Hangi tatlısınız?

Tatlı sevmeyen insanlar toplum geneli tarafından şaşkınlıkla karşılanır. Şayet bu kalori bombalarının sevilmeyecek yanını bulmak pek bir zordur. Eh, giysilerden hayvanlara, çocuklardan o yakışıklıya dek beğendiği her şeye çok tatlıııı nidalarıyla yaklaşan bir millet olduğumuz ortada. saçma olmakla birlikte eğlence amaçlıdır kaptırmayın kendinizi .Biz de merak ettik, eğer siz gerçek bir tatlı olsaydınız bu ne olurdu?

Ay Gün tatlı            Ay Gün tatlı

Ocak 1 – 9 –> Baklava  Haziran 21 – 24 –> pasta
Ocak 10 – 24 –> cheeseakek   Haziran 25 – 30 –> cheesecake

Ocak 25 – 31 –> Puding   Temmuz 1 – 9 –> sütlaç

Şubat 1 – 5 –> sütlaç   Temmuz 10 – 15 –> pasta
Şubat 6 – 14 –> Keşkül          Temmuz 16 – 26 –> Keşkül
Şubat 5 – 21 –> Pasta   Temmuz 27 – 31 –> tulumba                                  Şubat 22 – 28 –> cheesacake   Ağustos 1 – 15 –> puding
Mart 1 – 12 –> Dondurma     Ağustos 16 – 25 –> baklava
Mart 13 – 15 –> Kek      Ağustos 26 – 31 –> pasta
Mart 16 – 23 –> tulumba     Eylül 1 – 14 –> sütlaç
Mart 24 – 31 –> puding        Eylül 15 – 27 –> Kek
Nisan 1 – 3 –> pasta     Eylül 28 – 30 –> Keşkül       Nisan 4 – 14 –> sütlaç     Ekim 1 – 15 –> dondurma
Nisan 15 – 26 –> keşkül     Ekim 16 – 27 –> tulumba
Nisan 27 – 30 –> dondurma                               Ekim 28 – 31 –> sütlaç     Mayıs 1 – 13 –> baklava     Kasım 1 – 16 –> baklava
Mayıs 14 – 21 –> kek    Kasım 17 – 30 –> pasta
Mayıs 22 – 31 –> pasta    Aralık 1 – 16 –> Kek
Haziran 1 – 3 –> tulumba        Aralık 17 – 25 –> dondurma                      Haziran 4 – 14 –> puding    Aralık 26 – 31 –> Keşkül
Haziran 15 – 20 –> Baklava

Baklava

Şanınız adeta dünyanın dört bir yanına yayılmış. Herkes sizden söz ediyor. Damaklarda kalan bir tadınız var. Özel günlerin ve davetlerin vazgeçilmezisiniz. Tatlı sözlerinizle herkesi hemen cezbediveriyorsunuz. İnsanlar sizin büyünüze kapılıyor ve sizinle biraz daha zaman geçirmek için can atıyor. Ancak kısa süre içerisinde sizinle uzun süre bir arada kalmanın kendilerine pek de iyi gelmediğini fark ediyorlar

 

Cheesecake
Dikkat çekici bir insansınız. Kişiliğiniz sürprizlerle dolu. Hayatınızı sürdürmek için ihtiyaç duyacağınız tüm yeteneklere gereğince sahipsiniz. İnsanlar sizi kısa süre içerisinde çok seviyor. Girdiğiniz bütün kalabalık ortamlarda dikkatleri üzerinize çekiyorsunuz. Arkadaş edinmekte zorluk çekmiyorsunuz.

 

Puding
Bir arkadaşınızın yardıma mı ihtiyacı var? Bir şehirde büyük bir felaket mi yaşandı? Mahallenizdeki ağaçlar kesilmesin diye imza mı toplanması lazım? İşte bu gibi durumlarda sizi ön saflarda görmek mümkün. Kimin yardımınıza ihtiyacı varsa hemen yanında yer alıyor, elinizden gelen tüm olanakları seferber ediyorsunuz. Kimi burnu havada insanlar sizi sıradan biri olarak görse de, aslında pek çok konudaki görüşleriniz ve zevklerinizle eşsizsiniz.

 


Sütlaç

İnsanlar sizi ilk gördüklerinde karşılarındaki kişinin aslında ne kadar sürprizlerle dolu bir insan olduğunu anlayamıyorlar. Şayet adeta kendinizi kalın bir kabuğun arkasına saklamışsınız. Ancak insanların sizi daha yakından tanımasına izin verdiğinizde kimse o kabuğun altından çıkanların tadına doyamıyor. İlişkilerinizde son derece doyurucusunuz ve çevrenizdekilere elinizden geldiğince faydalı olmaya çalışıyorsunuz.

 

KEŞKÜL
Kalbini açtığın, her şeyinle sevdiklerin Sevemiyorsa seni senin gibi; Sen sev kendini onları sevdiğin gibi. Dürüst ol, güven kendine..
Hata yaptığında kızma kendine Yaşıyorum,Ve öğreniyorum yaşamayı tecrübelerimle de kendine..Üzülme, seni acıtanlar olsa da çevrende..
Biliyorsun artık, Seni hiç kimse sevemez senin kalbinle.

Pasta
Sen pastasın.Çünkü pastalar süslü,meyveli,rengarenk olur.Sen de öylesin.Bazen süslü,eğlenceli oluyor,bazen de kakaolu olup ciddi oluyorsun.Bazen beyaz olup suçsuzu simge ediyorsun.Sen her ortama uyum salıyorsun!
pasta resimleri
Dondurma
Sen dormasın.Dondurma temiz,sade,suçsuz birini temsil eder.Çünkü içinde süt var.Dilerim sen hep böyle temiz,iyi kalpli kalırsın!!
Tulumba
Sen çok tatlı ,şirin,canayakın birisin.Onun için sen baklava yada tulumbasın.Eğlenceli birine benziyorsun.

Kek
Sen keksin.Çünkü kek sadedir.Kimseye karışmayan,gerektiği yerde gülüp,gerektiği yerde ağlayan kişiyi sembolize eder.Senin karakterin gerçekten çok iyi.
Hele insanları sürekli Kek’lemelerinde vardı bir iş

alıntı

Tanıdık şeylerin, bize konforlu gelen alanın ve dünyevi meselelerin dışına çıkmadan yaşıyoruz.

imagesBS4BR4FO

Bir zamanlar bir kral’a Arabistan’dan iki tane doğan hediye edilir. Bunlar kralın şimdiye dek gördüğü en güzel kuş türü olan aladoğanlardır. Kral, bu değerli kuşları eğitmesi için onları doğancıbaşı’na verir. Aylar ayl…
arı kovalar ve bir gün doğancıbaşı Kral’ın huzuruna gelip, doğanlardan bir tanesinin mükemmel bir şekilde çok yükseklerde süzülerek uçtuğunu, fakat diğerinin geldiği günden beri tünediği daldan kımıldamadığını söyler. Bunun üzerine kral, ülkenin her yerinden #‎şifacılar‬ ve büyücüler getirtip doğanı iyileştirmelerini emreder ama hiçbiri doğanı iyileştiremez. Kral daha sonra bu görevi saray çalışanlarına verir fakat ertesi gün baktığında doğan’da hala bir iyileşme gerçekleşmemiştir.

Bildiği her yolu deneyen kral en sonunda şöyle düşünür: “Belki de bu problemin kaynağını anlayabilmesi için dağlık bölgeleri tanıyan birine ihtiyacım var,” der. Böylece saray çalışanlarına emreder: “Gidin ve bana bir çiftçi bulun!” Ertesi sabah doğan’ı göklerde uçarken gören kral şaşkına döner ve emrindekilere seslenerek “bu mucizeyi yapan kişiyi getirin bana” diye buyurur. Görevliler hemen gidip çiftçiyi bulup getirirler. Kral sorar,”Ne yaptın da doğan uçmaya başladı?” Boynu bükük çiftçi şöyle cevap verir: “

Çok basit yüce kralım. Sadece kuşun tünediği dalı kestim.” Hepimiz uçmak için, bir ‪#‎insan‬ olarak içimizdeki olağanüstü potansiyelin farkına varmak için ‪#‎yaratıldık‬. Fakat bunun yerine, dallarımıza tüneyip, bize tanıdık gelen şeylere tutunmayı tercih ediyoruz. Sınırsız olasılıklar mevcut ama birçoğumuz onların neler olduklarını keşfedemiyoruz bile.

Tanıdık şeylerin, bize konforlu gelen alanın ve dünyevi meselelerin dışına çıkmadan yaşıyoruz. Bu nedenle çoğu zaman hayatlarımız heyecandan, tatminkarlıktan yoksun bir hal alıyor. Öyleyse, var mısınız tutunduğumuz#korku dallarını kırıp kendimizi uçmanın mutluluğuna ve özgürlüğüne bırakalım?

Isha Judd’un “Why Walk When You Can Fly” kitabından alıntıdır. Çeviri: Bahar Varol – Oneness Türkiye

FELCİ ERKENDEN ANLAMAK VE BİR İNSANIN HAYATINI KURTARMAK İSTER MİSİNİZ? İŞTE SİZE BELİRTİLERİ!

11054378_867283666661284_6261100953800140453_o[1]
Bir nörolog felç vakalarını inmenin geldiği zamandan üç saat içinde müdahale edebilse felcin etkilerini tamamen geri çevirebileceğini söylüyor. Püf noktasının felcin tanımlanması, teşhis edilmesi ve üç saat içinde hastanın medikal bakımının başlaması olduğunu söylüyor.
Felcin tanımlanmasında üç test:
GÜLÜMSE, KONUŞ, KOLUNU KALDIR
Bazen felcin semptomlarının tespit edilmesi zordur. Bilinçsiz olmak malesef felakettir. Felç hastası, eğer yakınındaki kişiler tarafından felcin semptomları teşhis edilemezse, ciddi beyin hasarına maruz kalır.
Doktorlar yakında bulunan herhangi birinin üç basit soru sorarak felci teşhis edebileceğini söylüyor:
G *Gülümsemesini söyleyin.
K *Konuşması için basit bir cümle kurmasını söyleyin. (Örnek: Bugün dışarısı güneşli.)
K *Her iki kolunu kaldırmasını söyleyin.
Hasta bu görevlerin herhangi birini yapmakta zorlanıyorsa, derhal acil servis numarasını arayın ve semptomları almaya gelenlere söyleyin.
DİLİNİ ÇIKAR!
Dikkat: Felcin bir başka işareti de şudur:
Hastaya dilini çıkarmasını söyleyin.
Eğer dil kıvrılmışsa veya bir tarafa doğru yatmışsa bu da felç işaretlerindendir.
Bir kardiyolog bu mektubu her alanın paylaşması ve 10 kişiye iletmesi halinde, iletenin en azından bir hayat kurtaracağını söylüyor.
Hep sağlıkla kalın,
Kundo’dan Sevgilerimizle,

ÇOK GÜZEL HİKAYE KESİN OKUYUNUZ

11081236_1425932407717375_1432669698770182410_n[1]

Adam karısına pek hoş davranmaz, kalbini kırar.
Sonra karısından sofrayı kurmasını ister.
Kadıncağız hiç sesini çıkarmadan kurar sofrayı ve buyur eder kocasını.

Adam sabırsızca sofraya oturur, iştah kabartacak bir zevkle yemeye başlar. Yemek tuzsuz olmuştur. Birkaç lokma yedikten sonra karısından tuz ister.

Karısı; “sen yiyedur ben getiririm”, der ve içeri gider.
Adam ikide bir; “tuz nerde kaldı?” diye sorar.
Kadın her seferinde “tamam getiriyorum” diye cevap verir .
Fakat tuz bir türlü sofraya gelmez.
Neyse adam tuzu isteye isteye karnını doyurur.
Sonra aklı başına gelir. Az önce hatununun kalbini kırdığı için özür diler.

Hanım mutfağa gider, ve elinde tuzla geri döner.
Adam merak eder ve sorar; “bu ne şimdi karnım doyduktan sonra tuzu ben ne yapayım” der. Karısı da ona; “senin kalbimi kırdıktan sonra dilediğin özür, doyduktan sonra sofraya gelen tuz gibidir, ihtiyaç kalmaz”… der.

Evet, dikkat etmek lazım! Kırmamak lazım. Gönül sevmek demektır.
Sevipte kıymetini bilmek. İnsanlar için güzel dostluklar kurması kadar, dostlarına olan muhabbetini göstermesi de önemlidir.
Bunun bir çok yolu var.
Bazen bir gülümseme bile muhteşem bir sevgi işaretidir.

İçimizdeki Dünya ” MİKROBİYOM “

11045410_686305728158705_7701851751665384715_n[1]
Ne kadar “İnsan” (?) olduğumuzun bir başka sorgulama sebebi…

İnsan vücudu sayı olarak aslında %90 mikroorganizma hücrelerinden
ve sadece %10 insan hücrelerinden oluşuyor.
Yani vücudumuzdaki her bir hücreye karşılık on adet bakteri hücresi taşıyoruz.

Bunlara virüsler de eklenecek olursa sayı çok fazla artmaktadır.

Başka bir ifade ile ;İnsan mikrobiyomu insan genomundan en
az 100 kat daha büyüktür

Vücudumuz, sağlığınız, kilonuz ve hatta ruh haliniz üzerinde derin etkilere sahip bakterilerin trilyonlarcası için adeta bir liman

Onlar da bizim çevremizin bir parçası olduğundan yeri geldiğinde bizim vücudumuz da onlara uyum sağlamaya çalışıyor.

Bu yüzden mikroplarımızın insan evriminin şekillenmesinde önemli bir rol oynadığı da düşünülüyor

“Mikrobiyom” adını verdiğimiz ve birlikte simbiyotik bir yaşam sürdürdüğümüz
bu mikroorganizmalar bir yandan sindirime yardımcı olup ihtiyacımız olan fakat
vücudumuz tarafından üretilmeyen besin maddelerini bize sağlarken diğer yandan
bizleri hastalık yapıcı mikroorganizmalara karşı koruyorlar.

Ve vücutta bulunan mikrobiyal DNA’nın insan DNA’sındaki gibi kişiselleşmiş olması söz konusu

Bu yüzden içimizdeki mikropların insan ekosistemindeki rolü gittikçe daha fazla konuşuluyor ve “genom” gibi “kişisel mikrobiyom” terimi de hayatımıza giriyor.

Dr. Makedonka Mitreva, konuyla ilgili olarak şunu ifade ediyor:

“Bu organizmaların birçoğu bizde küçükken kolonileşmiş, büyümüş
ve tüm yaşamımız boyunca bizimle gelişmiştir.”

Bugüne kadar “Biz kimiz” sorusuna biyolojik bir cevap aradığımızda
önce insan genomuna bakıyorduk,
insan yaşamının bir taslağı olarak 3 milyar baz çiftine..

Artık sadece genomumuzdan ibaret olmadığımızı biliyoruz.
Maternal etkiler, imprinting, gen silencing gibi epigenetik faktörler olmadan genetik materyalin sonunda ortaya ne çıkaracağını bilemeyiz.
Tüm bunlara ek olarak, içimizdeki mikropların da
göz önünde bulundurulmasının vakti geldi.

Sonuçta bedenlerimiz insan ve bakteri hücrelerinden hatta virüslerden oluşuyor.

Bu mikropların oynadığı roller açığa çıktıkça, onları “kendimiz” olarak tanımladığımız gen havuzundan dışlamak imkansız hale geliyor

ve insan vücudu da bir “süperorganizma” olarak tanımlanmaya başlıyor,

bu da onun karmaşıklığının
tek bir genomda kodlanandan fazlasını içerdiğini ifade ediyor.

Bir superorganizmanın fizyolojisinin
geleneksel insan fizyolojisinden epey farklı olacağı açıktır

Yani aslında vücudumuz ve bu baktariler iç içe,

hatta çokluk açısından değerlendirildiğinde
hücrelerimiz bakteri hücrelerinin misafiri konumundalar.

◄►●══════════◄►═══════════●◄►

Vücudumuzun bu ayrılmaz parçası hakkında detaylı bilgiler elde etmek
ve bu mikroorganizmaların gen haritalarını çıkarmak üzere

İnsan Mikrobiyom Projesi (İMP)

2007 yılında NIH tarafından başlatıldı
300 gönüllünün 5 vücut bölgesinden değişik zamanlarda, toplam 11.700
örnek toplandı

İnsan Mikrobiyom Projesi (Human Microbiome Project, HMP) adlı projenin amacı, insan vücudunda yaşayan trilyonlarca bakteri ve virüsün bir “haritasını” çıkartmak ve haritanın coğrafyaya göre nasıl değiştiğini anlamaktı

Başlangıç safhasında olmasına rağmen
proje şimdiden olağanüstü bilgiler sunmaya başladı.

Tarihte ilk defa canlı bakteri ile yapılan bir tedavinin gerisindeki esrarı çözdük.
Mikrobiyom Projesi’nin sonuçları günlük yaşantımızı da etkileyeceğe benziyor.

◄►●═══════●◄►

Projenin amaçlarını söyle sıralamak mümkün:

İnsan vücudundaki tüm mikroorganizmaları belirlemek

İnsanlar arasında mikrobiyom farklılıklarını saptamak

İnsan mikrobiyom değişikliklerinin hastalıklarla
ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceğini araştırmak

Mikrobiyomun saptanmasında kullanılacak yeni
biyoinformatik program ve yaklaşımların geliştirilmesini sağlamak

İnsan mikrobiyomu belirlenirken etik ve sosyal değerlere
özen göstermek

◄►●═══════●◄►

Projenin tamamlanmasının insan sağlığının ötesinde de
önemli uygulamaları olacağı muhakkak.

Mikrobiyom Projesi ile elde edilecek bilgi ve teknoloji dünyamızı çok
daha iyi anlamamızı sağlayacak.

İnsan Mikrobiyom Projesi için ilk etapta insan vücudunda mikroorganizmalarca zengin olan beş farklı bölge hedef alındı;

burun, ağız, deri, sindirim sistemi ve kadında üro-genital bölge.

Mirobiyom Projesi henüz başlangıç aşamasında olsa da şimdiden çok önemli bilgiler sunmaya başladı.

Örneğin araştırmacılar çok sayıda denek üzerinde yaptıkları çalışmalarda vücudumuzun değişik bölgelerinde yerleşmiş olan mikroorganizmaların
farklı bir bileşim gösterdiğini buldular.

Hem sayı ve hem de taşıdığı mikroorganizma çeşidi açısından
örneğin bağırsak ile insan derisinin
veya ağız içindeki mikroorganizmalar ile akciğerlerde bulunanların
birbirlerinden farklı oldukları keşfedildi.

Farklı türler arasındaki bezerlik ve farklılığı bulmak üzere yola koyulan, Stanford
Üniversitesi’nden David Relman ve grubu insan, fare, sığır ve domuzun bağırsaklarında bulunan mikroorganizmaların DNA dizilimlerini belirleyip
bu mikroorganizmaların soyağaçlarını çıkardılar.

Sonuçlar, birbirinden çok farklı olan memelilerin
bağırsak mikrobiyomlarının şaşırtacak düzeyde benzerlik gösterdiğini ortaya koydu.

Genelde soyağaçlarının şekli büyük benzerlik gösterdi
ama detaylara inince farklılıkların olduğu bulundu.

Uzun bir süredir derimizde çok sayıda farklı bakterinin yaşadığını biliyorduk
ama bu bakterilerin kişiye özel bir bileşim sergilediği,
Colorado Üniversitesi’nden bir grup bilim insanının yaptığı
çalışmayla su yüzüne çıktı.

Noah Fierer önderliğinde, Colorado Üniversitesi’nde yapılan
bir çalışmada bilgisayar mausları üzerinden numune alınarak DNA izole edildi
ve DNA analizinden hangi bakterilerin bulunduğu belirlendi.

Çalışma her bir insanın parmaklarında
farklı bir bakteri topluluğunun yaşadığını gösterdi.

Şimdiye kadar suçluların belirlenmesinde hep insan DNA’sı kullanılıyordu.

Bu sonuçlar bakterilerin de dedektiflikte kullanılabileceğini gösteriyor.

Çünkü araştırmacılar kullanıcı ayrıldıktan iki hafta sonra bile bilgisayarlarının mausu üzerinden örnek alıp o kişiye ait bakteri analizini başarıyla gerçekleştirdiler

◄►●═══════●◄►

Mikrobiyom Projesi sayesinde gerçekten içimizde var olan
yepyeni bir dünyayı keşfetmiş gibiyiz.

Fakat daha önemlisi, insan mikrobiyomunun
insan sağlığı için ne kadar önemli olduğunu
ve mikrobiyomdaki değişikliklerin hastalık ve sağlıkla
doğrudan ilişkili olduğunu öğrenmemiz oldu.

Mikrobiyom Projesi tamamlanıp normal mikrobiyomun ne olduğu
ve hastalıkların onu ne şekilde değiştirdiğini öğrendiğimizde
onu istediğimiz yönde değiştirebilmenin
yollarını da aramaya başlayacağız.

Şüphesiz bu arayışlar bazı hastalıklar için yepyeni tedavilerin geliştirilmesini de olası kılacak.

◄►●═══════●◄►

Projenin ilk çıktısı, söz konusu bakterileri ve gen yapılarını belgeleyen
bir dizi veritabanı. Hemen hepsi de internet ortamında yayınlanmış.

http://www.hmpdacc.org/resources/data_browser.php/

Tabii tıp veya mikrobiyoloji okumadıysanız,
verilerden bir şey anlamanız pek mümkün değil.

Ama araştırmacılar, bu verileri alıp, belirli bir hastalığı olan kişilerde aynı verinin nasıl değişim gösterdiğini tespit edebiliyorlar.

Örneğin, normal kilodaki insanlarla obez insanların bağırsak bakterileri arasında önemli farklar olduğu belirlenmiş.

http://www.ncbi.nlm.nih.gov/bioproject/89411

Söz konusu farklılıklar nedeniyle mi obez olunuyor,
yoksa bu farklılık obezitenin bir sonucu mu, belli değil.

Bilinen, obezitenin belirli bir bağırsak bakteri yapısıyla bağdaştığı.

İşte bu bakteri yapısına obezitenin biyoişareti (biomarker) deniyor.

Yani belirtinin bir çeşit “imzası.”

Bu imzayı tanıdığınızda, kişiyi henüz belirti göstermiyor olsa bile
yakın takibe alabiliyorsunuz. Böylece sağlık sorunlarını çok önceden, daha hastanın kendisi bile farkında olmadan yakalama şansınız oluyor.

Özetle, koruyucu hekimlik yapabiliyorsunuz.

Koruyucu hekimlik, Doğu tıbbında binyıllardır biliniyor.

Batı tıbbı insanı “bozulduğunda tamir edilecek” bir makine olarak görür
ve hastalık belirtilerini baskılamakla yetinirken, Doğu tıbbı,
insanı hem iç hem de dış dünyasıyla denge içinde yaşaması gereken,
karmaşık bir varlık olarak görüyor.

Hastalıkları iyileştirmenin yolu, belirtilerin bize ne söylemek istediğini anlamak. Onları görmezden gelmek ya da baskılamak daha büyük sorunlara yol açıyor.

Aşağı yukarı herkes bilir, antibiyotiklerin en sık görülen yan etkilerinden biri ishaldir. Bunun nedeni, antibiyotiklerin sindirim sürecine yardımcı olan bazı bağırsak bakterilerini de öldürmesidir.

Vücudumuzdaki bakterilerin, bildiğimiz ya da henüz bilmediğimiz
pek çok işlevi olduğunu düşünürsek,
antibiyotik kullanmanın aslında nasıl bir “kör uçuş” olduğu daha iyi anlaşılabilir.

Uzun süreli antibiyotik tedavilerinin sonunda
insanın vücudundaki “faydalı” bakteriler de azaldığından
bağışıklık sistemi daha zayıf hale gelir.

Dr. Metin Hara bir röportajında

“İnsan bedeninin kendi kendini iyileştirmesi doğaüstü de,
ilaçla iyileşmesi mi doğal?” diyor.

Dr. Hara, yukarıda belirtilen pek çok şeyi şu birkaç cümlesiyle özetlemiş:

Yani öyle bir noktaya geldik ki; ilaç olabilir, makine olabilir, ışın olabilir biz sadece dışarıdan müdahalelerle iyileştiğimizi düşünüyoruz artık.

Ama unutuyoruz; insan bedeninin bağışıklık sistemi bugün modern tıbbın geldiği noktanın çok ötesinde.

Parmağınızı kestiğiniz zaman elinizle tutarsınız, suya koyarsınız, iyileşir. İnsan bedeni zaten sürekli olarak iyileşmeyi hedefler, dengeyi hedefler.

◄►●═══════●◄►

İnsan Viromu

Barsak ve diğer vücut bölgelerinde çok sayıda virüs
bulunmakta
Bunların büyük çoğunluğu bakteriyofaj
Antibiyotik direnç genleri, toksin genleri gibi genleri
transdüksiyon ile aktarabiliyorlar

İnsan Viromunda
Değişkenlik
En fazla kişiler arasında değişkenlik görülüyor.
Bakteriel mikrobiyoma paralel değişkenlik ön
planda.
Diyet ile virom da değişiyor.

◄►●═══════●◄►

Barsak Mikrobiyomu ve Kolorektal Kanser veya
Barsak Mikrobiyomu ve Şişmanlık ilişkisi gözlenmiştir.

Yine Hipertansiyon ve Kardiyovasküler
Hastalıkların Mikrobiyom ile İlişkisi ile ilgili olarak:

Farklı gıdalar ile beslenen toplumlarda barsak
mikrobiyomu farklılıklar gösteriyor.
Bazı mikrobiyom üyelerinin barsakta ürettiği maddelerin
kan basıncını yükselttiği ve böylece kalp ve damar
hastalıklarına yol açabildiği gösterilmiş

◄►●═══════●◄►

Bakteriler sağlığı nasıl etkiler?

Mikrobiyom araştırması emekleme dönemindedir, ancak bağırsak mikroplarının dengesizliği mide bağırsak sorunlarına, örneğin irritable bowel sendromu ve Crohn hastalığına neden olabileceğinin halihazırda kanıtları vardır. Bakteriler ayrıca bazal metabolizmamızı ayarlamaya yardımcı olabilir. Obez insanlar kilo kaybetmek için mide baypas ameliyatı oldukları zaman, bilim adamları, bağırsak bakterilerinin zayıf insanlar tarafından barınılan bakterilere daha çok benzemeye başlayarak kilo kaybına katkı sağladıklarını gözlemlemişlerdi. Mikroplar, bağırsak içerisindeki nöronların hormon seviyelerini değiştirmek için beyne sinyal göndererek ruh halini etkileyebilir. Fare üzerindeki çalışmalar bağırsak bakterilerindeki değişiklikler depresyon ve anksiyeti hastalıklarını hafifletebileceğini gösterdi. Ayrıca sık sık mide bağırsak sorunları ile karşılaşan otistik çocuklar çoğu zaman otistik olmayan çocuklarda olmayan çeşitte bir bağırsak bakterisi taşıdıklarını göstermiştir.

◄►●═══════●◄►

Bakterilerdeki farklılığın nedeni?

İnsanların sindirim sisteminde yaşayan mikropların %80 kadarı kendisi ya da annesinden gelir. Yeni doğmuş bir bebek, doğum kanalından geçerken annenin vajinal bakterilerinden oluşmuş kolonilerin olduğu ana rahminden çıkar. Bunun aksine sezaryen ile doğmuş bebekler, hayata tamamen farklı bir şekilde ve daha az çeşitli bakteri koleksiyonu ile hayata geliyorlar. Bu da onların neden artan oranda astım, obezite ve tip-1 diyabet hastalıkları riskini taşıdıklarını açıklamaya yardımcı olabilir. Ayrıca anne sütü, bağışıklık sisteminin gelişmesine yardımcı olan anneye özgü bakterileri taşıyor.

◄►●═══════●◄►

Mikrobiyom değişebilir mi?

Evet, iyi ve kötü olmak için. Diyet, insanların hangi bakterileri taşıdıklarını belirlemek için başlıca rol oynar. Son yapılan bir çalışma, belirli bir bağırsak bakterisi kırmızı et ya da yumurta sarısı bileşimi ile beslendiği zaman, TMAO olarak isimlendirilen arter damar-sertleşmesi bileşimi ürettiğini buldu. Nadiren kırmızı et ve yumurta sarısı yiyen insanlar TMAO-üreten bakterileri taşımaz ve böylece kalp hastalıkları riskleri artırmaksızın bunları ara sıra yiyebilirler. Ayrı olarak yaşayan yaşlı insanlar bakım evlerinde yaşayan diğer yaşlılardan daha fazla çeşitte mikrobiyoma sahip olmaya eğilimlidirler -belki de farklı diyetlerden kaynaklı olabilir– ancak daha dar bir mikrobiyomu taşımak sağlıklı olmayı azaltmanın bir nedenimidir ya da onun bir sonucumudur açık değil. Ayrıca antibiyotik kullanımı sindirim sistemi mikroorganizmaları azaltabilir. Colorado Üniversitesi biyokimyacı Rob Knight, araştırmacılar “kötü yöne karşı iyi bir yol içinde mikrobiotayı (bir bölgeye ait ancak mikroskopla görülebilen hayvan ve bitkilerin tümü) düzenleyebilecek” faktörlerin neler olacağını belirlemek için hala çalışıyor.” Dedi “Sebebin ve etkinin bilindiği bir kaç durum var.”

◄►●═══════●◄►

Bakteriler bir hastalığı iyileştirmek için kullanılabilir mi?

En az bir durum içinde, bağırsağı ele geçiren bakterilerden kaynaklı, her yıl 14 bin Amerikalının öldüğü C. difficile enfeksiyonun neden olduğu ölümcül ishal var . C. difficile bilindiği gibi antibiyotikler ile yok edilmesi zordur. Ancak, araştırmacılar sağlıklı bir kişinin dışkı örneklerinden bir tüp yardımı ile hastanın midesine yerleştirmenin, sağlıklı bakteriler ile hastanın mikrobyomunu tekrardan nüfusunu artırdığını ve enfeksiyonu aniden iyileştirdiğini keşfettiler. C difficile enfeksiyonları etkili bir şekilde çoğu zaman bir kişinin alakasız bir durumu tedavi etmek için antibiyotik aldığında başlıyor. Bazı uzmanlar, hedeflerindeki zararlı bakterilerle beraber yararlı bakterileri öldüren etki alanları geniş antibiyotik kullanımı, astım, obezite ve otizm gibi hastalıklarının birden yükselmesini açıklamaya yardımcı olabileceğini öneriyor.

New York Üniversitesi mikrobiyolojist Martin J. Blaser,

“Her ne zaman kullanılırlarsa, yan etkiler olacaktır. Şimdi bu hasarın ne kadar ölümcül olduğunu tam olarak öğreniyoruz.” Dedi. Bilim adamları şimdi sağlıklı bir mikrobiyomun neler içerdiğini bulmaya çalışıyorlar. Onların, kişinin bakteriyel türlerinin karışımını düzenleyerek sağlık sorunlarını tedavi edebilecekleri umuluyor. Blaser, “Burada beklentiler sonsuzdur. Bu yaşamımın en önemli ve heyecan verici çalışmasıdır.” Dedi.

◄►●═══════●◄►

Probiyotik yükseliş.

Yale Üniversitesi bilim adamlarının bir probiyotik araştırma incelemesi,
belirli bakterilerin irritable bowel syndrom adlı bağırsak hastalığını
ve ishali azalttığını buldu.

Diğer araştırmalar onların soğuk algınlığını kısaltabileceğini gösterdi.

◄►●Probiyotikler ile «İyi» Barsak Mikrobiyomu Yaratabiliriz.

Gıdaların mikrobiyom üzerindeki etkilerine
en güzel örneklerden biri de şüphesiz,
Türklerin dünyaya tanıttığı,
Türk mutfağının vazgeçilmez yiyeceklerinden biri olan
yoğurdun bağırsak mikroflorası üzerindeki etkisidir.

Fermente süt kullanımının MÖ 4500 yıllarına kadar uzandığıyla ilgili kayıtlar
olsa da bu ilk yoğurdun insan eliyle eklenen de , Iowa Üniversitesi Tıp Fakültesi
Pediatri Bölümü, Çocuk Nörolojisi Kürsüsü öğretim üyesidir.

Yazılı kaynaklarda yoğurda ilk olarak 11. yüzyılda yaşamış Kaşgarlı Mahmut’un Divânü Lugat-it Türk’ü ile Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig adlı eserlerinde rastlıyoruz.Bu eserlerde Türklerin yoğurdu yaptıkları ve tükettikleri bildiriliyor.

Fransız tıp tarihi kitaplarında da Fransa Kralı I. François’nın (1494-1547) bir
türlü geçmeyen ishale yakalandığını ve o sırada padişah olan Kanuni Sultan Süleyman’ın (1520-1566) gönderdiği bir doktorun kendisini yoğurtla tedavi
ettiği bildiriliyor

alıntı

Hadi Kulağıma Ayıp Şeyler Fısılda…

11058508_997285533630129_4722114141339482267_n[1]

KAYA TUZU LAMBASININ FAYDALARI…

imagesS92OQ4C7

Kullanım Şekli

Tuzlamba, içerisinde bulunan ampül’ün yanması ile ısınır. Isınan tuz, havaya (-) eksi iyon dağıtır. Eksi iyon, havanın vitaminleri olan moleküllerdir. 2-3 kilogramlık bir tuzlamba, yeterli ısıya ulaştığında 10m² lik bir mekanın havasını %300 oranında daha temiz hale getirir.

Faydaları

Tuzlambanın yaydığı negatif (-) iyonlar, havadaki tozları, polenleri ve bakterileri temizler. Bunun yanı sıra alerjik rahatsızlıklara, astım hastalarına, bağışıklık sistemi zayıf olanlara, soğuk algınlığına,  migren sorununa, saman nezlesine, mevsimsel rahatsızlıklara ve horlama problemlerine de bire bir faydaları bulunmaktadır. Havadaki koku ve nemi azaltır, rahat bir uyku ortamı sağlar, sigaranın etkilerini azaltır ve ayrıca yaraların iyileşme sürecini hızlandırır.

NEGATİF İYON

Negatif iyonlar bizim soluduğumuz, kokusu ve tadı olmayan moleküllerdir. Yüksek konsantrasyonlarda doğada dağ, şelale, deniz kenarı ve ormanlarda bulunur. İnsanların kendilerini yenilenmiş hissetmelerine, daha enerjik olmalarına yol açar ve bu da stresi, depresyonu azaltır.

Bugün içinde yaşadığımız evler ve ofisler negatif iyonları içeriye alamıyor. Bilgisayarlar, florasan ışıklar havalandırma sistemlerinden gelen suni hava ve modern bina yapımında kullanılan malzemeler yoğun bir pozitif iyon üretimine yol açıyor. Pozitif iyonlar bizim kendimizi yorgun, depresif ve sinirli hissetmemize sebep olabilir.

Bilimsel araştırmalara göre negatif iyon içeren ortamlar saman nezlesi, astım, mevsimsel depresyon, yorgunluk ve baş ağrısı belirtilerini hafifletiyor. Ayrıca negatif iyon içeren ortamlarda hareket kabiliyeti artıyor, iş performansı yükseliyor, zihinsel fonksiyonlar düzeliyor ve hata oranları düşüyor.

Columbia Üniversitesi ve New York Eyalet Psikiyatri Enstitüsü tarafından yapılan araştırmalarda yüksek yoğunlukta negatif iyon içeren ortamlar mevsimsel depresyon SAD, hastalığında antidepresan etkisi yapıyor.

Mevsimsel Depresyon yaşayan 25 kişi bir ay boyunca her sabah havaya negatif iyon yayan bir aletin önünde yarım saat oturmuş. Deneklerin yarısı alçak dozda negatif iyonlu bir ortamda, diğer yarısı ise yüksek dozda negatif iyonlu bir ortamda oturmuşlar. Yüksek düzeyde negatif iyon tedavisi görmek Prozac ve Zolof gibi ağır antidepresan almak kadar etkili oluyor ve ilaçların doğurduğu hiçbir yan etki olmuyor.

Negatif iyonlar solunum yollarına bağlı hastalıkları önlemede etkili.

İsviçre de bir tekstil üretim tesisinde yapılan araştırmada iki 60m² lik odaya negatif iyon makineleri yerleştirilmiş. Her odada 22 çalışan bulunuyormuş. Bir odada çalışma süresince negatif iyon makinesi açık konumda çalışır haldeyken diğer odadaki makine çalıştırılmamış. Ancak ikinci odadaki çalışanlar kendilerinin negatif iyonu arttırılmış bir odada olduklarına inanıyorlarmış. Altı ay süren bu araştırma sonunda negatif iyon makinesinin çalıştırıldığı odadaki çalışanlarda toplam 22 iş günü kaybı olmuş. Diğer odada ise toplamda 64 iş günü kaybı yaşanmış. Bir ay süren grip salgınında birinci grupta toplam 3 gün iş kaybı olurken, ikinci grupta toplam 40 gün iş kaybı yaşanmş. ( Stark, 1971).

Sigaranın etkileri negatif iyonla azalıyor.

Boğazımızda bulunan ve toksinlerin solunum yollarındaki hassas organlara geçmesine engel olan tüylerde sigara dumanının bıraktığı etkiyi yüksek dozda negatif iyon ile nötrilize edebiliyoruz. Bu tüyler ne kadar hızlı hareket ederlerse o kadar etkili oluyorlar. Ancak sigara dumanı bunları yavaşlatıyor ve bedenin kansere yol açan kirlerden korunmasına engel oluyor. Yapılan testlerin sonucunda yüksek düzeyde negatif iyon içeren hava bu tüylerin hareketini tekrardan normale dönüştürüyor. ( Soyka, 1991 )

Negatif iyonla pozitif bir enerji ve olumlu bir yaklaşım.

Ev içi ortamlarda yoğun bir şekilde bulunan pozitif iyonlar aşırı serotonin salgılanmasına yol açar. Seratonin bedenin zihinsel, duygusal ve fiziksel stres ile baş edebilmesini sağlayan bir nöroiletkendir. Aşırı üretildiğinde öncelikle hiperaktivite yaratır ki bu da anksiyeteye yol açar ve bazen depresyona da sebep olabilir. Negatif iyon tedavisinin aşırı seratonin salgılanmasını önlediği ve bazı vakalarda depresyonu hafiflettiği görülmüştür. ( Krueger, 1957 )

Negatif iyonlar bizim daha iyi bir uyku uyumamıza yardımcı olur.

1969 yılında Fransız bir araştırmacı seratoninin aşırı üretilmesinin uykusuzluğa ve kabuslara yol açtığını göstermiş. Uyku bozukluğu yaşayan bir grup insanda negatif iyon yaratan bir hava temizleme cihazını kullandırmanın daha rahat uyumalarını sağladığını görmüştür. ( Soyka, 1991 ).

Bilim adamları ve doktorların görüşleri;

  • Dr. Krueger : Günün birinde, bugün kapalı alanlardaki sıcaklık ve nemliği düzenlediğimiz gibi iyon seviyesinde düzenleme ihtiyacında olacağız
  • Dr.E.R. Holiday : Eksi iyonlar havanın vitaminleridir.
  • Dr. Komblueh : Eksi iyonlar çok acı çeken hastaları sakinleştirdi.
  • Dr. Roberth Me Gowan : Eksi iyonlar yanıkları daha çabuk kurutup, daha az yara iziyle kısa sürede iyileştirir.

Yukardaki Yazıyı Okuyabilen Var Mı???

11116059_803462263066080_647335285_n[1]

Bana ”bunu” yapmaz diye düşündüğümüz kişi; tam olarak da ”onu” yaptı değil mi? Geçmiş olsun!..

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

Bana ”bunu” yapmaz diye düşündüğümüz kişi; tam olarak da ”onu” yaptı değil mi? Geçmiş olsun!..

Bunun niye olduğunu bul, dersini al, yola devam et!…

Anette İnselberg

 

Zayıflamak için 5 etkili egzersiz

Zayıflamak için 5 etkili egzersiz

Vücudunuzu şekle sokmak için bu egzersizleri düzenli olarak tekrarlamalısınız.

Yavaş hareketlerle şınav çekmek özellikle kol ve bacak kaslarınızı güçlendirir. 10 set deneyin.

Zayıflamak için 5 etkili egzersiz

Sırt üstü yere uzanarak elleriniz yan tarafınızdayken bu hareketi 10 kez tekrarlayın.

Zayıflamak için 5 etkili egzersiz

Bu hareket ile kalçalarınızı sıkılaştırabilirsiniz. 10-15 kez deneyin.

Zayıflamak için 5 etkili egzersiz

10-15 kez tekrarlayarak karın ve kol kaslarını sıkılaştırabilirsiniz.

Zayıflamak için 5 etkili egzersiz

Bu squat hareketini 10 kez tekrarlayın.

kaynak: pembe nar

Ne tuhaf yaşıyoruz ne tuhaf..

images[5]

Ne tuhaf yaşıyoruz ne tuhaf..

Dün “unutmam” dediğimizi bugün hatırlamıyoruz.

“Asla yapmam” dediğimizi bugün yapar oluyoruz.

Hani hiç gitmezdik ya uzak yerlere, bir de bakmışız uzağı yakın eylemişiz.

Asla “asla” demem demiş, hayat yolunda yürümüşüz.

Öyle planlar yapmışız ki, kaderi güldürmüşüz.

O kadar çok güvenmişiz ki “ben” demekten adımızı yazmayı unutmuşuz.

Velhasıl gitmişiz, yitmişiz ve hiç bilmemişiz….

Budha ise Sangha’sına yani cemaatine, bugün dilendiği yemeği bugün yemelerini, yarına yiyecek saklamamalarını ve yarın için dilenmemelerini söyler

imagesO89Q0MFL

İsa, “Göklerdeki kuşları bile aç bırakmayan Baba’nın sizi aç bırakacağına nasıl inanırsınız?” diye sorar. Budha ise Sangha’sına yani cemaatine, bugün dilendiği yemeği bugün yemelerini, yarına yiyecek saklamamalarını ve yarın için dilenmemelerini söyler.

Büyük öğretmenler yarının derdini yarına bırakmamızı söylerken bizim bunu yapamamamızın nedeni nedir? Elbette beklentilerimiz. Akışa teslim olmanın, orta yolda yürümenin, tevekkülün, wu-wei’nin anahtarı, beklentisizliktir.

Eğer beklenti varsa kontrol ve güven ihtiyacı daima olacaktır. Eğer beklenti yoksa o zaman yarının derdi yarının olacaktır.

Cem Şen

İnsanda Ödem ve Şişkinliğin Zerresini Bırakmayan 8 Yiyecek

Yaz hazırlığına diyet, meyve suları ve detoksla devam ederken gün içinde kendine çok fazla vakit ayıramayan çalışanları da düşünmek gerekiyor. Bu yüzden evde daima bulabileceğiniz, satın aldığınızda cüzdanınızı yakmayan ancak kısa sürede etkisini görebileceğiniz, ödem ve şişkinlikleri yok eden yiyecek ve içecekleri sizin için bir araya getirdik.

Bakımlı olmanın zor olmadığını bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Kilo verme yolunda ise atacağınız her doğru adım size eksi kilo olarak yansıyacaktır. Yalnızca sabırlı olun ve acele etmeyin. Aceleyle yaptığınız her işe şeytan karışabilir. Bu şeytan da kilo aldıran yiyecekler olabilir.

Dikkatler buraya toplansın, ödem ve şişkinlikleri yok eden yiyecek ve içecekleri sıralıyoruz.

Her zamanki gibi: Su

ödem söktüren yiyecekler nuflowtech – ödem söktüren yiyecekler

Vücudunuzdaki şişkinliklerden ve ödemlerden kurtulmanızın en temel yolu günlük beslenmenizin içine yüksek miktarda su eklemektir. Günlük olarak 1,5 litre ve üzerinde içeceğiniz su, ödemlerin atılmasına yardımcı olur. Ancak dikkatli olun, art arda tüketilen su vücudunuz için zararlı olabilir. Su içiminizi güne yayın.

Evin olmazsa olmazı: Yoğurt

bbc - ödem atan yiyecekler 

Az yağlı olarak satın alacağınız ya da evde hazırlayacağınız yoğurt, prebiyotik etkisiyle doğal bir ödem söktürücüdür. Detoks içecekleri ve smoothielerde de kendisine bolca yer bulan yoğurt, ödem ve şişkinliklerin yok olmasında büyük etkiye sahiptir.

Taptaze olacak: Salatalık

myhealthtips - ödem söken yiyecekler  yiyecekler

Salatalığın sağlık adına hazırlanan listelerde bulunmadığı şimdiye kadar görülmedi diye düşünüyoruz. İçerdiği su miktarıyla günlük su ihtiyacınızı da karşılamaya niyetli olan salatalık, taze olduğunda midenizi rahatlatmak üzere de aktif rol oynar.

Yarım kase, tazecik: Maydanoz

naturallyhealthytips - şişkinlik karşıtı yiyecekler naturallyhealthytips – şişkinlik karşıtı yiyecekler

Yeşil bitkilerin ödem söktürücü ve şişkinlik giderici özelliğini yavaştan görmeye başlamışsınızdır. Sabahları tüketeceğiniz yarım kase maydanoz en etkili besinlerden bir tanesidir. Çekinmeden afiyetle yemeniz gerekenlerden yani.

Günde bir bardak: Yeşil çay

pinetribe - ödem atıcı çaylar pinetribe – ödem atıcı çaylar

Yeşil çay, bitki çayları arasında tercih etmeniz gereken ve ödem söktürücü özelliğiyle öne çıkan bir çaydır. Şişkinliğin yok olmasına da yardımcı olan yeşil çayın tansiyonu yükseltebileceğini unutmamanız gerekiyor. Aksi halde yüksek oranda tükettiğiniz yeşil çay, size kalp çarpıntısı olarak geri dönebilir.

Marketlerde hep var: Ananas

pineapplepodcast - ödem atıcı meyveler pineapplepodcast – ödem atıcı meyveler

Doğal detoks olarak da adlandırabileceğimiz ananası her mevsim bulabilmeniz mümkün. Bu nedenle markette gördüğünüzde almaktan sakın çekinmeyin. Parçalara bölüp su haline getirdiğiniz ananası afiyetle içmenizi öneririz.

Kıpkırmızı: Nar ya da nar suyu

aliveandwell - ödem attıran yiyecekler 

Nar suyu olarak bahsettiğimiz suyun doğal mevye suyu olduğunu unutmamanız gerekir. Taze nardan sıkılmış bir nar suyu, ödem attırıcı etkiye sahip olacaktır. Burada dikkat etmeniz gereken en önemli şey ise kanınızdaki şeker oranı. Daha doğrusu şeker hastalarının doktoruna danışarak hangi oranda tüketmesi gerektiğini öğrenmesi.

Potasyum zengini: Muz

justinapexfitness - ödem atıcı yiyecekler justinapexfitness – ödem atıcı yiyecekler

Vücuttaki ödemin atılmasına yardımcı olmaya niyetli bir diğer meyveden bahsedelim. Muz, içerdiği potasyum ile vücuttaki ödemleri yok etmeye kararlıdır. Aynı zamanda vücudunuz ihtiyacı olan doğal şekerin alınmasını sağlar. Son olarak muz, vücudunuzun güzel kokmasına yardımcı olur.

Bonus olarak dikkat etmeniz gereken konular

– Kızartmalardan uzak durun.

– Kafein tüketiminizi dengeleyin, mümkünse minimuma indirin.

– Gazlı içecekleri tercih etmeyin.

– Hazır soslar kullanmaktan kaçının.

– Tuz ve sodyum tüketimini azaltın. Unutmayın ki 1 gram tuz 200 ml. suyun vücutta tutulmasına neden olur.

kaynak: yemek

Teslimiyet

1621874_523814164398237_1388271705_n[1]

İstediğim bir konuda,

Üzerime düşen her şeyi yapıp,

Tüm mücadelelerin bittiği noktada

Hala istediğime kavuşamadıysam,

Herşeyde bir ‘hayır’ vardır cümlesindeki,

Teslimiyete sığınmayı seviyorum…

Anette

Kahvenin Mükemmel Faydaları

images[6]

Kahve Hakkında Bilinmeyen Gerçekler
Kahve sadece tadı için değil, oluşturduğu etki için de sevilen bir içecektir.

KAHVEDE NEYDEN OLUŞUR?

Bir fincan kahve içerisinde su, protein, şeker, tanik asit, alkoloitler ve kafein barındırır.

KAHVENİN FAYDALARI

1- Kahve uyanık kalmanızı sağlar: Kafein ise adenozin maddesine direnir ve resptörleri bloke eder. Böylece daha uzun süre uyanık kalırsınız.

Peki, kahve neden uykuyu kaçırır hiç merak ettiniz mi? Bu sorunun cevabı ise net olarak kafeindir. Kahve içerisinde bol olarak kafein bulunur ve bu da uykunuzun kaçmasına yardımcı olur. Aynı şekilde aynı miktarda kafein elmada da bulunmaktadır. Yani sabah elma yerseniz de uykunuz açılacaktır. Uyku kaçırmanın yanı sıra kahveyi pasta, şekerleme ve içecek şeklinde de bolca tüketiriz.

2- Kahve strese iyi gelir: Sabah tüketilen kahve, tasa ve stresi yok eder

3- Kahve konsantreyi artırır: Düşünce akışını tetikler, dikkati arttırır, morali düzeltir. Kahve içerek geç saatlere kadar konsantre olmuş bi şekilde çalışabilirsiniz.. Ve bunları sağlayansa kahvedeki kafeindir.

4- Kahve kan basıncını yükseltir: Spor öncesinde içilen bir fincan kahve, vücudu yeni rekorlar kırmaya teşvik edebilir.  Kahve kan basıncını, vücut ısısını, kalbin kan pompalama kapasitesini yükseltir.

6- Kahve doping etkisi yapar: Bronşlar genişler ve yağ yakma hızı yükselir. Hızlanan kan dolaşımının etkisiyle kas ağrıları baskılanır. Performans sporlarında 1 lt idrarda bulunan 12 mg lık kafein konsantresi doping olarak kabul edilir. Bu da 4-5 fincana denk gelmektedir.

7- Kahve Safra taşlarını düşürür: Kadın vücudu erkeğe kıyasla iki kat daha fazla safra taşı üretiyor. Günde dört bardak kahve içen kadınların içmeyenlere oranla yüzde 25 daha az safra taşından şikayet ettiği kanıtlandı.

8- Kahve bağırsakları çalıştırır: Kahvenin bir diğer faydaları ise böbrek damarlarını genişletmesidir. Böylece küçük idrar yapmada sıkıntısı olanlar kahve içtiklerinde bu rahatsızlıklarından kurtulacaklardır.

9- Kahve zehirlenmelere karşı etkilidir: Kahvenin pek bilinmeyen bir diğer faydası da zehirlenmelere karşı etkili olmasıdır. Kahve uyuşturucu madde alıp da kendinden geçmiş kişileri uyandırmak ve kendine getirmekte son derece etkilidir.

10- Kahve öksürüğe iyi gelir: Sizi boğacak şekilde rahatsız eden öksürüğe karşı da kahve büyük bir silahtır. Bu işlevi de solunumu hızlandırarak yapar. Daha fazla akciğer aktivitesi oluşturarak solunumunuzu hızlandırır


KAHVE İLE ZARARLI BÖCEKLERİ YOK EDİN!

Kaynatılmış kahveyle çiçeklerin diplerine musallat olmuş solucanları bertaraf edebilirsiniz. Kafein bir sinir gazıdır son derece hızlı etki eder, zararlı böcekleri 24 saat içinde çiçeklerden uzaklaştırır.

KAHVENİN CİLDE FAYDALARI

Kahveden sadece içecek olarak değil güzellik malzemesi olarak da faydalanabilirsiniz. Kahve yüze uygulandığında kan dolaşımını hızlandırır ve kırışık oluşumunu engeller. Tüm süper modellerin sırrı kahve tervesini selülite karşı kullanmasıdır. Üst baldır bölgesine masaj yaparak uygulandığında ve strech filmle sarıldığında cildi sıkılaştırır ve temizler.

SAÇINIZI KAHVE İLE DURULAYIN!

Saçınızı kahveyle durularsanız, banyodan sonra saçlarınız çok gür görünüm kazanır. Saç kökleri güçlenir ve uzamaları hızlanır.

EVDEKİ KÖTÜ KOKULARI GİDERMEK İÇİN KAHVE KULLANIN!

Kahve sadece içmek için değil kötü kokuları bastırmak için de kullanılır ve pratik ev malzemesi olarak da kullanılabilir. Örneğin kötü kokuların çabucak giderilmesinde kullanılabilir. Ocağınızı ısıtıp toz kahve dökdükten sonra, güzel kahve kokusunun hemen evinize yayıldığını fark edeceksiniz.

Kafeinsiz Kahve Belleği Güçlendiriyor
New York’taki Mount Sinai Üniversitesi araştırmacıları, kahvenin beyin hastalıkları ya da yaşlanmaya bağlı unutkanlıktan muzdarip kişilerde belleği güçlendirebileceğini ve hatta semptomların ortaya çıkmasını engelleyebileceğini ileri sürdü.

Araştırmalarını fareler üzerinde deneyen bilimadamları, Tip 2 diyabeti olan farelerin ilk grubuna kafeinsiz kahve, ikinci gruba ise plasebo verdi. Diyabetin beyinde glikoz seviyesini düşürdüğü için bellek ve diğer beyin fonksiyonlarında gerilemeye yol açtığını belirten bilimadamları, beş aylık kahve tedavisinin ardından ilk gruptaki farelerin glikoz seviyesinde önemli oranda artış olduğunu belirledi.

Araştırmayı yöneten Giulio Maria Pasinetti, Tip 2 diyabet, yaşlanma ve nörodejeneratif hastalıklar gibi nedenlerin yol açtığı bilişsel gerilemenin önlenmesi ve tedavi edilmesinde kafeinsiz kahvenin önemli bir role sahip olduğunu ifade etti.

kaynak: gündemin nabzı