Ama asıl mesele insan olmaktır… İnsan olmak başka bir şeydir… Onun ne okunacak bir kitabı ne de ezberlenecek bir formülü vardır.

img_4910

 

Her şeyin olabilir.. Evlerin, arabaların.. Bilgisayar vs… her türlü teknolojik imkanın,

renk renk elbiselerin, pahalı parfüm ya da kremlerin ve pahalı alışkanlıkların…

Ve sen !.. Her şey olabilirsin…

Güzel ya da çirkin.. Uzun ya da kısa olabilirsin..

Boylu poslu.. Gösterişli ya da gösterişsiz…

Tombul yada zayıf…. Genç ya da yaşlı…

Kadın ya da erkek olabilirsin… Anne, baba olabilirsin.

Kardeş, ağabey, dost, arkadaş… Huzurlu ve huzursuz…

Güleryüzlü ya da somurtuk.. Sakin ya da hareketli…

Sabırlı, dayanıklı, heyecanlı, atak ve coşkulu olabilirsin.

Hatta her an içinde bulunduğun duruma göre bir şey de olabilirsin.

Sonra iş sahibi olabilirsin ya da işsiz…

Üniversite yada lise yada ilköğretim mezunu olabilirsin. Bir meslek sahibi olabilirsin.

Öğretmen, memur, işçi, doktor, mimar ya da avukat…

Hatta mesleğinde üst seviyelere çıkabilir ve unvanların olabilir…

Bütün bu özelliklerin çevrende pek bir takdir görebilir, övgüler alabilirsin…

Tüm bunlar iyidir hoştur, güzeldir …

Ama asıl mesele insan olmaktır… İnsan olmak başka bir şeydir… Onun ne okunacak bir kitabı ne de ezberlenecek bir formülü vardır.

Eğer; İnsanları toplumsal alt kimliklerine göre ayırmadan, cinsiyetlerine göre kayırmadan, zengin, fakir yada meslek ya da unvanlarına göre değil önce insan olduğu için sevip sayıyorsan…

Ve çevrendekilere sahip olduklarına göre değil, (seninle paylaşmamış olsa bile çevresindekilerle…) paylaştıklarına göre önem, değer ve anlam verebiliyorsan.

Verdiğin sözü tutuyor ve özün ile sözün birbirini tamamlıyorsa, iyiniyetli, samimi, merhametli, dürüst ve alçak gönüllü isen insan olmaya başladın demektir. Pek havalı sıfatların olabilir ama en havalısı insan olmaktır.

Kadın ya da erkek olmaktan, toplumsal sıfatlarından çok daha anlamlıdır. Ve tüm bunların yanına bir de erdem kattın mı insan oldun demektir. Ve insan olduğunda sen artık insanların yüzlerine değil ruhlarına bakmaya başlarsın

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Elmanın Diğer Yarısını Aramıyorum

puzzle%20hakkinda%20hersey%20111
Aslında bu soruların cevabından çok, elmanın diğer yarısının olduğunu düşünmemize neden olan temele bakmamız gerekir. Bu durumda karşımıza Sigmund Freud çıkar!

Freud’a göre; ana rahminin ilk dönemlerinde hem kadın, hem erkek organına sahip oluruz. Zaman geçtikçe bir cinsiyete doğru daha fazla yöneliriz. Kişinin kendini tamam, bütün hissedebilmesi için, karşı cinsten kendince doğru bulduğu biriyle karşılaşması gerekir.

Freud’dan çıkıp Kabala inancına da dönersek, aynı detaylı bilgiye orada da inanıldığını görürüz. O inanca göre, kadın ve erkek aslında bir yaratılmışlardır. Kadın iç enerjiden, erkek dış enerjiden sorumludur. Ancak bu bütün olan varlık dünyaya ikiye ayrılarak geldiği andan itibaren, diğer yarısını aramak zorunda kalmıştır. Bu hissin altında kendimizi eksik hissetmemiz yatıyor.

Aslında bu konu eski dönemlerde de filozoflar tarafından benzer şekilde ele alınmıştır. Doğal olarak hepimizin içinde bir eksiklik duygusu var. O muhteşem kadın veya adamı arıyoruz.

Ancak bulduğumuzda ne olacağı sorusu benim aklımı daha fazla meşgul ediyor. Madem bir elmanın iki yarısıyız ve elma olduğumuzun farkındayız, neden benim aynım bir şeyle birleşmek isteyeyim ki?

Tadı, kokusu, dokusu aynı olanla birleşirsem, bu hayata gelme sebebime aykırı davranmaz mıyım? Nasıl öğrenip gelişeceğim?

Ben diğer yarımı aramamaya karar verdim. Okuyorsa o da beni aramasın lütfen. Bir tane daha bana tahammül etmek çok zor olabilir. Ben daha kendi çıkıntılarımı rendeleyememişken, onunla uğraşmaya hiç niyetli değilim.

Candan Ünal

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Bu Evrenin Her Yerinde Kendimi Tamamen Güvende Hissediyorum

14462829_1405041112847187_7163556045069384942_n1

Her zaman sevgi ve korku arasında seçim yapma şansına sahibiz. Korktuğumuz zamanlarda aklıma güneşi getiririm. Bulutlar önüne geçtiği halde o her zaman parlamaya devam eder. O tek ebedi gücün ışığı da tıpkı güneş gibi, negatif düşünce bulutlarımız geçici olarak onun önüne geçse de her zaman üzerimizde parlamaya devam edecektir. Ben Işığı düşünmeyi seçiyorum. Işıkta kendimi güvende hissediyorum. Ve korkular üzerime geldiği zaman onları gökyüzünde gelip geçen bulutlar olarak görmeyi seçiyorum ve onlara yol veriyorum. Ben korkularım dışında bir varlığım. Sürekli kendimi koruyarak ya da savunarak yaşamak zorunda değilim. Kalplerimizde yaptığımız şeyin çok önemli olduğunu biliyorum ve her güne kalbimi dinleyerek başlıyorum. Korktuğum zamanlarda kalbimi aralıyorum ve sevginin korkularımı silip götürmesini bekliyorum.
LOUISE L. HAY
Pozitif Düşünce Gücüyle Mutlu Yaşamın Sırları Kitabından

kaynak: charlotte gabayın facebook sayfasından alınmıştır

Duygularımızın Dışa Vurumu…

14449015_915103321928771_2641291956161987016_n1

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Güçlü ve Sağlıklı Kemikler için Nasıl Beslenmeli?

Kemiklerimizin güçlenmesi için ve kemik kırılmalarının, osteoporozun, omurga hareket bozukluklarının, diş problemlerinin ve diğer birçok hastalığın önlenmesi için dengeli beslenme şarttır. Bu sağlık sorunlarını önlemek için; kemiklerimizi besleyen kalsiyum, magnezyum, potasyum, D vitamini ve Omega-3 bakımından zengin yiyecekleri beslenmenize katmanız çok önemlidir.

huesos-theen1-500x5001
Kalsiyum bakımından zengin yiyecekler

Fındık yemek, osteoporozu önlemeye yardımcı olur.
Süt ve süt ürünleri: kalsiyum bakımından çok zengin olsalar da; bazı çalışmalar, süt ve süt ürünlerinde bulunan kalsiyumun yetişkin insan vücudu tarafından kolayca emilemediğini göstermiştir.

frutos-secos-the-travelling-bum1
Çiğ ve tuzsuz kuruyemişler (badem, fındık, ceviz, kaju…)
Siyah frenk üzümü
İncir
Hindistancevizi
Sarımsak
Soğan
Elma
Armut
Mango
Plantain muzu
Avokado
Magnezyum bakımından zengin yiyecekler
Yulaf ezmesi
Marul
Kuşkonmaz
Tam buğday
Balkabağı
Tatlı patates
Bezelye
Şeftali
Mercimek
Kuru erik
Sert kabuklu yemişler (fındık, ceviz)

Potasyum bakımından zengin yiyecekler

platano1

Potasyum açısından zengin olan muz, sodyuma karşı vücut suyunun dengelenmesine yardımcı olur.
Baklagiller (nohut, bezelye, taze fasulye)
Kuru erik
Kayısı
Plantain muzu
Avokado
D Vitamini
Kemiklerin kalsiyum ve magnezyumu emebilmesi için D vitamini şarttır. Cildiniz doğrudan güneşe maruz kaldığında, vücudunuz D vitaminini doğal olarak üretir. Bu yüzden, her gün güneş doğduktan hemen sonra veya günbatımından hemen önce güneşlenmenizi tavsiye ediyoruz. Çok fazla güneş almayan bir bölgede yaşıyorsanız, D vitamininizi yumurta ve yağlı balıklardan (sardalya, ringa, somon, ton) veya takviye olarak alabilirsiniz.
Omega-3 yağ asitleri bakımından zengin yiyecekler

pescado11

Balıklarda yüksek miktarda Omega 3 ve Omega 6 yağ asitleri bulunur.
Lüfer
Yumurta
Tereyağı
Çiğ ve tuzsuz sert kabuklu yemişler
Keten tohumu

Protein bakımından zengin yiyecekler
Protein yalnızca et, balık ve yumurtadan alınmaz. Aslında çok fazla hayvansal protein tüketmek, osteoporoz gibi birtakım sağlık sorunlarının daha da kötüleşmesine yol açabilir. İşte birkaç bitkisel protein kaynağı tavsiyesi:
Baklagiller
Filizlenmiş yonca
Avokado
Kuru ve tuzsuz sert kabuklu yemişler
Spirulina
Hangi yiyeceklerden uzak durmalıyız?
Vücudumuzdaki kalsiyumu emen ve kalsiyumun vücut tarafından iyice emilmesini önleyen bazı yiyecekler vardır. Aşağıdaki yiyecekler bunlara örnektir. Bu yüzden bu yiyeceklerden uzak durmanızı öneriyoruz.

Aşırı hayvansal protein
Alkol
Tütün ürünleri
Beyaz şeker
Kahve
Gazlı ve şekerli içecekler
Rafine gıdalar
Önceden pişirilmiş gıdalar
Kızartılmış yiyecekler
Tuzlu yiyecekler
Kepek – kalsiyum emilimini engeller. Evet, tabii ki tam tahıllar tüketmeliyiz ancak lif katılmış ürünlerden (kurabiye, ekmek vb.) uzak durmalıyız veya kalsiyum bakımından zengin gıdalarla birlikte tüketmemeliyiz.
Oksalat içeren sebzeler (ıspanak, turp). Bu sebzeleri de, kalsiyum bakımından zengin gıdalarla birlikte tüketmemeliyiz.

Kemik sağlığı için Schüssler Tuzları
Schüssler Tuzları, hiçbir kontrendikasyon veya yan etkisi olmayan homeopatik ilaçlardır. Vücudunuzun besinleri daha iyi emmesine yardımcı olmak istiyorsanız, bu tuzların çok faydasını görebilirsiniz.
Bu Tuzlardan bazıları, özellikle bazı kemik sorunlarında çok faydalıdır:
Kemik aşınması: Kalsiyum Fosfat
Çok ince kemikler: Sodyum Klorür ve Sodyum Sülfat
Hassas ve kırılgan kemikler: Kalsiyum Fluoratum, Kalsiyum Fosfat ve Magnezyum Fosfat
Katı kemikler: Kalsiyum Fluoratum, Kalsiyum Fosfat ve Silikon Oksit
Kırık kemikler: Kalsiyum Fluoratum, Kalsiyum Fosfat ve Magnezyum Fosfat
Tam olarak iyileşmemiş eski kemik yaralanması ağrıları: Sodyum Fosfat, Silikon Oksit ve Magnezyum Fosfat

KAYNAK: SAĞLIĞA BİR ADIM

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Beyni Yakan Bir Soru…

14519851_10209478195864701_4628234621284121881_n1

Yukarda gördüğünüz sayıların toplamı kaçtır?

Ortaya Karışık kategorisinde yayınlandı. 14 Comments »

Kendini Sev Hayatını İyileştir Semineri Son İki Kişi

004

 

SON İKİ KİŞİ…
Kendinize aşka paraya sağlığa ilişkilere ait olumsuz inanç kalıplarınızı bulup dönüştürmek ve kendinizi sevmek isterseniz bu cumartesi (15 ekim sabah 10.00-18.00 arası) sizi bekliyorum… Gelin bu harika dönüşümün temellerini beraber atalım…
Heal Your Life Workshop, Louise L. Hay’in kitapları ya da konuşmalarındaki öğretilerin çok daha ötesini kapsar.
Louise L. Hay, 1980’li yıllardan beri dünyada “insanın kendisini ve hayatının her alanını iyileştirme” akımının öncüsü olmuş, kişisel gelişimin en büyük ve önemli ikonlarından birisidir.
Heal Your Life Workshop” ruhsal, fiziksel, duygusal, içsel olarak dört ana yönden çalışır. Bütün workshop sürecinde deneyimleyeceğiniz her uygulama, temelde ‘kendimizi en derinden ve şefkatle sevebilme felsefesini’ deneyimletir. “Şayet biz kendimizi gerçekten sevmeyi başarabilirsek, hayatımızı tamamen değiştirebiliriz.” diyen Louise L. Hay’inde dediği gibi, kendi içine yapacağın bu güvenli ve keyifli yolculukta kendine olan bakış açını ve sevgini, dolayısı ile hayata karşı bakışını ve tavrını farkedeceksin. “Yaşamda nasıl hissetmek istiyorsan; kendine, hayata ve başkalarına da öyle davran” diyen Louise L. Hay “Heal Your Life Workshop”ta şunları amaçlıyor:
– Doğduğumuz andan itibaren farkında olarak yada olmadan almış olduğumuz, şuanki yaşamımıza olumsuz etkisi olan yada ‘bir şey beni engelliyor’ dediğimiz hallerin ardındaki bizi sınırlayan inanç kalıpları, düşünceler ve duygular için güçlü ve dönüştürücü uygulamalar.
– Motivasyonumuzu aşağı çeken, kısır döngü süreçlerin ardında yatan inançlarla vedalaşmak için egzersizler.
– Bastırılmış olumsuz duyguların (öfke, nefret, kızgınlık, korku, suçluluk duygusu vb.) kaynağını tespit edip, güvenle ifade edilebilmesi ve bırakılabilmesi için egzersizler.
– Hastalıkların veya fiziksel semptomların duygusal ve zihinsel kaynaklarının farkedilmesi, sevgiyle şifalandırılması için etkili uygulamalar.
– Özgürleştirici ve iyileştirici uygulamalarla geçmişin puslu gölgesinden çıkarır.
Seminer çıkışı katılım sertifikası verilmektedir…

Başvurular

Anette İnselberg
Cep: 0(536) 798 68 68 & http://www.anettei̇nselberg.com

Nea Yaşam Merkezi
Valikonağı Cad. Poyracık Sok. İlgen Apt. N.28/15 K.4
Nişantaşı tel: 0212 219 19 30

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Hasta Değil Susuzsunuz…

su-icmek1

 

SU İÇMEK İÇİN 46 SEBEP
Iranlı bir hekim olan Dr. Feridun Batmanghelidj, 1979′da İran devrimi sırasında siyasi tutuklu olarak hapisteydi. Bir gün, mahkûmlardan birinin, koridorda, iki büklüm olmuş vaziyette, inanılmaz mide sancılarıyla kıvrandığını gördü. Dr. Batmanghelidj ülseri dolayısıyla 10 saatten beri bu şekilde sancı çeken hasta mahkûma müdahale etti ve ölmek üzere olduğunu düşündüğü adama iki bardak su içirdi. Adam çok geçmeden kıvranmaktan kurtuldu.”
O günden sonra Dr. Batmanghelidj, suyun şifa verici etkisi üzerine çalışmalarını yoğunlaştırdı. Cezaevinde kaldığı 2,5 yıl içerisinde sadece su kullanarak yaklaşık 3 bin peptik ülser hastası tutuklu ve hükümlünün iyileşmesine vesile oldu. Dr. Batmanghelidj su üzerine yaptığı çalışmalarının sonuçlarını Iranian Medical Association ve The Journal of Clinical Gastroenterology dergilerinde yayınladı.
Dr. Batmanghelidj “Hasta Değil Susuzsunuz” kitabında bir insanın 46 nedenle suya ihtiyaç duyduğunu anlatmaktadır.
Dr. Batmanghelidj’le göre bu sebepler şunlardır:
1- Hiçbir canlı susuz yaşayamaz.
2- Su yetersizliği vücudun bazı fonksiyonlarını önce bastırır, sonra öldürür.
3- Su temel enerji kaynağıdır.
4- Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir.
5- Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.
6- DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur.
7- Bağışıklık sisteminin merkezi olan kemik iliğini, kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.
8- Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metobolik aşamalarında görev yapar.
9- Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur.
10- Su, besinlerdeki gerekli öğelerin emilimini artırır.
11- Bütün öğelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.
12- Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.
13- Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır.
14- Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.
15- Eklem boşluklarındaki temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.
16- Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları”na dönüştürür.
17- Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
18- Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur.
19- Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.
20- Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.
21- Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir.
22- Serotonin ve diğer nörotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.
23- Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir.
24- Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizliği sorununa çözüm getirir.
25- Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür.
26- Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.
27- Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.
28- Uykuyu düzenler.
29- Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir.
30- Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
31- Gözlere canlılık ve parlaklık verir.
32- Glokomdan korunmamıza yardım eder.
33- Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.
34- Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.
35- Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.
36- Kadınlarda, âdet öncesi ağrıyı ve ateş basmasını hafifletir.
37- Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller.
38- İnsan vücudunda dehidrasyon sırasında kullanılabilecek bir su deposu yoktur. Bu nedenle gün boyunca düzenli olarak su içmemiz gerekir.
39- Dehidrasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.
40- Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.
41- Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yap¬madan zayıflayın.
42- Dehidrasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.
43- Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.
44- Zihin ve vücut fonksiyonlarını bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yeteneğini artırır.
45- Yaşlılıkta bellek kaybının önlenmesine yardımcı olur.
46- Kafein, alkol ve bazı ilaçlara duyulan bağımlılığın giderilmesine yardımcı olur.

* Vücut su kıtlığı çektiğinde kandaki suyu kullanırsa,
YÜKSEK TANSİYON hastalığına yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde omurlardaki suyu kullanırsa,
BEL VE BOYUN FITIĞI hastalığına yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde kemiklerdeki suyu kullanırsa,
gut – atrit gibi romatizmal hastalıklara yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde akciğerdeki suyu kullanırsa,
ASTIM hastalığına yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde pankreastaki suyu kullanırsa,
ŞEKER hastalığına yakalanırız.
* Vücut su kıtlığı çektiğinde midedeki suyu kullanırsa,
ÜLSER hastalığına yakalanırız.
* Bağırsaklarda su eksilirse, kabızlık meydana gelir ve
KOLON kanseri olma tehlikesi yaşarız.
* Hücrenin su eksikliği çok artarsa, beynimiz hücreye oksijen göndermeyi keser. Oksijen kesilmesi sonucunda da hücre KANSERLEŞME sürecine girer !!!…
Hasta olmamak için vücüdumuzu susuz bırakmamalıyız.
Alkali – Canlı su içmeliyiz. Alkali ve canlı olmayan sular ne kadar çok içilse de vücut yine susuz kalmaktadır !!!…
Çağımızın en büyük problemi ; içilen ölü sulardır !!!
Hasta değil susuzsunuz …..

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Aldırmamayı Öğrenin: Ne Yaşadığınızı Sadece Siz Bilebilirsiniz

ozgurluk-anlatilmasi1

Hayat başınıza her şeyin gelebileceği, her şeyin değişebileceği ve aynı zamanda her şeyin mümkün olduğu karmaşık bir yoldur.
Ancak cesaretli bir kadın olarak siz, bu gün bulunduğunuz koşullara ulaşabilmek için ne gibi badireler atlatılması gerektiğini bilen tek kişisiniz.
Belki her yeni gün çok da kolay bir gün olmuyor. Ailenizin bireyleri iyi ya da kötü günler geçiriyorlar, partneriniz onun için ne kadar özveride bulunduğunuzun belki de farkına varmıyor, ya da sadece sabah uyandığınızda gözlerinizi “bir günün daha altından kalkabileceğime inanmıyorum…” diyerek açıyorsunuz.
Ama gözlerinizi yine de açıyor, dünyaya bir bakış atıyor ve hayata kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Aslında düşündüğünüzden çok daha güçlü ve başka hiç kimsenin bilmediği kadar da cesursunuz.
Tek yapmanız gereken sadece kendinize birazcık daha fazla güvenmek. Böylece kendinize olan güveninizle karşınıza çıkacak her şeyle yüzleşebileceksiniz.
Bugünkü makalede sizi aşağıda bahsedeceğimiz noktalar üzerine biraz daha düşünmeye davet ediyoruz. Bunu yapmanız eminiz ki hayatınızdaki bazı yanlışları görmenizi sağlayacak…
Aldırmamayı Öğrenin
1. Önemli olan kimin en çok çaba gösterdiği değil, “aldırmamayı” kimin başarabildiğidir.
Bazen en güçlü insanların her şeye karşı koyan insanlar olduğunu düşünebilirsiniz. İşlerine, evdeki sorumluluklarına, çocuklarına, ailelerine, kanunlara karşı koyan insanların…
Herkesin bazen bir şeylere ihtiyacı vardır. Sizse belki de kendisinden önce diğerlerini memnun etmeye çalışanlardansınız.
Bunun iyi bir davranış olabileceğine hiç şüphe yok. Sosyal ve duygusal çevrenizi oluşturan insanlardan sevginizi ve desteğinizi esirgememelisiniz. Ancak bazı durumlarda dengenin korunması söz konusu olmayabilir.
İnsanlar mimiklerinizi ya da onlar için yaptığınız iyilikleri tam olarak anlamayabilir, kendi problemlerinin ağırlığını sizin sırtınıza yükleyebilirler…
Öyleyse kendi deneyimlerinize, kendi bilgilerinize ve endişelerinize göre yaşayın. Kimsenin yükünü sırtınızda taşımayın, çünkü bu sizin gelişiminizi sınırlandıracaktır.
Eğer etrafınızda hayatınızı yöneten, özgürlüğünüze gem vuran ve kendi yolunuzu çizmenize engel olan bir aile bireyi varsa, buna artık bir sınır koyun. “Aldırmamayı öğrenin.”
Başkalarının sıkıntılarına katlanmayın. Daha iyi bir “siz”e ulaşmak için onların bencilliklerine, güvensizliklerine, şüphelerine ve asılsız eleştirilerine fırsat vermeyin.
Negatif duyguları ve bakış açılarını üzerinize almayın çünkü bunlar bir süre sonra siz tutsak edecekler.
Eğer haklarınıza saygı göstermeyen bir partneriniz varsa veya partneriniz olduğunuz gibi biri olmanızı engelliyorsa, bir kez daha düşünün. Ne yapıp yapmayacağınızın söylenmesine ya da sevdiğiniz şeylerin yasaklanmasına izin vererek, kendinizi “beklemeye” alıyorsunuz. Gerçek güç, insanın kendisini kontrol altına alan ya da kıran şeyleri hayatından çıkaracak kadar cesur olmasında yatar.
Eğer bir arkadaşınız kendi ihtiyaçlarını sizinkinin üzerinde tutuyor, sadece kendi ilgi alanlarını önemsiyor ve yalnızca bir şeye ihtiyacı olduğunda yanınıza geliyorsa, bunu da bir kez daha düşünün.
Size ait olmayan problemleri biriktirmeyin ve hayatınıza sıkıntılar eklemek yerine uyumu arayın.
Kendinizi diğer insanlardan öncelikli tutmak bencillik değildir. Sizi mutlu etmeyen şeyleri bir kenara bırakın. Hayatınızda asla vazgeçmemeniz gereken sadece birkaç önemli kişi vardır: kendi öz benliğiniz ve gerçekten sevdiğiniz insanlar.
Hayatınız boyunca birçok engelle karşılaşacaksınız. Kendinize fazla yüklenmekten vazgeçin çünkü bu yük daha ileriye gitmenize mani olacak. Sizi “dibe doğru çeken bu taşların” tümünden kurtulun.
İşte size “Yapmamanız Gerekenler”den oluşan bir liste. “Yapmanız Gerekenler” listesi ise hayattaki bütün engellerden kurtulmak için sadece bir tek önemli şeyden ibaret: “Aldırmamayı öğrenin”.
2. Asla unutmayın, her şey gelir ve geçer.
Herkes bir şeylere mümkün olan en kısa zamanda ulaşma arzusundadır: hayatının aşkına, bir seyahate, bir işe, yeni bir eve…
Ancak hiçbir şey için acele etmemelisiniz. Hayat kendi ritminde ilerler. Siz ise bu akış içerisinde sabırlı olmayı, onun huzurlu ve sizi hiçbir zaman geride bırakmayacak ilerleyişine ayak uydurmayı öğrenmelisiniz.
Ancak zaman sizi hayallerinize doğru yaklaştırırken, ayrıca hayal kırıklıkları, üzüntüler ve kayıpları da beraberinde getirecektir.
Bir kadın olarak hayatınız boyunca sadece sizin tam olarak anlayabileceğiniz ve belki de sadece sizin bildiğiniz birçok zorlukla karşı karşıya kaldınız.
Bizler aslında göründüğümüzden çok daha fazlasından ibaretiz. Hepimiz eski anılarımızı içimizde saklar ve hala hatırladıkça iç çekeriz.
Ancak her şeyin üstesinden gelmek gerekir. Çünkü aslında önemli olan “burası ve bu an”, şimdi içinizde bulunduğunuz mekan, ne istediğiniz, neye ihtiyaç duyduğunuz, size ait olmayan başkalarının problemlerini ve yüklerini üzerinizden atmanızdır.
Bu hayatta her şey gelir ve geçer. Ve unutmayın: hayatın ilerleyişinden korkmayın. Küçük şeylere aldırmamayı öğrenin.
Korkmanız gereken tek şey yaşanmamış bir hayat düşüncesi, zorluklar da dahil deneyimlere doldurulmamış yılların verdiği boşluk hissidir… Çünkü bütün bunlar sizin büyümenizi sağlayan şeylerdir.
Ne yaşadığınızı sadece siz bilebilirsiniz, bu güne gelebilmek için nelerden ödün verdiğinizi de… Bu yüzden kim olduğunuzla ve başardığınız her şey ile gurur duyun.
Kaynak:Sağlığa bir adım

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Vücudunuz Kalp Krizi Gerçekleşmeden 1 Ay Önce Sizi Uyarıyor – İşte Herkesin Bilmesi Gereken Gerçekler

Yapılan araştırmalar ve bilinçlendirme çalışmaları sayesinde de milyonlarca vatandaşımız da kalp krizinden korunmayı başarıyor.

Ancak yine de bu korkunç rahatsızlık hakkında insanların daha da bilinçlendirilmesi gerekiyor. Önemli olan ise kalp krizi geçirmeden önce gereken önlemleri alabilmek ve kendinizin kalp krizi riski taşıyıp taşımadığını bilmek.

Bir diğer acı gerçek ise kalp krizi geçiren bütün vatandaşların, kriz öncesi belirtileri gözle görülebilir şekilde tecrübe etmeleri. Dediğimiz gibi önemli olan belirtileri düzgünce gözlemleyebilmek ve profesyonel yardım almak.

Newsner

1- Yorgunluk

Hepimiz bazen yorgun hissedebiliriz. Bu gayet normal. Ama markete giderken bile yoruluyorsanız, durup düşünmeniz gerekiyor.

Ek olarak, eğer birden ve hızlıca nefesiniz kesiliyorsa, acilen doktora görünüp EKG çektirmeniz gerekiyor. Eğer stresli biriyseniz ve kalp sağlığınız pek de iyi değilse her an kalp krizi geçirme riski taşıyorsunuz demektir.

Fotoğraf: Shutterstock

2- Göğüs Ağrısı

Kalp krizinin en belirgin belirtilerinden biri de göğüs ağrısı veya sıkışmasıdır.

Göğüs ağrısının benzeri ağrılar vücudun çeşitli bölgelerinde de gerçekleşebilir. Özellikle kollarda gerçekleşen ağrılara (sol koltuk altı da bu bölgelerden biridir) dikkat edilmesi gerekir. Öte yandan benzer ağrılar boğazınızda, ensenizde, çenenizde, sırtınızda ve karnınızda da görülebilir. Ağrı genel olarak 15 dakika sürer.

3- Solunum sıkıntısı

Kalp krizi öncesi solunum sıkıntısı ve nefes darlığı tecrübe edilir. Bunun temel nedeni de damarlarınızın tıkalı olması nedeniyle akciğerinize kan gidemiyor oluşudur.

Eğer nefes darlığı yaşıyorsanız derhal bir doktora görünmeniz önerilir.

Fotoğraf: Shutterstock

4- Dermansızlık

Sık sık yorgun ve güçsüz hissediyorsanız bunun nedeni akciğerlerinize yeterince kan gitmemesi olabilir. Kronik yorgunluk sendromuna sahip kişilerde kalp krizi riskine sıkça rastlanmaktadır.

5- Baş dönmesi ve soğuk terleme

Aşırı terleme kalp krizi belirtilerindendir. Eğer aşırı ve sık terliyorsanız, doktora görünmeniz tavsiye edilir.

Baş dönmesinin nedeni de genelde beyne yeterince kan gitmemesidir.

6- Grip/Soğuk algınlığı

Ateşiniz yüksek, şiddetli öksürüyor ve anormal şekilde üşüyor musunuz? Merak etmeyin, bunlar kalp krizinin direk belirtileri değildir.

Ancak yine de bunların kalp krizi öncesi rastlanan belirtiler olduğunu bilmekte fayda var. Kesinlikle dikkate alınması gerekir.

Yukarıda bahsedilen olası kalp krizi belirtilerinin insandan insana ve kadından erkeğe değişiklik gösterdiğini bilmekte fayda var.

Bu 6 olası belirtiyi göz önünde bulundurarak hem kendi hayatınızı hem de başkasının hayatını kurtarabilirsiniz.

Yazıyı bütün arkadaşlarınızla paylaşarak kalp krizi hakkında bilinçlendirmeyi unutmayın.

kaynak: newsner

 

Bitki Alemi kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Amerikada ünlü bir Avukatın kaybettiği tek DAVA…

14642392_1176912035732840_8839549443783439584_n2
Ünlü bir futbolcu karısını öldürmekle suçlanıyordu.Futbolcu yakalanmıştı. Ama karısının cesedi ortada yoktu.Duruşma Amerikan filmlerindeki gibiydi.Futbolcu sanık sandalyesinde oturuyordu.Kucak dolusu parayla tuttuğu Avukatı jüriyi ikna etmeye uğraşıyordu.
” Sayın jüri üyeleri müvekkilimin suçsuz olduğuna yürekten inanıyorum.Buna az sonra sizde inanacaksınız.Neden mi ? Bakın, şimdi 1′ den 10′ a kadar sayacağım ve müvekkilimin öldürdüğü iddia edilen karısı bu kapıdan içeri girecek ..1,2,3,4,5,6,7,8,9,10..”
Bütün jüri kapıya döndü.Kimse girmedi içeri.Avukat bir savunma dahisiydi, öldürücü hamlesini yaptı.
” Bakın sizde kadının öldüğüne inanmıyorsunuz.Çünkü hepiniz içeri girecek diye kapıya baktınız ..İşte kararı buna göre vermenizi talep ediyorum.. ”
Ancak jüri ünlü futbolcuyu suçlu bulduğunu bildirdi ve dava bu şekilde sonuçlandı.Mahkeme çıkışında Avukat , bayan jüri başkanına yaklaştı;
” 10′ a kadar saydığımda sizde diğer üyeler gibi kapıya bakmıştınız Neden böyle bir karara imza attınız ? ”
” Doğru ” dedi jüri başkanı ; bende kapıya baktım ama müvekkiliniz kapıya bakmıyordu ..”
BAKIŞ açınızı ne kadar geniş tutarsanız, doğruya ulaşmanız o kadar hızlı olur. En iyi Analist herkes bir noktaya bakarken, o noktaya yönelen bakışları izleyen kişidir …

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Mahmut/Gunun Fotosu/10.10.2016

safe_image6

Osman İlder Yalin

Günün Fotosu kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »

Aşureniz Bereketli,Paylaşanınız Bol Olsun…

 

Kaynatacağınız aşurenin evinize ve sofranıza bereket ve bolluk getirmesini dilerim. Bereketin, paylaşmanın, barış ve kardeşliğin simgesidir aşure.İşte yine Muharrem ayı geldi ve mutfaklarımızı da bir telaş aldı.Evet çok kolay bir iş değil aşure yapmak ama o kadar da zor değil. Yeter ki biraz zaman ayıralım. Son birkaç yıldır ben de daha kısa zamanda yapabilmek için aşurelik buğdayımı düdüklü tencerede haşladıktan sonra işe başlıyorum. Aşağıda tarifinde de göreceğiniz “gelin etme ” işlemini düdüklüde haşladığım buğdayın üzerini örtüp bir gece bekleterek yapıyorum. Böylece aşuremin yapılışını 2 güne indirmiş oluyorum. Yani 1 kg buğdayın parti parti düdüklüde haşlanması toplam 1 saat, gelin edilmesi 1 gece . Ertesi gün şekeri ve malzemelerinin katılıp tekrar kaynaması ve kaplara bölünüp süslenmesi de 4- 5 saati alıyor. Bunun yarısını yapacakların işi biraz daha kolay olur elbette. Ne yapalım gülü seven dikenine katlanırmış.Haydi hepinize kolay gelsin.

Arapça’da “aşura”nın kelime anlamı “on”dur. İslami inanca göre hicri yılın ilk ayı olan Muharrrem ayının onuncu günü Aşure günüdür. Bugünden başlayarak bir ay boyunca yapılan aşure eşe dosta konuya komşuya dağıtılır. Farklı dinlerden toplumların farklı sebeplerle, farklı zamanlarda, farklı şekilde pişirdiği aşurenin ortak malzemesi “toprağın meyvesi” diye benimsenen buğdaydır. Buğdaya çeşitli kuru bakliyat, ve yemiş ilave edilerek zenginleştirilir.

Ermeniler aşureye anuş abur, yani tatlı çorba diyorlar ve 31 Aralık ile Ocak ayının 6 sı arasında yapıyorlar. Rumlar koliva diyorlar ve aşureyi kabristanda dağıtıyorlar. Yahudiler ise aşurelerini ağaç dikme bayramı ve bereket dileme günü olan Tu B’Şevat gününde pişiriyorlar. Bu bayram günü Musevi takvimine göre Şevat ayının 15 ine denk gelir. Aleviler ise aşurelerini Kerbela’da şehit olan Hz. Muhammed’in torunu Halife Ali’nin oğlu Hüseyin’in anısına ve bu olayın Muharrem ayının 10’una denk geldiği kabul edildiğinden o gün pişirirler ve ayni gün şehit olan 12 imama atfen 12 çeşit malzeme ile yaparlar. Bazıları da 40 çeşit malzeme koymayı tercih ederler.

Halk arasındaki en bilindik inanç aşurenin Nuh’un gemisinin büyük selin ardından suların çekilmesi sonucunda Cudi dağına oturması anısına yapıldığıdır.. Bu inanca göre aşure gününde gemide bulunanlar, tufandan kurtuldukları için bir şükran borcu olarak gemide kalan nohut, buğday, üzüm, bakla gibi bütün yiyecekleri toplayıp bunlardan bir çorba pişirmişlerdir. Bazı deyişlere göre de tufandan ellerinde kalan tatlı tuzlu ne varsa aç kalmamak için karıştırıp bir tür çorba yapmışlardır.

Aşureyi, yapılış sebeplerini ve kökenini araştırınca çeşitli kültürün ayni kazanda buluştuğunu görüyoruz. Toplumumuzda aşure tüm yıl boyunca yapılabilen bir tatlı olduğu halde hiçbir zaman sadece evde yemek için yapılmaz, muhakkak paylaşılır, geleneklere göre kız anneleri özellikle Muharrem ayında aşure yapar ve eşe dosta dağıtırlar. Bu sevgi ve dostluk alışverişi komşu evler arasında aşure kaselerinin değiş tokuşuna sebep olur.

Tabii ki ana malzeme buğday olsa bile her kültürde ve her evde pişen aşurenin tadı da başka olur. İçine katılan çeşitli malzeme aşurenin lezzetini ve kıvamını belirler. Günümüzde muhallebi kıvamında yenilen aşure, Osmanlı sarayında süzülerek özel aşurelik sürahilerde sunulurmuş.

1-DSC_6626-1

 

MALZEMELER:

500 gr. aşurelik buğday

1,5 kg. toz şeker

2 avuç haşlanmış nohut

2 avuç haşlanmış kuru fasulye

1 çay bardağı pirinç

Yaklaşık 5-6 lt.su

İçine eklemek ve üzerlerini süslemek için: Kızarmış kestane, ceviz, Antep fıstığı, fındık, badem, nar taneleri, kuru incir, kuru kayısı ve başka yemişler. Yine arzu edenler içine az gülsuyu katabilirler. Bazıları da üzerine tarçın ekerler. Bunlar tamamen arzuya bağlı şeylerdir.

 

YAPILIŞI:

Öğrendiğime göre eskiler aşureyi 3 günde yaparlarmış ama modern mutfaklarda bu işi 2 hatta 1 günde bile yapabiliyoruz. Ancak 3 güne böldüğünüzde daha az yorgunluk olduğunu da unutmayalım.

-Buğdayımızı ve pirinci geceden suda ıslatıyoruz.

-Nohut ve fasulyemizi de ıslatıyoruz. Bunları ertesi gün düdüklüde haşlıyoruz. Ancak bu işlemi önceden de yapabilirsiniz. Hatta buzlukta haşlanmış nohut fasulyeniz varsa işiniz daha da kolay.

-Buğday ertesi gün büyük bir tencerede iyice, taneler yarılıp da nişastasını salana kadar kaynatılır.

– İyice kaynayan buğdayı ocaktan alıp, kapağını kapatıyoruz. Tenceremizin her bir yanını sıkıca battaniye ile örtüp ertesi sabaha kadar bekletiyoruz. Yani eskilerin tabiriyle buğdayı *“gelin” ediyoruz.

-Ertesi sabah tenceremizi açtığımızda buğday suyunu çekmiş ve pelteleşmiş olacak. Oacağın altını açmadan bir miktar sıcak su ekleyip buğdayı çözüyoruz. Bir çaydanlıkta sürekli kaynar su bulunduruyor ve tenceredeki su azaldıkça üzerine eklemek suretiyle aşuremizi tekrar kaynatmaya başlıyoruz. Bu aşamada nohut ve fasulyeleri, ekliyoruz.

-En sonunda artık buğdayın tam pişmiş olduğuna emin olduğumuz anda şekerini ekliyoruz. Çünkü erken konan şeker buğdayı aniden sertleştirebilir , aşureyi de sulandırabilir ve aşurede buğday taneleri diri kalabilir. Bazıları bu aşamada aşureyi el blenderi ile ezmeyi tercih edebilirler, bu tamamen keyif meselesi.

 

– Artık minik kesilmiş kuru kayısılar, isteniyorsa incir, fındık, badem, kestane, sultani üzüm aşureye katılır ve bir iki dakika sonra ocak söndürülür. Ben kayısı ve kestaneyi kaselerin dibine koymayı üzerine aşureyi dökmeyi tercih ederim. Bu da size kalmış bir şey.

Aşuremiz pişmiş servis tabaklarına alınıp süslenmeye ve eş dost, konu komşu ile paylaşmaya hazırdır.

Aşureniz ve eviniz bereketli olsun!

 

*gelin etmek: Bir rivayete göre eskiden aşure tenceresi salonun ortasına konur ve gelin olarak düşünülürmüş ve üzeri çeşitli örtüler, ev halkının getirip bıraktığı hırka, başörtüsü gibi şeylerle örtülür, gelinin gece boyu üşümemesi sağlanırmış.

NOT.:Eğer aşurenizi düdüklüde yapmak istiyorsanız, o zaman geceden ıslattığınız buğday,fasulye ve nohutu ertesi sabah ayrı ayrı düdüklüde haşladıktan sonra , 10 dakika kadar da hep birlikte yine düdüklüde özlendirebilir, ardından büyükçe bir tencereye alıp şekerini ve diğer katmak istediklerinizi katıp gerekirse kaynar su ekleyerek kıvamını ayarlayabilirsiniz. Ancak 6lt. lik bir düdüklüde yapabileceğiniz en fazla miktar yukarıdakinin yarısı olabilir. Yani 250 gr. buğdaydan fazlasını düdüklüde pişirmek tehlikeli olabilir.

Yine yeniden | mutfak penceremden

Yemekte Ne Var ??? kategorisinde yayınlandı. 1 Comment »

Hayatınızı değiştirecek bu 7 düşünceyi mutlaka okuyun ve uygulamaya çalışın…

48edbshutterstock_220079902-ziplayan-yunuslar-mavi-deniz-ve-gokyuzu-beyaz-bulutlar1

 

Her şey bir söz ile değişebilir. Tüm düşüncelerin ve fikirlerin içinde sevgi vardır. Nefretin karşısında duran sevgi, gerçekte nefretin yaşamasının sebebidir. Bu düşünceye yin ve yang diyoruz. Tüm her şeyde diğer her şeyin işaretlerini ve şekillerini görebiliriz. Gözle gördüğümüz dünyayı beynimiz tekrar yorumlar. Kısaca biz beynimizin bizim için tekrar oluşturduğu bir dünyanın içinde yaşıyoruz. Hayatınızı değiştirecek bu 7 düşünceyi mutlaka okuyun ve uygulamaya çalışın…

”En derindeki ince bilinç her zaman yerindedir ölümden sonra bile bedeni terk etmez.” Tibet felsefesi

Başlangıcı olan her şeyin bir sonu vardır.
Bu düşünce bize hayatın özetini veriyor. Hayatta başladığın her şey bir şekilde sona da erecek. Bir acı çekiyorsan bu mutlaka sona erecektir. Dahası hayat zaten sona erecektir. Onun için yaşamın bu kuralını aklından çıkarma. Hiç bir şey o kadar uzun sürmez. Doğar, olgunlaşır ve ölür.

Her son bir başlangıca dönüşür.
Hiç bir var olan şey tamamen yok olmaz. Fiziki ve enerji olarak dönüşür. Bir ağaçı kestiğinde pek çok şeye dönüşür. Keresteye, mobilyaya, kaleme vb. bu fiziki dönüştür. Ağacın enerjisel dönüşü onu başka bir şeye dönüştürür. Tohumları yeni ağaçlara dönüşür. Sonlar başka başlangıçlar için gereklidir. Kısaca bir şeyin sonuna yaklaştığında şunu bil; hayat başka bir şeye dönüşecektir.

Yaşanmış olan her şey yaşanması gerektiği için yaşandı.
Hayatında kendini ve başkalarını suçlamayı bırak. Keşke şöyle yapsaydım veya bunu yapsaydım demeyi de öyle. Her şey yaşanması gerektiği için yaşandı. Sana gelen her şey bir sınavın ve deneyimin parçası. Bunu kabul ettiğinde gerçeği görürsün. Bunlar gerçekten senin kişiliğini oluşturan en önemli etkenlerdir.

Değişim Her Anda Vardır.
Şu anda değişim için bir adım attığın an bu doğru olan zamandır. Her istediğin anda ruhsal kurtuluşun yolu açıktır. Değişim asla huzurlu bir yol değildir. O zorlu ve acı dolu bir yolculuktur. Fakat sonunda uçsuz bucaksız bir kavrayış ve huzura ulaşırsın.

Anın Fark et Anı Yaşa.
Şu an eşsizdir ve muhteşemdir. Şimdi çok basit bir şey yapalım. Şu anı fark edin ve gelecek, geçmişten uzaklaşın. Kaygılarınız hala devam ediyor mu? Kaygılar ve düşünceler duruyor değil mi?Kaygılarınız azaldı ve zihninizdeki düşünceler duruldu.

Pozitif düşün ve negatiften uzak dur.
Düşünceler hayatımızı şekillendirir.Bir şeyi uzun süre düşünürsen o şeyi gerçekleştirmek için beyin harekete geçer. Bu durumda düşüncelerin olacakları etkiler veya olmasına sebep olabilir. Bu düşüncenin gücünü gösterir. Pozitif düşünce sağlığa çok iyi gelen bir şeydir. Hayatınızı pozitif düşünce ile yönetin. Pozitif bir bakış açısı elde edin.

Şükür; Hayatın Gerçek Güzelliği.
Hayat size şükrettiğinizde huzur verir. Gerçek anlamda şükretmek veya teşekkür etmek muhteşem bir enerji kaynağıdır. Şükrettiğinizde şükrettiğiniz şey daha iyi ve huzurlu olur. Siz daha iyi olursunuz ve tüm evrensel enerji, çevrenizdeki negatif enerjiyi yok eder. Şükretmek hayatın en güzel duygusudur.

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. 2 Comments »

“Hepimiz Biraz Şamanız” Dedirten 17 Adet ve Gelenek

Farkında olsak da, olmasak da kültürümüzün, yaşayışımızın, gelenek ve göreneklerimizin temelinde Şamanizm ve Tengrizm kökenli davranışlar vardır. Günümüzde bu davranışlar batıl olarak nitelendirilse bile, kökenleri araştırıldığında hemen hepsi manaya bürünür.

1. Kurşun Dökmek

Kurşun Dökmek

Kurşun dökme adeti de şamanizm geleneklerindendir. Şamanizm’de buna “kut dökme” denir. Kötü ruhlardan birinin çaldığı kutuyu “talih, saadet unsurunu” geri döndürmek için yapılan bir sihri ayindir.

2. Kırmızı Kurdele

Kırmızı Kurdele

Gelinliğin üzerine bağlanan kırmızı kurdeleler, nişan törenlerinde yüzüklere bağlanan kırmızı kurdeleler, okumaya yeni geçmiş çocukların yakasına takılan kırmızı kurdeleler; hep uğuru ve kısmeti temsil eder.  Ayrıca kötü ruhların şerrinden korunma sağladığına inanılır.

3. Mezar Taşlarımız

Mezar Taşlarımız

Günümüzde toplumda ulu kabul edilen kimselerin ölümlerinden sonra ruhlarından medet ummak ve mezarlarının kutsanışı  şaman geleneğin devamıdır.

Mezarlara taş dikilmesi ve bu taşın sanat eseri haline getirilecek kadar süslenmesi İslam coğrafyasında sadece Anadolu’da görülmektedir.

4. Dilek Tutmak

Dilek Tutmak

Dile tutmak da Şamanizm kökenli bir davranış şeklidir. Tabiat ruhlarının dileklerin gerçekleşmesine aracılık ettiğine inanılır.

5. Köpek Ulumasının Uğursuz Sayılması

Köpek Ulumasının Uğursuz Sayılması

Şamanizm’de köpek bir ruhun yaklaştığını uzaktan acı ulumayla haber verebilmektedir. Sıradan bir kişinin bu ruhu görmesi; onun pek yakında öleceğine işaret sayılır. Anadolu’nun kimi yerlerinde köpek uluması uğursuz sayılmaktadır. Köpeklerin bazı olayları önceden algıladıklarına ve bunu uluyarak anlattıklarına inanılır.

6. Nazar İnancımız

Nazar İnancımız

Anadolu’da halk  arasında “nazar” olgusu çok yaygın bir inanıştır.
Bazı insanların olağandışı özellikleri olduğu ve bakışlarının karşılarındaki kimselere rahatsızlık verdiğine, kötülük getirdiğine inanılır. Bunun önüne geçmek için “nazar boncuğu” “deve boncuğu” “göz boncuğu” vb. takılır. Bu inanış da Şamanizm’den kalmadır.

7. Kullandığımız Kilim Motifleri

Kullandığımız Kilim Motifleri

Eski Türklerde bir Şamanın giysisine yılan,akrep, çıyan, kunduz gibi yabani hayvan şekilleri çizmesinin, bu hayvanları topluluğun yaşam alanlarından uzak tutmaya yardımcı olduğuna inanılır.

Günümüzde Anadolu’da Türkmen köylerinde dokunan halı, kilim, örtü ve perdelere işlenen desenler, giysiler üzerinde kullanılan motifler bu inanıştan  kaynaklanır.

8. Mevlit ve İlahiler

Şamanlar ayinlerinde davul ve kopuz kullanmışlardır. Müziksiz hayatın ve ayinlerin değişilmez bir parçasıdır. Oysa İslam dininde Kur’an’ın müzikle okunması kesinlikle günahtır. Şaman geleneğinin devamı olarak Anadolu’da Hz.Muhammed’in Hz.Ali’nin hayatları müzikle okunmaktadır
Mevlit ve İlahiler sadece Anadolu’da uygulanan müzikli anlatımlardır. İslam dininde ölünün ardından mevlit merasimi diye bir uygulama yoktur.

Osmanlı tarihinde ilk Mevlit, 1409-10 yıllarında Bursalı bir fırıncı ustası olan Süleyman Çelebi tarafından yazılmıştır.

9. Su İçerken Kafanın Elle Desteklenmesi

Su İçerken Kafanın Elle Desteklenmesi

Bu da bir Şaman geleneği kalıntısıdır. Şöyle ki, su içerken insan akli başından kaçabilir diye kafa elle tutulurmuş.

10. Mezarlardaki Küçük Suluklar

Mezarlardaki Küçük Suluklar

Mezarların ayak ucunda bulunan küçük suluklar; ruhların susadıkları zaman kalkıp oradan su içmeleri inancına dayanır. Ayrıca kuşların, böceklerin o suluklardan su içmesinin, ölmüş kişinin ruhuna fayda edeceğine inanılır.

Not: Şaman kültüründe, ayinlerde kullanılan yardımcı ruhlar, kuş biçiminde tasvir edilmişlerdir. Kuş biçiminde düşünülen bu ruhlar Şamanlara, gökyüzüne yapacakları yolculukta yardımcı olmaktadır.

11. Yukarıda Allah Var

Yukarıda Allah Var

Tengrizm inancından kalmıştır. Bu anlayıştan dolayı dua ya da işaret ederken eller gökyüzüne açılır.

12. Sağ Ayak

Sağ Ayak

Kapıdan çıkarken sağ ayağın önde olması da Şaman kültüründen kalma bir ritüeldir. Sol ayakla geçmenin kişiye uğursuzluk getireceğine inanılır.

13. Su Dökerek Uğurlama

Su Dökerek Uğurlama

Şaman kültüründeki suyun kutsallığı olgusunun doğurduğu adettir. Su berekettir, kutsaldır. “Su gibi çabuk dön, ak geri gel, ak çabuk, kazasız belasız git” demek için su dökülür gidenin arkasından.

14. Türbelere, Ağaçlara, Çalılara Bez ve Çaput Bağlamak

Türbelere, Ağaçlara, Çalılara Bez ve Çaput Bağlamak

Şamanizm inancında dilek dileme şekli. Küçük kumaş parçaları genel olarak ağaçlara çok önem verildiğinden ve yaşamın sembolü kabul edildiğinden ve yaşam üzerinde muazzam etkileri olduğu düşünüldüğünden, bunların dallarına bağlanır ve dileğin gerçekleşmesi beklenir.

Günümüz Türkiye’sinde bu eski gelenek halen devam etmektedir. Temelinde ise doğadaki her varlığın bir ruhu olduğu inancı yatmaktadır.

15. Tahtaya Vurmak

Tahtaya Vurmak

Eski Türkler göçebe oldukları için, daha önce girmedikleri ormanlara girerken, ormandaki kötü ruhları kovmak için ağaçlara vurup bağırarak gürültü çıkarırlarmış. Bu davranış aynı zamanda doğa ruhlarına kötü olayları haber verip, onlardan korunma dilemek amaçlıdır. Tahtaya vurma adeti, sadece Türk kültüründe değil bir çok Avrupa kültüründe de vardır.

16. Ölünün Ardından Belirli Aralıklarla Toplanmak

Ölünün Ardından Belirli Aralıklarla Toplanmak

Birisi öldükten sonra evinde toplanıp dua okumak, bu toplanma işini 7, 21, 40 günde bir tekrarlamak gibi eylemler de Şaman kültüründen kalmadır.

Eski Türk inanışına göre ruh fiziki bedenini 40 gün sonra terk etmektedir. Vefat edenin “40’ın çıkması” deyimi vardır. Şamanizm’de ölen kişinin ruhu evi terk etsin, göğe yolculuğuna başlasın, öteki ruhlar doluşmasın diye insanlar ölen kişinin evinde toplanıp ayin yapar, yas tutarlar.

17. Çocuklara Doğadan Esinlenen İsimler Koymak

Çocuklara Doğadan Esinlenen İsimler Koymak

Orta Asya Toplulukları (Eski Türkler) doğada bazı gizli kuvvetlerin varlığına inanmışlardır. Tabiat güçlerine itikad, hemen hemen bütün halk dinlerinde mevcuttur. Fiziki çevrede bulunan dağ, deniz, ırmak, ateş, fırtına, gök gürültüsü, ay, güneş, yıldızlar gibi tabiat şekillerine ve olaylarına karşı hayret ve korkuyla karışık bir saygı hissi eskiden beri olmuştur. Çocuklarımıza verdiğimiz isimlerin birçoğu da bu derin bağlardan kaynaklanmaktadır.

kaynak: listeliste

Ruhsal Büyüme... kategorisinde yayınlandı. Leave a Comment »