalsiyum gereksinmelerini dondurma ile karşılamak mümkündür.

Dondurmanın sağlık ve hijyen kurallarına uygun hazırlanıp hazırlamamasıdır. Süt mikroorganizmaların üremesi için çok iyi bir ortamdır. Kolay bozulur ve sağlık için tehlikeli bir duruma gelir. Bu nedenle dondurmaların mutlaka pastörize sütten yapılmış olması gerekmektedir. Hijyenik koşullarda üretilmemiş veya saklanmamış dondurmalarda Salmonella riski doğabilmektedir. Ayrıca güvenilir olmayan yerlerden veya sokak satıcılarından alınan dondurmalara da dikkatli yaklaşılmalıdır. Paketlemiş ve etiketlenmiş dondurmaların bulunduğu soğutucuların, yeterli soğuklukta ve çalışıyor olması da göz ardı edilmemelidir. Üretim sırasında Gıda Kodeksine uygun olan katkı ve renk vericilerin kullanılması, paketleme ve etiketlemelerin titizlikle yapılmış olması, üretim sonrası dağıtımda da soğuk zincire uyulması büyük önem taşımaktadır.

alıntı

Destek…

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

Hepimiz zaman zaman bize ağır gelen, umutsuzluğa sürükleyen olaylarla karşılaşırız.

Keşki olmasa ama  hayatta olmanın kuralı bu…

Böyle durumlarda başvurduğum bir yöntem vardır, naçizane tavsiye ederim…

Olayı değiştiremezsiniz ama olaya bakış açınızı değiştirebilirsiniz…

Sizin yükünüzü alacak, gönlünüzü ferahlatacak yeni bir bakış açısı geliştirmeye bakın…

Eğer tek başınıza yapamıyorsanız, bir arkadaşınızdan, ailenizden

Ya da mutlaka bir uzmandan destek alın…

Herkese iyi haftalar…

Anette